Geleceğin sana neler getireceğini bilmeden yaşamak kolay, kötü şeyler olacağını tahmin ederek yaşamak zordur. Gün geçtikçe gerilir diğer güne başlamak istemezsin. Korkarsın. Zehirli bir sarmaşığın her gün seni daha çok sararak öldürmeye çalıştığını düşünürsün. Zihnin hep bu düşüncelerle kaplıdır. Düşünmek istemedikçe düşünür, unutmaya çalıştıkça hatırlarsın. Korku böyle bir şeydir işte. İnsanı küle çevirecek bir ateş gibi... Ona yaklaştıkça canın yanar, uzaklaşmak istersin ama bırakmaz...Şu an ben de öyle yapmaya çalışıyordum. Yaşadığım güzel şeylerin tadını çıkarmak istiyordum ama sürekli kötü şeyler olacağına dair düşünceler dönüyordu kafamda.
Her şeyin yoluna girdiğini düşündüğüm an neden böyle bir düşünceye kapılmıştım bilmiyordum. Belki de bir kuruntuydu. Hislerime sonsuz güveniyordum ama bu sefer beni yanıltmasını umut ediyordum.Barlas beni affetmişken ve annem, babamı ona unutturacak bir adamla birlikteyken her şeyin yavaş yavaş yoluna girdiğini düşünüyordum. Mutluydum. Her şey güzel devam ettiği için mutluydum ve bu yüzden artık beni yoracak başka bir yokuşlu yol daha yürümek istemiyordum. Şu an tek sorun babamdı. Ondan intikam aldığımda ve hayatımızdan bir daha girmeyecek şekilde çıktığında kurtulmuş olacaktım. Bembeyaz bir sayfayla hayatıma devam edecektim.
Planım buydu. Uygulamak zor olacaktı bunu biliyordum ama Barlas yanımda olduğu için bunun üstesinden geleceğimi düşünüyordum.Barlas'ın beni kolay kolay affetmeyeceğini düşünüyordum ama öyle olmamıştı, affetmişti. Bu içimi rahatlatmış, ruhuma ilaç gibi gelmişti. Babamdan tek başıma intikam alacağımı düşünürken Barlas'ın bana yardım edeceğini söylemesiyle daha güçlü olduğumu hissedip intikamımı en acı şekilde alacağıma inandım. Nefretim öylesine büyüktü ki gün geçtikçe kabarıyordu sanki. Hırsımın bana zarar vermesinden, kötü bir insan olmaktan, öfkemin bütün hayatımı etkilemesinden korkuyordum.
Okuldan eve geldikten sonra uyuduğum yatakta gözlerimi aralayıp saatin kaç olduğuna baktım. Beşi geçiyordu. Annem birazdan geleceği için kalkıp masayı hazırlasam iyi olacaktı. Ayaklarımı yataktan aşağı sarkıtırken telefonumun çaldığını duydum. Annem arıyordu. "Efendim anne?" dedim uyku mahmuru sesimle."Öykü, kızım ne yapıyorsun?"
"Hiç, uyuyordum şimdi uyandım. Yemek yemek için seni bekliyorum."
"Sen daha yemeğini yemedin mi?"
"Hayır, birlikte yeriz diye seni bekledim."
"Beni bekleme canım ben gelemeyeceğim," dediğinde merakla, "Neden?" diye sordum. Sesi keyifli geliyordu, "Hikmet'le buluşacağım. Yemek için ona söz vermiştim, bu yüzden geç kalabilirim haberin olsun tatlım."Yok artık! Yine mi? Neredeyse her gün çıkmaya başlamıştı. Tamam, hayatında biri olması güzeldi bu ona babamı unutturuyordu ama neredeyse beni de unutturacaktı. Annemle yemek bile yiyemiyordum. Bu çok saçmaydı, "Anladım anne, size afiyet olsun." Sesimden biraz tavır yaptığım belli oluyordu ama annem bunu anlamış mıydı onu bilemiyordum."Sağ ol tatlım. Sen de yemeğini ye aç kalma sakın."
"Tamam anne."
"Evde görüşürüz canım."
"Görüşürüz," deyip telefonu kapatınca sinirle ayağa kalktım. Umarım bundan sonra sık sık buluşmazlardı. Akşamları evde yalnız kalmak istemiyordum. Böyle devam ederse ne yapacaktım hiç bilmiyordum. Bir şeyler atıştırdıktan sonra en zorlandığım ders olan fiziğe çalışmaya başladım. İki saat çalışıp bıraktım. Müzik dinlemek için yatağıma uzanıp telefonumu elime aldım.
Evde yalnız olduğum için içimde bir korku vardı ve müzik dinlemenin bana iyi geleceğini düşünüyordum. Ders çalışırken bu korkuyu biraz da olsa unutmuştum ama artık beynim çalışmaktan yorulduğu için dinlenmek istiyordu. Müzik listeme bakarken Aysun aradı. "Efendim Aysun?"
"Öykü, ne yapıyorsun canım?"
"Yatağıma uzanmış müzik dinlemek için listemde geziniyorum, sen ne yapıyorsun?"Ofladı. "Ders çalışmaktan ağrıyan beynimle kahve içiyorum."
"Hmm, afiyet olsun," dediğimde heyecanlanmış gibi konuştu. "Bak ne diyeceğim, bize gelsene birlikte kahve içeriz. Hem Barlas'la seni de konuşuruz biraz. Ne dersin?" Dün akşam eve gelip telefonda olanları Aysun'a anlattığım için gündem konumuz Barlas'tı. Beni affetmiş olması ve hayatına girdiğim için teşekkür etmesi Aysun'u o kadar mutlu etmişti ki havalara uçmuştu resmen. Ben de öyle. Kurduğu cümle hayatımda duyduğum en güzel cümle olabilirdi. Bir an önce ona onu sevdiğimi söylemek istiyordum. Aslında bunu dün yapabilirdim ama söylediklerinden sonra nutkum tutulmuştu. "Hey Öykü, orada mısın?"
Sesiyle silkelenip düşünmeyi bıraktığımda, "Evet, kusura bakma dalmışım," dedim. "Onu düşünüyordun, değil mi?" Bunu tahmin etmek zor değildi. Başka kimi düşünebilirdim ki? "Evet," dediğimde, "Söylesene bugün okula neden gelmediğini öğrendin mi?" diye sordu."Bilmiyorum, onu aramadım."
"Ne demek aramadım? Kızım hiç mi merak etmiyorsun neden gelmediğini? Ben şu an meraktan çatlıyorum. Tam seni affetti, duygularını bayağı bayağı belli etti derken nereye kayboldu bu çocuk?"
"Merak ediyorum tabii ki ama ne bileyim aramadım işte." Bugün ne kendisi ne de çetesi gelmişti okula. Bir şey olduğundan şüpheleniyordum ama rahatsız etmemek için aramamıştım. Babasını öldürten adamdan intikam alacağı için onunla ilgili bazı şeylerle uğraşıyor olabilirdi. Arayıp da rahatsız etmeye gerek yoktu.Aysun heyecanla konuşmaya devam ederken, "Hemen buraya geliyorsun ve benim yanımda Barlas'ı arıyorsun. Kızım meraktan çatlayacağım burada ya. Hem bakarsın Barlas seni sevdiğini falan söyler telefonda. Bu anı kaçırmamam lazım!" dedi."Saçmalama Aysun, Barlas bunu söyleyecek olsa telefonda mı söyler? Ayrıca onu aramayacağım. Meşgul olabilir."
"Tamam, sen gel de konuşuruz." Annem gelene kadar Aysunlarda otursam iyi olacaktı. Hem böylece korkmazdım. "Tamam, geliyorum birazdan," deyip telefonu kapatınca çabucak hazırlandım. Kapıyı açmış tam çıkacakken dışarıdan hızla içeri giren çocuk çıkmamı engelleyip kapıyı üzerimize kapatınca donup kaldım. Ne olduğunu anlamamış şaşkın ve korku dolu gözlerle kapıya yaslanmış nefes nefese kalan esmer, mavi gözlü çocuğa bakıyordum.
Karşımda hiç tanımadığım bir çocuk vardı ve evime izinsiz girmişti. Hızla vestiyerin yanında bulunan ahşap şemsiyeliği kapıp, bana bir şey yapmaması için ona vuracakmış gibi tutarak, "Kimsin sen?" diye bağırdım. Bedenim ve sesim korkudan titriyordu. Elimde tuttuğum şemsiyelik onun gözünü ne kadar korkuturdu bilmiyordum ama bana dokunduğu an bunu hızla kafasına indireceğimden emin olmasını istiyordum. Ellerini karnımın hizasına kaldırdı ve konuşmaya başladı. "Sakin ol, buraya sana zarar vermek için girmedim!"
"Kimsin sen? Hemen git buradan! Yoksa bunu kafana yersin!" Neden şu an elimde bir bıçak yoktu ki sanki? Bununla onu korkutamazdım. Şemsiyeliği tek elimde tutmuş diğer elimi cebimdeki telefona doğru götürürken birine haber vereceğimi sanıp beni durdurmaya çalıştı. "Dur, kimseyi arama! Dışarıdakiler gitsin çıkacağım. Niyetim sana zarar vermek değil." Korku tüm bedenimi sararken nefesimi kontrol etmekte zorlanıyordum. "Ne diyorsun sen, kimden bahsediyorsun?"
"Peşimde birileri var, onlardan kaçıyorum. O yüzden buraya girdim!" Gerçeği söylüyor olabilir miydi? Yalan söylüyor gibi durmuyordu ama... Emin değildim. "Sana neden inanayım?" diye sormamla dışarıdan konuşma sesleri gelmeye başlayınca ikimiz de dikkatimizi oraya verdik. "Nereye gitti lan bu?"
"Bilmiyorum, şu sokağa girdi herhalde!"
"Gidip bakalım!" İki kişinin sinirli konuşması uzaklaşan ayak sesleriyle son bulunca çocuk bana bakmaya devam etti. "Sesi duydun değil mi? Peşimdeler!" Haklıydı ama yine de ona güvenmek istemiyordum. "Kim onlar? Peşindelerse neden polise gitmiyorsun?"
"Gidemem!"
"Neden?"
"Bunu sana söyleyemem. Sadece birkaç dakika burada durmama izin ver." Gözlerimi kısıp ona öyle baktım. "Sana neden yardım edeyim?"
"Çünkü çıkarsam beni öldürecekler. Eğer gözünün önünde cinayet işlenmesini istemiyorsan burada kalmama izin ver." Kanımın donduğunu hissederken dışarıdakilerin katil olduğunu düşündüm. Kesinlikle polise haber vermeliydim. Bu şekilde duramazdım. Elim tekrar telefona giderken çocuk yine beni durdurmaya çalıştı. "Bak lütfen bana yardım et ve kimseye haber verme! Eğer polise ya da başkasına haber vermeye kalkarsan sen de ölürsün!"
"Ne? Ne demek ben de ölürüm?"
"Onlar benim kimseye haber vermeyeceğimi bilir ve bunu başkasının yaptığını anlar. Bulmaları da zor olmaz." Boğazıma bir yumru takıldığını hissederken güçlükle yutkundum. Korkudan kaskatı kesilmiştim. Bu olanlara inanamıyordum. Ne yapacaktım şimdi ben? Polise haber versem ölebilirdim vermesem bu çocuk ölebilirdi. Çocuğu tanımıyordum ve onun için kendimi öldürtmeye hiç niyetim yoktu ama dışarıda katiller dolanırken de bir şey yapmadan duramazdım.Doğru söylediğine inanmaya başladığımda elimdeki şemsiyeliği aşağı indirdim ama bırakmadım. "Adın ne senin?" diye sorunca bana şüpheyle baktı, "Neden sordun?"
"Yarınki gazetede cinayet haberlerinin arasında adını aramak için." Gözleri hayretle açılırken gözlerimi devirdim. "Ne için olacak öylesine sordum." Bir an dalga geçtiğimi anlamamış söylediğim şeye inanmıştı. Adının ne olduğunu tabii ki boşuna sormuyordum. Sadece her ihtimale karşı bilmem gerektiğini düşünüyordum."Üzgünüm," diyerek kafasını sağa sola salladı. " Sana adımı söyleyemem."
"Neden?"
"Çünkü nedense peşimde birileri olduğu için polise gideceğini düşünüyorum."
"Aptal değilim, kendimi öldürtmek istemem."
"Bence de iyi edersin," deyip dışarıdakilerin gidip gitmediğini kontrol etmek için kapıyı hafifçe aralayıp sadece kafasını uzatarak etrafa baktı. Kimseyi görmemiş olacak ki kapıyı iyice açtı ve çıktı. Arkasından kapının eşiğine geçip ona bakarken uzaklaşmadan önce bana döndü. "Yardımın için sağ ol."İsteyerek yardım ettiğimi sanmıyordum ama tam önemli değil diyecekken, "İşte orada!" diyen birinin sesini duymamla kafamı o yöne çevirdim. İki kişi öfkeyle bize doğru koşuyordu. Çocuk onları görüp hızla koşmaya başlayınca ben de geri çekilip korkuyla kapıyı kapattım.
Ellerim ve ayaklarım korkudan titriyordu. Katiller çocuğu yakalayacaktı ve belki de onu öldürecekti. Hapı yuttuğumu hissediyordum. Çocuğun bu evden çıktığını da görmüşlerdi. Buraya gelirler miydi acaba? Ah, ahmak kafam! Ne diye ona yardım ediyordum ki? Şimdi onun yüzünden ben mahvolacaktım. Umarım gelmezlerdi, eğer gelirlerse onlardan nasıl kurtulurdum hiç bilmiyordum. Aysun evde beni beklerken kapıya yaslanmış geri gelip gelmeyeceklerini düşünüyordum. Bir an önce buradan çıkmalıydım.
Derin bir nefes alıp sakin kalmaya çalışırken kapıyı açtım ve etrafa baktım. Kimsenin gelmediğinden emin olduktan sonra üzerime montumu giyip evden çıktım. Tedirgin adımlar atarken etrafa bakmaya devam ediyordum. Her an her yerden çıkabilirlerdi. Beni evden çıkarken görmedikleri için yolda görseler bile tanıyacaklarını sanmıyordum çünkü yüzümü inceleyecek kadar bana bakmamışlardı. Ama yine de tedirgindim işte.Aysunların oturduğu sokağa doğru yürürken arkadan birilerinin beni takip ettiğini hissettim. Ben durunca duruyor ben yürüyünce yürüyordu. Korkuyordum. Bunlar o katiller olabilir miydi acaba? Yüzümü bile görmemişlerdi ki, nasıl tanıyıp da peşimden geleceklerdi? Acaba hiç o çocuğun peşinden gitmemişler miydi? Korkumdan arkama bakmaya cesaret edemezken adımlarımı hızlandırarak yürümeye devam ettim.
Ayak seslerinden anladığım kadarıyla hala peşimdeydiler. Kalbim hızla atarken ensemden aşağı soğuk terler akmaya başlamıştı. Akşam olduğu için dışarıda kimse yoktu. Zaten bizim sokak da Aysunların sokağı da normalde tenha ve tekinsizdi. Birkaç haftadır burada oturmama rağmen buradaki serserilerle hiç karşılaşmamıştım ama Aysun başına gelen birkaç sarkıntılık olayı anlatmıştı. Arkamdaki serserilerin bana bir şey yapmayacağını düşünerek ilerlemeye devam ederken korkumu bastırmaya çalışıyordum.
Ne kadar beceremesem de bunu yapmaya çalışıyordum ama peşimden geldikleri için de koşmak istiyordum. Tam hızlanacağım sırada yaklaşan ayak sesleri tam arkamda durdu. Bunu hissetmem nefesimi keserken arkamdakilerden biri eliyle ağzımı örttü ve beni önceden yanmış olan ve artık kullanılmayan bir apartmanın içine soktu. Gözlerim kocaman açılırken çocuğun beni bırakması için çırpınıyordum ama bu bir işe yaramıyordu. Çok güçlüydü ve beni bırakmayacak gibi görünüyordu.
Beni kendine çevirip sırtımı duvara yasladığında ona baktım. Dışarıdan gelen sokak lambasının ışığı sayesinde yüzünü görebiliyordum. Kumral, ela gözlü, sert yüz hatlarına sahip bir çocuktu. Boyu hemen hemen Barlas'la eşit gibiydi ve bizim yaşlarımızdaydı. Bakışlarında büyük bir öfke vardı ve yüzümü inceliyordu. "Söyle bakalım güzel kız, Özgür'ü nereden tanıyorsun?" Ela gözlerine bakarken yutkundum. Kimden bahsediyordu bu? Özgür kimdi? Onu tanıdığımı hiç sanmıyordum ama bir yandan da şu evime giren çocuk olabilir mi acaba diye düşünüyordum. Eğer bahsettikleri kişi oysa şu an iki katille aynı yerde bulunduğum için korkudan bayılabilirdim.Sesim titrerken elinden kurtulmak için çırpınmaya devam ettim. "Ki... Kimsiniz siz? N...ne istiyorsunuz benden?"
"Sadece Özgür'ü nereden tanıdığını öğrenmek istiyoruz!" Karşımdaki çocuk konuşurken onun yanında duran kızıl saçlı çocuğa baktım. Hafiften sırıtıyordu. Galiba bu halde olmam ona keyif vermişti. "De... Dediğiniz çocuğu tanımıyorum!" Sesim gayet kendinden emin çıkmıştı ama korkudan hâlâ titriyordu. "Yalan söyleme onu senin yanında gördük!" Karşımdaki ela gözlü çocuk öfkesini belli ederek boğazımı sıktı. Nefes almakta güçlü çekerken bırakması için direndim ama yine bir işe yaramadı. Bırakmıyordu. Sorduğu sorudan sonra artık emin olmuştum, bunlar o çocuğun peşindeki katillerdi. Yüzümü görmediklerinden emindim ama muhtemelen çocuğun peşini bırakıp evden çıkarken beni takip etmişlerdi. Çocuk boğazımı sıkmaya devam ederken güçlükle konuşmaya çalıştım. "Onu tanımıyorum! Sizden kaçmak için evime gizlendi!"
Sözüm onu daha da sinirlendirdi. "Sen bizi aptal mı sandın? Kim tanımadığı birini evine alır ki?"
"Doğruyu söylüyorum, evime birden daldı! İçeri ben almadım!" Onu nasıl inandıracağımı bilmediğim için çaresizdim ve ellerim korkudan buz tutmuştu. Sert bakan gözleri konuşmam üzerine biraz yumuşamıştı ama sesinde hâlâ öfke vardı, "İstemeden yardım etmiş oldun yani?" Sesim çıkmayınca boğazımı daha da sıktı.
Öfkeliydi ve öfkesini bu şekilde çıkartıyordu. Nefes alamadığımı hissettiğimde beni öldürecek sandım ama bıraktı. Elim boğazıma giderken öksürmeye başladım. Bu hırsı o çocuğu yakalayamadığı içindi muhtemelen. Öksürmem geçince yalvarır gibi baktım. "Evet, istemeden yardım ettim ona! Bırakın beni gideyim! Benim bir suçum yok!"
"Bir suçun olmadığına sen değil, ben karar vereceğim." Korkuyla gözlerine bakarken yanındaki çocuk ona konuştu. "Kızı ne yapalım Demir, mekâna götürelim mi?" Adının Demir olduğunu öğrendiğim çocuk kızıl saçlı çocuğa, "Gerek yok," dediğinde gözlerim hâlâ onun üzerindeydi. Keskin ve insanı ürperten bakışlara sahipti.
Bir katil olduğunu düşünecek olursak böyle bakması gayet normaldi. Kurbanlarını korkutmak hoşuna gidiyor olmalıydı. Ben ona olan sinirimi korkudan belli edemezken o hafiften sırıtarak beni daha da korkutmaya çalıştı, "Nasıl olsa yaşadığı yeri biliyoruz. Bir sorun olursa kendisini görmeye gideriz." Buna hiç şüphem yoktu. Şimdi sıçmıştım işte! Ne yapacaktım? Polise de gidemezdim. Bunlar beni bulur anında sesimi keserdi."Bizi anladın değil mi güzel kız? Buradan çıktıktan sonra kimseye bu olanları anlatmıyorsun. Yoksa güzelliğine yazık olur."
Gözleri gözlerimin üzerindeyken bir süre cevap vermemi bekledi. O kadar korkuyordum ki sesimi çıkarmadan başımı aşağı yukarı sallayarak cevap verdim. Dudak kenarları yukarı doğru kıvrılırken, "Aferin sana!" deyip bir elini kaldırdı ve dağılmış olan saçımdan önüme düşen tutamları arkaya itti. "Akıllı bir kıza benziyorsun. Zaten bu yüzden ne yapmaman gerektiğinin farkındasındır."
Bakışlarım başka yere kayarken kafamı yine aşağı yukarı salladım. Polise gitmemi istemiyordu. Gidersem ne olacağı belliydi zaten. Onlardan kaçan çocuk gibi peşime düşeceklerdi. Sonrası da malumdu. Canımı alacaklardı. Hiçbir suçum yokken tehdit edilmek kanıma dokunuyordu. O çocuğa isteyerek yardım etmemiştim ama bedelini ödüyordum. "Neden o çocuğun peşindesiniz?" Bu soruyu neden sorduğumu bilmiyordum ama Demir denilen çocuğun beni rahatsız eden bakışlarından olsa gerekti. Yüzümü incelemesi hoşuma gitmemişti. Gözlerimi her ne kadar gözlerinden ayırsam da yüzümü incelediğini hissedebiliyordum. "Bu seni ilgilendirmez!"
"Beni bırakın lütfen. İnanın polise gitmeyeceğim!" Korkudan nefes alışverişlerim sıklaşırken göğsüm hızla inip kalkıyordu. Buradan gitmek istiyordum ve karşımdaki çocuğa yine yalvaran gözlerle bakıyordum."Elbette gitmeyeceksin. Gidersen neler olacağını tahmin edersin." Çocuğun her kelimesinde hissedilen ölüm soğukluğu tenime işliyordu. Kanım donmuştu ve sırtım arkamdaki duvarla daha çok bütünleşmişti. Gitmek istiyordum buradan. Bu katillerle aynı yerde bulunmak istemiyordum. Gözlerimden istemsizce yaşlar süzülmeye başladığında, "Bırakın gideyim o zaman!" dedim.
Sesimden çaresizlik akıyordu. Ne kadar korktuğumun farkındaydılar ve bu onların hoşuna gidiyordu. Önümdeki çocuk bir adım geri çekilirken gitmem için eliyle yolu gösterdi. "Git bakalım; ama şunu unutma. Eğer Özgür'le bir alakan varsa ve bizi kandırmışsan peşinde olacağımızı sakın unutma!"Gözlerim son defa gözlerine kayınca bir an beni bırakacağına inanamadım. Sanırım gerçekten o çocukla bir ilgim olmadığını anlamıştı. Hemen oradan çıkmak için bir adım attım ama önüme geçip beni durdurdu. Ela gözleri gözlerimin üzerindeyken dudaklarını kulağıma yaklaştırdı ve fısıldadı. "Bu arada gözlerinin rengini çok beğendim. Dikkatimi çekecek kadar güzeller. Tabii sen de öyle."
Gözlerimi sımsıkı kapatmış bana bir şey yapmaması için içimden dualar ederken yerimden kıpırdayamadım. Nefesimi kontrol altına almaya çalışıyordum ama o bana bu kadar yakınken bu pek mümkün olmuyordu. Birkaç saniye o şekilde durduktan sonra gözlerim yavaşça açıldı. Yüzü yüzüme yakınken dudaklarında bu durumun hoşuna gittiğini belli eden bir gülümseme vardı. Olanca sinirimle ona sert sert baktım. Yüzüne bir tane tokat indirmemek için kendimi zor tutuyordum çünkü karşımda normal bir insan değil, bir katil vardı. Bunu yaparsam bana kötü bir şey yapabilirdi. Yanındaki çocuk da onun gibi gülümserken Demir yana kaydı ve gitmem için izin verdi. Bir iki yavaş adımdan sonra kendime gelip hızla eve doğru koşmaya başladım. Koşarken yanaklarıma süzülen gözyaşlarını silip peşimden gelip gelmediklerine bakıyordum.
Hâlâ tedirgindim. Çok korkmuştum ve tüm vücudumun titrediğini hissediyordum. Durup dururken olanlara inanamıyordum.O an o kapıyı açmamış olsaydım bunlar olmayacaktı. Karşıma çıkanlar normal insanlar olsa da bir şey olmazdı ama bunlar katildi. Kim bilir daha önce kaç kişiyi öldürmüşlerdi. Belki o çocuğa isteyerek yardım ettiğimi düşünselerdi beni de öldüreceklerdi. Ellerinden tehditle kurtulduğuma şükrederek koşabileceğim en hızlı şekilde koştum. Evime gidiyordum. Neden Aysunlara değil de eve gittiğimi bilmiyordum ama eve gitmek istemiştim.
Aslında karakola gidemediğime üzülüyordum. Evime giren çocuğa isteyerek yardım etmediğimi anlayıp peşimi bıraksalar bile kim bilir ona ne yaparlardı. İçim bunun ürpertisiyle dolarken çocukcağızın yakalanmaması için dua ediyordum.Evin yakınlarına geldiğimde bana doğru yaklaşan bir araba gördüm. Araba tam önümde fren yapıp kapısı açılınca korkuyla olduğum yerde kaldım."Kaktüs, bu halin ne?"Barlas burada, karşımdayken korkuyla gerilen bedenim gevşemiş, yüzümde birden bir gülümseme meydana gelmişti. Hiç beklemediğim anda onu karşımda görmek güzeldi. "Ben... Aysunlardaydım." Uydurduğum yalana inanmasını beklerken yanıma yaklaştı. Üzerinde gri bir kazak altında ise kot pantolon vardı. Saçları dağınıktı ama çok yakışıklı görünüyordu. Ona gerçeği söyleyip söylememek arasında kararsız kalırken Barlas'ın o çocuklara yapabileceklerini tahmin ettiğim için sustum.
Başına bela alabilirdi. Konu kapanmıştı zaten. Bu saatten sonra beni rahatsız edeceklerini sanmıyordum. Biten bir olayı tekrar açıp da büyütmenin anlamı yoktu. "Korkmuş gibisin." Gözlerime dikkatle bakarken tekrar gülümsedim ve iyi bir yalan uydurdum. "Biliyorsun, buralar pek tekin değil. Serseriler beni korkutuyor." Bu sırada etrafıma bakıyordum. Neme lazım peşimden gelmiş olabilirlerdi.Güldü. "O halde benden de korkman gerekmez mi?" Gözlerim tekrar onu bulunca, "Senden korkma kotamı zamanında doldurduğumu düşünüyorum," dedim.
Gülüşünü soldurup beni etkileyecek kadar güzel bakmaya başlayınca korkumun tamamen geçtiğini düşündüm. Onun yanında kendimi güvende hissediyordum. Bakışları beni utandırırken, "Bugün neden okulda değildin?" diye sordum. "Alacağımız haraçla ilgileniyordum. Bizim çocuklar halledememiş," deyince doğru tahmin ettiğimi düşündüm. "Anladım," dediğimde arabayı işaret etti. "Hadi, atla da gidelim." Şaşkınca ona baktım, "Nereye?"
"Fabrikaya. Bizimkilere senin yanında seni affettiğimi söyleyeceğim. Daha bundan haberleri yok." Yüzümü buruşturdum. Haberleri olmasa daha mı iyi olurdu acaba? "Ben bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum."
"Endişelenme, buna hiçbiri aşırı tepki vermez." Evet ama Bade hariç. Çünkü o benden nefret ediyordu. "Bade'den emin değilim."
Kaşları çatıldı. "Onunla aranızın iyi olamaması beni üzüyor." Bunun farkındaydım ama ne yapabilirdim ki? Baştan beri benden nefret eden oydu. Tamam, çeteye girmek isteyene kadar herkes nefret ediyordu ama o öğrendikten sonra da nefret etmeye devam etmişti. "Kendisi anlaşılabilecek bir tip değil."Kafasını hafifçe gülümseyerek sağa sola salladı. "Yanılıyorsun, bence tam senin anlaşabileceğin biri." Gözlerimi devirdim, "Dalga mı geçiyorsun? Sürekli nefretle bakıyor."
"Belki bakışları öyledir."
"Hı evet, kesin öyledir," deyip arabaya bindim. Hareket ettiğimizde saate baktım, sekize geliyordu. Annem muhtemelen birazdan evde olurdu. Çok geç kalmayacağını söylemişti. Gelip de beni bulamayınca arardı ama yalanım çoktan hazırdı. Ona Aysunlarda olduğumu söyleyecektim.
Barlas hızla arabayı sürmeye devam ederken telefonum çaldı. Annemin aradığını düşünüp açacağım telefonun ekranında Aysun'un ismini görmemle alt dudağımın kenarını ısırdım. Kahretsin! Kıza gelemeyeceğimi haber vermemiştim. Hâlâ beni bekliyor olmalıydı. Açıp gelemeyeceğimi ona söylemem gerekiyordu ama Barlas yanımda olduğu için açamazdım. Çünkü o benim Aysunlardan geldiğimi düşünüyordu. Meşgule atıp ona gelemeyeceğimi bildiren bir mesaj yazdım. Birkaç saniye sonra sebebini soran bir mesaj geldi.
Ona olanları destan şeklinde attığım mesajda açıklayınca tekrar beni aradı. Muhtemelen endişelenmişti ve olayı canlı canlı sesimi duyarak dinlemek istiyordu. Onu tekrar meşgule atınca iyi olduğumu ve Barlas'la fabrikaya gittiğimi anlatan bir mesaj yazdım. Aslında bu olayı Aysun'a anlattığım gibi Barlas'a da anlatmak, ondan bunu saklamamak istemiyordum ama başına bela açacağını bildiğim için susmayı tercih ediyordum. Fabrikaya doğru giderken yine telefonum çaldı. İçimden tam Aysun'a saydıracakken annemin aradığını görünce hemen telefonu açtım. "Efendim anne?"
Sesi endişeli geliyordu. "Öykü, neredesin kızım?"
"Aysunlardayım anne."
"Neden gittiğini haber vermiyorsun? Seni evde göremeyince korktum!"
"Özür dilerim anne, unutmuşum."
"Neyse tamam, çok geç kalma olur mu?"
"Olur," deyip telefonu kapattığımda Barlas bana baktı. "Annen Aysun da olduğunu bilmiyor muydu?" Kafamı iki yana sallayıp telefonu cebime koydum, "Hayır, ben çıkarken evde değildi."
"Evde yalnızdın yani?"
"Evet."
"Korkun geçti sanırım?" Bugünkü yaşadıklarımı bilseydi hiç de böyle demezdi. Asıl korku bundan sonra peşimi bırakmayacaktı. "Hayır, ama artık yalnız kalmaya alışmak zorundayım, annem şu sıralar eve geç geliyor." Gözlerini yola çevirdiğinde, "Neden? İşleri mi yoğun?" diye sordu. "Hayır. Görüştüğü biri var."
Barlas şaşkınca yüzünü bana çevirdi, "Bunu bilmiyordum." Kafamı önüme eğdim, "Ben de yeni öğrendim."
"Peki, adamı hiç gördün mü?"
"Hayır, ama yakında tanışacağım." Yüzünü yola çevirdi, "Annenin başka bir adamla görüşüyor olması senin için sevindirici bir haber olmalı." Kafam hâlâ önüme eğikken, "Bilmiyorum," dedim, "Annemin babamı unutuyor olması güzel ama başka bir adamla görüşüyor olması beni korkutuyor."
"Neden?"
"Babamda yaşadığı acıları yaşamasından korkuyorum."
"Belki bu defa öyle olmaz. Mutlu olur." Hafifçe gülümseyip ona baktım, "Umarım. Benim isteğim de bu yönde."Kısa bir süre sonra fabrikaya geldiğimizde arabadan çıkıp içeri girdik. Çetin, Bade, Ali ve Samet kanepede oturmuş sohbet ederlerken bizi ilk fark eden Çetin oldu. "Hemen geleceğim deyince Öykü'yü almaya gideceğini düşünmemiştim Barlas."Çetin'in lafı üzerine diğerlerinin yüzü bize doğru dönünce Ali ve Samet bana şaşkınca Bade ise kaşlarını çatıp sert sert baktı.
Barlas hiçbir arkadaşının bakışlarını umursamazken, "Onu buraya size bir şey söylemek için getirdim," dedi."Umarım bize Öykü'yü çeteye aldığını söylemeyeceksin Barlas!" Bade oldukça sinirli görünüyordu ve bakışları hâlâ üzerimdeydi. Sinir bütün bedenimi sararken benim de gözlerim onun üzerindeydi "Çeteye girmiyorum Bade, korkmana gerek yok. Barlas beni affettiğini ve babam konusunda bana yardım edeceğini size söylemek için getirdi beni buraya."
"Affetmek mi?" Bade'nin gözleri Barlas'a kaydı. "Gerçekten mi?" Barlas kafasını bana çevirip birkaç saniye yüzümü inceledikten sonra ona baktı. "Evet, onu affettim."
Bade sinirden güldü. "Harika! Sen şimdi bu kızı çeteye de alırsın!"
"İstersem evet, alırım. Benimle ilgili her şeyi biliyor sonuçta." Hepsinin şaşkınlığı gözlerinden belli olurken Samet oturduğu yerden kalktı, "Ona her şeyi anlattın mı yani? Hem de çeteye girmeden?"
"Evet, anlattım."
"Neden yaptın bunu?" Soruyu soran Çetin'di. Barlas derin bir nefes alıp gözlerini Çetin'e çevirdiğinde, "İstediğim için yaptım. Öğrenmesi benim için bir sorun teşkil etmedi," dedi. Bade yerinden kalkıp Barlas'a doğru yürüdü ve önünde durup öfkeyle yüzüne baktı. "Ne güzel! Beni de anlattın mı ona bari?" Bu tavrı Barlas'ı kızdırmış gibi görünüyordu, "Saçmalama Bade!"
Beni de anlattın mı derken neden bahsetmişti anlayamamıştım."Neden? Bir tek onu anlatmamışsın baksana!" deyip sinirle yanından geçecekken Barlas onu kolundan tuttu. Bade yerinde durmuş sinirle ona bakarken gözlerinin dolduğunu gördüm. Sinirden miydi yoksa üzüntüden mi anlayamasam da kalbimin garip bir şekilde acıdığını hissettim. Sanırım bunun sebebi onu hiç böyle görmememdi. Muhtemelen beni Barlas'ın yanında görmek onu kıskandırmıştı. Belki de bu yüzden gözleri dolmuştu, "Kolumu bırak Barlas! Biraz hava alacağım."
Barlas'ın parmakları gevşeyince Bade hızla onun yanından geçti ve dışarı çıktı. Ben garip bir şekilde bu duruma üzülmüş Barlas'a bakarken, onun bakışlarının yerde olduğunu fark ettim. Sanırım o da üzülüyordu. Galiba Bade'nin ona karşı bir şeyler hissettiğini biliyordu. Bu yüzden onun benden neden nefret ettiğinin de farkındaydı.Barlas arkadaşlarıyla konuşmaya devam ederken benim aklım Bade de kaldığı için onun yanına gitmek istedim. Bu iyi bir fikir miydi bilmiyordum ama artık benden neden nefret ettiğini öğrenmek istiyordum. Eğer bunun tek nedeni Barlas'sa bu sorunu çözmemiz gerekiyordu. Biz birlikte olduğumuzda kırılmasını istemiyordum. İyi olmalıydı.
Dışarı çıktığımda Bade'yi fabrikanın biraz ötesinde duran varillerin birinde otururken gördüm. Şu an yanında kimseyi istemediğinden emindim ama ben onunla konuşmak istiyordum. Bu iş bugün hallolacaktı. Benden nefret etmesinin sebebini öğrenecektim. Hemen yanındaki varilin üzerine oturdum. Varlığımdan rahatsız olmuş gibiydi, kafasını başka tarafa çevirdi. Konuşmak istemediğini açıkça belli ediyordu ama bu umurumda değildi. Konuşacaktık. "Benimle sorunun ne Bade?"
"Seninle sorunum falan yok!" Sesi ifadesizdi."O halde neden benden nefret ediyorsun?" Yüzünü bana dönünce ağladığını fark ettim. Gözleri hafiften kızarmıştı ama ağladığını belli etmemek için gözyaşlarını silmişti. "Bunu gerçekten öğrenmek istiyor musun?"
"Evet," dediğimde derin bir nefes aldı ve önüne baktı. Sıkıntılı görünüyordu. Ellerini bacaklarının arasına sıkıştırıp kafasını önüne eğdiğinde onu inceliyordum. Şekilli bir burnu, simsiyah kavisli kaşları ve yanağında konuşurken bile belli olan derin çukurlu bir gamze vardı. Güzel kızdı Bade. Onu ilk defa bu kadar yakından inceliyordum. Daha önce bu şekilde oturmadığımız içindi herhalde. Ya da inceleme gereği duymadığımdandı."Seni kendime benzettiğim için..." Söylediği şeyle kaşlarımı çatınca ona anlamsızca baktım. "Nasıl yani?" Konuşurken bana bakmadı, "Bana kötü anılarımı hatırlatıyorsun."
"İyi de ben..." dediğim an sözümü yarıda kesti ."Babandan intikam almak için bu çeteye girmek istemen seni kendime benzetmeme neden oluyor! Çünkü ben de bu çeteye birinden intikam almak için girdim!" Gözlerim şaşkınlıkla açılırken bir süre konuşamadım. Bunu bilmiyordum ve şimdi öğrenmek beni oldukça şaşırtıyordu. Merakla ona bakarken daha fazla susamayacağımı anlayıp, "Sen kimden intikam almak için girdin çeteye?" diye sordum. Tekrar bacaklarının arasına sıkıştırdığı ellerine baktı, "Üvey ağabeyimden!" Sesi kısık çıkmıştı ama içinde öfke saklıydı. "Babam öldüğünde annem bir süre sonra geçimsizlik yüzünden durumu iyi olan bir adamla evlenmişti. Onun bir oğlu vardı. Adı Berat'tı." Adını söyleyince yüzünü ondan tiksinircesine buruşturdu.
Dikkatle onu dinlerken sesimi çıkarmıyordum. "Aynı evde kaldığımız için sürekli benimle uğraşıyor, sözlü tacizlerde bulunuyordu. Sanırım hastalıklı bir kişiliğe sahipti. Birkaç ay bu şekilde devam etti. Anneme bundan bahsetmek istiyordum ama üvey babamla araları bozulur diye ona hiçbir şey söyleyemiyordum. Çünkü mutluydular. Benim yüzümden sorun yaşasın istemiyordum."Anlatırken sesi titriyordu. Neredeyse ağlayacaktı ama kendini tutuyordu. "Aylar geçtikten sonra Berat'ın tacizleri artık canımı sıkmaya başlamıştı. Çünkü artık sadece sözlü değil fiziksel taciz de vardı. Ondan nefret ediyordum. Sustuğumu bildiği için daha çok üzerime geliyor, bunu yapmaktan zevk alıyordu. Nihayet yaptıklarına daha fazla dayanamayacağımı fark ettiğimde annemle konuşmaya karar verdim. Ya annemle konuşacaktım ya da o evden kaçacaktım. Başka çarem yoktu. O gün oturmuş her şeyi anneme anlatmak için annemle üvey babamın akşam eve gelmesini beklerken ölüm haberlerini aldım. Kaza yapmışlardı."
Anlattığı şeyle canımın yandığını hissettim. Zaten babasını kaybetmişti bir de annesini kaybetmek onu tahmin edemeyeceğim şekilde üzmüş olmalıydı. "Annem ve üvey babam olmadan o evde Berat'la yaşayamayacağım için bütün eşyalarımı toplayıp anneannemin evine taşındım. Aslında bunu daha önce yapabilirdim ama anneme sebebini anlatamayacağım için yapmamıştım." Haklıydı ama keşke anlatsaydı, diye düşündüm. "Anneannemle oturmaya başladığımda şimdiki okulumuza kayıt oldum. Orada Aysun'la tanıştım. Güzel bir arkadaşlığımız vardı. Her şey güzel ilerlerken Berat beni buldu. Okul çıkışlarında yolumu kesmeye, beni tehdit etmeye başladı. Onu öldürmek istiyordum. Hayatımda ondan daha fazla nefret ettiğim biri daha yoktu. İntikam almak istiyordum ondan. Bana yaşattıklarını yaşatmak istiyordum. İşte tam da bunları düşündüğüm sırada Barlas ve çetesiyle tanıştım. Bana yardım edeceklerini düşünüyordum. Bunun için çeteye girmek istedim. Girdim ve Berat'tan intikamımı aldım. Barlas sayesinde de onu hapse gönderdim!"
Sonunun iyi bitmesi hoşuma gitse de yaşadığı şeyler yüzünden üzgündüm. Kim bilir nasıl zorluklar çekmişti ama bunların bana nefretle bakmasıyla ne ilgisi vardı onu hâlâ anlayamamıştım. Sanki ne düşündüğümü anlamış gibi yüzüme baktığında, "Seni her gördüğümde Berat'ı hatırlıyorum. Ondan nasıl intikam almak istediğimi," dedi. "Babandan intikam almak istemen bana onu hatırlatıyor. Bu iğrençliği hatırlamak istemiyorum. Bana çok benziyorsun, intikam hırsın benimkiyle aynı..."
"İyi de şu durumda bana nefretle bakmak yerine beni anlaman gerekmez mi?" diye sordum. Kafasını sağa sola oynattı, "Hayır... Sen sadece sana babalık etmeyen birinden intikam almak istiyorsun. Bense aramızda kan bağı bulunmayan, hayatımı mahveden kişiden intikam almak istiyordum. Yani bu olayı anlatırken bile utanmamı sağlayan kişiden."
"Bu yüzden mi bana böyle bakıyorsun yani?" Kaşlarımı çattım, "İyi de bu çok saçma!"
"Ne yapmamı bekliyorsun ki? Bana o hallerimi hatırlatıyorsun. Bunu hatırlamak istemiyorum!" Onu anlıyordum ama bu bana saçma geliyordu. Beni tanımıyordu ve sırf ona o iğrenç anılarını hatırlatıyorum diye benden nefret ediyordu. Tanımaya çalışsa sevebilirdi ama bunun için uğraşmıyordu bile. Hâlbuki arkadaş olsak ve beni sevse birlikte yeni ve güzel anılarımız olabilirdi. "Bunun için ne yapabilirim Bade?"
"Yapacak bir şeyin yok. Barlas seni bu saatten sonra bırakmaz. Muhtemelen artık bizimlesin."
"Bunun için üzülüyor musun?" Cevabını bildiğim şeyi neden sorduğumu bilmiyordum ama sormak istemiştim. Gözleri yerdeyken soruma soruyla karşılık verdi, "Neden üzüleceğimi düşündün?" Söyleyip söylememek arasında kararsızdım ama bunu bilmesi gerektiğini düşünüp bir anda, "Çünkü Barlas'a karşı bir şeyler hissettiğini tahmin ediyorum," dedim. Sanki çok kötü bir şey demişim gibi bana baktı, "Saçmalama, o benim kardeşim gibi! Hem sen bunu nereden çıkardın?" Tam ona cevap verecekken beni konuşturmadan kendi konuştu, "Tabii ya, Ateş söyledi değil mi?"
"Evet..." Barlas'a karşı bir şey hissetmediğini söylediği için şaşkındım. Bunu Ateş'e söyleyen kendisiyken şimdi neden inkâr ediyordu ki? "Sen şimdi Barlas'a karşı bir şey hissetmiyor musun yani?"
"Hayır," Sesinden ve yüzünden doğru söylediği anlaşılıyordu. "Peki, neden Ateş'e öyle söyledin o zaman?"
"Söylemek zorundaydım çünkü bana âşıktı ve çeteye girmemi istemiyordu. Benim de çeteye girmem lazımdı. Bu yüzden ona Barlas'a âşık olduğum yalanını uydurdum. Bu sayede çeteye girme sebebimin Barlas olduğunu düşünecekti." Kaşlarım söyledikleriyle hayretle havaya kalkarken, "İnanamıyorum. Ben... Şu an ne diyeceğimi bilemiyorum," dedim. Fikir güzeldi ama bu Ateş'in canını yakmıştı."Ben de öyle," dedi üzüntüyle, "Ateş'e deli gibi âşıkken ondan uzak durmak çok zor geliyor bana." Hayretle açılan ağzımı kapatamadım. "Ona âşık mısın?"
Kafasını hafifçe oynattı, "Evet." Şimdi canım fena acımıştı işte. "Peki, madem onu seviyorsun neden şu an Ateş'le birlikte değilsin o zaman?"Sorum üzerine yüzü düştü. "Bana neden yalan söylediğimi soracak, o zaman ne diyeceğim? Üvey ağabeyimin bana tacizde bulunduğunu ve bunun için çeteye girmek istediğimi ona asla söyleyemem." Kendimi onun yerine koyuyordum; tacize uğrayanın değil taciz edenin utanması gerekirken nasıl bir dengesizlik içinde yaşadığımızı görüp toplum adına utanıyordum. "Seni anlayabiliyorum."
"Anlayamazsın!" dedi kahverengi gözleri sert sert bakarken, "Beni kimse anlayamaz!" Yaşadıkları için bir an içimden ona sarılmak gelmişti ama yapamadım. Kızacağından korktum. Bunu yaptığım için ona acıdığımı düşünebilirdi. "Kötü şeyler yaşamışsın ama artık bitti." Gözlerini yumdu. "Evet, bitti ama hâlâ aklımdan çıkmıyor. Rüyalarımdan da öyle!"
"Zamanla unutacaksın."
"Biliyorum. Bizimkiler bu konuda bana yardımcı oluyor. Onlar olmasa ne yapardım bilmiyordum."
"İstersen ben de sana yardımcı olabilirim." Sinirle suratıma baktı. "Sen sadece çeneni kapalı tut bana yeter. Sana anlattıklarımı gidip Aysun'a falan anlatma sakın!" Kırıcı konuşması yüzümün düşmesine neden olurken onu rahatlatmak için, "Öyle bir şey yapmam, merak etme," dedim. Bu olayın duyulmasından korkuyor olabilirdi. Hatta belki de Aysun'la arkadaşlığını bu yüzden bitirmişti ama söylemeyeceğimden emin olmasını istiyordum. "İyi olur, duyarsam seni öldürürüm!" Ciddi gibi görünüyordu. Sonuçta çeteden ya da arkadaşı değildim. "Peki, madem bana güvenmiyorsun sırrını neden anlattın?"
"Aslında anlatmayı düşünmüyordum ama Barlas bile çetedekiler dışında kimseye söylemediği şeyleri anlatmış sana. Belli ki güvenmiş. Bu yüzden benim de anlatmam sorun olmaz diye düşündüm. Ha bir de gelip ikide bir senden neden nefret ettiğimi bana sormanı istemedim herhalde." Hafifçe gülümsediğimde, "Çeteye kendinden başka bir kız istemediğin için benden nefret ettiğini düşünmüştüm," dedim.
Bir an onun da gülümsediğini gördüm ama bunu belli etmemek için kendini zorluyordu. "Aslına bakarsan tek olmak güzel... Gelmesen iyi olur."
"Merak etme, gelmiyorum zaten." Gözleri benim üzerimdeyken birden fabrikanın kapısında görünen ve bize bakan Barlas'a kaydı, "Onu seviyor musun?" Kafam Barlas'a doğru dönünce ona gülümsedim, "Hı hı."
Barlas gülümsememe gülümseyerek karşılık verirken Bade bana baktı, "O da seni seviyor." Bunu zaten biliyordum ama çetedekilerin de bildiğini bilmiyordum. Bu galiba beni biraz utandırmıştı. Bade kafasını yine önüne eğmiş öyle konuşurken, "Sana işkence yaptığı için çok pişman," dedi."Biliyorum," dedim sessizce.
Kaşlarını çattı, "Ben de öyle." Kafasını kaldırıp bana baktığında, "Masum olduğunu öğrenince seni o gün Barlas'ın elinden kurtarmadığıma pişman oldum. Hiçbirini hak etmedin. Özür dilerim," dedi. Pişman olması ve özür dilemesi beni şaşırtırken uzanıp koluna dokundum. "Masum olmadığını düşündüğünüz insanlara zarar verdiğinizi biliyorum. Bunu sorun etme. Ben Barlas'ı affettim. Seni de affedebilirim."
Bunu beklemediği için şaşırdı, "Gerçekten mi?"
"Hı hı," dediğimde Barlas yanımıza gelmişti. Merakla bize bakıyordu. "Ne konuşuyorsunuz bakalım?" Bade varilden inerken, "Hiç. Sadece ona işkence yaptığımız için pişman olduğumuzu ve neden ona nefretle baktığımı anlattım," dedi. Barlas şaşırdı. Bunu beklemiyordu galiba. "Anlatacağını düşünmemiştim."
Bade bana baktı, "Bilmesi gerektiğini düşündüm."
"Peki, onu tanımaya çalıştın mı? Belki arkadaş olursanız gördüğünde nefretle bakmana da gerek kalmaz." Dudaklarını büktü, "Bilemiyorum. Bu beni biraz zorlar gibi geliyor." Evet, belki zorlanırdı ama başarabilirdi. Benimle konuşması bile bir şeylerin başlaması için iyi bir adımdı çünkü.Barlas bana bakıp gülümserken Bade, "Sizi yalnız bırakayım," diyerek yanımızdan ayrıldı ve fabrikaya doğru yürüdü. Barlas varile oturup bana doğru döndüğünde, "Arkadaş olmanızı istiyorum," dedi. Bade'nin arkasından bakarken, "Ben de öyle. Çok zor günler geçirmiş," dedim.
"Evet öyle. Bu yüzden artık iyi şeyler yaşaması gerekiyor ve bunun için Ateş'e ihtiyacı var." Kaşlarımı çatıp ona baktım. "Ateşi sevdiğini biliyor musun?"
"Tabii ki biliyorum, o benim arkadaşım." Aptal mıydım neydim? Bunu Barlas bilmeyecekti de kim bilecekti? "Ateş de onu seviyor," dedim. Kafasını salladı, "Evet, onu da biliyorum ve bu yüzden birlikte olmalarını istiyorum."
"Ben de öyle ama bu zor gibi. Bade çeteye girmek için Ateş'e seni sevdiğini söylemiş." Sesli bir nefes verdi. "Evet biliyorum, yaptı öyle bir hata."
"Ne olacak şimdi, Bade gidip gerçeği de söylemiyor." Düşünceli görünüyordu. Sevdiği iki arkadaşının birlikte olmasını istiyordu ama elinden bir şey gelmiyordu, "Bilmiyorum ama korkuyorum." Şaşırdım, "Neden korkuyorsun?"
"Bade asla Ateş'ten vazgeçmez ama Ateş Bade'nin onu sevmediğini düşündüğü için bir gün ondan vazgeçebilir." Böyle bir şey olacağını hiç düşünmediğim için kafamı iki yana salladım, "Sanmıyorum."
"Hoşlanabileceği başka bir kız çıkarsa karşısına Bade'yi unutur. Hatta bir şey itiraf edeyim mi, onunla seni gördüğümde aranızda bir şey olacak diye çok korkmuştum. Bade için üzülmüştüm." Bir kez daha şaşırdım. "Ciddi misin sen?"
"Evet, bu yüzden Ateş'in aklını karıştırma diye uyardım seni zaten. Duygusal boşlukta olduğu için sana âşık olabileceğini düşünüyordum." İyi de bu çok saçmaydı. "Ama öyle bir şey olmadı."
"Evet, iyi ki de olmadı. Eğer olsaydı buna hem kendim hem de Bade için üzülürdüm." Bana derin ve anlamlı bakarken, "Çeteme girmek isteyen cesur kız aklımdan çıkmazken kardeşim dediğim kişinin ona âşık olmasını istemezdim," dedi. Nefesimi tutmuştum. Sanırım itiraf geliyordu. Sözüyle heyecanlandığımı anlayınca güldü. Bu uzun bir gülüştü. "Neden aklımdan çıkmadığını biliyorsun, değil mi? Sana karşı bir şeyler his..." Barlas sözünü fabrikaya gelen ve biraz ötemizde duran arabayla kesmek zorunda kalınca kaşlarını çatıp arabaya baktı. Birden nereden çıkmıştı anlayamamıştık.
Far ışığı yüzünden içindekilerin kim olduğunu göremiyordum. Huzursuz olmuştum. Minibüs tipindeki arabayı süren kişi farı kapatıp arabadan dışarı çıkınca Barlas da varilden indi. Ben arabadan çıkan çocuğa şaşkınlıkla bakarken doğru gördüğümden emin olmak için gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. Bize doğru yürüyen, bugün beni tehdit eden o katil çocuktu. Demir!
Korku bedenimi sarmış, donmuş bir halde ona bakıyordum. Burada ne işi vardı? Benim için gelmiş olamazdı değil mi? Eğer öyleyse hapı yuttuğumu düşünüyordum. Onunla beraber arabadan beş kişi daha çıktı. Üçü erkek ikisi kızdı. Kızların biri sarışın ve uzun boylu, diğeri ise hafif kilolu, esmerdi.
Gotik tarz giyinişleri oldukça dikkat çekerken tehlikeli gibi görünmeye çalıştıkları anlaşılıyordu. Erkeklerden kızıl olanını hemen tanımıştım. Sonra dikkatimi onun iki yanında duran çocuklar çekti. Tesadüfün bu kadarı olamazdı değil mi? Babamla konuştuğum gün karşıma çıkan çocuklardı onlar da. Yüzlerinde hâlâ Barlas'ın bıraktığı izler duruyordu. Hepsinin bir çete olduklarını anlamam uzun sürmemişti. Şimdi asıl sorun şuydu ki, bunların burada ne işi vardı?Demir denilen çocuk suratındaki sinsi sırıtışla Barlas'a odaklanmış, gözlerini kısmıştı. Bana bakmıyordu. Ama o iki çocuğun gözleri benim üzerimdeydi. Yerimde otururken huzursuzca kıpırdandım. Bakışları hiç hoşuma gitmiyordu.
"Barlas, görüşmeyeli uzun zaman oldu değil mi dostum?" Dost mu? Ne dostu ya? Ne saçmalıyordu bu çocuk? Onlar dost falan değildi umarım. Barlas hızla ona doğru yürüyüp önünde durunca, "Seninle düşman olduğumuzu sanıyordum," dedi. Demir'in yüzündeki sırıtış daha da büyüdü. "Bunca zaman hep öyleydik ama şimdi barış imzalayabiliriz."Düşman olmaları da hoş değildi ama en azından Barlas'ın onun gibi bir çocukla dost olmadığına seviniyordum. O an ortadan kaybolmak istedim. Demir beni görmemeliydi. Görürse işlerin karışacağından ve ortamın gerileceğinden korkuyordum.
Şimdi kalkıp içeri gitsem fazla dikkat çekecektim ve muhtemelen beni fark edecekti. Bu yüzden yerimden kıpırdayamıyordum.Beni tanımaması için kafamı iyice önüme eğdiğimde onları dinlemeye devam ediyordum. Barlas'ın sesi gayet sakin gelirken, "Buna gerek olduğunu sanmıyorum. Ben seninle düşman olmayı seviyorum," dedi.
Bir katille dost olunmazdı zaten. En iyisini yapıyordu. Demir bir kahkaha patlattıktan sonra, "Bu yüzden mi benim haraç almak istediğim yerden haraç alıyorsun?" diye sordu. Şimdi neden buraya geldikleri anlaşılıyordu. "Aynen öyle." Barlas böyle diyordu ama bu tamamen Demir'i sinir etmek içindi sanırım. Çünkü o sadece babasını öldürten adama çalışanlardan haraç alıyordu. Özellikle Demir yüzünden değil."Yapma ama Barlas, bu hiç hoşuma gitmiyor."
"İyi ya işte, hoşuna gitmemesi benim hoşuma gidiyor. Belki de sadece bu yüzden yapıyorumdur." Barlas ne yapıyordu böyle? O çocuk bir katildi. Onu sinir etmese iyi olurdu. Ne yapacağı belli olmazdı.Demir gülmeye başlayınca çetesindekiler de güldü. Gülünecek ne vardı anlamamıştım ama bir an önce buradan gitmeleri için dua ediyordum.
Demir ve diğerleri birkaç saniye sonra gülmeyi kesince sessizliğim Demir'in dikkatini çekmiş olacaktı ki "Şu varilin üzerinde oturan kız kim?" diye sordu. İşte şimdi bitmiştim! Korktuğum başıma gelmişti. Ne diye beni soruyordu ki? Eminim sorusuyla beraber hepsi bana bakmaya başlamıştı. Yüzüm hâlâ önüme eğik olduğu için göremiyordum ama öyle tahmin ediyordum."Bu seni ilgilendirmez!"
"Sanırım biz o kızı tanıyoruz Demir." Bu ses o gün gitmeme engel olan cılız çocuğa aitti. Beni tanıdığını hemen Demir'e söylemişti. Geri zekâlı! Onu boğmak istiyordum. Demir şaşırmış gibi "Öyle mi, nereden tanıyorsunuz?" diye sorunca çocuk hemen cevap verdi, "Geçen gün Barlas'la kavga etmemizi sağlayan kız bu." Kavga etmelerini mi? Dayak yememizi demek istemişti herhalde. "Sizinle kavga eden Barlas mıydı?" Güldü. "Demek onunla bu kız sayesinde tanıştınız."
"Evet. Biraz öyle oldu" Demir'in çetesindeydiler ama Barlas'ı tanımıyorlardı. Sanırım bu çetede yeniydiler. Demir gülüşüne ara verince alaylı konuştu. "Barlas, böyle olmadı ama. Sizi ben tanıştıracaktım. Acele edip sen kendini tanıtmışsın." Barlas onun bu lafına gülerek cevap verdi "Evet, gerek kalmadı artık. Arkadaşlarına kendimi çok iyi tanıttığımı düşünüyorum." Barlas'ın sözünden sonra Demir bir süre konuşmadı. "Söylesene Barlas, bu kızın burada ne işi var?" Şimdi neden konuşmadığı belli oluyordu. Sanırım bu süre boyunca beni izlemişti. Hem konu neden bana gelmişti ki? Defolup gitselerdi ya."Ne zamandan beri yanımdakileri merak eder oldun?"
Demir direkt cevap verdi. "Arkadaşlarımın seninle kavga etmesine sebep olan kızı merak ettim sadece. Bunda ne var ki?"
"Buraya bunun için gelmedin herhalde."
"Hayır, buraya ne için geldiğim belli. İsmail'in mekânından haraç almayı keseceksin demeye geldim!"
"Bu bir emir mi?" Barlas sinirleniyor gibiydi."Evet."
"Peki kesmezsem?"
"Böyle bir ihtimal yok. Keseceksin!" Bu çocuk kesinlikle dayak istiyordu. "Bana emir verilmeyeceğini biliyorsun Demir."
"Ben çete lideriyim. Emir vermeyi severim." Barlas öyle bir kahkaha attı ki neredeyse kafamı kaldıracaktım. "Evet, lidersin ama it sürüsünün lideri. Bu yüzden sana ancak itler itaat eder" Demir, Barlas'ın lafı üzerine sinirlenmişti ve kükrüyordu, "Lan Barlas, canımı sıkma benim!"
"Asıl sen benim canımı sıkma! İtlerini de al defol git buradan!" İkisi de çok sinirlenmişti. Bu iş hiç de iyi yerlere gitmeyecekti, bu çok belliydi. Birkaç saniye sonra bir tık sesi duyunca donduğumu hissettim. Bu ses hiç hoşuma gitmemişti çünkü ne olduğunu tahmin edebiliyordum. Bu yuvasından çıkan çakı sesiydi. Korkuyla kafamı kaldırdım. Demir öfkelenmiş, elinde tuttuğu çakıyla Barlas'a bakıyordu. Bu çocuk bir katildi, Barlas'a zarar verebilirdi. Bu ihtimal içimdeki cesareti ortaya çıkartırken varilden inip Barlas'ın önüne geçtim ve korkmadan Demir'in gözlerine sert sert baktım. "Sakın!"
Demir beni görünce, öfkesi yerini şaşkınlığa bıraktı. Barlas kolumdan tutup beni arkasına çekti ve yüzüme kızarak baktı. "Ne yapıyorsun sen?" Kızması umurumda değildi. Demir ona bir şey yapabilirdi bunu göze alamazdım."Vay vay vay! Bakın burada kimler varmış. Güzel kız, senin burada ne işin var?"Demir'in söylediği şeyle Barlas ne olduğunu anlayamadan bana bakarken kızıl saçlı çocuğun da şaşırmış olduğunu gördüm. Tabii kim bir saat önce tehdit ettiği kızı başka bir çetenin yanında görünce şaşırmazdı ki? "Demir, ne işin var lan senin burada?" Çetin'in sesi duyulunca kafamı ona doğru çevirdim.
Öfkeliydi ve burnundan soluyordu. Yanında duran diğerleri de öyle. Anlaşamadıkları ve onları sevmedikleri az önce Demir'le Barlas'ın hırlaşmasından belli oluyordu zaten.Demir elindeki çakıyı cebine sokup Çetin'e baktı. "Sizi özlediğim için geldim Çeto, ne var bunda?"
"Kes tatavayı da defol git buradan!"
"Yok ya, öyle kolay kolay gitmeye niyetim yok." Bakışlarını bana çevirdi, "Önce şu güzel kızla biraz muhabbet edelim de sonra gideriz." Pis bakışları üzerimdeydi. Barlas hâlâ ne olduğunu ve onun beni nereden tanıdığını anlayamadığı için Demir'e baktı. "Nereden tanıyorsun sen onu?"
Demir ona bana bakarak cevap verdi, "Bugün kendisiyle önemsiz bir arkadaş aracılığıyla tanıştık. Biraz sorunlu oldu ama olsun. Yine de güzeldi." Barlas yeniden bana baktığında ona bunu anlatmadığım için sinirli görünüyordu. Birazdan iyi bir azar işiteceğimden emindim."Bahsettiğin arkadaş kim Demir?" Arkadaki sarışın kız o çocuğun kim olduğunu merak edince Demir omzunu silkti, "Önemsiz bir arkadaş dedim ya. İsmi lazım değil,"
Demir bunu derken bana sırıtarak bakıyordu. Bir saat önce beni tehdit ettiği için bundan zevk almışa benziyordu. İğrenç çocuk! Ağzını burnunu dağıtasım vardı. Tam sinirlenmiş ona bir şey diyecekken yanımızda duran Samet benden önce davranıp, "Defolun gidin buradan da olay çıkarmayın!" diye bağırdı."Dur ya, acelemiz ne? Şurada ne güzel konuşuyoruz."
"Demir, gidin buradan yoksa canınız çok sıkılacak!" Ali öfkeyle soluyordu ama Demir'in gitmeye hiç niyeti yok gibiydi. "Nedense burada eğlenmeye başladım. Bu güzel kızı görmek hoşuma gitti. Öyle kolay kolay gitmem herhalde."
"Ne diyorsun lan sen?" Barlas bir elini yumruk yapmış sıkıyordu. O kadar sıkmıştı ki kanı çekilmiş, parmakları bembeyaz olmuştu."Diyorum ki kız sizden değilse onu çeteme alabilirim. Kendi canını başkalarının uğruna feda etmek istemesi hoşuma gitti. Çetede işimize yarayacağını düşünüyorum."
Barlas onun konuşması üzerine dişlerini sıkarak konuştu, "O bizden!" Şaşkınca Barlas'a baktım. Neden şimdi ona böyle bir yalan söylemişti ki? Gerçekten o çocuğun beni çetesine almak istediğini falan düşünmüyordu herhalde."Eğer gerçekse buna üzülürüm ama nedense sana hiç inanmıyorum Barlas. Bu yüzden kızın kolundaki ejderha dövmesini görmek istiyorum. Belki o zaman sana inanabilirim. Kendisini öne alalım da göstersin bize şu dövmeyi," deyip bana doğru uzanarak kolumdan tutacağı sırada, Barlas ondan önce davrandı ve elini itip dişlerinin arasından konuşmaya devam etti. "Sakın ona dokunmak gibi bir hata yapayım deme yoksa canına okurum senin!"
"Vay! Sert tavırlar öyle mi? Kızla yakından ilgileniyor olmalısın." Gülüyordu ve gülüşü çok sinir bozucuydu. "Tehdidin gerçekten çok korkutucu ama sana şunu söyleyeyim..." Gülüşü şeytani bir hal almıştı. İyi bir şey söylemeyeceği o kadar belliydi ki, bunu gözlerinden okuyabiliyordum. Ne söyleyeceğini merakla beklerken gözleri bana kaydı ve gözlerime çapkınca bakarak konuştu. "Ben bu kıza çoktan dokundum ve inan bana çok hoşuma gitti."