içimdeki nefret, hırsla yoğrulup intikam isteğimi ortaya çıkarttığında daha çok küçüktüm ve çaresizdim. Herkes baba sevgisiyle büyürken ben babama duyduğum nefretle büyümüştüm. Ne acıdır ki yüzünü yakından görmediğim o adamın nefreti bana kendinden daha yakındı. Yıllardır ondan alacağım intikamı düşünürken şimdi o günün yaklaştığına seviniyordum. Yakında her şey son bulacaktı. Bunu düşündükçe huzur buluyordum.Gözlerimi cumartesi sabahına açtığımda yatağımdan hiç çıkmak istemediğimi fark ettim. Saat on iki buçuk olmuştu ve ben mümkünse akşama kadar yatıp düşünmek istiyordum. Tavana bakarken telefonuma gelen mesaj sesiyle irkildim. Art arda mesaj geliyordu.
Gönderen: Aysun
-Öykü nasılsın canım?
-Seni çok merak ettim.
-Acil konuşmamız lazım.
-Müsaitsen bugün dışarı çıkalım mı?
Aslında gidip Barlas'la konuşmayı düşünüyordum ama onu kırmak istemedim ve hemen cevap yazdım.
Gönderilen: Aysun
-Tamam canım çıkalım. Ben saat birde durakta olurum.
Ona mesaj attıktan sonra banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Aynada kendime baktığımda yanağımdaki yaranın artık iyileştiğini gördüm. Çok az bir iz vardı ve onun da bir iki güne tamamen kaybolacağını düşünüyordum. Banyodan çıkınca hazırlanmak için odama gittim ve dolabımı açıp bir elbise çıkardım.
Dizimin on santim kadar üstünde biten kalın askılı açık mavi elbiseyi üzerime giydikten sonra hafif bir makyaj yaptım. Uzun zamandır makyaj yapmadığım için kendimi güzel hissetmiştim. Hazır olduğumda evden çıkmadan önce üzerime beyaz hırkamı aldım. Eylül ayının sonları olduğu için akşamları hava biraz serinliyordu. Evden çıkmadan annemi de arayıp çıkacağımı söyledikten sonra çantamı alıp evden çıktım.
Durağa gittiğimde Aysun'un çoktan gelmiş olduğunu gördüm. Üzerine benimki kadar kısa mor bir elbise giymişti ve sarı saçlarını da yandan örmüştü. Makyajı da yok denecek kadar azdı. Birbirimizi sürekli okulda formayla gördüğümüz için bu hali bana biraz değişik gelmiş, çok hoşuma gitmişti. Yanına gidince ona sarılarak, "Çok güzel görünüyorsun," deyip iltifat ettiğimde o da aynı şekilde bana iltifat etti. Bu sırada otobüs gelmişti. Binip AVM'nin oradaki durakta indiğimizde içeri girip bir şeyler yemek için üst kata çıktık.
Evden bir şey yemeden çıktığım için çok açtım. Tabii Aysun da öyle. Bir süre ne yiyeceğimizi düşündükten sonra yine en çok sevdiğim şeye, hamburger yemeye karar verip sipariş vererek boş masalardan birine geçip oturduk.Siparişlerimizin gelmesini beklerken Aysun meraklı gözlerle bana bakıyordu. "Evet, Öykü anlat hadi ne oldu dün? İlk görevini yaptırdı mı Barlas?"
"Tabii ki evet," diyerek gözlerimi devirdim. "Barlas'tan bahsediyoruz yaptırmaması mümkün mü?"
"Aldın yani haracı?"
"Tam olarak aldım sayılmaz."
"Nasıl yani?"Arkama yaslanıp olanları anlatmaya başladım. Aysun kısa süre beni dinledikten sonra kaşlarını çatarak konuştu. Sinirlenmişti, "Madem parayı kendi alacaktı ne diye seni gönderdi? Üstelik de tek başına." Omzumu silktim, "Neden gönderdiği umurumda değil! Ben şu anda bununla ilgilenmiyorum. Benim ilgilendiğim şey neden aldığı parayı çöpe attığı." Garson getirdiği siparişleri önümüze koyarken Aysun'un gözleri birden açıldı, "Çöpe mi attı?"
"Evet attı. Onca parayı hiç düşünmeden çöpe attı. Çok garip bir çocuk Barlas... Onu çözemiyorum."
"İhtiyacı yok da ondan yapıyor desem belli yani ihtiyaçları var. Hatta o kullandıkları arabayı bile topladıkları haraçlar sayesinde almışlardır."
"Tabii ki o haraçlar sayesinde aldılar, yoksa Barlas kullandığı arabayı nasıl alacak ki?" deyip hamburgerimden bir parça ısırdım.
Aysun yaşadıklarımdan ötürü bana acıyarak bakıyordu. "İyi ki o adamlar sana bir şey yapmamış Öykü."
"Barlas gelmeseydi yapacaklardı ama."
"Tam zamanında geldiği iyi olmuş o zaman," deyip mesaj sesi gelen telefonunun ekranına baktı. Okurken tebessüm ediyordu. "Sevgilim beni merak etmiş, nerede olduğumu soruyor." Bu hoşuma gitmezken, "Öyle mi?" deyip yapmacık bir şekilde gülümsedim.
"Buluşmak istiyor galiba?"
"Hayır, sadece beni merak ettiği için mesaj atmış. Maalesef işleri yoğun olduğunda dolayı bugün buluşamayacağız," deyip hızlı bir şekilde ona mesaj yazdıktan sonra, "Keşke bugün sizi tanıştırabilseydim," dedi. O adamla tanışmak falan istemiyordum. İştahlı iştahlı hamburgerimi yerken benim telefonuma da mesaj geldi.
Kimden geldiğine bakmak için çantamdan telefonumu çıkarınca ekranda Barlas isminin yazdığını gördüm. Bu nasıl olurdu? Ben onun numarasını almamıştım. Muhtemelen telefonumu bana getirdiği gün kaydetmişti. Yine sinir etmişti beni.
-Hemen fabrikaya gel! Sana ikinci görevinin ne olduğunu söyleyeceğim.
Hemen gel ne demekti ya? Acelesi neydi? Ben oraya istediğim zaman gidecektim. O gel deyince dediğini yapıp hemen gidecek değildim herhalde.
Sinirlendiğim için beklemeden hemen ona cevap yazdım.
Gönderilen: Barlas
-Gelemem, işim var.
Numarasının Barlas diye kayıtlı olması beni rahatsız etmişti. Telefonuma onu nasıl kaydedeceğimi ben bilirdim o değil! Rehberden onun ismine tıklayarak adını Pis Hergele olarak değiştirdim. Bu isim ona kendi adından daha çok yakışmıştı. Artık bana mesaj attığında bu ismi görüp sinirlenmem diye düşünüyordum. Çok geçmeden cevap geldi.
Gönderen: Pis Hergele
-İşinin çok önemli olmadığını düşünerek sana buraya gelmeni emrediyorum. Hemen buraya gel. Hemen!
Onu öldürmem mümkün müydü acaba? İşim vardan neden anlamıyordu ki? Ona göre mi yaşayacaktım ben hayatımı? Gel deyince gelecektim git deyince gidecektim, yok ya! Beyefendi hiç kusura bakmasın ama bunlar bana biraz tersti!
Gönderilen: Pis Hergele
-İşim var gelemem diyorum, neden anlamıyorsun?
"Kiminle mesajlaşıyorsun sen?" Aysun kafasını telefonundan kaldırdığı için benim mesajlaştığımı görmüştü. Sesim sinirden yüksek çıkarken, "Barlas'la!" dedim. Şaşırdı, "Ne diyor?"
"Fabrikaya gelmemi söylüyor. İkinci görevimi verecekmiş."
"Şimdi mi?"Ona cevap vermeden Barlas'ın gönderdiği mesajı okudum.
Gönderen: Pis Hergele
-Bana bak Kaktüs! Her neredeysen ve ne yapıyorsan bırak hemen fabrikaya gel, yoksa ben olduğun yere gelir seni zorla getiririm!
Mesajı okuduktan sonra çantamı alıp ayağa kalktım ve Aysun'a cevap verdim, "Evet şimdi."
Barlas yine despotluk yaptığı için mecbur gidecektim. Kendisi gelirse beni buradan sakince götürmeyeceği kesindi. İlla ki canımı acıtacak bir şey yapardı. Bunun olmasını istemediğim için dediğini yapacaktım."Ne bu acele böyle? Önce yemeğini bitir sonra gidersin." Masadaki yarım kalan hamburgerime bakarken, "Yok ya doydum zaten, gitsem iyi olacak," dedim.
Rahat rahat bir yemek bile yedirmemişti."Kızım olur mu öyle şey, otur şuraya."
"Aysun lütfen beni zorlama, gitmem lazım. Seni yalnız bıraktığım için gerçekten üzgünüm ama yapabilecek bir şeyim yok," deyip yanağından öptükten sonra, "Hoşça kal," diyerek uzaklaştım.
Kızı masada öylece bir başına bırakmıştım. Her şey Barlas yüzünden oluyordu. Arkadaşımla rahat bir gün bile geçirememiştim. Ona o kadar öfkeliydim ki gidip yakasına yapışmak istiyordum. Duraktaki otobüse binip fabrikanın yakınlarında indim. Hızlı adımlarla yürürken üşüdüğümü hissedip hırkamı giydim. Nefes nefese kalmış bir şekilde içeri girdiğimde karşımda Koray'ı görünce şaşkınlıkla ona baktım. "Koray, senin ne işin var burada?" Sırtını duvara yaslamış bana bakarken, "Barlas çağırdı," dedi. Biraz kızgın gibi görünüyordu. "Peki ya senin ne işin var burada?"
"Ben şey..." Konuşmama izin vermeden sözümü kesti. "Dur ben söyleyeyim, çeteye girmek için buradasın herhalde?" Şaşkındım. "Sen bunu nereden biliyorsun?"
"Aysun söyledi," deyip bana doğru yaklaştı ve tam önümde durdu, "Öykü bunu babandan intikam almak için mi yapıyorsun?" "Evet, onun için yapıyorum," dediğimde yüzünü buruşturup kafasını sağa sola oynattı. "Yanlış yapıyorsun."
"Umurumda değil!"
"Görevler seni zorlayacak."
"Bu da umurumda değil!"
"Sen delirdin mi Öykü? Bana öğütler veriyordun hani..."
"Benim almam gereken bir intikamım var da o yüzden!" Artık ikimiz de neredeyse bağırıyorduk. "İntikamını bu şekilde mi alacaksın babandan? Ne diyeceksin Barlas'a? Babana işkence yapmasını mı söyleyeceksin. Ya da ondan haraç almasını... Belki de daha kötüsü, öldürmesini falan!"
"Saçmalama!" diyerek yüzüne baktım. "Onu öldürmesini istemiyorum!"
"Saçmalayan ben miyim sence? Şu haline bak, çeteye girmek için uğraşıyorsun resmen!"
"Karışma bana Koray, bu benim hayatım!"
"Ne oluyor burada?" Barlas gelmişti. Çetesiyle birlikte kapının önünde durmuş bana bakıyordu. Öfkeliydim ama sesimin sert çıkmaması için uğraşıyordum. Biliyordum, çünkü bağırarak konuşsam sorun olacaktı. "Hiç, sadece konuşuyorduk." Barlas gözleriyle beni baştan aşağı süzerken rahatsız olduğumu hissedip elbisemi aşağı doğru çekiştirdim. Galiba beni böyle görmek ona garip gelmişti. Bade bana nefretle bakıyordu. Bıraksalar beni öldürecek gibiydi. Samet ve Ali beni beğenmiş gibi ıslık çalarken Barlas dönüp onlara sert bir şekilde bakarak susmalarını sağladı. Sonra yavaşça üzerime doğru yürüdü. "O yüzden mi bağırıyorsun?"
"Evet," deyip ben de ona doğru bir kaç adım attım. Ortada birleştiğimizde sert sert gözlerine bakıyordum. "Koray neden burada?"
"Yeni görevinde sana yardım etmek için."
"Ne? O bana yardım edemez. Ben işimi tek başıma halledebilirim, gerek yok, lütfen gönder onu buradan!" Beni umursamamış gibi görünüyordu. "Koray, kanepeye geç otur," dedikten sonra Samet'e işaret verdi. Samet onun ne söylemek istediğini anlamış gibi yukarı çıktıktan sonra elinde bir laptopla geri döndü.
Koray ona ne yaptıracaklarını merakla beklerken ben de Barlas'a bakıyordum."Evet Kaktüs, ikinci görevini öğrenmek için hazır mısın?"
"Evet."
"Güzel," diyerek gülümsedi, "Yarın akşam izinsiz bir şekilde çok lüks bir villaya gireceksin. "Yanlış duymuş olma ihtimaliyle yüzüne garip bir şekilde bakıp, "Anlamadım, ne dedin?" diye sordum. Aynı şeyi tekrar etti. "Yarın akşam diyorum, bir villaya gireceksin."
Doğru duyduğumu anlayınca kaşlarım çatıldı. "Hırsızlık yapmayacağım herhalde!" Başka ne amaçla beni bir villaya sokacaktı ki? Eğer doğru düşünüyorsam böyle bir şeyi bana asla yaptıramazdı. Çeteye gireceğim diye kendimi karalayamazdım. Hırsızlık yapacaksa kendi yapacaktı. Beni neden bu işe alet ediyordu ki? Üstelik sadece beni değil Koray'ı da alet ediyordu.
Söylediğim şeye hepsi gülmeye başladığında Barlas'a bakıyordum. O da gülüyordu. "Yapacağın şey hırsızlık sayılmaz Kaktüs. Oraya işime yarayacak bir şeyin fotoğrafını çekmek için gireceksin."
"Yalan söyleme! Beni oraya hırsızlık yaptırmak için sokmak istediğini biliyorum," diyerek bağırınca, "Yalan mı?" deyip gülmeye devam etti.
"Sana neden yalan söyleyeyim ki?"
"Neden olacak hırsızlık yaptırmak için!"
"Hırsızlık yaptıracak olsam bunu sana mı yaptırırım?"
"Evet!"Birden sinirlendi "Bana bak, benim canımı sıkma! Yalan falan yok. Sana ne diyorsam öyledir." Galiba doğruyu söylüyordu. Paraya ihtiyacı olsa ve hırsızlık yaptırmak istese dün o kadar parayı çöpe atmazdı.
"İyi de o villada senin işine yarayacak ne var ki?" diye sordum. Sakince cevap verdi. "Önemli bir dosya..." Merakım daha da artmıştı. "Dosya mı? Ne var ki o dosyada? Neden senin için bu kadar önemli?"
"Bu seni ilgilendirmez. Senin işin o dosyada bulunan her şeyin fotoğrafını çekmek," deyince gözlerine sinirle bakıp Koray'ı işaret ettim. "Tamam, o zaman Koray'ı gönder gitsin. Ona ihtiyaç yok, ben o villaya tek başıma girebilirim."
"Giremezsin! O olmadan eve de giremezsin dosyanın bulunduğu kasayı da açamazsın."İşte bu hiç iyi olmamıştı. Koray'ı da bu işe alet edecekti. Benim amacım belliydi bu çeteye girmek için Barlas'ın bana verdiği görevleri yapıyordum ama Koray farklıydı. Onun böyle bir amacı yoktu ve boşu boşuna benimle o eve girecekti. Yakalanabilirdik. Gireceğim ev kimin eviydi, fotoğrafını çekeceğim dosyanın içinde ne vardı hiçbir fikrim yoktu ama mecburen yapacaktım. "Koray, villanın ve civarındaki bütün kameraların ayarlarıyla oynayıp yarın saat sekizden sonra kayıt yapma özelliklerini devre dışı bırak. Laptopta ihtiyacın olan tüm programlar var. Elinden geleni yap," dedi. Koray "Tamam," deyip istemeyerek de olsa Barlas'ın dediğini yapmaya başlayınca ona acıyarak yanına gidip oturdum.
Konuşurken yüzüne bakıyordum, "Üzgünüm!" Laptopta hiç anlamadığım ve bana çok karışık gelen programda bir şeyler yaparken kafasını çevirip bana baktı. "Neden?"
"Bu işe karıştığın için."
"Saçmalama," deyip tekrar ekrana baktı, "Bu senin suçun değil. Sen olsan da olmasan da Barlas bu işi yine bana yaptıracaktı."
Haklıydı galiba. Sonuçta Barlas onu çetesine istiyordu. Zavallı Koray istemeyerek dâhil oluyordu ve ben buna çok üzülüyordum. Barlas başka kimseyi bulamıyor muydu da Koray'ı istiyordu anlamıyordum ki. Eminim benim gibi hevesli birçok kişi bulurdu. Zorla çeteye insan dâhil edemezdi ki. Bu resmen zorbalıktı. Sinirlendiğimi hissedince başka hiçbir şey demeden yerimden kalkıp Barlas'ın yanına gittim. Çetesiyle konuşuyordu. "Barlas, bir saniye seninle konuşabilir miyiz?" diye sorunca beni başıyla onaylayıp dışarı çıktı.
Peşinden ben de çıktığımda karşısına geçip, "Koray bu çetede olmak istemiyor. Onun yerine başkasını bulamaz mısın?" diye sordum. "Hayır!" Sert sesi beni iyice sinirlendirmişti. "Neden zorla iş yaptırıyorsun ki ona, istemiyor görmüyor musun?"
"Şimdi istemiyor ama yaptığı işin parasını aldığında isteyecek."
"Para mı?" Şaşkınlıktan birkaç saniye konuşamadım, "Ona bu işi yaptığı için bir de para mı vereceksin?"
"Evet."Sinirle güldüm. "Çok merak ediyorum ona hangi parayı vereceksin acaba? Haraç aldığın kişilerden topladığın parayı mı?"
"Bu seni ilgilendirmez!"
"İlgilendirir!" deyip ona iyice yaklaştım ve gözlerimi kahverengi gözlerine sabitledim. "Ne yaptığını bilmek istiyorum artık. İnsanlardan haraç alıp neden onları çöpe atıyorsun?" Birkaç saniye gözlerime bakıp derin bir nefes aldıktan sonra alnını kırıştırdı. Peşini bırakmayacağımı anladığı için cevaplamak zorunda kaldı. "Biz o paraları kullanmıyoruz." Cevabı beni tatmin etmeyince, "Hangi paraları kullanıyorsunuz peki?" diye sordum.
Bakışlarını anında sertleştirdi, "Her şeyi bilmek zorunda değilsin!" Sakin konuşmaya çalışıyordum. "Bilmem farkında mısın ama ben de bu çeteye gireceğim ve bu yüzden bunları bilmek zorundayım.""O zaman girdiğinde öğrenirsin."Söylemeyecekti, boşuna üstelemenin anlamı yoktu. "Hiçbir şeyi anlatmamandan gerçekten nefret ediyorum!" deyip yanından gitmek için adım attığım sırada kolumdan tutup beni durdurdu. "Yarın saat yedide burada ol!"
Yüzüne bakmadan sinirle, "Emredersiniz Barlas Bey!" diyerek elini itip tekrar bir adım atınca bu sefer bileğimden tutup beni durdurdu. "Bu arada yarın buraya geldiğinde üzerinde böyle saçma bir elbise görmek istemiyorum. Daha rahat bir şeyler giy!" Sinirle gülüp yüzüne baktım. "Nedenmiş o, istediğimi giyerim, sana mı soracağım?" Ne giyeceğime o dâhil, kimse karışamazdı. "Evet, bana soracaksın!" deyip nefesini hissedebileceğim kadar yüzüme doğru eğildiğinde, "Ben giymeni istemiyorsam giymeyeceksin. Eğer liderinin sözünü dinlemez de elbiseyle gelmeye kalkarsan evine girer dolabındaki bütün elbiseleri yakarım!" dedi.
"Yapamazsın!" Gözlerini kısarak bakmaya başlayınca bakışları tehlikeli bir hal aldı. "Bana sakın yapamazsın deme! Sözüm dinlenmediği takdirde neler yapacağımı çok iyi biliyorsun. Bence bunu bir kez daha anlatmama gerek yok. Zararlı çıkmak istemiyorsan dediğimi yapsan iyi olur!"
