İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 27 · 36 dk okuma

ÇETE

Bölüm 27

25.Bölüm

Korku tüm bedenimi ele geçirmiş boğazımda bir yumru hissi bırakırken Barlas'ın gözlerine dikkatle baktım. Orada çok şey vardı. Acı, hüzün, korku, endişe. Bütün bunlar gözyaşlarıyla birlikte Barlas'ın yanaklarından süzülürken boğazımda hissettiğim o yumrudan kurtulmak istercesine yutkundum. "Kime ne oldu Barlas?"

Gözündeki yaşları elinin tersiyle silip sorumu cevaplamadan arabasına doğru koştu. Bir an ne yapacağımı bilemesem de arkasından koşup arabaya bindim. Belki de sorduğum soruyu duymamıştı bile. Şu an hiçbir şey düşünemiyor gibiydi.Arabayı hızla sürerken direksiyonu öyle sıkı kavramıştı ki parmak boğumları beyazlamıştı. Bir an önce hastaneye gidebilmek için arabayı her zamankinden daha hızlı kullanıyordu.

Kahverengi gözleri yolda ama aklı tamamen başka bir yerdeydi. Düşünüyordu. Konuşmuyordu ve sadece düşünmekle meşguldü. Korkuyordum. Arabayı deli gibi sürüyordu ve önündeki arabaları hızla solluyordu. Sırtım koltukla bütünleşirken emniyet kemerimi takıp yola bakmamaya özen gösterdim. Çünkü bakarsam kalbim duracaktı. Gözlerim tekrar Barlas'a döndüğünde sorumu yineleme gereği hissettim. "Barlas, kime ne oldu?" Endişeli gözleri tekrar buğulanırken, "Ateş!" dedi. "Kaza yapmış."

"Ne?" İnanamıyordum. Hastanede olan kişi Ateş miydi? Ciddi bir şeyi yoktu, değil mi? Ona bir şey olmamıştı. Durumu nasıldı acaba? Şimdi korkum iki katına çıkmıştı işte. Boğazım kuruyordu. Çok telaş etmiştim. Endişe bütün vücudumu etkisi altına almıştı. Kalbim sıkışıyor, nefes almam zorlaşıyordu. Arkadaşım hastanedeydi ve belki de ölümle pençeleşiyordu. Bir an önce oraya gitmek, onu görmek istiyordum. Umarım iyiydi. İyi olmasını umut ediyordum. "Durumu nasılmış?" Gözlerim hâlâ Barlas'ın üzerindeyken sesim korku barındırıyordu. Ona bir şey olmasını istemiyordum, iyi olmasını istiyordum.

Gözlerini yola çevirip kafasını iki yana salladığında yanağından çenesine yol alan yaşı sildi. "Bilmiyorum." Sesi öylesine bitkin çıkmıştı ki içimi parçalamıştı resmen. Arkadaşının hastanede olması onu mahvetmişti. Şu an durumunun nasıl olduğunu da bilmiyordu ve bu onu delirtecek gibiydi. "Nasıl olmuş bu?"Barlas bir an önce hastaneye gitmek istediği için sinirli görünüyordu. Öfkesini önündeki arabalardan çıkarmak istercesine kornaya basarken sesini yükselterek konuştu, "Arabasıyla okula gelirken olmuş. Bir arabayla çarpışmışlar!" Başka bir araca çarptıysa o aracın sahibi de yaralanmıştı muhtemelen. "Çarpıştığı aracın sahibine bir şey olmuş mu peki?"

"Bilmiyorum!" derken hâlâ kornaya basıyordu. Elinden gelse arabaların üzerinden geçecekti, o derece sinirlenmişti arabaların önünde olmasına. "Peki, Ateş'in yanında biri var mıymış?"

"Bilmiyorum!"

"Tam olarak nerede kaza yapmış?"

"Bilmiyorum Öykü!" diye bağırırken önündeki arabaları sollayıp arabayı hızla sürmeye devam etti. "Soru sorup durma, hiçbir şey bilmiyorum!" Bağırmasıyla irkilirken onu izliyordum. Sanırım soru sormam onu daha çok sinirlendirmişti. Bunu bilerek yapmamıştım merak ettiğim soruların cevabını almak istiyorum sadece, bir şeyler öğrenmek istiyordum. Burada öylece oturup yolu izlemek istemiyordum. Bu yüzden bir şeyler sormak istemiştim ama bu onu kızdırmıştı. Onu anlıyordum. Şu an aklı Ateş de olduğu için onun yanında olmak istiyordu ve onu sinirlendirecek şeylere katlanamıyordu. Tek istediği bir an önce arkadaşının yanına gitmek ve iyi olduğunu görüp rahatlamaktı. Benim de öyle...

Oraya gittiğimde iyi olduğunu görmek istiyordum. Hatta bunun içi dua ediyordum.Barlas'ın arabayı hızlı kullanması sayesinde kısa sürede hastaneye geldik. Annemin çalıştığı hastaneye... Annemin haberi var mıydı acaba? Belki de şu an onunla ilgileniyordu. Bunu bilmiyordum ama bir an önce içeri girip Ateş'i görmek istiyordum. Barlas'la beraber koşarak hastaneye girdiğimizde danışmadaki kadına yöneldik. Barlas tam ağzını açmış kadına soru soracakken ondan önce davranıp ben sordum. "Affedersiniz, buraya kaza yapan bir arkadaşımızı getirmişler. Kendisi şu an nerede öğrenebilir miyiz acaba? Ateş Karakum."

"Bir saniye bakayım." Hiç acelesi olmayan kadın bizi orada öylece bir süre beklettikten sonra bana bakarak konuştu. "Kendisi acil servisten normal odaya alınmış. İkinci katta 211 numaralı oda." Koşarak çıktığımız katta 211 numarayı ararken bir odanın önünde bekleyen Çetin, Samet, Ali ve Bade'yi görünce hemen yanlarına gittik.

Barlas telaşla, "O iyi mi Çetin?" diye sordu. O kadar kötü görünüyordu ki yine ağlayacak gibi olmuştu.Çetin diğerleri gibi üzgün görünürken başını öne eğdi "Bilmiyorum, doktor henüz bir şey söylemedi. Kendisi şu an içeride onunla ilgileniyor. Durumunu çıkınca öğreneceğiz."

"Acilden buraya neden çıkarmışlar ki?" Çetin kafasını iki yana sallayıp, "Bilmiyorum," deyince gözüm duvara yaslanmış gözlerini yere dikmiş öylece duran Bade'ye takılmıştı. Çok kötü görünüyordu. Sevdiği çocuk içerideyken o burada, onun ne halde olduğunu bilmeden duruyordu. Yanına gitmemle gözlerini yerden kaldırıp bana baktı. İçindeki acı dışarı çıkmak istercesine gözlerine yansımıştı. Orada büyük bir acı görüyordum. Kim bilir canı nasıl yanıyordu? Neler düşünüyordu? İyi olması için nasıl dualar ediyordu. Onu teselli etmek adına elimi kolunun üzerine koydum. "İyi olacak."

Konuşmuyordu. Üzüntüsünden konuşmaya hali kalmamıştı. Ağlamış, gözleri kıpkırmızı olmuştu. Şu anda da neredeyse ağlayacaktı. Kolunun üzerindeki elimin üzerine elini koyup bunu umut ederek gülümsemeye çalıştı. Becerememişti ama gülümsemeye çalıştığını anlıyordum. Bu yüzden ben de gülümsemeye çalıştım."Siz kaza yaptığını nereden öğrendiniz?" Barlas hâlâ Çetin'e soru sorarken onlara döndüm. "Beni hastaneden aradılar, telefonda son aramalarında ben olduğum için..."

"Olay nasıl olmuş peki?"

"Hatalı sollama yüzünden."Barlas yüzünü buruşturdu, "Ateş mi hatalı sollama yapmış?"

"Hayır, karşı taraf..."

"Yanında biri var mıymış?"

"Hayır, o da çarpıştığı kişi de tekmiş," dediğinde Ateş'in odasının kapısı açıldı ve doktor dışarı çıktı. Yanında annem ve bir hemşire daha vardı. Hepimiz doktorun etrafında toplanırken annemin bana şaşkınlıkla baktığını gördüm. Sanırım burada ne işim olduğunu düşünüyordu. Ateş'in benim arkadaşım olduğunu bilmediği için buraya neden geldiğimi anlayamamıştı. Hepimiz doktorun ne diyeceğini beklerken annemin bana bakışlarını umursamadan doktora baktım. Şu an Ateş'i merak ediyordum ve durumunun nasıl olduğunu öğrenmek istiyordum"Hastanın yakınları siz misiniz?"

Doktorun hemen yanında duran Çetin cevap verdi. "Evet, biz onun arkadaşlarıyız."

"Ailesinden biri yok mu?" Doktorun sorusuyla herkesin gözleri yere kayarken Barlas doktora baktı. "Onun ailesi biziz doktor. Bir sorun varsa bize söyleyebilirsiniz. Durumu nasıl? Ciddi bir şeyi yok değil mi?"

"Hayır yok, o iyi merak etmeyin. MR sonuçları temiz çıktı. Arkadaşınız gerçekten şanslıymış, çarpmanın etkisiyle başının sağ kısmına bir darbe almış ama ciddi bir sorun yok. Bu sadece birkaç gün sürecek baş ağrısına neden olacak ama vereceğimiz ağrı kesicilerle bu ağrıları önlemeye çalışacağız. Başka herhangi bir sorunu yok."Hepimiz derin bir oh çektik. Doktorun söyledikleriyle yüreğime su serpilmişti. O kadar rahatlamıştım ki kasılan vücudum da kalbim gibi gevşemişti. Gözlerimi mutlulukla yanımda duran Bade'ye çevirdiğimde bana bakıp gülümsedi.

Bu sefer gülümseyebilmiş hem de hiç zorlanmamıştı. Barlas doktora, "Bugün çıkabilir mi peki?" diye sordu. "Hayır, olmaz. Bugün müşahede altında tutacağız. Yarın kendini iyi hissederse çıkarabilirsiniz."

"Peki, onu görebilir miyiz?"

"Evet, ama hastayı çok yormayın lütfen."

"Tamam, sağ olun."Doktor, ellerini giydiği beyaz önlüğün ceplerine sokarak, "Geçmiş olsun," deyip yanımızdan uzaklaştı. Herkes tek tek Ateş'in odasına girerken annem yanıma geldi. Barlas odaya girmeden, önce anneme sonra bana baktı ve arkadaşlarını takip edip içeri girdi. Onun odaya girmesiyle annem, "Kaza yapan çocuk senin arkadaşın mıydı kızım?" diye sordu. "Evet, anne."

"Bu çocuğun kimsesi yok mu?"

"Maalesef yok."

"Hay Allah, üzüldüm bak çocuğa şimdi!" Morali bozulmuştu belliydi. Annem yufka yürekli bir kadındı. Böyle şeylere çok üzülür, bunu hemen belli ederdi. Belki de ona acımasının sebebi onu kendine benzetmesiydi. Çünkü o da annesini ve babasını küçük yaşta kaybetmişti ve ona bakabilecek tek kişiyle, dedesiyle yaşamaya başlamıştı. Üniversiteye gittiği zaman dedesini de kaybedince kimsesi kalmamış hayatına tek başına devam etmişti. "Kaza yapıyor ve yanında arkadaşlarından başka hiç kimsesi yok. Bu onun için çok zor bir durum olmalı!"

Yüzünün halini görünce benim de moralim bozuldu. Kimsesizlik gerçekten çok zor olmalıydı. Bunu annemden dinlediğim için sürekli annemin varlığına şükür ediyordum. O olmasaydı ben de kimsesiz büyümek zorunda kalacaktım. "Evet, öyle olmalı." Annemin gözlerinin dolduğunu fark edince konuyu değiştirmek için, "Anne, ben sana bir şey soracağım, Ateş'in çarpıştığı aracın sahibi iyi mi? Onun da bir şeyi yok, değil mi?" diye sordum.

"O adam pek de iyi sayılmaz tatlım. Çarpışma sırasında hava yastığı açılmamış bu yüzden kaburgaları kırılmış, yani arkadaşın kadar şanslı değilmiş," dedi. İşte buna üzülmüştüm. Kim bilir canı nasıl yanıyordu. "Ateş'in durumdan haberi var mı?"

"Hayır, yok. Bana sordu ama üzülmesin diye ona bir şey söylemedim. Sana sorarsa sen de söyleme, boşuna kendini suçlayıp da üzülmesin şimdi. Sonuçta onun bir suçu yok, adam hatalı sollama yapmış. Suç onun."

"Tamam anne."

"Hadi sen de gir arkadaşının yanına. Onun şu an size ihtiyacı vardır."

"Peki, sonra görüşürüz anne," deyip Ateş'in odasına girdim. Onu yatağa uzanmış koluna bağlanmış serumla öylece yatarken görünce iç çektim. Bade üzerini örterken ona bakıyordu Ateş. Yatağın ayakucunda duran Barlas'ın yanına gittiğimde, "Ateş nasılsın? Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordum. Bade çarşafı örtüp geri çekilince Ateş ona teşekkür edip bana baktı. "İyiyim Öykü, sadece biraz başım ağrıyor o kadar."

Parmağımla serumunu gösterip, "Muhtemelen sana taktıkları bu şey ağrı kesici, ağrın birazdan hafifler merak etme," dedim. Başına aldığı darbeden sağ tarafı şişmişti. Çektiği ağrı yüzünden yüzü solgun görünürken sesi bitkin çıkıyordu. "Sizi korkuttum değil mi?"

"Korkuttun tabii oğlum, aklımız çıktı sana bir şey oldu diye!" Çetin sorusunu cevaplayınca Ateş buruk bir şekilde gülümsedi. "Ama olmadı, hâlâ yaşıyorum." Sanki bundan memnun değilmiş gibi konuşması beni üzmüştü. "Evet, yaşıyorsun çünkü şanslısın."

"Şans mı? Ben mi? Hiç sanmıyorum. Pek şanslı biri değilimdir." Samet gülümseyip yatağının kenarına oturdu, "Ama bu sefer şanslıydın. Ucuz yırttın." Barlas ve Bade sesini çıkarmadan Ateş'e bakarken ikisinin de yüzüne baktım. Ateş'in kaza geçirmesi en çok onları korkutmuşken şimdi ikisi de susmuş sadece Ateş'e bakıyordu. Konuşmuyorlardı. Susmayı tercih etmişlerdi. Sanki ne diyeceklerini bilmiyor da bu yüzden susuyor gibiydiler."Çarpıştığım aracın sahibinin durumu nasıl, ondan haberiniz var mı? Az önce bir hemşireye sordum onu ama bana bir şey söylemedi. "

Ateş hepimizin yüzüne tek tek bakarken bu soruyu benim cevaplamam gerektiğini düşünüp konuştum, "O hemşire annemdi."

"Öyle mi?" deyip şaşırırken başı ağrıdığı için yüzünü buruşturdu. "Bunu bilmiyordum. Gidip benim için annenden o adamın durumunu öğrenir misin Öykü?" Ne diyeceğimi bilirken gayet rahat konuşuyordum. "Sordum zaten ama annem de bilmiyormuş. O adamla başka hemşireler ilgileniyor."

"Eminim durumunu öğrenebilir, bu hastanede çalışıyor."

"Evet, ama boş ver sen şimdi o adamı. Dinlenmene bak. Ben bir ara öğrenir sana söylerim." Pek boş verecek gibi durmuyordu ama şimdilik çok üzerinde durmadı. "Şu kaza nasıl oldu anlatsana." Ateş, Ali'nin merakı üzerine olayı anlatmaya başlayınca Barlas kulağıma eğilerek Ateş'in duymayacağı şekilde fısıldadı, "Gerçekten adamın durumunu bilmiyor musun?"

"Biliyorum." Ben de fısıldıyordum."Eee?"

"Kaburgaları kırılmış." Odanın kapısı aralanınca hepimiz o tarafa baktık. Koray "Ateş, çok geçmiş olsun. Korkuttun bizi, iyi misin?" diyerek içeri girdi. Arkasından Aysun da girince bir an göz göze geldik. Bakışlarımız birleşince yüzüne bakmamak için kafamı çevirdim. Şu an onunla göz göze bile gelmek istemiyordum. Hâlâ sabah yaşadığımız tartışmanın etkisi altındaydım ve bir süre onu görmesem iyi olacaktı. "İyiyim sorun yok, sadece başım ağrıyor o da geçer birazdan."

Ateş Koray'ın sorusunu cevaplayınca Aysun da yatağa doğru yaklaşıp Ateş'e baktı, "Geçmiş olsun Ateş, iyisin değil mi gerçekten?"

"İyiyim Aysun da siz bunu nereden öğrendiniz?" Bunu ben de merak etmiştim. Haber onlara nasıl ulaşmıştı? Kim haber vermişti?"Bir hemşireden öğrendik." Koray bunu nasıl öğrendiklerini anlatırken ona bakıyordum, "Bir kitap sormak için okulda seni aradım. Bulamayınca telefondan aramak istedim. Aradığımda telefonu bir hemşire açtı ve senin kaza yaptığını şu anda da bu hastanede olduğunu söyledi. Bunu duyunca Aysun'la hemen buraya geldik," deyip kafasını Çetin'e çevirdi, "Siz nereden öğrendiniz. Ben sizin bildiğinizi bilmiyordum."Çetin direkt cevap verdi, "Hastaneden beni aradılar, Ateş'in son arananların da ben vardım. Bu yüzden hemşire bana haber vermek istemiş. Duyunca biz de hemen geldik."

Koray anlamış gibi başını sallayınca içeri elinde tuttuğu buz torbasını Ateş'in kafasına koymak için hemşire girdi. İçeride olan kalabalığı görünce kaşları çatıldı. "Burası neden bu kadar kalabalık? Herkes dışarı çıksın lütfen, hastanın dinlenmesi gerekiyor."Koray "Ama henüz yeni geldik, biraz daha kalamaz mıyız?" deyince Hemşire Ateş'in serumunu kontrol edip elindeki buz torbasını kafasına bastırdı. "Hastanın dinlenmesi gerekiyor ve burası çok kalabalık. Lütfen dışarı," diye tekrar uyardı. Mecburen hepimiz çıktık. Ateş'in iyi olduğunu gördüğümüz için herkesin içi rahatlamıştı ve bu yüzden mutluyduk. Onu az da olsa görmek bize yetmiş korkumuz geçmişti.

Koridorda ne yapacağımızı bilmeden dururken Çetin kantine inip kahve içmeyi önerdi. Herkes hareketlenirken Aysun beni kolumdan tutup durdurdu. Gözüm kolumdan tutan eline kayınca yanımda olan Barlas bize baktı. Diğerleri gitmiş, o muhtemelen Aysun'un ne söyleyeceğini duymak için burada kalmıştı. Belki de Aysun'la yeniden tartışacağımızı düşündüğü için... Ona sinirli olduğumu biliyordu ve bu yüzden tartışacağımızı düşünüyor olmalıydı."Ne oldu Aysun?" Ona ne kadar sinirli olsam da sesimi sakin tutmaya çalışıyordum. Hastanedeydik tartışmasak iyi olacaktı. "Biraz konuşalım mı Öykü?"

"Ne konuşacağız? Baban yaşındaki sevgililerini mi?" Gözlerine bakmamaya çalışıyordum çünkü bakarsam çok sinirlenecektim. "Öykü yapma böyle. Seninle bu yüzden tartışmak istemiyorum." Tartışmak istemiyor muydu? Okulda yaptığı neydi acaba? Böyle konuşması yüzünden gözlerine bakınca sesimi biraz arttırdım. "Ama tartıştın!"

"Biliyorum, ben sadece..." deyip yutkundu. Konuşmakta zorlanıyor gibiydi "Yani tartışmak istememiştim. Lütfen beni anla Öykü, ben sadece mutlu olmak istiyorum."

"Mutlu olmak istiyorsun?" Beni güldürmüştü, "Kiminle baban yaşındaki zengin adamlarla mı?" Yüzü önüne düşünce sesi kısık çıktı. "Sadece daha iyi bir hayat yaşamak istiyorum." Böyle konuştuğum için üzüldüğünü biliyordum ama onun öyle adamlarla birlikte olması yanlıştı işte. Neden anlamıyordu? "Elindekiler neyine yetmiyor da daha iyi bir hayat yaşamak istiyorsun?"

"Ben kendimi böyle mutlu hissediyorum Öykü, beni neden anlamıyorsun?"

"Anlamıyorum çünkü bu iğrençliği midem kaldırmıyor. O adamlarla ne konuşuyorsun ya? Gözlerine nasıl bakıyorsun? Ellerini nasıl tutuyorsun? Daha iyi bir hayat yaşamaktan anladığın ne senin?" Yüzünü kaldırıp kaşlarını çattı. "Seni anlıyorum yerinde olsam ben de bana kızardım ama lütfen beni anla. Mutlu olmak istiyorum." Gittikçe sinirleniyordum ve hastanede olduğumuzu umursamadan bağırıyordum, "O adamla mı mutlu olacaksın?"

"Öykü inan bana o iyi biri, Yaver gibi değil!" Gerçekten aptalın tekiydi. Sinirden beynim patlayacak gibiydi. Beni o kadar sinirlendirmişti ki dişlerimi birbirine kenetlemiş öyle konuşuyordum. "Buna nasıl emin olabiliyorsun? Adamı henüz üç gündür tanıyorsun."

"Evet, üç gündür tanıyorum ama üç yıldır tanıyor gibiyim. O iyi biri inan bana." Yok, asla akıllanmayacaktı. Onunla boşuna konuşuyordum. O kararını vermişti. O adamla birlikte olmaya devam edecekti ve kimseyi takmayacaktı. Madem onu seçiyordu o zaman benimle konuşmasını istemiyordum. "O adamla çıkmaya devam ettiğin sürece seninle konuşmayacağım Aysun."

"Öykü lütfen yapma. Bu beni çok kırar. " Üzülmüştü ama yapabileceğim bir şey yoktu. Konuşmayacaktım. Kesin kararlıydım. Buna şu an karar vermiştim. "Ben de kırılıyorum Aysun ama bu senin umurunda değil."

"Hayır, umurumda." Neden bana öyle gelmiyordu acaba? "O zaman öyleymiş gibi davran. O adamdan ayrılmadığın sürece seninle konuşmayacağım. Sen de benimle konuşma. Çünkü bu rezilliğe daha fazla katlanamayacağım!" deyip yanından geçecekken beni durdurmak için kolumdan tuttu. "Öykü lütfen!" Bakışları kalbimi parçalarken elini kolumdan ittim. "Bırak beni Aysun, seninle daha fazla konuşmayacağım. Çünkü sen asla akıllanmıyorsun!" diyerek yanından geçtiğimde kantine gitmek için merdivenlerden indim.

Barlas da arkamdan geliyordu. Kantine girmiş çocukların yanına doğru yürürken Barlas bana yetişti ve yanımda yürümeye başladı. "Konuşmamakta gerçekten kararlı mısın?"

"Evet."Bizimkilerim yanına gidip masaya oturduk. Yaklaşık iki dakika sonra Aysun da gelince gözlerine bakmamaya çalıştım. Ali ve Samet hepimize kahve almaya gidince kollarımı göğsümde birleştirip arkama yaslandım. Konuşmuyordum. Sadece Çetin ve Koray'ın Ateş'in yaptığı kaza hakkındaki konuşmalarını dinliyordum.

Gözlerim Bade'ye kayınca onu düşünceli gördüm. Ateş'in iyi olduğunu duymak onu sevindirmişti. Anlayamadığım, onunla hiç konuşmamasıydı. Belki ben girmeden önce bir şeyler demişti bunu bilmiyordum ama yine de çok konuştuğunu sanmıyordum. Oysa diyecek çok şeyi vardı. Mesela ona âşık olduğundan bahsedebilirdi. Bunu duymak Ateş'i ne kadar da mutlu ederdi kim bilir. Bade'nin Barlas'a âşık olduğunu düşünmesi onun kalbini deşiyor olmalıydı.

Gerçeği bilse her şey çok farklı olacaktı ama Bade ona bir şey söylemiyordu. Bu beni üzerken bir an önce birlikte olmaları gerektiğini düşündüm. Gerçeği ona söylemesi için Bade'yi ikna edecektim. Birbirini seven iki insan birlikte olmalıydı. Kalpleri yan yanayken atmalıydı, uzaktan birbirlerini izlerken değil.Ali ve Samet kahvelerimizi getirince onlara teşekkür edip dumanı tüten kahvemden bir yudum aldım. Bu çok iyi gelmişti. Yorgunluğumu üzerimden atmama neden olmuş, beni rahatlatmıştı. Hemen karşımda oturan Aysun'un bakışları üzerimdeydi. Onunla konuşmayacak olmamı dert etmiş gibi görünüyordu ama bunu umursamamaya çalıştım.

Bakışlarımız birleşince gözlerimi kaçırdım. Ona ne kadar kırgın olduğumu ve konuşmak istemediğimi anlamalı, arkadaşı olarak ona değer verdiğimi görmeliydi. Hata yaptığının farkına varıp o adamla ilişkisini kesmeliydi. Bunu, ben istiyorum diye değil kendisi için yapmalıydı. Hayatını bu şekilde sürdüremeyeceğini görmesi gerekiyordu. Akşama doğru, Barlas, "Sizin bu gece burada kalmanıza gerek yok. Ben buradayım. Kalabalık etmeyelim şimdi. Gidin siz" dese de hiçbiri kabul etmedi. "Ateş'in iyi olduğunu gördünüz işte. Kalıp ne yapacaksınız? Boşuna kalabalık etmeye ne gerek var? Gidin işte." Çetin, Samet ve Ali buna ikna olurken Bade itiraz etti. "Hayır, ben hiçbir yere gitmem. Burada kalacağım."

Onu anlıyordum. Kim sevdiği çocuk hastanedeyken onu bırakıp gitmek isterdi ki?"Gerek yok Bade, ben buradayım."

"Kalmak istiyorum." Barlas onu ikna edemeyeceğinin farkında olduğu için ve neden kalmak istediğini bildiği için, "Peki," diyerek kabul etti. Diğerleri gitmek için ayağa kalktığında Çetin'e döndü. "Giderken Aysun'la Öykü'yü de evine bırakın." Ona kaşlarımı çatarak baktım, "Ben burada kalıyorum. Beni hiçbir yere bırakmalarına gerek yok."

"Allah Allah, buna kim karar verdi?"

"Ben karar verdim."

"Keşke bana da danışsaydın!" Ateş benim de arkadaşımdı ve ben burada onun yanında kalmak istiyordum. Bize ihtiyacı vardı. "O benim arkadaşım Barlas."

"Kalmana gerek yok, Ateş'in bir şeye ihtiyacı olursa Bade ve ben buradayız hallederiz."

"Kalıyorum." Kararlı olduğumu görünce benimle tartışmaya girmedi. Çünkü o da biliyordu beni asla eve gönderemeyeceğini. Sinirle gözlerini devirip Aysun'a baktığında, "Hadi Aysun, seni eve bıraksınlar bari," dedi.Çetin, "Gittiğimizde bir şey olursa bize haber ver, tamam mı?" dedikten sonra hep birlikte çıktılar. Masada sadece üçümüz kalınca Bade ayağa kalktı, "Gidip Ateş'in bir şeye ihtiyacı var mı diye bakayım." Masada otururken aklının onda olduğu o kadar belliydi ki, herkes konuşurken o tek kelime etmemişti. Kantin kapısına doğru yürürken peşinden gittim ve kolundan tutup onu durdurdum. "Ona gerçeği söyle Bade?"

"Ne?" diye sordu. Şaşırmıştı ve bana garip garip bakıyordu. Elimi kolundan çektiğimde, "Ateş'e onu sevdiğini söyle. Artık gerçeği öğrensin," dedim. Birkaç saniye gözlerime bakıp ciddi olup olmadığımı kontrol etti ,"Saçmalama," diyerek kantin kapısından çıkmak için arkasını döndü ama onu yine durdurdum. "Saçmalamıyorum. Sadece artık birlikte olmanızı istiyorum." Bana doğru dönüp güldü ama bu gülüşü keyiften değildi "Evet, gerçekten saçmalıyorsun. Asla olmaz. Ona gerçeği söylemem."

"Söylemelisin. Onu sevdiğini bilmeli." Fikrimi açıkça belirtmem onu sinirlendirince elimi kolundan itti "Benim işime karışma Öykü. Sana anlattığım şeyler için de beni pişman etme. Kendi işine bak!" deyip gitmek için arkasını dönünce söylediğim şeyle onu durdurdum, "Onun için ağladın Bade." Bana doğru dönüp kaşlarını çattı. Muhtemelen bunu nereden bildiğimi merak ediyordu ama gözlerinin ağlamaktan kızardığının farkında değildi. "Ona bir şey olacak diye ağladın. Onun için gözyaşı döktün çünkü onu kaybedebileceğini düşündün. Gerçeği öğrenemeyecek olmasından korktun. Ya öyle olsaydı? Onunla mutlu olabilmek varken ikinizin de mutsuz olmasına sebep olduğun için vicdan azabı çekmeyecek miydin?"

Söylediklerimle çatık kaşları düzelince yanıma yaklaşıp yutkundu ve kafasını yere eğdi. Haklı olduğumun farkındaydı ama bir şey diyemiyordu. "Söyleyemem, bunu yapamam!"

"Söylemen gerekiyor."

"Hayır söyleyemem. O zaman neden böyle bir yalan uydurduğumu soracak bana. Bunu cevaplamayınca da üstüme gelecek."

"Seni anlıyorum ama daha ne kadar böyle devam edeceksiniz? İkiniz de birbirinizi severken uzak kalmak zor gelmiyor mu sana?"

"Tabii ki geliyor ama yapabilecek bir şeyim yok. O asla gerçeği öğrenmeyecek." Kararlıydı ve kararını hiçbir şey değiştiremeyecek gibiydi ama ben yine de değiştirmesi için uğraşıyordum. "Senin Barlas'a âşık olduğunu düşündüğü için her gün acı çekiyor. Bu seni üzmüyor mu?"

"Acı çeken sadece o değil, ben de çekiyorum. Canım yanıyor, ruhum her gün bir günü daha onsuz geçirdiği için acıdan kıvranıyor ama elimden bir şey gelmiyor. Benim için ne kadar zor olduğunu bilemezsin." Evet, belki bilemeyebilirdim ama tahmin edebiliyordum. "Sana yardım edebilirim. Gidip onunla benim konuşmamı ister misin?"

"Sakın!" deyip kolumu tutarak gözlerime korkuyla baktı, "Sakın ona bir şey söyleme!"

"Sizi birlikte görmek istiyorum Bade. Mutlu olmanızı istiyorum."

"Biz diye bir şey olmayacak Öykü. Bunu anla artık." Bunu ona söylememekte ne kadar kararlı olursa olsun umurumda değildi çünkü ben de kararlıydım. Ne olursa olsun onları mutlu görecektim. Bu şekilde birbirlerinden uzak kalmayacaklardı. Buna izin vermeyecektim. "Sana deli gibi âşık, ona da kendine de bunu yapma. Mutlu olun." Ne dersem diyeyim beni umursamıyordu."Ben mutlu olmaktan uzun süre önce vazgeçtim Öykü. Mutluluk bana göre değil. Mutluluk beni korkutuyor, neden biliyor musun?"

Cevap vermemi beklemeden konuşmaya devam etti. "Çünkü mutluluk, peşine mutsuzluğu getiriyor. Yani bu benim için böyle. Sanki mutlu olduktan hemen sonra mutsuz olmam şartmış gibi. Bu bir kuralmış da sen de buna uymak zorundaymışsın gibi. Uymazsam asla bir daha mutlu olamayacakmışım gibi hissettiriyor. İşte bu yüzden mutlu olmak istemiyorum. Çünkü güldükten sonra ağlamak istemiyorum!"

Onu o kadar iyi anlıyordum ki, çünkü ben de mutlu olduktan sonra muhakkak beni üzecek bir şey oluyordu. Galiba onu bu konuda benden daha iyi kimse anlayamazdı. "Belki bu defa tam tersi olur."

"Belki, ama ben buna pek inanmıyorum. Bir gün mutlu olursam bunu beceremeyecekmişim de elime yüzüme bulaştıracakmışım gibi hissediyorum. Düşün işte, o kadar bana göre değil," deyip arkasını dönerek kantin kapısından çıkınca ardından bakakaldım. Gerçekten korkuyordu. Belli ki Ateş'e asla gerçeği anlatmayacaktı. Bu durum beni ciddi anlamda üzmüştü. Omuzlarımı düşürüp masaya geri döndüm. Barlas, telefonda Çetin'le Ateş'in arabası hakkında konuşurken gözlerim onda aklım Bade'deydi.Konuşması bitince bana baktı. "Bade'yle ne konuştunuz?"

"Ateş'e gerçeği söylemesini söyledim."

"Ne dedi peki?"

"Yapamayacağını söyledi."

"Şaşırmadım," deyip sandalyesine yaslanarak sıkıntıyla iç çekti. Belli ki o da bu konuyu dert ediyordu. "Barlas onların birlikte olması gerekiyor."

"Biliyorum."

"Bir şeyler yapmalıyız."

"Yapamayız. Bunu Bade'nin Ateş'e söylemesi gerekiyor. Bizim değil."

"Hiçbir zaman söylemeyecek ama."

"Biliyorum. Onunla defalarca konuştuk. Bana da her seferinde yapamayacağını söyledi. İsterse bunu benim yapacağımı söyleyince de reddetti. ""Beni de reddetti."

"Haklı. Kendisinin söyleyemediği gerçeği başkasının söylemesini istemiyor."

"Ne yapacağız peki?"

"Hiç," dedi "Sadece Bade'yi Ateş'e gerçeği söyleme konusunda ikna etmeye çalışacağız. Elimizden başka hiçbir şey gelmez." Barlas'la öylece sessizce otururken telefonum çaldı. "Efendim anne?"

"Kızım, neredesin eve gittin mi?"

"Hayır, anne hastanedeyim."

"Öyle mi, seni görmediğim için gittiğini düşünmüştüm. Neredesin?"

"Kantinde oturuyorum."

"Tamam, geliyorum." Sanırım annem eve gideceğimi düşünüyordu. Tabii kadın haklıydı, ona burada kalacağımı söyleyip izin almamıştım. Kızmaması umuduyla direkt, "Anne ben bu gece hastanede kalacağım," dedim, "Biliyorsun Ateş'in kimsesi yok. Bize ihtiyacı var. Bu yüzden burada kalmaya karar verdim."

"Evet, haklısın galiba. Arkadaşının yanında olman gerekiyor." Söylediği şeyle kaşlarım hayretle havaya kalkınca, "İzin veriyor musun yani?" diye sordum. "Elbette veriyorum. O senin arkadaşın. İhtiyacı olduğunda yanında olman gerekiyor." Bu beni sevindirirken gülümsedim. "Sağ ol anne." Galiba Ateş'in haline üzülmüştü, yoksa böyle emrivakilerden asla hoşlanmazdı."Yemek yemeyi unutup da aç gezme sakın. Yanında paran var, değil mi?"

"Var anne merak etme."

"İyi bakalım o halde kendine de arkadaşına da iyi bak. Bir şey olursa da bana haber ver, tamam mı?"

"Tamam, anne hoşça kal."

"Hoşça kal güzel kızım," deyip telefonu kapatınca Barlas'a baktım. O da bana bakıyordu. Telefonu cebime koyarken gülümsedi. "Biliyor musun annene çok benziyorsun." Bu konunun şimdi nereden çıktığını anlamasam da ben de gülümsedim, "Biliyorum."

"Annenin yaşına geldiğinde yine güzel olacaksın demek..." Ona gözlerimi kısarak baktım, "Ne yani, o yaşa geldiğimde güzel olmazsam beni beğenmeyecek misin?" Dudağını büktü, "Yani. Muhtemelen beğenmem."

"Demek öyle. Bu durumda beni güzel olduğum için seviyorsun o zaman?"

"Öyle tabii, sen ne sandın?" Beni sinirlendirmeye mi çalışıyordu yoksa ciddi miydi bilmiyordum. "Ciddi misin sen?"

"Evet."

"Sana inanmıyorum," diyerek ayağa kalkarak hemen kantinden dışarı çıktım. Söylediği şeye kızmıştım. Peşimden gelip beni kolunun altına alarak güldü. "Nereye ya? Konuşuyorduk." Yüzüne bile bakmadan kolunu üzerimden indirmeye çalışırken, "Ateş'in yanına gidiyorum, bırakır mısın beni?" dedim. Bırakmamak için direnirken, "Sen söylediğim şeye mi kızdın?" diye sordu. Anlamasına sevinmiştim, "Evet. Beni o yüzden sevdiğini bilmiyordum." Beni durdurup kendine doğru çevirdi "Ne yüzden sevdiğimi düşünüyordun?" Yüzüm yerdeyken kaldırıp ona baktım, "Beni ben olduğum için sevdiğini düşünüyordum."

"Madem öyle düşünüyorsun neden o zaman seni kızdırmak için söylediğim yalana inanıyorsun şu an?"

"Çünkü beni buna inandırıyorsun?"Gülmeye devam etti, "İyi bir yalancıyım yani?"

"Evet öylesin." Yüzüne sinirli bir şekilde bakıyordum ama o bunu umursamıyordu. "Seni kızdırmak neden bu kadar hoşuma gidiyor acaba?" deyip yüzünü bana eğince hafifçe göğsüne vurup onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştım ama bundan etkilenmedi, "Tam bir aptalsın da o yüzden!"

Bileğimden tutup beni iyice kendine doğru çekti ve sarılıp kulağıma fısıldadı, "Yanlış... Deli gibi aşığım." Şu an hastane değil de başka bir yerde olsaydık ona uzun uzun sarılırdım ama burada annemin bizi bu şekilde görmesinden korktuğum için geri çekildim, "Annem görebilir Barlas, burada benden uzak dursan iyi olur." Kaşları şaşkınca çatıldı, "Annenin bizden haberi yok mu?"Kafamı iki yana salladım, "Hayır."

"Ona söylemedin mi?"

"Söylemedim, söylemeyi de düşünmüyorum." Normalde bir gün biriyle birlikte olursam bunu anneme söylemeyi düşünüyordum ama nereden bilecektim ki bir çete lideriyle birlikte olacağımı? Yoksa ben de her kız gibi anneme anlatmak istiyordum. Hatta en çok ona anlatmak istiyordum ama yapamıyordum."Neden?"

"Bir çete lideriyle birlikte olduğumu duyarsa beni evlatlıktan reddedebileceğini düşünüyorum da o yüzden."

"Biraz abartmıyor musun? "

"Annemi tanımıyorsun Barlas. Bir çete lideriyle birlikte olduğum için başımın beladan kurtulmayacağını bilir ve seninle birlikte olmama izin vermez. Bu yüzden ona bizi söyleyemem."

"Bence annen kötü biri değil, kızının mutluluğunu ister."

"Evet, ama bir çete lideriyle değil, normal biriyle." Keyifli bir kahkaha atıp yüzünü daha da yüzüme doğru eğdi. "Ne yapalım, kızı beni seçti ve bundan da çok memnun görünüyor." Yüzümü buruşturup, "Pek değil," dedikten sonra Ateş'in odasına çıkmak için merdivenlere yöneldim. Peşimden gelirken, "Ne demek pek değil?" diye sordu.

Omzumun üstünden ona baktım, "Evet değilim. Olmak zorunda mıyım?" Ciddi bir tavır takınmaya çalışıyordum ama becerememiştim, gülüyordum. Bana yetişip beni yine kolunun altına alınca elini başıma koyup saçlarımı karıştırdı. "Zorundasınız küçük hanım, bu yakışıklı çete lideri sizi seçtiyse siz de memnun olmak zorundasınız."Yaptığı hareketle gülümseyip başımı göğsüne yasladım ve yüzüne baktım, "İyi o zaman olalım bakalım." Birlikte gülüşüp odaya o şekilde girince Ateş ve Bade'nin bakışları bize doğru döndü. Bade yatağının hemen yanındaki mavi deri koltukta oturuyordu. Ateş'in kolundaki serum çıkarılmış, solgun yüzü biraz canlanmıştı. Sanırım ağrısı geçmişti.

Barlas elini omzumdan çekip Ateş'in yatağının yanına yaklaştı. "Nasılsın Ateş, daha iyisin değil mi?"

"Evet iyiyim. Ağrım geçti," deyip yattığı yerden hafifçe doğrularak elini şişen başının üstünde gezdirdi "Bade burada kalacağınızı söyledi, bu doğru mu?" Barlas başını salladı, "Evet, bu gece burada kalacağız."

"Gerek yok iyiyim ben, gidin evinize." Barlas bir şey diyecekken yatağın kenarına oturdum ve onun yerine ben konuştum, "Hiç boşuna itiraz edip de kendini yorma Ateş, bu gece buradayız." İtiraz etmeye devam etti "Üçünüzün kalmasına gerek yok. Bari biriniz kalsın."

"Üçümüz de kalmak istiyoruz, aslında diğerleri de istedi ama Barlas onları gönderdi," deyip Barlas'a baktım. Tek kaşını kaldırmış bana bakıyordu. Hâlâ Bade'yle benim kalmamızı istemiyor gibiydi ama bunu umursamadım. "Benim yüzümden uykusuz kalmanızı istemem. Sabah çıkacağım zaten. Hadi gidin." Gözlerim tekrar Ateş'e kayınca kaşlarımı çattım, "İtiraz yok dedim ama değil mi, sabah seni buradan biz çıkaracağız." En son pes etti ve hafifçe gülümsedi, "Sağ olun."

"Bunun için teşekkür etmene gerek yok, biz senin arkadaşlarınız Ateş. Elbette yanında kalacağız," diyerek elimi elinin üzerine koydum. Elimi tutarak gülümsedi. "Evet öylesiniz."Bade'nin bakışları Ateş'le birleşen elimizin üzerindeydi. Üzgün görünüyordu. Hemen elimi çektim. Daha fazla üzülmesini istemiyordum. Şu an benim yerimde olmak, ona dokunmak, sarılmak hatta belki de sabaha kadar konuşmak istiyordu ama yapamıyordu işte. Tek yaptığı yanında durup ona öylece bakmaktı. Ateş elimi elinin üstünden çekmeme şaşırırken Barlas'a baktı. "Birlikte olduğunuzu duydum. Bu doğru, değil mi?"

"Evet, birlikteyiz." Ateş'in bunu bilmesine şaşırmamıştım ve nereden bildiğini sormamıştım. Muhtemelen okuldaki arkadaşlarından öğrenmişti, şu sıralar herkesin bizi konuştuğundan emindim.Ateş'in kafası Bade'ye dönünce ne düşündüğünü hemen anladım. Onun Barlas'ı sevdiğini sandığı için bizim birlikte olmamıza üzüldüğünü düşünüyordu. Bu yüzden kendisi de üzülmüştü. Onun üzülmesini istemediği o kadar belli oluyordu ki ama gerçeği bilmiyordu işte. Bana bakıp gülümsedi, "Mutlu görünüyorsun."

Bade için üzülmüştü ama benim için seviniyordu. Eminim kendisi gibi olmadığım için, aşkımın bir karşılığı olduğu için mutlu olmuştu. "Âşık olduğum kişiyle birlikteyim, nasıl mutlu olmam." Ateş gözlerini benden çekip Barlas'a bakınca suratındaki gülüşü sildi, "Umarım onu üzmezsin Barlas. Öykü iyi biri, üzülmesini istemiyorum."

"Merak etme, bunu ben de istemiyorum." Gülümseyerek elimi ona uzatınca o da gülümseyip elimi tuttu. Bir süre havadan sudan muhabbet ettikten sonra konu Demir'e gelmişti. Bu konuya nereden gelmiştik bilmiyordum ama canım sıkılmıştı. "Barlas, Demir hâlâ seninle uğraşıyor mu?" Onun adını duymak bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyordu. Ateş'in Demir'i nereden tanıdığını bilmediğim için şaşırdım ama sormadım. "O nereden çıktı şimdi?"

"Siz gelmeden önce Bade'ye suratlarındaki yara izlerinin sebebini sordum, Demir'in çetesiyle kavga ettiğinizi söyledi. Onun hâlâ seninle uğraştığını bilmiyordum."

"Demir işte, uğraşmayı sever bilirsin."

"Öykü'yü çetesine istemiş, öyle mi?" Konu açıldığı için sinirlenmişti ama sakin kalmaya çalışıyordu. "Evet, oldu öyle bir şey ama alamayacağını anladı."

"Tam bir psikopat!"

"Öyle!" Ateş rahatsız olduğumuzu anlamış gibi konuyu değiştirmek istedi. "Arabam ne durumda, haberiniz var mı?"

"Evet, pert olmuş."

"Çarpıştığım araç?"

"O arabanın durumu seninkinden iyi. Tam hasar almamış, en azından pert olmamış. Yarın buradan çıktıktan sonra karakola gideceğiz ifade vermek için," deyip kaşlarını çatarak konuşmasına devam etti. "O arabadan bu şekilde çıktığın için gerçekten şanslısın. Ölmemiş olman bir mucize." Ben de Barlas gibi düşünüyordum. Çarpıştığı aracın sahibinin kaburgaları kırılmıştı ama Ateş sadece başına aldığı darbeyle kurtarmıştı. Hem de araba pert olmasına rağmen. Bu gerçekten bir mucizeydi. "Evet, ama keşke çarpıştığım aracın sahibi de benim kadar şanslı olsaydı."

Söylediği şeyle şaşkınca baktım, "Durumunu öğrendin mi?"

"Evet, buz torbasını getiren hemşireden öğrendim. Kaburgaları kırılmış." Onun için üzüldüğü o kadar belliydi ki, umarım içten içe kendini suçlamıyordu. "Evet öyle ama kendisi hâlâ hayatta, bence o da şanslıymış." Söylediğim şeyi umursamadı, "Eğer her gün gittiğim kestirme yoldan gitseydim o kaza olmayacaktı ve o adam acı çekmeyecekti. " Kendini suçluyordu işte. Tam ağzımı açmış bir şey diyecekken Barlas benden önce davrandı, "Adı üstünde kaza. Kendini suçlamayı bırak. Üstelik adam hatalı sollama yapmış."

"Bırakın şimdi kazayı, onu mu konuşacağız? Geçti gitti ve sen iyisin. Önemli olan bu... Bırak artık şu kazayı konuşmayı." Barlas bana hak verdi. "Öykü haklı. Tamam, adam biraz zarar görmüş olabilir ama yaşıyor. Sen de iyisin. Bu konuyu daha fazla konuşup da moralini bozma. Biliyorum kolay değil, hatta senin için büyük bir travma ama unutmaya çalış."

"Denerim," dediğinde içeri uzun boylu, yeşil gözlü bir hemşire girdi. Ateş'in yanına yaklaşıp tansiyonunu ölçtü. Değerlerini dosyaya yazıp bize döndü. "Hastanın yanında kim kalıyor?"

"Biz."

"Üçünüz kalamazsınız. Hastane kuralları gereği hastanın yanında refakatçi olarak sadece bir kişi kalabilir." Barlas'la birbirimize bakıp aynı şeyi düşündüğümüzü anlayarak Bade'ye döndüm. "O zaman Bade kalsın."Bade buna şaşırmış gibi görünürken Ateş'e baktı. Onun da gözleri Bade'nin üzerindeydi. Sanki ona lütfen sen kal der gibi bakıyordu. Bade, "Olur kalırım," deyince Ateş'in suratında memnun olmuş gibi bir gülüş belirdi.

Sevinmişti. Bade de öyle. Sabaha kadar onun yanında kalacağı için mutlu görünüyordu. Bu durum Barlas'la beni de gülümsetince hemşire bize döndü, "O halde siz artık dışarı çıkabilirsiniz. Ziyaret saati bitti."

"Biraz daha kalamaz mıyız?" Sorumla hemşire dudaklarını büküp kafasını iki yana salladı, "Maalesef." Bu benim de dudaklarımı bükmeme neden olurken, "Peki," deyip Bade'ye baktım, "Bade, biz buralarda oluruz. Bir şey olursa bize haber ver, tamam mı?"Kafasını aşağı yukarı sallayıp, "Tamam," deyince Ateş'in kulağına eğilip Bade'nin duymayacağı şekilde, "Konuşacak şeyleriniz vardır. Umarım iyi şeyler olur," diye fısıldadım. Geri çekilip yerimden kalkınca Ateş gülümseyerek sesini çıkarmadan ağzını oynattı, "Sağ ol."Göz kırpıp, "Görüşürüz Ateş," dedikten sonra Barlas'ın elini tutup onu odadan dışarı çıkardım. Birlikte hastaneden çıktığımızda Barlas bana baktı. "Hadi gel seni yemeğe götüreyim."

"Aç değilim. Canım bir şey istemiyor." Birden kaşları çatıldı, "Ne demek aç değilsin, kaç saattir buradayız acıkmadın mı?"

"Hayır." Tepkim onu şaşırtınca kafasını hafifçe iki yana sallayıp bir elini pantolonunun cebine attı ve arabasının anahtarını çıkarıp bana uzattı. "Al şunu arabaya geç otur, ben tost most bir şeyler yaptırıp geliyorum."

"Barlas aç değilim. Gerek yok." İtiraz etmeme sinirlenince sesini biraz yükseltti, "Öykü, arabaya git!" Gözlerine bakarak anahtarı elinden aldım ve "Tamam," deyip arabaya doğru yürüdüm. Yolcu koltuğuna oturup Barlas'ı beklemeye başladım. Çok geçmeden gelip elindeki poşeti bana uzattı. "Bade de aç olmalı, ona da bir şeyler alsaydın," dedim.

Canı ister miydi bilmiyordum ama bir şeyler yemeliydi. "Tost yaptırdım ona da, odaya gidip verdim ama o da aç olmadığını söyledi. Yer mi bilmiyorum."

"Ne yapıyorlardı? Konuşuyorlar mıydı?" Bade ona gerçeği söylemese bile baş başa olmaları onlar için iyi olacaktı. Belki bu sayede uzun uzun konuşurlardı. İlla Bade'nin gerçeği söylemesine gerek yoktu. Güzel güzel konuşsalar da yeterdi. Çünkü bu bile onları mutlu edecekti."Ben gittiğimde Bade Ateş'e çorba içiriyordu."

"Konuşmuyorlardı yani, öyle mi?"

"Bilemiyorum emin değilim, belki de konuşuyorlardı ama ben içeri girdiğim için sustular."

"Umarım Bade Ateş'e gerçeği söyler." Barlas camını aşağı indirirken ümitsizce konuştu, "Pek sanmıyorum ama umarım dediğin gibi olur." Bu sıra ben elimdeki poşetin içine bakıyordum. İçinde bir tost ve vişne suyu vardı. "Kendine almadın mı?" Kafasını iki yana sallayıp, "Hayır ben yemeyeceğim. Şu an aç değilim," dedi. "Ben de aç olmadığımı söylemiştim ama... Hadi sen de bir şeyler yemelisin."

Cebinden sigara çıkarıp yakarak derin bir nefes çekti. "Şu an canım bir şey istemiyor, belki daha sonra bir şeyler yerim." Sigara kokusundan dolayı yüzümü ekşitip ona garip garip baktım. "Aç karnına sigara içmesen olmaz mı?" Beni umursamadan bir nefes daha çekti ve dumanı dışarı doğru üfledi. "Tostunu soğutma." Umursamaz tavrı beni sinir ederken tostumu çıkarıp yemeye başladım. Canım hiç istemiyordu ama yine de yiyordum.Bir süre ikimiz de sessiz kaldık. Barlas sigarasını bitirmek üzereydi. Dalgındı ve ön camdan dışarıyı izliyordu. "Berbat bir gündü, değil mi?" Kafasını koltuk başlığına yasladı. "Öyle."

"Bugün Ateş'e bir şey olacak diye çok korktun öyle değil mi?" Korktuğunu onaylar mıydı yoksa inkâr mı ederdi bilmiyordum ama bu soruyu ona sormak istemiştim. Barlas'ın ağzından ona değer verdiğini duymak istiyordum. Ateş'i ne kadar sevdiğini biliyordum, onu kardeşi olarak görüyordu ama ona kırgındı. Öyle ki bu kırgınlık bile korkusunun üstünü örtememişti. Barlas haberi alınca ağlamıştı. Onu ilk defa o kadar üzgün ve berbat bir halde görmüştüm. Ateş'i çok seviyordu ve ona bir şey olsun istemiyordu."Evet korktum," deyince inkâr etmemesine sevindim.

"Biliyor musun, senin ilk defa böyle korktuğunu gördüm? Hatta korktuğun için ağladığını." Sigarasından son nefesini çekerken yüzüne bakıyordum ama gri duman yüzünü örtmüş gözlerine bakmamı engellemişti. Kafasını kaldırıp arabasının küllüğüne doğru uzanınca sigarayı söndürüp izmariti oraya bıraktı. Bu sırada gözlerim gözlerini bulunca derin bir nefes verip tekrar kafasını koltuk başlığına yasladı. "Ona bir şey olacak sandım." Gözlerinde hâlâ haberi aldığı andaki gibi hüzün ve korku vardı. Sesi bitkin çıkmıştı. Biçimli kaşları hâlâ çatıktı. Başını yavaşça bana doğru döndürünce gözlerini birkaç saniyeliğine kapatıp yeniden araladı. "Ateş benim kardeşim Öykü, ona bir şey olsaydı ben ölürdüm!" Ancak birkaç ısırık alabildiğim tostumu poşete geri koyup tekrar ona baktım. "Olmadı ama o iyi."

"Evet, iyi; ama ölebilirdi," deyince gözleri yere kaydı ve bir süre orada oyalandıktan sonra yine benim gözlerime kaldırdı. "Ya ölseydi Öykü? Ya ona kırgınken beni öylece bırakıp gitseydi?" Gözlerinin dolu dolu olduğunu görünce gözümün önüne düşen saç tutamlarını kulağımın arkasına sıkıştırıp kucağımdaki poşeti torpido gözünün üstüne koydum ve koltuğun kenarına doğru kayıp elini tuttum. "Düşünme böyle şeyler, geçti gitti. O iyi ve daha da iyi olacak."Gözleri bir an uzaklara daldı, "Haberi aldığımda ne yapacağımı bilemedim. Beynim durdu sanki. İçimde kor bir ateş belirdi. Bütün vücudum alev alev yandı. Nefes alıyordum ama almıyormuş gibi hissettim. Boğuluyordum. Bir an kalbimin bana ait olmadığını hissettim. Deli gibi çarpıyordu," derken gözünden yanağına bir damla yaş süzüldü, "Çok korktum Öykü, ona bir şey olacak diye çok korktum!"

Elimi elinden çekip yüzüne koyunca başparmağımla yanağındaki yaşı silip ona sıkıca sarıldım. Onu böyle görmek beni üzmüştü ve gözlerimden yaş gelmesine sebep olmuştu. Korkusunu o kadar iyi anlayabiliyordum ki çünkü ben de hemen hemen aynı korkuyu yaşamıştım. Bu gerçekten çok kötü bir şeydi. Sevdiğine bir şey olacak korkusu o kadar ağır bir şeydi ki o ağırlık bir anda kalbine çöküyor, seni bitiriyordu. "Ona kırgınım ama bu kırgınlığın bitmesini istiyorum." Bunu ben de istiyordum. Onlar kardeş gibi büyümüşlerdi. Evet, araları iyi olmayabilirdi ama Barlas'ın ona ne kadar düşkün olduğunu görebiliyordum. "Bitir o zaman."

"Bitireceğim." Sesi kendinden emin çıkarken gözyaşlarını sildi. "Daha fazla bizden uzak durmasına izin vermem. O benim kardeşim." Bu durum beni sevindirirken ona daha sıkı sarıldım. O da bana sarılınca uzun bir süre öyle durduk. Çalan telefonum geri çekilmeme neden oldu. Annem arıyordu. Açıp onunla konuşmaya başlayınca Barlas beni dinledi. Annem Ateş'in durumunu merak ettiği için aramıştı. Tabii yemek yiyip yemediğimi öğrenmek için de. Konuşmamız kısa sürdü, telefonu kapatıp tekrar cebime koydum. Bu sırada Barlas torpido gözünün üstünde duran poşeti alıp içindeki yarım kalmış tostu bana uzattı. "Bitir şunu."Yüzümü buruşturup kafamı iki yana sallayınca kaşlarını çattı, "Bitir dedim."

Sanırım bitirmezsem zorla yedirecekti. Elime aldığım tostu yemeye başladım. "Barlas, Ateş Demir'i nereden tanıyor?" Sorumu bana bakmadan cevapladı, "Yetimhaneden." İşte bu hiç beklemediğim bir cevaptı. "Siz aynı yetimhanede miydiniz?"

"Evet."

"Peki, ne zamandan beri onunla böylesiniz?"

"Küçüklüğümüzden beri."

"Küçüklüğünüzden beri mi? Şimdi onu anlıyorum da o zaman derdi neydi seninle?"

"O garip bir çocuktu. Kimseyle anlaşamıyordu. Yetimhanedeki herkesle kavga ediyordu. Herkese sataştığı gibi bana da sataşıyordu ama genellikle benden dayak yediği için benimle kavga edemiyordu. Galiba bu yüzden bana karşı ayrı bir nefret oluştu içinde. Kendi büyüdükçe nefreti de büyüdü. Yetimhanedeki bütün çalışanlar ondan bıkmıştı. Kimse ona söz dinletemiyordu. İflah olmaz bir yapıya sahipti."

"Neden çete kurdu peki?"

"Bizim çocuklarla ben yetimhaneden ayrılıp çete kurduğumuz zaman Demir bizim yetimhaneden ayrılıp başka bir yetimhaneye verilmişti. Çete kurduğumuzu bildiği için kendi de çete kurmak istedi ve bu yüzden gittiği yetimhanede birkaç kişiyle arkadaş olup bir çete kurdu. Sonra da bizim gibi haraç toplamaya ve çetesini büyütmeye başladı. Yani benim gibi olmak istediği için çete kurdu." Bu çocuğun saplantılı olduğunu biliyordum ama bir nefreti bu kadar takıntı haline getirip de nefret ettiği kişi gibi olmak için çete kurabileceğini hiç düşünmemiştim. Gözüm elimdeki tosttayken bir ısırık daha alamayacağımı fark ettim. Zaten zar zor yiyordum, şimdi iştahım iyice kesilmişti. "Ondan korkuyorum Barlas."

Bir elini yüzüme koyup yanağımı okşadı, "Korkma, ben yanındayken sana zarar veremez."Güzel bakan kahverengi gözlerine korkuyla bakarken, "Kendim için değil, senin için korkuyorum. Beni senin zayıf noktan olarak görüyor. Seni bitirmek için beni kullanacak," dedim. "Sen düşünme bunları. Demir beni öyle kolay kolay bitiremez," dedi. Bunu ben de biliyordum. Barlas güçlü biriydi ama ben yine de içimdeki korkuyu bastıramıyordum. "Yani şimdi ondan korkmamalı mıyım?" Gülümseyip yüzünü yüzüme yaklaştırdı, "Bilmem buna sen karar ver, yanında böyle bir sevgilin varken korkmalı mısın?"

Gülen yüzünü görmek beni de gülümsetirken, "Galiba hayır," deyip güzel bakan gözlerine bakmaya devam ettim. Bir süre onları izlemek istiyordum ama elimdeki tostu eline alıp ağzıma götürünce yüzümü buruşturup kafamı geri çektim. "Barlas daha fazla yiyemeyeceğim!"

"Bitir şunu!" deyince kafamı iki yana salladım, "Gerçekten istemiyorum, zorlamasan."

"Hadi," deyip ağzıma götürdüğü tostu işaret etti. Bir lokma daha alırsam kusacaktım. Neden bu kadar zorluyordu ki? "Daha sonra yesem..." Kaşlarımı kaldırmış buna onay vermesini beklerken itirazıyla karşılaştım, "Olmaz! Şimdi yiyeceksin."O tostu yemeden beni bırakmayacağını anlayınca kaçmak için arabanın kapısını açacağım sırada uzanıp elimi tuttu. "Hop! Kaçmak yok Kaktüs."

Başarısız olacağım belliydi zaten, ondan kaçmam mümkün müydü? Dudaklarım aşağı doğru kıvrılmış ona bakarken emniyet kemerimi taktı. "İki lokma tost için ne kadar uğraştırıyorsun beni."

"Doydum, neden anlamıyorsun?" diye sordum. Emniyet kemerinin tokasını yerine takınca kaşları çatıldı, "Bir şey yemedin ki." Canım istemediği halde yine iyi yemiştim. İştahım yoktu. Zaten olsaydı bile Demir'den bahsettiğimiz için yine kaçardı. Bunu kabul etmeyeceğini biliyordum ama yine de bir umutla gözlerimi kırpıştırdım. "Geri kalanını sen yesen olur mu? Hem sen de bir şey yemedin, aç gezme istersen." Çatık kaşları iyice çatılırken tostu elime tutuşturdu, "Bunu sen yiyeceksin ben değil."

"Bir lokma daha yersem üstüne kusarım ama."

"Sorun değil iğrenmem, temizlerim." Yalan söylediğimi düşündüğü için böyle dediğini biliyordum. Yoksa kim kusmuktan iğrenmezdi ki? Ona bakarken elimdeki tostu torpido gözünün üstüne bıraktım, "Ama ben kusmaktan nefret ederim." Bıkkınca sesli bir nefes verirken başını koltuk başlığına yasladı. "Çok inatsın biliyorsun, değil mi?"

"Bana söyleyene bak, yiyemeyeceğimi söylediğim halde beni zorluyorsun."

"Seni düşünüyorum."

"Ben de seni düşünüyorum. Üstüne kusarsam temizlemekle uğraşacaksın."Gülümsedi. "Başımın belasısın sen." Ben de gülümsedim ve şımarıkça konuştum. "Ama sen bu belayı seviyorsun." Birkaç saniye gözlerimin içine baktı ve yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı, "Seviyor muyum? Bence çok daha fazlası..." Kalp atışlarım gittikçe hızlanırken bir elini yanağıma koydu. "Aşığım sana."

Öyle güzel bakıyordu ki bakışları içime işliyor gibiydi. Heyecanlanıyordum. Yine ve her zaman olduğu gibi kalbim deli gibi çarpmaya başlamıştı. Sanki bunu onun ağzından ilk defa duyuyormuş gibi hissediyordum. Utanmıştım. Rahat hareket edebilmek için emniyet kemerimi çıkarttım ve Barlas'a sarılıp yüzümü boynuna gömdüm. Yapmış olduğum harekete şaşırırken bir elini başımın arkasına koydu. "Ne oldu şimdi?"

"Bilmiyorum, utandım galiba." Neden böyle oluyordu anlamıyordum. Utandığımda yüzümü hep onun boynuna gömmüş halde buluyordum kendimi. Bir koluyla belimi sararken güldü. "İyi de şu an utanman çok saçma, daha seni öpmedim bile." Evet, saçmaydı ama utanmıştım. "Biraz bu şekilde kalabilir miyim?" Kokusunu içime çekerken gözlerimi kapatmıştım, huzuru soluyordum sanki. Huzurdu. Onun kokusu benim huzurumdu. "Orası senin zaten, bunun için neden benden izin istiyorsun ki?"Gülümseyip ona daha da sıkı sarıldım, sabaha kadar böyle kalabileceğimi düşünüyordum. Bu berbat günden sonra onun yanında huzuru hissetmek müthiş bir şeydi. "Barlas." Sesim, günün yorgunluğundan bitkin çıkarken Barlas başımdaki eliyle saçlarımı okşuyordu. "Söyle bir tanem."

Yüzümü boynundan kaldırıp kendimi geri çektim ve ona bakarken sesimi daha canlı tutmaya çalıştım, "Yanında olmayı seviyorum, bu bana huzur veriyor."Saçımdaki eli yüzüme kayınca alnımı alnına dayadı. "Sen de bana huzur veriyorsun." Fısıltı halinde çıkan sesi gülümsememe neden olurken kendini geri çekti ve sırtını koltuğa yaslayıp başımı omzuna yerleştirdi.

Gülümseyerek gözlerimi kapattım. Burası çok rahattı. Huzur bana burada da yer ayırmıştı. "Böyle yaparsan uyurum ama." Parmak uçlarıyla saçlarımı okşarken gülüyordu, "İyi ya işte ben de seni seyrederim."

"Beni seyretmek hoşuna gidiyor galiba?"

"Gitmez mi?" diyerek saçlarımı okşamaya devam etti. "Yanımda böyle güzel bir kız varken onu seyretmeden nasıl durabilirim?" Kafamı kaldırıp ona bakınca gözlerinin yoğunlaştığını gördüm. "Kapatsana gözlerini." Neden bunu istediğini bilmezken itiraz etmeden dediğini yaptım. Yaklaşık iki saniye sonra dudağımda bir baskı hissedince bütün damarlarımın yandığını hissettim. Kan akışım hızlanmıştı. Tüm vücudum karıncalanmıştı ve bedenimi büyük bir heyecan dalgası sarmıştı. Öpüşü o kadar güzel ve nazikti ki dudaklarını geri çekince dudaklarımda bıraktığı o tadı uzuvlarıma kadar hissetmiştim.

Şu an beni izlediğini bildiğim için gözlerimi açmadan, "Bunu yapmanı beklemiyordum," dedim. Boşta olan elinin tersiyle yanağımı okşadı. "Utanmaman için gözlerini kapattırdım." Bunun için ona minnettardım ama bu utanmamam için iyi bir çözüm yolu değildi. "Ama utandım."

"Senin için sorun olacağını sanmıyorum nasılsa gözlerin kapalı, gözlerime bakmıyorsun." Gözlerine bakmasam bile şu an utanıyor olmaktan pek memnun değildim. "Gözlerimi kapattırdığın için teşekkür ederim ama ben hâlâ çok utanıyorum Barlas." Yanağımı okşamaya devam etti "Ben seninle ne yapacağım böyle Kaktüs?" Bir cevabım yoktu. Gözlerimi açıp gözlerine bakınca başımı hafifçe sağa sola oynattım, "Bilmiyorum." Tebessüm ederken yüzümü ellerinin arasına alıp gözlerini dudaklarıma kaydırdı. Başparmağı alt dudağıma dokunuyordu. "Benden utanmana gerek yok."Heyecandan kesik kesik nefes alırken, "Yanında heyecanlanıyorum," dedim.

Gözlerini gözlerime kaldırıp fısıldadı. "Biliyorum, kalbinin sesini duyabiliyorum." Bundan emindim zaten. O kadar hızlı atıyordu ki duymaması imkânsızdı, "Kalbinin, seviyorum, der gibi atmasını bayılıyorum," deyince yüzündeki tebessüm büyüdü ve tüm yüzüne yayıldı. Bu benim de tebessüm etmeme neden olurken, "Hmm, demek kalbim seviyorum der gibi atıyor," dedim. Beni başıyla onayladı, "Evet, aynen öyle."

"Peki, seninki nasıl atıyor?" Sorduğum soruyla yüzümü bırakıp elimi tuttu ve kalbinin üzerine koyup kalp atışlarını hissetmemi sağladı. "Bunu hisset ve bana nasıl attığını söyle."

Gözlerinin içine bakarken kalbinin çok hızlı attığını fark ettim. Onun kalbinin böyle çarpması benim kalbimin daha da hızlı atmasına neden olurken kalbim kaburgalarımı kırıp oradan çıkacakmış gibi hissettiriyordu. Kalp atışlarını hissetmek ne güzeldi öyle. Bunu duyabiliyordum. Bu hiç bıkmadan dinleyebileceğim bir melodi gibiydi. Ruhumu dinlendiriyordu. Hayatımda duyduğum en güzel ses onun kalbinin ritmiydi. "Aşığım, der gibi atıyor."

Gözlerini kapatıp birkaç saniye sonra yavaşça geri açınca, o kahverengi gözlerin beni büyülediğini hissettim. Yine çok güzel bakıyordu ve bu benim erimeme neden oluyordu. "Bu gözler sana bu şekilde baktığı sürece bu kalp böyle atmaktan asla vazgeçmeyecek." Benim de temennim oydu. Bana hayatının sonuna kadar bu şekilde bakmasını istiyordum. Kalbinin üzerindeki elim yanağına gidince sakalsız yüzünü okşadım. "Aşk bir insana ancak bu kadar yakışabilir."

Tebessüm ederek yüzündeki elimi tutup dudaklarını avucumun içini bastırdı, "Aşk, sevmesini bilen herkese yakışır güzelim."

"Ama en çok sana yakışıyor." Kafasını hafifçe sağa sola oynattı, "Bana nasıl baktığını görseydin aşkın kime yakıştığı konusunda hiç tereddüt etmeden kendini seçerdin." Alnımı kırıştırdım. "Nasıl bakıyorum ki?" Dudağının bir kenarı muzipçe yukarı doğru kıvrıldı, "Beni öp der gibi." Gözlerimi kısıp elimle göğsüne hafifçe vurdum. "Hayır, hiç de öyle bakmıyorum!" Tepkim onu uzun süre güldürünce gülüşünü izledim. Beni sinir etmek onu eğlendiriyordu. "Tamam, şakaydı zaten," deyip daha fazla gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken kafasını yukarı kaldırıp derin nefesler aldı."Beni kızdırmak hoşuna mı gidiyor Barlas?" Kafasını indirip bana baktığında, "Evet, çünkü her halin bir başka güzel," dedi.

"Utandığında, kızdığında, heyecanlandığında, mutlu olduğunda, her halinde hoşuma giden şeyler var ve ben bu yüzden seninle uğraşmayı seviyorum." Sinirim bir anda geçince ona sarılıp yüzümü boynuna gömdüm. Şu an yapmak istediğim tek şey buydu. Sadece ona sarılmak ve kokusunu içime çekmek. "Yine mi utandın?"

"Hayır, ben sadece biraz böyle kalmak istiyorum." İkimiz de sesimizi çıkarmadan birkaç dakika o şekilde kalınca yüzümü geri çekip ona baktım. "İstememiştin ama burada kalmam iyi oldu aslında. Güneşin doğuşunu birlikte seyredebileceğiz." Gülümserken gözümün önüne düşen saçları kulağımın arkasına sıkıştırdı, "O zamana kadar uyuyakalırsın." Kafamı iki yana salladım, "Kalmam."

"Umarım kalırsın."

"O zaman güneşin doğuşunu tek başına izlemek zorunda kalırsın ama."

"Sen dururken güneşin doğuşunu izleyeceğimi kim söyledi?" deyip yüzümü avuçlayarak alnını alnıma dayadı, "Sen varken başka bir manzaraya ihtiyaç duymuyorum. Benim görüp görebileceğim en güzel manzara sensin, o güzel yüzün. Bu yüzden ebediyen izlemek istediğim tek şey sensin." Dudaklarını kulağıma doğru yaklaştırarak fısıldadı, "Uyumayıp da beni güzel manzaramdan mahrum etme sakın. Güzel yüzünü uyurken seyretmek istiyorum. Lütfen uyu. Uyu ki ben de en güzel manzaramı sabaha kadar seyredebileyim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.