Okuldan sonra eve gelince yemeğimi yiyip hemen kendimi duşa attım. Sıcak su zihnimi boşaltmama yardımcı olurken uzun süre oradan çıkmak istemedim. Gevşemiştim. Uzun bir duştan sonra oradan çıkıp giyinmek için odama gittim. Güzel bir şeyler giymek istiyordum ama bu buluşmanın bir tartışmayla sonuçlanacağını bildiğim için boşuna uğraşmamam gerektiğini düşünüp siyah bir kot ve mor kazağımı giydim.
Ne yani bir de güzel görünmek için elbise giyip makyaj mı yapacaktım? O benimle tartışmayı düşünürken ben onun için burada hazırlık yapamazdım. Her zamanki gibi sıradan giyinip öyle çıkacaktım karşısına. Makyaj yapmak istemiyordum ama solgun yüzüme biraz canlılık katmak için az da olsa bir şeyler sürmeye karar verdim. Gözlerime rimel ve kalem yanaklarıma da hafif bir allık sürdükten sonra vanilya kokulu bir parfüm sıktım. Artık hazırdım. Abartmamıştım ve iyi görünüyordum.Acaba nereye çağıracaktı beni? Belki de beni gelip alır, bir yere götürürdü.
Ne yapacağını bilmediğim için mesaj atmasını bekledim ama atmadı. Bir süre sonra kapı çalınca Barlas'ın geldiğini düşünüp koştum. Heyecanlandığımı hissedip sakin olmak için derin nefes alarak kapıyı açınca karşımda duran Samet ve Ali'ye baktım. "Çocuklar, sizin ne işiniz var burada?" Birbirlerine bakıp gülüşürlerken onlara bakıyordum. Bir şey mi vardı? Neden gülüştüklerini anlayamamıştım. Tekrar bana baktıklarında Samet "Seni bir yere götürmek için geldik," dedi."Nereye?" "Soru sorma, hadi gel," deyip arabaya doğru yürümeye başladıklarında, hemen montumu alıp yanlarına gittim.
Arabanın arka koltuğuna geçip meraklı bir şekilde, "Nereye gidiyoruz?" diye sordum. Beni duymamış gibiydiler. Yola koyulduk. İkisinin de Barlas'ın arkadaşı olduğu nasıl da anlaşılıyordu. Soru soruyordum ama cevap alamıyordum. En son sinirlendiğimi hissettiğimde bunu sesime de yansıtıp, "Artık bir şey söyler misiniz, nereye gidiyoruz?" diye sordum. Yine cevap vermeyeceklerini düşünüyordum ama Samet omzunun üstünden bana bakıp, "Seni Barlas'ın yanına götürüyoruz," deyince şaşırdım.
Sanırım sesimi fazla yükseltmiştim ve bu yüzden soruma cevap verme gereği duymuştu. Neden Barlas'ın gelip beni almadığını düşündüm. Ya da olduğu yeri söyleseydi ben gidebilirdim. Bu yüzden Samet ve Ali'yi yormasına gerek yoktu.Çok uzun sürmeyen bir yolculuktan sonra Ali arabayı durdurup bana doğru döndüğünde "Geldik Öykü, inebilirsin," dedi. "Nereye geldik? Barlas nerede?" diye sordum. Ali biraz ilerimizdeki halı sahayı gösterirken, "Orada, seni bekliyor," dedi. Maç yapmayacaktık herhalde, değil mi?"Teşekkürler çocuklar."
Elimde tuttuğum montu üzerime giyip halı sahaya doğru yürüdüm. İki takım maç yapıyor, Barlas da kenarda onları izliyordu. Üzerinde yine siyah şişme montu vardı. Altına da kot pantolon giymişti. Maçı izleyen birkaç kişi sahanın dışında durmuş oyuncular hakkında konuşurlarken Barlas'ın yanında durdum. Geldiğimi fark edince bana doğru döndü. Ona meraklı gözlerle bakarken, "Neden buradayız?" diye sordum. Kahverengi gözleri beni büyüleyecek kadar güzel bakarken, "Seninle bir tahmin oyunu oynayacağız," dedi.
Kaşlarımı çatıp yüzüne anlamsızca bakarken, "Oyunu mu? Neden ki?" diye sordum."Çünkü öyle istiyorum," deyince gözlerim hayretle büyüdü. Dalga geçiyor olmalıydı. Ben buraya konuşmak için geldiğimi zannediyordum, "Sen ciddi misin Barlas?"
"Evet ciddiyim."
"Pekâlâ," deyip omzumu dikleştirdim, "Nasıl bir oyun bu?" Ne yapmak istediğini hiç anlayamamıştım ama dediğini yapacaktım. "İki takımdan hangisinin yeneceğini tahmin etmeye çalışacağız," dedi. Yüzüm birden düşerken oyunculara baktım, "Baştan kaybettim o zaman."Güldü, "Neden?"
"Çünkü sen buraya benden önce geldin ve hangi takımın daha iyi oynadığını gördün. Kazanan belli yani..."
"Evet, gördüm ve haksızlık olmaması için seçimi sana yaptırıyorum. Hadi, seç."
"Kazanırsam ne olacak?"
"Benden bir şey isteyeceksin."
"Peki, sen kazanırsan?" Bana baktı ve hafif bir gülümsemeyle konuştu. "Ben senden bir şey isteyeceğim." Ne isteyeceği konusunda hiçbir fikrim yoktu ama nedense bu oyunu oynamak istiyordum. Kaybedersem benden yapamayacağım bir şey istemezdi herhalde. Üstelik kazanma şansım çok yüksekti. Çünkü seçim hakkı benimdi. Yaklaşık iki dakika kadar takımların oyunculuğunu izledim.
Üzerlerinde kırmızı forma olan takım bana daha iyi oynuyor gibi görününce kafamı Barlas'a çevirdim. "Kırmızı formalı takımı seçiyorum." Tek kaşını kaldırıp bana baktı. "Emin misin?""Evet."
"Peki," diyerek gülümsedi. "Yirmi dakika sonra maç bitecek. Umarım kazanamayınca mızmızlanmazsın."
"Ben mızmızlanmam bir kere." Sesim sert çıkmıştı.Gülümsemesi büyüdü, "Onu göreceğiz." Aklımı karıştırmaya çalıştığını düşünürken bakışlarımı sertleştirdim. "Seçimimi değiştirmem için yapıyorsun bunu, değil mi? Çünkü iyi oynayan onlar."
"Böyle bir şey düşünmedim."
"Nedense bana öyle gelmedi," deyip sırıtarak oyunculara baktım. "Yirmi dakika sonra istediğim şeyi yapmaya hazır ol Barlas Karaman. Ben kazanacağım!"
"Yerinde olsam büyük konuşmazdım," deyince omuz silktim. Kazanacağımdan emindim. Çünkü seçtiğim takım iyi oynuyordu. Bu yüzden şimdiden Barlas'tan ne isteyeceğimi düşünmeye başlamıştım.Maç benim beklemediğim şekilde ilerleyip bitince bütün oyuncular sahadan tek tek ayrılmaya başladı. Tuttuğum takım yenilmişti. "Sana büyük konuşmamanı söylemiştim." Sinirle ona döndüm. Yüzündeki eğlenir ifadeyi görünce omzumu silktim. "Nasıl böyle bir şey olur anlamıyorum. Onlar daha iyi oynuyordu."
"Evet, iyi oynuyorlardı ama hiç paslaşmıyorlardı. Kaybedecekleri belliydi." Yüzümü buruşturdum. "Haksızlık ama bu... Sen tuttuğum takımın kaybedeceğini biliyordun."
"Seçimi sana yaptırdım, ne haksızlığı?"
"Haksızlık işte." Gülmeye başladığında, "Mızmızlık yok," deyip elini başıma koydu ve saçlarımı karıştırdı. Bu beni daha da sinirlendirirken, "Üf, çek şu elini!" diyerek elini ittiğimde keyifli bir şekilde gülmeye devam edip bileğimden tuttu ve beni kendine çekip sarıldı. Hareketi afallamama neden olurken nefes alışverişlerimin hızlandığını fark ettim. Buradaydım, yanında, olmak istediğim yerde ve kendimi iyi hissettiğim kişinin yanında. Âşık olduğum çocuğun yanında. Bundan daha güzel ve daha heyecan verici ne olabilirdi ki? Kolları belimi sararken yanağını saçlarıma bastırdı.
Bir süre o şekilde durduktan sonra kollarını ayırmadan geri çekilip yüzüme baktı. "İstediğim şeyi yapma zamanı Kaktüs."Güzel bakan gözlerini yakından seyrederken, "Ne istiyorsun?" diye sordum. Zor bir şey istememesini diliyordum. Sonuçta istediği şeyi yapmak zorundaydım, itiraz edemezdim. "Beni dudaklarımdan öpmeni istiyorum," deyince gözlerim şaşkınlıkla büyüdü.
Yapamayacağımı bilmesine rağmen böyle bir şey istemezdi, değil mi? "Barlas dalga geçme lütfen, ne istiyorsan söyle de yapayım."
"Söyledim ya işte, beni öpmeni istiyorum." Hâlâ ciddi olduğunu düşünmüyordum. "Barlas, bak lütfen şu saçmalığı kes ve bana gerçekten ne istediğini söyle."
"Beni öpmeni istediğime neden inanmıyorsun?"
"Yapamayacağımı bildiğin için." Beni bunun için zorlamazdı herhalde. Yani öyle olmasını umuyordum. Suratına muzip bir ifade yerleşirken, "Zaten o yüzden istiyorum," dedi. Seni sinir etmek için istiyorum, demiyordu da."Yapamam."
"Yaparsın."
"Yanağından öperim." Ancak bu kadarını yapabilirdim. Diğeri bana göre bir şey değildi. Daha önce hiç sevgilim olmamıştı ve sarhoşken Barlas'ın öpüşüne karşılık vermem dışında kimseyi öpmemiştim. Bu yüzden bana böyle şeyler zor geliyordu. "O kadar masum değil," deyip dudaklarını işaret etti. "Dudaklarımdan öpmeni istiyorum." Gözlerim dudaklarına kayarken kaşlarımı çatıp sesimi yükselttim, "Hayatta olmaz!"
"Neden?" Bir süre bakmaya doyamadığım gözlerine baktım. Gözleri o kadar güzel bakıyordu ki bu soğuk havada bakışlarıyla ısıtıyordu beni sanki. Olanları neredeyse unutturacaktı bana. Kalbime o denli dokunuyordu. "Çünkü sana kırgınım." Sesim buruk çıkarken gözlerine bir hüzün çöktü. Belli ki bu onu da üzüyordu. "Biliyorum." Fısıldıyordu. Sıcak nefesi yüzüme değerken gözlerimi gözlerinden ayırmıyordum, "Unutturacağım. Her şeyi."
Bunu biliyordum. Tek kelimesiyle bile kırgınlıkla ördüğüm duvarı yıkabilirdi. Âşıktım ona. Belki de bu yüzden ben de unutmaya hazırdım, "Unuttur o zaman, hemen şimdi."
"Peki," deyip kollarını belimden çekti ve yüzümü ellerinin arasına alıp dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Kalbim atış hızını arttırırken gözlerim istemsizce kapandı. Bunu beklemiyordum. Ben kuracağı cümleleri beklerken o öpmeyi tercih etmişti. Bir öpücüğün her şeyi unutturacağını düşünüyordu. Doğru, unutabilirdim ama ben hâlâ dudaklarından o kelimenin çıkmasını istiyordum. Söyler miydi bilmiyordum, sonuçta bu Barlas'tı ama eğer pişmansa söylemeliydi.Yüzüm alev alev yanarken kıpkırmızı olduğumu hissedebiliyordum.
Kalbimin sahibi dudaklarımın da sahibiymiş gibi beni öperken dudaklarını dudaklarımdan güçlükle ayırıp açtığım gözlerime baktı. Ellerini yüzümden çekip belimi sararken gözlerinin güldüğünü fark ettim."Unutturabildim mi?"Ben hâlâ öpücüğün etkisindeyken gözlerine bakmamayı tercih edip kafamı yere eğdim. "Utandın mı sen?"
Sesi alaylı çıkarken yüzümü boynuna gömmek istedim. İnadıma yapıyordu. Utandığım zaten belli olmuyor muydu? Neden sorup da beni sinir ediyordu ki? Gıcık şey! "Hayır."
"Öpücüğüm aklını başından almış gibi görünüyor." Gözlerim sinirle kısılırken kafamı kaldırıp ona baktım, "Hiç de bile!" Çarpık gülüşünü ortaya atarken bir elini kaldırıp yumuşakça çenemden tuttu ve "Hadi, sen de öp de benim de aklım başımdan gitsin," dedi. Benden istediği şey çok kolaydı sanki. Utanıyordum, onu nasıl öpebilirdim ki? "Hayır, ben bunu yapamam."
"Zor bir şey istemiyorum ki senden, sadece küçük bir öpücük istiyorum."Omzumu silktim, "Yapamam."
"Peki, madem öyle yanağımdan öp o zaman." Beni zorlamaması gerektiğini anlamıştı. Tamam, yenildiğim için istediği şeyi yapmam gerekiyordu ama bu öyle kolay bir şey değildi. Hem zaten yanağından öpeceğim için istediği şeyi yapmış gibi bir şey olacaktım. "Bak o olur işte."
"Mızmızsın biliyorsun, değil mi?" Yüzümü buruşturdum, "Hayır, değilim." Bıkkınca, "Belli oluyor," dediğinde kafasını onu yanağından öpmem için yana çevirdi, "Hadi, öp bakalım." Sakalsız suratına bakarken onu ilk kez yanağından öpeceğimi fark ettim. İçimden yüzünü okşamak gelse de bu isteğimi bastırıp istediği şeyi yapmak için ayakucumda yükselip dudaklarımı yanağına doğru yaklaştırdım.
Tam yanağına değecekken Barlas bir anda yüzünü bana doğru çevirdi ve dudaklarından öpmemi sağladı. Bu hareketi gözlerimin irice açılmasına sebep olurken kendimi geri çekip yüzüne şaşkınca baktım. Sırıtıyordu, "Bunda yapamayacağın bir şey yok, bak yaptın işte. Bu kadar kolaydı." Şaşkınlığımı üzerimden atıp elimi sinirle omzuna vurduğumda "Yanaktan demiştin!" dedim. Güldü. "Bu yarışı yanaktan öpücük almak için kazanmadım herhalde."
"Pisliksin!" Gülüşü birkaç saniye sürdükten sonra durup gözlerimin içine baktı. Bitiriyordu bu bakışlar beni. Kalbim deli gibi atıyordu. Bakışları yeniden utanmamı sağlarken yutkunup, "Gidelim mi artık?" dedim. "Dur bir saniye, nereye?" Güzel bir bahane aradım. "Üşüdüm biraz." Tek kaşı havaya kalktı, "Yalan söyleme, gözlerinden anlaşılıyor." Daha iyi bir bahane bulmam gerekiyordu, "Annem beni merak edecek. Buraya geleceğimi ona haber vermedim."
"Ararsın ve nerede olduğunu söylersin." Bu da olmamıştı. Her şeye bir şey buluyordu. Bana çok daha iyi bir bahane lazımdı, "Ödevim var."
"Öykü, yanımdan gitmek için bahane arama seni bırakmayacağım. Daha sana söylemem gereken bir şey var." Gözlerine merakla bakarken, "Nedir o?" diye sordum. Özür mü dileyecekti acaba? Yapar mıydı böyle bir şeyi?"Bir özür," deyince şaşırdım. "Demek pişman oldun ve beni kırdığını anladın."
"Evet, zaten bunu düzeltmek için buradayız. Üzgün olduğumu bilmen için. Yaptığım aptallıktı biliyorum ama çok sinirliydim. Demir'in sana dokunduğunu düşünmek beni çıldırttı." Sözlerinden olduğu kadar gözlerinden de pişman olduğu anlaşılıyordu ama ona çok kırgındım, "Bana inanmadın Barlas."
"Onun söylediği şeyi onaylayınca delirdim Öykü."
"Onayladığım şey apartmanda konuştuğumuzdu."
"Biliyorum ama o an öyle düşündüm." Anlıyordum, sinirliydi ve bu yüzden öyle düşünmüştü ama yine de beni dinlemeliydi. "Bana inanmadığın için pişmansın, değil mi?" İki eliyle omuzlarımdan tutup kafasını aşağı yukarı salladı, "Deli gibi hem de." Üzgündü, farkındaydım ve bu beni de üzmüştü. Ellerini omuzlarımdan çekip yüzümü avuçladığında, "Sana inanmayıp da canını yaktığım için özür dilerim," dedi. Gözlerine şaşkınca bakarken, "Benden özür diledin," dedim. Gözleriyle beni onayladı, "Evet, diledim."
"Bu beni şaşırttı." Hafifçe tebessüm ediyordu, "Bu kadar basit bir şeye mi şaşırdın?"
"Evet, sen pişman olmayan biriydin. Özür dilemeni beklemiyordum."
"Pişman olduğum başka bir konunun daha olduğunu biliyorsun. Evet, söylediğin gibi pişman olan biri değildim. Senden önce bu böyleydi. Bunu sen değiştirdin. Sana yaptığım şey değiştirdi," deyip bir elini yüzümden indirerek elimi tuttu ve avucumu kalbinin tam üzerine koydurdu. "Buraya yerleştiğin an bana çok farklı şeyler oldu." Hızla çarpan kalbini avucumda hissederken ne diyeceğimi bilemeden gözlerine bakmaya devam ettim, "Barlas ben..."
Yüzümdeki elinin işaret parmağını dudağıma bastırdı, "Şşş! Sakın bir şey söyleme. Şu an daha önce kimseye söylemediğim şeyi sana söyleyecekken beni bölmeni istemiyorum," deyip beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Bir heyecan dalgası bütün bedenimi sararken bayılmamak için kendimi zor tutuyordum. Nabzım kulaklarımda atıyor gibiydi. Avuçlarımın içi terlemişti ve bedenim zangır zangır titriyordu. Barlas düşündüğüm şeyi itiraf edecekti ve benim midem kasılıyordu.
Ayaklarım gücünü kaybederken düşmemek için kollarımı sıkıca beline sarıp ona tutundum. Daha önce bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyordum. Kendimi kaybetmiş gibiydim. Bu bir itiraf olacaktı ve ben bunu âşık olduğum çocuktan duyacağım için neredeyse heyecandan ölecektim.Barlas saçlarımın kokusunu içine çekerken dudaklarını yavaşça kulağıma doğru yaklaştırdı. Saçlarımı geri attı ve dudaklarını kulağıma değdirip usulca fısıldadı, "Seni seviyorum."
Kalbimi okşayan söz kasılan bedenimin gevşemesine neden olurken yüzümde oluşan gülümsemeyle sanki mümkünmüş gibi kollarımı ona daha sıkı sardım. Söylemişti işte. Beni sevdiğini söylemişti! Beklediğim söz Barlas'ın dudaklarından şimdi dökülmüştü ve ben şu an kendimi dünyanın en mutlu kızı gibi hissediyordum. Bunu o kadar güzel söylemişti ki tekrar etmesini diledim. Bir insan bu kadar güzel seni seviyorum diyebilir miydi? Bu gözlerinden anlaşılıyordu zaten ama duymak bir başka güzeldi. Ruhum mest olmuştu resmen. Bedenimse hâlâ heyecandan titriyordu.
Kendimi durduramıyordum.Eli saçımı şefkatle okşarken kadifemsi sesiyle fısıldamaya devam etti. "Kalbini seviyorum, ruhunu seviyorum, masumluğunu seviyorum, rüyalarımı süsleyişini seviyorum. Gözlerini, burnunu, dudaklarını kısacası seni sen yapan her şeyini seviyorum." Sesimi çıkarmadan onu dinliyordum. Sarhoş olmuştum. Kalbim artık sadece atmıyor onu sevdiğini kendince dile getiriyordu. Kendini gözlerime bakmak için geri çekince ellerini yanaklarıma yerleştirdi. "Ama en çok da bana şöyle bakmanı seviyorum." Gözlerimi kırpmadan gözlerine bakarken merakla, "Nasıl?" diye sordum.
Nasıl bakıyordum ki? Sarhoş olmuş gibi mi? Çünkü şu an öyle baktığıma emindim. Güzel yüzünde gülücükler açarken alnını alnıma dayadı, "Âşık gibi."
"Evet, öyle bakıyorum çünkü..." dediğimde sözümü yarıda kesip kendi konuştu, "Çünkü bana âşıksın." Gülümsemeye devam ederken kafamı aşağı yukarı salladım. "Evet." Gözlerimin parladığını hissedebiliyordum. Sevdiğim çocuk burada, karşımdaydı ve bana aşk dolu gözlerle bakıyordu."O zaman beni öpebilirsin." Pis sırıtışını suratına yerleştirince kollarımı belinden çekip yüzümdeki ellerini yanaklarımdan indirdim. Yine mi aynı konu? Şu güzel anı bozmasa olmazdı, değil mi? "Öptüm ya!"
"Onu saymıyorum."Omzumu silktim, "Umurumda değil." Ellerimi tutup kollarımı boynuna doladığında, "Beni tekrar öpmek zorundasın," diyerek kendi kollarını da belime dolayıp beni iyice kendine çekti. Yapamayacağımı biliyordu, neden zorluyordu ki? Utanıyordum işte, "Yapamam Barlas!"
"Dert etme," diyerek dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdığında bir milim kala durdu ve "Sana yardım edeceğim," deyip dudaklarını dudaklarıma bastırıp beni öpmeye başladı. Gözlerimi yummuş ne yapacağımı bilemezken vücudumun donduğunu hissettim. Onun dudaklarıma dokunuşu karşısında bütün hücrelerim kaskatı kesilmişti. Beni öpüyordu. Öpüşü yumuşak ama tutkuluydu. Bedenimi iliklerime kadar titretiyordu. Bu beni ilk öpüşü değildi ama sanki ilkmiş gibi hissettiriyordu. Üzerimdeki etkisi çok büyüktü, kuvvetliydi ve asla karşı konulacak gibi değildi.
Ne kadar utansam da öpüşüne acemice karşılık vermeye başlamıştım. Ona karşılık vermem hoşuna giderken beni daha sert öpmeye başladı. Dudaklarımı kendi hâkimiyeti altına almıştı resmen. Sanki bu anı bekliyormuş gibi öpüyordu. İlk öpücüğümü çaldığı için ona kızgın olan ben şu an onunla isteyerek öpüşüyordum. İlk öpücüğüm tam da istediğim gibi, âşık olduğum kişinindi artık. Parmaklarım istemsizce ensesine giderken dudaklarımı dudaklarından ayırıp gözlerimi aralayarak kendimi geri çektim. Bu büyülü an bitsin istemiyordum ama kalbim daha fazla dayanmayacaktı. Kendimden geçmiştim sanki. Bayılacakmış gibi hissediyordum. Barlas gözlerini gözlerime kenetlemiş bakarken alnını alnıma dayadı ve derin bir nefes alıp fısıldadı, "Sana bundan sonra rahat yok. Başına çok büyük bir bela aldın Öykü Günay. Seni asla bırakmayacağım."
Söylediği şey gülümsememe neden olurken utandığımı hissedip hemen ayakucumda yükselerek ona sarıldım ve başımı boynuna gömdüm. Bu hareketime şaşkınca gülerken bir elini saçıma koyup okşadı, "Ne oldu?" Sanki bilmiyormuş gibi sormuyor muydu, deli oluyordum. "Hiç."
"Utandın galiba." Şunu yapmak zorunda mıydı? "Hayır." Ne iyi bir yalancıydım ama. Bu yalana kim inanırdı? "O zaman gözlerime bak." Ölürdüm daha iyiydi, hayatta bakamazdım. Yüzüm daha da kızarırken bakmayacağımı anlayıp kendini geri çekti ve gözlerine bakmam için bir elini çeneme götürüp yüzümü kaldırdı. "Gözlerini gözlerimden ayırma sakın," deyip iki eliyle ellerimden tuttuğunda, "Çünkü bundan sonra gözlerimizin ve ellerimizin hep birbirine kenetlenmiş olmasını istiyorum. Şu an olduğu gibi," dedi.
Gülümsemeye devam ederek ona sarılınca o da bana sarıldı. Şu an o kadar mutluydum ki hep yanında olmak, hiç ayrılmamak istiyordum. Hissettiğim şeyler o kadar yoğundu ki aynı şeyleri Barlas'ın da hissetmesi beni mutlu etmişti.Bir süre öyle durduktan sonra yakından gelen bir helikopter sesi duyup kendimi geri çektim ve kafamı kaldırıp sesin geldiği tarafa baktım. Küçük bir helikopter bu tarafa doğru yaklaşıyordu. Kaşlarımı çatmış onu izlerken sahanın üzerine iniş yaptığını gördüm. Bu beni şaşırtırken ne olduğunu anlayamayıp kendimi geri çektim ve Barlas'a baktım.
Gözleri helikopterdeydi, sesini çıkarmıyordu. O da benim gibi ne olduğunu anlamamıştı herhalde. Bu helikopterin burada ne işi vardı? Sesi tahammül edilmeyecek kadar gürültülüydü. İniş barları yere değmeden helikopterin arka kapısı açılınca gözüm oraya kaydı. İçinden tanıdık bir yüz çıkmıştı. "Umarım geç kalmamışımdır." Çetin, gülerek Barlas'a bakıyordu. Neler oluyordu?"Tam zamanında geldin Çetin."
"Barlas ne oluyor? Çetin'in ne işi var o helikopterde?" Bana baktı ve gülümsedi, "O helikopteri bizim için kiraladı."
"Bizim için mi, iyi de neden?"
"Seninle İstanbul turu yapacağız." Kaşlarım hayretle havaya kalktı, "Ne? Sen ciddi misin?"
"Evet, ciddiyim. İnan bana bu çok eğlenceli olacak, seveceğine eminim," deyip elimden tuttuğunda, "Hadi, gel," diyerek beni sahanın içine helikoptere doğru koşturdu.Yanına gittiğimizde Çetin beni çekmek için elini uzatmış beklerken ilk defa helikoptere bineceğim için heyecanlanmıştım. Acaba nasıl bir duyguydu? Bunu tadacağım için mutluydum. Çetin'in elini tuttum. Hızla beni içeri alıp Barlas'ı da çekmek için elini uzattı. "Size iyi eğlenceler," deyip başını eğerek helikopterden indi ve kapı kapanırken Barlas'a göz kırptı.
Ben hâlâ helikopterde olduğuma inanamazken Barlas'ın önümdeki kulaklığı kulağıma takmasıyla yavaş yavaş havalanan helikopterden dışarıyı seyretmeye başladım. Bu inanılmaz bir şeydi. Şu an bir helikopterin içindeydim ve İstanbul'u buradan seyredecektim. Barlas'ın böyle bir şey düşünmesi çok güzeldi.
Bir elimi dizinin üstünde duran elinin üzerine koydum, "Bu aklına nereden geldi bilmiyorum ama teşekkür ederim."Kendi kulaklığını tek eliyle takıp tebessüm ederken elimi dudaklarına doğru götürüp elimin üstünü öptü, "Önemli değil güzelim. Sadece buraya yeni taşınmış biri olarak İstanbul'u kuş bakışı seyretmeni ve mutlu olmanı istedim, hepsi bu." Sesini kulaklığımdan duyunca gülümsedim. "Bugün yeterince mutlu ettin zaten. Buna hiç gerek yoktu."
"Olsun, ben senin daha fazla mutlu etmek istiyorum."
"Sen yanımdasın ve ben mutluyum. Bundan daha büyük bir mutluluk olamaz benim için." İşaret parmağıyla hafifçe burnuma vurup, "İşte ben de tam bu yüzden sonsuza kadar yanında olacağım," deyip gülünce ben de güldüm.
O kadar güzel gülüyordu ki insan ister istemez gülüşüne ortak oluyordu.Helikopterle İstanbul turu yapmaya devam ederken gözlerimi manzaradan alamıyordum. Akşamları ayrı bir güzel oluyordu İstanbul. İnsan gözlerini bir saniye bile bu muazzam güzellikten almak istemiyordu. Bu huzur vericiydi. Hiç bitmesin, hep böyle devam etsin istiyordu. Barlas da benim gibi manzarayı izlerken merak ettiğim bir şeyi sormak için ona doğru döndüm. "Barlas, sen yüksekte olmayı seviyorsun galiba. Önce kule vinç, şimdi de helikopter... "
Kafasını aşağı yukarı oynattığında, "Evet, yüksekte olmayı seviyorum," dedi "Ama ondan daha çok sevdiğim bir şey var." Merakla yüzüne baktım, "Nedir o?" Dudak kenarları yukarı doğru kıvrılırken elini kaldırıp yanağıma koydu, "Seninle yüksekte olmak." Kafamı hafifçe iki yana salladım, "Farklı olma çabasında mısın acaba?" Yanağımı okşarken gözlerimin içine bakıyordu, "Hayır, sadece farklı sevme çabasındayım." Sözüyle yüzümde bir tebessüm belirdi "Bence başaracak gibisin de."O da benim gibi tebessüm ederken onu izliyordum. Karşımda Barlas mı vardı yoksa bir başkası mı anlayamıyordum. Baştaki o serseri çocuk gitmiş yerine beni kendine daha da âşık eden bir çocuk gelmişti.
Tamam, bu halleri bana âşık olduğu içindi ama aklım almıyordu, nasıl bu kadar güzel sevebilirdi? Dudaklarında hâlâ tebessüm kırpıntıları varken kulaklıklarımızı çıkarıp beni kendine çekerek sarıldı. Sanki bir süre bu şekilde kalmak istiyor gibiydi. "Öykü, sen bana ne yaptın?" Cevap veremedim. O kadar mutluydum ki sürekli gülümsüyordum. Eğer bu bir rüyaysa ve ben şu an burada değil de yatağımdaysam, mümkünse hiç uyanmamak istiyordum. Bu sonsuz huzur gibiydi. Barlas sessizce öylece durduktan sonra, "Bir daha parfüm sıkma olur mu?" diye sordu. Kendimi geri çekip yüzüne baktım, "Neden, kokuyu mu beğenmedin?"
"Beğenmedim, teninin kokusunu örtmüş. Bu hoşuma gitmedi." Birden yüzüm düştü. "Ben sadece güzel kokmak istemiştim." Gülümseyip burnumun ucundan öptü. "Sen zaten güzel kokuyorsun. Eğer teninden benim aldığım kokuyu alabilseydin asla parfüme ihtiyaç duymazdın."
"Nasıl kokuyorum ki?" Bunu gerçekten merak etmiştim. Her insanın kendine has bir kokusu vardı ve benimki neye benziyordu öğrenmek istiyordum. "Kaktüs gibi," deyince cevabına şaşırıp gülümsedim. "Kaktüsler kokmaz bir kere."
"Kim demiş? Koktuğuna yemin edebilirim. Hatta sadece koktuğuna değil, güldüğüne de öyle." Tek kaşım havaya kalkarken muzipçe sırıttı. "Mesela şu an bana baktığını da söyleyebilirim. Çok iyi öpüştüğünü de."
"Ya Barlas!" deyip kızaran yüzümle ona sarılıp yüzüme bakmasını engelledim. Kahretsin! Beni utandırmıştı.Güldü, "Ne oldu ya?" Bu halimle eğleniyor gibiydi."Beni utandırma lütfen."
"Gözlerime bakmazsan eğer daha beter utandırabilirim."
"Bakamam, şu an olmaz." Böyle şeyler söyledikten sonra gözlerine bakmamı nasıl beklerdi benden? "İyi o zaman sen bilirsin, benden günah gitti," deyip beni utandırmaya devam etmek için konuştu. "Öpüşürken neler hissettim biliyor musun?" Alnımı sinirle hafifçe omzuna vurup dişlerimin arasından konuştum, "Kes şunu!"
"Ya da beni boş ver de senin neler hissettiğinden bahsedelim." İnadıma devam ediyordu. Bakıncaya kadar da edecekti. Bunun farkında olduğum için dediğini yapmaya karar verdim. "Tamam, sus lütfen bakacağım." Bundan memnun olmuşa benziyordu, "Ha şöyle, yola gel."
Kafamı geri çekip yüzüne baktığımda gözlerimi sinirle kıstım, "Beni utandırmak hoşuna gidiyor, değil mi?"
"Hem de çok. Utanmana bile aşığım diyebilirim." Bu beni heyecanlandırmıştı. Böyle bir şeyin üzerine bu denir miydi ya? Biliyordum, inadıma yapıyordu. Yüzümü önüme eğince bunun hoşuna gitmediğini hemen belli edip, "Gözlerime bak," diye uyardı.
Nasıl bakabilirdim ki? Kafamı iki yana sallayıp, "Bakmamam, baktığım zamanlarda utanmam için uğraşıyorsun resmen," dedim. Beni onayladı, "Evet çünkü öpüştükten sonra yüzünü boynuma gömmemen için gözlerime bakmaya alıştırıyorum seni" delirtecekti beni.
"Barlas, şunu yapma lütfen."
"Asla alıştıramayacağım seni buna değil mi?"Sesimi yükselterek cevap verdim, "Evet."
"Neyse, ne yapalım artık alışana kadar bir süre böyle öpüşürsün benimle. Öpüştükten sonra yüzüme bakmadan..." Yüzümü iyice önüme eğdiğimde pis pis güldü. Hoşuna gitmişti tabii bu hallerim. Artık her fırsatta beni böyle sinir etmeye çalışırdı. Sesim çıkmayınca gülüşüne ara verdi. "Tamam, bugünlük bu kadar yeter. Çok utandırdım seni, artık susuyorum."
"Sus ve bir daha sakın konuşma lütfen.""Bu konu hakkında mı konuşmayayım yoksa hiç mi konuşmayayım?"
"Hiç konuşma." Yüzüm hâlâ önüme eğik olduğu için gözlerine bakmıyordum. Bu onu rahatsız ettiği için eliyle çenemden tutup yüzümü kaldırdı. "Tamam, ama hiç konuşmazsan seni sevdiğimi nasıl söyleyeceğim?"Hafifçe tebessüm ederken, "Onu söylemek için konuşabilirsin," dedim. Elini çenemden çekip elimi tuttu. "O zaman konuşayım," diyerek gözlerime uzun uzun baktı.
Hasret duyuyormuş gibi, ömrünün sonuna kadar bakabilirmiş gibi, sanki sadece buna ihtiyacı varmış gibi baktı. "Sende ne var bilmiyorum, bana ne yaptın bilmiyorum, ne ara âşık olduğumu bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var... Ben sana çok fena tutuldum Öykü. Sanırım bu yüzden de kendimi büyük bir derde soktum. Aşk insanın zayıf noktasıdır. Sen de artık benim zayıf noktam olacaksın."
Gözlerinde belirgin bir korku varken elimi daha sıkı tuttu, "Bana şimdi, hemen burada söyle. Bir çete liderinin zayıf noktası olmak istiyor musun?"Korkusu olduğunu biliyordum. Demir'in dünkü konuşmasından etkilenmiş olmalıydı. Bana zarar gelmesini istemiyordu. Soruyu da bunu göze alıp almadığımı öğrenmek için soruyordu ama ben buna çoktan karar vermiştim. Onu istiyordum. Bunun için de her şeyi göze alıyordum. "Evet," dedim, "Senin zayıf noktan olmak istiyorum."