Yıllarca hayalini kurduğum intikamı nihayet aldığım için mutlu olmam gerekmiyor muydu? Olamıyordum işte. Böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Öyle bir haldeydim ki Barlas iki gündür yüzümün gülmesi için uğraşıyordu ama yaptıkları zoraki gülümsememden başka hiçbir işe yaramıyordu. İçimde yıllardır baba sevgisi görmediğim için bir boşluk vardı ve o boşluk babamın hayatımdan çıkmasıyla daha da büyümüştü.Baba sevgisini asla tadamayacaktım. Zaten bu sevgiyi ondan beklememiştim de...
Ama aslında bu sevgiyi hissetmeye ne kadar muhtaç olduğumu o hayatımdan çıktığında anlamıştım. Şu an ilk defa onun bana babalık yapmış olmasını istiyordum. O sevgiyi doyasıya hissetmeyi, güven duygusunu yaşamayı istiyordum. Böyle bir şey mümkün müydü peki? Asla değildi. Bu sevgiye ne kadar aç olsam da bundan sonra yine aynı şekilde devam edecektim hayatıma. Sırf baba sevgisine ihtiyacım var diye onun gibi birinden babalık yapmasını istemezdim. O da yapmazdı zaten. Şu zamana kadar ona hiçbir şey yapmamış kızına babalık yapmazken şimdi hayatının bitmesine neden olan kişiye mi yapacaktı? Eminim şu an beni öldürmek istiyordu. Neticede onu en sevdiği şeylerden koparmıştım ve bu yüzden bana büyük bir nefret duyduğundan emindim. Tıpkı benim bunca zaman ona duyduğum gibi...
Önümdeki kahvaltı tabağımdan iştahsızca bir şeyler yerken annem çatık kaşlarla beni izliyordu. "Hasta mı oldun sen?" Sorusuyla tabağımdan kaldırdığım bakışlarımı ona yönlendirdiğimde bir şey demeden yüzüne baktım. "Kesin oldun, baksana bir şey yemiyorsun." Huysuzca homurdandım, "Yiyorum işte anne." Tamam, iki gündür pek bir şey yemiyor olabilirdim ama şu an yemeye çalışıyordum. Elimde olan bir şey değildi ki bu, üzgün olduğumda iştahım olmuyordu. "Nasıl yiyorsun, tabağındakiler bir saattir aynı yerinde duruyor."
"İştahım yok."
"Neden, bir şey mi oldu?" Keşke bunu ona anlatabilseydim ama anlatamıyordum işte. Bu rezilliği öğrenmesi onu kahrederdi. "Hayır, anne bir şey olduğu yok. İştahım yok sadece, hepsi bu."
"O zaman kesin hasta oluyorsun." Gözlerimi devirdim. "Hayır, hasta falan olmuyorum." Neden kahvaltı yapamadığımı bir bilse kendisinin de iştahının kesileceğinden emindim. Kızı babasının hayatının bitmesine neden olmuştu ve onun hiçbir şeyden haberi yoktu. Bugün yarın babamın haberini alırdı. İflas ettiğini duyunca ne yapacaktı acaba? Çatık kaşları iyice çatılırken tabağımı işaret etti. "Onları yemek zorundasın Öykü."
"Kendimi zorluyorum." Kolundaki saate bakınca ayağa kalkıp tabağını tezgâhın üzerine bıraktı ve bana döndü. "Bak ben gidiyorum ama aklım sende, kahvaltını bitirmeden kalkma, tamam mı?" Kafamı aşağı yukarı sallayınca yanıma yaklaştı, "Kendini kötü hissedersen izin al eve gel ve hemen beni ara, bugün nöbetçiyim ama bir şey olursa eve gelirim." Kafamı kaldırıp başımı hafifçe iki yana salladım, "Hasta değilim anne." Neden böyle düşünüyordu ki? Öyle mi görünüyordum acaba? Bunu sırf iştahım yok diye söylemiyordu herhalde. "Gözlerin kızarmış, bu hasta olacağına işaret." Dün gece ağlamıştım da o yüzden kızarmıştı. Zavallı annem bunun sebebini hastalık olarak görüyordu.
Bir şey söylemiyordum ona, böyle bilmesi daha iyiydi. "Tamam, kendimi kötü hissedersem eve gelirim." Tebessüm edip beni yanağımdan öptükten sonra, "Görüşürüz," deyip çantasını ve montunu eline alarak evden çıktı. O çıktıktan sonra tabağımdakileri zorla da olsa yemeye çalıştım ama yiyebildiğim sadece iki dilim peynirdi. Fazlasını midem almıyordu. Masadan kalkıp mutfağı toparladıktan sonra evden çıktım. Henüz erkendi ama ben yine de okula gitmek istemiştim.
Bugün benim için gergin bir gün olacaktı. Hafta sonu Aysun'la hiç görüşmemiştim ve bugün okulda onunla konuşmayı düşünüyordum. Ondan önce okula gidip nasıl konuşmam gerektiğini düşünecektim. Sinirlenmek istemiyordum. Zaten iki gündür kötüydüm şimdi bir de Aysun'la tartışıp moralimin iyice bozulmasını istemiyordum. Okula ulaştığımda bahçedeki bankta oturan Barlas'ı görünce şaşırdım. Neden bu kadar erken gelmişti ki? Hemen gidip yanına oturunca bana baktı. Bir bacağını diğerinin üzerine atmış yayılarak otururken tebessüm ediyordu. "Erkencisin Kaktüs."Ellerimi kucağıma koyarken, "Evet, sen de öyle," dedim.
Başını hafifçe aşağı yukarı salladı, "Evet." Bir elini elime doğru uzatmış tutarken dağınık saçlarına bakıp tekrar gözlerimi gözlerine çevirdim. Yataktan kalktığı gibi okula gelmiş olmalıydı. "Neden erken geldin?" Gülüşü gözlerine yayılırken elimi dudağına yaklaştırıp öptü, "Senin erken geleceğini tahmin ettiğim için." Yaptığı hareketle normalde tebessüm etmem gerekirken yüzümün gülmediğini fark ettim. Sevdiğim çocuğun yanındaydım ve yüzüm ilk defa gülmüyordu. Keyfim yoktu. Kötüydüm ve bu da her halimden belli oluyordu. "Gerginim Barlas."
"İstersen onunla konuşmayı sonraya bırak."
"Hayır, bugün konuşacağım," deyip kafamı önüme eğdim. Canım sıkkın olabilirdi ama bugün sinirlenmeden sakin bir şekilde konuşacaktım onunla. Elimi bırakıp çenemden tutunca yüzümü kaldırıp gözlerime baktı. "Dün gece uyumadın mı sen, gözlerin kıpkırmızı."
"Uyudum,"
"Gözlerinin hali ne o zaman?" Cevap vermeyince kaşlarını çattı. "Hâlâ o adam yüzünden ağlıyor musun yoksa?" Anlamıştı ve bu da benim gözlerimi ondan kaçırmama neden olmuştu. Onun için gözyaşı dökmemi istemiyordu. Başımı tekrar önüme eğince sesim biraz az çıktı. "Hayatımızdan çıkmasının beni bu kadar etkileyeceğini bilmiyordum. Meğerse ne çok ihtiyacım varmış bir babaya. Onun gibi birinin hayatımızdan çıkmasına üzüldüm düşün. Onun... Asla baba olamayacak adamın!" Elini çenemden çekip omzuma koydu. "Gitmek ister misin?" Beni buradan götürmek istiyordu. Çünkü biliyordu Aysun'la tartıştıktan sonra daha kötü olacaktım. "Hayır, kalacağım."
"İyi değilsin, bu halde Aysun'la konuşmasan iyi olur." Bunu ben de biliyordum ama konuşmak istiyordum. Artık akıllandığından emin olmam gerekiyordu. "İki gündür beni arayıp duruyor. O da konuşmak istiyor. Daha fazla erteleyemem. Bugün konuşacağız."
"Emin misin?"
"Eminim," dediğimde gözleri arkamdaki bir noktaya odaklandı. Nereye baktığını anlamak için kafamı o yöne çevirince Ateş ve Bade'nin geldiğini gördüm. Şaşırmıştım. "Ateş'in bugün okula geleceğini biliyor muydun?" Gözleri bana kayınca kafasını iki yana salladı, "Hayır." Yanımıza geldiklerinde Ateş'e bakıp zorla da olsa gülümsemeye çalıştım. Başıma gelenlerden haberi yoktu ve beni üzgün görüp ne olduğunu sormasını istemiyordum. "Okula geleceğini bilmiyorduk Ateş." O da gülümsedi. "Evde yatmaktan sıkıldım. Derslerden de geri kalmak istemediğim için gelmek istedim."
"Erken geldiniz ama." Kafasını beni onaylarcasına sallarken ensesini kaşıdı, "Kütüphanede biraz işim var." Bade bana ya da Barlas'a bakmıyordu. Sanki bir kabahat işlemiş de yüzümüze bakmak istemiyor gibiydi. "Çok iyi görünüyorsun. Ağrın yok değil mi?"
"Arada oluyor ama dayanamayacağım kadar değil," deyince tekrar gülümsemeye çalıştım, "İyi, buna sevindim."
"Şey Öykü... Seninle biraz yalnız konuşalım mı?" Sorusuyla kaşlarım çatılmıştı. Benimle neden yalnız konuşmak istiyordu ki? Bir şey mi olmuştu? Bade'nin sıkıntılı yüzü hâlâ yerde olduğu için bir tedirginlik hissediyordum. Kötü bir şey mi olmuştu acaba? "Olur, tabii," deyip ayağa kalktım. Barlas'a dönüp, "Sonra görüşürüz," dedikten sonra Ateş'le birlikte okula girdik. Kantine gidip çay alarak boş masalardan birine oturduk. "Ee, ne konuşacaksın benimle?"
Derin bir nefes aldı. "Aysun'un babanla çıktığını biliyorum. Barlas'ın çetesine babandan intikam almak için girdiğini ve hatta Barlas sayesinde intikamını aldığını da."Duyduklarımla yutkunma gereği hissetmiştim. Çok şaşkındım. "Sen bunları nereden biliyorsun?"
"Dün akşam Çetin, Samet ve Ali beni ziyarete geldi. Geldiklerinde odamdaydım. Yeni uyanmıştım. Onlar uyuduğumu zannedip uyanmamı beklerken Bade'yle konuşuyorlardı. Yanlarına gidecekken fısır fısır konuştuklarını duyup kapıda durdum ve ne konuştuklarını dinledim. Yani babandan nasıl intikam aldığınızı... Tabii aklımda soru işaretleri kalmıştı. Mesela bunu neden yaptığınızı bilmiyordum ve öğrenmek istiyordum. Konuşmanın tamamını dinlemiştim ama bir şey anlayamamıştım. Hâlâ sorular kafamda dönüp duruyordu. Bunu onlara soramazdım, cevaplamayacaklarını biliyordum. Onlar gittikten sonra Bade'ye sordum. Anlatmadı, bunun senin özelin olduğunu, kendisinin anlatmasının doğru olmayacağını söyledi. Çok ısrar ettim ve anlatması için zorladım. O da en sonunda anlattı"
Demek o yüzden Bade yüzüme bakamıyordu. Hata yaptığını biliyordu ve ona kızacağımı düşünüyordu. Aslında ona kızacağım falan yoktu, boşuna kendini üzüyordu. Böyle bir şey için ona kızmazdım. Kafam önüme düşerken sesim fısıltı halinde çıktı. "Anladım."
"Lütfen bunu anlattığı için Bade'ye kızma, olur mu? Onu ben zorladım. Yoksa asla anlatmazdı." Ateş Bade'yi korumaya çalışırken bakışlarım tekrar onu buldu. "Neden kızayım? Herkesin bildiği bir şeyi anlatmış zaten. Senin bilmen de sorun değil." Buna memnun olmuş gibi gülümserken masanın üzerinde duran elimi sıkıca tuttu. "Her şey geçecek Öykü." O çok iyi biriydi ve üzülmemi istemiyordu. Mükemmel bir kalbi vardı. O kalbin içinde Bade gibi bir kızı taşıdığı için seviniyordum. Tamam, Bade sinirli bir kız olabilirdi ama o da Ateş kadar iyi bir insandı. Bunu kimseye göstermese de ben anlıyordum. "Ben babandan intikam almak için çeteye girmek istediğini bilmiyordum." Umursamaz bir tavır takındım, "Öğrenmiş oldun işte."
"Aysun'un böyle bir şey yapmış olmasına çok şaşkınım." Kim değildi ki? Hepimiz şaşkındık, en çok da ben. Hâlâ aklım almıyordu. Onu ve babamı birlikte düşündükçe midem bulanıyordu. Hatırlamak istemiyordum ama olduk olmadık zamanlarda aklıma geliyordu. "Ben de öyle ama oldu işte."
"İntikam almana sevindim biliyor musun? Öyle bir baba böyle bir intikamı hak ediyordu."
"Hayatım boyunca bunu istemiştim. Şimdi bunu yaptığım için mutlu olamıyorum ama."
"Sana babalık yapmış olmasa da o senin babandı. Belki de bu yüzden mutlu olamıyorsundur. Kan bağın buna engel oluyordur." Haklı olabilir miydi acaba? Hiç böyle düşünmemiştim. "Çok yorgunum biliyor musun? O hayatımdan çıktı ama ben kendimi çok yorgun ve güçsüz hissediyorum." Aysun'la konuşacak olmasam evde uyur bütün günü yatakta geçirirdim. O derece yorgundum. Ateş yüzüme tebessüm ederek baktı, "İyi olacaksın. Eminim Barlas sana bu konuda yardım eder." Ediyordu zaten. O olmasaydı belki daha kötü olacaktım. Her an yanımdaydı. Beni bırakmıyor, onu düşünmemem için elinden geleni yapıyordu. Hayatımda olduğu için bir kez daha seviniyordum. Ona gerçekten çok ihtiyacım vardı. Hele şu an, her zaman olduğundan daha çok ihtiyacım vardı. Yanımda olması bana güç veriyordu. Onunla olmak bana iyi geliyordu ve içimde bir yerlere gizlenen acımın sızısını azaltıyordu.
Bir an aklıma başka bir şey geldi. "Ateş, ben sana bir şey soracağım. Dün çocuklar konuşurken onlardan başka bir şey daha duydun mu?" Anlamamış gibi kaşlarını çatarak suratıma baktı, "Ne gibi?"
"Yani benim dışımda birinden dana bahsettiler mi Bade'ye?" Çatık kaşlarını serbest bırakınca gözlerini benden kaçırdı. Duymuştu işte. Bu belli oluyordu. Bunu anlamak için onu çok iyi tanımaya gerek yoktu. Gözlerini kaçırması her şeyi belli etmişti. "Duydun, değil mi?" Gözleri tekrar bana kayınca sırtını sandalyesine yasladı, "Barlas'ın babasını öldürten adamdan intikam almak istediğinden ve çeteyi de bu yüzden kurduğundan bahsediyorsun sanırım. Evet duydum." İnkâr etmemesine sevinmiştim. "Ne hissediyorsun peki?"
"Pişmanlık," dedi sessizce. Omuzları düşmüş gözleri uzaklara dalmıştı. "Barlas'ın çeteyi bu yüzden kurduğunu bilmiyordum. Bilsem onu asla yalnız bırakmazdım." "Diğerleri de bilmiyordu ama onlar çeteye katıldılar." Birkaç saniye bir şey söyleyemedi gözleri hâlâ uzaklardaydı. "Aralarında Barlas'ı en iyi ben tanıyordum," deyince merakla ne anlatacağını dilemeye başladım.
"Barlas en çok beni severdi. Yapmak istediklerini önce bana anlatır gerek duyarsa onlara da söylerdi. Ama bundan bana hiç bahsetmemişti. Çeteyi kurmak istediğini söylerken, yüzünde daha önce hiç görmediğim bir şey gördüm; nefret. Önce anlam veremedim. Neler oluyordu anlayamıyordum. Birdenbire çete kurmaya karar vermişti ve ben ne yapacağımı bilemiyordum. Onu hiç tanıyamamışım gibi hissediyordum. Öyle bir çocuk çete kuracak ve insanlara zarar verecekti. Aklım almıyordu bunu. Bana gelip çeteye girmek isteyip istemediğimi sorunca onu tanıyamadığımı düşündüğüm için kabul etmedim. Ben kötü biri olamazdım, insanlara zarar veremezdim, haraç alamazdım. Ben bu değildim ki. Evet, Barlas'ı çok seviyordum ama bunu sırf onu çok sevdiğim ve kardeşim olarak gördüğüm için yapamazdım."
"Ona güvendiğinizi görmek istediği için size bunu söylememiş. Bunu bilmeden dahi yanında olduğunuzu görmek istemiş."Gözlerini bana çevirdi, "Ona güveniyordum zaten ama kötü biri olmak için çabaladığını görünce şaşırmıştım. Derin bir bataklığa doğru yürüyor, bizim de arkasından gitmemizi istiyordu. O bataklığa batacağımı bile bile peşinden gidemezdim. Değişmişti. Birden değişmişti hem de... O çeteyi kurduğunda iyi şeyler yapmayacağını düşünüyordum. Korkuyordum. Gözlerinde anlam veremediğim bir şey vardı ve bu da beni korkutuyordu. Şimdi anlıyorum ki o anlam veremediğim şey babasının ölümüne neden olan o adamdan almak istedi intikammış."
Bunu daha önce öğrenmediği için pişman gibiydi. Bilseydi onu yalnız bırakmayacağını söylüyordu. Öyle yapacağını biliyordum. Tıpkı Barlas'ın onu sevdiği gibi o da Barlas'ı seviyordu. Onların bir kan bağı yoktu ama kardeş gibiydiler. Birbirlerinden uzak dursalar da aslında yakın olmak istiyorlardı. Bunu ikisinin de gözlerinde görüyordum.Bugün ilk defa zoraki olmadan gülümseyebildiğimde masanın üzerine kollarımı koyup öne doğru eğildim, "Barlas seni çok seviyor Ateş."
Şu an buna sevinmesi gerekirken iç çekti. "Hayır, sadece eski arkadaşı olduğum için bana değer veriyor."
"Kaza yaptığın gün senin için ne kadar korktuğunu biliyor musun? Hatta 'ona bir şey olsaydı ölürdüm' dediğini?" Gözleri birden parladı, "Gerçekten böyle mi söyledi?"
"Hı hı," diyerek kafamı aşağı yukarı salladım, "Seni çok seviyor. Sen onun kardeşisin." Gülümsedi ama sonra ne olduysa gülümsemesi birden soldu. "Bana kırgın olmalı." Bu onu üzüyordu. Kafasını önüne eğmişti ve düşünüyordu, "Evet ama bu kırgınlığı bitirmek istiyor." Kafasını kaldırmadan bana bakınca, "Bunu o mu söyledi yoksa sen mi böyle düşünüyorsun?" diye sordu. Gülümsemeye devam ederek, "O söyledi," deyince gözlerini benden kaçırıp bu hoşuna gitmiş gibi gülümsedi. Mutlu olmuştu. Onu böyle görmek beni de mutlu ederken, "Eskisi gibi olabilirsiniz, değil mi?" diye sordum"Olabiliriz," deyince rahatladığımı hissettim. Onları birbirlerine yakın görmek için sabırsızlanıyordum. Sabırsızlandığım bir konu daha olduğu geldi aklıma; Ateş ve Bade'nin ne zaman birlikte olacakları...
Bade'nin gerçeği söylemeyeceği artık belliydi. Yalnız kaldığında onunla konuşmamıştı ve muhtemelen bundan sonra da konuşmayacaktı. Bu durumda artık benim bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyordum. Bu böyle devam etmezdi. "Bade'yle aranız nasıl?" Bir anda sorduğum soruyla şaşırdı ama daha sonra çayından bir yudum alıp sorumu cevapladı, "İyi gibi."
"Yalnızken konuştunuz mu hiç?" Bade gerçeği söylememiş olabilirdi ama en azından iki muhabbet etmiş olmasını umuyordum. Yanında o kadar da sessiz kalmamalıydı. "Evet, ama çok değil. Pek konuşmadı." Anlamış gibi başımı sallayınca çayımdan bir yudum alıp sırtımı tekrar sandalyeme yasladım. O sırada Ateş meraklı gözlerle bana bakıyordu. "Ben bir şey öğrenmek istiyorum Öykü. Bade Barlas'la senin birlikte olduğunu öğrenince tepkisi ne oldu? Çok üzüldü mü?"
Sorusuyla önüme bir fırsat gelmiş gibi hissediyordum. Sanırım gerçeği öğrenmesi için Ateş'e yardım edecektim. Başka çarem yoktu çünkü. Bade'nin bu saatten sonra ona bir şeyi anlatmayacağı kesindi. İş bana düşüyordu. "Aslına bakarsan hayır, üzülmedi. Hatta hiç üzülmedi. Daha çok bizim adımıza mutlu olmuş gibiydi." Buna şaşırmadı, "Oynamıştır."
"Sanmıyorum. Bana hiç oynamış gibi gelmedi," dediğimde gözlerini gözlerime dikti, "Barlas'ı seviyor." Bunu şu ana kadar söylemediğim için pişmanlık yaşarken gerçek bir anda dudaklarımdan dökülüverdi. "Sevmiyor,"
"Ne?"
"Bade'nin gözlerinde Barlas'ı görmüyorum Ateş. Doğal olarak onu sevdiğini de düşünmüyorum," deyince ne diyeceğini bilmiyor gibi baktı. O kadar şaşkındı ki bir süre konuşamadı. "Bana Barlas'ı sevdiğini kendi ağzıyla söyledi."
"Ya yalan söylediyse?"
"İyi de bunu neden yapsın ki?"
"Bilmiyorum belki bir nedeni vardır." Ateş bunun nedenini düşünürken kantinden içeri Bade girmişti. Gelip yanımdaki sandalyeye oturunca mahcup bir edayla yüzüme baktı. "Öykü, bana kızmadın değil mi?" İçini rahatlatmak için, "Merak etme kızmadım," deyince kafasını önüne eğdi "Özür dilerim, Ateş beni sıkıştırınca söylemek zorunda kaldım." Kızmadığımı söylememe rağmen hâlâ üzgündü. Kucağına koyduğu elini tuttuğumda, "Önemli değil Bade, boş ver," diyerek gülümsemeye çalıştım. "Kendini boşuna üzme, sana kızmadım." Bu onu da gülümsetirken kafasını kaldırıp yüzüme baktı. "Teşekkür ederim."Gülümsemeye devam ederken gözlerim birden Ateş'e kaydı.
Onun gözleri Bade'nin üzerindeydi. Muhtemelen az önce söylediğim şeyleri ona sormak için bekliyordu. Onları yalnız bırakmam gerektiğini düşünerek Bade'ye, "Barlas hâlâ bahçede mi?" diye sordum. Aysun birazdan gelirdi. Onunla konuşurken yanımda olsun istiyordum. Eğer sinirden ağlarsam ona ihtiyaç duyacaktım."Evet, ama biraz sinirli," deyince şaşırdım, "Neden, ne oldu ki?" Gözleri bir anda doldu. Neredeyse ağlayacaktı, "Bunca zaman söylemediğimiz şeyi Ateş'e söyledim diye sinirlendi. Ona bunu bizim çocuklarla konuşurken duyduğunu söyledim ama bana kızmaya devam etti. Sanki hepsi benim suçummuş gibi!"
"Takma sen onu, geçer siniri birazdan," dedim. Kafasını tekrar önüne eğdi "Umarım..."
"Gidip ona baksam iyi olacak," deyip elini bırakarak ayağa kalktım. Bahçeye çıktığımda Barlas'ın bıraktığım pozisyonda oturduğunu görünce gidip yanına oturdum. Sessizdi. Hâlâ sinirli olmalıydı. "Bade'ye boşuna kızma, Ateş çocukları konuşurken duymuş. Onun hiçbir suçu yok," dedim. Sinirli bakışları yerdeyken bana çevirdi. "Yine de anlatması gerekmezdi."
"Ateş onu bu konuda sıkıştırmış olmalı." "Onun da işine gelmiştir anlatmak."
"Neden işine gelsin? Onu seviyor diye senin söylemediğin bir şeyi gidip yetiştirecek biri değil Bade. Tanımıyor musun onu?" diye sorunca sesli bir nefes verdi, "Bunu Ateş'e benim söylemem gerekiyordu." Elimi elinin üzerine koyup gözlerinin içine baktım, "Kimin söylediği önemli değil. Önemli olan ne biliyor musun? Artık bu kırgınlığı bitireceğin..."
Bakışları yumuşadı. Hafifçe gülümsüyordu, "Eskisi gibi olacaksınız Barlas," dediğimde yüzümü okşayıp beni kendine doğru çekti ve sıkıca sarıldı. Böyle söylediğim için mutlu olmuştu. Ateş'le eskisi gibi olmayı o kadar istiyordu ki bunu her şeyiyle belli ediyordu. Ateş'e kırgın olduğu için aralarına duvar örmüştü ve şimdi bu duvarı yıkacaktı. Bu galiba en çok beni mutlu ediyordu. Birkaç saniye o şekilde durduktan sonra Barlas'ın söylediği şeyle kendimi geri çektim."Aysun'la Koray geliyor."
Derin bir soluk aldım. Elimden geldiğince sakin olmaya çalışacaktım. Sinirlenmek istemiyordum. "Öykü, konuşalım mı biraz?" Dudak kenarları aşağı doğru kıvrılmış çatık kaşlarının arasında oluşmuş boşlukta derin bir üzüntü yatıyordu. "Olur," dediğimde Koray'a ve Barlas'a baktıktan sonra tekrar bana baktı, "Arka bahçeye mi geçsek?" Belli ki onların yanında konuşmak istemiyordu ama bu umurumda değildi.
Ben kimseden rahatsız olmuyordum. Bu yüzden onların yanında konuşacaktım. "Hayır, burada konuşacağız. Onların yanımızda olmasını istiyorum." İtiraz etmeden bana doğru bir adım attı. "Ben nasıl söze başlayacağımı bilmiyorum." Yüzü yerdeyken ayağa kalktım. "O zaman ben başlayayım," deyip sesimi istemeden biraz yükselttim, "Akıllandın mı Aysun? Babamla birlikte olman ve onun da seni kullanması seni akıllandırdı mı?"
"Öykü ben..." dedi ama sözünü yarıda kestim."Sen asla akıllanmıyorsun, biliyor musun? Başına ne gelirse gelsin, canın ne kadar yanarsa yansın akıllanmıyorsun!" Gözlerime sessizce bakarken konuşmaya devam ettim. "Sana söylemiştim, değil mi? Bunun bir hata olduğunu söylemiştim ama sen bana inanmadın, onun bir hata olmadığını söyledin. İyi biri olduğunu, Yaver gibi olmadığını söyledin!" Sesim yükseldiği için etraftakiler bizi izlemeye başlamıştı. "Hani onu üç gün değil de üç yıldır tanıyor gibiydin? Madem o kadar iyi tanıyordun neden seni kullandığını anlamadın?" Cevabını birkaç saniye sonra verebildi, "Bilmiyorum, çok iyi oynadı hiçbir şey anlayamadım."
"Anlayamazsın tabii, çünkü aptalsın!" deyip ona biraz yaklaşarak aramızdaki mesafeyi kapattım. Etraftakiler bizi duymasın diye sesimi de alçaltmıştım. "Parası gözünü boyadığı için seni kullandığını anlamadın. Sırf daha iyi bir hayat yaşamak için baban yaşındaki adamlarla çıkıyorsun ya. Hiç mi utanmıyorsun Aysun? Bunu kendine nasıl yapabiliyorsun? Nasıl yakıştırıyorsun?"Cevap veremiyordu. Verecek bir cevabı yoktu çünkü. Ne kadar rezil bir durumda olduğunu kendi de biliyordu.
Gözleri tekrar yere kayarken sinirden bağırdım, "Mutlu olmak istiyordun, değil mi? Soruyorum şimdi sana, mutlu musun?" Bağırmamla bir adım geri çekilirken Çetin, Ali ve Samet'in yanımıza geldiğini fark ettim. Çetin, Aysun'un yanında durmuş ona öfkeyle bakarken onu sinir etmeye çalışıyordu, "Öykü boşuna ağzını yorma bu kız akıllanmaz. Çünkü akıllanmak istemiyor." Aysun sinirle yüzüne bakarken yanımda duran Barlas da Çetin'i bu olaydan uzak tutmaya çalışıyordu, "Sen karışma Çetin."
"Nasıl karışmayayım Barlas, görmüyor musun bu kızın insanı sinir edecek huyları var!" deyip kaşlarını çatarak Aysun'a iyice yaklaştı, "Baban yaşındaki adamlarla çıkmaktan ne zaman vazgeçeceksin merak ediyorum. Ne zaman kendi yaşıtlarınla yetinmeyi öğreneceğini de." Aysun sinirle Çetin'in omzuna vurduğunda, "Sana ne ya? Sen neden karışıyorsun bana?" diye bağırdı.
Herkes, ben ve Aysun'u izlerken şimdi onları izlemeye başlamıştı. Çetin'in bu kadar sinirlenmesine anlam veremiyordum.Çetin sinirden güldü, "Neden mi karışıyorum? Öyle adamlarla çıkıp da başını belaya sokma diye olabilir mi acaba?" Aysun ellerini yumruk yapmış sıkarken dişlerinin arasından konuştu. "Baş benim değil mi, belaya sokarım sokmam, bu seni hiç ilgilendirmez! Ben Öykü'yle konuşuyorum. Defol git buradan, aramıza da girme!"
"Konuşuyorsun, öyle mi?" deyip kolunu sıkıca tutarak yüzünü yüzüne yaklaştırdı, "Bu yaptığın şeyden sonra Öykü'nün yüzüne bakıp bir de konuşabiliyorsun yani. Senin yerinde olsaydım utancımdan bu şehri terk ederdim!" Yüzleri birbirine çok yakın dururken birkaç saniye o şekilde durup birbirlerinin gözlerine baktılar. Sanki ikisi de bu şekilde konuşuyor gibiydi. Sinirliydiler ama bu sinir sadece seslerine yansıyordu, gözlerinde hiçbir şey yoktu. Bunu şimdi fark ediyordum. "Utanıyorum zaten."
Az önce sinirle konuşan kız şu an sakinleşmiş gibiydi. Sesi az önceye oranla daha yumuşak çıkmıştı ve konuşurken ona bakıyordu."Bana neden öyle gelmiyor acaba?" Çetin hâlâ sinirle konuşmaya devam ederken Samet tartışmayı bitirmek için elini Çetin'in omzuna attı. "Tamam, oğlum sakin ol biraz."
"Ne sakin olacağım Samet? Bu kız insanı delirtir!" Dönüp Barlas'a baktım. Onun da anlam verememiş olmasını bekliyordum ama hiç de öyle görünmüyordu. Çetin'in neden böyle davrandığını biliyor gibiydi. Bakışlarımız birleşince gözlerini benden kaçırdı. Öğrenmemi istemiyordu ama öğrenecektim. Çünkü bir şeyden şüpheleniyordum. Gerçekse eğer beni şaşırtacak bir şeyden...Bade ve Ateş koşarak bize doğru geldiklerine Ateş, Çetin ve Aysun'a baktı. "Ne oluyor burada, tartışıyor musunuz siz?"
Çetin onu onaylarken Aysun'a bakıyordu, "Evet tartışıyoruz. Aysun hanım hepimizin sinirlerini bozuyor!" Hâlâ etraflarında kimse yokmuş gibi birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı.Ateş olayın büyümemesi için Aysun'u uzaklaştırmak isterken iki elini de onun omuzlarının üzerine koydu. "Sakin olun biraz. İkiniz de gergin görünüyorsunuz. Aysun sınıfa çıkalım istersen, hadi gel," deyip onu kendine doğru çekerken Aysun onun elini de Çetin'in elini de üzerinden itip bana döndü, "Hayır, Öykü'yle konuşacağım."
Ona daha fazla bakmamak için gözlerimi kaçırdım. Ona bakmak beni sinirlendiriyordu. Konuşmuştum ben. İçimdekileri tamamen dökememiştim ama artık daha fazla konuşmak istemiyordum. Bu kadarı bana yeterdi. Akıllanmıyordu zaten. Daha fazla konuşup da kendimi yoramazdım. "Konuştuk biz Aysun, bitti."
"Öykü yapma böyle, bana küsme lütfen!" Bu beni sinirden güldürürken gözlerimi gözlerine çevirdim. "Seninle neden konuşayım ki? Yaptığın hataları görmek için mi?" Gözleri dolmaya başlamıştı ve sesi titriyordu, "Ben... Hatamın farkındayım ve bunun için üzgünüm!" İşte buna şaşırmıştım. Nasıl olmuştu da hatasının farkına varabilmişti. "Söyle bana bir daha o yaştaki adamlarla çıkacak mısın?" Cevabı benim için önemliydi. Onun bile bile kendini ateşe attığını görmektense, uzak kalıp kiminle ne yaptığını bilmemeyi yeğlerdim.Kafası önüne düşünce bir süre konuşmadı. Cevabı belliydi çünkü. Beni sinirlendirmek istemiyordu ama sinirlendirmişti.
Susması sinirden ellerimin titremesine neden olurken bağırmaya başladım. "Cevap versene!" Hâlâ susuyordu. Artık ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemiyordum. "Hatanın farkında olup da aynı hatayı yapmaya devam etme Aysun. Kendine gel artık. Aptallık etme!" diye bağırdım."Öykü ben..." dediğinde bunu yapamayacağını bildiğim için elimi kaldırıp onu susturdum, "Sen gerçekten aptalsın. Yaşadığın her şeyi hak ediyorsun. Sana bundan sonra hiçbir şey söylemiyorum. Ne halin varsa gör!" Gözlerinde tutmaya çalıştığı yaşlar bir bir yanaklarına yuvarlanırken Koray onu uzaklaştırmak için kolundan tuttu ve okula doğru sürükledi. Neredeyse ağlayacaktım. Ağladığını gördüğüm için sinirimin yerini acı almıştı. Onun ağlaması beni kahrediyordu. Ama akıllanmaması da sinir ediyordu. Barlas yüzüme bakarken ben de ona baktım.
Yavaş yavaş gözlerim doluyordu ve ağlamamak için direniyordum. Bunu anlamış gibi beni kendine çekince tek kolunu belime dolayıp boşta kalan elini başımın arkasına koydu ve kafamı göğsüne bastırdı. Ağlamak istemiyordum artık. Ağlamaktan yorulmuştum. Hayatımda her şey yolunda gitsin, hiçbir şey beni üzmesin istiyordum. Çünkü üzülmekten de yorulmuştum. Kırmaktan, kırılmaktan, nefret etmekten, acı çekmekten her şeyden ama her şeyden yorulmuştum. Normal bir hayat istiyordum artık. Olaysız ve sakin... Huzur istiyordum. Gerçekten buna çok ihtiyacım vardı. Birkaç saniye o şekilde durduktan sonra kendimi geri çekip Barlas'ın yüzüne baktım.
Beni böyle görmek onu üzüyordu. İyi olmamı istiyordu ama yapamıyordum işte. Hayat buna izin vermiyordu. İki elini yüzüme koymuş gözlerimin içine hayranı olduğum gözleriyle bakarken Çetin'in sesiyle gözlerini gözlerimden ayırıp onun baktığı tarafa baktı. "Siktir! Bunların ne işi var burada?" Bu bir kâbustu, değil mi? Gerçek olamazdı. Hayat gerçekten sabrımı sınıyor olmalıydı.Kafam hızla Barlas'a dönerken onun bakışları da beni buldu. Gözlerine tedirginlikle bakarken ellerini yüzümden çekip koluma indirdi ve o tarafa dönüp beni arkasına çekti. Demir ve çetesi arabalarından inmiş bize doğru yürüyorlardı.
Anlayamıyordum. Onların burada ne işi vardı? Maksatları bizi rahatsız etmekse eğer bunun için okulumuza gelmelerine gerek yoktu. Çünkü nerede karşımıza çıkarlarsa çıksınlar rahatsız olacaktık zaten.Bize doğru yaklaşırlarken Demir'in montunun açık fermuarından içindeki formayı görünce kalbimin sıkıştığını hissettim. Bu şaka olmalıydı. Üzerindeki bizim okulun forması olamazdı. Onca okul varken bizim okula gelmiş olamazlardı!Bize yaklaşmalarına az bir mesafe kala Barlas'ın elini tutarken gerildiğimi hissettim. Buraya neden geldikleri belliydi. Demir Barlas'ı sinir etmek istiyordu. Suratına bakılacak olursa burada olmaktan zevk alıyormuş gibi bir hali vardı.
İşte bu hiç hoşuma gitmemişti. Canımı sıkan bu görüntüyle asıl problemin bundan sonra başlayacağını anlamıştım. Kötü şeyler olacakmış gibi hissediyordum. Hem de çok kötü şeyler...