İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 5 · 17 dk okuma

ÇETE

Bölüm 5

5.Bölüm

Nefretim öylesine büyüktü ki mantıklı düşünemiyordum. Yapacak olduğum hata da en az nefretim kadar büyüktü. Geri dönüşü yoktu. Lanet yer diye tanımladığım bu yere kendi ayağımla gelmiştim, çeteye girmek istiyor ve aldığım bu karardan asla vazgeçmeyi düşünmüyordum. Evet, Barlas'tan nefret ediyordum ama babama duyduğum nefret Barlas'ınkinden daha ağır basıyordu.

Barlas'a bakarken avuçlarımın terlediğini hissediyordum. İsteğimi geri çevirebilirdi. Gözlerini okuyacak olursak tam da öyle yapacak gibiydi."Kafan mı güzel kızım senin?"Arkadaşları gülüyordu. "Bence bayağı güzel..." Samet dalgasını geçerken Bade de konuşmadan edemedi "Belki de hap almıştır." Söylediklerini umursamıyordum. Umursadığım tek şey Barlas'ın düşüncesiydi. "Barlas gönder şu kızı buradan!" Bade, burada olmama sinirlenirken gözlerimi ondan çekip Barlas'a çevirdim. Kahverengi gözlerinde anlamlandıramadığım bir bakış vardı. Bir şeyler düşünüyor gibiydi. "Neden çeteye girmek istiyorsun?"

Sorusu beni umutlandırırken omuzlarımı düşürüp gözlerine masumca baktım. "Çünkü yardımına ihtiyacım var!"Bade bunu duyunca öfkeyle bize doğru yaklaşıp Barlas'ın yanında durdu. Bağırarak konuşuyordu, "Dalga mı geçiyorsun sen bizimle? Ne yardımı, neyin yardımı? " Yüzünü Barlas'a çevirdi. "Barlas bir şey söyle şu kıza! Ne saçmalıyor?"

Barlas gözlerini benden ayırmıyordu. Düşündüğü her neyse istediğim şey olmasını diliyordum. Buraya boş yere gelmiş olmak istemiyordum. "Barlas bir şey söylesene!" Bade delirecek gibiydi. Bu kadar sinirlenmesinin sebebini anlayamıyordum. Tamam, beni sevmiyor, nefret ediyor olabilirdi ama sinirlenmesine gerek yoktu. Sonuçta ben ona bir şey yapmamıştım.Barlas donuk bakışlarla bana bakarken bir şey demeden arkasını döndü. Şaşkındım, cevap vermeyecek miydi?

Bu kadar suskun kaldıktan sonra bir şey demesi gerekiyordu. Arkadaşlarının yanına doğru yürürken bir şey söylemesi için onu durdurdum. "Barlas söylesene bana yardım edecek misin?" Sırtı bana dönükken cevap verdi "Hayır!"

"Beni çeteye almak zorundasın!" Kanepeye oturup cebinden çıkardığı sigarasını yaktı. "Değilim," Sinirle ona doğru bir adım atınca Bade kolumdan tutup beni durdurdu. "Hemen git buradan, istenmiyorsun!" Kolumu tutan elini ittiğimde gözlerine öfkeyle baktım, "Gitmiyorum!" O da öfkeyle bakıyordu, "Gidiyorsun!""Buna sen mi engel olacaksın?"Kendinden emin konuştu, "Evet!"

"Hiç sanmıyorum," deyip Barlas'a doğru adım attığım sırada ayağıma çelme taktı ve beni yere düşürdü. Dizlerimin üzerine düşmüş öylece dururken hiç olmadığım kadar öfkelendiğimi fark ettim. Sanırım bu kız iyi bir dayağı hak etmişti. Kan beynime çıkarken ellerimle yerden destek aldım ve ayağa kalkıp saçlarına yapıştım. Canı acımıştı, saçlarını tutan elimi tuttu ve diziyle karnıma vurdu. Aldığım darbeyle nefesimin kesildiğini hissederken saçlarını bırakıp geri çekildim. Bu kız iyi kavga ediyordu. Kesinlikle çok iyiydi ama benim de durmaya niyetim yoktu.

Tekrar ona yaklaştığımda yüzüne tokat atmak için elimi havaya kaldırdım. Kaldırır kaldırmaz bileğimden tutup büktü. Acıyla inledim ama bunu umursamadı, canımın yanmasından memnun kalmış gibiydi. Boşta kalan elimle karnına yumruğumu geçirdim. Aldığı darbeyle bileğimi bırakınca karnına tekme atmak için ayağımı kaldırdım ama ayağımı yakaladı. Galiba bu sefer canım çok yanacaktı.

Yüzünde sinsi bir sırıtış belirirken ayağımı kıracağını hissettim. Ayağımı sert bir şekilde tutmuş döndüreceği esnada Barlas'ın sesi sayesinde kurtuldum. "Bade Yeter!"Bade şaşkın bakışlarla Barlas'a bakarken hâlâ ayağımı tutuyordu, "Ama Barlas bu kız..." Sözünü kesip konuşmasına izin vermedi, "Yeter dedim!"

Bade, Barlas'ın emriyle gözlerini devirip ayağımı bırakınca yüzüme nefretle bakmaya devam etti. Karnıma attığı tekmeden dolayı hâlâ canım yanarken ben de bakışlarına aynı şekilde karşılık verdim.Barlas sigarasını tüttürmeye devam ederken yanında duran sarışın çocuğa baktı, "Ali, Bade'yi dışarı çıkar." Onlar dışarı çıkarken Barlas'ın bana baktığını fark ettim. "Kaktüs, şimdi hemen buradan gidiyorsun!"

"Hayır!" deyip ona doğru yaklaştım ve önünde durdum. "Bu çeteye girmeden hiçbir yere gitmeyeceğim!" Sigarasından derin bir nefes alarak dumanını havaya üfledi ve ayağa kalktı. "Sen bir çeteye girmek istediğinin farkındasın, değil mi?"

"Evet."

"Ne oldu? Daha bu sabah kötülük yapmayı sevdiğimizi söylüyordun. Şimdi ne değişti?"

"Hiçbir şey değişmedi. Hâlâ kötülük yapmayı sevdiğinizi söylüyorum." Daha yarısında olan sigarasını yere atıp ayağıyla söndürdü. "O zaman burada ne işin var? Kötü mü olmak istiyorsun?" Kararlı bir şekilde, "Evet!" dedim. "Kötü olmak istiyorum ama tek bir kişiye karşı" Kaşlarını çattı, "Kimmiş o?" Konuşurken gözlerimi yere eğdim. "Babam!"Babamdan intikam almak istediğim için beni yargılamalarını istemiyordum. Bir kızın babasından intikam almak istemesi onlara garip gelebilirdi. Bu yüzden hepsinin suratıma şaşkınca baktığını hissediyordum. "Baban kim? Adı ne?" Tiksinerek cevap verdim, "Arslan Vuralkan!"

"Ünlü iş adamı Arslan Vuralkan mı?" Samet bayağı şaşırmış gibiydi. Gözlerimi yerden kaldırıp ona çevirince, "Evet," dedim. Belli ki onu tanıyordu. Kendisi oldukça ünlüydü tabii. Tanımayan çok az kişi çıkardı."Zengin babanla sorunun ne senin?" Çetin yüzüme bakarken merakla cevap vermemi bekledi. Anlatmak zor olduğu için susmakla konuşmak arasında ikilemde kalmıştım."Bu bizi ilgilendirmiyor Çetin. Bu onların sorunu..."

Barlas galiba anlatmak istemediğimi düşünüyordu. Bu kez beni susturmasına memnun olmuştum, aramızda mesafe kalmayacak şekilde bana yaklaştı. "Cesursun, düşündüklerini korkmadan söyleyebiliyorsun ama çeteye girmek için bu kadarı yetmez, bize daha fazlası lazım." Gözlerim sevinçle açıldı. "Beni çeteye alacak mısın?"

"Sana vereceğim görevleri yerine getirebilirsen evet, alacağım." Kabul etmişti ve ben şu an çok şaşkındım.

Babamdan intikam alacağım için beni yargılayacağını düşünüyordum ama o aramızdaki sorunun ne olduğunu bile sormamıştı. Belli ki özele girmiyordu. Babama karşı kötü biri olmak istiyorum deyince ikna olması beni ayrıca şaşırtmıştı. Sanki bunu duyunca bir anda kararı değişmiş gibiydi. "Bu görevlerin amacı ne peki, neden onları yerine getirmemi istiyorsun?"

Kollarını göğsünde birleştirirdi. "Ne kadar istekli olduğunu bizlere göstermek...""Peki, bu sadece bana özel bir şey mi yoksa Bade'ye de böyle görevler verdiniz mi?"

"Bu seni ilgilendirmez!" deyip oturarak bir kolunu kanepenin arkasına attı. "Şimdi git. Yarın sabah okula gitmeden önce de burada ol. İlk görevinin ne olacağını sana yarın söyleyeceğim." "Tamam," deyip onu onayladıktan sonra çıkıp eve gittim.

Ne gibi görevle karşılaşacağımı bilmediğim için biraz endişeliydim. Yemek yiyip hemen yatmak istiyordum. Kapıdan içeri girdiğimde mutfakta olan annemin yanına gidip nasıl olduğuna baktım. Yemek yapıyordu ve düşünceli görünüyordu. Yanına yaklaşınca irkildi. "Ne zaman geldin sen? Duymadım."

"Şimdi geldim anne."Gözlerini kısıp elini beline yerleştirdi. "Arkadaşınla birlikte nereye gittiniz öyle?" Sorusunu birkaç saniye düşündükten sonra cevapladım. "Şey... Aysun telefonunu okulda unutmuş, buraya gelince fark etti. Biz de gidip aldık."Annem yalanıma inanmıştı. Anlamış gibi başını sallayınca, "Bir dahaki sefere çıkmadan önce bana haber ver, telefonun olmadığı için seni arayamıyorum ve merak ediyorum," dedi. "Sana söylemeyi unuttum anne, telefonumu buldum," deyince sevindi. "Gerçekten mi? Nasıl oldu bu?"

"Sıramın altında unutmuşum. Kaybolmamış yani. Okuldaki hizmetlilerden biri bulup müdüre vermiş. Müdür de bu sabah beni çağırtıp telefonu bana geri verdi."

"İyi bari kaybolmadığına sevindim," deyince, "Ben de," deyip ne yemek yaptığına baktım. Domates çorbası ve mantı yapmıştı. "Çok açım bir şeyler yesem iyi olacak." Sofrayı hazırlarken, "Git elini yıka sonra yersin," dedi.

Dediğini yapıp hızla lavaboya gidince ellerimi yıkamadan önce aynada kendime baktım.Doğru bir karar mı vermiştim acaba? Düşünürken yanağımdaki bandı çözüp yarama baktım. Bunu bana yapanın çetesine girecektim. Babamdan intikam almak için hayatımı mahvedecektim belki ama buna değerdi. Derin bir nefes alıp ellerimi yıkayarak mutfağa geri döndüm.Masada sadece bir tabak görünce şaşırdım." Anne, sen yemeyecek misin?" Kafasını iki yana salladı, "Pek iştahım yok, sen ye tatlım. Ben biraz uzanacağım," deyip mutfaktan çıktı.

Yok, yok kesinlikle doğru bir karar vermiştim. O adamdan intikam almak için sabırsızlanıyordum. Biliyordum, annem onun yüzünden yemek yemiyordu. İştahını kaçırmıştı pislik! Bu böyle devam edemezdi. Bütün görevleri yerine getirecektim. Barlas da çetede olduğum için bana yardım edecekti. Annemin haline üzüldüğüm için yemeğimi iştahsızca yiyip masadan kalktığımda odama gidip biraz ders çalıştım. Daha sonra yatağıma uzanıp alacağım intikamı düşünmeye başladım. Dakikalarca düşündükten sonra gözlerimi kapattım ve uykuya daldım.

Uyandığımda kalkıp üniformamı giydim ve kahvaltı yapmak için mutfağa gittim. Annem çoktan kahvaltıyı hazırlamış uyanmamı bekliyordu. "Günaydın tatlım," deyip gülümsedi. "Günaydın," deyip ben de gülümsemesine karşılık verdim ve masaya oturdum. Ayakta durmuş bana sessizce bakıyordu. "Anne sakın bana yine bir şey yemeyeceğim deme!"

"İşlerim var kızım. Bankaya gitmem gerekiyor. Sen ye, ben dışarıda bir şeyler atıştırırım," deyip yanağımdan öptükten sonra, "Hoşça kal," deyip aceleyle evden çıktı.

Aynısını ben yapmış olsaydım bir ton laf ederdi. İştahı nasıl kesildiyse artık bir lokma bile yemiyordu. O yemeyince benim de iştahım kaçıyordu. Sofradan kalktım. Masadakileri toplayıp buzdolabına yerleştirdikten sonra çantamı alıp evden çıktım. Fabrikaya gitmek için otobüse bindim. Bugün ilk görevimin ne olduğunu öğrenecektim. Bu göreve her şekilde hazırdım ve bir an önce çeteye girmek istiyordum. Babama olan kızgınlığım bütün iyi duygularımı zayıflattığı için kötü biri olmayı kabul etmiştim. Bu yolun geri dönüşü yoktu, o adama acıyı tattıracaktım.

Otobüsten indiğimde fabrikaya doğru yürümeye başladım. Hafiften esen rüzgâr saçlarımı savururken yolun ne kadar uzun olduğunu fark ettim. Bir türlü bitmiyordu. Üzerimde bir tedirginlik vardı ve ben hemen oraya gidip bu duyguyu üzerimden atmak istiyordum. Bu yüzden adımlarımı hızlandırdım. İçeri girmeden, yarı açık olan kapının önünde durdum. İçeride ilgimi çeken bir şey oluyordu. Bir konuşma..."Yeri belirlediniz mi peki, malları nereye götüreceksiniz?" Barlas'ın anlamlandıramadığım sorusuna Çetin cevap verdi. "Evet belirledik. Bugün saat beşte Beykoz'daki eski çimento fabrikasına götüreceğiz. Bizimkiler oradan alacak."

"Güzel," Barlas'ın sesinde memnun bir ifade vardı, "Bir sorun çıkmasın sakın dikkat edin!""Sen merak etme, çıkmayacak." Çetin son sözünü söyleyince donup kaldım. Bunlar uyuşturucu mu naklediyordu? İyi de bu nasıl olabilirdi? Ben şimdi bu çeteye mi girmek istiyordum? Kafamı hızla iki yana salladım.

Ne yapıyordum ben? Onların arasında olmamam gerekiyordu. İnsanları zehirlemelerine izin veremezdim. Ben bu kadar kötü olamazdım. Onları şikâyet etmeliydim. Bunu yaptıkları için ceza almalıydılar. Buna izin vermeyecektim.Şaşkınlığımı üzerimden atmaya çalışırken oradan ayrılıp koşmaya başladım. Otobüs durağına doğru hızla koşarken aklıma gelen düşünceyle bir anda durdum. Şimdi gidemezdim.

Eğer şimdi gidersem okulda Barlas bana neden gelmediğimi soracaktı. Mantıklı bir cevap veremeyince de bir şeyler olduğunu anlayacaktı. Onları duyduğumu bile anlayabilirdi. En iyisi oraya gidip onları hiç duymamışım gibi davranmaktı. Yapmam gereken en mantıklı şey buydu. Nasıl olsa malı saat beşte dedikleri yere götüreceklerdi. Çıkışta polise gidip onları ihbar edebilirdim. Şimdi gidip ihbar edersem Barlas bunu anlardı ve saat beşe kadar beni bulup öldürürdü.

Aklıma yatan fikirle koşarak fabrikaya geri dönüp, rahat bir tavır sergilemeye çalıştım, "Selam." Hepsi oradaydı ve bana sanki garip bir şey demişim gibi bakıyorlardı. Barlas keskin bakışlarla yanıma yaklaştı ve önümde durdu, "Hoş geldin Kaktüs." Gözlerine bakarken, "Hoş bulduk," deyip yutkundum. Gözlerine zor bakıyordum."İlk görevin için hazır mısın bakalım?"

"Hı hı," diyerek kafamı salladım. İnşallah malı sen götüreceksin falan demezdi. Eğer öyle bir şey derse zaman kaybetmeden hemen polise gitmeliydim."Güzel," deyip keyifle sırıttı, "O zaman akşamı bekle, sana bunu akşam söyleyeceğim." Evet, kesinlikle malı sen götüreceksin diyecekti. Neyse, sorun yoktu. Sakindim. Beni bu işe alet edemezlerdi. Nasıl olsa okul çıkışı onları ihbar edecektim ve yakalatacaktım. "Tamam," dediğimde zoraki tebessüm ettim."Artık okula gidelim de derse geç kalma," diyerek sırıtmaya devam edince kapıya doğru yürümeye başladı.

Peşinden arkadaşları da yürürken Bade'nin yerinde durmuş bana baktığını gördüm. Hırsını alamamış gibi bir hali vardı ve yüzüme nefretle bakıyordu. Şu anda o kadar onla uğraşamayacak haldeydim ki bakışlarını umursamıyordum. Nefret dolu bakışlardan kurtulmak için gözlerimi ondan çekerek ben de peşlerinde dışarı çıktım. Barlas ve çetesi arabaya binerken ben orada öylece durmuş arabaya bakıyordum. Pahalı bir araçtı. Bunu yeni fark ediyordum."Kaktüs ne duruyorsun öyle, binsene!" Barlas arabaya binmiş açık camdan bana bakarken şaşkınlıkla sordum. "Sizinle mi geleceğim?"

"Evet, bir sorun mu var?"

"Hayır."

"O halde gel," diyerek yanındaki yolcu koltuğunu işaret etti. Bu, arka koltukta oturan Bade'nin hoşuna gitmemişti. Sanırım orası onun yeriydi ve benim oturmamı istemiyordu. Ben de heveslisi değildim zaten ama mecbur binecektim. İstemeyerek arabaya yaklaşıp Barlas'ın yanındaki koltuğa oturunca, "Çeteden olmadığım için binmemem gerektiğini düşünüyordum," dedim. "Arabaya binmen için çeteden olmana gerek yok," deyip sürmeye başladı.

Böyle güzel ve pahalı bir arabaya nasıl sahip oldukları belliydi. Bana onlarla takıldığım için suçlu hissettiriyorlardı. Sanki onlar gibiydim. Bu arabaya bindiğim için mi öyle hissediyordum bilmiyordum ama kendimi onlar gibi kötü biri olarak görüyordum. Barlas yüzüme merakla baktı. "Ne o Kaktüs, sesin hiç çıkmıyor?"

"Dün gece pek uyuyamadım, o yüzden halim yok," diyerek aklıma gelen ilk yalanı söyledim. "Neden uyuyamadın, ilk görevini mi düşünüyordun?" Başımı salladım. "Evet."

Güldü. "Korkuyor musun yoksa?" Kendimden emin bir şekilde, "Hayır," dedim. Başını yola çevirdi. "Bence de korkma, senin gibi cesur bir kıza korkmak yakışmaz." Bir şey demeden sinirle yolu izledim. 'Evet yakışmaz! Yakışmadığını zaten akşam sizi ihbar ettiğimde göreceksin pis serseri!' Sesli söyleyemediklerimi içimden söylüyordum. Bir an önce onları ihbar edip yakalatmak istiyordum. İnsanları zehirleyerek güzel bir hayat sürdürmelerine izin vermeyecektim.

Nihayet okulun önüne geldiğimizde Barlas arabayı durdurdu ve indi. Ben de inerken okuldaki öğrencilerin üzerimde olan garip bakışlarını izliyordum. Beni çetenin yanında gördükleri için şaşkınlardı. Özellikle de Aysun. O, babamdan intikam alacağım için Barlas'tan yardım isteyeceğimi biliyordu ama çeteye gireceğimi tahmin etmiyordu. Bu yüzden herkes gibi bana garip bir şekilde bakıyordu.

Bankta oturan Aysun'un yanına doğru yürüyüp karşısında durduğumda keyifsiz bir şekilde, "Günaydın," dedim. Sinirli bakıyordu. "Çeteye mi girdin?" Sorusunu kalabalıkta cevaplamak istemediğim için kolundan tuttuğum gibi sınıfa çıkardım. Yerine otururken merakla yüzüme bakıyordu. "Söylesene Öykü, çeteye mi girdin?" Ben de onun gibi yerime oturunca yüzüne baktım, "Henüz girmedim. Barlas, çeteye girmek istiyorsam bazı görevleri yerine getirmem gerektiğini söyledi."

"Sen de kabul ettin, öyle mi?"

"Başka çarem yoktu Aysun, babamdan intikam almam için o çeteye girmem gerekiyordu. Hem sen söylemiştin 'Barlas çetede olmayan birine yardım etmez' diye."

"Aferin sana!" diyerek beni alkışladı. "Kızım çete onlar çete, farkında mısın? Senin onların arasında ne işin var?" Çok sinirli görünüyordu. "Sakin ol Aysun. Merak etme zaten bu akşam çete diye bir şey kalmayacak," deyince kaşları çatıldı, "Ne demek bu şimdi?"

Sesim sıkıntıdan kısık çıkıyordu, "Bu sabah ilk görevimin ne olduğunu öğrenmek için fabrikaya gittiğimde Barlas ve diğerlerinin bir şey hakkında konuştuklarını duydum."

"Neymiş o, ne hakkında konuşuyorlardı?" diye sordu. "Malları nereye götüreceklerini konuşuyorlardı," deyince şaşırdı, "Malları mı? Ne malı? Mal derken uyuşturucudan mı bahsediyorlardı yoksa?"

"Evet, sanırım. Çetin Barlas'a malları götürecekleri yeri ve saati söylüyordu." Aysun'un şaşkınlıktan ağzı açıldı, "Uyuşturucu mu naklediyor bunlar?"Duyduklarımı anlatırken bile kötü olmuştum. Şaka gibi geliyordu ama gerçekti. "Onları çıkışta polise ihbar edeceğim. Yakalanıp hapis yatsınlar. Bunu hak ediyorlar!" O kadar şaşkındı ki ne diyeceğini bilemiyordu, "Bence bunu şimdi yapmalıyız. Gidip hemen onları şikâyet edelim!"

"Hayır, şimdi olmaz! Malları beşte götürecekler. Şimdi ihbar edersek Barlas bunu öğrenir ve bizim yaptığımızı anlar ama eğer o saate yakın bir zamanda ihbar edersek yakalanacağı için hiçbir şey yapamaz."

"Haklısın," deyip sustu. O susunca ben de sustum. Olacakları düşünüyordum. Ya onları ihbar ettiğimde yakalanmayıp yırtmayı başarırlarsa o zaman ne olacaktı? Barlas kesinlikle bunu benim yaptığımı anlayıp beni öldürürdü. Öldürmese bile muhakkak bedenimde kalıcı bir hasar bırakırdı. Bundan o kadar emindim ki korkmuyor değildim. Çok huzursuzdum. Nefes alamıyormuşum gibi hissediyordum. Başıma ilk defa böyle bir şey geliyordu ve ben bunu hata yapmadan atlatmak istiyordum. Ne diye çeteye girmek istemiştim ki zaten? Kendi başımı kendim yakmıştım. Şu anda okula giden ve aklında sadece dersleri olan biri olabilmek varken... Kendimden nefret ediyordum. Hatta sadece kendimden değil hayatımdan da nefret ediyordum.

***

Bütün gün okulda ne olacağını düşünüp durdum. Son ders boş olduğu için Aysun'la kantinde oturuyorduk. İkimiz de o kadar düşünceliydik ki bu yüzden suskunduk. Özellikle de ben. Öyle ki Koray'ın okula gelmediğini bile ancak fark etmiştim. "Koray bugün okula neden gelmedi Aysun, biliyor musun?"

"İşleri varmış."

"Anladım," deyip önümde duran kahvemden bir yudum aldım. Midem bomboştu ve benim bugün boğazımdan geçen ilk şey kahveydi. Sıkıntıdan bir şey yemeye fırsat bulamamıştım. Bu gidişle bir deri bir kemik kalacaktım. Sıkıntı içinde düşünmeye devam ederken Aysun'a gelen mesaj sesiyle gözlerimi ona çevirdim. "Koray'dan mı?"

"Hayır, erkek arkadaşımdan," deyip telefona bakan gözlerini bana çevirdi, "Çıkışta buluşalım mı diye soruyor. Ne diyeyim?" Garip bir şekilde ona baktım, "Bunu bana neden soruyorsun ki? Buluşmak istiyorsan buluşabilirsin, bunun için benden izin alacak değilsin ya?"

"Of Öykü, çıkışta polise gideceğiz ya o yüzden soruyorum," deyince sırtımı sandalyeye yasladım, "Ona buluşacağını söyle, çünkü benimle gelmiyorsun!" Bunu tek başıma halletmeliydim. "Niye?" diye sorduğu an zil çaldı.

Çıkış saatimiz gelmişti ve ben çok tedirgindim. "Bunu tek başıma yapmak istiyorum da ondan," diyerek ayağa kalktığımda, "Olmaz öyle şey, ben de seninle geleceğim!" deyip kalktı."Hayır!" diyerek itiraz ettim. "Zor bir şey yapmayacağım Aysun, bu yüzden benimle gelmene gerek yok." Bakışları sıkıntısını belli ediyordu, "Emin misin Öykü?" Kafamı salladım, "Eminim. Beni merak etme sakın, çünkü bana bir şey olmayacak."

"Sen yine de dikkatli ol ama," deyince tedirgin görünmemek için gülümsemeye çalışıp, "Tamam olurum," dedim ve yanından ayrılıp okuldan çıktım.Saat henüz dörttü, biraz daha bekleyecektim. Polislerin oraya erken gidip hiçbir şey bulamamalarından korkuyordum. Tam iş üzerindeyken yakalanmalıydılar. Gerçi Barlas malı bana götürtmek istiyordu muhtemelen ama ben onların yanına gitmeyeceğim için başka birine yaptıracaktı pis işini. Hata yapmaktan korktuğum için ellerim titriyordu. Olabildiğince sakin olmalıydım. Vakit geçirmek için karakolun olduğu yere doğru yavaş yavaş yürürken bir anda durdum. Ben ne yapıyordum böyle? Onları karakola gidip ihbar edemezdim.

Barlas oraya gitmediğim için malları arkadaşlarına götürtmeyebilirdi. Eğer gidip onları ihbar edersem ve polisler gidip orada bir şey bulamazlarsa beni sorguya çekeceklerdi. İş anneme kadar giderdi. Daha da kötüsü Barlas bunu duyabilirdi. En iyisi ankesörlü telefon kullanmaktı. O zaman ihbarı benim yaptığım anlaşılmazdı. Gerçekten iyi düşünmüştüm. Saat dört buçuk olunca hemen yakınlarda bir ankesörlü telefon buldum. 155'i çevirirken parmaklarım deli gibi titriyordu.

Polisle konuşurken de titrememesi için dua ediyordum. "155 polis imdat, buyurun?" Derin bir nefes aldıktan sonra, "Bugün saat beşte..." deyip sustum. Sanırım korkudan adresi unutmuştum. Hafızam hiç kuvvetli değildi. Bunun sıkıntısını sürekli çeken biriydim. Beykoz muydu yoksa Beyoğlu mu? Hatırlayamıyordum. Kafam durmuştu sanki. Bunu nasıl unuturdum? Aptal mıydım ben ya? Bir şeyi aklımda tutamamıştım. Galiba Beyoğlu'ydu. Hayır ya Beykoz'du. Hangisi olduğunu bir türlü hatırlayamıyordum. Delirecektim. Telefondaki polis, "Alo orada mısınız?" diye sorunca yutkunup, "Bugün saat beşte Beyoğlu'ndaki eski çimento fabrikasında uyuşturucu nakliyatı gerçekleştirilecek," deyip telefonu kapattım.

Evet Beyoğlu'ydu, son anda aklıma gelmişti bu. Neyse ki ihbarı yapmıştım. İçim rahatlamıştı. Şimdi gönül rahatlığıyla eve gidebilirdim. Bundan sonrasıyla Barlas uğraşacaktı artık.Eve doğru keyifle giderken yanımda duran arabaya kafamı döndürüp baktım. Yok artık! Bu Barlas'tı. Onun burada ne işi vardı? Şu anda fabrikada çetesiyle mallar hakkında konuşuyor olması gerekmiyor muydu bunun? Bu şekilde mi iş yapıyordu bu? Beni görmesi hiç iyi olmamıştı. Camını aşağı indirip bana bakınca, "Kaktüs, nereye böyle?" diye sordu.

Gerçekten güzel soruydu. Şimdi ne yapacaktım bakalım? Onu ihbar ettiğimi anlamaması için üzerimdeki tedirginliği gizlemeye çalışırken, "Eve gidiyordum," dedim. "Neden? Fabrikaya gelmeyecek misin?" İyi bir yalan bulmalıydım, "Şey, geleceğim tabii ama önce eve gidip bir şeyler yemem gerekiyor, yoksa açlıktan öleceğim."

"Tamam, atla, seni eve bırakayım." Öyle iyi yalan bulmuştum ki beni eve bırakmak istemesini sağlamıştım. Ah Öykü!"Bırakmana gerek yok ya ben biraz yürüyeceğim. Ev yakın zaten." İtiraz kabul etmiyormuş gibi bakıyordu, "Atla!" Mecburen dediğini yapıp yan koltuğa geçip oturdum. Hâlâ aklım almıyordu, neden buradaydı? Malları bana taşıtmak istiyordu ama eve gitmeme bir şey dememişti. Of! Gerçekten bu işten bir şey anlamamıştım. Kafamı çevirip yüzüne baktım. "İlk görevimin ne olduğunu artık söyleyecek misin?"

"Çok önemli bir telefon bekliyorum ondan sonra söyleyeceğim," deyince şaşırdım. Ne telefonuydu ki bu? Acaba Çetin'den yakalanmadan malların taşındığına dair bilgi alıp ondan sonra mı söyleyecekti? Merak içimi kemirirken, "Şimdi söylesen olmaz mı?" diye sordum. "Olmaz!" Sesi sert çıkmıştı. Gözlerimi devirdim. Sanki meraklısıydım görevin. Biraz sonra çetesi darmaduman olduğunda görecekti gününü!

Evimin önüne gelince Barlas arabayı durdurdu. Teşekkür edip ineceğim sırada kapıyı kilitleyip çıkmamı engelledi. "Neden kilitledin kapıyı?" diye sordum. Yüzü, arabayı kullanmadığı halde yola dönüktü. "Burada benimle beklemen için."

"Neyi?"

"Bana gelecek önemli telefonu."Kaşlarımı çattım. "Bu telefonun benimle bir alakası mı var?"

"Evet."Ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum. Ona gelecek telefonun benimle alakası neydi? Şu anda arkadaşları malları taşıdığı için polis tarafından yakalanmış olabilirdi ama o işin nasıl gittiğini öğrenmek yerine saçma bir telefon bekliyordu. İyice gerilmiştim.

Dakikalardır kimden geleceğini bilmediğim bir telefon bekliyordum ve sıkılmaya başlamıştım. Saat beşi on geçiyordu. Polisler yakalamış mıydı acaba Barlas'ın arkadaşlarını? Meraktan ölmek üzereydim. Yüzüm Barlas'a dönük ona bakarken düşünceli olduğunu gördüm. Herhalde teslimatı düşünüyordu. Uyuşturucu naklediyordu ama yüzünde yakalanma korkusu gibi bir korku yoktu.

Bir insan bu işi yapıyorsa nasıl korkmazdı? Galiba yakalanacağını düşünmüyordu.Barlas'ın telefonu çaldı. Açıp kulağına koyunca birkaç saniye karşı tarafın anlattıklarını dinleyip bir şey demeden kapattı ve suratıma baktı. "Aferin sana Kaktüs."

Sesi bu sefer keyifli çıkmıştı. Ben ne olduğunu anlamadığım için yüzüne garip bir şekilde bakıyordum, "Anlamadım. Neye aferin?"

"Anlamamakta haklısın, galiba bunu sana baştan anlatmalıyım," deyip gülümsedi. "Sana bugün çeteye gireceğin için bir güven testi uygulamak istedim. Çeteme gireceksen ne kadar güvenilirdin bunu anlamam gerekiyordu. Bu sebeple bir plan yapıp bu sabah bizim oraya geldiğinde Çetin'le konuştuklarımızı duymanı sağladım. Amacım sana uyuşturucu naklettiğimizi düşündürüp bizi polise ihbar edip etmeyeceğini öğrenmekti. Açıkçası bunu yaparken ihbar edeceğini düşünüyordum ama sen beni şaşırttın. Konuştuklarımızı duymana rağmen polise hiçbir şey söylemedin. Üstelik malların hangi saatte, nereye gideceğini de biliyordun. Ama sen bizi ele vermedin."

Çok şaşkındım. Her şeyi ne kadar güvenilir olduğumu anlamak için mi yapmıştı? Ben şimdi onları boşuna mı ihbar etmiştim yani? Ne aptaldım! Barlas bana aferin diyordu ama onları şikâyet ettiğimden haberi yoktu. Herhalde polisler henüz dediğim adrese gitmemişti. Aklıma bir soru takılınca, "Bir saniye..." diyerek kaşlarımı çattım. "Şikâyet etmediğimi nereden biliyorsun ki?"

"Çünkü Çetin şu anda Beykoz'daki eski çimento fabrikasının yakınlarında bekliyor. Bizi polise ihbar etmiş olsaydın şu anda orası polis kaynıyor olurdu."Yaptığım yanlış canımı kurtarmıştı. Gerçekten şanslı olduğumu hissettim.

"Siz şimdi uyuşturucu nakletmiyorsunuz yani, öyle mi?" Sorularımı kızmadan cevaplaması oldukça şaşırtıcıydı, "Hayır etmiyoruz. Bu güven testi için düşündüğüm bir plandı sadece. Bizim uyuşturucuyla falan işimiz olmaz."Sevinçten ona sarılabilirdim. Bunu duymak o kadar güzeldi ki, resmen içim rahatlamıştı.

Evet, iyi biri değildi. Kötü bir insandı ama en azından insanları zehirlemiyordu. Hâlâ o kadar şaşkındım ki eminim yüzümde aptalca bir ifade vardı."Evet Kaktüs, bu testi başarıyla geçtiğine göre artık sıra yapman gereken ilk göreve geldi!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.