İçeriğe geç

Chomill /Jenlisa

Bölüm 7 · 7 dk okuma

Chomill /Jenlisa

Bölüm 7

0.7 Ölüm ile Aşk arasında

"Ne" sesimin olabildiğince titremesini engellemeye çalışıyordum, fakat Lisa karşımdayken bu imkansız kılınıyordu. Şimdi ikimiz de sessizce birbirimize bakıyorduk, şahsen birbirimize demek bile istemiyorum. Benim bakışlarım ona farklıydı, onun ise çocukluğundan beri hiç değişmediği donuk bakışları yerleşmişti tekrardan. Aynı anda sanki kabullenmek istemediği bir şeyi öğrenmiş gibi bakıyor, ben ise bir yandan ne demek istediğini anlayamadığım için.

Sorumun üzerinden tam 5 dakika geçmişti, sadece arkasını döndü, konuşmak için nefesini toparlıyordu. Kaşlarımı çatarak ona ilerledim.

"Sana aşık falan değilim" diyerek toparlamak istedim ama aniden bana dönmesiyle kaşlarımı kaldırdım, hafifçe bana eğildiğin de gözlerimi kapatmıştım. Gergin bir ortamdaydım ve kalbimin atışını ağzımda hissediyordum.

"Montum." Sırtıma değdirerek kendisine çektiği montuna ve ona baktım. "Nereye bu saatte?" Cevap vermeden gidecekti ki kolundan tutarak montunu sıktım. "Bu saatte hiçbir yere gidemezsin Lisa." İlk defa bu kadar ciddi konuşuyordum, Lisa hareket etmiyordu onunda şaşırdığına emindim.

Alaycı bi' tavırla sıktığım montunu bıraktım. "Yoksa Rosé ile mi buluşacaksın."

Aniden elini savurmasıyla burnumun ucuna sürten tırnağına karşı inledim, bana sinirli bir yüz ifadesiyle bakıp üzerime doğru gelirken ben de buna karşı yalpalayarak geriye doğru gidiyordum, gözlerine bakmak için kafamı doğrulttuğum anda sırtımı yatağa verdiğimi fark ettim. Üzerime çıkıp kucağıma oturmuştu, nefesimi tutmuştum ve sessizce ona doğru bakıyordum, yapacağı hareketleri tahmin etmek istiyordum lakin beni sevebileceği aklımın ucundan bile geçmiyordu. Bir an gömleğimi açmaya başladığında konuşmuyordum, içim umutla ama kötü bir hisle dolmuştu, bana sormadan yarıya kadar indirirken birden gömleğimi ayırarak düğmeleri koparmasıyla gözlerimi büyüttüm.

"Yapma." Boynuma eğilerek öptüğünde ellerim titriyordu. Bir eliyle omzumu okşuyordu. Sütyenimi aşağıya indirerek kalbime elini koyduğunda geri çekilerek alayla gülümsedi. "Seviyorsun işte, neyi inkar ediyorsun?" Geri çekilerek üstünü düzenlediğinde yanda duran dolabı açıp bir tişört çıkarıp bana atmıştı. Yataktan doğrulamıyordum, çünkü ne olduğunu anlayamamıştım. Lisa resmen benimle dalga geçmiş, bir orospuymuşum gibi üzerime tişört fırlatmıştı.

"Neden." Sonunda konuşabildiğimde bana mırıldanarak dönmüştü. "Hm?" Hızlıca doğrularak gömleğimi çıkartmış, hafif sallanan düğmeler ile birlikte yüzüne doğru fırlatmıştım.

Gözlerini kapatarak yavaşça dolabı kapatmasıyla bağırdım. "Siktiğimin Lisası! Senin bu iğrenç tavırlarından ve düşüncelerinden nefret ediyorum, iğrenç birisin, seni sevmiyorken seni sevdiğimi söylediğin içinde kat ve kat midemi bulandırdın!'' tek bir nefeste cümlemi tamamladığımda vücudum zangır zangır titriyordu lakin o olduğu halde kalmış, ciddiyetini bozmamıştı ve bu sinirlenmemi kat ve kat arttırmıştı. Eğilip gömleğim eline alıp katladı, düğmeleri avucuna alarak komidinin üzerine bıraktı. ''Gelince dikeceğim, dikmeye kalkma iğne eline batar.'' demişti tek bir nefeste, Beni dikkate almıyordu, ben de onu dikkate almayacaktım.

Sinirle gülerek peşinden ilerledim. Apartman koridorunda ayakkabısını giyiyordu. Zorla gülümseyerek kapıyı tuttum. "Rosé'ye selamımı söyle." Bana kafasını çevireceği sırada hızlıca kapıyı kapattığımda apartman kapı sesiyle inlemişti. İlerleyerek odasına baktım, kalbim anlık his ile hızlanmıştı ve hızlıca tuvalete doğru koşmuştum, bir oturuşta midemi boşalttığımda düşündüğüm tek bir görüntü vardı,

Öpüşmüşlerdi, karşımda.

Kalbim hiç acımadığı kadar acıyordu. Odama zar zor ilerliyordum, nefesim belki de hiç daralmadığı kadar daralıyordu. Çıplak tenime dokunarak buz kesildiğimi hissettim. Kapımı açarak dolaptan uzun bi' tişört aldım ve giyindim. Boğazım düğümlenmişti. Bu evden, Lisa'nın odasından, Çarşafından, yastığından, kokusundan ve özellikle ondan nefret ediyordum.

...

Sırtımda bi' sıcaklık hissettiğimde arkamı döndüm. Yatak hiç hissedemediğim bi' sıcaklığa sahipti, bu beni huzurla kaplıyordu. Gülümseyerek kim olduğunu bilmediğim insanın hissettirdiği güzel duyguyla koynuna eğildim. Sarılarak sırtımı sıvazladığı elini saçlarıma yaslamış, okşamaya başlamıştı.

Nefret ettiğim kokusuna yanaşarak burnumu boynuna değdirdim, fazla sıcak olmuştu. Bunu yapmak hiç istememiştim ve kendi gururumu incitmiş gibi hissetmiştim ama ona karşı gelemiyordum, yine de bir şekilde rahatsızca kıpırdanarak geriye çekilmiştim. Başımı Lisa'yla aynı hizaya getirip gözlerine baktım, kızarıktı.

Boğuk sesimle fısıldadım. "Uyumadın mı?" Yanaşarak komodinde ki ışığı açtığında gözlerine baktım. "Tch, uykum gelmedi." Yavaşça yatakta doğrulup sırtımı duvara verdiğimde ne yaptığımı izliyordu, telefonumu alarak bir numarayı çevirmiş ve aramıştım. Telefon 2 kere çaldığında karşıdan gelen sinirli sese esneyerek cevap vermiştim.

"Ne var Jendeuk." Tekrar esneyerek sinirinin bozulmasını sağladım. "Ağzına klozet soktuğumunun Jendeuk'u. Ne var." Kıkırdayarak Lisa'ya baktığımda, Lisa kaşlarını çatmış bana bakıyordu. "Buraya gelmelisin, Lisa ölüyor." Lisa daha da kaşlarını çatıp ağzını araladığında gülmemek için zor duruyordum.

Çok komik gözüküyordu, canımı yaksa da.

"Jendeuk? limarioya ne yaptın jendeuk!'' Telefonu kulağımdan çekerek kapattığımda geri yatarak Lisa'ya döndüm. "Jisoo geliyor." Bana arkasını dönerek sızlandı. "Onun deney faresi olmayacağım." Kaşlarımı çattım. "Deney faresi?"

Lisa dizlerini kendine çektiğinde doğrularak aynaya ilerledim, saçlarımı tararken bir yandan kulağım ondaydı. "Deney faresi işte, bildiğimiz. Üzerimde deneyler yapacakmış." Saçımı tararken ağzımda ki toka ile konuştum.

"İyi bari ne yapacakmış? Aa dur... Muzlu süt mü enjekte edecekti o?" Evet dermişçesine mırıldandığında gevşekliğini bozmak için sesimi tok tuttum. "İyi, en azından yumuşak kalpli birisi olursun." Ses çıkarmadığında ona dönerek çantamı elime aldım. "Ve insanların kalbini kırmazsın." Odamdan çıkarken koridorda ki askılıkta duran gömleğime baktım, dikmişti.

Hafif gülümseyerek gömleği giyerken içeriden gelen güzel kokulara ilerledim. İlerlerken yanından geçtiğim odaya bir tekme atarak yankılan sesle yatakta ki kendisine bir gönderme yaptım, yaptığım tek şey kendi gururumu incitmekti ama bunu yapmasam içimde kalacağına adım gibi emindim.

İçeriye geçtiğimde çantamı dış kapıya fırlatarak masaya ilerledim ve sandalyeyi kendime çekerek oturdum. Karnımı doyururken elleri ile hazırladığı her şeyi aşkla yediğimi fark etmiştim, daha yeni doğrusu. 3 yılı aşkın süredir ona çok yakın davranıyordum. Anlaması gerekti diye düşünüyordum içimden. Kendi gururumu incitiyordum evet ama o onu sevmemi istemiyorsa bunu ona yansıtmayacaktım, bu yüzden birisini öptüğü için ona kızamazdım. Midem tekrar bulanmıştı, çiğnediğim yemek boğazımdan zorla geçerken gözlerimin dolmasıyla hızlıca meyve suyunu içip masadan kalktım.

Bana ilerleyerek ayakkabılarımı uzatmıştı, almayarak banyoya ilerledim. Yüzümü ve ellerimi yıkarken aynadan yansımasına gözlerim kaymıştı, koltuk başına oturmuş beni izliyordu. Havluyla yüzümü kurulayarak ona döndüm. "Neden beni izliyorsun lisa?''

Tek eliyle yanağıma dokunduğunda yutkundum. "Gözlerin kızarmış." Baş parmağıyla göz çevremi okşadığında yapmacık bir şekilde öksürdüm. "Gitmem gerek." Ayağa kalkarak peşimden gelmesiyle kaşlarımı çattım. "Kendim gideceğim, bugün dersin yok hem. Dinlen evde."

Omzumdan tuttuğunda konuşmasına izin vermedim. "Dediğimi yap, Jisoo gelecek ve göz altlarına krem sürecek. Her neyse, yemek için sağ ol."

Son bağcığımı da düğümlediğimde kapıyı çekerek çantamın bi' kolunu çıkardım ve asansöre ilerledim. Şansıma bu kattaydı, 18. Kattaydık ve inene kadar dünyanın nüfusu ikiye katlanıyordu. Alnımı aynaya yaslayarak zemin katına bastım. Asansör durduğunda içeriye geçen kişiye dikkat kesilmedim, parfümünden kız olduğu belliydi.

Alnımı aynadan çekerek yandan ona baktığımda o da bana bakıyordu. İkimiz de gözlerimizi kaçırdığımız da utanmasına karşın gülümsedim. Kıyafetlerinden lise öğrencisi olduğunu anlamıştım.

İkimiz de konuşmayarak asansörün inmesini bekliyorduk. Kapı açıldığında ondan hızlı ilerleyerek çıkmak için yeltendiğimde beni aniden geri çekmesi ve sarsılmamız ile sert bir şekilde sırtımı asansörün duvarına çarpmıştım.

"Kahretsin, siz iyi misiniz?" Kıza dönerek evet anlamında kafamı salladım. Az daha ilerleseydim öleceğimi anlamıştım, ona dönerek toparlandım ve teşekkür ettim. "Önemli değil ama buradan nasıl çıkacağız?" Zemin kat asansör kapısın üst tarafında görünüyordu, diğer taraf ise duvardı. Ona dönerek ciddi ama çocuksu çıkan sesimle mırıldandım.

"Kapı tarafına yaklaşma, her an düşebiliriz." Çantamı çıkararak telefonumu bulmaya çalıştım ama yoktu, ceketimin cebinde de yoktu. Kısaca tek yapacağımız yardım çağırmaktı. Zil tuşuna tıkladım, çalışmadığını fark ettiğimde küfür ettim. "Siktiğimin asansöründe ne doğru ki!" Kızın iç çekmesi ile alnımı yeniden aynaya yasladım. "Tek yapabileceğimiz şey Lisa'yı ya da Jisoo'yu beklemek."

Kız sesinde ki merak tınısıyla fısıldadı. "Onlar kim?" Anlaşılan bir yakınlık kuracaktık, gerginlikle gülümseyerek ona döndüm. "Lalisa benim ev... arkadaşım. Jisoo ise Lise arkadaşım."

Kız muhabbeti ilerletmek için heyecanlı sesiyle konuştu. "Unnie, sen üniversitelisin sanırım." Kafamı salladığımda ellerini yanaklarına yaslamış hayranlıkla bana bakıyordu, tanrım... Lütfen Lise'li bir hayranım olmasın. "Çok havalıı..." Hayranlıkla mırıldandığında durum gerici olsa bile kıkırdadım çünkü ilk defa birisi bana çocukmuşum gibi davranmıyordu.

Aniden zemin katından gelen sesle kalbimin atışının hızlandığını hissettim. Kızda bunu duymuş olacak ki bana kaşlarını kaldırmış bakıyordu. "Jennie!'' Zemin katından gelen koşar adımlara gülümsedim, eğilerek bize bakıyordu. "Jennie iyi misi- misiniz?" Kız kafasını salladığında sırtını okşayıp kızı gösterdim. "Bu afacan hayatımı kurtardı." Lisa kaşlarını kaldırarak kıza baktığında gülümseyerek bana baktı. "O afacanın bir ismi yok mu?" Doğru ya, ismini sormamıştım. Sormama izin vermeden Lisa'ya seslendi. "Adım Irene efendim."

"Buradan çıktığında benden ne dilersen dile Irene fakat şu anda sizi kurtarmam gerekiyor lütfen beni bekleyin." Aniden kalkmasıyla endişesine parmak uçlarım titremişti.

Asansör aniden hafif indiğinde Irene çığlık atmıştı, omzundan tutarak geri çektim. Asansörün sabit kalmasıyla derin bir iç çekerek ona döndüm. "Yere otur, her an düşebiliriz. Aşağıda sadece depolama odaları var, 1. kattayız merak etme. Hasar almayız, tek asansör zaten." Irene'ı rahatlattığımı fark ettiğimde gülümsedim. Oysa ki ben de korkuyordum, asansör en büyük korkumdu.

5 dakika sonra gelen sesle asansörün yukarı çekilmesine irkildim. Görünür kapıdan iki görevli bize bakarak gelmemizi işaret etti. "Şimdi geleceksiniz ve ben sizi tutacağım." Irene'ı ilk gitmesi için onlara ilerlettim.

Irene onlara gidip kurtulduğunda adam bana gelmem için işaret veriyordu, tam geleceğim sırada asansör aniden aşağı inmişti. Ne olduğunu bile anlamadan başımı sertçe zemine çarpmıştım ve asansörün bazı kısımlarında ki demirler bükülmüş, parçalanmıştı. Şok ile son duyabildiğim şeyler üst kattan gelen çığlık ve seslerdi. Acım ile gözlerimin hafifçe kapandığını hissettiğimde bazı şeyler için çok geçti...

"JEN!''

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.