İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 24 · 28 dk okuma

ÇETE

Bölüm 24

22.Bölüm

Duyduklarıma inanamıyordum. Amacının Barlas'ı sinir etmek olduğunun farkındaydım ama bu kadarı çok fazlaydı. Aptal çocuk! Biraz sonra dayak yiyecekti. Ona zerre acımıyordum. Bunu sonuna kadar hak etmişti. Nasıl yalan söyleyebilirdi?Barlas Demir'e sert bakışlar atarken ona inanmadığını hemen belli etti. "Senin uydurduğun saçmalıklara inanacak kadar aptal değilim Demir. Böyle bir şey olmadığı biliyorum. Boşuna yalan söyleyip de zamanımı çalma. Benim vaktim değerli ve ben vaktimi senin gibi boş konuşan biriyle harcayamam!"

Demir kafasının hafifçe iki yana sallayıp güldü. "Keşke yanımızda olsaydın Barlas, o zaman dokunup dokunmadığımı görürdün." Barlas söylediği şeye sinirlenip onu hızla yakasından kavrayarak iyice kendine çekerken bir elini yumruk atmak için havaya kaldırdı. "Lan kapa o çeneni yoksa leşini yere sereceğim!" Demir hâlâ aynı şeye devam ediyordu. "Böyle konuşmam sinirini mi bozuyor Barlas? Madem bana inanmıyorsun neden sinirleniyorsun ki? Gerçek olabilme ihtimali kafanı karıştırıyor değil mi?"

"Gerçek olmadığını biliyorum!"

"Pekâlâ, madem bana inanmıyorsun o zaman tek görgü tanığımıza soralım," deyip omzunun üstünden kızıl saçlı çocuğa baktı, "Sezer, sen oradaydın söyle bakalım böyle bir şey oldu mu yoksa olmadı mı?" Kızıl saçlı çocuk hiç tereddüt etmeden, "Oldu tabii, ben şahidim," dedi. Yalancı şahitliğini duyunca, "Yalan söylüyor!" diye bağırdım, "Böyle bir şey olmadı, ikisi de yalan söylüyor Barlas. Sakın onlara inanma!"

Demir sırıtarak bana baktı. "Yalan mı? Söylesene güzel kız daha bir saat önce bir apartmanın içinde konuşmuyor muyduk?"

"Evet ama..." Barlas bir anda bana dönüp dehşetle yüzüme bakınca cümlenin devamını getiremedim. Çok kötü bakıyordu. Onun bana böyle baktığını ilk defa görüyordum. Ürkmüştüm, konuşamıyordum ve büyük bir yanlış anlaşılmaya engel olamıyordum. "Bak gördün mü Barlas, demek ki yalan söylemiyormuşum. Güzel kız doğru söylediğimi onayladı."

Barlas gözlerini kapatmış burnundan sesli solurken çenesindeki kasların seğirdiğini gördüm. Öfkelenmişti. Demir'in yalan söyleyip onu kızdırmaya uğraştığını söylemeye çalışıyordum, "Biz sadece orada konuştuk, söylediği gibi bir şey olmadı. Uyduruyor, ona inanma sakın!" dememle Barlas'ın Demir'in yüzüne sert bir yumruk indirmesi bir oldu. O kadar sinirliydi ki gözü hiçbir şey görmüyor gibiydi. Öfkesinden söylediklerimi duymadığına bile emindim.

Demir aldığı yumruk darbesiyle sendelerken arkadaşları Barlas'a saldırmak için ona doğru adım attılar ama Barlas'ın çetesi önlerine geçerek onları durdurdu. "Defolun gidin buradan, olay büyümesin!" Çetin konuşurken Sezer'e bakıyordu. Demir, kan akan burnunu elinin tersiyle silerken arkadaşı sinirle Çetin'e baktı. "Bence çoktan büyüdü!"Korku dolu gözlerle onları izlerken büyük bir kavga olmaması için dua ediyordum çünkü iki taraf da oldukça öfkeli görünüyordu.

Özellikle Barlas. Demir'in yüzüne yumruk atsa bile hıncını alamamış gibiydi. Öfkesinden gözlerinden kıvılcım çıkıyordu, işaret parmağını kaldırıp Demir'e salladı. "Yüzünün şekli bozulsun istemiyorsan itlerini de alıp hemen git buradan! Yoksa yüzüne bakılacak hal kalmayacak!"Demir aldığı darbeden sonra akıllanmamış gibi çarpık gülüşünü ortaya attı. "Bu kadar sinirleneceğini bilseydim bunu daha önce yapardım Barlas. Seni böyle görmek hoşuma gitti. Tabii bu güzel kıza dokunmak da öyle."Barlas sinirle gözlerini kısıp önünde duran arkadaşlarının arasından geçerek Demir'e ulaşmaya çalıştı. Arkadaşları onun sinirinin farkında oldukları için buna engel olmaya çalışıyordu ama Barlas o kadar öfkelenmişti ki kimse onu tutamamıştı.

Demir'e yaklaşırken bu sefer diğerleri onu durdurmaya çalıştı ama onlar da başarısız oldu. Barlas resmen yenilmez bir kaplan gibiydi. Öfkesi onu delirtmişti. Herkesi bir köşeye savurup Demir'e ulaşınca üzerine atlayıp onu yere düşürdü ve üstüne oturup yüzüne ardı ardına yumruklarını geçirmeye başladı. Korkudan iki adım geri giderken ağzımı elimle örtmüş onu izliyordum. Kesinlikle Demir'i öldürecekti.

Evet, buna emindim. Yumrukları o kadar sert ve hızlıydı ki saniyede iki yumruk attığını görebiliyordum. Demir ona hiçbir şekilde karşılık veremiyor, Barlas vurmaya devam ederken bağırıyordu. "Ona kimse dokunamaz!" Ayağa kalktığında karnına tekme atmaya başladı. Yerde inleyen Demir'i kurtarmak için yaklaşan arkadaşlarına bizimkiler müdahale edince ortalık iyice karıştı. İki grup birbiriyle kavga ederken gözüm Barlas'ın üzerindeydi. Hâlâ bütün hırsıyla vuruyor, durmak bilmiyordu. Demir bu dayağı hak etmişti ama Barlas'ın onu öldürüp de başına bela almasını istemediğim için onu durdurmam gerektiğini düşünüyordum.

Onun gibi bir pislik yüzünden ömrünü hapishanede geçiremezdi. Ona doğru gitmeye çalıştığım sırada önüme geçen sarışın, uzun boylu kız yüzünden olduğum yerde durmak zorunda kaldım. Kız gözlerini kısmış bana bakıyordu. Benimle kavga etmek istediği her halinden belliydi. Şu an okulda olsaydık ve karşımdaki kız da benim gibi kavgadan çok anlamayan bir kız olsaydı onunla kavga edebilirdim ama bu kız Demir'in çetesindendi.

Bir kıza göre kolları fazla kaslıydı ve çok güçlü görünüyordu. Eminim nasıl dövüşüleceğini de biliyordu. Beni alt etmesi beş saniyesini bile almazdı. Birkaç metre ötemde Demir'in çetesinden olan esmer kızla kavga eden Bade'yi gördüm. İkisi de mükemmel denecek derecede iyi dövüşüyordu. Kız yüzündeki alaycı sırıtışla bana doğru yaklaşırken geri geri gittim. Herkes biriyle kavga ediyordu ve onun kavga edebileceği tek kişi bendim. Bir anda bana doğru kocaman bir adım attı ve bileğimden yakalayıp karnıma attığı tekmeyle yere düşürdü. Elimi karnımın üzerine koyup acıdan buruşturduğum yüzümle ona baktım. Hâlâ sırıtıyordu. Bu sırıtış beni korkuturken sürünerek geri geri gitmeye çalıştım ama sırtımı yere yaslayıp üzerime oturarak kaçmama engel oldu.

Gücümün yettiği kadar onu üzerimden itmeye çalışırken buna sinirlenip beni durdurmak için tırnaklarını bacağıma geçirdi. Acıyla inlerken içimde bir yerlerde saklanan gücüm ortaya çıktı. Dişlerimi birbirine bastırıp var gücümle yüzüne yumruk attım. Attığım yumruk onu şaşkına döndürürken fırsattan istifade bacaklarımı havaya kaldırıp başını bacaklarımın arasına aldım ve kafasını aşağı doğru eğip iki yanıma koyduğu bacaklarını ellerimle geri ittim. Bu hareketimle geriye doğru takla atıp üzerimden kalkarken ayağa kalkmak için doğrulup harekete geçeceğim sırada ayak bileğimden tutmasıyla oturur pozisyonda kaldım. Bileğimi ondan kurtarmaya çalıştım ama yine başarısız oldum.

Tekrar üzerime oturmak için iki eliyle ayağımı tutup hızla kendine doğru çektiğinde sırtımı yerle buluşturdu.Galip gelmiş gibi sırıtıyordu. Yeniden üzerime oturmak için bir hamle yaptı ama uzaktan kafasına gelen küçük bir taşla neye uğradığını şaşırıp sağa sola baktı. Bunu kimin yaptığını merak edip ben de taşın geldiği yöne bakınca Bade'nin sırıtarak baktığını gördüm. Dövüştüğü kızı bayağı hırpalamış onun yerde kıvranmasını sarışın kıza gösterirken eğleniyormuş gibi görünüyordu. "Arkadaşın pek de iyi görünmüyor Cemre, ona yardım etsen iyi olur."

Kız ayağımı sertçe yere bıraktı ve koşar adım onların yanına gitti. Bade'ye yaklaştığında yumruk yaptığı elini havaya kaldırdı ama Bade kolunu havada yakalayıp onun suratına kafa attı. Kız aldığı darbeyle sendelese de kendini son anda toparlayıp Bade'ye yumruk attı.. Yardım etmek için onun yanına koştuğumda bir işe yarayacağını sanmıyordum ama yine de iki kişi olmamız o kızı dövmemiz için yeterli olabilirdi.

Bade yediği yumruktan fazla etkilenmemişti. Kızın saçlarını eline dolayıp kafasını öne doğru eğdi ve diziyle karnına vurdu. Kız iki büklüm olup acıyla inlerken attığı güçlü bir tekmeyle onu yere savurdu. Sarışın kız esmer kızın yanına düşerken Bade bana döndü. "Sen iyi misin?"

"İyiyim," derken yüzünü inceliyordum kötü görünüyordu. Kaşı ve dudağı patlamıştı. Elmacık kemiğinin üzerinde ise hafif bir kızarıklık vardı. Gözüm, ayağa kalkan sarışın kıza kaydı. Yenilmek bilmeyen kız esmer kızı da ayağa kaldırırken ikisinin bakışları da bizim üzerimizdeydi. Öfkeli bakışlarının altındaki kavga etme arzusuna daha yeni başlıyorduk.

Pes etmeye niyetli görünmüyorlardı. İkimiz de tekrar saldıracaklarının farkındaydık. Bade, hazır mısın, der gibi bana bakarken kafamı hafifçe aşağı yukarı oynattım. Kavga etmeyi bilmesem de bu kızlarla dövüşmek istiyordum. Çünkü artık fazla olmuşlardı.Kızlar bize, biz onlara öfkeyle bakarken yakınlardan gelen polis arabalarının siren sesleri hepimizi olduğumuz yere sabitledi. Herkes kavga etmeyi bırakırken gözüm Barlas'a kaydı. Hiçbir şeyi umursamadan Demir'i dövmeye devam ediyordu. Hâlâ hıncını alamamış gibiydi. Çetin ve Ali polislerin buraya geldiğini düşünerek Barlas'ın yanına gidip onu Demir'in üzerinden aldılar. Demir'in çetesi polisten kaçmak için olsa gerek hızla arabalarına koşarken, Sezer Demir'i yerden kaldırıp arabaya doğru sürükledi.

Gidiyorlardı ama suratlarına bakılacak olursa hiçbiri öfkesini alamamış gibiydi. Bu işin burada bitmeyeceği o kadar belliydi ki. Demir aldığı o kadar darbeden sonra hâlâ sırıtabiliyorken ağzındaki kanı yere tükürüp arabaya binmeden önce Barlas'a baktı. "Şu zamana kadar senin zayıf noktanı aradım durdum Barlas ama bir türlü bulamadım. Ama şimdi biliyorum. Bundan sonra benden korksan iyi olur. Bu kız benim çok işime yarayacak!"

Barlas, Demir'in yanına gitmek için adım attığında onu kolundan sertçe tutan Çetin ve Ali buna izin vermedi. "Bırak şunu, defolup gitsinler!" Demir sırıtarak bana göz kırptıktan sonra arabaya binip çetesiyle birlikte gitti.Siren sesleri oldukça yakından gelirken üç polis arabası fabrikanın önünden geçip gitti. Muhtemelen başka bir yere gidiyorlardı. Buradan geçmeleri kavganın bitmesi için iyi bir neden olmuştu. Neyse ki kavgayı görmemişlerdi. Yoksa hepimiz nezarethaneyi boylayacaktık.Polis arabaları uzaklaşırken Barlas'ın sert bakışlarının üzerime kaydığını gördüm.

Bir eline kan bulaşmıştı. Öfkesi hâlâ devam ediyordu. Bakışlarından anlaşıldığı kadarıyla uzun bir süre devam edecek gibiydi de. Kolunu tutan Çetin ve Ali'nin elini itip hızla bana doğru yürüdü ve önümde durup dişlerinin arasından konuştu. "Hemen bana onunla nasıl karşılaştığını anlat!"Sert bakan gözlerine bakarken bir an geri çekilecek gibi oldum ama daha sonra korkmamın yersiz olduğunu düşünüp her şeyi anlattım. Dinlerken gözlerini bir kere bile kırpmamıştı. Dikkatli bir şekilde dinlemiş ve sakin kalmaya çalışmıştı.

Diğerleri de yanımıza gelmiş anlattıklarımı dinliyorlardı. Hepsinin yüzü kötü görünüyordu. İyi dövüşmelerine rağmen yine de epeyce darbe almışlar ve yaralanmışlardı. Aralarında en sağlam olan Barlas'tı. Onda tek bir çizik bile yoktu.Olayı anlattıktan sonra Barlas sakin kalmayı bırakıp bağırmaya başladı, "Neden bana Demir'in seni tehdit ettiğini söylemedin?" Bağırması beni ürkütürken, "Çünkü korktum!" diye mırıldandım.

"Korktun mu?" deyip sinirle kan bulaşan elini kolumu tutmak için kaldırınca elindeki kurumuş kanı fark edip indirdi ve diğer eliyle kolumdan tuttu. "Onun gibi biri yüzünden başını belaya sokmanı istemedim Barlas!"

"İyi yaptın!" Hâlâ bağırıyordu. "Saplantılı bir çete lideri peşine takıldı, şimdi ne yapacaksın bakalım!"

"Ne?" Şaşkınca yüzüne bakarken kolumu bıraktı. "Demir beni bitirmek için fırsat kolluyor. Seni benim zayıf noktam olarak görüyor. Bu yüzden artık peşinde olacağından emin olabilirsin. Ta ki beni bitirene kadar!"

"İyi ama seni bitirmesi mümkün değil. Senin büyük bir çeten var." Sinirden eliyle saçlarını karıştırırken, "Onun da var!" diye bağırdı. Bunu beklemiyordum işte. Oldukça şaşkındım, "O da mı büyük bir çetenin lideri?"

"Evet. Artık peşinde olan büyük bir çetenin lideri!"

"Neden böyle düşünüyorsun ki?"

"Çünkü onu tanıyorum!"

"Olabilir ama belki dediğin gibi olmayacak!"

"Saf mısın kızım sen?" deyip kaşlarını çatarak suratıma baktı. "Ne kadar saplantılı olduğunun farkına varmadın mı?"

"İyi de ben saplantılı olduğunu nereden bilebilirdim?"

"Bilemezdin tabii ama seni tehdit ettiğini bana söylemen gerekirdi!""Korktum diyorum neden anlamıyorsun Barlas?" Gözlerini kapatmış sinirle burnundan solurken Çetin bana baktı, "Öykü, bunu Barlas'a söylemen gerekirdi." Gözlerim ona kayarken ben de Barlas gibi bağırıyordum, "Söylesem ne yapacaktı ki? Kim olduğunu bilmiyordu, onu nasıl bulacaktı?"

"Kim olduğunu bulur seni bizim yanımızda görmemesi için elimizden geleni yapardık. Şimdi Barlas'ın sana değer verdiğini anladı. Bundan sonra sırf onu sinir etmek için bile olsa seninle uğraşacaktır."

"Ne yani tek suçum korkmam ve bunu Barlas'a söylememem mi?"

"Suçun var demiyorum. Eğer söyleseydin şimdi böyle bir şey olmayacaktı. O çocuk manyak Öykü. Ne yapacağı belli olmaz." Bu şekilde konuşmaları beni iyice korkutuyordu. Evime giren bir çocuk yüzünden başıma neler gelmişti böyle? Bitmiştim ben. Zaten başımda bir sürü sorun vardı bir de bu eklenmişti.Barlas sessiz kalmış düşünceler içinde boğuşurken birden sinirle kolumdan tutup gözlerimin içine baktı. Öyle bakıyordu ki neredeyse gözlerinden ateş çıkacaktı. "Sana gerçekten dokundu mu?"

Gözlerimi kırpıştırıp sorusunu idrak etmeye çalıştım. Doğru duymuştum değil mi? "Hayır tabii ki!" dediğimde bağırmaya devam etti, "Doğruyu söyle Öykü!" Bana ilk defa adımla hitap ediyordu. Sinirliydi ve bunu bağırarak söylemişti ama adım ağzından o kadar güzel çıkmıştı ki... "Doğruyu söylüyorum zaten!"

Bana inanmak istediği belliydi ama beynini kemiren bir şeyler var gibiydi. "Yine korktuğun için susuyor ve gerçeği saklıyorsan eğer..." Gözlerim yere kayarken sessiz bir şekilde, "Hayır, hiçbir şey saklamıyorum. Bana dokunmadı!" dedim. "Nedense buna pek emin olamıyorum!" Onu inandırmak için ne yapmam gerekiyordu acaba?

Gözlerim tekrar gözleriyle buluşunca sitem edip bağırdım, "Barlas saçmalıyorsun artık!" Bana inanmadığı için ona kırıldığımın farkındaydı ama bunu umursamıyor gibiydi. "Eğer doğruysa..." Cümlenin devamını getirmesine izin vermeden onu susturdum ve dolan gözlerimle gözlerine bakıp konuştum, "Değil... Doğru değil!"

Kolumu tutan parmakları gevşeyince gözümden bir damla yaş yuvarlandı yanağıma. Gözleri yanağıma düşen yaştayken bir an onu silmek için elini yüzüme doğru kaldırdı ama sonra yumruk yapıp yanına indirdi. Bu hareketiyle canımın yandığını hissederken bakışlarımı yine yere eğdim. Ona kırılmıştım. Yalan söylediğimi düşünmesi beni oldukça kırmıştı.

Birkaç saniye sessizce durup yüzümü inceledikten sonra fısıldayıp, "Umarım öyledir," dedi ve elini cebine atıp arabanın anahtarını çıkartarak Çetin'e attı. "Öykü'yü evine bırak Çetin."Sesi buz gibiydi ve hiçbir duygu barındırmıyordu. Beni eve göndermek istediğine göre şu an bana kızgındı ve benimle konuşmak istemiyordu.

Onu anlıyordum ama yanlış yaptığının farkına varmasını istiyordum. Beni böyle gönderemezdi. Konuşmamız gerekiyordu.Çetin anahtarı havada kapıp bana döndü, "Hadi Öykü." Barlas'a kırgınlığımın daha da arttığını hissettim. Neden kendi bırakmıyordu ki? Bu kadar mı kızgındı bana? Yoksa yalan söylediğimi düşündüğü için mi yapıyordu bunu? Gözlerinde benimle konuşmak istemediğini belirten bir ifade görmemle hiçbir şey söylememeyi tercih edip yanağımdaki yaşı elimin tersiyle sildim ve arabaya doğru gidip yolcu koltuğuna oturdum. Madem konuşmak istemiyordu o zaman konuşmazdık.

Peşimden Çetin de gelince sürücü koltuğuna yerleşti ve arabayı çalıştırdı. Oradan uzaklaşırken Barlas'ın gözlerinin üzerimde olduğunun farkındaydım ama ona hiç bakmadım. Kırgındım ve neredeyse hüngür hüngür ağlayacak gibiydim. Kendime gelip nefes almak için camı aşağı indirdim. Çetin yüzüme baktı. "Bozma moralini, Barlas sana inanıyor." Kafamı ona çevirip tek kaşımı havaya kaldırdım, "İnanıyor mu? Dalga mı geçiyorsun? Barlas'ı benden daha iyi tanıdığını düşünüyordum."

"Tanıyorum zaten, bu yüzden sana inandığını söylüyorum." Patlamış kaşından akan ve çenesine doğru yol alıp kurumuş olan kana bakarken, "Bana inandığı falan yok, yalan söylediğimi düşünüyor," dedim. Kafasını sağa sola oynattı, "Hayır sadece sinirli olduğu için böyle düşündü."

Omzumu silktim, "Sinirli olsa bile bana inanması gerekirdi."

"Sakinleştiğinde konuşursunuz bunu. Emin ol o zaman sana inandığını söyleyecektir."

"Bunu söylemesi umurumda değil, ona kırgınım."

"Yapma Öykü, Barlas şu an çok sinirli ona hak ver. Demir bir çocuğa yardım ettiğin için seni tehdit ediyor ve sen bunu Barlas'a anlatmıyorsun." Neden Çetin de sanki bir suç işlemişim gibi beni suçluyordu ki? Biri de beni anlayamaz mıydı? "Demir'in saplantılı biri olduğunu bilseydim beni tehdit ettiğini Barlas'a söylerdim. Ben sadece başını belaya soksun istemedim ama görüyorum ki böyle düşünerek hata yapmışım." Çetin yine kafasını hafifçe sağa sola oynattı ve gözlerini yola çevirdi. "Bundan sonra başına ne gelirse Barlas'a anlatsan iyi olur."

Kaşlarımı çatmış ona bakmaya devam ederken, "Neden? O benim neyim ki?" diye sordum. Bir şey söyleyecekken son anda vazgeçip sustu ve birkaç saniye bekleyip öyle konuştu. "Bir şeyin değil ama sen yine de anlat. Bu onun için önemli." Öyle olabilirdi ama sırf anlatmadım diye bana kızması gerekmiyordu. Biraz beni anlamaya çalışsa belki de böyle olmayacaktı. Kâhin değildim sonuçta.

Demir'in kim ve nasıl biri olduğunu bilemezdim. "Benim yüzümden kavga ettiğiniz için üzgünüm."

"Bu senin suçun değil ki."

"Evet, benim suçum." Sesimden ne kadar üzgün olduğum belli oluyordu, "Demir beni sizin yanınızda görmeseydi bu kavga olmayacaktı."

"Hayır, muhtemelen olacaktı. Çünkü ne zaman iki çete bir araya gelse kavga oluyor." Evet, aslında Demir beni fark etmeden önce Barlas'a bıçak çekmişti ..."Onlarla ne sorununuz var?"

"Ne olabilir, tabii ki haraç."

"Sizin aldığınız yerlerden mi haraç almak istiyorlar?"

"Evet ve bu da Barlas'ı kızdırıyor."

"Ne olacak şimdi peki?" Bunu gerçekten merak ediyordum."Ne olacağını gördün. Bundan sonra bol bol kavga izleyeceksin." Söylediği şey tüylerimi ürpertmişti. Bir daha kavga görmek istemiyordum. Birine bir şey olabilirdi. Bugünkü kavgadan herkes aldığı birkaç yumruk darbesiyle kurtulmuşken daha kötü şeylerin olmasından korkuyordum, "Bir anlaşma yapamaz mısınız?"

Kaşları çatıldı. "Demir'le mi? Bu mümkün değil. O pek anlaşmalara uyan biri değildir."

"Ne yani sürekli böyle kavga mı edeceksiniz şimdi?" Sesim hem şaşkın hem de gereğinden fazla çıkmıştı. "Öyle görünüyor. Sonuçta Demir'in istediği şey belli; Barlas'ı bitirmek..." Moralim iyice altüst olurken sıkıntıyla iç çektim. Demir korkunç biriydi. Her şeyden önce bir katildi. Bu beni çok korkutuyordu. Amacı Barlas'ı bitirmekse bunu ona büyük zarar vermeden yapamazdı. Ve ben de bundan korkuyordum işte. Bu zarar bir ölüm olabilirdi. Katildi sonuçta, kan akıtmak onun için zor olmazdı."Ama tabii Barlas'ı bitirmenin imkânsız olduğunun farkında... Öfkesi bu yüzden... Barlas'ın ondan daha güçlü olmasını hazmedemiyor." Uzaklara dalan bakışlarım tekrar Çetin'i bulunca korku barındıran sesimle konuştum, "Öfkesinden ona kötü bir şey yapabilir."

Gözlerini bana çevirince teselli eder gibi konuştu, "Korkma, Barlas'a kimse kolay kolay bir şey yapamaz." Evet, belki öyleydi ama ben yine de korkuyordum. Onu bitirmek isteyen kişi Demir'di sonuçta. Öfkesi, istediği şey kadar büyük olan kişi... Saplantılı bir katil!Çetin beni evimin önüne getirince ona teşekkür edip arabadan indim ve eve girip odama geçtim.

Üzerimdeki montu çıkartıp yere bıraktıktan sonra kendimi yatağa attım. Moralim bozuktu ve bir süre bu şekilde kalmak istiyordum. Annem geldiğimi duyup odaya girince, "Öykü, nerede kaldın kızım?" diye sordu. "Geldim işte," derken yüzüm yastığıma gömülü olduğu için sesim boğuk çıkmıştı. "Sen iyi misin?" Annem yanıma yaklaşırken kafamı kaldırdım. "Evet, iyiyim."

"Öyle görünmüyorsun ama." Anne işte hemen anlamıştı. "Aysun'la uzun süre ders çalıştık, bu yüzden biraz yorgunum. Duş alıp hemen yatacağım," deyip yataktan kalktığımda banyoya gitmek için adım attım ama annemin önüme geçmesiyle yerimde durdum. Bakışlarından bana inanmadığını belli ederken, "Doğru söylüyorsun değil mi Öykü, gerçekten ders çalıştığın için yorgunsun ve böylesin?" diye sordu. Yalan söylediğim anlaşılmasın diye gözlerimi kaçırmamaya çalışıyordum, "Evet anne, başka ne olacak ki?"

"Bana başka bir şey var gibi geldi."

"Hayır, anne başka bir şey yok. Ders çalıştığım için yorgunum. Lütfen başka bir şey düşünme," deyip onu yanağından öptükten sonra kaçmak için hemen banyoya girdim. Daha fazla kalırsam gerçeği öğrenmesinden korkuyordum. O annemdi sonuçta, beni en iyi tanıyan kişi. Üzgün olduğumu anlayıp da üzülmesini istemiyordum. Son zamanlarda mutluluğu yakalamışken benim yüzümden morali bozulsun istemezdim.

Kısa bir duş alıp banyodan çıktıktan sonra yatağıma girip uyumaya çalıştım. Uykum olmasına rağmen saatlerce dönüp durdum. Barlas'ı düşünüyordum. Siniri geçmiş olmalıydı. Acaba şu an bana inanmadığı için kendine kızıyor muydu? Bunu çok merak ediyordum. Bu yarın okulda belli olurdu ama ona kırgın olduğum için yüzüne bakacağımı sanmıyordum. Yalan söylediğimi düşünmesi kalbimi bin parçaya ayırmıştı.

Bakışları gözümün önünden gitmiyordu. Gözlerine bakmayı sevdiğim çocuk bana inanmayan gözlerle bakınca kendimi kötü hissetmiştim. Hâlâ öyle hissediyordum. Yarın okulda ne yapacaktım hiç bilmiyordum. Konuşmak isterse ne diyecektim, gözlerine nasıl bakacaktım? Hepsini düşünüyordum. En çok da Çetin'in söylediği gibi bana inandığını söyleyip söylemeyeceğini düşünüyordum. Çünkü bu benim için önemliydi. Saplantılı bir çocuğun söylediğine değil de benim sözüme inanmasını istiyordum. Kırılan kalbimi onarmasını istiyordum. Ona ihtiyacım vardı. Gözlerim yavaşça kapanırken kendimi daha fazla üzmemek adına uykuya teslim olmayı tercih ettim. Yoksa sabaha kadar Barlas'ı düşünmeye devam edip acı çekecektim.

Alarmımın sinir bozucu sesiyle gözlerimi araladığımda komodinimin üstündeki telefonu alıp susturdum ve beş dakika daha uyumak için gözlerimi kapattım. Çok uykum vardı ve kalkıp hazırlanacak halim yoktu. İstediğim tek şey biraz daha uyumaktı. Sıcak yatağımdan çıkmak istemiyordum. Okula da gitmek istemiyordum. Mümkünse tüm günü burada, yatağımda geçirmek istiyordum "Öykü, hadi kızım daha uyanmadın mı?" Annemin sesi kulaklarıma dolunca mızmızlanarak gözlerimi açtım. Uyumak istiyordum ya. Biraz daha uyumak istiyordum. Bütün gece kâbus görüp sürekli uyandığım için hiç rahat uyuyamamıştım. Şimdi uyumak istiyordum. Bunun için okula gitmemeyi bile göze alıyordum.

Gitsem ne olacaktı ki sanki. Barlas'ın bana buz gibi bakan bakışlarını görmeye mi gidecektim. Yok. Buna hiç gerek yoktu. Ben burada mutluydum. O bakışları görüp de sinirlenmek istemiyordum. Ya sinirleri geçmiş benden özür dilemek istiyorsa? Sakinleştiğine emindim. Beni kırdığının farkında olduğuna da ama yine de içimde bir korku vardı. Belki de o da Demir'in beni tehdit ettiğini ona söylemediğim için bana kırgındı ve benimle konuşmak istemiyordu. Olabilir miydi böyle bir şey acaba? En iyisi gidip olacakları görmekti.

"Öykü, kahvaltı hazır hadi gel de bir şeyler ye." Annemin sesiyle birlikte üzerimdeki yorganı atıp doğruldum. Kalkıp mutfağa annemin yanına gittim. "Günaydın anne."

"Günaydın tatlım," deyip yanağıma küçük bir öpücük kondurdu, "Hadi geç otur da kahvaltını yap, benim çıkmam lazım." Ziyafet sofrası gibi hazırlanmış masaya bakınca hayretle kaşlarımı kaldırdım. "Anne, bu kahvaltı benim için biraz fazla değil mi?"

Şaşkınlığım sesime de yansırken annem gülümsüyordu, "Değil. Uzun zamandır seninle ilgilenemediğimin farkındayım. Bu sebeple sana böyle bir kahvaltı hazırlamak istedim. Hiçbir şey eksik olsun istemedim. Birlikte güzel bir kahvaltı yapalım istedim ama maalesef hastaneden çağrıldım. Hastaneye yakın bir apartmanda yangın çıkmış, çok yaralı var. Acil çıkmam lazım."

Benimle ilgilenemediğinin farkında olmasına şaşırmıştım ama belli ki bu onu üzmüştü. Ben de üzülmüştüm şimdi. O adamla ilgilenmekten beni unuttuğunu düşünüyordum ama öyle değildi, annem eskisi gibi benimle ilgilenmeye çalışıyordu. Utanmıştım kendimden. Nasıl annem hakkında böyle düşünebilmiştim? Gerçekten aptalın tekiydim. "Tamam anne, bunu sorun etme başka zaman birlikte kahvaltı ederiz." Bana sıkıca sarılıp saçlarımı okşadı, "Gerçekten üzgünüm tatlım."

"Önemli değil anne, hadi git sen. Geç kalma." Üzülmemesi için uğraşıyordum. Acaba benimle ilgilenmediğini ona belli ettiğim için mi böyle davranıyordu? Eğer öyleyse kendime çok kızardım. Geri çekildiğinde yüzüme bakıp beni uyardı, "Peki, sen de yemeğini ye. Sakın okula aç gideyim deme."

"Tamam," diyerek onu uğurladım ve elimi yüzümü yıkamak için banyoya gittim. Soğuk suyla yüzümü yıkayıp aynada kendime bakınca ne kadar solgun göründüğümü fark ettim. Yemeğimi yiyip evden çıktığımda ayaklarımı sürüye sürüye yürüyordum. Durağa doğru yaklaştığımda Aysun'un beni orada beklediğini gördüm. Beni fark eder etmez koşup yanıma geldi. "Öykü, sen iyisin değil mi?" Dün başıma gelenleri mesajda ona anlattığımdan dolayı benim için endişelenmişti. "İyiyim ben Aysun, bir şeyim yok."

"Bu olanlara inanamıyorum, hemen bana doğru dürüst anlat şunu. Ne oldu dün?" diye sordu."Mesajda anlattığım gibi işte. Bir çocuk evime izinsiz girdi ve ona yardım ettiğimi düşündüğü için katil çocuk da beni tehdit etti."

"Polise gittin mi?" Başımı iki yana salladım, "Hayır."

"Neden gitmedin?" Kızmış gibiydi "Çünkü gidersem Demir denilen o çocuğun yani katilin beni bulup öldürmesinden korktum."

"Aferin sana, ne olacak şimdi?" Bunu bilmiyordum işte. Eğer zamanı geri alabilme gibi bir şansım olsaydı geri alır Demir'in beni tehdit ettiğini Barlas'a söylerdim. Bu sayede Barlas beni ondan korur böylece beni görüp kendisini sinir etmesine de izin vermezdi. "Bilmiyorum."

"Belki de bunu Barlas'a anlatmalısın."

"Zaten biliyor."

"Ona anlattın mı?"

"Hayır, ama o öğrendi."

"Nasıl?"

"Demir denilen çocuk bir çete lideri, Barlas onu tanıyor. Birbirlerine düşmanlar. Dün Demir çetesiyle birlikte Barlas'ın mekânına geldi. Benden haberi yoktu. Barlas'ı tanıdığımı bilmiyordu. Ben de onun Barlas'ı tanıdığını bilmiyordum. Onu orada görünce çok şaşırdım, tabii o da öyle." Şaşkınlığından yerinde durunca, "Ne yani seni orada gördü mü?" diye sordu. Onunla beraber ben de durunca dönüp yüzüne baktım, "Evet, hatta sırf Barlas'ı sinir etmek için beni çeteye istediğini bile söyledi."

"Yok artık, bu ne cesaret Barlas onun canına okumuştur."

"Evet okudu ama Demir beni çetesine istediği için değil Barlas'ı sinir edecek bir şey dediği için."

"Ne dedi ki?" Aysun merakla yüzüme bakarken Demir'in o iğrenç hali gözümün önüne geldiği için yüzümü buruşturdum, "Bana dokunduğunu söyledi." Şaşkınlıktan açılan gözlerinde göz bebeklerinin büyüdüğünü görebiliyordum. Korkmuştu da, "Böyle bir şey oldu mu ki?"

"Hayır tabii ki olmadı, Demir Barlas'ı sinir etmek için öyle dedi." Söylediğim şeyle rahatlamış görünüyordu, "Cesaretli çocukmuş. Böyle bir yalanı Barlas'a söylemek için aptal cesareti gerekir. Eminim Barlas haddini bildirmiştir ona."

"Ona saldırdı tabii. Sonra iki çete birbirine girdi." Aysun hayretle bana baktı. "İnanamıyorum, şu olanlara bak ya." Böyle söyleyince şaka gibi geliyordu insana ama her şey gerçek olmasını istemeyeceğim kadar gerçekti. Aysun düşünceli görünürken, "Peki ne olacak şimdi?" diye sordu. "Bilmiyorum. Muhtemelen Demir Barlas'la uğraşmaya devam edecek. Tabii onu sinir etmek için benimle de..."

"Demek o da bir çete lideri."

"Evet, maalesef öyle," dediğimde hızla kafamı ona çevirdim, "Çetesinde kimler var biliyor musun?"

"Kimler?" diye sorarken bana merakla bakıyordu."Babamla buluştuğum gün karşıma çıkan ve beni rahatsız eden o serseri çocuklar." Bunu beklemiyormuş gibi yüzüme bakakaldı, "O çocuklar Demir denilen o pisliğin çetesinde miymiş? İnanamıyorum ya, kızım sen de ne var böyle? Bütün kötüleri mıknatıs gibi kendine çekiyorsun."

"Bir bilsem."

"Neyse ki yanında Barlas gibi bir çocuk var, eminim seni koruyacaktır."

"Evet, korur ama şu an bana kızgın."

"Neden?"

"Ona Demir'in beni tehdit ettiğini söylemediğim için." Sesim üzüntüden kısık çıkmıştı. "Aslına bakarsan haklı, hata yapmışsın. Neden bunu ona söylemedin ki?" Aysun bunu söyleyen üçüncü kişi olduğu için artık sabrım taşmıştı. "Çünkü korktum," diye bağırırken yerimde durup ona baktım, "O çocuk bir katil Aysun, Barlas'a zarar vermesinden korktum."

"Katil mi, nereden çıkardın bunu?"

"Ondan kaçan çocuk söyledi." Hayretle güldü, "Güzel, bir katilimiz eksikti." Doğru diyordu. Zaten boktan bir hayatım vardı bu hayatın içine bir de katil eklenmişti tam olmuştu. Moralim gitgide daha çok bozulurken Aysun bunun farkına varıp kolumu tuttu. "Neyse tamam, üzülme her şey yoluna girer."

"Hiçbir şeyin yoluna girdiği yok Aysun, her şey gittikçe daha berbat bir hale geliyor."

"Biliyorum ama dayanmak zorundasın. Barlas'ın kızgın olmasını da boş ver. Büyütülecek bir şey değil ki bu. Elbet sana boş yere kızdığının farkına varacaktır." Ben de öyle olsun istiyordum, "Onun kızgınlığı geçecek de benim kırgınlığım geçecek mi onu bilemiyorum."

"Ona kırgın mısın ki, iyi de neden?"

"Demir'in gerçekten bana dokunduğunu düşünüyor hem de bunun doğru olmadığını söylememe rağmen." Aysun alt dudağını ısırmış ne diyeceğini bilemeden bana bakıyordu. Ne diyebilirdi ki, sevdiğim çocuğun bana değil de Demir'e inanması onu şaşırtmıştı, "Neden öyle düşünüyor ki?"

"Çünkü korkudan Demir'in beni tehdit ettiğini ona söylemediğim gibi bunu da söylemediğimi düşünüyor" Kaşlarını çattı, "Saçmalıyor."

"Kesinlikle öyle."

"Ne yapmayı düşünüyorsun?"

"Bilmiyorum ama özür dilemesini istiyorum. Bana inanmayıp o çocuğa inandığı için benden özür dilemeli."

"Tam Barlas sana açılacak derken nereden çıktı bu Demir şimdi? Her şey onun yüzünden oldu. Boş yere aranız bozuldu." Doğru diyordu. Her şey gerçekten de Demir yüzünden olmuştu. O olmasa belki de şu an Barlas bana açılmış olacaktı. Kahretsin ki Demir bu ihtimali yok etmişti. Ondan nefret ediyordum. Nereden çıkmıştı karşıma?Okula vardığımızda kapının önünde Çetin'le konuşan Barlas'ı gördüm. İki elini pantolonunun ceplerine sokmuş üzerine giydiği siyah şişme montuyla her zamanki gibi yakışıklı ve karizmatik duruşunu sergiliyordu.

Heyecanlanmıştım. Nefes alışverişlerimi kontrol edemiyordum. Onu görmek bile beni bu denli etkilerken gözlerine bakıp konuşmak kim bilir nasıl etkileyecekti? Tabii konuşmak isteyecek miydi onu bilmiyordum işte. Barlas'tı bu, ne yapacağı belli olmazdı. Hâlâ kızgın ve konuşmak istemiyor olabilirdi."Seninki orada..." Aysun bana çenesinin ucuyla Barlas'ı işaret ederken benim onu çoktan gördüğümü fark etmemişti. "Seni orada beklediğine göre konuşmak istiyor olmalı."

"Beni beklediğini nereden çıkartıyorsun?"

"Hadi ama Öykü, Barlas'ın ne zaman okul kapısının önünde durduğunu gördün. Belli ki konuşmak için seni bekliyor işte" Omzuma omzuyla vurup sırıttı, "Belki de özür dileyecek."Bilemiyordum. Suratına bakılacak olursa pek de öyle görünmüyordu. Geldiğimi bile fark etmemişti. Çetin beni görüp ona bir şeyler söyleyince dönüp bana baktı. Ona yaklaştıkça kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Buna engel olamıyordum. Aysun, özür dileyeceğini düşünüyordu ama ben şu anki bakışları yüzünden öyle olacağını düşünmüyordum. Sanki düşüncelerini okuyordum. Hâlâ bana kızgındı. Benim kırgınlığım umurunda bile değildi.

Ona yaklaşmama sadece birkaç metre kalınca gözlerimi üzerinden çekmedim. O da öyle. Galiba ikimiz de birbirimizin ne düşündüğünü anlamaya çalışıyorduk. Bir şey demesini istiyordum. Konuşmalıydı benimle. Böyle bakmamalıydı. Ne düşündüğünü söylemeliydi. Yanına yaklaştığımda gözlerimi gözlerinden çekmiştim. Konuşmayacaktı. Hâlâ kızgındı, belliydi.Madem onun umurunda değildi benim de olmayacaktı. Bu kadar kızgın olmasının anlamı neydi? Beni anlamaya çalışsa böyle olmayacaktı ama o beni anlamak yerine benimle konuşmamayı ve bana kızgın kalmayı tercih ediyordu.

İstediği buysa ona uyacaktım. O benimle konuşana kadar tek kelime etmeyecektim. Hatta yüzüne bile bakmayacaktım. Sinirle yanından geçerken cebinde olan elini çıkardı ve bileğimden tuttu. Bu hareketini hiç beklemezken afalladım. Aysun benim yanımda, Çetin Barlas'ın yanında durmuş bize bakarlarken Barlas ifadesiz sesiyle konuştu. "İlk teneffüs yanıma gel."

Bu mu yani, bu kadar mı? Bunu söylemek için mi durdurmuştu beni? Konuşmak istiyorsa şimdi konuşmalıydı. Neden bunun için ilk teneffüsü bekliyordu ki? Üstelik bu kadar ifadesiz konuşmasına da anlam veremiyordum. Belli ki çok da iyi şeyler konuşmayacaktık. Ona güzel bir cevap vermek istiyordum ama susup hiçbir şey söylemeden bileğimi hızla elinden kurtardım ve yanından geçip okula girdim. Merdivenlerden çıkarken Aysun peşimden geliyordu ve hızıma yetişemediği için bağırıyordu, "Öykü, dursana ya bu ne hız?"

Hızımı yavaşlatınca bana yetişti ama nefes nefese kalmıştı. "Ne bu sinir şimdi, Barlas seninle konuşmak istiyor işte. Bu tavrının nedeni nedir?" Merdivenleri çıkmaya devam ederken yüzüne baktım. "Evet, konuşmak istiyor ama duymadın mı sesi ne kadar ifadesizdi. Hâlâ kızgın bana."

"Evet öyleydi ama yine konuşmadan bilemezsin."

"Ona kırgın olan benim Aysun o değil. Konuşmak istiyorsa yanıma gelip konuşmalı. Beni kendi ayağına çağırmamalı."

"Haklısın ama yine de gidip konuşmalısın. Ne söyleyeceğini ben bile merak ediyorum, sen etmiyor musun?"

"Umurumda değil!" Aslında ne söyleyeceğini çok merak ediyordum ama bir şey söyleyecekse kendi gelmeliydi. Gitmeyecektim işte. Konuşmak istiyorsa o gelecekti.Sınıfa girince çantamı sırama koyup üzerimdeki montu askılığa astıktan sonra çantamdan ilk dersin kitabını ve defterini çıkartıp önüme koydum.

Aysun beni izlerken hiçbir şey söylemiyordu. Sanırım sinirli olduğum için bir şey söylemek istemiyordu. Çünkü konuşursa ona patlayacaktım, bunun farkındaydı.Öğretmenler zili çalarken Aysun'a baktım, "Koray bugün okula gelmeyecek mi?"

"Gelecek."

"Nerede kaldı? Birazdan hoca gelecek."

"Gelir şimdi," demesiyle kapıdan içeri giren Koray'ı görünce geç kalmamış olmasına sevindim. Nefes nefese kalmış bir halde sırasına yaklaşırken gözüne birden cam tarafının üçüncü sırasına oturmuş olan Bade ve Samet çarptı.

Onlara şaşkınlıkla bakarken çantasını sırasının üzerine bırakıp bize döndü."Nerede kaldın Koray?"

"Okula gelirken arabam bozuldu, yürüyerek gelmek zorunda kaldım. İlk ders ne?"

"Biyoloji." Önüne dönüp çantasından dersin kitabını çıkarttıktan sonra bize döndü. "Ya bir şey soracağım, bu Bade ve Samet'e ne olmuş? Biriyle kavga mı ettiler?" Yüzlerindeki yara izlerini gördüğü için merak etmiş olmalıydı. Aysun anlatmak için hevesli görünürken, "Ay sen olayı bilmiyorsun değil mi? Dün neler olmuş neler!" diyerek Koray'ı meraklandırdı. "Ne olmuş?" Aysun hocanın geldiğini görünce, "Neyse teneffüste anlatırım, hoca geldi," deyip Koray'ı iyice merakta bıraktı.

Teneffüs zili çalıp hoca sınıftan çıkınca Koray hızla arkasını dönüp Aysun'a baktı. "Hadi anlat." Aysun anlatmaya başlayınca ayağa kalktım. "Ben tuvalete gidiyorum." O kadar heyecanla konuşuyorlardı ki kafalarını sallayıp devam ettiler. Tuvaletteki aynanın önünde iki kız süslenirlerken kabinlerin birine girdim. Çıkıp ellerimi yıkamak için lavaboya yönelince kızların bana baktıklarını gördüm. Beni baştan aşağı süzüyorlardı. Bu sinirlerimi bozmuştu.

Homurdanarak ellerimi yıkarken tuvaletin kapısı sertçe açıldı. Açılan kapıyla yerimde kalırken şaşkınlıkla karşımdakine baktım. Barlas'tı bu. Buradaydı.Önümde durmuş bana bakarken gözleri bir anda arkamda duran kızlara kaydı. "Dışarı çıkın!"Sesi yine hiçbir duygu barındırmazken yüzünü inceliyordum ama yüzü de en az sesi kadar hissizdi. Arkamdaki kızlar umursamazca fısıldaşırlarken Barlas bağırdı, "Size dışarı çıkın dedim!" Kızlar hızla yanımızdan geçip dışarı çıkarlarken gözlerini bana çevirdi. Yanından geçmek için bir adım attım ama beni durdurdu. "Hiçbir yere gitmiyorsun, konuşacağız!" Ne söyleyeceğimi bilemeden yüzüne baktım. "Burada mı?"

"Bunu sen istedin. Yanıma gelmiş olsaydın eğer burada konuşmak zorunda kalmazdık" delirmişti galiba. Burada konuşmamız mümkün müydü? "Gördüğün gibi tuvaletteydim, işim vardı."

"Gelmemek için ürettiğin bir bahane mi bu? İşin olmasaydı da gelmeyeceğini ikimiz de biliyoruz. Boşuna beni kandırma!" Doğru, gitmeyecektim çünkü beni sinirlendirmişti. "Konuşmak istiyorsan kendin gelseydin, beni yanına çağırmasaydın o zaman."

"Geldim işte, buradayım. Konuşalım." Kafamı iki yana salladım. "Hayır." Hocalardan birine yakalanmak istemiyordum."Burada mı konuşmayacaksın yoksa hiç mi konuşmayacaksın?"

"Burada konuşmayacağım."

"Peki, tamam," deyip elini karnımdan çekti "Akşam hazır ol öyleyse..."

"Hâlâ kızgınsan boşuna konuşmayalım. Çünkü seninle tartışmak istemiyorum."

"Öyle mi, peki ne yapmak istiyorsun?"

"Sadece konuşmak." Gözleri beni etkileyecek derecede keskin bakarken yüzünü yüzüme doğru eğdi "Bunun için söz veremem. Çünkü ben sadece konuşacağımı düşünmüyorum," dedi ve birkaç saniye daha gözlerime baktıktan sonra tuvaletten çıkıp gitti. "O zaman hiç konuşmayalım!" diye arkasından bağırdım ama beni umursamadı. Biliyordum işte, hâlâ kızgın olduğunu biliyordum. Bu yüzden akşamki konuşmamız bir tartışmaya dönecekti. Kendi de bunu bildiği için öyle demişti.

Onunla tartışmak, ona kırgın olmak istemiyordum. Akşam söyleyecekleriyle beni daha çok kırabilirdi. Ve ben bunu istemiyordum.Sınıfa gidip yerime oturdum. Aysun ve Koray bana merakla bakarken ben de onlara bakıyordum. "Ne oldu, neden öyle bakıyorsunuz?"

"Barlas'la ne konuştunuz?" Aysun'un sorusu üzerine kaşlarımı çattım, "Barlas'la konuştuğumu nereden biliyorsun?"

"Sınıfa gelip senin nerede olduğunu sordu bize, biz de söyledik. Yerini söylediğimize göre de seni bulmuş ve seninle konuşmuş olduğunu düşündüm." Anladığımı belli etmek için kafamı hafifçe aşağı yukarı sallayıp gözlerimi sırama çevirdim, "Henüz konuşmadık, akşam konuşacağız. Beyefendi öyle istedi ve konuşmamızın bir tartışmaya döneceğini de açık açık belli etti."

"Eyvah, desene aranız daha da açılacak."

"Evet, öyle olacak gibi," deyip sıkıntıyla iç çektim. "Kapatalım şu konuyu. Bahsedince sinirlerim bozuluyor."

"Peki, o halde seni şaşırtacak bir şey diyeyim..." Gözlerimi Aysun'a çevirince merakla yüzüne baktım, "Neymiş o?"

"Koray, Demir'i tanıyormuş." Gözlerim hızla Koray'a kayarken, "Gerçekten mi?" diye sordum. Beni başıyla onayladı, "Evet, kendisi istediği şeyi saplantı haline getiren bir çete lideri. Sadist ve psikopat... Yani senin anlayacağın uzak durulması gereken biri!"

"Sen nereden tanıyorsun bu çocuğu?"

"Arkadaşımın arkadaşı sayesinde..."

"Nasıl yani?" Hemen anlatmaya başladı, "Geçen sene Demir bu okuldan bir çocuğu çetesine almak istedi. Almak istediği kişi arkadaşımın arkadaşıydı. Zeki ve becerikli bir çocuktu. Galiba Demir de onu bu yüzden istedi. Her neyse çocuk istemiyordu ama Demir kendisini tanıtınca ve nasıl biri olduğundan bahsedince çocuk korkudan kabul etmek zorunda kaldı. Ona istemediği şeyleri yaptırmaya başladılar. Çocuk çeteden çıkmak istiyordu ama Demir buna izin vermiyordu. Acınası bir durumdaydı. Her şeyi, anlatabileceği tek kişiye, arkadaşıma anlatıyordu. Ben de Demir'i ondan dinliyordum."

"Çocuk kurtulamadı yani, hâlâ çetede?"

"Hayır değil."

"Çıktı yani?"

"Hayır çıkmadı. Yani bunu bilmiyorum. Çocuğa ne olduğunu kimse bilmiyor," deyince kafamı Aysun'a çevirdim. O da bana çevirmişti. Birbirimize korku dolu gözlerle bakarken aynı şeyi düşündüğümüzü tahmin ettim. Çocuğu öldürmüştü kesin. Bu o kadar belliydi ki. Zaten onun bir katil olduğunu biliyordum.

Şaşırmış mıydım hayır; ama korkmuştum. Aysun bana korku dolu gözlerle bakmaya devam ederken kafamı Koray'a çevirdim, "Çocuğu öldürdü, değil mi?"

"Böyle bir söylenti var ama gerçek mi bilmiyoruz. Polis uzun bir süre bu olayın üzerinde durdu ama çocuğun öldüğüne dair hiçbir kanıt bulamadığı için Demir'i serbest bırakmak zorunda kaldı."

"Demek ki ardında hiçbir delil bırakmayan psikopat bir katil bu çocuk!" Aysun konuşurken kanımın çekildiğini hissettim. Kim bilir ne yapmıştı çocuğa? Nasıl öldürmüştü de hiçbir delil bırakmamıştı ortada. Eminim öldürmek için çok farklı yollar seçmişti."Katil olduğu kesin değil ama bence kesinlikle bir katil. Yoksa o çocuk nereye kaybolacak ki? Öldürmüş işte belli. Hem zaten ondan kaçan çocuk da Öykü'ye onun katil olduğunu söylemiş işte, demek ki gerçekten bir katil. Bu demek oluyor ki Barlas bir katille düşman!"

Aysun ve Koray konuşurken sesimi çıkarmadan onları dinliyordum."Evet, sanırım öyle oluyor."

"Peki, ne olacak şimdi?" Aysun endişeliydi ve gerçekten ne olacağını merak ediyordu. Koray gözlerini bana çevirip uzun süre yüzüme baktı. "Dediğim gibi, Demir psikopat bir çocuk. Bir şeyi kafasına koyduysa yapar ve buna hiçbir şey engel olamaz. İstediği şeyin Barlas'ı bitirmek olduğu kesin. Belli ki bunu kafasına koymuş ve sırf bu sebepten dolayı Öykü'yle uğraşacaktır. Bu saatten sonra Öykü'nün daha dikkatli olması ve kendini koruması gerekiyor."

Gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım. Maalesef her şeyin farkındaydım ve bundan sonra dikkatli olmam gerektiğini biliyordum. Demir bir katildi. Barlas'ı bitirmek uğruna her şeyi yapabilecek bir katil. Ondan ciddi anlamda korkuyordum. Hayatıma bir anda girmişti ve yıkıcı bir etki bırakmadan gitmeyeceği kesindi.

Onu durduramazdım. Onunla başta edemezdim. O şiddetli bir fırtınayken ben bu fırtınada sürüklenecek kuru bir yapraktım sadece. Nasıl bu fırtınaya karşı koyabilirdim ki? Güçsüzdüm. Demir gibi biriyle baş edebilecek ne gücüm vardı ne de buna engel olabilecek bir çarem. Barlas'ı bitirmek istiyordu ama gücüm de çarem de olmamasına rağmen buna engel olmaya çalışacaktım. Başarısız olacağımı bilsem de bunun için her şeyi göze alabilirdim. Çünkü Barlas'a âşıktım ve onun Demir yüzünden zarar görmesini istemiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.