İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 8 · 20 dk okuma

ÇETE

Bölüm 8

8.Bölüm

Annemle masada oturmuş akşam yemeği yerken, bir saat sonra fabrikaya gidip Barlas'ın verdiği görev üzerine villaya gireceğim için oldukça gergindim. Birinin evine girmek bana çok zor geliyordu ama bunu yapmak zorundaydım. İlk görevi başarıyla geçmişken ikinci görevde pes edemezdim.İştahsızca önümdeki tavuktan bir parça alıp ağzıma attığımda anneme bakıyordum. Biriyle mesajlaşıyordu. Onu telefonla mesajlaşırken pek fazla görmediğim için şaşırmıştım. Yarım saattir telefon elinden hiç düşmemişti. Merak etmiştim. "Anne, kiminle yazışıyorsun?" diye sordum. Kafasını telefondan kaldırıp bana baktı ve birkaç saniye ne diyeceğini düşündü, "Şey... Bir arkadaş. Neden sordun ki?"

"Tam olarak yarım saattir onunla mesajlaşıyorsun da ondan."

"Öyle mi, hiç farkında değilim," deyip kafasını tekrar telefona eğince, "Sen pek mesajlaşmazdın ne oldu sana böyle?" diye sordum. Soruma, gözlerime bakmadan cevap verdi, "Bir şey olduğu yok. Bu günlük öyle oldu sadece," Cevabı beni pek tatmin etmemiş olsa da sebebini fazla kurcalayıp onu kızdırmak istemediğim için, "Anladım," diyerek yemeğimi yemeye devam ettim. Yaklaşık on dakika kadar daha devam ettikten sonra, "Ben artık çıksam iyi olacak. Kızları daha fazla bekletmeyeyim," deyip ayağa kalktı.

Elimdeki çatalı tabağıma bırakıp ona baktım. Telefon elindeyken çok fazla bir şey yiyememişti ama haklıydı, çıksa iyi olacaktı. Tabağını tezgâhın üzerine bırakıp yanıma yaklaştığında eğilip yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. "Tabağındakileri bitirmeden bu masadan kalkmak yok."

"Tamam," deyip ben de yanağından öptüm. Çantasını alıp kapıya doğru gidince ben de peşinden gittim. "Kapıyı arkamdan kilitlemeyi unutma sakın."

"Tamam anne, merak etme," deyip onu uğurladıktan sonra kapıyı kapattım ama kilitlemedim. Biraz sonra evden çıkacaktım zaten gerek yoktu. Allah'tan annem iş arkadaşlarıyla dışarıda buluşup eve geç saatte dönecekti. Yoksa yine yalan söyleyip izin almak zorunda kalacaktım. Neyse ki böyle bir şeye gerek kalmamıştı. Şansım yaver gidiyordu. Umarım bu şans o villaya girdiğimde de devam ederdi.Mutfağa geri dönüp yemeğimi hızlıca bitirdim. Barlas'ın dediği saatte fabrikada olmam gerekiyordu. Hemen odama gittim ve üzerime giyecek bir şeyler aradım.

Altıma kot pantolon üstüme de V yaka lacivert bir bluz giydim. Aslında onu sinir etmek için elbise giymeyi düşünmüyor değildim ama bugün villaya girmek gibi önemli bir görevi başarmak zorunda olduğum için rahat hareket edebilmem gerekiyordu. Üşümemek için beyaz trençkotumu da üzerime geçirdikten sonra hemen evden çıkıp durağa doğru yürüdüm.

Saat yediye beş kala fabrikaya varabildiğimde içeri girip Barlas'a baktım. Arkadaşlarıyla birlikte oturmuş Koray'a villaya nasıl girileceğini anlattığını duydum. Koray onu dikkatle dinlerken Barlas'ın bakışları birden bana kaydı. "Kaktüs de geldiğine göre artık gidebiliriz," dedi.

Barlas'ın sözü üzerine bütün gözler bana çevrildiğinde ben Koray'a bakıyordum. Zavallım, biraz sonra istemediği bir şeyi yapacaktı. Onun için üzülüyordum ama elimden hiçbir şey gelmiyordu. "Barlas, bu kızın işi becerebileceğinden emin misin?" Bade giderayak yine sinirlerimi bozmaya uğraşırken onu umursamamaya çalıştım. Barlas'ın gözleri hâlâ benim üzerimdeyken, "Emin olmasan bu görevi ona vermezdim," dedi."Ben pek emin değilim ama!"Barlas ona sinirle baktı. "Sana fikrini sorduğumu hatırlamıyorum!"

"Onun yüzünden hepimiz yakalanacağız! Vazgeç bu işten." Barlas hızla ayağa kalktı. "Sus Bade ve sakın bana bir daha ne yapacağımı söyleme!" Barlas ona ağzının payını verdiği için kollarımı göğsümde birleştirip zafer kazanmış bir edayla gülümseyerek Bade'ye baktım.

Yüzü düşmüştü. İyi de olmuştu. Bir daha boş yere ağzını açmazdı.Barlas sinirle yanımdan geçip gidince Bade hariç diğer arkadaşları da peşinden gitti. Koray ayağa kalkıp laptopu alarak yanıma yaklaştı ve omzuma elini koyup sıkıntılı bir nefes verdikten sonra o da peşlerinden gitti. Bade oturduğu yerden bana bakarken gözlerimi devirip gitmek için arkamı döndüm ama sesiyle olduğu yerde kaldım. "Bekle!" Ona doğru döndüğümde, "Ne var?" diye bağırdım.

Ayağa kalkıp yanıma yaklaştı ve gözlerindeki nefretle konuştu, "Bu çeteye asla giremeyeceksin." İşte bu sözü beni güldürmüştü. "Seni hayal kırıklığına uğratmak istemem ama gireceğim."

"Göreceğiz!" deyip omzuma omzuyla vurduktan sonra yanımdan geçip gitti. Çok sert vurduğu için omzumu ovuşturuyordum. Canımı yakmıştı. Çeteye gireceğim diye bu kızla anlaşmak zorunda kalmama gerçekten çok üzülüyordum. O kadar agresifti ki onunla asla anlaşamazdım.

Umarım beni çok sinirlendirip büyük bir kavgaya teşvik etmezdi. Yoksa neler olurdu tahmin edemiyordum.Arkalarından ben de dışarı çıkınca hep berber arabaya bindik. Neredeyse kırk beş dakika süren bir yolculuktan sonra gideceğimiz yere vardığımızda kimsenin sesinin çıkmadığını fark ettim. Belli ki herkes benim gibi gergindi. İlk defa böyle bir şey yapacaktım ve bu yüzden biraz korkuyordum.

Barlas arabayı durdurunca bana büyük bir evi işaret etti. "Gireceğiniz villa bu."Dıştan oldukça lüks görünen binaya baktım. Çok büyüktü. Bu civarda birkaç tane daha villa vardı ama en büyükleri oydu. Belli ki sahibi çok zengindi. "Evet, girmek için hazır mısınız?"Kafamı çevirip Barlas'a baktım. "Saat sekiz oldu mu?" Kolundaki saate bakıp, "İki dakika sonra olacak," dedi.

Kendimi hazır hissetmem için iki dakikam vardı yani. Bu cidden çok kötü bir haberdi!"Şimdi beni iyi dinleyin. Evde kimse yok ama villanın ön bahçesinde üç tane bekçi var. Ara sıra arka bahçeye gidip orayı da kontrol ediyorlar. Bu yüzden içeri arka bahçenin kapısından gireceksiniz. Siz girdiğinizde biz bekçileri kontrol ediyor olacağız. Yakalanmamanız için çıkacağınız zamanı size ben söyleyeceğim. Sakın ben bir şey söylemeden dışarı çıkmayın. Anladınız mı beni?"

İkimiz de başımızı sallayınca Barlas arabanın torpido gözünden iki çift siyah eldiven ve bir el feneri çıkarıp bize uzattı, "Şunları alın ve dikkatli olun!"Şu dakikaya kadar yapabileceğimi düşündüğüm bu iş bana şimdi olanaksız görünüyordu. Dizilerde ya da filmlerde gördüğüm sahnelerden birini yaşıyordum ve bu beni gerçekten çok heyecanlandırıyordu. Barlas kafasını çevirip Çetin'e bakınca, "Az kalsın unutuyordum, bluetooth kulaklığı ver," dedi.

Çetin elindeki kulaklıkla uğraşırken kafasını hafifçe iki yana salladı. "Barlas, kulaklık çalışmıyor."

"Siktir! Bunu şimdi mi söylüyorsun? Neden daha önce kontrol etmedin?"

"Bozulduğunu tahmin etmemiştim." Barlas canı sıkılmış gibi oflayıp bana baktı, "Kulaklık yok, telefondan konuşacaksın. Onu titreşime alsan iyi olur. Seni aradığımda bekçiler duymasın."Bunu iyi düşünmüştü işte. Dediğini yapıp telefonumu titreşime aldığımda "Hadi artık gidin!" komutuyla arabadan dışarı çıktık. Bu iş için o kadar tecrübesizdim ki ne yapacağını bilemediğimden boş gözlerle Koray'a bakıyordum. O da benim gibi tecrübesizdi ama ne yapacağını iyi biliyor gibiydi. "Başlıyoruz Öykü, koş!" deyip elindeki fener ve laptopla villaya doğru koşmaya başlayınca ben de eldivenlerimi takıp arkasından koştum.

Çok da yüksek olmayan duvarı aşarak bahçeye atladık. Nefes nefese kalmış bir şekilde ellerimi dizlerimin üzerine koymuş bahçeyi kolaçan ederken, "Hadi Öykü durma!" diyen Koray'ın bileğimden tutup beni koşturmasıyla ağlayacakmışım hissine kapıldım. Bu iş kesinlikle bana göre değildi. Koşmaktan nefes nefese kalmıştım ve dinlenemiyordum. Yakalanma korkusu ayrı bir sorundu zaten. Daha içeri girmeden vazgeçmeyi düşünüyordum. Yapamayacaktım galiba. Arka kapının önünde durduğumuzda Koray'a bakıyordum. Elinde tuttuğu laptopu açmış bir şeyler yapıyordu. "Ne yapıyorsun Koray?"

"Hırsız alarmını devre dışı bırakıyorum." "Yakalanacağız şimdi! Neden dün yapmadın ki?"Kafasını bana çevirip ters ters suratıma baktı. "Bu tür alarm sistemleri olası bir soruna karşı her saat başı kendini yeniliyor da o yüzden." Bunu nereden biliyordu ya? Onu tanımasam önceden hacker değil de hırsız olduğunu düşünecektim."Evet alarm iptal, şimdi kapıyı açacağım. Sen şunu tut," deyip laptopu bana vererek cebinden Demir bir çubuk çıkardı ve sadece on beş saniyede anahtar yuvasını kırıp kapıyı açtı.

İşinde usta olmuş hırsızlara bile taş çıkartırdı bu çocuk. Kapıyı açar açmaz elimdeki laptopu geri alıp fenerini de yakarak içeri girerek etrafa bakındı. Ben hâlâ kapıda öylece dururken girip girmeme konusunda kararsız kalmıştım. Vazgeçmek istiyordum. Kendimi hırsız gibi hissetmiştim. Bu his içeri girmeme engel oluyordu."Ne duruyorsun orada? Girsene içeri!" Koray bana dönmüş anlamsız bakışlarla yüzüme bakarken, "Ya, ben yapamayacağım galiba!" dedim.

Yanıma yaklaşıp kolumdan tutarak beni içeri soktu ve kapıyı kapattı. "Artık çok geç Öykü. Bu saatten sonra vazgeçersen Barlas seni mahveder!" O kadar haklıydı ki. En iyisi zor da olsa bu işe devam etmekti."Beni takip et." Koray elindeki fenerle yavaş yavaş yürürken ben de el mahkûm peşinden gittim. Yakalanmaktan o kadar korkuyordum ki dizlerim titriyordu.

Adrenalinden kalbimin ritmi artmıştı. Bayılacak gibiydim. Yabancı bir evdeydim ve ne yapacağımı bilmiyordum. Ne amaçla geldiğimi bile unutmuştum. Nefes alışverişlerim sıklaşmıştı. Beynim durmuştu ama ayaklarım Koray'ın peşinden gidiyordu. Yanımda iyi ki o vardı yoksa burada tek başıma ne yapardım hiç bilmiyordum."Yukarı çıkmamız gerekiyor. Kasa villanın sahibinin odasında olabilir." O, üst kata çıkmak için merdivenlere yönelince ben de peşinden gittim. Normal bir zamanda böyle bir eve girsem içeride ne var diye etrafı süzerdim ama şu an sağa sola bakmıyordum bile. Tek isteğim bir an önce işimizi halledip buradan çıkmaktı.

Basamakları yavaş yavaş çıkıp üst kata ulaştığımızda Koray kapalı olan tüm kapıları açmaya başladı. Evin sahibinin odasını arıyorduk ama bu evde o kadar çok oda vardı ki kolay kolay bulamayacak gibiydik."Öykü bulduk!"Çok vakit kaybetmememiz iyi olmuştu. Aceleyle içeri girip fenerin cılız ışığında kasayı aramaya başladık. Birkaç dakikadan fazla içeride kalınca sıkıntıyla Koray'a baktım. "Bu odada değil galiba."Beni duymamış gibi feneri elime verip, odanın ortasında bulunan büyük karyolanın yanına yaklaştı ve tüm gücünü kullanarak karyolayı kenara itti. Karyola başlığının arkasında kalan boşluğa yerleştirilmiş olan kasa görününce hafifçe gülümsedi.

"İşte burada!"Gözlerim hayretle açılırken Koray'a baktım. Şaşılmayacak gibi değildi. Ben kırk yıl düşünsem o kasanın orada olduğunu tahmin edemezdim. Bunu nasıl anlamıştı bilmiyordum ama zekâsına hayran kalmıştım. "Nasıl açacaksın peki?" Ne yapacağını biliyormuş gibi kenara koyduğu laptopu eline alıp açınca bağlantı kablosunun bir ucunu ona diğer ucunu da kasaya takıp iki dakika içinde şifreyi kırdı.

Laptopu yatağa bırakıp kasaya şifreyi girerken telefonum titremeye başlamıştı. "Efendim Barlas?"

"Ne yaptınız? Buldunuz mu kasayı?"

"Evet, bulduk." Koray'ın açtığı kasa deste deste parayla doluydu. "Dosya içinde mi?" Paralara bakmaktan Barlas'a cevap veremediğim için yüksek sesle tekrar sordu. "Cevap versene kızım niye susuyorsun, dosya içinde mi?"

Hangi dosyayı aradığımızı bilmediğim için bir şey diyemiyordum ama Koray neyi aradığını biliyor gibiydi. Kasadan mavi bir dosya çıkarıp inceleyerek doğru olanı bulduğundan emin olduktan sonra başparmağını kaldırdı. Hareketini görünce derin bir oh çektim, "Evet, bulduk." Barlas buna memnun olmuştu. "Güzel. Şimdi içindekilerin fotoğrafını çekin."

"İçindekilerin fotoğraflarını çek," deyince Koray dediğimi yapmaya başladı. Neydi bu dosya acaba? Ne vardı içinde? Önemsiz bir şeyse eğer Barlas'ı öldürebilirdim. Onun saçma işleri yüzünden kendimizi riske atmıştık sonuçta. Aradığımız şeyi bulduğumuz için korkum biraz olsun azalmıştı. Şimdi tek düşündüğüm yakalanmadan buradan çıkıp gitmekti. "Siktir!"

Telefondan duyduğum sesiyle Barlas'a, "Ne oldu?" diye sordum. Birkaç saniye sessiz kalıp paniklemiş bir halde, "Bekçilerden biri içerideki hareketliliği fark etti. Çabuk çıkın oradan!" deyince korkuyla Koray'a baktım. İşte şimdi bitmiştik! Buraya kadardı. Korktuğum başıma gelmişti. Ne yapacaktık şimdi? Acilen buradan kaçmamız gerekiyordu. "Koray çabuk ol çıkıyoruz!" Kafasını fotoğraf çekmek için eğdiği dosyadan kaldırınca yüzüme baktı. "Ne oldu?"

Elimdeki telefonu ve feneri pantolonumun cebine soktuğumda, "Yakalandık, bekçi geliyor! Hemen çıkmamız lazım buradan!" dedim. Sıçtık, diyen gözlerle bana baktıktan sonra hemen dosyayı yerine koydu ve kasayı kapatıp karyolayı onun önüne çekti."Nasıl çıkacağız buradan, bir fikrin var mı?"

Paniklemiş halde Koray'a bakarken iyi bir fikir bulmasını umut ediyordum. Yatağın üzerine bıraktığı laptopu eline alıp balkon kapısına baktı."Balkondan atlayacağız!"Çok iyi bir fikir değildi ama mecbur atlayacaktık. Çünkü başka çaremiz yoktu, "Tamam, hadi!" diyerek balkona çıktım ve aşağı baktım. Yükseklik korkum falan yoktu ama ben buradan hayatta atlayamazdım. Korkuyla dönüp Koray'a baktığımda elindeki laptopu bana uzattı. "Tut şunu."

Sanırım o atlayacaktı. Dediğini yaptığımda hızla korkuluğa oturdu ve hiç düşünmeden kendini aşağı attı. Gördüğüm manzara karşısında elimle ağzımı kapatıp bir şey oldu mu diye ona baktım. Hiç zarar görmemiş bir halde düştüğü yerden ayağa kalktığını gördüm. Bana bakıyordu. "Öykü, laptopu at!"Şaşkınlığım devam ederken elimdeki laptopu ona doğru attım. Onu tuttuktan sonra eliyle işaret etti. "Hadi, sen de atla!" İşte bunu yapabilir miydim bilmiyordum.

Çok yüksekti. Bizi uzaktan izleyen Barlas bahçe duvarını aşıp koşarak yanımıza gelince Koray'ın omuzlarına elini koyup yüzüne baktı. "Sen iyi misin?" Koray onu başıyla onaylarken eliyle beni işaret etti. "Sorun yok ben iyiyim ama Öykü galiba atlayamıyor!" Barlas gözlerini Koray'dan çekip bana yönlendirince yüzümdeki korkuyu görüp tekrar Koray'a baktı. "Tamam, sen hemen bizimkilerin yanına git, ben onu hallederim." Koray "Tamam," deyip koşarak oradan uzaklaşınca Barlas kafasını kaldırıp bana baktı. "Atla hadi ne duruyorsun?"

"Hayır!" diyerek kafamı iki yana salladım. "Atlayamam, çok yüksek!"

"Ne demek atlayamam? Hemen atla aşağı yoksa yakalanacağız!" Bunu yapamayacağımdan o kadar emindim ki. Titriyordum. Ellerim buz kesmişti. Barlas atlayamadığım için bana çok kızgın bakıyordu ama bu umurumda değildi. "Kızım atlasana!"

Sesini yükseltirken korkuyla gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. Yakalanacaktım! Her şey onun yüzünden olmuştu. Verdiği görev sonumu getirmişti. "Yapamam anlasana!"

"Bana bak benim canımı sıkma hemen atla şuradan!"

"Yapamam diyorum neden anlamıyorsun?" Sesim oldukça yüksek çıkmıştı. Bekçiler hızla olduğum odaya doğru koşarlarken ayak seslerini duyup yutkundum. Geliyorlardı! Yakalanmamam için tek çare buradan atlamaktı. Koray atlamış ona bir şey olmamıştı.

Ben kesinlikle bir tarafımı sakatlardım, bundan emindim. Ayak sesleri gitgide yaklaşırken başka çare bulamayıp bir şey olmasın diye dua ederek gözlerimi kapatıp korkuluğa çıktım ve kendimi aşağı attım. Popomu sert zemine çarpıp acı çekmeyi beklerken tam tersine hiçbir acı hissetmedim. Şaşkınlıkla gözlerimi aralayınca Barlas'ın kucağında olduğumu gördüm.Beni tutmuştu. Gözlerim şaşkınlıkla onunkilere kenetlenince yakalanma korkusunu unuttuğumu hissettim.

Kalbim korkudan çok hızlı atarken şimdi yavaşlamıştı. Sebebini bilmediğim bir şekilde kendimi güvende hissettim. Onun kucağındaydım. Nefret ettiğim kişiye bakıyordum ve kendimi güvende hissediyorum. Sanki onun yanında bir şey olmayacakmış gibiydi. Güven duygusu bana o kadar uzaktı ki hayatım boyunca bir erkek tarafından korunmadığım için bu duyguya aç büyümüştüm. Şimdi onun kucağında, ona bakarken bu duyguyu çok iyi hissediyordum."İyi misin?"

Barlas sorusunu sorduğunda gözlerime dikkatle bakıyordu. Hâlâ şaşkın olduğum için kafamı sadece evet anlamında sallayabildim. "Tamam, hemen gidelim buradan!" deyip ayaklarımı yavaşça yere indirdi ve bileğimden tutup beni koşturmaya başladı. Koşarken arkama bakıp bekçileri kontrol ettim. Balkona çıkmış bize bakıyorlardı. Etraf karanlık olduğu için yüzümüzü görmediklerini umarak koşmaya devam ettiğimde hızla geldiğimiz duvarı aştım. Yorulmuştum ama yine de yakalanmamak için koşmaya devam ediyordum.

Arabanın olduğu yöne doğru koşarken Barlas birden yavaşlayıp durdu ve bileğimi bırakıp sinirle bağırdı, "Ee nereye gitti şimdi bunlar?"Deri ceketinin cebinden telefonunu çıkarıp nerede olduklarını sormak için arkadaşlarından birini arayacağı sırada arkamızdan gelen sesle dönüp oraya baktık. İki bekçi ellerindeki fenerlerle peşimizden geliyordu. Korkudan yerimde donup kalırken Barlas'ın, "Koş koş koş!" diyerek elimden tutmasıyla kendime gelip hızla koşmaya başladım.Bizi bırakıp nereye gitmişlerdi? Koşmaktan bir hal olmuştum. Yakalanacaktık şimdi! Adamlar peşimizdeydi. Artık koşamayacağımı fark edip dinlenmek için Barlas'ı bir ara sokağa çektim.

Biraz dinlemeye ihtiyacım vardı yoksa nefessizlikten bayılacaktım. Barlas onu oraya soktum diye bana sinirli sinirli bakarken elimi bırakıp bağırmaya başladı, "Ne diye soktun bizi buraya?" O kadar nefessiz kalmıştım ki eldivenlerimi çıkartıp cebime sokarken zor konuşuyordum. "Dinlenmem lazım."

"Yakalanacağız kızım, ne dinlenmesi?"

"Öleyim mi ya? Dinlenmem lazım!"Adamları atlattığımızı düşünüyordum. Ses yoktu. Bu iyiydi ama bizimkiler neredeydi? Bizi bu şekilde bıraktıkları için Barlas onların canına okuyacaktı. Bu o kadar belliydi ki şu anda öfkeyle soluyordu. "Barlas galiba adamları atlattık."O benim gibi düşünmüyordu. Elindeki telefonu sinirle cebine sokarken bekçilerden geldiğini düşündüğüm ayak seslerini duyup yüzüme baktı. Hayır ya! Bu olamazdı! Tam kurtulduk derken nereden çıkmıştı bunlar böyle? Bitmiştik, kesin yakalanacaktık. Hata yapıp Barlas'ı ara sokağa çektiğim için kendime kızıyordum.

Bu saatten sonra buradan çıkıp kaçamazdık da. Çok yakındaydılar ve çıksak bile muhtemelen yavaş koşacağım için beni yakalarlardı. Köşeye sıkışmıştık. Artık tek temennim adamların bu sokağa bakmadan geçmeleriydi.

Bekçilerin ayak sesleri iyice yaklaşırken Barlas yanıma yaklaşıp sırtımı arkamdaki duvara yaslayarak üzerimdeki trençkotu çıkarmaya başladı. Ne yaptığına anlam veremediğim için korku dolu gözlerle ona bakıyordum, "Ne yapıyorsun sen ya?"

"Kes sesini de çıkar şu üstündekini!" Çıkarmamak için uğraşmama rağmen zorla üzerimden sıyırdığı trençkotumu birkaç metre uzakta olan çöp konteynerine atınca bağırarak, "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" diye sordum.

Beni umursamadan kendi de üzerindeki ceketi çıkartıp aynı şekilde çöp konteynerine attıktan sonra ellerini başımın iki yanına koydu ve gözlerimin içine baktı, "Buradan yakalanmadan çıkmak istiyor musun?" Tabii ki istiyordum bu nasıl bir soruydu böyle. "Evet, istiyorum."

"O halde bırak da ikimizi de kurtarayım." Bu mümkün müydü? Köşeye sıkışmıştık ve kaçamıyorduk. Planı neydi çok merak ediyordum, "O dediğin nasıl olacak acaba?"

"Bana güven. Çok kolay olacak," deyip yüzünü yüzüme doğru eğdi ve sıcak dudaklarını dudaklarıma bastırdı.

Bekçiler koşarak olduğumuz sokağın başında durunca öpüşen iki sevgili gördüklerini sanıp bizi umursamadan koşmaya devam ettiler. Barlas üzerimizdekileri çıkardığı için bizi tanımamışlardı. Planı sayesinde ucuz yırtmıştık ama ben kendimi çok kötü hissediyordum. Hareketsiz bir şekilde yerimde öylece dururken bütün bedenimin kasıldığını hissettim. Beynim uyuşmuştu. Avuçlarım terliyor, yanaklarım yanıyordu.

Gözlerim açık bir şekilde Barlas'a bakarken onun gözlerinin kapalı olduğunu gördüm. Bunu nasıl yapardı? Aklına gelen en iyi plan bu muydu yani? Hiç sormadan beni öpmüştü ve bu beni oldukça sinirlendirmişti.Şimdi Barlas benden ilk öpücüğümü mü çalmıştı yani? Bu olamazdı! Ben bu özel anı âşık olduğum kişiyle yaşamak isterken nefret ettiğim insan her şeyi berbat etmişti. Cidden şu an oturup saatlerce ağlamak istiyordum. Böyle olmak zorunda mıydı? O kadar üzgündüm ki zamanı geri almak istiyordum.

Bekçilerin ayak sesleri gittikçe uzaklaşırken Barlas kendini geri çekip gözlerini açtı. Kahverengi gözleri gözlerime kenetlenirken uzun bir süre öylece baktı. Ona o kadar sinirliydim ki bakışlarımdan belli olduğuna emindim. Bunun hesabını verecekti. Gözlerime bakmaya devam ederken sinirle soluyup onu omuzlarından ittim. Tam yüzüne tokat atacakken bileğimden tutup beni durdurdu, "Sakın!"

Bileğimi tutan elini diğer elimle ittiğimde, "Sen bir tokadı çoktan hak ettin!" diye bağırdım. "Beni nasıl öpersin?"

"Kıçımızı kurtarmaya çalışıyordum!"

"Öyle mi?" diyerek yapmacık bir şekilde güldüm. "O zaman benim şu anda sana teşekkür etmem gerekiyor. Zor bir şey yaptın sonuçta..."

Dalga geçtiğim için sinirlenmişti. "Bana bak kızım zaten gerginim dalga geçip benim asabımı bozma yoksa kötü olur!" Umurumda bile değildi çünkü benimki çoktan bozulmuştu. "Asabını bozulsa ne olur ya? Ne yaparsın? İşkence mi edersin?" Tam cevap verecekken telefonu çaldı.

"Çetin, neredesiniz lan siz?" Çetin ona bir şeyler anlatırken sinirle sözünü kesti. "Hemen konum attığım yere gelin ve bizi buradan alın!" deyip sinirle telefonu kapattı. Beklerken sert sert Barlas'a bakıyordum. Ona bağırarak bütün sinirimi boşaltmak istiyordum. Karşımdaki duvara yaslanmış telefonuyla uğraşırken yanına yaklaşıp işaret parmağımı salladım. "Bir daha bana dokunmayacaksın Barlas! Eğer bir daha aynı şeyi yapıp beni öpmeye kalkarsan seni doğduğuna pişman ederim!"

Tek kaşı havaya kalktı. "Pişman mı edersin? Hiç sanmıyorum," deyip alayla sırıttı ve yüzünü yüzüme doğru eğdi, "Bence aynı şey olsa yine seni öpmemi istersin" delirmiş olmalıydı. Bunu nasıl düşünebilirdi? "Saçmalama!"

Dudakları dudaklarıma beni öpecek kadar yakın dururken, "Hadi İtiraf et Kaktüs, seni öpmem hoşuna gitti değil mi?" diye sordu. Beni tekrar öpmek gibi bir delilik yapmasından korktuğum için bir adım geri çekildim. "Evet, hoşuma gitti. Galiba o yüzden şu an midem bulanıyor!"

Güldü. "Korkma, ben de seni öptüğüm için pek memnun oldum diyemem."Bir de memnun olsaydın! Pis hergele! "İyi o zaman bir daha beni öpmezsin diye umuyorum!" Omuzlarını dikleştirip kollarını göğsünde birleştirdiğinde suratında sinsi bir sırıtış geziniyordu. "Buna neden bu kadar sinirlendiğini anlamadım. İlk defa mı öpüyor biri seni?"

Sorusuyla yutkunup gözlerimi ondan kaçırarak yere yönelttim. Bunu anlamış olamazdı herhalde? Anlasa bile inkâr ederdim. Sanırım yüzüm kızarmıştı. Neden utanıyordum ki? Kendime sinirlenmiştim. Toparlanıp derin bir nefes aldığımda, "Tabii ki hayır," deyip yüzüne baktım, "Beni ilk sen öpmüş olsan intihar ederdim herhalde."

Yalan söylediğimi anlamaması için gözlerimi kaçırmamaya çalışıyordum. Anlarsa kim bilir nasıl dalga geçerdi. "Neden yüzün kızardı o zaman?"İyi soruydu. Şimdi ne diyecektim acaba? Mantıklı bir yalan bulsam iyi olacaktı yoksa dilinden kurtulamayacak gibiydim. Gözlerim birkaç metre ötede duran çöp konteynerine kayınca aklımla gurur duydum. "Üşüdüm de ondan. Çabuk bana trençkotumu getir!"

"Üzgünüm," diyerek güldü. "Unut onu."

O trençkotu doğum günümde annem almıştı. Orada bırakamazdım, "Ne demek unut? Hemen onu nasıl çöpe attıysan öyle geri getir!" Bir şey diyeceği sırada bizimkilerin geldiğini görmesiyle kolumdan tutup beni arabaya doğru sürükledi. "Ne yapıyorsun sen ya? Bırak beni!" deyip elinden kurtulmaya çalışırken kolumu bırakıp belimden tuttu "Burada yeterince vakit harcadık. Gidiyoruz."

"Trençkotumu almadan hiçbir yere gitmiyorum, bırak beni!"

"Adamlar her an geri gelebilirler, bin şu arabaya!" deyip beni arka koltuğa Koray'ın yanına oturttu ve kendi Çetin'in ona yer vermesi üzerine şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı. Yanındaki koltukta oturan Çetin'e bakarken sinirden ona patlayacakmış gibi görünüyordu. "Neden bizi beklemeden gittiniz?"

"Bekçilerden biri peşimize takıldı. Onu atlatmak için buralarda dönüp durduk." Çetin'in konuşması üzerine gerilmiştim. "Bekçi peşinizde miydi? Eyvah! Ne yapacağız şimdi? Ya plakayı aldıysa? Polisler bizi bulabilir!" Koray'ın diğer yanında oturan Bade bana bakarken sinirle konuştu. "Sen körsün galiba, arabada plaka falan yoktu görmedin mi? Buraya gelmeden önce çıkarmıştık."

Her soruma neden Bade cevap veriyordu acaba? Sinir şey! Gelirken o kadar gergindim ki görmemem gayet normaldi. Kör deyip hakaret etmesine gerek yoktu. Barlas arabayı sürerken dikiz aynasından Koray'a bakıyordu. "Dosyanın içindekileri çekebildin mi?" Koray kafasını sallayıp, "Evet, çektim," deyince memnun olmuş bir ifadeyle arabayı sürmeye devam etti. Şu dosyanın içinde ne vardı gerçekten merak ediyordum. Ne için o villaya girmiştik bunu öğrenmem lazımdı. Dudaklarımı Koray'ın kulağına doğru yaklaştırıp, "Telefonunu versene," diye fısıldadığımda Koray yüzüme garip bir şekilde baktı. "Neden?"

Gözlerimi devirdim, "Nedenini sorma ver şunu!"Bir şey demeden cebindeki telefonu çıkartıp bana uzattı. Tam fotoğraflara bakacakken Barlas'ın sesiyle donup kaldım. "Kaktüs, alayım o elindeki telefonu." Yakalanmıştım, gizli bir iş bile yapamıyordum. O dosyada ne olduğunu öğrenmek hakkım değil miydi ya? Çetin uzanıp telefonu hızla elimden alarak Barlas'a verince sinirle gözlerimi devirdim.

Vazgeçmeyecektim, öğrenecektim içinde ne olduğunu. İnat etmiştim.Dudaklarımı tekrar Koray'ın kulağına doğru götürüp fısıldayarak, "Ne vardı o dosyanın içinde?" diye sorunca dudaklarını büktü. "Bilmiyorum, dikkat etmedim." Öğrenemediğim için içim içimi yiyordu. Keşke ben çekseydim şu fotoğrafları diye düşünüyordum. En azından merakımı giderirdim.Uzun bir yolculuktan sonra Barlas arabayı evimin önünde durdurup bana doğru dönerek, "Kaktüs, ikinci görevi de başardın aferin sana," dedi.

Bu görev diğerinden daha zor olmuştu. Gerçi Koray olmasaydı biraz zor başarırdım ama olsun yine de yapmıştım işte. Buna seviniyordum. Barlas beni öptüğü için ona sinirliydim, fazla muhatap olmak istemediğim için de, "Teşekkürler, yarın görüşürüz," deyip arabadan çıktım.

Barlas da peşimden çıkıp kolumdan tutarak beni durdurdu. "Hayırdır, ne bu acele?"O yüzüme bakarken benim yüzüm yere eğikti. Gözlerine bakmak istemiyordum. Saçma bir şekilde utandığımı hissediyordum. Ne diye utanıyordum ki sanki? Kendime de sinirleniyordum. "Acelem falan yok. Zor bir gün geçirdim. Sadece evime girip kendimi güvende hissetmek istiyorum, hepsi bu."

"Haklısın, zor bir gündü," diyerek kolumu bırakıp çenemden tutarak yüzümü yerden kaldırdı. "Bugün olanları unutmaya çalış ve güzelce dinlen. Uyumak sana iyi gelecek."

Gerçekten bugünü unutmamı istiyor muydu? Gerçi ben, beni öptüğünü unutmak istiyordum ama o unutmak derken bunu da işin içine katıyor muydu onu bilmiyordum işte."Tamam," diyerek yavaşça elini çenemden indirdiğimde, "Hoşça kal," deyip eve doğru yürüdüm ve içeri girdim. Evet, bugün olanları unutmaya çalışmalıydım. Bir an önce uyumam, unutmam gerekiyordu.Üzerimdekileri çıkarmadan kendimi yatağa atıp düşünmeye başladım.

Ne kadar zorlansam da görevleri başarmak hoşuma gitmişti. Her şeyi intikam uğruna yapıyordum ama bu hırs bir gün beni kötü biri yapacak diye çok korkuyordum.Gözlerimi kapattım. Bir süre de bu şekilde düşündükten sonra yorgunluk beni yavaşça derin bir uykuya gönderdi.Gece yarısı susayıp mutfağa gitmek için yatağımdan doğrulduğumda komodinimin üzerindeki gece lambasını yaktım. Oda aydınlandığında dolabımın yanındaki sandalyede oturan Barlas'ı görünce küçük bir çığlık attım ve hızla yataktan kalktım. "Senin ne işin var burada? İçeri nasıl girdin?"

"Açık bıraktığın pencerenden," deyince kaşlarımı çattım. Şaşırmıştım, pencereyi uyurken açık bırakmamıştım ki. Nasıl girebilirdi? Galiba açıktı ama ben fark etmemiştim, "Neden geldin peki?"

Arkasına yaslanmış hafifçe sırıtırken, "Uyurken seni izlemek için geldim," dedi. Ona inanmadığım için gözlerimi devirdim. "Bir şey mi oldu Barlas? Yakalandık mı yoksa?"

"Hayır," diyerek başını iki yala salladı. "Yakalanmadık ama evet... Bir şey oldu."

"Ne oldu?" Korkmuştum. Gece gece buraya gelmesinin önemli bir sebebi olmalıydı. Yavaşça oturduğu yerden ayağa kalktığında yanıma yaklaştı ve önümde durdu, "Bilmiyorum, ben de anlayamadım."

"Neyi anlayamadın?" Derin bir nefes alıp bana biraz daha yaklaştı ve, "Uyumaya çalışırken neden seni düşündüğümü," dedi. Ne diyeceğimi bilemediğim için susup gözlerine bakmaya devam ettim. Uyumaya çalışırken beni mi düşünmüştü? İyi de neden? "Aklımdan bir türlü çıkmıyorsun Kaktüs. Hep seni düşünüyorum. Galiba benim sana ihtiyacım var."

Donuk gözlerle ona bakarken yutkundum. Şaşkınlıktan konuşamıyordum. Konuşabilsem ne diyecektim ki zaten? En fazla saçmaladığını söylerdim. Kafasını eğip yavaşça dudaklarını dudaklarıma doğru yaklaştırırken, "Seni özledim," dedi.

İçmiş miydi acaba? Söyledikleri bana böyle düşündürtüyordu. Beni yine öpeceğini anladığım için kafamı geri çekmek istemiştim ama buna izin vermedi. "Yapma. Anla beni, sana ihtiyacım var diyorum." Dudaklarımı güçlükle oynatabildiğimde, "Barlas saçmalıyorsun ama," dedim.

Güldü. "Hayır, hiç de saçmalamıyorum."Kalbim inanılmaz derecede ritim değiştirirken hızlı hızlı nefes almaya başlamıştım. Beni öpecekti. Buna bir kez daha izin veremezdim. Kendine gelmesi ve ne yaptığının farkına varması gerekiyordu. "Barlas bırak beni!"

"Asla... Seni asla bırakmam!" Gözlerim buğulanırken ciddi olduğunu fark ettim. "Git buradan Barlas. Lütfen!"

Yüzümün her bir zerresini incelerken saçlarımı okşuyordu. "Gideceğim ama önce bir şeyi bilmeni istiyorum."

"Neyi?" diye sorarken merakla yüzüne bakıyordum. Birkaç saniye daha süren bakıştan sonra dudaklarını kulağıma doğru götürüp fısıldadı, "Benim olduğunu."Bayılacak gibi hissediyordum. Ayaklarım beni taşıyamıyordu. Uzuvlarım hissizleşmişti. Duyduklarım bende şok etkisi yaratırken gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı.

Ne olmuştu bu çocuğa böyle? Bana neden böyle şeyler diyordu anlayamıyordum. Barlas yanaklarıma düşen yaşları başparmaklarıyla silerken dudaklarını dudaklarıma değdirerek konuştu. "Seni yeniden hissetmek istiyorum."

"Barlas lütfen yapma!" diyerek başımı hafifçe iki yana salladığımda beni dinlemedi ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı.Bağırarak uyanınca yatağımdan doğrulup komodinimin üzerindeki gece lambasının ışığını açtım ve etrafa bakındım.

Barlas'ı arıyordum. Gördüklerimin rüya olduğuna emin olmak istiyordum. Etrafta kimseyi görmeyince rüya gördüğümü anlayıp derin bir oh çektim. Her şey bir rüyaydı ama gerçek gibi hissettiğim için çok korkmuştum. Resmen bilinçaltımın bana oyun oynadığını düşünüyordum. Gördüğüm rüyadan gerçek olan tek şey susadığımdı, kalkıp mutfağa giderek koca bir bardak suyu tek dikişte içtim. Odama geri dönüp yatağıma uzandım. Uyumaya çalışıyordum ama gördüğüm rüyanın etkisinden uzun bir süre çıkamayacağımı düşündüğüm için uyuyamıyordum. Barlas'ı daha öncede rüyalarımda görmeme rağmen bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyordum. İşkence yaptığını görsem bu kadar etkilenmezdim herhalde.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.