İçeriğe geç

Çilingir Bey?

Bölüm 7 · 2 dk okuma

Çilingir Bey?

Bölüm 7

7. Bölüm

(Aras’ın Anlatımıyla)

Yıldız’dan gelen son mesajı okuduktan sonra telefonu komodinin üzerine bıraktım. Ellerimi başımın arkasında birleştirip tavanı izlemeye başladığımda, odanın sessizliğinde kendi kendime sırıttığımı fark ettim. Koskoca Aras Güvenlik’in sahibi, yatağın içinde liseli aşıklar gibi tavana bakıp gülümsüyordu. Biri görse kesin halime acırdı ama umurumda bile değildi.

Yıldız...

Gerçekten ismi gibiydi; sakin ve tekdüze giden hayatıma bir anda çarpan, değdiği her yeri darmadağın eden ama arkasında rengarenk bir iz bırakan bir meteor gibiydi. Düşündükçe içimdeki gülme isteğine engel olamıyordum. Dün gece evinin kapısında elinde topuklu ayakkabıyla kalışı, sabah beni sapık sanıp dükkandan kaçışı, bu akşam dükkana gelip koskoca kilit mekanizmasını kırarak beni odaya kilitlemesi ve finalde arabayı İstanbul’un göbeğinde çalışır vaziyette bırakıp köfte yemesi... Bir insanın yirmi dört saate bu kadar tatlı çılgınlığı nasıl sığdırdığına hala inanamıyordum.

"Rızık kapım benim ya," diye mırıldandım karanlığa doğru. Hayatımda ilk defa biriyle bu kadar eğlendiğimi, ilk defa bir kadının sakarlıklarını bu kadar çekici bulduğumu fark ediyordum.

Yataktan kalkıp banyoya doğru yürüdüm. Aynanın karşısına geçtiğimde gözüm alnımdaki o hafif kızarıklığa kaydı. Kafa kafaya çarpıştığımız an gelince parmaklarımla o noktaya dokundum. Canım acımıştı ama o saniyede gözlerinin içine bu kadar yakından bakmak, o şaşkın ve mahcup ela gözleri görmek çekilen her acıya değerdi. Bakışlarım yavaşça banyonun köşesindeki kirli sepetine kaydı. Üzerinde Yıldız'ın iki elinin de kusursuz, siyah motor yağı lekelerinin durduğu o beyaz tişört en üstte öylece duruyordu. Normalde titiz adamdım, lekelenen şeyi anında çamaşır makinesine atardım ama bu tişörtü yıkamaya içim elvermemişti. Resmen adama damga basmıştı ve ben o damgayı silmek istemiyordum. Tişörtü elime alıp hafifçe gülümsedim, kokusuna baktım. Metal kokusunun arasına onun o büyüleyici parfümü sinmişti. Tişörtü katlayıp dolabımın gizli bir köşesine koydum. Bu kesinlikle saklanması gereken bir ganimetti.

Ertesi sabah dükkanı açtığımda içimde tarif edemediğim bir enerji, sabırsız bir neşe vardı. Kepenkleri kaldırırken bile normalde sıkıcı gelen o gıcırtı sesi kulağıma müzik gibi geldi. Dükkanın içine girip ceketimi asar asmaz ilk işim, dün akşam Yıldız'ın dışarıda mahsur bırakırken tamamen pert ettiği o personel odasının kapısına bakmak oldu. Kapı kolunun yerinde yeller esiyordu, mil içeride kırılmıştı.

"Aferin Yıldız," dedim kendi kendime kıkırdayarak. "Bir çilingirin dükkanına gelip kapı kırmak ancak senin yapabileceğin bir sanattı."

Alet çantamı tezgahın üzerine koydum. Tornavidaları, yeni kilit millerini hazırlarken telefonum masanın üzerinde titredi. Kalbim bir an gereksiz bir hızla tekledi. Hemen masaya uzanıp ekrana baktım ama gelen mesaj Turkcell’dendi. Hayal kırıklığıyla karışık bir nefes verdim. Ben onu dün gece telefonuma rehberdeki o klasik "Çatlak Müşteri 🚨" ismiyle bırakmıştım ama artık bu ismin hissettiklerimin yanından bile geçmediğini biliyordum.

Rehbere girdim, ismin üzerine tıkladım ve sildim. Parmaklarım klavyede gezinirken yüzümde yine o durdurulamaz gülümseme belirdi. Sahiplenici bir tavırla yeni ismi yazıp kaydet tuşuna bastım:

"Yıldız'ım 💫"

Telefonu cebime koyup tornavidayı elime aldım ve kapının mekanizmasını sökmeye başladım. Kendi kendime, "Bakalım bugün yolun dükkana düşecek mi Yıldız'ım... Ya da ben seni buraya getirmek için nasıl bir bahane uyduracağım?" diye düşünüyordum. İçimden bir ses, bu kızın hayatımdan öyle kolay kolay çıkmayacağını, hatta bugün bile neleri kırıp dökeceğini görmek için sabırsızlandığımı söylüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.