Gözlerim gözlerine merakla bakarken, "Nedir o?" diye sordum. Yapabileceğim bir şey olmasını diliyordum. Saçma sapan bir testi şans eseri geçip de ilk görevimde başarısız olmak istemezdim. Barlasın gözleri sinsi şekilde kısılırken suratında hafif bir sırıtış belirdi. "Haraç alacaksın!" Gözlerim fal taşı gibi açılırken, "Ne?" diye bağırdım.
"Bir sorun mu var?" Birkaç saniye sessiz kalıp gözlerine bakmaya devam ettim, "Şaka değil mi? Benden böyle bir şey istemiyorsun?"
"Hayır, istiyorum," dedi sakince, "Çeteye girmek istiyorsan senin için belirlediğim kişiden haraç almaya gideceksin." Öl dese bunu daha rahat yapardım herhalde. Sinirden yüksek sesle konuşurken, "Bunu asla yapmam, başka bir görev ver bana!" dedim. Umursamadı, "Sana görev beğendirecek değilim, haraç alacaksın!"
Gözlerine çok sert bakıyordum, "Böyle bir şey yapmayacağım! İnsanların alın teriyle kazandıkları parayı sırf sen istiyorsun diye almayacağım!" Güldü. "Merak etme haraç aldıklarımın hiçbiri parayı hakkıyla kazanan insanlar değiller. Gönül rahatlığıyla onlardan haraç alabilirsin."Öyle rahat söylüyordu ki sanki çok kolaydı bu. "Neden bana böyle bir şey yaptırıyorsun ki? Başka görev mi yok?" Sanırım onu sinirlendirmiştim. Kendi de yüksek sesle konuşuyordu. "Çeteye girmek istiyor musun sen?"
"Evet,"
"O zaman o haracı alacaksın!" deyip arabanın kilidini açtı, "Şimdi eve git. Akşam saat sekizde de fabrikada ol!" O saatte çıkarsam annem beni öldürürdü. "Gelemem. Annem izin vermez!"
Gözlerime kızgınca baktı. "Sence bu benim umurumda mı?" Sinirlenmiştim. "Değil ama olmalı! Annem hayatta o saatte evden çıkmama izin vermez!"
"O zaman onu bir şekilde ikna et ve çık!" Sinirimden dudaklarımı yiyordum. "Olur, Barlas Bey ikna ederim!" deyip arabadan çıkınca kapıyı sertçe kapattım. Aslında kapıyı kafasında kırmak istiyordum. Sinirlerimi zıplatmıştı. Kimseden haraç falan alamazdım. Bu benim için kolay bir şey değildi. Ben annemden bile kolay kolay para isteyemezken tanımadığım insanlardan nasıl haraç isteyecektim? Bu kesinlikle bana göre bir iş değildi.
Masaya oturmuş yemeğimi yerken hâlâ nasıl yapacağımı düşünüyordum. İlk görev böyle bir şeyse diğerleri ne olurdu acaba? Neyse, bir yolunu bulup yapacaktım bir şeyler. Sonuçta tek başıma gitmeyecektim herhalde. Barlas beni kiminle gönderirse onunla gidecektim ve o haraç isterken ben de öylece yanında duracaktım... Yani, umarım... Yemeğimi bitirince saate baktım. Yediydi, daha bir saatim vardı. O zamana kadar biraz rahatlayıp üzerimdeki yorgunluğu atmak için banyoya girip uzun süren bir duş aldım. Çıktığımda beyaz dar paça bir pantolon, üstüne de pembe gömleğimi giydim.
Aynada saçlarıma bakarken kısalığına alışamadığım için bir garipseme olmuştu. Uzun olmalarını özlüyordum. Kısa saçlarımdan nefret ediyordum ve bazen aynaya bakmak istemiyordum. Kurutma makinesini yerine koyarken telefonumun çaldığını duydum. Arayan Aysun'du. Muhtemelen ne olduğunu merak ettiği için arıyordu. "Efendim Aysun?"
Sesi endişeli geliyordu. "Öykü, ne oldu şikâyet ettin mi onları? Yakalandılar mı? Barlas senin şikâyet ettiğini anladı mı? Bir şey dedi mi sana? Tehdit etti mi?" Art arda sorduğu sorulara son vermek için, "Sakin ol Aysun, bir şey olmadı," dedim."Ne demek bir şey olmadı, şikâyet etmedin mi?"
"Ettim tabii ama boşuna etmişim. Barlas uyuşturucu falan nakletmiyormuş."
"Ne? Ne demek etmiyormuş?" diye sordu yüksek sesle. "Sen demedin mi Çetin'le uyuşturucu hakkında konuşuyorlardı diye?"
"Evet, dedim ama hepsi planmış. Barlas bana uyuşturucu naklettirdiklerini düşündürüp onları polise ihbar edip etmeyeceğimi öğrenmek için bir güven testi uygulamak istemiş." Şaşkınlığı sesine yansıyordu, "Ee ihbar ettiğini duyunca ne yaptı sana peki?"
"İhbar ettiğimi bilmiyor ki. Onları ihbar etmediğimi düşünüyor."
"İyi de nasıl oldu bu?"Derin bir nefes alıp salona geçerek koltuğa oturdum. "Polise yanlış adres vermişim. Beykoz'daki eski çimento fabrikası demem gerekirken Beyoğlu'ndaki eski çimento fabrikası dedim. Polisler Beykoz'daki fabrikayı basmayınca Barlas onları ihbar etmediğimi düşündü." Rahatlamış gibi derin bir oh çekti. "Şanslıymışsın. Barlas ihbar ettiğini duysaydı kim bilir ne yapardı sana?"
"Düşünmek bile istemiyorum!" dedim korkuyla. "Kesin işim bitmişti!"
"Aynen," dedi düz bir sesle. "Peki, sana güvendiğine göre seni çeteye alacak mı artık?"
"Hayır, henüz değil. Önce bana bazı görevler verecekmiş. Hatta ilk görevi verdi bile. Bunun için saat sekizde fabrikada olmam gerekiyor."
"Ciddi misin?" dedi şaşkınca, "Neymiş ilk görev?" Boğazımı temizledim. "Haraç almak."
"Yuh! Böyle görev mi olur? Sen nasıl haraç alacaksın ki?" Oflayarak omzumu düşürdüm. "İşte bunu ben de bilmiyorum." Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra konuşmaya devam etti "Öykü bak çeteye gireceğim diye saçma sapan işler yapıyorsun? Vazgeç bu işten. Bu işler sana göre değil!"
"Asla vazgeçmem! Bunu neden yaptığımı biliyorsun!" Aysun kararlı olduğumu görünce daha fazla bir şey demedi. İzin almak için annemi aramalıydım. Vedalaşıp kapattıktan sonra annemin numarasını çevirdim.
Telefonu ikinci çalışta açınca işlerinin epey yoğun olduğunu arkadan gelen seslerden anladım. Bir bahane uydurup zorla izni koparmayı başararak telefonu kapattım. Saat yedi buçuktu. Artık çıkmam gerekiyordu. Otobüse binip fabrikanın yakınlarındaki durakta indim. Hava karardığı için burada yürümek beni tedirgin etmişti. Gündüz vakti bile ıssız olduğu için ürkütücü olan bu yer şimdi daha da tekinsiz görünüyordu. İçeri girip kanepede Bade ve Çetin'le birlikte oturan Barlas'ın yanına yaklaştım. Beni görünce sırıtıp ayağa kalktı. "Tam zamanında geldin Kaktüs. Aferin!"
Gözlerimi devirdim. "Hadi artık bir an önce nereye gidip kimden haraç alacaksak alalım da bitsin şu iş!"
"Acelen ne?" Bade'nin sorduğu soruyla ona doğru döndüm. "Sana ne?" Çatık kaşlarla ayağa kalkıp bana doğru yaklaştı. Onu terslemiş olmama sinirlenmişti. "Kızım bak benim sinirlerimi bozma yoksa çok kötü olur!"
"Ne olur mesela?" Zaten gergindim bir de Bade'yle uğraşamazdım."Ne olacağını sana dünkü fragmanda gösterdim diye düşünüyordum!"
"Ben o fragmandan pek bir şey anlamadım ama!"
"O zaman tekrar göstereyim!" deyip bileğimi sıkıca tutunca Barlas onu durdurdu. "Bade bırak şu kızı!" Bade bana ölümcül bakışlar atarken hâlâ bileğimi tutuyordu, "Ama beni çok sinirlendiriyor!"
"Artık kendine hâkim olmayı öğrensen iyi olur. Yakında o da bu çeteye girecek, iyi anlaşsanız iyi edersiniz." Bade sinirle bileğimi bıraktı. "O daha belli değil! Belki de görevleri başaramayacak!" Omuzlarımı dikleştirip kendimden emin bir şekilde, "Başaracağım," dedim. "Ben de bu çetenin bir üyesi olacağım." Gözlerini kısıp, "Göreceğiz!" dedi.
Anlaşılan bu kızla işimiz vardı."Evet Kaktüs, ilk görevin için heyecanlı mısın bakalım?" Barlas ayağa kalktığı sırada ona sert bakışlar atıyordum, "Hayır!"
"Güzel, o halde hata da yapmazsın."
"Evet, muhtemelen yapmam!" Hafifçe tebessüm etti. "Şimdi buraya bir taksi gelecek ve seni haraç alacağımız kişinin yanına götürecek. Oraya gittiğinde sakin olmaya ve ne söylediğine dikkat et."
"Olur, ederim!" dediğimde merakla yüzüne baktım. "Benimle hanginiz gelecek?"
Birden hepsi gülmeye başladı. Şaşkınca onlara bakıyordum. Komik olan neydi? "Neden gülüyorsunuz?" Barlas bana bakıp gülmemek için kendini zor tutarken, "Kimse seninle gelmeyecek. Oraya tek başına gideceksin," dedi.O an yüzümün bembeyaz kesildiğinden emindim. Bu kadarı fazlaydı ama! Kiminle muhatap olacağımı bile bilmeden yalnız gidecektim öyle mi? Ya başıma bir şey gelirse, o zaman ne yapacaktı? Hiç mi korkmuyordu bu çocuk ya? Şaşkınlığım geçince yutkundum, "Beni oraya tek başıma gönderemezsin Barlas, birine ihtiyacım var. Bunu tek başıma yapamam!"
"Görevin amacı bu zaten, tek başına gitmek..."
"Saçmalama! Ya bana bir şey yaparlarsa?"
"Kendini korursan bir şey yapamazlar."
"Kendimi korumak mı? Neyle koruyayım?" deyip sinirle çantamdaki tırnak törpüsünü çıkarıp gösterdim, "Bununla mı?" Bade ve Çetin gülüyor Barlas ise elimdeki törpüye bakıyordu. "Çeteye girmek istiyorsan oraya gideceksin Kaktüs. Bu işin kaçarı yok!"
"Bırak Barlas, bu kız bu işi beceremeyecek görmüyor musun?" Bade yine sinirlerimi bozuyordu. Başımı ona çevirince, "Tek başına gitsen bence sen de en az benim kadar tedirgin olurdun!" dedim. Sevimsizce güldü. "Ben tek başıma gittim zaten. Üstelik yanımda hiçbir kesici alet de yoktu." Duyduğum şeyle biraz rahatladığımı hissetmiştim. Daha önce Bade de gitmişti ve belli ki başına kötü bir şey gelmemişti. Benim de gelmez diye düşünüp kendime moral vermeye çalıştım. Sonuçta Bade yaptıysa ben de yapabilirdim.
Çetin kırık camdan dışarı bakıp taksinin geldiğini söyleyince iyice gerildiğimi hissettim. Oraya tek başıma gidecektim ve yanımda kendimi koruyabileceğim hiçbir şey yoktu. Halime acıyordum."Hazır mısın?" Barlas'ın sorduğu soruya yere bakarak cevap verdim, "Evet!" O kadar sinirliydim ki elimdeki törpüyü ona saplamak istiyordum.
Sesli bir nefes bırakıp gözlerimi Barlas'ın gözlerine kaldırınca, "Oraya gidince ne yapacağım? Nasıl haraç isteyeceğim?" diye sordum."Bir şey yapmana gerek yok, adımı söylemen yeterli. Onlar anlar zaten," deyince, "Tamam," deyip elimdeki törpüyü çantama koyarak yavaş adımlarla dışarı çıktım. Peşimden geldiler. Taksiye doğru giderken Barlas kolumdan tutup beni kendine doğru döndürdü. "Sakin olmaya çalış, bir şey olmayacak. Bu kendini güvende hissetmen için," diyerek elindeki çakıyı pantolonumun cebine soktu.
Yüzüm yerdeyken sıkıntılı sesle konuştum. "Umarım onu kullanmak zorunda kalmam!"
"Kalmayacaksın."
"Evet, belki kalmayacağım çünkü ben onu kullanamadan haraç alacağım kişi çoktan kullanmış olacak," deyip yüzümü yerden kaldırınca Barlas yüzümü birden avuçladı. "Böyle bir şey olmayacak." Gözlerinin içine bakarken, "Emin misin?" diye sordum. Beni başıyla onayladı, "Eminim."
"Ama nedense ben değilim!" deyip yüzümdeki ellerini iterek arabaya bindim.
Taksici arabayı çalıştırırken ne Barlas'ın ne de diğerlerinin yüzüne baktım. Hepsinden nefret ediyordum! O kadar sinirliydim ki ağlamak istiyordum. Ne olurdu yanımda biri olsaydı? Tamam, Bade tek başına gitmişti ama o bu işlerin nasıl olduğunu biliyordu. Ben hiçbir şey bilmiyordum ki. Neyle karşılaşacağımı bile bilmiyordum. Umarım Barlas'ın dediği gibi o çakıyı kullanmak zorunda kalmazdım. Yoksa ne olacağını düşünmek bile istemiyordum.
Taksici dakikalarca sürdüğü arabayı ıssız görünen bir yere doğru sokunca bizim mahallenin duvarında gördüğüm ejderha grafitinin aynısını burada da gördüm. Barlas buraya da aynısından çizdirmişti. Neden her yere aynı şeyi çizdiriyordu ki? Amacı neydi?Araba geçtiğimiz sokağın biraz ilerisinde bir barın önünde durunca etrafa baktım. "Geldik mi?" Taksici dikiz aynasından bana baktı, "Bana verilen adres burası."
"Peki," deyip taksiden çıkmadan önce adama ücreti vermek için taksimetreye baktım. Gördüğüm rakam beni şaşırtmıştı. Yanlış görmüyorsam taksimetrede yüz on lira yazıyordu. Ben hayatta bu parayı ödeyemezdim çünkü yanımda o kadar yoktu. Adam kara kara düşündüğümü görünce, "Ücret Barlas Bey tarafından ödendi küçük hanım," dedi.
Taksiden çıkıp önünde durduğumuz mekâna baktım. Kapalı gibi görünüyordu. Kimse girip çıkmıyordu. Doğru bir zamanda geldiğimi düşünmüyordum. İçeride müşteriler olsa benim için daha iyi olurdu ama maalesef ki kimse yoktu. Uzun bir süre öylece durdum. Artık içeri girmem gerektiğini düşünüyordum. Bir an önce şu parayı alıp geri dönmeliydim. İnşallah bu ilk ve son haraç alışım olurdu. Bir daha böyle bir şeyle uğraşamazdım.
Yavaş adımlarla içeri girdim, kimsenin olmayışı beni ürküttü. Masaların üzerine sandalyeler konulduğu için temizlik yapıldığını anlamıştım. Ya kapalıydı ya da henüz açılmamıştı demek. Parayı kimden alacağımı bile bilmiyordum. Bu yüzden birinin beni duyması için boğazımı temizleyip, "Kimse yok mu?" diye seslendim.Birkaç saniye sonra biraz ötemde duran kapıdan iki adam çıktı. "Kapalıyız görmüyor musun?"
Ellili yaşlarında olduklarını tahmin ettiğim adamların bakışlarından oldukça rahatsız olmuştum. Biraz da korkuyordum. Korkum sesime yansırken, "Bi... Biliyorum. Beni biri gönderdi, sizden bir şey almam gerekiyor," dedim. Adamların bakışları beni korkutuyordu. Meraklı görünüyorlardı ve benimle konuşan üzerime doğru yürüyordu. "Kimmiş seni gönderen o kişi?"Korkuyla yutkunup, "Barlas Karaman," dedim.
Bana doğru yürüyen adam haraç için gönderildiğimi anlayınca güldü. "Buraya tek mi gönderdi seni?" Bu adamın burada yalnız olduğumu bilmesi bana kötü şeyler yapabileceği anlamına gelebilirdi. Bunu söylemek gibi bir ahmaklık yapmayacaktım. "Hayır, kendisi dışarıda bekliyor." Adam önümde durunca beni yine süzmeye devam etti. "Barlas buraya neden seni gönderdi? Onun çetesinden misin?"
"Evet," deyince elini kaldırıp çenemden tuttu. "Senin gibi güzel bir kızın o çetede ne işi var?" Sinirlenerek elini ittim. "Bu seni ilgilendirmez!" Cıkcıkladı. "Yazık, gerçekten yazık. Güzelliğini harcamış resmen. Eminim yanağındaki yaranın sahibi de odur." Bu adam muhabbet etmek için geldiğimi falan sanıyordu herhalde. Sinirlerime hâkim olamayacağımı hissederken. "Buraya ne için geldiğimi biliyorsun, değil mi?" diye sordum.
Soruma cevap vermeden kendi soru sordu. "Çeteye ne zaman girdin sen?"
"Sana ne?"
"O çeteye girerek aptallık yaptın ama farkında değilsin."
"Seni hiç ilgilendirmez!"
"Buraya tek başına gelerek de aptallık yaptın." Yalnız geldiğimi nasıl anlamıştı acaba? Korktuğumu hissetmiş olmalıydı. "Tek başıma gelmedim. Barlas dışarıda!" deyince kafasını hafifçe iki yana salladı, "Yeni olduğun o kadar belli oluyor ki. Yalan bile söyleyemiyorsun."
"Yalan değil Barlas dışarıda!" diye bağırdım. Kolumu tutup beni kendine çekti. "Öyle mi? O zaman gelsin bakalım seni kurtarmaya da görelim dışarıda mıymış değil miymiş?" Alkol kokan nefesi suratıma çarparken yüzümü buruşturdum. "Bırak beni!" Ellerinden kurtulmak için çırpınırken arkadaki adam gülüyordu. "Bu kadar bağırma küçük kız, Barlas duyar gelir sorun olmasın sonra." Beni tutan adam da güldü. "Tabii eğer dışarıdaysa." Kahkahaları içeriyi doldururken bu adamlardan nasıl kurtulacağımı düşünüyordum.
Barlas beni buraya nasıl tek başıma gönderebilmişti? Başım beladaydı. Kaçamıyordum, adam o kadar güçlüydü ki ondan kurtulamıyordum da. Çırpınmaya devam ederken, "Bırak beni dedim sana!" diye bağırdım."Üzgünüm küçük kız artık bırakamam!"Korku tüm bedenimi sarmıştı, birinin çığlıklarımı duymasını istiyordum. Korkudan ağlıyordum. "Bırak beni yoksa Barlas seni öldürür!" Etrafına bakınıp dalga geçmeye başlayınca, "Barlas mı, hani nerede? Bak elimdesin, hadi gelsin kurtarsın..." diyerek güldü.
Gerçeği anlamıştı. Dalgası bu yüzdendi. "Bırak beni lütfen, gideyim!" "Olmaz öyle şey, bugün buradasın. Barlas'ın gönderdiği misafiri iyi ağırlamalıyız. Yoksa kendisine ayıp olur." Dalga geçmeye doymuyordu resmen. Asla buradan çıkamayacaktım. Adam sarhoştu ve sarhoş olması beni her geçen saniye daha fazla korkutuyordu. Bana zarar vermeden bırakmayacaktı belli ki. "Seni şöyle yukarı alalım küçük kız."
"Hayır!" diyerek bağırmaya devam ettim. Cebimdeki çakıyı çıkartacaktım ama adam kollarımı tuttuğu için bunu yapamıyordum. Galiba şimdi bitmiştim. "İmdat, yardım edin kimse yok mu?" Adam yine dalga geçiyordu. "Bağırma ama küçük kız ses tellerine yazık. Görmüyor musun sana yardım edecek kimse yok burada?"
"O kadar emin olma!" Girdiğim kapıdan gelen bir ses duyunca adam da ben de o yöne baktık. Barlas'tı. Buradaydı.
Onun burada olmasına hem şaşırıyor hem de seviniyordum. Peşimden gelmişti. Neden böyle bir şey yapmıştı bilmiyordum ama bu şu anda umurumda değildi. Beni bir an önce bu adamın elinden kurtarsın istiyordum. Gözleri, beni tutan adama öfkeyle bakarken bize doğru yaklaştı ve adamın kollarımı tutan ellerinden birini sıkıcı tuttu. "Çek şu pis ellerini onun üzerinden!"
Adam onu gördüğü için şaşkındı ama gülüyordu. Barlas'a bakarken arkadaki adamla konuşmaya başladı. "Ooo görüyor musun Niyazi, Barlas Karaman mekânımıza teşrif etmiş. Bu gözler bunu da görecek miydi ya?"Arkada öylece duran Niyazi denilen adam da gülüyordu. Barlas o kadar öfkeliydi ki resmen burnundan soluyordu. "Ellerini hemen şu kızın üzerinden çekmezsen gözlerin bir daha ne bunu ne de başka bir şeyi asla göremeyecek!" deyip adamın ellerini üzerimden sinirle itti ve bağırarak konuşmaya devam etti. "Lan dua et kıza bir şey yapmamışsın, eğer yapmış olsaydın bu mekânı senin başına yıkardım!"
O kadar sinirliydi ki gerçekten dediğini yapacak gibi duruyordu."Sakin ol delikanlı. Amacımız sadece biraz eğlenmekti." Adam kesinlikle Barlas'ı sinirlendirmeye çalışıyordu. O da bunun farkındaydı. Hiçbir şey söylemeden kolumdan tuttu. "Bizimkiler dışarıda seni bekliyor, yanlarına git!" Buradan hemen çıkmak istiyordum ama, "Hayır!" diyerek itiraz ettim.
Onu bırakıp çıkamazdım. Adamlar ona bir şey yapabilirlerdi. Sarhoşlardı sonuçta, ne yapacakları belli olmazdı. Tamam, belki onun gibi biri için burada kalmam saçmalıktı ama gidemezdim. Barlas'ı sevmesem de ona bir şey olmasına izin vermek istemiyorum. "Sana çık dedim!" Bağırıyordu ama umursamıyordum. "Hayır, seninle kalacağım!"
"Bırak kızı kalsın, belli ki burada olmak hoşuna gitti. Bakarsın harçlığını çıkartmak için bizimle çalışmak ister." Barlas öfkeyle kolumu bırakıp adamın yakasına yapışarak yüzünün ortasına sert bir yumruk indirdi. Gördüğüm manzara karşısında korkuyla bir adım geri çekilirken şaşkınlıkla Barlas'ı izliyordum. Kesinlikle daha önce onu bu kadar sinirli görmediğimden emindim. Ben de onu birçok kez sinirlendirmiştim ama bu siniri başkaydı. Adam aldığı darbeyle sersemlerken Barlas yüzüne bir yumruk daha geçirdi ve aniden bayılan adamı diğerinin önüne attı. "Sen de bu hale gelmek istemiyorsan hemen parayı getir!"
Adam yere serilen arkadaşına bakarken korkuyla kafasını salladı ve gitti. Ben hâlâ Barlas'a bakıyordum. Onu ilk defa birini döverken görmüş ve çok korkmuştum. Ben ona bir şey olacağını düşünürken o, adamı iki yumrukta bayıltmıştı. Güçlüydü, bu belliydi. Adamların elinden beni kurtarmıştı. Madem kendi gelecekti neden beni buraya göndermişti o zaman? Peşimden gelip beni kurtardığına şaşırıyordum ama şu anda sinirli olduğu için ona bir şey soramıyordum. Adam elinde para dolu zarfla gelip Barlas'a uzattı.
Barlas ona sinirle bakarken zarfı elinden çekip aldı ve bana verdi. İstediğini yapmış, haracı almıştı. Gözlerini adamdan bir saniye bile ayırmazken elini kaldırıp işaret parmağını salladı. "Bundan sonra buraya kimi gönderirsem parayı ona hemen vereceksiniz! Aksi olursa size öyle bir şey yaparım ki bana sizi öldürmem için yalvarırsınız!"
Adamın gözü korkmuştu zaten, yere bakıp başıyla onu onaylayınca Barlas hızla kolumdan tuttu ve beni mekândan çıkardı.Arabanın önünde bizi bekleyenlere baktım. Hepsi buradaydı. Bade de öyle. Çetin merakla Barlas'a bakıyordu, "Bir sorun yok değil mi?"
"Hayır yok."Çetin bundan memnun kalmış gibi görünüyordu. Elimde tuttuğum para dolu zarfa bakıp hafifçe sırıttığında, "O zaman gidebiliriz," deyip arkadaşlarına arabaya binmesi için işaret etti. Hepsi yavaş yavaş arabaya binerken Barlas'a bakıyordum.
Arabaya binmek için adım atınca önüne geçip onu durdurdum. "Bana bir açıklama yapmadan hiçbir yere gitmiyorsun Barlas!"
"Ne açıklaması?" deyip yüzüme garip bir şekilde baktı. Bu şekilde bakması beni sinirlendirdiği için gözlerimi devirdim, "Buraya neden geldiğinizin açıklaması."
"Neden geldiğimiz belli değil mi?" deyip gözleriyle elimde tuttuğum zarfı işaret etti. Dalga mı geçiyordu benimle? "Madem haracı sen alacaktın neden beni gönderdin?"
"Haracın nasıl alındığını anla diye gönderdim."Cidden şaka gibiydi. Öfkeden hızlı hızlı solurken, "Sen iyi misin ya? Farkında mısın bilmiyorum ama ben burada yalnızdım. Adamlar bana bir şey yapabilirlerdi!" diye bağırdım. Kendisi bana oranla gayet sakindi. "Yapmadılar ama değil mi?"
"Gelmeseydin yapacaklardı ama!" diyerek yine bağırdım. "Bu nasıl bir görev böyle? Haracın nasıl alındığını beni buraya tek başıma göndererek mi gösterdin?" Ellerini pantolonun ceplerine sokarak cevap verdi. "Çeteye girmek istiyorsan cesaretli olman lazım... Yarın bir gün bazı şeyleri tek başına yapmak zorunda kaldığında bugünkü gibi afallamanı istemiyorum."
Sürekli böyle tehlikelerle karşılaşacaksam ve tek başıma olacaksam işim gerçekten zordu. Yanlış bir karar verdiğimi şimdi o kadar iyi anlıyordum ki. "Bundan sonraki görevler de bugünkü gibi mi olacak? Hepsini tek başıma mı yapacağım?"
"Bugünkü görevde tek değildin ki. Ben de oradaydım."
"Ya olmasaydın?"Kaşlarını çattı. "Bu soruyu korktuğun için mi soruyorsun sen?"
"Evet," diyerek başımı öne eğdim. "Henüz yeniyim ve hiçbir şey bilmiyorum. Başıma bu yüzden kötü bir şey gelebilir."
"Başına kötü bir şey gelmeyecek," diyerek aramızda mesafe kalmayacak şekilde bana doğru yaklaştı ve eliyle çenemden tutup yüzümü kaldırdı. Bakışları bakışlarıma değerken, "Daha önce geldi ama artık gelmeyecek. Buna izin vermeyeceğim!" deyip çenemdeki elini yanağıma götürerek başparmağını yanağımdaki yaranın üzerinde gezdirdi.Daha önce derken kendinden bahsediyordu herhalde. Kötü biri olduğunu kabul etmesi şaşırtıcıydı. Bunu bilerek hâlâ devam etmesi de garipti tabii.
Tam ağzımı açmış bir şey diyecekken Bade araba camından kafasını uzatıp konuşmamı engelledi, "Barlas artık gitsek mi şuradan?" Barlas'ın gözleri gözlerimdeyken kafasını çevirip Bade'ye baktı. "Neden?"
"Çünkü sıkıldım."Barlas onu onaylayacak gibi görünmüyordu. Aslında ben de bir an önce buradan gitmek istiyordum ve bu yüzden, "Ben de sıkıldım," deyip rahatsız olduğum için Barlas'ın yanağımdaki elini aşağı indirdim. "Tamam öyleyse, atla arabaya."
"Gerek yok, ben bir otobüse binerim," deyip yanından geçeceğim sırada kolumdan tutup beni durdurdu. "Arabaya bin!" Yüzümü kaldırıp ona baktım, "Kendim gidebilirim."
"Elbette gidebilirsin ama buradan otobüs geçmez." Bu hiç iyi olmamıştı işte. Ne yapacaktım şimdi? Aslında taksiyle gidebilirdim ama yeterince param olmadığı için mecburen o arabaya binecektim. Başka bir seçeneğim yoktu çünkü. "Tamam," deyip kolumu tutan eline bakınca, "İzin verirsen arabaya bineceğim," dedim.
Gözleri üzerimdeyken hızla elini kolumdan çekti ve yanımdan geçip arabaya bindi. Ben de yanındaki koltuğa geçip oturdum. Gözlerim ön camdayken aklıma takılan bir şeyi sormak için ona baktım. "Görevi başardım mı?" Cevap vermeden yola bakıyordu. Bir daha sormayı düşünsem de sessizliğine sinirlendiğim için sormadım. Barlas arabayı sürerken buraya gelirken gördüğüm ejderhayı yeniden görünce arka koltukta oturan Çetin'e döndüm. "Bunları siz çiziyorsunuz değil mi?"
"Biz değil Ali çiziyor, kendisi bu konuda çok yeteneklidir."
"Belli." Ali bana bakıp üç numara kesilmiş olan saçının arkasını kaşırken hafifçe tebessüm etti. Buna karşılık ben de tebessüm ederek tekrar Çetin'e baktım, "Bunu neden yapıyorsunuz peki? Yani Amacınız ne?"
"Başka çetelere bizim o bölgeden haraç aldığımızı belirtmek," demek o yüzden bizim marketin yanındaki sokağın duvarında da vardı. "Burada sizden başka çetede mi var?" diye sordum.
"Kızım nerede yaşıyorsun sen? Burası İstanbul, tabii ki var!" Sanki soruyu Bade'ye sormuştum da o cevap veriyordu. Onu umursamamaya çalışıp Çetin'e bakmaya devam ederken, "Bunun için mi hepinizin kolunda ejderha dövmesi var?" diye sordum. "Evet. Tıpkı İstanbul'daki diğer çetelerin hepsinde kendilerini simgeleyen bir dövme olduğu gibi." Peki, Barlas'ın niye yoktu? Bu oldukça enteresandı.Kafamı Barlas'a çevirince, "Senin neden dövmen yok?" diye sordum.
Gözleri yoldayken bana bakmadan konuşmayı tercih etti "Olmadığını nereden biliyorsun?" Suratına sanki garip bir şey demiş gibi bakıyordum, "Çünkü kolunda hiçbir şey görmüyorum." Hafifçe tebessüm etti, "Dövmem kolumda değil de o yüzden görmüyorsun."
"Bir dövmen var yani?"
"Evet."
"O zaman neden kolunda değil?"Güldü. "Sen fazla mı meraklısın?"
"Evet meraklıyım. Bu çeteye gireceksem bir şeyler bilmem gerekiyor." Barlas arabayı kırmızı ışıkta durdurup yüzünü bana döndürerek gözlerime baktı, "Bilmeni istersem sana söylerim."
"Bilmemi istemi..." derken Bade'nin konuşmasıyla sözüm yarıda kesildi. "Bu Aysun değil mi ya?"
Şaşkınlıkla arkaya dönünce hepsinin camdan dışarı baktıklarını gördüm. Yanımızda duran arabanın içinde Aysun'u gördüm. Şu yaşlı erkek arkadaşıyla birlikteydi. Yüzüne bakılacak olursa onunla olmaktan mutluydu."Bu kız hâlâ yaşlı adamlarla mı takılıyor?" Ali'nin sorduğu soruya Bade cevap verdi "Görünüşe göre öyle."
"Onlara bakınca iğreniyorum. Şunlara bak ya, bu kız kafayı yemiş!" Bade'nin son dediği beni iyice sinirlendirirken, "Hepiniz kesin sesinizi!" diye bağırdım.
Arkadaşımın arkasından bu şekilde konuşamazlardı! Hepsi susarken Bade sinirle konuştu. "Ne oldu kızım, ne bağırıyorsun? Yalan mı, arkadaşın yaşlı adamlarla çıkacak kadar kafayı yememiş mi?" Ağzına vurmamak için kendimi zor tutuyordum, "Bana bak! Çeneni kapat yoksa çok kötü olur!" diye uyardım. "Gerçekten çok korktum," diyerek güldü, "Kızım sen neyine güveniyorsun? Bana ne yapabilirsin ki?"
"Ne yapabileceğimi göstereyim istersen!" deyip inmek için kapıyı açacağım sırada Barlas arabayı kilitledi ve yeşil ışık yandığı için sürmeye devam etti. "Durdur şu arabayı!" diye sinirle bağırdım. Beni umursamadı. "Kime diyorum ben ya, durdur şu arabayı!" Kahverengi gözlerini yoldan ayırıp bana döndürünce sinirlendiğini hissettim. "Kes sesini yoksa seni arabadan aşağı atarım!" Tehdidi gözümü korkuturken Bade'nin kıs kıs güldüğünü duydum. Barlas dikiz aynasından sinirle ona bakınca, "Bade seni de!" deyip onu da uyardı.
Barlas beni evime getirince hiçbir şey demeden arabanın kilidini açtı. O konuşmadığı için ben de bir şey demiyordum. Yüzüne bakmadan arabadan çıkıp kapıyı sertçe kapattım ve eve doğru yürüdüm. Tam anahtarla evin kapısını açacakken para dolu zarfı hâlâ elimde tuttuğumu fark ettim. Vermek için arkama dönüp baktığımda Barlas'ın arabadan inip yanıma geldiğini gördüm. Sanırım parayı almaya geliyordu. Vermeyi nasıl unutmuştum? Aklım o kadar yerinde değildi ki...
Yanıma gelip karşımda durarak hiçbir şey demeden yüzüme baktı. Zarfı ona uzattım. "Al!" Zarfa bakmadı bile. "Çeteye girmek istiyorsan Bade'yle aranı iyi tutsan iyi olur." Sinirle güldüm. "Asıl o benimle arasını iyi tutsun, çünkü beni sinirlendiren o!"
"Ben onu bunu bilmem, çeteye gireceksen herkesle iyi anlaşacaksın." Şu kızla iyi anlaşmak zorunda kalacağıma inanamıyordum. Sevmediğim bir insanla nasıl anlaşabilirdim ki? Mecburen söylediğini kabullenip, "Tamam," dediğimde suratında memnun bir ifade oluştu.
Gitmek için arkasını dönüp iki adım yürüdükten sonra tekrar bana doğru döndü. "Bu arada ilk görevi başarıyla geçtin Kaktüs. İkinci görevin için hazır ol."
Şaşırdım. "Gerçekten mi? İyi ama haracı ben almadım ki sen aldın?"
"Amaç haracı almak değildi. Tek başına gitme cesaretini göstermekti. Ve sen bunu başarıyla yerine getirdin." İşte buna sevinmiştim. Yüzümde hafiften tebessüm belirirken, "O zaman ikinci göreve hazırım," dedim.
Dudaklarında ufak bir tebessüm kırıntısı belirirken, "İyi," dedi ve arkasını dönüp arabaya doğru yürüdü. Zarf hâlâ elimdeyken gitmeden ona vermek için, "Barlas, bir dakika!" deyip onu durdurdum. Dönüp bana bakarak, "Ne oldu?" diye sordu.
"Parayı unuttun!" diyerek elimdeki para dolu zarfı ona fırlatınca tek eliyle tuttu ve hiçbir şey söylemeden önüne dönüp arabasına doğru yürüdü. Ben yerimde durmuş gitmesini beklerken o arabaya binmeden önce zarfı çöp konteynerine attı.
Şaşkınlıkla ona bakarken doğru mu gördüm diye gözlerimi birkaç defa kapatıp açtım. İnanamıyordum. Madem çöpe atacaktı ne diye haraç alıyordu ki? Ne garip bir çocuktu bu ya. Ben şimdi boşuna mı tehlikeye girmiştim? Beni de kendini de aldığı parayı çöpe atmak için tehlikeye atmasına anlam veremiyordum.