Aşk.
Üç harf tek hece... Küçücük kelimenin hissettirdiği şey, hiçbir kelimenin hissettiremediği kadar yoğun ve büyük... Bambaşka. Ruha huzur verecek, bir bedeni diğer bedene bağlayacak kadar güçlü. İnsanın aklını başından alacak kadar da delice. Aşka tutunan her insanın tutkuyla harmanlanmış bedeni sevdiğinin yanında olmak, orada huzur bulmak ister. Tıpkı benim Barlas'ın yanında huzuru aramam gibi. Onunla vakit geçirmek, bütün ömrümü onun yanında, nefesini yüzümde hissedecek kadar yakınında geçirmek istiyordum. Dün o kadar güzeldi ki hiç bitmesin istemiştim. Hayatın yüzümü güldürdüğü an Barlas'ın yanında olduğum zamanlarken beni sevdiğini söylediği o an nutkum tutulmuştu ve ben sadece zaman dursun, hiç ilerlemesin istemiştim. O anda öyle kalalım. Yan yana, göz göze duralım ve birbirimizi hissedelim.
Rüya gibi akşamın sonunda eve gelince suratımda gülücüklerle dolaşmıştım. Aşk sarhoşu olmuştum ve sürekli kendi kendime gülüyordum. Mutluluktan havalara uçuyordum resmen. Barlas'ın söylediği söz zihnimden asla silemediğim kötü düşünceleri silmiş kötü şeyler düşünerek ruhuma verdiğim azaptan beni kurtarmıştı. Bu yüzden galiba ona minnettardım.Hayat ne garip... Onu tanıdığım ilk zamanlar, biri gelip onu seveceğimi ve onunla birlikte olacağımı söyleseydi buna asla inanmazdım. Gözlerine baktığımda nefret hissederken şimdi sadece aşk hissediyordum. Âşık olmak gibi güzel bir duyguyu bana yaşattığı için mutluydum. Çoğu insanın hayatı boyunca bulamadığı aşkı ben on yedi yaşında bulmuştum ve ne olursa olsun kaybetmek istemiyordum. Çünkü onu kaybedersem kendimi de kaybedecektim...
Alarmım çalmadan uyanmış tavanıma bakarak hayaller kuruyordum. Belki de mutlu olduğum için güne erken başlamıştım. Bir saate yakın yatağımda hayal kurmuş ve hepsi gerçek olsun istemiştim. Kurduğum hayallerin tamamı Barlas'la ilgiliydi, geleceğimize dairdi. Birden çalmaya başlayıp hayallerimin içine eden alarm sesine sinir olmuştum.Yatağımdan hızla kalkıp banyoya gittiğimde elimi yüzümü yıkayıp aynada kendime baktım. O kadar mutlu görünüyordum ki bu mimiklerime yansıyordu. Aynada gördüğüm kız sürekli gülüyordu. Bu ben miydim şimdi?
En son ne zaman mutlu olduğumu hatırlamayan ben, şimdi hiçbir şeye takmadan gülüyordum. Hayat ne garipti. Tam sana çelme taktı derken kolundan tutup düşmeni engelliyordu. Hazırlanıp evden çıktım. Yürüye yürüye durağa geldiğimde beni orada bekleyen Aysun'un önünde durdum. Oturmuş telefonunda biriyle mesajlaşıyordu. Geldiğimi fark etmemişti. "Günaydın." Kafasını telefondan kaldırıp bana baktı ve elindeki telefonu cebine sokup, "Günaydın," diyerek ayağa kalktı. "Ne ara geldin ya? Hiç fark etmedim."
"Telefonunla ilgilendiğin için fark etmemişsindir. Kiminle mesajlaşıyordun?"
"Hiç," deyip okula doğru yürümeye başlayınca ben de onunla birlikte yürüdüm. "Ne demek hiç? Biriyle mesajlaşıyordun gördüm."
"Evet, ama önemli biri değil." Nedense bana pek öyle gelmemişti ama konuyu uzatmak istemediğim için başka bir soru sormadım. Umarım öyleydi. Eğer öyle değilse ve hayatında biri varsa, şu anda da onunla konuşuyorsa bunu bana söylemeliydi. Arkadaşı olarak bunu bilmem gerektiğini düşünüyordum. Yaver'den sonra hayatına yine saçma sapan birini sokmadığını görmek isterdim. Tabii eğer bir sevgilisi varsa."Ee anlatsana, dün ne oldu Barlas'la? Tartıştınız mı?" Meraklı yüz ifadesi üzerimdeyken tebessüm edip yüzümü yere eğdim. "Hayır, tartışma falan olmadı ama çok güzel bir şey oldu."
"Ne oldu?"
"Bana beni sevdiğini söyledi." Durup kolumdan tutarak beni durdurdu, "Ciddi misin?" Yüzümü yerden kaldırıp ona baktım, "Evet." Sevinçle kıkırdadı, "Sana açılacağını düşünüyordum ama bunu dün yapacağı aklımın ucundan bile geçmemişti."
"Benim de öyle..."
"İnanmıyorum ya, bu gerçekten müthiş bir haber. Birliktesiniz artık!" Yüzünden ve sesinden ne kadar mutlu olduğu belli oluyordu. Suratımda hâlâ bir tebessüm varken kafamı aşağı yukarı sallayıp, "Evet," dedim. O da tebessüm ediyordu. Kolumu bıraktığında, "Yüzün gülüyor. Umarım bu mutluluğun hep böyle devam eder," dedi. "Umarım."
"Özür de diledi mi bakalım?"
"Evet, diledi."
"İyi bari."
"Çok sinirli olduğu için Demir'in bana dokunduğunu düşünmüş. O an bana bu yüzden inanmamış."
"Sakinleşip düşününce sana inanması gerektiğini anladı galiba."
"Aynen öyle."
"Şu an sana inanmayıp da kalbini kırdığı için Barlas'a çok sinir olabilirdim ama madem sana açıldı artık ona kızmıyorum."Güldüm. "Ben de öyle." Yürümeye devam ederken koluma girdi, "Bugün daha güzel bir haber alamazdım herhalde. Sizin adınıza çok sevindim. Sana şimdi detayları anlat diyeceğim ama bu sizin özeliniz olduğu için bir şey soramıyorum," detayları merak ettiği suratından belli oluyordu. "Ne soracaksın ki, en önemli şeyi öğrendin zaten?" Yüzünde alaycı bir sırıtış varken, "Evet ama bir de bunun detayları var. Mesela bunu sana dedikten sonra ne oldu, sen ne yaptın?" diye sordu."Ne yapacağım Aysun, heyecandan konuşamadım."
"Orası belli de aranızda bir şey oldu mu?"
"Ne gibi?" Anlamazdan geliyordum ama neden bahsettiğini çok iyi anlamıştım. "Öpüşme gibi." Ne kadar rahat söylüyordu şu kelimeyi. Ben duyunca bile utanıyordum. Sanki yanımda Barlas varmış gibi yüzümü utançtan yere eğdiğimde, "Nereden çıkartıyorsun bunu Aysun?" diye sordum. "Daha önce seni öpen çocuktan bahsediyoruz Öykü. Sana açıldıktan sonra seni öpmüştür diye tahmin ediyorum. Oldu değil mi böyle bir şey?" Merakla cevap vermemi beklerken yüzüm hâlâ yerdeydi. "Bu konulara girmesek mi?" Yüzümün kızardığını hissediyordum"Ay siz öpüşmüşsünüz!" Anlamıştı işte. Bunu o kadar belli etmiştim ki anlamasa şaşırırdım zaten.
Dişlerimin arasından, "Aysunnn!" diyerek sinirlendiğimi belli ederken yüzümü yerden kaldırmamaya özen gösteriyordum. Allah kahretsin ki çok utanıyordum. Beni daha fazla utandırmamak için, "Tamam tamam sustum," deyip gülmeye başladı. Bu beni sinir ederken ona baktım, "Bak var ya bu öpüşme konusunu Koray'ın yanında da açarsan seni öldürürüm!" Kaşları birden çatıldı. "Saçmalama ya ne açacağım." Aysun'du bu, ne yapacağı belli olmazdı. Ben yine de onu uyarmak istemiştim. "Umarım saçmalıyorumdur da açmazsın."
"Açmam ya o kadar da değil, seni utandırır mıyım hiç?"
"Bilmem, utandırır mısın?" deyip tek kaşımı havaya kaldırınca dudaklarını büktü. "Tabii ki utandırmam."
"İyi, bunu göreceğiz."
"Öpüşme konusundan ona bahsetmem ama artık birlikte olduğunuzu söylerim haberin olsun." Bir şeyleri anlatma konusundaki hevesini bildiğim için bunu kabul ettim. "Onu söyleyebilirsin onda sorun yok ama diğer konudan bahsedersen bugün okula son gelişin olur haberin olsun."
"Merak etme sen," deyip ağzına hayali fermuar çekerek kafasını omzuma yasladı. Bu hareketi beni güldürürken okula doğru yürümeye devam ettik.Kısa bir süre sonra okula geldiğimizde arkadaşlarıyla beraber arabadan inen Barlas'ı görünce tebessüm etmeye başladım. Aysun onu fark etmediğimi düşünüp beni dürterek, "Seninki gelmiş Öykü, sanırım seni bekliyor," dedi."Evet, öyle," dediğimde ikimiz de onun yanına gittik.
Barlas gözlerini gözlerime dikmiş bana bakarken arkadaşları Barlas'la birlikte olduğumuz için mutlu görünüyordu. Tabii Bade hariç... O ifadesiz suratla bana bakıyordu. Hepsinin suratında kavgadan kalma izler varken sebebinin ben olduğunu düşündüğüm kavga için üzülmüş onlara öyle bakıyordum. İyi ki hiçbiri ciddi bir hasar almamıştı yoksa büyük bir vicdan azabı çekeceğim kesindi. " Ooo yengemiz gelmiş." Ali eğlenircesine konuşurken kaşlarımı çatıp ona baktım. "Yenge mi? Lütfen bana yenge deme."
"Neden, yengemiz değil misin?"
"Evet, öyle ama bana yenge diye hitap etme, bu çok sinir bozucu." Ali gülmeye devam ederken Çetin de gülüp, "Beğenmediysen Kaktüs diyelim," diyerek dalga geçti. Bu beni de güldürürken gözlerimi Barlas'a çevirdim. Gözlerini kırpmadan bana bakıyordu, "Hayır, bana onu sadece Barlas diyebilir," deyip tekrar Çetin'e baktığımda, "Siz eskisi gibi adımla hitap etseniz olmaz mı?" diye sordum, "Olur, bize uyar." Çetin gülmeyi kesip ciddi bir tavra büründü, "Birlikte olmanıza sevindik. Umarım çok mutlu olursunuz."
Arkadaşları adına mutlu olmuşlardı ve bunu bayağı belli ediyorlardı. "Teşekkürler Çetin."
"Geç bile kalmışlardı." Samet düşüncesini dile getirirken ona bakıp gülümsedim. Ali bana bakarken Samet'e cevap verdi, "Sonunda oldu ya ona bak. Önemli olan mutlu olmaları ve onlar çok mutlu görünüyor." Gözlerim Ali'ye kayınca ona da tebessüm ettim. Çetin arkadaşlarına bakarak, "Hadi biz içeri geçelim gençler," deyip önden yürümeye başladığında, "Barlas, biz kantindeyiz oraya gelirsin," dedi. Bade onların arkasından gitmeden önce yanıma yaklaştı. Yüzünden ne düşündüğü belli olmazken elini omzuma koydu, "Çok mutlu görünüyorsun. İnşallah bu böyle devam eder," deyip hafifçe tebessüm etmeye çalıştı ama pek başarılı olamadığının farkına varıp elini omzumdan çekti ve benim bir şey dememi beklemeden arkadaşlarının peşine takıldı.
Zaten gitmeseydi de bir şey diyebileceğimi sanmıyordum. Çok şaşırmıştım. Benimle konuşmuştu. Hem de iyi bir şekilde. Bu hareketi beni şaşkına çevirirken Barlas'a baktım. "Az önce bana mutlu göründüğümü söyleyen Bade miydi?" Güldü. "Evet." Şaşkınca başımı iki yana salladım, "Beni şaşırtıyor."
"Belki de arkadaş olmaya çalışıyordur." Eğer Barlas'ın dediği gibiyse buna sevinirdim. Onunla arkadaş olmak istiyordum. Hele yaşadıklarını öğrendikten sonra bunu daha çok istiyordum. Biz birbirimize bakarken yanımda duran Aysun, "Bak Barlas eğer arkadaşların Öykü'ye yenge derse ben de sana enişte derim haberin olsun," dedi. Bu lafı Barlas'ı güldürmüştü. "Sorun yok Aysun, bana istediğin şekilde hitap edebilirsin."
"Eminsin değil mi? Bak sonra enişte dedim diye bana işkence yapmaya kalkma sakın."
"Korkma, sana bir şey yapmam."
"Aşk seni değiştiriyor galiba?" Aysun'un bu sözüyle Barlas'ın gözleri bana kaydı, "Galiba."
"Öykü'yle çok mutlu olacaksınız, buna inanıyorum."
"Ben de öyle."Bakışlarımız birbirimizin üzerindeyken Aysun bizi yalnız bırakmak için, "Neyse ben sınıfa çıkayım Koray gelmiştir, ben yokken canı sıkılmasın şimdi. Sonra görüşürüz Barlas," deyip gülümsedi. Bana göz kırpıp öyle gidince arkasından gülümsedim. Deli kız, seviyordum onu. Canımdı benim. Barlas onun gitmesiyle elimi tutup derin bir nefes alarak gözlerimin içine içine baktığında, "Biliyor musun, çok güzelsin," dedi.
Söylediği şeyle gözlerim yere kayınca utandığımı hissettim. "Barlas yapma şunu, utandırma beni."
"Ne var bunda, sevgilime güzel olduğunu söyleyemeyecek miyim?" Sevgilim kelimesini vurgulayarak söylediği için kalbimin bir an durduğunu hissettim. Ne güzel demişti öyle. Ağzına çok yakıştığını düşünürken bunu tekrar etmesini istedim. Bana sevgilim demişti. Hem de o kadar güzel demişti ki ağzıyla değil yüreğiyle demişti sanki. Çok güzel dökülmüştü dudaklarından bu kelime. İnsanın ruhuna dokunacak şekilde...
Gözlerimi yerden kaldırıp utana sıkıla yüzüne baktım. Kalbim ona bakmak için diretiyordu resmen. "Söylersin ama bu beni utandırıyor." Muzipçe sırıttı, "Zaten bunun için yapıyorum desem."
"İnanırım. Çünkü yüzümün kızarmasını seviyorsun." Beni kendine çekti ve bir elini yanağıma koyup alnını alnıma dayadı, "Aslına bakarsan her şeyini seviyorum." Şu an başka bir yerde olsak heyecandan titriyor olurdum ama okulda olduğumuz için yaptığı şey hoşuma gitmemişti. Birbirimize çok yakın duruyorduk ve hocaların gözüne batacağımızdan emindim. "Barlas, okuldayız."
"Biliyorum." Sesi fısıltı halinde çıkmıştı. Biliyordu ama bu umurunda değildi. Elimi kaldırıp yüzümdeki elini aşağı indirerek etrafıma baktım. Çoğu kişi bize bakıyordu. Herkes ondan korkarken bu kadar yakın olmamız insanları şaşırtmıştı. Bu yüzden meraklı gözler üzerimizdeydi. "O zaman okuldaymışız gibi davranır mısın?"
"Zor oluyor," deyince ona baktım, "Herkes bize bakıyor Barlas." Gülüp etrafına bile bakmadan, "Herkes değil, sadece kızlar," dedi. Niyetini anladığım için yapmacık bir şekilde sırıttım. Beni sinir edemeyecekti. "Öyle mi, nedenmiş o?"
"Benim gibi yakışıklı bir çete liderini kendine âşık ettiğin için sana gıcık olduklarındandır." Yapmacık gülüşüm hâlâ devam ediyordu, "Öyle mi? Senden korktuklarından olmasın sakın."
"Sanmıyorum." İşine gelmemişti tabii."Ben erkeklerin de baktığını görüyorum ama. Onlar neden bakıyorlar peki? Benim gibi tatlı bir kızı senin gibi serseri bir çocuğa kaptırdıkları için mi acaba?" Kaşları çatıldı, "Bana kaptıracaklar tabii, yoksa hepsi başına ne geleceğini biliyor," dedikten sonra bir süre gözlerime baktı. "Seni benden başka kimse sevemez!" Gülümsedim, "Biraz kıskanç mıyız acaba?"
"Biraz mı?" deyip güldü, "Bence birazdan daha fazla."
"Tamam, anladık kıskançsın ama abartma tamam mı?"
"Bu kadar güzel sevgilim varken abartmamam mümkün mü?" Barlas'tı bu, sevgilisi güzel de olsa çirkin de olsa onun için fark etmezdi. O her şekilde sevgilisini kıskanabilecek biriydi. Güzelliği bahane ediyordu şu an, "Değil ama sen yine de kendine hâkim ol ve abartma."
"Denerim."
"İyi."Ellerini pantolonunun cebine sokup arabasının kaputuna yaslandı, "Akşam bir şeyler yapalım mı?"
"Olur, ne yapacağız?"
"Aklımda güzel bir şey var."
"Ne gibi?" Bakışları yoğunlaştı. "Söylememi ister misin?" Pis pis sırıtmaya başlayınca aklındaki şeyin ne olduğunu anlayıp karnına hafifçe vurdum. "Pisliğin tekisin biliyorsun, değil mi?" Neden beni sürekli utandırıyordu ki? Gıcık oluyordum. Gülüyordu ama anlamazdan gelmişti. "Neden, ne oldu şimdi?"
"Sen ne olduğunu çok iyi biliyorsun," deyip okulun içine doğru yürümeye başladığımda peşimden geldi. "Tamam, dur bir dakika." Şu anda beni hiçbir kuvvet durduramazdı. Utanmıştım ve beni sinir etmesine gıcık olmuştum, "Hayır, gidiyorum."
"Bu kadar utanmak zorunda mısın?" Evet diye haykırmak istiyordum ama kendimi tuttum. "Bu kadar utandırmak zorunda mısın?"
"Evet." Biliyordum, sormam bile saçmalıktı. "Çok kötüsün," deyip okulun içine girdiğimde tam merdivenlere yönelecekken kolumdan tutup beni durdurdu. "Nereye, gel kantine gidelim."
"Hayır, sınıfa çıkacağım, Aysun'un bizim hakkımızda Koray'a olduk olmadık şeyler anlatmasını istemiyorum." Aslında istemediğim Aysun'un Koray'a Barlas'la öpüştüğümüzü anlatmamasıydı ama Barlas'a böyle diyemezdim tabii."Kaçıyorum demiyorsun da."
"Kaçmıyorum." Sesim kendimden emin çıkmıştı. Gülerek kolumu bıraktı. "İyi peki öyle olsun bakalım. Teneffüste yanıma gel o zaman, olur mu?"
"Utandırmayacaksan gelirim." Gözlerini kısarak baktı, "Merak etme utandırmayacağım." Buna pek inanmıyordum ama yine de kabul ettim. "O zaman gelirim," deyip arkamı döndüğümde tebessüm ederek merdivenleri çıktım. Sınıfa girdiğimde Aysun hararetli bir şekilde konuşuyordu. Yanlarına gidip çantamı sırama bırakınca Koray bakışlarını bana çevirdi. "Ooo çete liderimizin sevgilisi de gelmiş. Nasılsın Öykü?"
Koray benimle konuşmaya başlayınca Aysun cebinden telefonunu çıkarıp onunla ilgilenmeye başladı. Galiba yine kim olduğunu bilmediğim kişiyle mesajlaşıyordu. Onu umursamadan gülümseyerek Koray'a baktığımda, "Nasıl görünüyorum?" diye sordum."Çok iyi."
"Evet, çünkü çok iyiyim," deyip sırama oturdum.Gülümsüyordu, "Barlas'ın sana açılması biraz uzun sürdü."
"Yoo, o kadar da uzun sürmedi aslında."
"Bana göre biraz uzun sürdü ama neyse boş ver açıldı ya önemli olan bu," deyip sıramın üzerindeki elimin üzerine elini koydu. "Senin adına sevindim Öykü. Hep böyle mutlu ol. Mutlu olmayı hak ediyorsun."
"Sağ ol Koray. Sen de mutlu olmayı hak ediyorsun. Umarım senin de sevgili yaptığın günleri görürüz." "Hayır göremezsin. Çünkü benim sevgili yapma gibi bir derdim yok."
"Eninde sonunda bir sevgilin olacak ama."
"Hiç sanmıyorum. O işlere girmem ben."Biz Koray'la konuşmaya devam ederken Aysun hâlâ mesajlaşıyordu. Bu benim kadar Koray'ın da ilgisini çekince, "Sen ne yapıyorsun bakalım?" deyip telefonu onun elinden aldı. Aysun buna kızarken telefonu Koray'ın elinden kapmak için ona doğru uzandı, "Ver şunu!"Koray telefonun ekranına çatık kaşlarla bakarken Aysun yerinden kalktı ve telefonu onun elinden aldı. "Koray bu yaptığın hiç hoş değil! Bu benim özelim farkında mısın?"
Koray'ın yüzü Aysun'un mesajlarını okuduktan sonra değişmişti. "Kim o konuştuğun çocuk?" diye sordu. Aysun bilmezden geliyordu, "Ne çocuğu ya?" Birazda sinirlenmişti."Çıkışta nerede buluşuyoruz diye yazdığın çocuk?" Kaşlarım hayretle havaya kalkarken Aysun'a baktım. Bir çocukla mı görüşüyordu? Bunu tahmin etmiştim aslında ama emin olmadığım için bir şey sormamıştım.
Aysun gelen son mesaja cevap yazdıktan sonra telefonu cebine koyup yerine oturdu, "Sana ne?"
"Biriyle mi çıkıyorsun sen?" Koray'ın soruları devam ederken Aysun sinirlenip, "Of Koray sana ne!" diye bağırdı. Aysun'un tepkisine şaşırırken Koray kafasını bana çevirdi. "Bu biriyle çıkıyor ben sana diyeyim."Onu ben de anlamıştım zaten ama yine de bunu teyit etmek için sormak istedim. "Aysun doğru mu bu?"
"Ne var bunda, çıkamaz mıyım?"
"Tabii ki çıkabilirsin."
"O halde sorun ne?" Neredeyse bunu öğrendik diye bozulup yanımızdan gidecekti. Neden böyle aşırı tepki verdiğine anlam veremiyordum. "Sorun, arkadaşların olarak biriyle çıktığını bize söylememen."
"Söyleyecektim."
"Ne zaman?"
"Henüz çok yeni... Biraz zaman geçince söyleyecektim." Arkadaşım biriyle çıkıyordu ve ben bunu bu şekilde öğreniyordum. Bu saçmalık değildi de neydi? Ben ona Barlas'la birlikte olduğumuzu anlatırken o neden bu çocukla görüştüğünü anlatmamıştı?"Kim bu çocuk, hangi okuldan?" Koray'ın sorusuyla bir süre sessiz kaldı. "Okumuyor."
"Çalışıyor o zaman?"
"Evet."
"Ne iş yapıyor?" Koray'ın sorulardan bıkmıştı ama yine de cevaplıyordu. "Bir şirket sahibi..."
"Kaç yaşında?" Nedense bu bana en kritik soruymuş gibi gelmişti. Aysun'un önceki sevgililerine bakacak olursak pek kendi yaşıtlarıyla birlikte olmadığını bildiğimiz için Koray bu soruyu sorma gereği duymuştu. Açıkçası ben de bu sorunun cevabını merak ediyordum. Umarım Aysun yine hata yapmıyordu. "Bu ne ya soruların bitmiyor!" Aysun bıkkınlığını dile getirirken Koray bağırmaya başladı, "Cevap ver Aysun! Kaç yaşında?" Sesini çıkarmayınca Koray bana baktı, "Öykü, bu yine babası yaşında biriyle birlikte!"
Nedense bana da öyle gelmişti. Suratı bunu belli ediyordu zaten. O yüzden konuşmuyordu. "Aysun, bunun doğru olmadığını söyle bana!" Bir süre daha sessiz kalıp öyle konuştuğunda, "Doğru," dedi. Dudaklarından zorla çıkan kelime yüreğime otururken şaşkınlıktan açılan ağzımla Koray'a baktım.
O da şaşkın görünüyordu. Aysun ne yapıyordu böyle? Hiç mi akıllanmıyordu? Demek bu yüzden bize biriyle çıktığını söylememişti. Kızacağımızı, tepki vereceğimizi biliyordu. Bunu saklayabileceğini, bizden gizli o adamla buluşabileceğini düşünmüştü ama yanılmıştı. Öğrenmiştik işte.Gözlerim Aysun'a dönerken zaten gergin olan ortamın iyice gerilmesini sağlayıp, sınıfta bize bakanları umursamadan bağırmaya başladım. "Aysun, sen ne yapmaya çalışıyorsun? Delirdin mi? Yaşadığın şeylerden sonra hâlâ nasıl o yaşta biriyle birlikte olabilirsin? Aklını mı kaybettin sen? Kendine gel ve derhal o adamdan ayrıl!"
"Saçmalama Öykü, bunu yapamam!" Böyle konuşması beni iyice şaşkınlığa uğratırken birkaç saniye durup dediği şeyi idrak etmeye çalıştım. Yapamam mı demişti o? "Ne demek yapamam? Hemen ayrılacaksın o adamdan dedim sana!" Kafasını iki yana salladı. İnatlaşıyordu sanki benimle. "Hayır ayrılmayacağım!"
"Niye?" Sakin konuşmaya çalışıyordum. Bir de bu yolu deneyecektim. "Onu seviyor musun?" Sevmediğini o kadar iyi biliyordum ki. Sırf bunu ondan ayrılması için sebep olarak göstermek adına soruyordum. "Sevip sevmemem önemli değil. Biz birlikteyiz artık."
"Ne zaman tanıştın onunla da hemen çıkmaya başladınız?" Bu soruyu gerçekten merak etmiştim. Bizden ne zamandır saklıyordu onu bilmek istiyordum. Cevap verirken yüzüme bakmadı. "Üç gün." Cidden nefes alamıyordum şu an. Üç gündür tanıdığı bir adamla çıkıyordu öyle mi? Kafayı yemiş olmalıydı. Sinirden elim ayağım titremeye başlamıştı. Beynimi bir şey sıkıyordu sanki. Hiddetle ayağa kalktığım için oturduğum sandalye yere düştü. Elimi Aysun'un masasına vurdum. Bu sırada sınıftaki herkes merakla bize bakıyordu. "Ondan hemen ayrılıyorsun!"
O adamla ne için birlikte olduğunu biliyordum. "Hayır." Gözlerim sinirle büyürken Koray sırasından kalkıp beni sakinleştirmek için yanıma geldi. "Tamam, Öykü bir saniye... Sakince konuşalım."
"Koray, Aysun ne diyor?"
"Saçmalıyor!"Aysun oturduğu yerden ayağa kalktığında, "Hayır saçmalamıyorum, ben onunla birlikteyim ve birlikte olmaya devam edeceğim!" diye bağırdı. Şu an onu tanıyamadığımı düşünüyordum. "Ne için birliktesin o adamla, parası için mi?" "Bu seni hiç ilgilendirmez Koray!" Ne için birlikte olduğunu biliyorduk zaten. Söylemesine gerek yoktu. Aysun'u silkeleyip kendine getirtmek istiyordum. Koray'a verdiği cevap beni aşırı sinirlendirirken, "Ne demek ilgilendirmez. Biz senin arkadaşlarınız Aysun, tabii ki bizi ilgilendirir!" diye bağırdım. Kendi de sinirliydi ve bu yüzden bağırarak konuşuyordu, "Neden bu kadar korkuyorsunuz ki, herkes Yaver gibi olacak değil ya!"
Bizi anlamıyor muydu? "Sorun o adamın Yaver gibi olacak olması değil ki Aysun, sorun senin o yaştaki adamlarla çıkman!"Omzunu silkti, "Ben böyle mutluyum." Yemin ederim ağzının ortasına vurmamak için kendimi zor tutuyordum. Beni o kadar sinirlendirmişti ki. Aptal aptal konuşup canımı sıkıyordu, "Ama biz değiliz!"
"O zaman bu sizin sorununuz, benim değil." Son söylediğiyle canımın yandığını hissederken sinirle kolundan tuttum. "Sen iyi misin Aysun?" Şu an o adam için arkadaşlarını kırdığının farkında değildi. Bunu bize nasıl diyebilirdi? "Bana karışmayın Öykü!" Sabrımı mı sınıyordu anlayamıyordum. "Sana karışmadığımız için Yaver denilen o pislik hayatına girdi zaten!"
Kolunu sıkmaya başlamıştım. Kendine gelsin ne yaptığının farkına varsın istiyordum."O bir hataydı!"
"Ya bu da bir hataysa?"
"Değil!"
"Bundan emin misin?"
"Eminim!" Nasıl bu kadar emin olabiliyordu ki? Adamı kaç gündür tanıyordu? Sırf onunla birlikte olabilmek için bizimle tartışıyordu. Şu an gerçekten çok üzgündüm. Aysun'dan bunu beklemezdim. Bu sefer beni ciddi anlamda sinirlendirmişti. Yaptığı hatanın farkına varmalıydı. Ben ne yapıyorum diye kendine sormalıydı."Peki, madem eminsin sana karışmıyoruz o zaman. Ne halin varsa gör!" deyip çantamı elime alarak yanlarında uzaklaşıp sinirle sınıftan çıktım.
O kadar sinirliydim ki Aysun'un canını yakmamak için uzaklaşmıştım. Gidiyordum. Merdivenlerden inmiş okulun çıkış kapısına doğru ilerlerken kantinden çıkan Barlas ve arkadaşları beni gördü. Barlas suratımdan bir şey olduğunu anlayarak yanıma gelip yolumu kesti, "Ne oldu?" Sinirden gözlerimin dolduğunu hissediyordum. İstediğim tek şey okuldan çıkıp gitmekti. Burada kalmak Aysun'la yeniden tartışmaya girmek istemiyordum. "Hiç," deyip Barlas'ın yanından geçecekken omzumdan tutup gitmeme izin vermedi. "Ne oldu dedim?" Gözlerimi ağlamamak için kırpıştırırken, "Bir şey yok Barlas, üsteleme!" dedim.
"Bu ne hal o zaman, ağlayacak gibi duruyorsun. Bana bak, biri bir şey yapmadı değil mi?" Gözleri bir anda alev aldı. Evet, biri bir şey yaptı desem okulu yakacaktı sanki. Öyle görünüyordu. Kafamı iki yana salladım, "Hayır."
"O zaman neyin var? Bak söyle yoksa gidip kendim öğrenirim!" Bunu burada ve şu anda konuşmak istemiyordum. Belki daha sonra anlatırdım. Kötüydüm ve tek istediğim buradan gitmekti. Çetin kötü bir şeyler olduğunu zannedip yanımıza geldi. "Barlas bir sorun mu var?" Barlas'ın bakışları hâlâ bendeydi "Bilmiyorum, Öykü bir şey anlatmıyor!" Neden zorluyordu ki beni. Anlatmak istemiyordum işte. "Önemli bir şey değil."
"Benim için önemli..." deyip sesini yükselterek konuşmasına devam etti. "Çantanı almış gidiyorsun. Bu şekilde okuldan gitmeni sağlayacak şey nedir merak ediyorum."
"Aysun'la tartıştık hepsi bu, büyütülecek bir şey yok. Eve gidip sakinleşmek istiyorum biraz. Lütfen bırak gideyim!" deyip bir adım atmak istediğimde omzumdaki eliyle yine beni durdurdu. Şaşkın görünüyordu. Aysun'la tartışmış olmam onu şaşırtmıştı. Biraz önce birlikte gülerek okula geldiğim kızla şu an tartışmıştım ve o neler olduğunu merak ediyor gibiydi. "Peki," deyip omzumdaki elini çantama indirdiğinde onu elimden alıp okulun çıkış kapısına doğru yürüdü.
"Gidiyoruz." Ne olduğunu anlayamazken peşinden gittim, "Ne oluyor Barlas, ne yapıyorsun?"
"Bir şey yok. Sadece sakinleşmeni sağlayacak kişiyle vakit geçirmeni sağlayacağım, hepsi bu." O kadar hızlı yürüyordu ki ona yetişebilmek için adımlarımı büyük atıyordum. "Benim yüzümden devamsızlık yapmana gerek yok."
"Sence devamsızlık umurumda mı?" deyip yüzüme baktı, "Okula gelirken kalem bile getirmiyorum ben..." Haklıydı. Daha önce elinde ne defter ne de kitap görmüştüm. "Sakinleşmem için benimle ilgilenmek zorunda değilsin." Arabasının yanına geldiğimizde arka kapıyı açıp çantamı bıraktı ve kapıyı kapatırken bana baktı. "Hayır zorundayım. İyi olmanı istiyorum." Mümkün müydü bu acaba, çünkü iyi olduğumda hep bir şey oluyordu da. "Eve gitmek istiyorum Barlas."
"Götüreceğim ama önce Aysun'la neden tartıştığınızı anlatacaksın bana."
"Barlas lütfen!" dediğimde itiraz kabul etmiyormuş gibi bakıp ön kapıyı açtı, "Arabaya bin." Anlaşılan olayı öğrenmeden beni bırakmayacaktı. Dediğini yapıp arabaya binince memnun olmuş bir ifadeyle kapımı kapatıp kendi de yerine geçip oturdu.Konuşabileceğimiz bir yere, sahile götürdü beni. Arabayı bir kenara çekip, "Evet Öykü, seni dinliyorum. Ne oldu?" diye sordu.
Sorusuna cevap vermeden arabadan çıkıp deniz kenarına doğru yürüdüm. Barlas da çıkıp peşimden geldi. Hafiften esen rüzgâr saçlarımı dağıtırken deniz kenarına gidip oturdum. Kollarımı dizlerime dolayarak kumların üzerine oturup, denizin kokusunu içime çektim. Şimdiden sakinleştiğimi düşünüyordum. Bu koku beni sakinleştirmeyi başarmıştı ama Aysun'la tartıştığımız gerçeğini unutturmaya yetmemişti. Onunla ilk defa bu şekilde tartışmıştım. Ne yaparsak yapalım aynı şeyi yapmaya, o yaştaki adamlarla çıkmaya devam edecekti. Onu bundan vazgeçiremeyecektik.Barlas yanıma gelip oturdu. Konuşmuyor, konuşmamı bekliyordu. "Aysun biriyle birlikte." Konuşurken ona bakmamıştım. Denizi izliyordum. Dediğim şey onu şaşırtmadı. Düz bir sesle, "Ne var bunda? Bu yüzden mi tartıştınız?"
"Hayır bu yüzden değil, hayatındaki kişi Yaver yaşında bir adam olduğu için tartıştık." Şimdi şaşırdığını hissedebiliyordum işte, "Yine mi?" Kafamı aşağı yukarı salladım, "Yine. Maalesef akıllanmıyor!"
"Küs müsünüz?" İşte bunu ben de bilmiyordum. O benim arkadaşımdı, küs kalabileceğimi sanmıyordum ama ona kırılmıştım, "Bilmiyorum."
"Üzülme. Yarın konuşup sorunu halledersiniz." Bunun o kadar kolay olacağını sanmıyordum. Aysun bizi dinlemiyordu bile, nasıl halledecektik ki? Hem zaten konuşur muydum bilmiyordum. Konuşursam yine sinirlerimi bozabilirdi. "Hayır. Ona kırgınım," dedim. "Bizimle nasıl konuştuğunu görmen lazımdı. Onu düşünmemiz hataymış gibi..."Beni anlıyormuş gibi kafasını hafifçe aşağı yukarı oynattı, "Onunla benim konuşmamı ister misin?" Bu bir işe yaramazdı. Aysun kafasına koymuştu, asla o adamdan ayrılmayacaktı. Başımı ümitsizce iki yana sallayıp yüzümü önüme eğdiğimde, "Kimseyi dinlemez," dedim.
"Dinletiriz o zaman." Şaşkınlıkla yüzüne baktım, "Nasıl?" Umarım düşündüğüm şeyi düşünmüyordu. Gerçi çarpık gülümsemesine bakılacak olursa tam da düşündüğüm şeyi düşünüyor olmalıydı, "Daha bugün ona bir şey yapmayacağını söylememiş miydin sen?"
"Senin için bunu değiştirebilirim." Tek kaşım havaya kalktı. "Şaka yapıyorsun değil mi?" Gülümseyip beni kendine çekti sarıldı. Bir an ciddi olduğunu sanmıştım ama olmadığını anlayınca sesli bir nefes verdim. Beni korkutmuştu. Barlas yanağını saçlarıma bastırmış öylece dururken bir süre sessiz kaldık. Benim sessiz kalma nedenim belliydi, Aysun'u düşünüyordum. Başına gelenleri benim kadar takmış olsa belki o adamla olmayacaktı ama takmıyordu. Umursamaz bir hali vardı.
Barlas saçlarımı okşamaya başladığında düşüncelerime ara vermemi sağladı. "Düşünme bu kadar, eninde sonunda hata yaptığının farkına varacak." Aysun'dan bahsediyorduk, değil mi? Çünkü o pek hata yaptığının farkında olmazdı. "Ne zaman Barlas, başına kötü bir şey gelince mi? Gerçi geldi zaten ama belli ki o bunu pek takmamış!"
"O takmıyorsa sen de takma." Mümkün değildi. O benim arkadaşımdı, nasıl takmazdım? "Başına yine bir şey gelecek diye korkuyorum!"
"Ben buradayım Öykü. Aysun'un başına bir şey gelmesine izin vermem." Kendimi geri çekip gözlerine baktım, "Biliyorum, iyi ki varsın." Gülümsedi. Bir elini yanağıma koymuş okşarken yüzünü inceliyordum. Bu çocuğa âşıktım ama yüzünü incelerken onun hakkında her şeyi bilmediğimi fark etmiştim. "Barlas, düşündüm de ben senin hakkında fazla bir şey bilmiyorum."
Elini yanağımdan çekip kaşlarını çattı, "Ne öğrenmek istiyorsun ki?" Biraz düşündüm. "Mesela doğum gününü... Ne zaman doğdun sen?" Bu benim için önemliydi. Sorduğum sorudan pek haz etmemiş gibi görünürken, "Ne yapacaksın?" diye sordu."Bilmem gerektiğini düşünüyorum. Belki birlikte kutlarız." Lafımla yüzü düşerken dudakları düz çizgi halini aldı. "Ben doğum günlerimi kutlamam Öykü." Şaşırdım. "Neden?" Bir süre denizi izleyip derin bir nefes aldı. Cevap vermeye zorlanıyor gibiydi. "Annem ben doğduğum gün öldüğü için." Kahretsin neden bu soruyu sormuştum ki sanki? Annesinin onu doğururken öldüğünü bilmeme rağmen... Onu üzmüştüm. Ne kadar aptaldım. "Anlıyorum." diyebildim sadece. Bu konuyu açtığım için şu an büyük bir pişmanlık yaşıyordum.Bunu fark edip, "Ama yine de bilmen için söylüyorum. Doğum günüm 4 Mart," deyince güçlükle gülümsedim.
Üzgün olmasına rağmen merakımı gidermek istemişti. Hemen başka bir şey sorup konuyu kapatmak istedim. "Peki, en sevdiğin renk ne?" Aklıma ilk bu gelmişti. Hiç düşünmeden, "Mavi," deyince, "Neden mavi?" diye sordum. Gözlerime hayranlıkla bakarken elini yanağıma koydu, "Çünkü sevdiğim şeyler hep mavi. Deniz, gökyüzü ve senin gözlerin..." Ben bir şey diyemeden gözlerine bakarken konuşmasına devam etti, "Ama ben aralarında en çok senin mavine aşığım." Kalbim hızla atmaya başlarken gülümsedim. Beni heyecanlandırmış, biraz da utandırmıştı. Bu yüzden bu konunun üzerinde fazla durmadan başka bir soruya geçtim, "En sevdiğin yemek?" Sırıtmaya başlayıp elini yanağımdan çekti, "Bana o yemeği yapacaksan söylerim."
"Kolaysa yaparım."
"Fırında musakka."
"Zor değil, yaparım."
"İyi, buna sevindim. Ne zaman geliyorsun?"
"Nereye?" diye sorunca sırıtmaya devam etti, "Benim eve. Sonuçta yemek yapmak için söz vermiş gibi bir şey oldun. En yakın zamanda yaparsın herhalde." Cevap vermeden gülümseyince sevindi. "Bunu tamam olarak kabul ediyorum." Başımı hafifçe yana eğdim. "Tamam demedim. Bakarız." Umursamadı bile. Eliyle saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırırken, "Başka sorun var mı?" diye sordu. "Evet."
"Nedir?"
"Dövüşmeyi nereden öğrendin?"
"Yetimhanede sert görünümlü, dövüşmeyi iyi bilen, harika bir adam olduğunu düşündüğüm bir ağabeyimiz vardı. Adı Cengiz'di. Tanıdığım en mert adamlardan biriydi. Bizim yetimhanenin elektrik işlerinden sorumluydu. Dövüşmeyi o öğretti bize, kendimizi koruyabilmemiz için." Gerçekten harika dövüşüyorlardı. Onları izlerken hayran kalmıştım resmen. "Peki, Bade'ye de siz mi öğrettiniz?"
"Evet. Çetemize girdiği için öğrenmek zorunda kaldı." Çetede değildim ama ben de dövüşmeyi öğrenmem gerektiğini düşünüyordum. Biri bana zarar vermek istediğinde ona engel olmalıydım. "Bana da öğretir misiniz?" Kızacağını düşündüğüm soruyu sorduktan sonra gözlerine istekli bir şekilde baktım. Bunu ne kadar istediğimi gözlerimde görmeliydi. "Dövüşmeyi mi öğrenmek istiyorsun?" Sesi şaşkın çıkmıştı. "Evet, öğrenmem gerekmiyor mu sence?"
"Bilemiyorum. Buna gerek yok gibi." Sinirlenmiştim. "Ne demek gerek yok? Siz Demir'in çetesiyle kavga ederken Cemre denilen o kızın da benimle kavga etmeye çalıştığından haberin var mı senin?"
"Evet var, Bade anlattı."
"O zaman bana da öğretirsin diye düşünüyorum."
"Dövüşmeye bu kadar meraklı olduğunu bilmiyordum."
"Meraklı olduğumdan değil, ben sadece kendimi korumak istiyorum." Hayatım boyunca böyle şeylerle uğraşmamıştım ve şu andan itibaren dövüşmeyi öğrenmek istiyordum. Kendimi kimseye ihtiyaç duymadan korumam gerekiyordu. Her zaman Barlas yanımda olmazdı. "Tamam, öğretirim," deyince gözlerim şaşkınlıkla açıldı, "Gerçekten mi?" Gülümseyip kafasını aşağı yukarı salladı, "Gerçekten."
"Teşekkür ederim!" deyip boynuna sarılınca heyecanımın sesime yansıdığını fark ettim.
Çok mutlu olmuştum. "Umarım beni fazla yormazsın." Alaylı konuşunca kendimi geri çekip yüzüne baktım, "Yormam merak etme, çabuk öğrenirim."
"Bunu göreceğiz Kaktüs," deyip elini başıma koydu ve gülerek saçlarımı karıştırdı. Gülüşüne karşılık ben de güldüğümde dağılan saçlarımı düzelttim. "Bana Kaktüs demeye devam mı edeceksin?" Bunu rahatsızlık duyduğum için sormuyordum sadece merak etmiştim. "Evet. Neden vazgeçeyim ki? Nasıl başladıysam öyle devam edecek," deyince, "Merak ediyorum, neden Kaktüs? Beni tanımadığın o zamanlar neden bana böyle hitap ettin?" diye sordum. Tek omzunu silkti, "Bir sebebi yok aslında, sadece seni sinir etmek istemiştim. Amacım buydu," deyip işaret parmağıyla burnumun ucuna hafifçe vurdu. "Nereden bilebilirdim ki bu Kaktüs'ün benim sevgilim olacağını."
Sözleri yüreğimi ısıtırken gözlerimi gözlerine sabitledim. Böyle güzel bir manzaram varken denize bakmaya ihtiyaç duymuyordum. Beni büsbütün ele geçirmiş gözleri kalbimi delip geçerken bakışlarımı ondan ayırmak istemiyordum, "Kaktüs olmak güzel." İki eliyle kavradığı yüzümü yüzüne yaklaştırdı. Neredeyse dudakları dudaklarıma değecekti. "Benim Kaktüs'üm." Buruk bir şekilde gülümsedim, "Dikenlerim var ama."
"İyi ya işte ne güzel, sana kimse dokunamaz."
Alay ediyordu ama kızmamıştım. "O zaman sen de dokunamazsın ama." Dudak kenarları yukarı doğru kıvrılırken gözlerimin içine içine baktı. Kirpikleri bile kıpırdamıyordu, "Hayır, ben dokunabilirim."
"Dikenlerim batabilir." Kafasını iki yana sallayıp bilmiş bir edayla konuştu. "Bana batmaz." Kaşlarımı çattım. "Ya batarsa?"
"Sorun değil, acıtmaz," diyerek dudaklarını dudaklarıma değdireceği sırada heyecanlanıp ona sarıldım. Neredeyse beni öpecekti ama çok heyecanlanacağımı düşündüğüm için bunu yapmasına izin vermemiştim. Beni öpmesini istiyordum ama kalbim buna dayanamayacak gibiydi. Çok heyecanlanıyordum. Yanında ve burada olmak beni rahatlatıyordu. Bunu ona da söylemek için konuşma ihtiyacı hissettim. Belki de bunu istememin sebebi heyecanımı biraz bastırmaktı.
Beni öpecek olmasına bile heyecanlandığımı anlamasını istemiyordum. Bu bana kendimi aptal gibi hissettirirdi. "Kendimi çok iyi hissediyorum biliyor musun? İyi ki beni buraya getirdin."
"Kendini iyi hissetmenin nedeni seni buraya getirmiş olmam değil, benimle olman." Haklıydı. Onunla olunca kendimi iyi hissediyordum. Yer ve zamanın bir önemi olmuyordu. "Haklısın, sen bana iyi geliyorsun." Yanağını saçıma yaslayıp fısıldadı, "Biliyorum."Bir süre birbirimize sarılı halde öylece oturduktan sonra Barlas kendini geri çekip yüzüme baktı, "Hâlâ eve gitmek istiyor musun?" Burada onunla vakit geçirirken eve gitmek ister miydim? "Hayır, kalmak istiyorum."
"Hmm, sevgilimle vakit geçirmek istiyorum diyorsun yani?" Bu hoşuna gitmişti. Gülümserken, "Evet istiyorum, sen istemiyor musun?" diye sordum. "İstemez olur muyum?" diyerek parmaklarını enseme götürüp alnımı alnına dayadı. "Ben senin yanında sadece bir dakika geçirecek olsam o bir dakika hiç bitmesin diye saatleri kırar zamanı yok ederim." Tebessüm ederken elimi yanağına koyup sakalsız yüzünü okşadım. "Yaparsın, buna eminim." Gözlerini kapatıp burnunu burnuma sürterek derin bir nefes aldı, "Senin için her şeyi yaparım." Gözlerim bu hareketiyle istemsizce kapanmıştı. Kalbime değiyordu sanki. "Bize bir şey olacak diye çok korkuyorum Barlas."
"Korkma," dediğinde nefesi yüzüme çarpıp kalbimi titretmişti. "Ben bize bir şey olmasın diye savaşabilirim." Bir eli elime gidince başparmağıyla avucumun içini okşayıp öptü. "Korktuğun her an buraya bıraktığım öpücüğü hisset ve benimle olduğunu hatırla. O zaman korkmaman gerektiğini anlayacaksın." Gözlerimi araladığımda yaptığı şey hoşuma gittiği için gülümsüyordum. Galiba sadece korktuğum zaman değil bu anı hatırlamak için de avucuma bakacaktım.
Bunu sadece mutlu olmak için bile yapabilirdim. Gözlerim avucuma kayarken mutluluktan sırıtıyordum, "Bu 'benimsin öpücüğü' müydü şimdi?"
"Hayır. Bu 'kaderimsin öpücüğü'ydü," diyerek tebessüm etti ve tekrar yüzümü avuçladı, "Benimsin öpücüğü burada," deyip dudaklarıyla dudaklarımın üzerini örttü. Gözlerimi kapattım. Sakin kalmaya, heyecanlanmamaya çalışıyordum ama elimde değildi. Yine heyecanlanmıştım. Yanaklarım yanıyordu. Küçücük öpücük beni çok etkilemişti. Neden sürekli böyle oluyordu bilmiyordum. Kalbimin hızlı çarptığından emindim ama bunu hissedemiyordum. Çünkü şu an Barlas'ın sıcak dudaklarını dudaklarımda hissetmekle meşguldüm.
Beynim bana başka hiçbir şey düşündürtmüyor, sadece onu hissetmemi sağlıyordu.Barlas birkaç saniye dudaklarını dudaklarımın üzerinde tuttuktan sonra ayırıp kendini geri çekti. Gözlerim dudaklarını dudaklarımdan ayırmasıyla aralanınca ona baktım. Gülümsüyordu. Utandığımın farkındaydı ama bu sefer alay etmeyecekti. Bunu gözlerinden okuyordum. "Başka bir öpücük daha var mı?" Sorum onu güldürürken eliyle yanağımı okşadı, "Bir de hayat öpücüğü var ama onu şu anda vermem saçma olur."Gülmeye başladığımda beni kendine çekip sıkıca sarıldı.
Kendine has kokusu burnuma dolarken ellerimi beline sardım. Bir süre böyle durmak istiyordum. Bu kokuya da ona da ihtiyacım vardı. Bunlar benim hayatta sahip olduğum en değerli şeylerden olmuştu. Tıpkı Barlas'a olan aşkım gibi. Barlas saçlarımı okşarken çalan telefon sesiyle saçlarımı okşamaya ara verip pozisyonunu bozmadan telefonunu cebinden çıkarıp açtı. Yüzümü boynuna gömmüş kokusunu içime çekerken onu dinliyordum. "Efendim Çetin?"
Bir süre Çetin'in dinledikten sonra korku içinde, "Ne diyorsun sen, nasıl olmuş bu?" diye sordu. Sesi birden yükselince kendimi geri çekip yüzüne baktım. Neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. "Hangi hastane?" Cevap gelince, "Tamam, hemen geliyorum," deyip telefonu kapattı ve ayağa kalktı.
Onunla birlikte ben de ayağa kalktım. Birine bir şey olmuştu ama korkudan sormaya cesaret edemiyordum. Barlas çok kötü görünüyordu. Onu ilk defa böyle gördüğüme yemin edebilirdim. Gözleri dolmuştu sanki. Bu beni daha da korkuturken bir anlık cesaretle, "Ne oldu?" diyebildim. Cevaplamasını istiyordum ama alacağım cevaptan korkuyordum. Bakışlarını yere sabitlemiş bir şekilde öylece dururken gözlerinde tutmakta zorlandığı yaş yanağından yuvarlanıp yere düştü. Barlas'ın yaşı... "Benim hemen hastaneye gitmem lazım!