Kasılan tüm hücrelerim Barlas'ı kapıda gördüğüm anda gevşedi. Gelmişti. Buradaydı. Kahverengi gözleri hedefine odaklanmış sinirden öfke saçarken bize doğru yaklaştı ve "Senin ne işin var lan bu evde!" diye bağırarak Demir'i boğazından tuttuğu gibi yanımdaki duvara itti. Demir'in sırtı sert bir şekilde duvara çarptı, şaşırmış gibi bakıyordu. Birden Barlas'ı çıldırtacak kadar yüksek sesle gülmeye başladı ve ela gözlerini onun gözlerine dikti. "Asıl senin burada ne işin var? Şu an çetenin yanında olman gerekmiyor muydu? Onlar kavga ederken senin burada olman hiç hoş değil Barlas Karaman!"
Barlas yüzünü bana çevirip iyi olup olmadığımı kontrol etti. Demir'in bana bir şey yapmadığını anladıktan sonra tekrar ona döndü. "Kavga yok Demir! Şu an kimse kavga etmiyor. Senin orada olmadığını anladığımda kavgaya engel oldum. Yapmaya çalıştığın şeyi anladım çünkü. Buraya geleceğini anladım!" Demir gülmeye devam ederek kafasını hafifçe iki yana salladı. "Kızı yanında götürmemen büyük aptallıktı."
"Haklısın, aptallıktı...Ama senin buraya gelmenden daha aptalca değildi!" Boğazını tutup sıkmaya başladı, sinirinden dişlerini gıcırdatıyordu. "Burada ne işi var?"
Demir'in gülüşü nihayet sonlanmıştı. Zorlanarak konuştu. "Sevgilinin annesiyle konuşmak için geldim. Kızının nasıl biriyle birlikte olduğunu bilmek o kadının da hakkı öyle değil mi Barlas?" Şu halde bile Barlas'ı sinir etmeye çalışmasını aklım almıyordu. Ona büyük bir zarar verebilecek olmasından korkmadan hem de.
Barlas gözlerini gözlerine dikmiş yumruk yaptığı eliyle ona vurmak için hazır beklerken sinirle soludu "Bunu ona söylediğinde ne olacak sanıyorsun? Bizi ayıracağını falan mı?" Demir zorlanarak konuşmaya devam ederek "Evet," dedi.
Barlas elini boğazından çekince Demir rahat bir şekilde nefes almaya başladı. Sinirli olduğu için onu bırakacağını hiç tahmin etmemiştim ama bırakmıştı. "Sence ben bizi kimsenin ayırmasına izin verir miyim?" deyip yumruk yaptığı elini Demir'in karnına geçirdi birden. Demir aldığı darbeyle iki büklüm oldu. Kavga ederlerse ne yapacağımı bilmiyordum. Onları asla ayıramazdım. Birbirlerine zarar vereceklerdi ve ben buna engel olamayacaktım.
Demir aldığı darbe yüzünden yüzünü buruşturmuş bir şekilde kafasını kaldırıp sinirle Barlas'a baktığında "Ne yapacaksın? Birlikte olmanıza izin versin diye o kadına da mı işkence yapacaksın yoksa?" diye sordu. Barlas'ın yumruğu öylesine sertti ki o yumruğun Demir'in canını ne kadar acıttığını hissedebiliyordum. Buna rağmen Barlas'a vurmaya kalkmamıştı. Tek amacı onu sinirlendirmek gibi görünüyordu.
"Şu sıralar fazla sinirlerimi bozmaya başladın Demir ve bu benim hiç hoşuma gitmiyor haberin olsun!"
"Bu daha hiçbir şey değil... Her şey daha yeni başlıyor."
Barlas çatık kaşları ve kasılmış çenesiyle Demir'in yakasından tuttu. "Biz bugün seninle kavga edecektik değil mi?"
"Evet, eğer buraya gelmeseydim edecektik."
"Edelim o zaman!" Barlas onu yakasından tutmaya devam ederek hızla dışarı doğru sürükledi.
Titremeye başlayan bacaklarımla ayakta durmakta zorlanıyordum. Peşlerinden dışarı çıktım. O kadar korkuyordum ki birinin gelip bu kavgayı başlamadan bitirmesini istiyordum. Biliyordum çünkü biri diğerine büyük bir zarar vermeden bu kavga asla bitmeyecekti. İkisinin de hırsını almak için birbirlerine ciddi zarar verecek olması beni büyük bir dehşete sürüklerken onlardan sadece birkaç adım ötede durdum. Titremem kâğıda yayılan mürekkep gibi tüm bedenime yayılırken hızlı hızlı nefes alıp vermeye başlamıştım. Etrafa bakınıyor, onlara engel olacak birilerini arıyordum ama sokak bomboştu. Bir Allah'ın kulu geçmiyordu. İkisi de öfkeyle birbirinin yüzüne bakıyordu. İstedikleri kavga bugün burada olacaktı. Memnun görünüyorlardı. Hırslarını birbirlerinden alacaklardı, kimse de onlara engel olamayacaktı.
"Hadi başla!" Barlas yakasını bırakıp ilk yumruk atma fırsatını verince Demir şaşırarak güldü.
"Cidden mi? Burada mı? Seninle sokağın ortasında mı kavga edeceğiz?"
"İstediğin bu değil miydi? Yerin ne önemi var şimdi?"
"Evet, bunu istiyorum ama burası kavga etmek için pek uygun bir yer değil."
"Benim için fazlasıyla uygun bir yer ama!"
"İçerisi bunun için daha uygundu."
"Sevgilimin evini senin pis kanınla kirleteceğimi düşünmüyorsun herhalde. Burada kavga edeceğiz!"
Demir, "Peki," diyerek onu onaylayınca daha fazla dayanamayıp bağırdım. "Barlas ne olur yapmayın!" İkisi de beni umursamadılar ama duydukları ses üzerine bakışları benim gibi uzaktan hızla gelen ve Barlas'ın arabasının yanında duran arabaya yöneldi. Bu bizim çeteye ait arabaydı. Arabadan inenlerin gözleri Barlas ve Demir'in üzerindeydi. Kavga edeceklerini anlamış olmalıydılar. Barlas onların gelişini umursamadan bakışlarını tekrar Demir'e çevirdi.
Çetin, "Ne oluyor Barlas?" diyerek Ateş'le birlikte hızla onlara doğru yürümeye başladı. Kavgayı başlamadan bitirmek istiyorlardı ama Barlas'ın öyle bir niyeti yoktu. Bugün onunla kavga edecekti. Kararı öfkeli gözlerinde okunuyordu. Demir'e bakmaya devam ederken elini kaldırıp onları durdurdu. "Kimse karışmasın!"
Çetin ve Ateş Barlas'ın uyarısıyla yerlerinde, Ali ve Samet de arabanın önünde durmuş onları izliyordu. Bade'nin gözü ise bendeydi. Korktuğumu anlamış olmalıydı. Bunu çok belli ettiğimden emindim. Onlar geldiği için rahatlamam gerekiyordu ama rahatlayamıyordum. Çünkü Barlas onların bu kavgayı durdurmalarına engel olmuştu. Demir'e o kadar öfkeliydi ki bugün onu dövmeden rahat edemeyecek gibiydi. Bu yüzden kimsenin bu kavgaya karışmasını istemiyordu.
Sinirli bir şekilde Demir'in yakasından tutup, "Başla dedim sana!" diye bağırınca Demir dediğini yapıp Barlas'ın yüzüne attığı sert yumrukla kavgayı başlattı. Yine onları durdurmak için bağırıyordum ama bu hiçbir işe yaramıyordu. Barlas'ı da Demir'i de bugün hiçbir şey durduramazdı.
"Sevgilin çok güzel Barlas, onu ilk gördüğüm andan beri aklımdan çıkartamıyorum." Demir'in söylediği söz Barlas'ı çileden çıkarmıştı. Yediği yumruktan hiç etkilenmemiş gibi Demir'in yakasından tutup, karnına ardı ardına yumruklarını geçirerek sert bir tekmeyle yere itti. Demir yere düşüp acıdan yüzünü buruştururken Barlas hıncını alamamış bir şekilde ona yaklaştı. Demir hemen ayağa kalkıp yumruk atmak için elini havaya kaldırdı ama Barlas onun elini havada yakalayıp suratına kafa attı. Demir'in eli darbe alan burnuna giderken Barlas onun kolunu tuttu ve diziyle karnına vurdu. Demir'in acı çektiği her halinden belli olsa da yılmak bilmeden Barlas'ı sinir etmeye çalışıyordu.
"Sevgiline baktıkça bakası geliyorinsanın."
Barlas, "Kapat çeneni!" diyerek suratına sert bir yumruk daha indirince Demir oldukça öfkelendi. Geri çekilip kendine gelmek istercesine kafasını hızlıca iki yana sallayıp dişlerini sıkarak bütün gücüyle Barlas'ın yanına yaklaştı ve yanağına yumruk attıktan sonra, kendi burnundan akan kanı elinin tersiyle sildi. Bunun üzerine Barlas daha çok sinirlenip sağ eliyle yumruk atmak için hazırlandı ama Demir bileğini tutup ona engel oldu ve karnına nefesini kesecek kadar sert bir yumruk attı.
"Bazen soruyorum kendime yine âşık mı oluyorum acaba diye," dedikten sonra gülmeye başladı.
Barlas'ın öfkesi her geçen saniye daha da artıyordu, Demir'in diyaframına yumruğunu geçirip nefesini keserek, elleriyle boynundan tutup diziyle çenesinin altına vurdu. Bu, Demir'in acıdan inlemesine neden olurken ela gözleri sinirden ateş saçıyordu. Bir anda Barlas'ın boynuna kolunu dolayıp bükmeye başladı. Barlas ise bu hamleye kasığına dirseğini vurarak engel oldu.
Demir acıyla onu bırakınca birkaç saniye öylece durup bir hamle daha yapmak için elleriyle Barlas'ın boğazına saldırdı ama Barlas ellerini dirseklerinin içine vurup yüzüne attığı yumrukla onu yere düşürmeyi başardı.
Demir'in yüzü gözü saniyeler içinde kan revan içinde kalmıştı. Yine de yılmadığını göstermek için ayağa kalktı. Belli ki bu kavga bitsin istemiyordu. Barlas da aynen onun gibiydi. Gözünü bürüyen öfke onu bambaşka bir insan yapmıştı. Hırsını henüz alamamıştı ve hâlâ kavga etmeye devam ediyordu.
Çetin ve Ateş'in yanına yaklaştım. Bir şeyler yapmalarını istiyordum. Onları durdurmalıydılar yoksa ikisinden biri çok ciddi zarar görecekti. Bu muhtemelen Demir olacak gibi görünüyordu ama şu an o kadar korkuyordum ki onun gibi birine bile bir şey olsun istemiyordum. Bu Barlas'ın başını yakabilirdi. "Ne duruyorsunuz Çetin, onları durdurun hadi!"
Çetin başını iki yalana salladı. "Olmaz Öykü, karışamayız."
"Ne demek karışamayız?"
"Şu an onları durduramayız. Eğer durdurursak bu kavga başka bir zaman başka bir yerde yine devam edecek. Bırakalım da birbirlerinden hırslarını alsınlar ve mevzuyu burada bitirsinler."
Bir şey diyemiyordum. Sanki bir daha hiç kavga etmeyeceklerdi de... Burada birbirlerine zarar vermek onları durdurmayacak, bu alevi daha da körükleyecekti. Bu kavga burada asla bitmezdi. Hırsları da öyle...
"Beni senden önce tanımaması ne acı. Ona işkence yapmış birine değil de kıyamayan biriyle birlikte olması sence de daha iyi olmaz mıydı?"
"Sana kapat çeneni diyorum!"
Demir'in başı Barlas'ın attığı yumrukla yana döndüğünde gülmeye başladı. "Ona âşık olmamı istemiyorsun, değil mi? Çünkü olursam ne olacağını biliyorsun."
Bir yandan birbirlerine vurmaya devam ediyorlar, bir yandan ben orada yokmuşum gibi hakkımda konuşuyorlardı.
"Sen kimseye âşık olamazsın Demir!"
"Senin gibi sevdiğine zarar veren biri bile âşık olabiliyorsa benim gibi biri neden olamasın? Üstelik ben sevdiklerine değer veren biriyim. Bu yüzden âşık olmayı senden daha çok hak ettiğime inanıyorum. Tabii bu kızı da öyle..."
Barlas gerilen kaslarıyla eğilip dirseğini Demir'in gırtlağına bastırarak nefesini kesti. "Benim olan benimdir Demir... Ve hep benim kalır. Bunu öğrensen iyi olur!"
Demir elleriyle Barlas'ın dirseğini gırtlağından çekmeye çalışırken sırıtmaya devam etti "Hayır. Hep senin kalmaz. Bir gün biri gelir onu senin elinden alır."
"O biri eceline mi susamış da bunu yapmaya çalışıyor?"
Barlas'ın öfkeli sesi sokağı doldururken Demir ona oranla daha sakin konuşuyordu. "Sadece ödeşmeye çalışıyor."
"Senin derdin şimdi anlaşıldı." Barlas durup, eğildiği yerden kalkınca Demir de güçlükle ayağa kalktı. "Hiç anlamayacağını düşünmeye başlamıştım."
"Ödeşmek için onu mu kullanacaksın?"
"Daha iyisi olmaz diye düşündüm."
Neden bahsettiklerini anlamadan onları dinlemeye devam ediyordum. Neyin ödeşmesiydi bu?
"Onu kullanıp da canımı yakmaya çalışma Demir! Canım yanınca neler yapabileceğimi çok iyi biliyorsun."
"Evet, biliyorum ama umurumda değil. Zayıf noktanla uğraşmak hoşuma gidiyor."
O kadar dayaktan sonra hâlâ bunları söyleyebiliyor olması onun ne kadar hastalıklı bir ruha sahip olduğunu gösteriyordu zaten. Artık bu kavganın bitmesini istedim. Korkumu bir tarafa bırakıp bir cesaret onların yanına doğru yürümeye başladığım sırada Barlas tek eliyle Demir'in boğazına yapışıp diğer elinin işaret parmağını kaldırarak onu tehdit etti.
"Bana bak, eğer ona elini sürmeye kalkarsan o elini kullanamayacağın hale getiririm!" Hızla yanlarına gittiğimde Demir bana bakıp onu kışkırtmaya çalıştı. "Önemli değil. Öykü için değer." Demir'le göz göze geldiğimizde Barlas ayağına çelme takıp onu yere düşürdü ve üzerine oturup iki eliyle boğazını sıkmaya başladı. "Ben çok ciddiyim Demir!"
Demir'in suratı kıpkırmızı olmuştu. Eğilip Barlas'ı kolundan tuttum, "Barlas dur lütfen!" Beni umursamadan boğazını sıkmaya devam ediyordu. Biraz daha devam ederse Demir'i öldüreceğinden emindim.
Demir'in nefes alamadığını gören Çetin, Ateş ve Ali gelip, Barlas'ı Demir'in üzerinden çekerek birkaç adım öteye sürüklediler. Demir öksürük krizine tutulmuştu, ben öylece durmuş ona bakıyordum. Yüzü berbat haldeydi. Kan ellerine de bulaşmıştı. Acı çekiyordu. Barlas onu iyi benzetmişti ve yüzündeki eski yaraların üzerine yenilerini eklemişti. Gerçekten acınacak haldeydi. Normal bir insan olsa ona acıyabilirdim ama saplantılı bir katil olduğunu bilmem buna engel oluyordu. Yardım etmeme de...
"Öykü yanıma gel!" Barlas'ın sert sesiyle irkildim. Bizimkiler onu Demir'den uzak tutmak için kollarından tutmuşlardı, yanına gittim. Gözleri gözlerimin üzerindeydi. Dudağının kenarındaki kurumuş kana baktım. Dudağı patlamış, yanağı kızarmıştı. Demir'e oranla bu kavgayı sadece böyle bir yarayla atlatması beni sevindirmişti. Demir'in alaycı gülüşünü duyunca ikimiz de ona baktık. Karnını tutmuş arabasına doğru yavaşça yürürken gözleri bizim üzerimizdeydi. "Yerinde olsam Öykü'yü kimse elimden almasın diye onu sıkı sıkı tutardım Barlas. Malum, Öykü güzel bir kız. Benim ilgimi çektiği gibi başka erkeklerin de ilgisini çekebilir."
Barlas gözlerini kapatıp sakin kalmak için derin bir nefes aldı. "Sen merak etme Demir! Kimin ilgisini çekerse onun suratını da seninki gibi darmadağın yapacağımdan hiç şüphen olmasın!"
Demir arabaya binmeden önce, "Ona şüphem yok zaten, yaparsın," deyip sürücü koltuğunun kapısını açtı ve yerine geçip arabayı çalıştırdı. Tam önümüzden geçerken camını indirdi ve Barlas'a bakıp, "Ama bu beni akıllandırmadığı gibi başkasını da akıllandırmaya yetmeyebilir, haberin olsun," dedikten sonra elini kaldırıp ona orta parmağını gösterdi ve sırıtarak uzaklaştı.
Barlas arkasından sinirle birkaç küfür savurdu, ben de rahatlayıp sesli bir nefes verdim. Hele şükür gitmişti. Barlas'ın yarasına baktım ve yarayı temizlemek için içeriden bir şeyler getirmeye karar verdim. Biraz üşüdüğüm için üzerime de bir şey alacaktım. Hava soğuktu ve ben dakikalardır tişörtle duruyordum. Tam eve girmek için bir adım atmıştı ki Barlas'ın kolumdan tutmasıyla yerimde kaldım "Nereye?" Sağ eli Demir'e vurduğu için kan içindeydi, sol eliyle kolumu kavramıştı.
"Yaranı temizlemek için oksijenli su getireceğim."
"Bırak şimdi oksijenli suyu falan, konuşacağız!" deyince kafamı yere eğdim. Ne konuşacağımızı çok iyi biliyordum. Bundan emindim. Demir'in yapmak istediği şeyden sonra başka çaresi kalmamıştı çünkü.
"Annene birlikte olduğumuzu söylemen lazım Öykü..." Tam tahmin ettiğim gibiydi işte. Asla yapamayacağım şeyi istiyordu benden.
"Saçmalama!" diyerek yüzüne baktım. Bunu yapmam imkânsızdı. Annemin ne tepki vereceğini bile bile bunu yapmam aptallık olurdu.
"Annene anlatmak zorundasın!"
"Yapamam!"
"Bunu sen yapmazsan Demir yapacak. Onu durduramayız. Annenin bunu senden duyması lazım..."
"Birlikte olmamıza asla izin vermez Barlas!"
"Zaten öğrenecek. Demir asla durmaz."
"Umurumda değil, ben bunu anneme söyleyemem!"
"Demir'in bire bin katıp anlatması daha iyi herhalde?"
Bizimkiler yan yana dizilmiş çıt çıkarmadan bizi dinliyorlardı. Onları umursamadan bağırdım. "Barlas yapamam diyorum neden anlamıyorsun?" Bu o kadar kolay bir şey miydi de gidip bunu anneme söyleyecektim. Korkuyordum ya. Annemin vereceği tepkiden korkuyordum.
Barlas sinirliydi ama bağırmadan konuşuyordu. "Öykü başka çaren yok. Bu işi bugün bitir. Eğer bu iş Demir'e kalırsa her şey daha kötü olur."
"Ona engel olmalıyız!"
"Ne zamana kadar?" İyi soruydu. Zaten engel olmaya çalışsak bile o muhakkak bir yolunu bulup bunu anneme anlatırdı. Moralim iyice bozulmuştu. Barlas çenemden tutup gözlerimin içine baktı. "Annenin kızacağının farkındayım Öykü, ama bunu yapman lazım." Ben de farkındaydım da nasıl yapacağımı bilmiyordum ki. Annem delirecek ve Barlas'tan ayrılmamı isteyecekti. O zaman ne yapacaktım ben? Sıkıntıyla ofladım.
"Senden ayrılmak istemiyorum Barlas!"
Çenemi tutan eliyle yüzümü okşamaya başladı, "Benden ayrılmayacaksın," dedi. Dokunuşu içimi ısıtmıştı derin bir nefes aldım. "Annem öğrendiğinde senden ayrılmamı isteyecek." Yüzünü yüzüme eğdi. "Ama biz ayrılmayacağız."
"Barlas bu çok zor... Ben bunu söyleyemem!"
"Peki," deyip elini yüzümden çekince omuzlarını dikleştirdi "Madem sen söyleyemiyorsun o zaman ben söyleyeceğim." Gözlerim irice açılırken, "Hayır olmaz!" diye bağırdım. Bu annemi daha da kızdırabilirdi.
"Sen söylemiyorsun benim de söylememi istemiyorsun, o zaman bırakalım da Demir söylesin.
Kendimi hazır hissettiğimde bunu anneme söyleyebilirdim belki ama şu an hiç de hazır hissetmiyordum. "Zamana ihtiyacım var."
"Ne zamanı Öykü? Zamanımız mı var? Anlat bitsin gitsin işte! Ne kadar zor olabilir ki?"
Ona göre hiçbir şey zor değildi tabii. Çünkü hayatında yapmış olduğu herhangi bir şey için ona kızacak kimsesi yoktu. Ben öyle değildim ki.
"Seninle tartışmak istemiyorum Barlas," deyip yanından geçerek, eve doğru yürümeye başladığımda Barlas arkamdan bağırdı. "Yarına kadar annene söylemiş ol, yoksa bir dakika beklemem ben söylerim!"
Onu umursamadan eve girip dış kapıyı sertçe kapattım ve üşüdüğüm için odama gidip eşofman üstümü giyerek yatağıma oturdum. Sinirliydim. Barlas'a kızgındım. Öyle kolay söylenecek bir şey miydi? Bir çete lideriyle birlikteydim ben. Annem duyunca kıyameti koparacaktı. Asla bir daha Barlas'la bir araya gelmemi istemeyecekti. Biliyordum çünkü annemi tanıyordum. Zaten hangi anne buna izin verirdi ki?
Bana işkence yaptığını da kesin öğrenecekti. Demir bunu da ona söyleyecekti. İşte o zaman ne yapacaktım bilmiyordum. Gerçi, yalan olduğunu söyleyebilirdim ama Demir ne yapar eder bunun doğru olduğunu anneme kanıtlar diye korkuyordum.
Gırtlağıma kadar sıkıntıyla dolmuştum. Gergindim. Keşke biraz zamanım olsaydı ama yoktu.
Üç saate yakın odamda sıkıntıyla oturduktan sonra annem gelmişti. Kapıya koşarken biraz sonra ona söyleyecek olduğum şey için oldukça gergin hissediyordum. Sesli bir nefes verip kapıyı açtığımda karşımda gülen gözlerle annemi ve yanında Hikmet olduğunu tahmin ettiğim takım elbiseli adamı görünce şoka uğramış gibi onlara baktım. Bu adamın burada ne işi vardı ya? Şimdi zamanı mıydı? O kadar gün varken neden bugündü? Annem onun geleceğini söylememişti ki...
"Tatlım merhaba." Annemin mutlu sesi onun yanında kendini iyi hissettiğinin göstergesiydi. "Hikmet'i seninle tanıştırmak için eve davet ettim. Kendisi seni çok merak ediyordu."
Nedense bende durum tam tersiydi. Pek merak etmiyordum. Bugün onunla tanışmak istediğim bir gün değildi ama yine de yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirip kırklı yaşlarının başında olan adama "Hoş geldiniz Hikmet Bey, Ben Öykü. Tanıştığıma çok memnun oldum," diyerek elimi uzattım. Samimi bir şekilde gülümseyerek elimi sıktı. "Ben de çok memnun oldum Öykücüğüm."
"Buyurun lütfen içeri geçin." Adam beni başıyla onaylayıp annemle birlikte içeri girince hep birlikte salona gidip oturduk.
İlk defa bir araya geldiğimiz için onu inceliyordum. Yaşına göre genç görünenlerdendi. Siyah saçlarının bazı yerleri kırlaşmaya başlamıştı. Oldukça karizmatik görünüyordu ama buz mavisi gözleri ile bana baktığı o kısacık zamanda enerjimi emdiği için biraz rahatsız olmuştum.
"Ben bize kahve yapayım." Annem gülümseyerek mutfağa gidince adam bana bakmaya devam etti.
"Sen kaçıncı sınıfa gidiyordun Öykü?"
"Lise üç." Tanışmak için bugünün hâlâ uygun bir gün olmadığını düşünüyordum. Tam anneme Barlas'la birlikte olduğumu söyleyecekken bu adamın evimize gelmesi hiç iyi olmamıştı. Annem onun geleceğini önceden haber verseydi de üzerime doğru dürüst bir şey giyseydim bari. Yabancı birinin karşısında eşofmanlarımla oturmak beni rahatsız etmişti.
"Derslerin nasıl?" Bu ne şimdi ya derslerim hakkında mı konuşacaktık? "İyi" diyerek geçiştirirken hâlâ gülümsediğime inanamıyordum. Yapmacıklıktan ölecektim neredeyse. Bu hiç bana göre bir şey değildi ama şu an öyle davranmak zorundaydım. Sonuçta o annemin birlikte olduğu adamdı. Saygısız davranmak istemiyordum. Aynen bu şekilde devam etmeliydim. "İleride yapmak istediğin meslek nedir? Buna karar verdin mi?" Soruları beni sıkmaya başlıyordu ama bunu belli etmemek için elimden geleni yapıyordum. "Evet, annem gibi hemşire olmak istiyorum."
"Ne güzel." deyince soru sorma sırasının artık bana geldiğini düşündüm.
"Size bir soru sorabilir miyim?"
"Tabii..."
Bunu daha önce anneme neden sormadığımı bilmiyordum ama şu an öğrenmek istiyordum. "Annemle nerede tanıştınız?" Annem evden işe işten eve yaşayan bir kadındı. Onun gibi işletme sahibi bir adam annemi nerede görmüştü de tanışmışlardı acaba.
Arkasına yaslanıp bir bacağını diğerinin üzerine attı. "İş çıkışı birkaç serserinin saldırısına uğradığım için en yakın yere, yani annenin çalıştığı hastaneye gitmiştim. Annenle orada tanıştık. Yaralarıma pansuman yaparken... Bu arada söylemeden edemeyeceğim annene çok benziyorsun. Birgül benzediğinden söz etmişti ama bu kadarını beklemiyordum açıkçası. Şaşırdım."
"Evet, anneme çok benziyorum," dedim. "Sizin de çocuğunuz var mı?"Eğer varsa tanışmak isterdim.
Anlamadığım şekilde birden yüzü düştü. "Hayır, yok, ben hiç evlenmedim," deyip iç çekti. "Ama evlenseydim senin gibi güzel bir kızım olsun isterdim." Bu iltifatı beni utandırırken başımı önüme eğdim ve utançtan ellerime kadar çektiğim eşofmanımın koluyla oynamaya başladım. "İltifatınız için teşekkür ederim Hikmet Bey."
"Resmiyete gerek yok Öykü, bana ağabey de lütfen."
"Peki," diyerek bunu kabul ettiğim sırada elindeki kahve tepsisiyle annem salona girmişti.
"İşte kahveler." Getirdiği tepsiyi Hikmet'e uzatırken gülümsüyordu. Aynı şekilde Hikmet de gülümseyerek kahvesini aldı. "Eline sağlık."
"Afiyet olsun."
Annemi mutlu görmek beni de mutlu ediyordu. Tam mutluluğu yakalamışken kızının bir çete lideriyle birlikte olduğunu duymak onu paramparça edecekti. Ben bunu anneme nasıl yapacaktım hiç bilmiyordum. Onu üzmek hayatta en son istediğim şeydi, içim acıyordu ama olacakları bilmeme rağmen söylemek zorundaydım.
Hikmet iki saate yakın oturduktan sonra artık gitmesi gerektiğini söyleyip yerinden kalkmıştı. Muhabbeti beni pek açmasa da iyi biri olduğunu düşünüyordum. Annemi mutlu edebilirdi. Onun mutlu olmaya ihtiyacı vardı. Hele benim Barlas gibi biriyle birlikte olduğumu duyduktan sonra buna daha çok ihtiyacı olacaktı.
Hikmet'i geçirdikten sonra kapıyı kapatan annem heyecanla yüzüme baktı. "Onu nasıl buldun tatlım?" Mutluluğu gözlerine yansıyordu. Düşündüğüm şeyi söyledim. "İyi birine benziyor."
"Sevdin mi peki?" Sorunun cevabını ben de bilmiyordum açıkçası. "Bilmiyorum. Onu daha yeni tanıyorum. Hemen sevemem öyle değil mi?" Gülümseyerek yanağımı okşadı. "Biraz daha zaman geçirirsen seveceğine eminim. O harika biridir." Eminim öyleydi de şu an ilgilendiğim şey Hikmet değildi... O kadar mutlu görünüyordu ki onu üzmek istemiyordum. Aslında bugün söylemesem olur mu ki diye düşünüyordum. En azından mutluluğunun tadını biraz çıkarsaydı. Evet, karar vermiştim. Bir gün daha mutlu kalsın istiyordum. Sonra üzülecekti zaten. İstemeye istemeye onu üzecektim.
"Neyse gidip bir duş alayım bugün çok yoruldum," diyerek banyoya yönelen annemin peşinden ben de odama gidiyordum ki bir anda dönüp bana baktı. "Bu arada Öykü, yarın evde yokum bir arkadaşımla nöbet değişikliği yaptım haberin olsun." Bu hiç iyi olmamıştı işte. Yarın evde yoksa sabah işe gitmeden önce muhakkak konuşmak zorunda kalacaktım.
"Tamam anne," deyip odama girdim ve kendimi yatağıma attım. Düşünmek beni yormuştu. Sabah olacakların korkusuyla yorgun düşerek uykuya daldım.
Sabah alarmımın sesiyle uyanınca hemen yataktan fırladım. Benim için berbat gün başlamıştı. Biraz sonra, annem Barlas'la birlikte olduğumu öğreneceği için oldukça gergindim. Bu yüzden gece hiç rahat uyuyamamıştım ve sürekli uyanmıştım. Boğuluyordum sanki. Bunu anneme söylemek o kadar zor geliyordu ki, bir mucize olsun da söylemek zorunda kalmayayım diye dua ediyordum. Ama biliyordum mucize falan olmayacaktı. Vereceği tepkiden ne kadar korksam da bunu yapmak zorundaydım.
Kapımı açıp odamdan çıktığımda hemen annemin odasına girdim. Yatağının derli toplu olduğunu görünce çoktan kalktığını düşünüp mutfağa gittim. Kahvaltı hazırlıyor olmalıydı. Mutfağa girdiğimde orada da olmadığını gördüm. Kahvaltıyı hazırlayıp çıkmıştı. Yetişememiştim. Bunun iyi mi kötü mü olduğunu düşünürken banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım ve odama gidip formamı giydim. Yapacak bir şey yoktu artık, annem işe gitmişti ve benim de okula gitmem gerekiyordu. Bu iş yarına kalmıştı. Gidip ona hastanede anlatamazdım sonuçta. Kahvaltı yapmadan çantamı alıp okula gittim.
Aysun'u bahçedeki banklardan birinde otururken görünce hemen onun yanına gidip suratım asık bir şekilde, "Günaydın," diyerek yanına oturdum. "Sana da günaydın," deyip bana doğru döndü. "Neyin var senin böyle?" diye sordu. Moralimin bozuk olduğunu yüzümden anlamış olmalıydı. Kötü göründüğümden emindim, çünkü berbat hissediyordum. Ona neyim olduğunu söylemek istiyordum ama her şeyin kendi yüzünden olduğunu düşünüp üzüleceğini bildiğim için, "Hiç, sadece moralim bozuk," dedim.
"Neden, ne oldu ki?"
Bir bahane bulmam gerekiyordu. "Dün annemin birlikte olduğu adamla tanıştım da o yüzden."
"Cidden mi? E nasıl biriydi peki?" diye sorup merakla yüzüme bakmaya başladı.
"Bilmem iyi birine benziyordu."
"O zaman sorun ne? Neden moralin bozuk?"
"Annemi mutlu edebilir mi bilmiyorum da o yüzden."
Hafiften tebessüm ederken açık bıraktığı sarı saçlarını omuzlarından geri itip kucağımdaki elimi tuttu ve gözlerimin içine baktı. "İyi biriyse eder merak etme."
"Umarım," derken gözü bahçe kapısına kaydı. "Geldi seninkiler."
Çetin, Bade ve Ateş'in okulun bahçe kapısından içeri girdiklerini gördüm. Samet ve Ali yanlarında değildi, arabalarının önünde bir şey konuşuyorlardı. Göremediğim tek kişi Barlas'tı. Normalde onlarla gelirdi ama şimdi yoktu.
"Bade ve Ateş'in birlikte olduklarına inanamıyorum. Şok oldum resmen." Aysun'un bunu Koray'dan öğrendiğini düşünerek tekrar ona baktım. "Ama yakışıyorlar, değil mi?" Kahverengi gözleri onların üzerindeydi. "Yakışıyorlar tabii buna diyecek bir şeyim yok da birlikte olmaları şaşırtıcı. Bade'nin Barlas'ı sevdiğini düşünürken aslında Ateş'i sevdiğini öğrenmek gerçekten herkes gibi beni de şoka uğrattı."
"Günaydın Öykü, ne haber?" diyerek Çetin yanımıza geldi. Sadece benim halimi hatırımı sorması Aysun'un gözlerini devirmesine neden olmuştu.
"İdare eder Çetin, senden?"
"İyiyim..." Ateş ve Bade az ötemizden geçip konuşarak okula doğru yürürlerken Ateş bana göz kırptı ve Bade'nin omzuna kolunu atarak okula girdi. Bu görüntü gülümsememe neden olmuştu. Tekrar Çetin'e baktım, "Barlas nerede Çetin? Neden okula gelmedi?"
"Bir işi var bugün okula gelmeyecek." Bana neden söylememişti bunu? Okuldan sonra halledemiyor muydu? "Ne işiymiş bu?"
"Bunu kendisine sorarsın," dedi. Nedense hiç şaşırmamıştım. Kimin arkadaşıydı sonuçta.
"Annene Barlas'la birlikte olduğunu söyleyebildin mi?" Çetin böyle sorunca, Aysun moralimin neden bozuk olduğunu anlayacak diye üzüldüm. Sıkıntıyla, "Hayır," diye mırıldandım. Aysun şaşkınca bana baktı. "Annene Barlas'la birlikte olduğunu mu söyleyeceksin Öykü?" Kafamı ona çevirmeden aşağı yukarı salladım "Evet."
"İyi de neden?"
"Çünkü bunu ben söylemezsem Demir söyleyecek."
Aysun'un kaşları hızla çatıldı. Demir'in ne yapmak istediğini anlamıştı. "Benden öğrendikleri yüzünden sizi tehdit mi etti?"
Çetin benden önce davranıp cevap verdi. "Aynen öyle oldu! Barlas ve Öykü ayrılmak zorunda kalırlarsa bu senin yüzünden olacak!"
Aysun ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. "İyi de ben böyle olsun istemedim ki!"
"Çenenin kapalı tutsaydın da Barlas'ın Öykü'ye işkence yaptığını söylemeseydin bunlar olmayacaktı!"
"Ben yaptığım şeyi savunmuyorum ama eğer biri gırtlağına bıçak dayayıp seni de ölümle tehdit etseydi emin ol sen de benim yaptığımın aynısını yapardın!"
İkisinin de sesi yükselmeye başlayınca onları sakinleştirmeye çalıştım. "Hey! Biraz sakin olun lütfen!"
"Ben arkadaşımı satmazdım!"
"Ben kimseyi satmadım!"
"Sen zaten hep doğrusun değil mi, asla hata yapmazsın?"
"Ben şimdi öyle bir şey mi dedim?"
"Biraz daha beklersek diyeceksin ama!"
"Dersem derim bundan sana ne?"
Okuldaki öğrenciler bize bakmaya başlamışlardı. "Lütfen ikiniz de susar mısınız?" Beni dinlemediler. O kadar sinirliydiler ki beni duymadıklarından emindim.
"Tabii ki bana ne, ben senin yediğin boklara neden karışıyorum ki zaten?"
"Aynen öyle neden karışıyorsun? Git kendi hayatına bak sen? Haraç maraç al. Beni de rahat bırak!"
Çetin'in kaşları çatıldı. "Hanımefendiye bak sen! Demek seni rahat bırakacağız. Seni rahat bıraksak ülkede çıkmadığın iş adamı kalmaz be!"
"Kes sesini de benim asabımı bozma!" diyerek ayağa kalkan Aysun'un arkasından ben de ayağa kalktım. "Herkes bize bakıyor farkında mısınız? Yeter artık susun!"
Çetin ona doğru iyice yaklaşıp aradaki mesafeyi kapattı ve "Bozarsam ne olur?" diye sordu. Aysun gözlerini bile kırpmıyordu. "Çok kötü şeyler olur!"
"Ne olur bir örnek ver bakalım da gözüm korksun biraz."
Aysun sabır dilenir gibi nefes aldıktan sonra gözlerini kıstı. "Biliyor musun acayip sinirlerimi bozuyorsun!"
"Sen de benimkini bozuyorsun."
"Benimle uğraşma artık!"
"Benim seninle uğraştığım falan yok!"
"O zaman hâlâ neden buradasın?
"Sana hayranım da o yüzden!"
"Kes dalgayı!"
Çetin iyice sinirlenip dişlerinin arasından, "Kızım beni delirtme!" deyince Samet ve Ali koşarak yanımıza geldi.
"Çetin ne oluyor oğlum? Ne yapıyorsunuz?" Çetin Ali'nin sorusunu cevaplayıp, "Aysun hanıma haddini bildiriyorum," deyince Ali Çetin'in kolundan tuttu. "Yürü kantine gidelim de sakinleş biraz." Çetin onun dediğini yapacakmış gibi görünmeyince Samet de diğer kolundan tutup Ali'yle birlikte onu okula doğru sürüklemeye başladı. "Sakinleşsem ne olacak bu kızı gördüğüm yerde sinirlerim tepeme çıkıyor!" Çetin hâlâ yüksek sesle konuşuyordu. Aysun da sinirlenip arkasından bağırdı. "Merak etme Çetinciğim o bende de oluyor!" Çetin bir an durup geri dönecek gibi oldu ama Ali ve Samet onu sakinleştirmek için konuşmaya başlayınca vazgeçip içeri girdi.
"Tartışmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz acaba?"
Aysun hâlâ sinirliydi. "Çetin benimle uğraşmaktan vazgeçtiği zaman," dedi. Anlaşıldı hiç vazgeçmeyeceklerdi. Gözlerimi devirip yerime oturduğumda Aysun da yanıma oturup suratıma üzgün bir şekilde baktı. "Benim yüzümden bunları yaşadığın için üzgünüm Öykü, ben gerçekten böyle olsun istemezdim." Üzülmüştü işte. İstemediğim şey olmuştu. "Suçlama kendini, isteyerek anlatmadın sonuçta." Kafasını önüne eğdi. "Öyle ama ben yine de çok üzgünüm!"
"Üzülme, üzülmeni istemiyorum."
Birkaç saniye o şekilde durup kafasını kaldırdıktan sonra tekrar bana baktı. "Bunun için bana yalan söyledin değil mi, üzülmemi istemediği için?"
"Başka çarem yoktu, moralimin gerçekten neden bozulduğunu öğrenmeni istemedim."
"Sen benim yüzümden o kadar üzülürken benim için uğraşman çok saçma ama." Söylediği şey beni gülümsetmişti. "Sen benim arkadaşımsın Aysun. Tabii ki uğraşacağım."
"O kadar hata yaptıktan sonra beni affedip benimle konuşman ve üzülmemem için uğraşman beni şaşırtıyor," deyip elimi tutarken gözlerinin dolduğunu fark ettim. "Sen harika bir arkadaşsın."
"Beni ağlatmak için mi uğraşıyorsun acaba?" diye sordum. Bana sarıldı. "Sadece gerçeği söylüyorum. İyi ki varsın." Bana sarılması hoşuma gitmişti. Şu an iyiydik. Umarım bundan sonra daha da iyi olurduk.
***
Çıkışta muhabbet ede ede okuldan çıkarken Aysun okulun dışına doğru baktı. "Seninki seni bekliyor." İşaret ettiği yere bakınca Barlas'ın arabanın içinden bana baktığını gördüm. Geleceğini tahmin etmemiştim ama gelmişti. İşi bitmişti herhalde. Adımlarımı hızlandırıp okulun bahçe kapısının önünde Aysun'la vedalaştıktan sonra hemen gidip Barlas'ın arabasına oturdum. "Selam." Dünkü tartışmadan sonra ben hiçbir şey olmamış gibi gülümsüyordum ama onun suratında gülümsemeye dair küçücük bir iz bile yoktu. Kaşları çatıktı. Gergindi belli ki. Yanında oturmama rağmen öndeki camdan dışarıya bakmaya devam ederek, "Annene birlikte olduğumuzu söyledin mi Öykü?" diye sordu.
Kaşlarının neden çatık olduğu anlaşılmıştı. Sesli bir nefes verip arkama yaslandım. "Hayır, söylemedim." Bana doğru dönünce dudağındaki yaraya baktım. Kötü görünmüyordu. Birkaç güne geçecek gibiydi. Böyle küçük bir yaranın canını acıtmadığından emindim ama suratında küçük de olsa yara görmek benim canımı acıtıyordu. "Dün birlikte olduğu adamla eve geldi. Çok mutluydu. Onu üzmek istemediğim için söyleyemedim."
"Bugün söyleyeceksin o zaman."
"Hayır, bugün de nöbetçi. Bu iş yarına kaldı."
Çatık kaşları iyice çatıldı ve sesini yükseltti. "Öykü sen benimle dalgamı geçiyorsun?" Tepkisi beni de sinirlendiriyordu. "Onu üzmek istemedim diyorum, neden anlamıyorsun?" Bakışlarını bir süre gözlerimde tutup bir şey söylemeden hızla önüne çevirdi ve arabayı çalıştırıp sürmeye başladı. Beni evime götürmediğini geçtiğimiz yollardan fark ederek ona baktım. "Nereye gidiyoruz?"
"Annenin çalıştığı hastaneye!"
"Hayır, Barlas dur lütfen! Bunu orada öğrenemez!" diye bağırdım. Bir anda arabayı sağa çekip durdurdu ve bana döndü. "Sence de bunu çok abartmıyor musun?" O da bağırmıştı. Sinirlenmesini anlıyordum ama onun da beni anlaması gerekiyordu.
"Birlikte olmamıza izin vermemesinden korkuyorum Barlas."
Sesim yumuşak çıkmaya başlayınca Barlas'ın çatık kaşları birden düzeldi. Üzüldüğümü gözlerimden anlamış olmalıydı. Elini yanağıma koyup başparmağıyla yanağımı okşamaya başladı. "Korktuğun kadar bir şey olmayacak merak etme."
"Annemi tanımıyorsun Barlas."
Güldü. "Tanıştırmıyorsun ki tanıyayım." Bu beni de güldürmüştü, koluna vurdum. "Dalga geçme." Gülüşümü izlerken yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Az önce sinirlenen çocuk şu an bana o kadar güzel bakıyordu ki kalbim ona ait olduğunu belli eder gibi atmaya başlamıştı. "Gülüşünü özledim." Söylediği şey beni heyecanlandırmıştı. Gözlerine bakarken kayboluyordum resmen. Bugün okulda olmadığı için mi bilmem onu çok özlemiştim. Her saniyemi birlikte geçirmek istediğim çocuk burada yanımdayken onunla tartışmak değil böyle olmak istiyordum. Gözlerine bakıp aşkı her zerremde hissetmeyi...
"Bugün seni çok özledim Barlas, neredeydin?"
Böyle bir soru sormamı beklemiyordu galiba. Elini yüzümden indirip kendini geri çekti. "Bir işim vardı," diyerek beni geçiştirmeye çalıştı.
"Ne işiydi bu?"
Sorumu cevaplamadan önce arabayı çalıştırıp tekrar sürmeye başladı. "Fazla mı meraklıyız acaba?"
"Sadece öğrenmek istiyorum."
Gözü yoldaydı. "Önemli bir şey değildi," dedi sadece. Söylemiyordu işte. Söylemeyecekti de. Ben de öğrenmek için daha fazla soru sormayacaktım.
Arabayı sürmeye devam ederken önüme dönüp geçtiğimiz yollara baktım.
"Barlas, nereye gidiyoruz?"
"Sana dövüşmeyi öğretebileceğim bir yere," deyince şaşkınlıkla ona baktım. Bunu beklemiyordum işte. O yola bakarken ben ona bakmaya devam ediyordum. "Şimdi nereden çıktı ki bu?" Gözlerini yoldan alıp bana çevirerek, "Demir dünkü gibi evine girip de sana bir şey yapmaya kalkarsa kendini savunmanı istediğim için bu sabah dövüşmeyi öğrenmene karar verdim," dedi. Buna sevinmiştim ama Demir gibi birine karşı kendimi nasıl savunacaktım onu bilmiyordum işte. Sonuçta o bir erkekti, güçlüydü, dövüşmeyi iyi biliyordu ve ben daha kendimi savunamadan beni çok rahat alt edebilirdi. "Güçlerimiz eşit değil. Demir'e karşı kendimi savunmam zor olacaktır," deyince Barlas gülümsedi. "Demir çok iyi dövüşen biri değildir. Beni iyi dinler ve söylediklerimi aynen yaparsan emin ol ona karşı kendini rahatça savunabilirsin."
Umarım dediği gibi olurdu. Dövüşmeyi öğreneceğim için heyecanlanmıştım. İlk defa böyle bir şey yapacaktım ve bunun için sabırsızlanıyordum. Mutlulukla gülümserken birden üzerimdeki formaya baktım. "Barlas beni eve götürsen iyi olur üzerimdekileri değiştirip rahat bir şeyler giymeliyim. Formayla olmaz."
Gözlerini tekrar yola çevirip kafasıyla arka koltuğu işaret etti. "Arkada sana aldığım eşofman takımı var. Onları giyersin." Hemen arka koltuğa baktım. Spor mağazası poşetini elime alıp içindekileri çıkardım. Pembe ayrıntıları olan siyah bir eşofman takımıydı. Beden etiketine baktığımda benim bedenime uygun olduğunu gördüm
"Bedenimi nereden biliyordun?"
"Bilmiyordum. Sadece tahmin ettim."
"Anladım. Eşofman için teşekkürler," deyip kafamı yola çevirdim.
Günlerdir bekledim şey biraz sonra gerçek olacaktı. Ben de artık dövüşmeyi bilecek ve bana zarar vermek isteyenlere karşı kendimi savunabilecektim. Özellikle de Demir'e karşı.
Ben yolu izlemeye devam ederken Barlas arabayı sağa çekip durdurdu. Aşağı inerken, "Hemen geleceğim. Bekle," diyerek arabadan çıkıp elektronik eşyalar satan bir dükkâna girdi. Merakla girdiği dükkâna bakıp orada ne işi olduğunu düşündüm. Bir şey alacaktı galiba. Sırtımı koltuğa yaslayıp onu beklerken canım sıkılmasın diye internette gezinmek için çantamda telefonumu aradım. O sırada Barlas'ın telefonu çaldı. Şarj etmek için arabada bıraktığı telefonuna bizimkilerden biri mi arıyor acaba diye düşünerek göz ucuyla baktım. Ekranda 'Çilli' yazdığını gördüm. Kimdi bu Çilli? Barlas'ın telefonunda böyle bir ismin kayıtlı olması garibime gitmişti. Telefonu şarjdan çıkardım. Kim olduğu konusunda en ufak bir fikrim yoktu ama önemli bir telefon olabilir diye düşünerek telefonu açıp kulağıma koydum. Henüz ben bir şey demeden karşımdaki kişi konuşmaya başladı. "Barlas sana söylemiştim ama değil mi evden aceleyle çıkma diye. Bak montunu unutmuşsun bende. Geri dön de vereyim şunu sana."
Ne diyeceğimi bilemedim. Dilim tutulmuştu sanki. Bu ses genç bir kıza aitti ve ben kızın söyledikleri karşısında kalbimin sıkıştığını hissetmiştim. O kızın Barlas'a bayağı bir yakın olduğu konuşmasından belliydi. Barlas Bey'in bugün ne işi olduğu da şimdi anlaşılıyordu. Demek bir kızla birlikteydi. Hem de o kızın evinde! İyi de kimdi bu kız? Barlas neden bana o kızla birlikte olduğunu söylememişti? Niçin saklıyordu bunu? Aklım bir ton soruyla dolarken telefonun ucundaki kızın sesiyle irkildim "Alo, Barlas orada mısın?" Kendimi cevap veremeyecek kadar kötü hissediyordum. Hemen telefonu kapatıp tekrar şarja taktım ve hiç elime almamışım gibi yerine bıraktım. Son aramalardan adını silmemiştim çünkü eğer kız Barlas'a onu aradığından ve telefonun açıldığından bahsedecek olursa ikisinin de telefonun yanlışlıkla açıldığını düşünmesini istiyordum. Benim açtığım anlaşılmamalıydı.
Hâlâ inanamıyordum. Barlas bugün bir kızın evindeydi. Bana bunu söylememişti. Belki de hiç söylemeyecekti. Aklım almıyordu. Neden bu kızdan bahsetmemişti bana? Sakladığı bir şey mi vardı acaba? O kız yakın bir arkadaşı olabilir miydi? Gerçi öyle olsa söylerdi. Başka bir şey vardı. Evet, bundan emindim. Bunu öğrenmek istiyordum ama o kızın kim olduğunu Barlas'a sormayacaktım. Bakalım kendisi bir şey diyecek miydi? Demezse ne yapacaktım bilmiyordum ama kararlıydım, ben sormadan onun anlatmasını bekleyecektim.
Sessizce bekleyeme devam ettim. Barlas elinde tuttuğu küçük bir kutuyla arabaya geri döndü. Yerine oturup gülümseyerek elindeki küçük kutuyu bana uzattı. "Al bakalım bu senin." Uzattığı kutuya bakarak, "Bu ne diye?" sordum.
"Küçük bir hediye..."
"Hediye mi?" Uzattığı kutuyu şaşkınlıkla alıp açarak, içindekine baktım. Bu bir pandora bilekliğiydi. Bana çok anlamlı bir hediye almıştı ama az önce yaşadığım şok yüzünden onu beğendiğime dair hiçbir belirti gösteremiyordum. Bilekliği incelerken aklıma da bir soru takılmıştı. Barlas az önce elektronik eşyalar satan bir yere girmişti ve çıkarken bu hediyeyle gelmişti. Bu bilekliğin öyle bir dükkânda satılmayacağını biliyordum. Barlas'a bir şey sormak istemedim ve umursamadan bilekliği incelemeye devam ettim.
Bilekliğin üzerinde iki tane ikon vardı. Bunların bir anlamı olduğunu düşünürken Barlas kutuyu elimden aldı ve bilekliği kutudan çıkarıp bileğime taktı. "Bu charmlarla kendi hikâyeni oluşturmanı istiyorum," dedi. "Ben senin için özel anlamları olduğunu düşündüğüm iki tanesini taktım. Momsembolü annene olan sevgini, kalp ise bana olan sevgini simgeliyor. Bunlar hep bu bileklikte kalacak," diyerek gözlerime baktı. "Bu bilekliği senin için anlamı olan sembollerle doldurmanı istiyorum. Kendi hikâyeni oluştur ve ne olursa olsun asla bileğinden çıkarma, olur mu?"
Bu mükemmel bir hediyeydi. Eğer bunu şimdi değil de daha önce vermiş olsaydı ona sarılır hediye için sürekli teşekkür eder dururdum ama az önce onu arayan kız kafamı karıştırdığı için Barlas'a sadece "Sağ ol," demekle yetindim.
"Beğendin mi?"
Sorusu üzerine tekrar bilekliğe bakıp kafamı aşağı yukarı salladım. Çok beğenmiştim, hatta bayılmıştım ama şu an ilgilendiğim tek şey vardı o da Barlas'ın görüştüğü kızdı.
"Güzel, buna sevindim," diyerek önüne döndü ve arabayı sürmeye başladı. O, yola bakarken ben çatık kaşlarla onu izliyordum. "Barlas, hava çok soğuk montun neden üzerinde değil?"
Bana o kızdan bahsedip bahsetmeyeceğini öğrenmek için sormuştum soruyu. Eğer o kızın kim olduğunu ve neden bugünü onunla geçirdiğini anlatırsa bir sıkıntı olmayacaktı ama söylemezse aramızın açılacağından emindim. Çok düşünmeden hemen cevap verdi. "Bugün üzerime mont almadım." Hava soğuktu, üzerinde sadece kot gömleği vardı. Barlas gibi biri için hiç iyi bir yalan değildi. "Üşümüyorsun herhalde?"
Yüzünü bana döndü ve birkaç saniye gözlerime baktı. "Hayır, üşümüyorum." Anlamış gibi kafamı sallayarak gözlerimi yola çevirdim. Anlatmıyordu işte. Anlatmayacaktı da. Aklıma kötü şeyler geliyordu ama bunu ondan beklemediğim için saçmaladığımı düşünüyordum. Beni aldatıyor olamazdı, değil mi? Barlas bana bunu yapmazdı. O beni seviyordu ve benimle birlikteydi. Hayatında başka biri olduğunu sanmıyordum.
Düşünmekten kafayı yiyecektim. Direkt sorsa mıydım acaba? Yok, sormamalıydım. Anlatana kadar beklemeliydim. İlla ki anlatacaktı. Neden saklayacaktı ki? Ben onun sevgilisiydim. Muhakkak anlatırdı.
***
Tabelasında Fight Club yazan bir yere gelmiştik. İçeri girer girmez Barlas otuzlu yaşlarda bir adamla konuşmaya başlamıştı keyifsiz bir şekilde onları dinledim. Dövüş öğrenmehevesim kaçmıştı. Hiç halim yoktu. Barlas'a istemediğimi söylemek istiyordum ama bir şey olduğunu anlayacağı için susmayı tercih ediyordum. Buraya kadar gelmişken bunu yapmak istemediğimi söyleyemezdim. Sebebini sorduğunda ne diyecektim?
Barlas adamla konuşmasını bitirince, beni üzerimi değiştirmem için bir odaya götürdüler. Çabucak eşofmanlarımı giydim. Barlas'ın aldığı bilekliği de zarar görmesin diye formamın yanına poşete koyup beni kapının önünde bekleyen Barlas'ın yanına gittim. Ortalıkta kimse yoktu, belli ki özellikle boş bir salon seçmişti.
Ben tavandan asılan kum torbalarına bakarken Barlas beni salonun ortasına doğru çekip gülümseyerek karşıma geçti. "Evet Kaktüs, dövüşmeyi öğrenmeye hazır mısın?" Değildim ama yine de hazırmışım gibi kafamı salladım. "Güzel," diyerek ellerini göğüs hizasında kaldırıp avuçlarını bana döndürdü. "Önce şu yumruklarının sertliğine bakalım o zaman." Derin bir nefes aldıktan sonra yumruk yaptığım ellerimle, ellerine vurmaya başladım. Halim ve isteğim olmadığı için ona çok sert vuramıyordum. Barlas'ın kaşları çatıldı. "Güzelim daha sert vur."
Dediğini yapmaya çalışıyordum ama keyifsizdim. Daha başlamadan yorulmuştum. Aklım hâlâ o kızın kim olduğundaydı. "Hadi ama daha sert vurman lazım, bütün gücünün bu olmadığına eminim." Barlas'ın dediğini yapmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Başarılı olamıyordum. Tüm gücümü veremediğimin farkındaydım. Barlas bir şeyler olduğunu anlamış gibi ona vuran yumruklarımı avucunun içine alıp, başının iki tarafına çekti. Beni kendine iyice yaklaştırıp yüzünü yüzüme doğru eğdi. Kahverengi gözlerini kısmış gözlerime bakıyordu. "Neyin var senin?" diye sordu. Anlamıştı. Gerçi ona bu şekilde vuruyorken anlamaması mümkün değildi. Yumruklarımdan anlamasa bile yüzümden anlayacağına emindim.
"Hiç," deyip kendimi geri çekmeye çalıştığımda buna izin vermedi. Gözleri dudaklarıma kaymıştı. Birkaç saniye orada oyalanıp tekrar gözlerimi buldu. "Bir şeyin yoksa neden yaptığımız şeye kendini vermiyorsun?" diye sordu. Bir yalan uyduramadığım için, "Veriyorum," dedim.
"Vermiyorsun," diyerek gözlerini tekrar dudaklarıma indirdi ve beni öpmek için dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdı. "İstersen kendini vermen için sana yardımcı olabilirim." Beni öpmesine izin vermeyecektim. Şu an olmazdı. Tam dudaklarını dudaklarıma değdirecekken hızla kendimi geri çekip ona engel oldum. "Devam edelim lütfen."
Hareketime şaşırmıştı. Bir şey demeden gözlerime bakmaya devam etti. Benden bunu beklemiyordu sanırım. Yine de dediğimi yapıp devam etmek için ellerini kaldırdı.
Kaldırdığı ellerine yumruklarımı bu sefer daha sert vurmaya çalışırken arada yüzüne bakıyordum. Hâlâ şaşkınlığını üzerinden atamamıştı. Kesin bir şey olduğunu biliyordu ama yine de bir şey sormuyordu.
Üç saat boyunca bana gösterdiği hareketleri yapmıştım. Çok yorulmuştum. Ama Barlas hâlâ devam ediyordu. "Bak boynunu tuttuğu zaman diz darbesi gelecek demektir. Ona göre kendini hazırlaman gerekir. Bunu anladığın zaman dirseklerini sert bir şekilde dizine vuracaksın. Anladın mı beni? Hızlı düşünüp hızlı uygularsan kazanan sen olursun. Aksi takdirde yerdesin demektir." Onu onayladığım anda hareketi uygulamalı olarak göstermek için boynumu tuttu ve dizini karnıma geçirmek için kaldırdığı anda, "Şimdi dediğimi yap!" dedi. Söylediği şeyi yapıp dizine sertçe dirseğimi geçirdim. "Aferin," deyip boynumu bıraktı ve geri çekildi.
"Sert vurmaya başladın bu güzel ama daha iyi olmanı istiyorum. Bu yüzden sık sık buraya geleceğiz ve savunma taktikleri çalışacağız. Öğrenmen gereken çok şey var." Artık dersi bitirmek için ona olabildiğince sert vurmaya çalışmıştım. Tek düşündüğüm bir an önce eve gidip kendimi yatağıma atıp şu kızın kim olduğunu düşünmekti. Barlas'ın gösterdiği hareketleri nasıl algılayıp uygulamaya çalışmıştım bilmiyordum ama artık daha fazla burada kalmak istemiyordum. Hem bedenen hem de ruhen çok yorgundum. Barlas da bunun farkındaydı. Tek eliyle çenemi tutup yüzümü kaldırdı. "Çok yoruldun bugünlük bu kadar yeter. Yarın devam ederiz," deyip yanağıma öpücük kondurduktan sonra beni dışarı çıkarmak için elimden tuttu. Birlikte formamı bıraktığım odaya gidip eşyalarımı aldıktan sonra oradan çıkıp arabaya bindiğimizde, Barlas'ın arabada bıraktığı telefonunun çaldığını duydum.
Gözlerim hızla telefonuna kaydı, yine o kızın aradığını gördüm. Kim bilir biz içerideyken kaç defa aramıştı. Kararlıydı, Barlas'ı evine getirtene kadar durmayacaktı herhalde. Ne monttu arkadaş ya! Barlas telefonu meşgule atıp cebine koydu. Açmamıştı. Belli ki kızla konuşmak istemiyordu. İyi de niye? Ben yanındayım diye mi konuşmamıştı acaba?
Barlas arabayı çalıştırıp sürmeye başlayınca, "Arayan kimdi?" diye sordum. "Bir arkadaş," dedi. "Neden açmadın?"
"Önemli bir şey olduğunu sanmıyorum. Ben onu daha sonra ararım."
Kafayı yiyecektim artık. Kızı devlet sırrı gibi saklıyordu resmen. Sinirden ağlayacaktım neredeyse ama ona yine de bir şey belli etmemeye çalışıyordum. İnat etmiştim, kendisi söyleyene kadar ben hiçbir şey sormayacaktım. Eğer söylemezse o zaman kim olduğunu ona sormadan ben öğrenecektim.
"Bir şeyler yiyelim mi?" Sorusuyla kafamı yine yola çevirdim, sesimi oldukça ifadesiz tutmaya çalıştım "Aç değilim, eve gitmem lazım. Duş almalıyım, terledim." Birlikte biraz daha vakit geçirirsek dayanamayıp sorabilirdim. "Sizin evde mi vakit geçireceğiz yani?" Tamamen beni sinirlendirmek için sorulmuş soruya yine ifadesizce cevap verdim. "Ben öyle bir şey söylemedim."
"Demir peşindeyken evde tek başına kalmayı düşünmüyorsun herhalde. Yanında kalmam lazım."
O kadar sinirliydim ki Demir'i düşünmüyordum bile. Evet, evde tek başıma kalacaktım ve Barlas da bunu bilmeyecekti. "Buna gerek yok. Ben zaten evde kalmayacağım. Aysunlara gideceğim." Şaşırdı. "Aranız düzeldi sanırım."
"Evet. Onu affettim." Bir süre sessiz kaldıktan sonra yüzünü bana çevirdi. "Ona gitmesen olmaz mı? Benimle kalmanı istiyorum." Ona bakmadan kafamı iki yana salladım. "Olmaz sözüm vardı, gitmem lazım. Birlikte ders çalışacağız." Anlamış gibi başını salladıktan sonra tekrar önüne bakıp arabayı kullanmaya devam etti. Kızla buluştuğunu saklamaya devam ediyordu. Eve gidene kadar hiç konuşmadım sinirimi ona belli etmek istemiyordum çünkü.
Eve vardığımızda arabadan çıkmak için elimi kapıya attığım sırada, "Sevgilini öpmeden mi gideceksin?" dedi. Ona ne kadar sinirli olsam da uzanıp yanağına küçük bir öpücük kondurdum. Arabadan çıkmak için geri çekileceğim an Barlas elini belime koyup bana engel olunca gözlerine baktım. O da gözlerime bakıyordu. "Neyin var senin?"
Bir şeyim olduğunu anlaması normaldi. Bunu çok belli ediyordum zaten ama ona söylemeye niyetim yoktu. "Hiç." Gözlerini milim bile kıpırdatmadan bana bakarken elini yanağıma koydu. "Ben aptal değilim, bir şey olmuş sana. Söyle güzelim, ne oldu?"
"Bir şey olmadı sadece keyfim yok." Elini yanağımdan indirip tek kaşını havaya kaldırdı. "Buna inanayım mı?" diye sordu. Diğer eli hâlâ belimdeydi. "Söyle neyin var?" Bir an söyleyip söylememek arasında kararsız kalsam da yine söylememeyi tercih ettim. "Hiç dedim ya."
"Anlatmayacaksın yani?"
"Anlatacak bir şey yok."
"Peki, tamam," diyerek elini belimden çekince ben de "Tamam," deyip çantamı alarak arabadan çıktım. Sinirlendiğinin farkındaydım ama bu umurumda bile değildi, çünkü ben ondan daha sinirliydim. Şu an neler hissettiğim hakkında en ufak fikri yoktu. Bugünü o kızla geçirdiğini benden saklamaya devam ediyordu ve bu bana çok kötü şeyler düşündürtüyordu. Öfkeyle eve doğru yürürken Barlas'ın seslenmesiyle olduğum yerde kaldım. "Öykü!"
Aptal gibi bana o kızın kim olduğunu söylemesini istiyordum şu an. Söyleyecek miydi yoksa?
"Formanı unuttun."
Elinde tuttuğu poşetimi sallıyordu. Sinirle çıktığım için unutmuştum. Gözlerimi devirip yanına gittim ve poşeti elinden aldım. Bana bir şey dememi bekliyormuş gibi bakıyordu ama demeyecektim. Sinirliydim. Onunla konuşmak istemiyordum. Arkamı döneceğim sırada Barlas'ın kolumu tutmasıyla olduğum yerde kaldım. Kısmış olduğu kahverengi gözleriyle bana bakarken bir şey demek için dudaklarını araladı ve yüzünü yüzüme doğru eğdi. "Neyin olduğunu biliyorum."
Söylediği şeye şaşırıp yutkundum. Gerçekten bunu biliyor muydu? İyi de nasıl?