Mecalsizdim.
Uyurken rüya, uyanıkken kâbus görüyordum sanki... Üşüyordum. Sebebi, içimdeki karakıştı muhtemelen. Yorgundum. Demir etrafımda olduğu sürece de bu böyle devam edecek, asla bitmeyecekti. Çünkü o, karakalemle çizilmiş bir resim gibiydi. Siyahtı. İnsanların hayatını da karartıyor, bundan zevk alıyordu.
Bugünden sonra gündüzlerim bile zifiri karanlık olacakmış gibi hissediyordum. Önümü göremeyecek, karanlık içinde yaşayacaktım. Kötülük ruhumu yok etmek için uğraşırken, ben hayatıma korku içinde devam edecektim. Bu da beni içinden çıkamayacağım bir çaresizliğe sürükleyecekti...Etrafta kulakları sağır eden bir sessizlik hâkimken, saniyeler sonra Barlas'ın sesini duydum. "Öykü!"
Gözlerimi yavaşça araladım. Barlas'ın elini yanağımda hissediyordum. Yanıma çömelmiş, endişeli gözlerle bana bakıyordu. Kaşları çatıktı. Belli ki öfkesi hâlâ geçmemişti. Kendimi sersem gibi hissediyordum, yutkundum. Konuşmak istiyordum ama Koray istemeden buna mani oldu. "Onu hastaneye götürmelisin Barlas!" Sesi korkuluydu. Ne olduğunu anlamaya çalışıp başımda toplanan arkadaşlarıma baktım. Hepsi bana endişeyle bakıyorlardı. Benim gözlerimse Demir'i arıyordu. Onun söylediği şey yüzünden bayıldığımı anlamam epey kısa sürmüştü çünkü. Yerden destek alıp ayağa kalkarken, "İyiyim ben," dedim.
Barlas, "Değilsin! Seni hastaneye götüreceğim," deyince kafamı iki yana salladım. "Gitmeyeceğim, önemli bir şey olduğunu zannetmiyorum." Hızla çömeldiği yerden ayağa kalktı. "Gideceğiz!"
"Hastaneye falan gitmenize gerek yok. O gayet iyi görünüyor. " Demir'i duyduğumda hemen sesin geldiği yöne baktım. Arkadaşlarının yanındaydı ve sevimsiz sırıtışıyla bana bakıyordu. "Doğru söyle yalandan bayıldın, değil mi? Amacın kavga çıkmasını önlemekti. "
"Ne saçmalıyorsun sen?" diye bağırdığım sırada Barlas'ın onun yanına doğru yürüdüğünü fark ettim. Kavga çıkacağını anlayıp hemen peşinden gittim ve ona bir şey yapmaması için kolundan tuttum. Diğerleri de yanımıza gelmişti ama kimse bana yardım edip Barlas'a engel olmak istiyor gibi görünmüyordu. Hepsinin amacı sadece karşı çeteye haddini bildirmekti.Barlas'a baktığımda sinirden çattığı kaşlarının tek çizgi halini aldığını ve çene kaslarının seğirdiğini gördüm. Demir'e saldırmamak için kendini zor tutuyordu. Daha fazla dayanamayıp yakasına yapıştı. Onun yaptığı hareketle çetesindeki herkes kavga etmek için bizim çeteden birini hedef alırken benim karşıma Cemre geçti.
Ne olduğunu anlamadan etrafıma baktığımda herkesin biriyle kavga etmek için beklediğin gördüm. Sanki iki taraf da kavga etmek için liderlerinden komut bekliyor gibiydi. Çetin Sezer'e, Ali Onur'a, Samet Serhat'a, Ateş de Burak'a sert sert bakarken Koray'ın Aysun'u kolundan tutup kenara çektiğini gördüm. İkisi de korkmuş gibiydi. Gözlerim Bade'ye kaydı, onun da Buse'ye sert sert baktığını gördüm. İki çete de sayı olarak eşit ve kavga etmek için hazırmış gibi görünüyorlardı.
Benim buna hazır olmadığım her halimden belliydi. Kavga çıkarsa Cemre'yle nasıl dövüşeceğimi düşünüyordum. Barlas bana henüz nasıl dövüşüleceğini öğretmemişti ve ben bu konuda sıfır bilgiye sahiptim. Ama yine de kendimi korumak için çabalayabilirdim. Dövüşmeyi bilmemem kendimi koruyamayacağım anlamına gelmezdi
"Sevdiğin kızla son zamanlarını iyi değerlendir Barlas, kız yakında benim olacak." Demir, Barlas'ı daha da öfkelendirip iki çeteninde dövüşmesi için çabalıyordu ama Barlas ona vurmamak için tuttuğu yakasını sıkıyordu. Tıslayarak konuştu. "Buna izin vereceğimi mi sanıyorsun?" Demir gülmeye devam etti. "Evet, vermeyeceksin ama ya bunu isteyen o olursa?"
Cemre bakışlarını bana sabitlemiş benimle dövüşmek için beklerken ben onu umursamadan Demir'e bağırdım. "Ben böyle bir şeyi asla istemem!" Demir onunla olacağımı nasıl düşünebilirdi? Benim Barlas'ı sevdiğimi biliyordu. Onu bırakıp da kendisine gideceğimi nereden çıkarıyordu? İkisi de beni umursamadan birbirine bakarken Demir konuşmaya devam etti. "Kız beni istediği zaman ne yapacaksın Barlas? Bunu istiyor diye onu yine gerilim sandalyesine oturtup işkence mi edeceksin?" Gözlerim, duyduğum şeyle şaşkınlıkla açılırken Demir'in söylediği şeyin Barlas'ı da şaşırttığını gördüm. O bunu nereden biliyordu? Barlas'ın bana işkence ettiğini çetedekiler, Koray ve Aysun dışında başka hiç kimse bilmiyordu ki.
Gözüm birden Koray'ın yanında duran ve bana bakan Aysun'a takıldı. Tabii ya, Aysun'dan öğrenmişti. Bunu üzgün bakışlarından anlıyordum. Demir kim bilir nasıl tehdit etmişti de anlattırmıştı. Zavallı Aysun da ondan korktuğu için bunu anlatmak zorunda kalmıştı. Ona bu yüzden kızamazdım. Tekrar Demir'e baktım. Onun gözleri yakasını tutan Barlas'ın üzerindeydi. Pis sırıtışını Barlas'ı sinir etmek için kullanıyordu.
"Canını acıttığın kızın gün gelecek kalbini de acıtacaksın ve ben bu kızın üzülmesini istemediğim için onu senin elinden alacağım Barlas."
Barlas öfkeden gözlerini kapatmış hızlı hızlı solurken tekrar açıp, "Böyle bir şey olmayacak!" diye bağırdı ve onu sinirle yere itti. Çetesi bize saldırmak için komut beklerken Demir onlara geri çekilmeleri için işaret verdi. Hepsi geri çekilip arabalarına doğru yürüdüler. Demir'in burada kavga etmek istemediği her halinden anlaşılıyordu. Eliyle yerden destek alıp yavaşça ayağa kalktı ve arabaya binmeden önce Barlas'a baktı. "Bunu göreceğiz!" Ela gözlerini Barlas'ın üzerinden çekip bana yönlendirdiğinde hiçbir şey demeden birkaç saniye yüzüme baktı ve daha sonra tekrar Barlas'a döndü. "Burada birbirimizden hırsımızı alamayacağımız için geri çekiliyoruz. Akşam sana mesajla adresini atacağım yerde olun. Bu konuşmaya orada devam edelim," deyip Barlas'ın onu onaylaması üzerine arkadaşları gibi arabasına binip hızla uzaklaştı.
Barlas'a kızgındım. Yanına yaklaşıp, "Neden kabul ettin?" diye sordum. Demir'in söylediği yere gitmesini ve onunla kavga etmesini istemiyordum.
"Canı kavga etmek istiyorsa istediği olacak!"
"Kavga etmeniz bir şeyi değiştirmeyecek Barlas!"
"Seni istiyor Öykü, bu durumda ne yapmamı bekliyorsun?"
"Bunu bu şekilde halledemezsin!"
"Bana karışma!"
"Sana karışmazsam çok kötü şeyler olacak!"
"Buna sen engel olamazsın!"
Bunu biliyordum ama yine de engel olmak adına onu durdurmaya çalışıyordum.
"Ona istediğini verme Barlas." Sesimi yumuşatmıştım ve onunla daha sakin bir şekilde konuşuyordum.
O da sakince konuşmaya başladı. "Bunun için uğraşıyorum zaten. Seni ona vermiyorum."
Böyle söylemesi gözlerimi devirmeme neden olmuştu. "Kendimden bahsetmiyorum ben, seni sinir etmeye çalışmasından bahsediyorum. O seni sinir edip kavga etmek istiyor. Hep bunu arzuluyor gibi. Lütfen ona istediğini verme."
Bunu umursamadan ellerini omuzlarıma koydu ve yüzünü yüzüme doğru eğip gözlerimin içine baktı. "Ama ben senden bahsediyorum. Seni asla benim elimden alamaz!" Ne dersem diyeyim aklına koyduğunu yapacak gibiydi.
"Bu konuda hemfikiriz zaten ama yalvarırım onunla bu yüzden kavga etme Barlas. Lütfen!"
Gözlerindeki öfkeyle ellerini omuzlarımdan çektiğinde, "Beni bugün kimse tutamaz Öykü. Sen de tutamazsın," dedi. Kararlıydı kavga edecekti. Hiçbir şeyin onu durduramayacağının farkına varınca, "Madem öyle o zaman ben de sizinle geleceğim," dedim. Ben de en az onun kadar kararlıydım. Oraya gidecek ve kavga edecektim. Dayak yiyeceğimi bile bile hem de.
"Sen hiçbir yere gelmiyorsun!"
"Neden? Sen benim yüzümden kavga ederken benim oraya gitmek istememi neden kabul etmiyorsun?"
"Orada olursan kavgaya karışacağın için olabilir mi?"
"Bunu sorun etmiyorum."
"Ama ben ediyorum."
Tam bir şey söylemek için hazırlanmıştım ki Çetin'in sesini duydum. Aysun'un karşısında durmuş ona bağırıyordu. Neler olduğunu anlamak için hemen yanlarına gittim.
"Kızım sen salak mısın? Nasıl ona her şeyi anlatırsın, aklın yok mu senin?" Kaşlarımı çatmış Çetin'e bakarak, "Ne oluyor Çetin? Neden bağırıyorsun Aysun'a?" diye sordum. Sert bakan gözleri Aysun'un üzerindeydi, sinirden dişlerini sıkıyordu.
"Senin hakkındaki her şeyi Demir'e anlattığı için."
"Her şeyi mi?" Barlas'ın bana işkence yaptığını anlatmıştı, bunu anlamıştım ama her şeyi anlattığını öğrendiğim için şaşkındım. Neden böyle bir şey yapmıştı ki? "Ona gerçekten her şeyi anlattın mı?"
Aysun'un yüzü yerdeydi. Hiçbirimizin gözlerine bakamıyordu. "Demir bu sabah beni evden aldığında senin hakkında ne biliyorsam anlatmamı istedi Öykü. Başta anlatmak istemedim ama beni ölümle tehdit edince ona senin hakkında ne biliyorsam anlatmak zorunda kaldım." Sesi titriyordu, başını kaldırıp yüzüme baktı "Korktum Öykü, bunun için çok üzgünüm!"
Demir'in en çok takıldığım arkadaşımı neden sorduğunu şimdi anlıyordum.
"Neler anlattın ona?" Korkuyla sorduğum soruya üzülerek cevap verdi.
"Barlas'ın çetesine girmek istemenden tut, babandan intikam aldığınıza kadar her şeyi."
İşte bu hiç iyi olmamıştı. Demir'in bunları öğrenmiş olması beni sıkıntıya sokacaktı. Çetin hâlâ Aysun'a bağırıyor, resmen sinirden kükrüyordu. "İyi halt yedin!"
"Çetin, sakin ol lütfen."
"Sakin mi olayım?" diyerek bana baktı ve işaret parmağıyla Aysun'u işaret etti. "Bu kızın yaptığı hatalar canımı sıkmaya başladı artık!"
"Bu bir hata değil. Demir onu tehdit etmiş. Ne yapsaydı kız, anlatmak zorunda kalmış işte." Barlas bize doğru yaklaşıp Çetin'in yanında durarak bana baktı. "Aysun her şeyi anlatmak zorunda değildi. Demir'in ona bunu boş yere anlattırdığını düşünmüyorum bir şeyler düşündüğü için yaptı kesin. Aysun da bunu bile bile ona anlatmaması gereken her şeyi anlattı."
İkisinin de onu suçlamaları beni sinirlendirmişti. "Korkmuş diyorum!" dediğimde Barlas'a bakıyordum. Sesim sinirimden biraz yüksek çıkmıştı ve kaşlarım çatılmıştı. Barlas sessiz kalıp bana bakmaya devam ederken Çetin sinirle güldü "Korkmuş öyle mi? İyi ki korktuğu için kendisine bir şey yapmasın diye Demir'in çetesine girmeye falan kalkmadı. Hani ondan beklemeyeceğimiz şey değil bu. Yakında onu da yapar!"
Aysun, söylediklerine daha fazla katlanamadı ve onu omuzlarından iterek, "Saçmalama!" diye bağırdı. O kadar şiddetli bağırmıştı ki etraftaki herkes bize bakmaya başlamıştı. Çetin onun itmesiyle iki adım sendeleyip düşecek gibi oldu fakat son anda kendini toparlayıp, "Ne? Yapmayacağın şey mi?" diye sordu.
"Ben böyle bir şey yapmam! Ne işim var benim o çetede?"
"Bilmem. Belki canın baban yaşındaki zengin herifler yerine bu sefer çete lideriyle birlikte olmak istemiştir. Olamaz mı?"
Şaşkınlıktan açılan ağzımı elimle örttüm. Onları izlemeye devam ediyordum. Çetin bunu Aysun'a nasıl söyleyebilmişti? Tamam, sinirliydi onu anlıyordum ama bunun Aysun'un canını yaktığından emindim.
Aysun'u ilk defa bu kadar sinirli gördüğümü fark ettim. Kendini tutamayıp Çetin'in yanağına sert bir tokat attı. İşte bunu beklemiyordum. Şaşkınlıktan elimi ağzımdan indiremezken herkes gibi ben de şok olmuştum.
"Benimle düzgün konuş!"
Çetin, tokadın sertliğinden sağ tarafa dönen başını hızla ona çevirdi ve küçük bir adımla aralarındaki mesafeyi kapattı. "Konuşmazsam ne olur?" Gözlerini sinirden kısınca ona bir şey yapacak korkusuyla aralarına girip Çetin'in durdurmaya çalıştım. "Çetin, lütfen ona bir şey yapma!"
"Çekil önümden Öykü!"
"Hayır, çekilmeyeceğim."
Barlas kolumdan tutup beni onların arasından çekerek birkaç adım öteye sürükledi. "Karışma sen onlara!"
"O benim arkadaşım."
"Çetin'in de sevdiği kız."
Bunu söylerken kimsenin duymaması için sessiz konuşmuştu. Kaşlarımı çattım.
"Sevdiği kız olması ona bir şey yapmayacağı anlamına gelmez."
"Yapmaz!" deyip kolumu bıraktı.
"Yine de ben arkadaşımı korumak istiyorum," dedim ve Aysun'un kolundan tuttuğum gibi okula doğru sürükledim. "Gidelim Aysun."
Aysun kötü görünüyordu. Sınıfa çıkana kadar hiç konuşmamıştı. Ben de bir şey söylememiştim. Üzgün olduğu için sonra konuşuruz diye düşünüyordum ama ikimiz de yerimize oturduğumuzda Aysun asık suratla yüzüme baktı. "Öykü ben Demir'e her şeyi anlattığım için gerçekten üzgünüm. Beni affet, böyle olmasını istemezdim!" Gözlerindeki üzüntü beni kahrediyordu. Kucağındaki elinin üstüne elimi koydum. "Affedilecek bir şey yok Aysun. Korktuğun için yaptın bunu. Seni anlayabiliyorum."
"Bunu yapmış olmam kötü şeylere sebep olabilir." Muhtemelen öyle olacaktı ama onu daha fazla üzmemek için, "Düşünme bunları. Boş ver," dedim. İş işten geçmişti artık. Demir hakkımdaki her şeyi öğrenmişti ve bunu bana karşı koz olarak kullanacaktı, adım kadar emindim.
Aysun hafiften tebessüm etmeye çalışarak elimi ellerinin arasına aldı. "Beni Çetin'e karşı koruduğun için teşekkür ederim." Onunla böyle olmak beni mutlu etmişti, gülümsedim. "Sen benim arkadaşımsın. Ne yapmış olursan ol arkadaşımsın. Tabii ki koruyacağım."
"Benimle konuşmadığın için böyle bir şey yapacağını hiç düşünmemiştim."
"Ben de öyle ama korumak istedim."
Gülüşü tüm yüzüne yayılırken bana sarıldı. "Sağ ol."
Sarılmasını beklemiyordum. Bu çok hoşuma gitmişti, ben de ona sarıldım. Onunla hata yapmaktan vazgeçmediği sürece konuşmayı düşünmüyordum ama şu an bu halde olmamız yaptığı hataları umursamamama neden oluyordu. Uzun süre küs kalabilen bir insan değildim. Galiba onunla konuşmamın nedeni de buydu. Konuşmak ve eskisi gibi olmak istiyordum. Hata yapmaktan vazgeçer miydi bilmiyordum ama geçmesini umuyordum. Çünkü bir daha onunla öyle olmak istemiyordum.
Aysun kendini geri çektiğinde Koray sınıfa girmişti. Sırasına oturarak merakla bize baktı. "Çetin'in o hali neydi öyle? İlk defa ondan çok korktum. Bir an Aysun'a bir şey yapacak sandım. Çok sinirliydi. Neden o kadar sinirliydi ki acaba?" Aysun da ben de Koray'ın sorusuna cevap vermeyince Koray bir ona bir bana baktı. "Hey! Size soruyorum. Beni duyuyorsunuz, değil mi?"
"Duyuyoruz."
"O zaman bir cevap verirsiniz herhalde."
Aysun sinirle gözlerini devirdi "Yapmış olduğum şey yüzünden o kadar sinirlenmiştir."
"İyi de niye? Bundan ona ne ki?"
Sebebini ben biliyordum ama sesimi çıkarmadan onları dinliyordum. Çetin'in Aysun'dan hoşlandığını anlayacaklar mı diye merak ediyordum.
"Ne bileyim ben Koray? Çetin belki de başka bir şeye sinirliydi sinirini benden çıkarmak istedi."
Koray muzipçe sırıttı. "Benim aklıma bir şey geliyor aslında."
"Neymiş o?"
Aysun kaşlarını çatmış ona bakarken benim gözlerim de Koray'ın üzerindeydi. Anlamıştı galiba. "Çetin senden hoşlanıyor olabilir."
"Ne? Saçmalama!"
"Saçmalamıyorum. Bence senden hoşlanıyor."
"Bunu nereden çıkarıyorsun Koray?" diye sordum.
"Çetin'in, yapmış olduğu hatalar yüzünden Aysun'a sürekli bağırmasından çıkarıyorum. Onunla ilgilenmese neden bağırsın ki? Bu umurunda olmaz, öyle değil mi?"
Söylediği şey beni gülümsetmişti. "Bilmem bunu Aysun'a soralım, olabilir mi?"
"Hayır, olamaz!" deyince verdiği tepkiye bizim gibi kendisi de şaşırdı ve daha sonra sesini alçaltıp bakışlarını başka tarafa çevirdi. "Öyle bir şey olsa ben anlardım."
"Ya öyle bir şey varsa?" diye sordum. Merak ediyordum Çetin'in ondan hoşlandığını düşünürse ne yapacaktı. Ağzından laf almaya çalışıyordum. Verdiği cevaba göre ben de Çetin'in ondan hoşlandığını düşündüğümü söyleyecektim.
"Ben ve Çetin asla olmaz!"
Böyle söylemesi beni biraz üzmüştü. Onların birlikte olmasını isterdim ama Aysun olmayacağını söylüyorsa elimden bir şey gelmezdi.
"Neden olmasın, bence yakışırsınız." Bu Koray'ın gerçek düşüncesi miydi yoksa Aysun'u kızdırmak için mi böyle söylüyordu anlayamamıştım ama gülümsüyordum.
"O hödükle mi? Hiç güleceğim yoktu."
"Yakışıklı çocuk, yanına yakışır."
Koray'ın gülerek dediği laf Aysun'u kızdırırken dişlerinin arasından "Koray!" diye tısladı. Çetin'i istemediği anlaşılıyordu ama zaman her şeyi değiştirebilir diye düşünüp onu sevebileceğini umut ediyordum. Eğer birlikte olurlarsa Aysun'u ilk defa kendi yaşına denk biriyle görecektim ve ilk defa bir ilişkisini onaylayacaktım. Aysun babası yaşındaki adamlarla mutlu olduğunu söylüyordu ama asıl mutluluğu hiç tatmadığı için bunun nasıl bir şey olduğunu bilmiyordu bence.
***
Son ders bittikten sonra okuldan çıkıp bahçe kapısının önünde Aysun'la vedalaştım. Okulun dışına park ettikleri arabaların önünde duran Barlas ve çetemin yanına doğru yürüdüm. Aralarında bir şey konuştuktan sonra hepsi arabalarına binerken Barlas beni fark edip yerinde durdu. Muhtemelen Demir, kavga edecekleri yerin adresini yazmıştı ve oraya gidiyorlardı. Ateş de gidiyordu. Dövüşmeyi bildiğini düşündüğü için Barlas onun kendileriyle gitmesine izin vermiş olmalıydı. Benim gibi değildi sonuçta. O da dövüşmeyi diğerleri gibi küçük yaşta, şu elektrik teknisyeni olan adamdan öğrenmiş olmalıydı.
Yavaş adımlarla Barlas'ın yanına gidip önünde durdum. "Demir mesaj attı, değil mi?"
"Evet."
Arabalar uzaklaşırlarken arkalarından baktım. "Neden seni beklemeden gittiler?"
"Tedbir amaçlı. Demir'in ne yapacağı belli olmaz diye onları önden gönderiyorum. Bir sorun olmadığını anlarsam yanlarına gidip dövüşeceğim." Anlamış gibi kafamı salladım. "Nerede buluşacaksınız?" Bunu söylemeyeceğini biliyordum ama yine de sorma gereği duymuştum. Kaşları çatılırken başını yan yatırdı "Neden soruyorsun, oraya gelmek için mi?"
"Evet."
"Hiç boşuna ağzını yorma o zaman."
Tam da beklediğim şeyi yapmıştı. Söylememişti. Oflarken yüzüne moralim bozuk bir şekilde baktım "Bana ne zaman dövüşmeyi öğreteceksin?" Bir an önce dövüşmeyi öğrenmek istiyordum.
"En yakın zamanda."
"O zaman sizinle gelebilecek miyim?" diye sordum.
Gülümserken elini başıma koyup saçlarımı karıştırdı. "Bu ne kadar iyi dövüşeceğine bağlı..." Normalde bu hareketi beni güldürürdü ama şimdi gülmüyordum. Kavga edecekleri için canım sıkkındı çünkü. "Kavga etmenizi istemiyorum Barlas."
Hiçbir şey söylemeden şoför koltuğunun kapısını açtı ve binmeden önce bana baktı. "Ama Demir kaşınıyor Öykü. Onu kaşımam lazım." Ne söylersem söyleyeyim oraya gitmekten vazgeçmeyecekti. "Daha kaç defa daha bunu sana söylemek zorunda kalacağım bilmiyorum," dediğimde kafamı yere eğip sesli bir nefes verdikten sonra kaldırıp tekrar ona baktım "Dikkatli olun."
Güldü. "Daha kaç defa daha bunu söylemek zorunda kalacağım bilmiyorum ama genelde hep dikkatliyizdir," deyip bana doğru uzandı ve yanağıma tatlı bir öpücük kondurduktan sonra arabaya binip hızla uzaklaştı.
O gittikten sonra asık suratla eve doğru yürümeye başladım. Kavgada büyük bir hasar almamaları için dua ediyordum. Demir'in Barlas'ı sinir etmek için uğraşacağından emindim. Böyle olunca da Barlas çok sinirlenecekti ve büyük bir kavga çıkacaktı. Düşündükçe moralim daha çok bozuluyordu.
Eve geldiğimde formamdan kurtulup üzerime bol bir tişört ve eşofman altı giydim. Yemek yemek için mutfağa girmiştim ama canım pek bir şey istemediği için iki lokma bir şey atıştırıp hemen masadan kalktım. İyi ki annem evde değildi. Bu kadar az yediğimi görse kızacağını biliyordum çünkü. Eve gelirken beni arayıp Hikmet'le buluşacağını ve geç geleceğini söylediğinde ilk defa buna sevinmiştim. Az yediğimi görmeyecekti. Mutfağı toparlayıp televizyon izlemek için salona giderken kapının zili çaldı. Kimin geldiğini bilmiyordum ama Aysun olduğunu tahmin ediyordum.
Kapıyı açtığımda karşımda Aysun yerine Demir'i görünce bir an ne yapacağımı şaşırdım. Onun ne işi vardı burada? Barlas'a mesaj attığı yerde olması gerekmiyor muydu? Pis pis sırıtıyordu bir de. Onunla konuşmak istemediğim için kapıyı suratına kapatmaya çalıştım. Kapatmama engel olurken hâlâ gülüyordu. Kapıyı omzumla ittirdim. Korkmuştum. Buraya neden gelmişti? Evde annem de yoktu. İçeri girerse bana kötü bir şey yapacağını biliyordum. Eminim bunun için gelmişti buraya. Var gücümle kapıyı ittirirken bundan sıkılmış gibi kapıya yüklendi ve ben dengemi kaybedip yere düştüm. Daha ben ayağa kalkamadan eve girip kapıyı ayağıyla itti. Tam kapanmamıştı ama bunu fark etmedi.
"Evine gelen misafirin yüzüne kapıyı kapatmaya çalışman ne ayıp güzel kız. Sana bunu hiç yakıştıramadım," deyip o iğrenç sırıtışla yavaşça üzerime doğru yürümeye başlayınca ensemden aşağı inen ürpertiyle geri geri süründüm.
"Ne işin var senin burada?" Sesim korkudan titremişti. Evde onunla yalnız olmak beni korkutuyordu.
"Seni görmeye geldim," deyip gülerken bana doğru yaklaşmaya devam etti. "Ama tabii benim şu an Barlas'a mesaj attığım yerde olmam gerekiyordu, değil mi? Ne yazık ki orada olamayacağım. Son anda çok önemli bir işim çıktı. Umarım Barlas bana darılmaz." Sırtım son nokta olarak duvara dayanınca hızla ayağa kalktım. "Git buradan!"
"Barlas'ın seni yanında götürmeyeceğini nasıl da tahmin ettim ama." Bakışları beni iyice korkutuyordu, kalbimin ağzımda attığını hissediyordum. Bir şeyler yapmalıydım. Barlas'a haber vermeliydim. Ela gözleri gözlerimin üzerindeyken elim eşofmanımın cebindeki telefonuma gitti. Başarısız olacağımı bilsem de yine de bunu denemek istiyordum. Başka çarem yoktu çünkü. Şu an bana yardım edecek kimse de yoktu. Gözleri bir anda aşağı kayınca telefonumu elime alacağımı anlayıp hemen yanıma yaklaştı ve ellerimi bileklerimden tutup başımın iki yanına yasladı. "Sakın."
Ondan kurtulmak için çırpınıyordum ama bu hiçbir işe yaramıyordu. Beni bırakmıyordu. Bırakmayacaktı da. "Neden buradasın?" Çırpınmayı bırakıp bana bir şey yapmasın diye onunla sakin bir şekilde konuşmaya başladığımda bunun ne kadar süreceğini merak ettim. Her an sinirimi bozacak bir şey diyebilirdi çünkü.
Pis sırıtışını bir an bile suratından silmeden yüzünü yüzümün hizasına eğdi. Bana yakın olmaya çalışıyordu. "Annenle konuşmam gereken şeyler var. Biz annenle konuşurken Barlas'ın bizi rahatsız etmemesi için ona oyalanacak bir iş verdim. Umarım işi annen buraya gelene kadar bitmez." Bana yakın durması beni rahatsız ettiği için yüzümü yana çevirdim. "Ne konuşacaksın annemle?" Aslında tahmin ettiğim bir şey vardı ama o olmaması için dua ediyordum.
"Görürsün." Kararlı gibi görünüyordu. Aysun'dan öğrendiklerini anneme anlatacaktı muhtemelen ama buna izin vermeyecektim. Yüzüm hâlâ yana dönükken onunla sakince konuşmaya devam ettim "Barlas seni orada görmeyince ne yapmaya çalıştığını anlayacak."
"O anlayana kadar bizimkiler çoktan saldırıya geçmiş olur."
"Barlas'ın onların elinden kurtulamayacağını mı sanıyorsun?"
"Onların elinden kurtulur belki ama polislerin elinden biraz zor. Az önce kavganın olacağı yeri polislere ihbar ettim. Barlas yapmaya çalıştığım şeyi anlasa bile buraya gelemeyecek."
"Bu durumda kendi arkadaşların da yanacak," deyip yüzümü ona çevirerek suratına baktığımda keyifli olduğunu gördüm. Arkadaşlarının karakola götürülecek olması umurunda değildi. "Kavga ettiler diye içeride çok uzun kalmazlar. Bu yüzden benim için bir sorun yok," diyerek bileklerimi bıraktı "Ama Barlas için sorun olabilir. Çünkü ben burada annenle konuşurken o sana yardım edemeyeceği için olanları ona anlattıktan sonra çok üzülecek."
Bileklerimi bırakmasını fırsat bilip yanından kaçmaya çalışırken kolumdan sıkıca tutup aramızda hiç mesafe bırakmayacak kadar dibime girdi. "Sakın bir daha bunu deneme!"
"Evime zorla girdiğin için seni polise ihbar edeceğim!" diye bağırdım.
Bağırmam onu sinirlendirir diye düşünmüştüm ama sinirlendirmedi. Aksine bundan hoşlanmış gibi bir hali vardı. "Bence bunu yapmak istemezsin," deyip bakışlarını tehlikeli hale bürüyünce korkudan yutkundum. Bağırmak istiyordum ama sinirlenmesinden korktuğum için susuyordum.
"Benden korkuyorsun, değil mi?" Sorduğu soruyla gözlerimi ondan kaçırdım ve bir süre gözlerine bakamadım. Korktuğumu bile bile o soruyu soruyordu. Evet dersem zevk alacaktı çünkü. Gülümseyerek kafasını hafifçe aşağı yukarı salladı. "Korkuyorsun."
"Bir katilden kim korkmaz ki?"
"Katil mi?" Güldü. "Bunu nereden biliyorsun?"
"O gün evime giren çocuk söyledi." Buna şaşırmış gibi görünse de gülmeye devam etti. Sanırım bunu beklemiyordu.
"Katil olduğumu öğrenmiş olman seni bayağı korkutmuş olmalı."
Bundan ne kadar zevk alacağını bilsem de "Evet, korkuttu!" dedim. Bir süre sessizce yüzümü inceledi. Elini kaldırdı, neredeyse yüzüme dokunacaktı ama son anda vazgeçti. "Sana zarar vereceğimi düşünüyor musun?"
"Sen herkese zarar verebilirsin!"
"Ben de öyle sanıyordum. Ama seni görünce öyle olmadığını anladım."
Sert bakan gözlerim gözlerindeyken bir şey diyemedim. Bağırmamak için konuşmak istemiyordum. Ne yapmaya çalıştığını biliyordum çünkü. "Yine ne demek istediğimi anlamadın mı yoksa?" deyip sırıtınca gözlerimi kapatıp sinirli bir şekilde soludum. "Saçma sapan konuşma ve git buradan!"
"Ne yani, senden hoşlanmış olamaz mıyım?" Gözlerimi açıp ona baktığımda bana ne yapacağını umursamadan onu geri ittim. "Barlas'ı sinirlendirmek için yapma bunu?" Biliyordum tek amacı bana benden hoşlandığını düşündürüp Barlas'ı delirtmekti. Ama istediği olmayacaktı. Onu itmemden etkilenmeden yüzünü iyice yüzüme eğdi ve gözlerini dudaklarıma indirdi. "Barlas şu an umurumda değil." Yakınlığından rahatsız olduğum kafamı yana çevirdim. Gitmesini istiyordum. Ne yapacağımı bilemediğim için neredeyse ağlayacaktım. "Git lütfen!" Ağlamaklı çıkan sesimi umursamadan biraz geri çekildi ve kollarını göğsünde birleştirip yüzüme bakmaya devam etti.
"Biliyor musun ne yapmış olursa olsun Barlas'a âşık olman beni çok şaşırtıyor. Sana işkence etmiş birinden nefret etmek yerine ona âşık olman gerçekten mazoşistçe." Konuşurken yüzüne bakmadığım için çenemden tutup beni yüzüne bakmaya zorladı. "Söylesene genelde canını yakanlardan mı hoşlanırsın?" Gözlerine dik dik bakıp aptalca sorusunu cevaplamadan elini çenemden ittim. Güldü ve sorusunu kendisi cevapladı. "Öyle olmalı ki onun gibi biriyle birliktesin."
"Onunla birlikte olmam seni hiç ilgilendirmez!" Artık sabrım taşmıştı. Bana yapacaklarını umursamadan ona bağırıyordum.
Kahkaha atarak kollarını yine göğsünde birleştirdi. "Beni ilgilendirmez ama anneni ilgilendireceğinden eminim. Bakalım o bunu öğrenince ne diyecek. Aslında ondan daha fazla merak ettiğim bir şey var, o da Barlas'ın bu durum karşısında ne yapacağı. Herkese gücünün yeteceğini sanan çocuk ilişkinizi annene nasıl onaylattıracak."
"Seni okuldan attırdığı için Barlas'tan intikam mı almaya çalışıyorsun?" Başını yavaşça iki yana salladı "Hayır güzel kız, bu bir intikam değil. İntikamı daha sonraya sakladım. O bu kadar basit değil. Bu Barlas'ı sinir etmek için düşündüğüm bir şey sadece."
"Bunu yapamazsın!" diye bağırdığımda ela gözleri keyiften parladı. "Bana kim engel olacak? Barlas mı?" diye sordu. "Boşuna bekleme güzel kız. Barlas bana engel olamaz. Çünkü o burada değil."
Bu gerçek korkumu en üst raddeye taşırken dış kapıdan gelen öfkeli ses ikimizin de o tarafa bakmasını sağladı.
"Sen öyle zannet!"
