Demir, Barlas'ın önünde durmuş insanı sinir eden sırıtışıyla bakıyordu, "Selam Barlas, görmeyeli nasılsın bakalım?" Dalga geçiyor olmalıydı. Sanki onunla hiç kavga etmemiş gibi halini hatırını sorması çok saçmaydı. Gören de onu Barlas'ın kırk yıllık dostu sanırdı. Bu şekilde sırıtması onu gözümde daha tehlikeli yaparken yüzündeki kavgadan kalma izleri inceliyordum.
Barlas onu çok iyi benzetmişti. Herkesin izleri neredeyse geçmişti ama onunki hâlâ belirgin durumdaydı. Uslu durmadığı sürece o yaraların iyileşmeyeceği ve üzerine yenilerin ekleneceği de kesindi."Sizin ne işiniz var burada?" Barlas'ın sinirli çıkan sesi Demir'i güldürünce hemen arkasında duran, ilk defa gördüğüm esmer çocuğa baktı, "Barlas'a neden burada olduğumuzu sen açıklasana Burak. Ben söylersem çok fazla sinirlenecekmiş gibi görünüyor. Onu fazla sinirlendirmeyeyim şimdiden."Burak denilen çocuk onu başıyla onaylayıp yanına geçti ve Demir gibi sırıtarak Barlas'a baktı. "Canımız çok sıkılıyordu, burada eğleneceğimizi düşünerek bu okula geldik. Artık hep birlikte olacağız. Umarım çok eğleniriz."
Ateş Demir'e doğru bir adım attı ve yeşil gözleriyle ona sanki düşmanına bakıyormuş gibi baktı. "Burası eğlenebileceğiniz bir yer değil Demir. Okul burası okul... Eğlenmek istiyorsanız kendinize başka bir yer bulun. Kimsenin de tadını kaçırmayın!" Demir Ateş'e bakarken kahkaha attı. "Vay be Ateş, demek sen de bu çetedesin. Senin Barlas'la konuşmadığını duymuştuk ama yanılmışız galiba. Doğrusunu söylemek gerekirse şaşırdım. Akıllı biri olduğunu sanıyordum ama görüyorum ki değilmişsin."
Söylediği şeyden sonra bana bakıp devam etti. "Barlas'ın çetesinde olmak bu güzel kıza yakışmadığı gibi sana da yakışmıyor. İkiniz de hatanızın farkında değilsiniz." Pis sırıtışına devam ederek Barlas'a baktı, "Bu arada Barlas, geçen defa sormayı unuttum. Yanındaki kızın adı neydi? Kendisi ilk gördüğüm günden beri aklımdan çıkmıyor da. İsmini bilmek isterim." Tamam, Barlas'ı sinirlendirmeye çalışıyordu anlıyorduk da bu kadarı kaşındığını gösteriyordu.
Barlas elimi bırakıp Demir'e saldırmak için hamle yapacağı sırada Çetin elini Barlas'ın göğsünün üzerine koyarak onu durdurdu. "Bana bak Demir, İtlerini de al defol git buradan yoksa o suratını kimsenin tanıyamayacağı hale getireceğim haberin olsun!"
"Kötü bir şey mi dedim ben? Neden sinirleniyorsun ki?" Barlas öfkeyle bağırırken herkes bizi izlemeye devam ediyordu. Meraklı gözler üzerimizdeydi çünkü herkes kavga çıkacağını düşünüyordu. Ben de aynı sebeple tedirgindim. "Sana git buradan diyorum!"
"Neden gideyim? Eğlenmeye daha yeni başlamışken bunu yapmamı beklemiyorsun herhalde?" Barlas sakin olmak istercesine derin bir nefes aldıktan sonra Demir'e baktı, "Kaşınıyorsun anlıyorum ama burası yeri değil." Demir Barlas'ı umursamadan bana baktı. "Bu kızın ismini hâlâ söylemedin bana Barlas. Ben şimdi ne diye sesleneceğim bu güzel kıza?"
"Sana ne lan isminden!" diyerek yakasına yapışacakken elinden tutup durdurdum. Barlas'ın kavga etmesine izin vermeyecektim. Demir'in bakışları ellerimize kayınca gördüğü şeyden memnun olmamışçasına yüzünü buruşturup Barlas'a baktı. "Ayıp ediyorsun ama Barlas. Artık okul arkadaşı sayılırız. Benimle iyi geçineceğine bağırıyorsun. Kırılıyorum ama."
"Ne istiyorsun Demir? Burada olmanın gerçek sebebini söyle bana!"Demir'in yüzü bir anda ciddileşti ve çenesinin ucuyla beni işaret etti. "Onu." Kaşlarım hayretle havaya kalkarken Barlas'a baktım. Sinirden çenesindeki kaslar seğirirken boynundaki damarlarda belirginleşmişti. Bunu duymak onu çok sinirlendirmişti "Canına mı susadın lan sen?" Onu tutmakta zorlanırken Çetin bana yardımcı olmak için Barlas'ı kolundan tuttu. Kavga çıkmaması için uğraşıyorduk ama Demir biraz daha böyle devam ederse büyük bir kavga çıkacaktı. "Kızın çetende olmadığını biliyorum ve onu kendi çeteme istiyorum. O bana lazım."
"Sana onun benim çetemde olduğunu söylemiştim!" Barlas bağırarak konuşmaya devam ederken Demir gülüyordu, "Evet, söylemiştin ama ben buna inanmamıştım. Ve hâlâ daha inanmıyorum." Barlas neden böyle diyordu anlamıyordum. Sanki Demir gerçeği bilse ne olacaktı ki? Beni zorla alacak hali yoktu ya."Seni buna inandırmak zorunda olduğumuzu sanmıyorum. Kız bizimle. Onunla uğraşma sakın!"
Demir, Çetin'in söylediğini umursamadan Barlas'a bakmaya devam ediyordu. "Kızı istiyorum." Barlas sakin kalmaya çalışıyordu ama pek başarılı olduğu söylenemezdi. "Bence sen ölmek istiyorsun!" deyip dişlerinin arasından konuşmaya başladığında sinirden elimi sıkıyordu, "Seni bir daha uyarmayacağım, it sürünü de al defol git buradan!"
"Gitmek mi?" deyip başını hafifçe iki yana salladı, "Amacıma ulaşmadan gideceğimi hiç sanmıyorum."
"Peki, asla ulaşamayacağını ne zaman anlayacaksın?" Barlas'ın sorusu üzerine keyifle güldü. Gülüşü o kadar sinir bozucuydu ki Barlas'ın sıktığı elimin acısını bile unutturmuştu. "Asla seni bitiremeyeceğimi sanıyorsun değil mi?" Hızır gibi yetişen ders zili çalınca biraz rahatladığımı hissettim. "Zil çalıyor, sanırım artık sınıfımıza gitmemiz gerekiyor," diyen Demir arkasındaki kızlara doğru döndü. "Buse, benim sınıfım hangisiydi?" Kız sırıtarak bana bakıyordu, "Sen 11B desin."
Dudaklarım şaşkınlıktan aralanırken Barlas'a baktım. O da bana bakıyordu. Demir'in benim sınıfımda olacağını düşünmüyordum ve bu yüzden şaşkındım. Barlas ise öfkeli..."Demek 11B ha? Güzel kız sen hangi sınıftaydın?" Demir'in sorusu Barlas'ın gözlerini kapatıp öfkeden hızlı hızlı solumasına neden olurken bir anda gözlerini açıp elimi bıraktı ve Çetin'in elini üzerinden iterek Demir'in yakasına yapıştı. "Lan bana bak, o sınıfa girmeyi sakın düşünme!" Çetin ve Ateş onu geri çekmek için kolundan tutarken Demir'in çetesi sadece izliyordu. "Neden düşünmeyeyim? Orası benim sınıfım, değil mi?"
"O sınıfa girmeyeceksin!" Barlas'ın bu hali Demir'in hoşuna gitmişti. İstediği olmuştu, onu sinir etmişti. Hem de çok sinir etmişti ."Buna sen mi karar vereceksin?" Barlas daha fazla dayanamayıp ona vurmak için yumruk yaptığı elini havaya kaldırınca Çetin bileğini tutup Ateş'le birlikte onu geri çekti. İkisi onu zor tutarken kalbim çok hızlı atıyordu. Barlas'ı böyle görmek istemiyordum. Neden sürekli böyle oluyordu ki? Neden sürekli huzurumuzu kaçıracak bir şeyler oluyordu?"Biliyordun, değil mi? Onun o sınıfta olduğunu biliyordun ve bunun için onun sınıfını seçtin!" Barlas hiçbir şekilde sakin olamazken Demir ona gülerek cevap verdi. "Evet. Çünkü ona yakın olmak istiyorum. Çok yakın."
"Lan!" Barlas, Çetin ve Ateş'in tutmasına rağmen Demir'e yaklaşmaya çalışırken okuldan çıkıp bahçeye gelen uzun boylu kızıl saçlı kadın hocamızın sesiyle yerinde durdu. "Çocuklar ne oluyor burada?" Hoca bir kavga çıkacağını anlamış gibi yüksek sesle konuşurken herkesin yüzüne baktı ama Demir hariç kimseden cevap alamadı, "Hiç hocam sadece konuşuyorduk." Demir hocanın sorusunu cevapladığında Barlas'a bakıyordu. Onun da gözleri Demir'in üzerindeydi. Hâlâ sinirliydi ve burnundan soluyordu."Zili duymadınız mı, sınıflarınıza girin hadi!"
Hoca yine bağırırken kimse onu takmadı. "Hadi diyorum!" Son uyarısıyla Demir Barlas'a bakarak sırıtmaya başlayınca yavaş adımlarla bizden uzaklaşıp çetesiyle birlikte içeri girdi. Hocanın gözleri bize kayarken Barlas'ın kolundan tutup onu okulun içine doğru sürükledim. Siniri geçmek bilmiyordu. Elimden sıkıca tutmuş beni müdürün odasına doğru götürürken şaşkınlıkla ona baktım, "Neden oraya gidiyoruz?"
"Sınıfını değiştireceksin. O sınıfta olmanı istemiyorum!" Sesi sert çıkarken sıkıntıyla iç çektim, "Ya müdür buna izin vermezse?" Sonuçta böyle bir ihtimal vardı ve o zaman nasıl bir çözüm bulacaktık bilmiyordum. Ben de onunla aynı sınıfta olmak istemiyordum. Sürekli beni rahatsız edeceğini biliyordum çünkü. "O zaman okul değiştireceksin."
Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Ciddi değildi herhalde. Böyle bir şey yapamazdım. Bu okula alışmıştım, okulumu ve arkadaşlarımı seviyordum. Demir gibi biri yüzünden okulumu değiştirmek istemiyordum. Tabii okulumu değiştirmemem için en önemli neden bunlar değil, annemdi. Ona ne diyecektim? Nasıl mantıklı bir cevap verecektim? "Anneme ne diyeceğim?"Müdürün odasının önünde durduğumuzda bana baktı. "Bir şey buluruz," deyip kapıyı tıklattı. Müdürün, "Gel." komutuyla kapıyı açıp beni hafifçe içeri itti ve arkamdan kapıyı kapattı.
Müdür önündeki kâğıt yığınlarıyla uğraşırken bana bakmadı, "Evet, ne istiyorsun?" Önündeki kâğıtlarla uğraşmaktan bıkmış görünüyordu ve sesi bu sebepten biraz sinirli çıkmıştı. "Şey hocam ben... Sınıfımı değiştirmek istiyorum." Bir an duraksayıp gözlüklerinin üzerinden bana baktı. "Neden?" Bakışları beni korkuturken yutkundum. İzin vermeyecek gibi görünüyordu. Bununla ilgili bir yalan düşünmediğim için aklıma ilk gelen yalanı söylemek zorunda kaldım. "Sınıf arkadaşlarımla anlaşamıyorum da." Sınıf değiştirmek için ne güzel bir bahaneydi ama. Kesin izin verirdi. Ah Öykü! "Ee bu sebepten dolayı mı sınıf değiştirmek istiyorsun?"
Kafamı aşağı yukarı salladım. "Evet hocam." Pek izin verecekmiş gibi görünmüyordu. Kaşları çatılmıştı ve bakışları da sesi gibi sertleşmişti. "Bu sene de sınıf değiştirmek isteyen isteyene. Ne oluyor size böyle? Öğrencilere sınıf beğendiremiyoruz."
"Hocam ama ben..." Lafımı bitirmeme müsaade etmeden sözümü kesti, "Arkadaşlarınla anlaşamıyorsan sorun sende demektir. Bu sorunu sınıf değiştirerek çözemezsin. Bana geleceğine git arkadaşlarınla aranı düzelt, çünkü o sınıfta kalacaksın."
"Hocam bakın..." Yine konuşmama müsaade etmedi, "Sen beni duymadın galiba?" Yüzümü yere düşerken sesim kısık çıktı, "Duydum."
"İyi," dediğinde bakışları tekrar önündeki kâğıtlara kaydı, "Hadi şimdi sınıfına git, birazdan ders başlayacak."
"Peki," deyip çıktım. Barlas beni odanın önünde beklerden meraklı görünüyordu, "Ne oldu?" Yüzüm yerdeyken kaldırıp ona baktım, "İzin vermedi." Bu hoşuna gitmemişti. "Pekâlâ, okul değiştireceğiz o zaman." Kafamı hafifçe sağa sola oynattım, "Yapamam annem..." dememle sözümü yarıda kesti "Annene güzel bir bahane uydururuz."
"Sorun bahane bulmak değil Barlas," dediğimde kaşlarım çatıldı, "Demir hangi okula gidersem gideyim peşimden gelecek. Okul değiştirmekle bu sorunu çözemeyiz. O beni kullanarak seni sinir etmeye çalışıyor."
"Ne yapayım yani onunla aynı sınıfta olmana izin mi vereyim şimdi?" Ona asık suratla bakarken, "Biliyorum senin için zor ama başka çaremiz yok. İnan bana onunla muhatap olmamaya çalışacağım. Benimle uğraşmasına izin vermeyeceğim," dedim. Sinirle dağınık saçlarını karıştırdı, "Neden on sekiz yaşındayım ki sanki... Neden seninle yaşıt değilim?" deyip elimi tuttu ve beni sınıfa çıkardı.
Sınıfa girdiğimde Aysun'un ve Koray'ın yerlerinde olmadıklarını gördüm. Muhtemelen Aysun ağlıyordu Koray da onun yanındaydı. Demir de henüz gelmemişti. Umarım hiç gelmez diye dua edip en arka sıraya geçip yerime oturduğumda çantamı çıkarıp arkama koydum. Bu sırada Barlas da yanımda dikiliyordu, "Seninle konuşmasına izin vermiyorsun anlaşıldı mı?" Beni uyarıyordu ama hiç gerek yoktu.
Ben zaten ne yapmam gerektiğini biliyordum. Sınıfına gidip sakinleşmesi için, "Merak etme," dediğimde Demir ve çetesinin içeri girdiğini gördüm. Yanında babamla görüştüğüm gün beni rahatsız eden o iki çocuk ve kızlar vardı. Onlar da bizim sınıftaydı. Diğerleri başka sınıfta olmalıydı. E tabii müdür hepsini bu sınıfa almayacağına göre iki tanesini başka sınıfa göndermişti. Onları görür görmez gözlerimi devirince Demir benim sırama doğru yaklaşıp kızlara Bade ve Samet'in oturduğu sıranın arkasındaki sırayı gösterdi, "Kızlar siz şuraya oturun."
Cılız çocuğa da kızların arkasındaki sırayı göstererek, "Onur, sen Serhat'la şurada otur." Sonra gülümseyerek bana baktı. "Ben de..." diyerek yanımdaki sıraya oturmak için iyice yaklaşınca Barlas ne yapacağını anlayıp sinirle önüne geçti. "Aklından bile geçirme!"
Demir aptal aptal sırıtıyordu, "Geçirdim bile."
Kavga çıkacağını düşünerek Barlas'ı sakinleştirmek için ayağa kalkınca sınıfa giren hocanın sesiyle durdum. "Çocuklar ne oluyor orada? Oturun yerlerinize hadi." Hoca hepimizi yerlerine oturtmaya çalışırken kafamı Barlas'a çevirdim. Gözlerini dikmiş pis pis sırıtan Demir'e bakıyordu. "Hocam bu sınıftan olmayan bir arkadaş var burada. Onu sınıfına gönderseniz iyi olur. Yoksa dersinden geri kalacak."
Demir kaşınmaya devam ederken hoca direkt Barlas'a baktı, "Oğlum hadi kendi sınıfına gitsene, ne duruyorsun burada?" Barlas sanki hocayı duymamış gibi "Seninle sonra görüşeceğiz!" dedikten sonra sınıftan çıkıp kapıyı sertçe kapattı. Hoca Barlas'ın bu hareketiyle sinirle homurdanırken Demir yanımdaki sıraya oturdu. Ayakta dikilirken ona sinirle baktım ve hocanın duymayacağı şekilde fısıldadım. "Burası dolu!"
Yapmacık bir şekilde gülümsedi, "Bana hiç de öyle gelmiyor."
"Dolu dedim sana!" dişlerimin arasından konuşurken Demir beni umursamadan hocaya baktı. Bu sırada kapı tıklatılmış Koray ve Aysun gelmişlerdi. Aysun'un ağlamaktan gözleri şişmişti ve gerçekten çok kötü görünüyordu. "Hocam kusura bakmayın geç kaldık, girebilir miyiz?" Hoca konuşmadan eliyle geçin işareti yapınca girdiler. Koray her zamanki yerine önümdeki sırasına geçmiş otururken sınıfa yeni gelen kişilere bakıp yanımdaki sırada oturan Demir'e döndü. Sınıfa yeni birilerinin geleceğini bilmediği için şaşkın görünüyordu. Demir'i hiç görmedi için şu an yan sıramda oturan kişinin, bize bahsettiği o katil olduğundan haberi yoktu. Tabii Aysun'un da öyle. Aysun, Demir'in başında dikilip ağlamaktan şişmiş gözleriyle ona şaşkınca bakarken, "Orası benim yerim. Kalkar mısın?" diye sordu.Demir tek omzunu silkerek, "Artık benim," deyip sırıttı.
Aysun ne olduğunu anlayamadığı için bana bakıp birkaç saniye yüzümü inceledikten sonra tekrar ona bakıp kaşlarını çattı, "Kalkar mısın sıramdan?" Hoca sınıf defterini imzaladığı için Aysun'un ve benim hâlâ ayakta olduğumuzu görmüyordu."Bu sıra artık benim. Sen başka bir yere geçsen iyi olur. Bundan sonra burada ben oturacağım." Aysun Demir'in söylediği şeye şaşırırken onunla tartışmamak için geçip Koray'ın yanındaki boş sıraya oturdu. Hâlâ ne olduğunu anlayamamıştı ve muhtemelen hocanın kızmaması için sesini çıkarmamıştı. Demir'in yanında oturmak istemediğim için boş sıralardan birine geçmek istiyordum.
Elimi çantamın üzerine koyduğumda bileğimden tutup beni durdurdu. "Otur şuraya!" Emir vermesi kaşlarımı çatmama neden olurken, "Seninle oturmayacağım!" diye fısıldadım."Otur şuraya da kafamı bozma!" Sert çıkan sesi bakışları kadar beni korkuturken dediğini yapıp yerime oturdum. O bir katildi, herkes gibi ben de ondan ürküyordum ama neyse ki okuldaydık, burada bana bir şey yapamayacağını biliyordum. Yanına oturmamın tek nedeni sorun çıkarmamasıydı. "Evet, sizinle en son hangi konuyu işlemiştik?" Kimya hocamız masasının hemen önünde oturan kızla konuşurken montumun cebindeki telefonumun titrediğini hissettim.
Mesaj gelmiş olmalıydı. Cebimden çıkartıp hocanın görmemesi için uğraş verirken Demir'e baktım. Derste telefonla ilgilendiğim için beni hocaya ispiyonlayabilirdi. Göz ucuyla elimdeki telefona bakıp umursamadan hocaya dönünce ben de hemen mesajın kimden geldiğine baktım
Gönderen: Koray
-Bu çocuk kim?
Gönderilen: Koray
-Barlas'ın düşmanı Demir, hani şu bahsettiğin katil çocuk...
Gönderen: Koray
-Neden bu okula gelmiş?
Demir'in bakışlarının telefonumda olduğunu görünce kiminle mesajlaşıp ne yazdığımı görmemesi için telefonu ondan biraz uzaklaştırdım.
Gönderilen: Koray
-Ne için olacak, Barlas'ı sinir etmek için.
Gönderen: Koray
-Peki, neden senin yanında oturuyor?
Gönderilen: Koray
-Bilmem, keyfi öyle istedi herhalde.
Gönderen: Koray
-Canına mı susadı bu? Barlas senin yanında oturduğunu görmese iyi olur.
Gönderilen: Koray
-İnan bana tek sorun bu değil. Sanırım artık hayatını benimle uğraşmaya adayacak.
Gönderen: Koray
-Ne demek o şimdi? Neden seninle uğraşacakmış?
Gönderilen: Koray
-Çünkü Barlas'ı sinir etmek istiyor ve beni onun zayıf noktası olarak görüyor.
Koray ona attığım son mesajımdan sonra telefonu cebine koyup Aysun'la fısıldaşmaya başlamıştı. Muhtemelen şu an ona Demir'in kim olduğunu söylüyordu."Adını hâlâ öğrenemedim." Demir sırtını sıraya yaslamış hocanın duymayacağı şekilde fısıldarken telefonu cebime koyup onu hiç duymamış gibi davrandım. Onunla konuşmayacaktım. Barlas'la böyle anlaşmıştık."Konuşmayacak mısın?"
Yüzüm hocaya dönükken onu yine takmadım. Bu hoşuna gitmiyordu. "Hadi ama güzel kız, konuş benimle." Bana böyle hitap etmesi beni sinir ederken ona bakmadan konuştum. "Kes sesini, ders dinliyorum!" Şu an onu terslemiş olmam umarım daha sonra başıma iş açmazdı. "Arkadaşınla mesajlaşırken dinlemiyordun ama."
"Şimdi dinliyorum ama." Bu onu güldürürken, "Sadece ismini öğrenmeye çalışıyorum. Ne var bunda?" diye sordu. "İsmimi bildiğini biliyorum." Konuşurken hâlâ onun yüzüne bakmıyordum. O da gözlerini benden ayırmak bilmiyordu. "Hayır bilmiyorum."
"Sınıfımı bilen bir çocuğun adımı bilmemesi gerçekten çok saçma." "Bunu senden duymak için öğrenmemişimdir belki de." "Sen hasta falan mısın?" diye sordum. Cevap vermeden gülmeye devam etti. "Rahatsızsın sen!" deyip tekrar hocaya bakınca tahtaya bir şeyler yazdığını gördüm. Ders anlatıyordu ama ben dinleyemiyordum.Rahatsız olduğum için sıramı onunkinden biraz daha uzaklaştırdım. Hâlâ bana bakıp gülüyordu. Hoşuna gidiyordu ya. İnsanı sinirlendirmekten resmen zevk alıyordu. "Ne kadar uzağa gidersen git kaçışın yok benden."Saçma sapan konuşması ona bakmamı sağlarken ayağa kalkıp bağırdım, "Benden uzak dur!"
O gerçekten katlanılmayacak biriydi. Beni o kadar sinir etmişti ki kendimi tutamamıştım. Herkesin kafası bize doğru dönerken hoca da bize baktı. "Ne oluyor?" Bağırdığım için mahcup olduğumu hissediyordum ama o kadar sinirliydim ki bunu umursayamıyordum. "Affedersiniz hocam ben burada pek rahat değilim, acaba başka bir yere geçme şansım var mı?" diye sordum.
"Tamam, şuraya geç." Hoca bana Koray'ın önündeki sırayı gösterdikten sonra tekrar tahtaya dönerken Bade ve Samet'in bakışları bendeydi. Bade, ne oldu, der gibi bakınca hocanın duymayacağı şekilde, "Bir şey yok," diye fısıldadım. Pek inanmamıştı ve bu yüzden gözleri bizim üzerimizdeydi. Hocanın gösterdiği sıraya gitmek için çantamı elime alınca Demir'in pis sırıtışını gördüm. "Senden uzak durmayacağım güzel kız. Buraya senin için gelmişken bunu asla yapmam."
"Sen gerçekten hastasın. Ruh hastası!" diye fısıldadım. Aslında yine bağırmak istiyordum ama hocanın beni onun yüzünden azarlamasını istemediğim için bağıramıyordum Koray'ın önüne geçip oturdum. Buraya oturmam iyi olmuştu. Kafam rahatlamıştı birden. Yanım boş olmadığı için buraya gelip oturamazdı. Aynı sınıfta olsak da en azından suratını görmeyecektim. Teneffüs zili çalınca hoca çıkar çıkmaz Barlas içeri daldı. Kapıda mı bekliyordu anlamamıştım. İçeri girip direkt Demir'in yanına gidince onu yerinden kaldırıp sırtını duvara yasladı ve boğazını sıkmaya başladı.
Bu görüntü beni korkuturken hemen yerimden kalkıp Barlas'ın yanına gittim. Samet ve Koray benden önce davranmış, Barlas'ı Demir'e bir şey yapmaması için tutmaya çalışıyorlardı. "Hemen bu okuldan defolup gidiyorsun!"Demir nefessizlikten kıpkırmızı kesilirken Onur ve Serhat da Barlas'ın Demir'i bırakması için araya girmişlerdi. Ben dehşet içinde öylece kalakalmış onları izlerken sınıftaki herkes fısıldaşıyordu. Barlas bu sefer onu öldürecekti. Dört kişi onu Demir'den ayıramıyordu. O kadar sinirliydi ki gözlerinden ateş püskürüyordu. Çocuklar Barlas'ı geri çekerken Demir elini boğazına götürüp öksürmeye başladı.
Koray ve Samet onu zor tutarken işaret parmağını kaldırıp salladı. "Uzak duracaksın ondan!" Barlas kükremeye devam ederken Demir o halde bile gülüyordu. "Ona bir şey yapacağım diye ödün kopuyor, değil mi? Seni böyle görmek için sürekli onunla uğraşasım geliyor."
"Seni gebertirim lan piç!" Barlas, Demir'e saldırmak için bir adım attığında sınıfa giren müdürün sesiyle olduğu yerde kaldı. "Ne oluyor burada?" Barlas o kadar bağırmıştı ki müdür onun sesini duyup gelmiş olmalıydı ya da biri sınıfta kavga çıktığını söylemişti kendisine.Herkes sessizce müdüre bakarken müdür Barlas ve Demir'e doğru yaklaşıp onlara baktı. Demir'in eli hâlâ boynunda olduğu için müdür boynunun kızardığını görmemişti ama aralarında sıkıntı olduğunu anlamıştı. "Kavga mı ediyordunuz siz?"
Barlas'ın sesi çıkmadığı için Demir konuşma gereği hissetti. "Hayır, hocam sadece konuşuyorduk." Müdür buna inanmamıştı tabii ki "Bağırarak mı konuşuyordunuz?"Demir buna cevap veremeyince müdür ona doğru iyice yaklaştı ve sert sert yüzüne baktı, "Okula yeni geldiğin halde hemen sorun çıkarman gözümden kaçmadı Demir Aslantürk."
"Bir şey yapmıyordum ki hocam, arkadaşla konuşuyorduk sadece."
"Kes sesini! Kimi kandırıyorsun sen? Sesiniz alt kata kadar geliyor!" Müdür buna bayağı öfkelenmiş görünüyordu. Bakışları Barlas'a kayarken, "Sorununuz ne sizin? Ne diye tartışıyordunuz?" diye sordu. Barlas o kadar sinirliydi ki siniri hâlâ kendini belli ederken öfkeyle bakan gözlerini Demir'den ayırmadan konuştu, "Biz... Biz pek anlaşamıyoruz."
"Anlaşamıyorsanız bir araya gelmeyin! Sizi bir daha bu şekilde tartışırken görmeyeceğim. Sorun her neyse halledin yoksa ikiniz de uzaklaştırma alacaksınız. Anladınız mı beni?" Sanki böyle bir ceza ikisinin de çok umurundaydı. Cevap alamayan müdür sesini yükseltti, "Anladınız mı dedim?" İkisi de başını aşağı yukarı sallayınca hoca buna memnun olmuş bir ifadeyle yanlarından uzaklaştı ama gözü bir anda Cemre ve Buse'ye takıldı. "Kızım sizin o dudağınızdakiler ne öyle? Okulda olduğunuzun farkında değil misiniz? Hemen çıkartın onları. Bir daha görmeyeyim."
Bir adım daha attığında bakışları Bade'ye kaydı, "Sen hâlâ saçını düzeltmedin mi? Kızım seni daha kaç defa daha uyaracağım? Çıkar şu boyayı saçından!" Siyah saçının uçları mavi olduğu için müdürün bayağı ilgisini çekiyor olmalıydı."Siz de kravatlarınızı düzeltin!"
Müdür Onur ve Serhat'ı uyardıktan sonra Samet'e baktı, "Oğlum sen de gömleğini sok içeri! Bu ne böyle, hepinizi okulun kurallarına uyun diye tek tek mi uyaracağım? Aklınızı başınıza alın ve okulda olduğunuzun farkına varın. Öğrenci misiniz sokak serserisi mi belli değil!" deyip söylene söylene çıktı.
Hemen Barlas'ın yanına gittim. "Kantine gidelim mi?" Maksadım onu Demir'den uzak tutmaktı. Belki orada biraz sakinleşirdi. Beni duymadığını tekrar soracakken bakışlarını Demir'den çekip bana yönlendirdi ve elimi tutup çantamı sıramdan aldıktan sonra beni sınıftan çıkardı.Sınıftan çıkmak beni rahatlatmıştı ama Barlas'ın çantamı neden aldığını anlamamıştım. Bunu ona soracaktım ama sinirli olduğu için soramıyordum. Alt kata indiğimizde çıkışa yönelince anladım. Okuldan gidiyorduk. Galiba sakinleşmek için buna gerek duymuştu. Daha fazla okulda kalıp delirmek istemiyordu. Aslında ben de bunun iyi olacağını düşünüyordum. Bugünü büyük bir sorun çıkmadan atlattığımıza seviniyordum ama yarın ne olacağını bilemediğim için sıkıntıdaydım. Sonuçta artık Demir bu okuldaydı. Her gün okuldan bu şekilde gidemeyeceğimize göre ona katlanmak zorunda kalacaktık.
İkimiz de arabaya bindiğimizde Barlas'ın yüzüne bakıyordum, "Nereye gidiyoruz?" Hızla gaza basıp arabayı sürerken yüzüme bakmadı, "Bilmiyorum." Anlaşılan aklı hâlâ Demir'deydi. "Sakinleşmen gerekiyor Barlas."
"O çocuk okulda olduğu sürece o dediğin biraz zor."
"Bundan sonra bizimle uğraşacak, sinirlerimizi bozmaması için onu dikkate almamamız gerekiyor."
"Seni bilmem ama bunu ben pek başarabileceğimi sanmıyorum."
"Ona istediğini verme Barlas. Seni böyle görmek hoşuna gidiyor."
"Elimde değil, seninle uğraşması beni delirtiyor."
"Sakinleşmen için ne yapabilirim?"
"Hiçbir şey... Yanımda kalman yeterli..."
"Pekâlâ. Madem öyle istiyorsun bugün eve biraz geç gidebilirim," deyip sırtımı koltuğa yasladım. Yanında olmamı istemesi hoşuma gitmişti. Yüzüme şaşkınca baktığında, "Buna emin misin, eve geç gitmen sorun olmasın sonra?" diye sordu"Olmaz merak etme, annem bugün nöbetçi eve gelmeyecek."
"Hadi ya. E bu iyiymiş," deyip gülümsedi. Eve geç gidecek olmam onu mutlu etmiş, sakinleşmesini sağlamıştı. Ona iyi gelmek beni de mutlu ederken kafasını tekrar önüne döndürüp yola baktı. "Sanırım gideceğimiz yeri buldum." Merakla ona bakıyordum, "Neresi?"
"Benim eve gidiyoruz." Şaşırdım, "Senin eve mi, neden?"
"Annen eve gelmeyeceği için geceyi yanımda geçirmeni istiyorum." Bu gerçekten iyi olurdu ama normalde nöbet günlerinde eve hiç gelmeyen annemin geleceği falan tutar diye korktuğum için kararsız kalmıştım. "Bunu bilemiyorum Barlas."
"Gelmek zorundasın. Bana musakka sözün vardı unuttun mu?" Tek kaşımı kaldırdım. "Söz verdiğimi hatırlamıyorum. Bakarız demiştim." Gülümserken kucağımdaki elimi tuttu. "Bakma Öykü gel. Sana ihtiyacım var." Güzel bakan gözleri beni de gülümsetince kabul ettim, "Tamam." Benimle vakit geçirmek istediği belliydi, onu kıramazdım evine gidecektim. Annem bugüne kadar nöbet günlerinde eve hiç gelmediği için şimdi de gelmez diye düşünüyordum. Yani umarım düşündüğüm gibi olurdu yoksa beni evde görmeyince korkacağı kesindi.Elimi dudaklarına yaklaştırıp avucumu öptü, "Bana çok iyi geliyorsun."
Bunu biliyordum. Çünkü onunla kalacak olmam bile onu sakinleştirmeye yetmişti. Yanımda iyi olması hoşuma gidiyordu. Bana ihtiyacı olması, beni yanında istemesi gururumu okşamıştı. İyi olmasını istiyordum, hep iyi olmasını. Öfkelenmesi beni korkutuyordu. Öfkesinin ona zarar vermesini, sinirlenip delice bir şey yapmasını istemiyordum.Eve gelince çantamı ve montumu vestiyere astım.
Normalde yemeği öğlene doğru yapmayı düşünüyordum ama Barlas'ın ısrarı üzerine hemen yapmak zorunda kalmıştım. O modern ve lüks mutfağın kahvaltı barına oturmuş bana bakarken ben etrafı inceliyordum. Dolaplar parlak siyahtı. Yerler desensiz beyaz fayansla kaplanmıştı. Zebra perdeler boydan boya pencereleri örterken mutfağın çok geniş olduğunu fark ettim. Ferahtı. Buzdolabını açıp patlıcanları çıkardım. Yıkayıp alacalı bir şekilde soyarken Barlas'ın dikkatle beni izlediğini fark ettim. Elimdeki patlıcanları önüne bıraktığımda anlamsızca bakıp, "Bunları neden önüme koydun?" diye sordu."Soyman için."
"Soymam için?"
"Evet." Sırtını sandalyeye yaslayıp kollarını göğsünden birleştirdi. "Çete liderine verdiğin işe bak. Ben onları soymam!"
"Barlas lütfen!"
"Yemeği ben yapacaksam sen hiç zahmet etme o zaman..." Gözlerimi devirdim. "Bunları soymakla yemeği yapmış olmuyorsun." Birkaç saniye patlıcanlara baktıktan sonra eline bıçağı aldı, "Nasıl yapılacağını bile bilmiyorum."
"Bak şöyle," deyip bıçağı elinden alarak nasıl soyulacağını ve ne şekilde doğranacağını gösterdim. İlk başta acemice kesse de daha sonra alışıp güzel kesmeye başlamıştı. O patlıcanları keserken ben de soğanları kesmiş, kıymayla kavuruyordum. Barlas'ın yavaşlığı yüzünden yemeği yapmak olduğundan uzun sürse de nihayet tepsiyi fırına attık. O sırada yanına yakışacağını düşündüğüm için pirinç pilavı da yapmıştım.
Barlas'la birlikte soframızı kurup, yemeğimizi yedik. Yemekten sonra salonda muhabbet ediyorduk. Anlattığı macera dolu olaylarını hayretler içinde dinlerken akşam olduğunu yeni fark ediyordum. Neredeyse beş saat boyunca konuşmuştuk ve ben bundan büyük keyif almıştım. Anlattığı olaylar içinde komik olanları da vardı ve bu benim gülmekten kırılmama neden olmuştu. Muhabbet ederken hep güzel şeylerden bahsetmiştik. İkimiz de Demir'i okula gelişini unutmuştuk resmen. İyiydik. Birlikte vakit geçiriyor olmak bize iyi gelmişti.Hava iyice kararmıştı.
Barlas'ın fikriyle film izlemeye karar verdik. Ben mısırları patlatırken o izleyeceğimiz filmi seçiyordu. Salona gelip yerime oturduğumda, "Mısırlar hazır, başlat bakalım şu seçtiğin filmi," dedim. Ne seçtiğini gerçekten merak ediyordum. Işıkları kapatıp yanıma geldi ve koltuğa yayılıp ayaklarını önündeki orta sehpaya uzattıktan sonra kucağımdaki mısır tabağını kendi kucağına alıp filmi başlattı. Daha ilk dakikadan korku filmi seçtiğini anlamıştım. Bu beni rahatsız etmemişti ama başka bir şey izlemek daha güzel olurdu diye düşünüyordum. "Neden bunu seçtin?" Mısırları yerken bana baktı. "Korku filmi izlemekten keyif aldığım için. Sen sevmez misin?"
"Çok değil, başka bir şey izleyebilirdik."
"Bunu izleyelim daha sonra başka bir şey izleriz." Onu kırmamak için, "Peki," dedim.Film gerçekten güzel ve korkutucuydu. Etkisinde kalabilirdim. Ben gözlerimi televizyondan ayırmazken Barlas ona sıkıcı gelen bir sahnede yüzünü bana çevirmiş gülerek suratıma bakıyordu, "Filmi beğendin galiba?" Kafamı ona doğru döndürmeden cevap verirken avucumdaki mısırları yiyordum, "Hı hı, evet."
"E hiç korkmadın."
"Yok ya korktum, bazı sahneler korkutucuydu."
"Ben niye fark etmedim?" diye sorunca yüzüne baktım, "Fark etmen mi gerekiyordu?"
"Evet,"
"Nedenmiş o?"Hâlâ gülüyordu, "Çünkü bu filmi bu yüzden seçtim. Korkup bana sarılman için." Böyle bir cevap vermesine şaşırmıştım. "Ciddi misin sen? Gerçekten bunun için mi seçtin bu filmi?"
"Evet," deyip bana biraz daha yanaştı ve bir kolunu arkama koltuğun üstüne uzattı. "Hani genelde kızlar korkunca erkek arkadaşlarına sarılırlar ya belki öyle bir durum olur diye bekledim ama sende öyle bir şey göremiyorum."Ondan uzaklaşmaya çalışırken, "Demek ki sana sarılacak kadar korkmamışım," dedim.
Koltuğun üstündeki eli belime kayınca ondan uzaklaşmamı engelleyip yüzünü yüzüme yaklaştırdı ve dudaklarıma baktı. "Sen korku filminde korkup bana sarılmadığına göre bu filmden sonra izleyeceğimiz romantik filmde de öpüşmezsin şimdi." Gözlerini tekrar gözlerime kaldırınca utandığım için yüzümün kıpkırmızı olduğunu hissettim. Neden böyle yapıyordu ki şimdi? Ne güzel film izliyorduk şurada, beni utandırmak zorunda mıydı? Kızarak, "Öpüşmem tabii!" deyip kafamı geri çekince gülüşü kahkahaya dönüştü. "Biz boşuna film izlemeyelim o zaman. Senin bir şey yapacağın yok."
"Aptal aptal konuşmayı kes de filmi izle istersen, yoksa sonunu kaçıracaksın." "Bu filmden sonra romantik bir film izleyeceğiz."
"Hayır izlemeyeceğiz." "İzleyeceğiz." Bana baktı ve elini başımın arkasına koyup yüzümü yüzüne yaklaştırdı, "İzleyeceğiz ve öpüşeceğiz." Yüzüne bakarken tek kaşım havaya kalktı, "Öpüşeceğiz?" Beni başıyla onayladı, "Evet." Gözlerim kısılırken bakışlarım birden mısırlara kaydı. Birkaç saniye öyle durup, "Peki, madem öpüşmek istiyorsun..." deyip avucuma mısır doldurarak sinirle ağzına sokmaya çalıştım. "Al bunlarla öpüş o zaman!"
Mısırları ağzına almamak için dudaklarını birbirine bastırmış bana engel olmaya çalışırken bileğimden tutup elimi yüzünden uzaklaştırdı ve avucumun içindeki mısırları tabağa döktürdü. Bu sırada gülüyordu. "Gülme!" diyerek kızdığımda tabağı alıp orta sehpanın üzerine bıraktı. "Anlamıyorum sen kızınca nasıl bu kadar güzel olabiliyorsun?" deyip belimden tutarak beni kendine çekti ve gözlerimin içine baktı, "Seni kızdırmak çok hoşuma gidiyor."
"Biliyorum.""Hmm, demek biliyorsun," deyip elini yüzüme koydu, "Başka neler biliyorsun bakalım?" Sesim çıkmadan gözlerine bakarken yanağımı okşadı, "Mesela şu an seni öpeceğimi de biliyor musun?" Biliyordum tabii ki. Bilmemem mümkün müydü? Bir heyecan dalgası beni esir alırken sesim olduğundan kısık çıktı, "Film hâlâ bitmedi farkındasın değil mi? Sonunu kaçırmayalım." Konuyu değiştirmeye çalışıyordum ama Barlas bunu yememişti, "Boş ver filmi."
Gözleri dudaklarımın üzerindeyken yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Beni öpecek olması heyecandan gözlerimin kapanmasına neden olurken çalan kapının zili Barlas'ı durdurdu. Gözlerimi açıp Barlas'a baktığımda geri çekildiğini gördüm. "Kapı çalıyor Barlas."
"Duydum," dedi umursamazca."Açmayacak mısın?"
"Hayır."
"Saçmalama."
"Önemsiz biri olduğuna eminim."
"Yine de açmalısın ama. Ayıp olur."
"Bir şey olmaz. Şu an hiç müsait değilim," deyip beni öpmek için tekrar dudaklarını dudaklarıma yaklaştırınca kapının yeniden çalması üzerine kafamı geri çektim, "Kapıdaki fazla ısrarcı görünüyor." Kızdı, "Evet, öyle görünüyor!" diyerek ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledi "Eğer gerçekten önemsiz biriyse şu ortamın içine ettiği için onu gerilim sandalyesine oturtacağım!" Bu beni güldürürken ayağa kalkıp peşinden gittim.
Kapıdaki hiç beklemediğimiz biriydi...
