Odayı aydınlatan güneş ışığıyla gözlerimi aralayıp etrafa baktım. Onun odasındaydım. Rüya değildi. Dün beni o çocuklardan kurtarmış ve buraya, kendi evine getirmişti. Bu onun ne kadar iyi biri olduğunu gösteriyordu.Beni neredeyse öpecekti. Bu da rüya değildi. İlk defa bu kadar mutlu uyandığımı fark ettim. Bana karşı bir şeyler hissediyordu, gözlerinde görmüştüm. Bana kırgın olabilirdi ama bazı duygular yeşeriyordu içinde. Kırgın olmasa belki bunu itiraf edebilirdi, sadece kırgın olduğu için susuyordu.
Aslında duygularımı ben de söyleyebilirdim ama önce beni affetmesini bekleyecektim. Barlas çok farklı biriydi. Kötü görünen ama aslında iyi olan biri... Evet, intikam almak istiyordu. İçindeki hırsı anlıyordum aynısı bende de vardı çünkü. Üstelik onun intikam almak istediği kişi bir katildi. Babasının katili... Açıkçası bu beni korkutuyordu. O adamı tanımıyordum, bir insanı öldürtebilecek kadar gözü dönmüş biri Barlas'a da zarar verebilirdi. Ona zarar gelmesi benim nefes alamamam demekti. Kafamı yastığına gömüp kokusunu içime çektim. Sabaha kadar deliksiz uyumuştum. Çok huzurluydum ve bu yataktan kalkmak istemiyordum ama komodinin üzerine bıraktığım telefonumun saatine bakınca hemen yataktan fırladım.
Biraz daha oyalanırsak okula geç kalacaktık. Üzerime formamı giyip yatağı düzelttim. Banyoya gidip elimi yüzümü yıkayıp dağılmış olan saçlarımı toparladım. İşim bitince Barlas'ı uyandırmak için salona indim. Ben yatakta rahatça uyurken o koltuğa kıvrılmış üzerine örttüğü ince battaniyeyle yatıyordu. Onu yerinden ettiğime bir kez daha üzülürken yanına yaklaşıp bir süre onu izledim. Bir eli yastığının altında, yan dönmüş yatıyordu. Uyandırmak istemiyordum ama geç kalacaktık.
Elimi yavaşça omzuna doğru götürdüğümde uykusunun hafif olmasını diledim. Daha ne olduğunu anlamadan kolumdan tutup beni koltuğa çekti. Yastığının altından çıkardığı çakının sivri ucunu boğazıma dayanmış bulunca yutkundum. Üzerimdeydi. Şaşkınlık ve korku içinde ona bakarken onun da bana hayretle baktığını gördüm. Çakı hâlâ boğazıma dayalıyken, "Üzgünüm, seni korkuttum galiba," dedim. Birkaç saniye yüzüme baktıktan sonra kafasını başka bir tarafa çevirip gözlerini kapattı. Aniden uyanıp uyku sersemi olduğu için çakıyı kimin gırtlağına dayadığını fark edememişti. Bunun için kendine kızıyor gibi görünüyordu. Derin bir nefes alarak elindeki çakıyı boğazımdan çekip üzerimden kalkınca koltuğun kenarına oturdu ve bana baktı, "Özür dilerim, asıl ben seni korkuttum, seni başkası sandım."
Elinde çakıyı gördüğüm için şaşkındım ama gülümseyerek yerimden doğrulup işi dalgaya vurmak istedim. "Yastığının altında çakıyla uyuduğuna göre düşmanlarının seni uyurken öldürmelerinden korkuyorsun galiba?"
"Gafil avlanmak istemiyorum diyelim. Her an tetikte olmaya çalışıyorum."
"Az daha beni de öldürüyordun farkındasın, değil mi?" Gözlerini kıstı. "Neden sessiz sessiz yanıma geliyorsun ki?" Gözlerime bu şekilde bakarken heyecanlandığımı hissettim. Kalbim kıpır kıpırdı, "Şey... Ben sadece seni uyandırmak istiyordum."
"Yanıma gelmene gerek yoktu, seslensen uyanabilirdim."
"Üzgünüm, uykunun bu kadar hafif olduğunu bilmiyordum. Bir dahaki sefer dediğin gibi yaparım."
"Bir dahaki sefer mi?" diyerek kaşlarından birini kaldırdı, "Yine aynı evde kalacağımızı mı düşünüyorsun?" Güzel soruydu. Ne diye böyle bir şey demiştim ki sanki? Kendimi rezil etmiştim. Ah Öykü Ah! Utandığım için gözlerimi ondan kaçırdığımda, "Ben öyle demek istemedim. Yani kalmak zorunda kalırsak..." deyip hızla ayağa kalkarak konuyu değiştirdim. "Bir an önce hazırlansan iyi olur, okula geç kalacağız."
Çakıyı cebine sokup ayağa kalktığında, "Tamam," dedi. Buna memnun olmuş bir halde tam yanından geçecekken elini karnıma koyup beni durdurdu. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Niye durdurmuştu şimdi beni? Gözlerimin içine bakarken elini karnımdan çekti. "Sen iyisin değil mi?"
"Hı hı," deyip yüzümü yere eğdim. Bu çocuğun gözlerime bakması beni heyecanlandırıyordu. Normal baksa belki bir şey olmayacaktı ama duygularını belli eder gibi baktığı için midem kasılıyordu. Daha fazla ona bakamayacağım için eğmiştim yüzümü zaten. Bir yandan da böyle bir soruyu neden sorduğunu düşünüyordum. İyi görünmüyor muydum acaba? Eliyle çenemden tutarak gözlerine bakmamı sağladığında kendime hâkim olup gözlerimi kaçırmamaya gayret ettim. "Dünden daha iyi görünüyorsun." Kafamı hafifçe aşağı yukarı sallayarak, "Uykumu aldığım içindir," dedim."Hayır, yemek yediğin içindir." Yemek konusunu açtığı için gözlerimi devirdim.
Tamam, aç gezdiğim doğruydu ama kötü olmamın sebebi sadece bu değildi, beynim çok doluydu ve kötüydüm. Bu yüzden dün biraz halsiz görünüyor olabilirdim."Okuldan önce bir şeyler yemeliyiz."
"Saçmalama, geç kalırız," diyerek itiraz edince elini çenemden çekti, "Ne olmuş yani kalırsak? İlk dersi kaçırman senin için sorun olmaz herhalde?"
"Tabii ki olur. Hem gerek yok ben teneffüste bir şeyler atıştırırım." Gözleri bir an kuşkuyla baktı, "Emin misin?"
"Evet."
"Gelip seni kontrol etmeme gerek yok yani, değil mi?"
"Hayır, yok."
"İyi, göreceğiz," dediğinde bana beni heyecanlandıracak şekilde bakmaya devam etti. "Ben seni arabada beklesem iyi olacak," diyerek sehpanın yanında duran çantamı sırtıma taktım ve çıkıp arabanın yanında onu beklemeye başladım. Beklerken aptal aptal sırıtıyordum. Beni önemsiyordu. Aç gezmememi istemeyecek kadar önemsiyordu hem de. Bana karşı bir şeyler de hissediyordu. Artık neredeyse emindim.
Çok geçmeden yanıma geldiğinde arabaya binip okula gittik. Sınıf kapısından içeri girer girmez Koray'la konuşan Aysun'un bakışları bana kayınca yanına gidip sırama oturdum, "Günaydın." Aysun ve Koray "Günaydın," derken hafiften sırıtıyorlardı. Belli ki bir şey olmuştu. Göz kırparak, "Hayırdır?" diye sorduğumda Aysun heyecanla bana baktı, "Anlat bakalım, ne işin vardı Barlas'ın evinde?" Şimdi neden sırıttıkları belli oluyordu. Anlaşılan Aysun yememiş içmemiş Koray'a yetiştirmişti. "Ne düşündüğünüzü biliyorum ama öyle bir şey yok, keyfimden kalmadım orada."
"Neden kaldın peki?" Koray'ın tek kaşı havadaydı. Sorguya çekiyordu beni "Kalmak zorunda olduğum için."
"Nasıl yani?"Derin bir nefes alıp olanları anlattım. İkisi de pür dikkat beni dinlerken Aysun sözümü kesip kaşlarını çattı. "Bir saniye dur şimdi benim aklım karıştı. Dün babanın yanından ayrıldıktan sonra iki tane serseri çocukla karşılaştın ve seni Barlas mı kurtardı yani?" "Evet, aynen öyle..." Koray merakla bana bakarken, "İyi de Barlas'ın orada ne işi varmış ki?" diye sordu.
"Dün babamın adamları beni buradan götürmeye geldiklerinde Barlas onların kim olduklarını merak edip peşimden gelmiş." Aysun heyecanlanmıştı, "İnanmıyorum ya, kızım bu çocuk kesin senden hoşlanıyor. Baksana peşinden gelmiş resmen!" Heyecanı beni gülümsetince, "Evet, galiba öyle," dedim. Artık bana karşı bir şeyler hissettiğine o kadar emindim ki bakışları söylüyordu bunu sanki. Daha önce neden anlayamadığım için kızıyordum kendime. O güzel bakışların bir anlamı olmalıydı tabii. Aysun'un heyecanı devam ederken, "Ee anlat hemen dün ne konuştunuz evde. Seni affettiğini söyledi mi?" diye sordu. Yüzüm düşerken gözlerimi sırama çevirdim. "Hayır, öyle bir şey söylemedi ama affetmek istediği çok belliydi."
"Bence seni çoktan affetmiş. Öyle olmasa peşinden gelmezdi." Koray'ın söylediği şeyi Aysun, "Bence de," diyerek onaylayınca keşke gerçekten öyle olsa diye düşündüm. Bunu o kadar istiyordum ki. Koray aklına bir şey takılmış gibi kafasını kaşırken, "Ya bu arada Barlas'ın bir evi mi varmış, ben bunu bilmiyordum," dedi. "Hı varmış," diyerek gözlerimi onlardan kaçırdım. "Nasıl aldı ki o evi?"
İşte bunu söyleyemeyeceğim için kaçırıyordum gözlerimi. Barlas'ın ünlü bir iş adamının oğlu olduğunu ve çok zengin olduğunu söylemem ona ayıp etmem demekti. Sonuçta bu onun sırrıydı. "Nasıl alacak Koray tabii ki aldığı haraçlarla." Ben bir yalan uydurmadan soruyu Aysun'un cevaplaması iyi olmuştu. Şu an aklım o kadar doluydu ki böyle bir yalan hayatta gelmezdi aklıma. Koray ona bakarken hafifçe kafasını salladı, "Doğru diyorsun onu unutmuşum."
Bir süre sessiz kaldıktan sonra Aysun merakla bana baktı, "Artık Barlas'a ondan hoşlandığını söyleyeceksin, değil mi Öykü?"
"Evet, söyleyeceğim ama önce beni affetmesini bekliyorum."
"Bence hiç affetmesini falan bekleme direkt söyle. Zaten bunu duyunca seni affeder." Koray bir an önce birlikte olmamız için uğraşıyordu ama beni affetmeden bunu ona söylemezdim. "Hayır, Koray olmaz beni sırf bu yüzden affetmemeli. Ona bunu söyleyeceğim zaman bana herhangi bir kırgınlığı olsun istemiyorum."
"Belki de Barlas senin söylemeni beklemeden kendi söyler." Bunu o kadar isterdim ki. Keşke öyle bir şey olsa... O zaman dünyanın en mutlu insanı olabilirdim. "Umarım..." Koray elini sıraya vurup ayağa kalkarken, "Hadi gelin kızlar size kahve ısmarlayayım da bu güzel haberi kutlayalım," dedi. Aysun'la birlikte şaşkınca birbirimize baktıktan sonra gülüşüp Koray'a döndük, "Ne güzel haberi Koray, daha olan bir şey yok ki."
"Ama olacak olan bir şey var. Çok yakında birlikte olacaksınız, bunu hissedebiliyorum." Yüzümde büyük bir tebessüm belirince, "İnşallah dediğin gibi olur," dedim."Öyle olacak merak etme," deyip sırıtınca, "Hadi, inelim artık," dedi"Ders başlayacak ama."
"İlk ders boş, hocanın bir işi varmış."
"İyi bakalım ısmarla o zaman şu kahveleri." Birlikte sınıftan çıkıp kantine indiğimizde Aysun ve ben boş masalardan birine oturduk. Koray kahvelerimizi alırken Aysun'la muhabbet etmeye devam ediyorduk. "Başka neler konuştunuz bakalım?"
"Hiç."Gözlerini devirip kollarını göğsünde birleştirdi. "Ne demek hiç, saatlerce susmadınız ya?" Konuştuğumuz şeyleri anlatamayacağım için, "Tabii ki susmadık ama önemli bir şey de konuşmadık. Babamdan falan bahsettik," dedim."Barlas sana nasıl davrandı peki?"Omzumu silktim, "Normal."
"Peki, herhangi bir yakınlaşma oldu mu?"Yüzüm kızarıyordu. "Nasıl yani?"
"Yani diyorum ki elini yanlışlıkla da olsa tuttu mu, ne bileyim korkmaman için sarıldı mı? Yani sana kırgın ama bir yakınlaşma söz konusu oldu mu onu merak ettim."
"Aslına bakarsan oldu," dediğimde heyecanla oturduğu sandalyesini yanıma doğru sürterek bana yaklaştı. "Ne oldu çabuk söyle!" Kafamı Koray'a çevirdiğimde gelip gelmediğine baktım. Onun bilmesi beni utandıracağı için duymasını istemiyordum. Kantinciyle konuştuğunu görünce tekrar Aysun'a bakıp fısıldayarak, "Telefonu çalmasaydı neredeyse öpüşecektik," dedim. Şaşkınlıktan eliyle açılan ağzını örttü ve bir süre öylece bana baktıktan sonra elini ağzından çekti, "Sen ciddi misin Öykü? Şu an beni yemiyorsun değil mi?"
"Ciddiyim."Gülümsemeye başladığında gözleri parladı. "Kızım artık yüzde yüz eminim bu çocuk senden hoşlanıyor. Baksana seni öpecekmiş, üstelik de bu sefer sarhoş falanda değildi. Her şeyin farkında olarak yapacaktı bunu!" Dudağımı bükerek dirseğimi masaya dayadığımda elimi yanağıma koydum. "Evet, öyle ama bana hâlâ kırgın."
"Affedecek emin ol."
"O affetse bile çetedekiler ne olacak?"
"Boş ver onları önemli olan Barlas, o seni affetsin de diğerleri ne düşünürse düşündün." Bakışlarım kantin kapısından içeri giren Bade'ye kayınca gözümle onu işaret ettim, "Bade bu durumdan kesin hoşlanmaz." Aysun kafasını döndürüp ona baktığında, "Aynen öyle. Barlas'tan hoşlandığı için onun seni affetmesi pek hoşuna gitmeyecektir. Hatta muhtemelen neden affettiğini de soracaktır," dedi.
Hiç şüphesiz ona hak veriyordum. "Bence de."
"Barlas'ın evinde kaldığını duysa ne yapar acaba?"
"Bilmem, üzerime saldırırdı herhalde."
"Ay evet kesin öyle yapar. Cadı bu kız!"
"Kimmiş o cadı olan?" Koray yanımıza gelmiş kahveleri önümüze koyarken merakla Aysun'a bakıyordu. "Kim olacak? Bade."
"Cadı diye ondan mı bahsediyordun?"
"Evet. Barlas Öykü'yü affederse onun bundan pek hoşlanmayacağını söylüyorduk."
"Bu çok normal değil mi? Öykü çeteyi ihbar etti ve Barlas'a güvenmediğini belli etti." Aysun kahvesinden bir yudum aldıktan sonra yüzünü ekşitti "O yüzden değil canım, Barlas'tan hoşlandığı için istemez bunu." Koray yerine otururken kafasını iki yana salladı, "Bana hiç öyle gelmiyor."
"Ne demek öyle gelmiyor? Yani sen şimdi Bade'nin sırf Öykü çetelerine yanlış yaptığı için mi Barlas'ın onu affetmesini istemediğini söylüyorsun?"
"Hayır, onu söylemek istemiyorum. Bana hiç öyle gelmiyor derken Bade'nin Barlas'tan hoşlanmasından bahsediyorum. Bence böyle bir şey yok. Bade hiç ona karşı bir şeyler hissediyormuş gibi bakmıyor, bunu demek istemiştim."Dumanı tüten kahvemi yudumlarken onları dinliyordum. Koray haklıydı, bana da öyle gelmiyordu. Bade benim baktığım gibi bakmıyordu Barlas'a. Ateş, Bade'nin Barlas'ı sevdiğini söylemişti ama onun gözlerinde böyle bir duyguya dair en ufak kıvılcım yoktu.
Boş bakıyordu ona. Belki onu sevdiğini zannediyordu ama aslında sevmiyordu. Olabilir miydi acaba böyle bir şey? Eğer böyle bir şey varsa mutlu olabilirdim çünkü Bade gibi biriyle aynı çocuğa âşık olmak istemiyordum. Zaten benden nefret ediyordu, Barlas'ı sevdiğimi duyarsa beni nefretinden öldürmeye kalkardı herhalde. Ondan korkmuyordum, sadece ona üzülüyordum. Karşılıksız bir aşk yaşıyordu ve başka bir kızın gelip sevdiği çocuğu sevmesi onu inanılmaz derecede üzecekti.
Keşke Barlas'ı değil de Ateş'i sevmiş olsaydı, o zaman her şey onun için daha güzel olabilirdi, en azından aşkının bir karşılığı olurdu. Ateş onu çok seviyordu çünkü. Birlikte olmaları güzel olabilirdi.Tam aklımdan geçtiği sırada Ateş kantine girince gözüm ona kaydı. Bizi görüp başıyla selam verdikten sonra kantinciye doğru yürüdü ve Bade'yle karşılaştı. Onu gördüğü için mutlu olmuş olmalıydı. Bade birkaç saniye bakıp hemen gözlerini kaçırdı ve yanından geçip kantinden çıktı.
Bu durum Ateş'in canını sıkmış gibi görünürken omzunu düşürüp yavaşça kantincinin yanına doğru yürüdü.Canım sıkılmıştı, sırtımı sandalyeye yaslayıp elimdeki kahveyi masaya bıraktım. Sevdiği kızın yüzüne bakmıyor olması onu kahrediyor olmalıydı. Günlerdir ben de benzer şeyler yaşadığım için onu çok iyi anlıyordum. Sevdiğin kişinin yüzüne bakmaması insanı öldürüyordu. Kalp acıyordu ya, insanın kalbi acır mıydı hiç? Acıyordu işte.Ateş'in bunları yaşıyor olması çok acıydı. Bade'yle birlikte olmalarını istedim.
Bade'nin onu sevmesini ve çok güzel bir birliktelikleri olmasını... Zordu, hatta imkânsızdı ama istiyordum işte. Ateş'i böyle görmek istemediğim için istiyordum. Karşılıksız bir aşk yaşasın ve acı çeksin istemiyordum. Sevdiği kızla mutlu olmasını istiyordum.
***
Okul çıkışı eve geldiğimde kapıdan içeri girip çantamı yere bıraktım, "Anne, ben geldim!" Mutfağa baktığımda orada olmadığını gördüm. Salona baktım orada da yoktu. Tam evde değil mi acaba diye düşünürken odasından çıkıp yanıma geldi. Küpesini takmaya çalışıyordu. Bir yere mi gidiyordu? Neden bu kadar güzel giyinmişti. "Hoş geldin kızım."
"Hoş buldum," derken onu inceliyordum. Çok güzel görünüyordu. Üzerinde kol ve yaka kısmı dantelli siyah çok hoş bir kalem elbise vardı. Altına da kırmızı stiletto giymişti. Sarı saçlarını ensesinde topuz yapmış, ön tarafında bıraktığı bir tutamı da maşa yapıp öylece bırakmıştı. Geçen sene anneler gününde aldığım kırmızı püsküllü küpeleri kulağına takmış yarım kalan makyajıyla gülümseyerek bana bakıyordu. Onu ilk defa böyle gördüğüme yemin edebilirdim. Ne içindi bu hazırlık? "Anne, bir yere mi gidiyorsun?"
"Evet, tatlım arkadaşlarla buluşacağım," deyip odasına girince peşinden gittim. Aynasının karşısına geçmiş göz farını sürerken onu izliyordum. "Arkadaşlarınla buluşacağını bana söylememiştin."
"Gidip gitmeyeceğim konusunda kararsızdım o yüzden söylemedim." Annem bu şekilde giyinip de arkadaşlarıyla buluşan biri değildi. Daha önce hiç yapmadığı için bu kadar şaşırıyordum zaten. Genelde buluşurken beni de yanında götürürdü ama şimdi tek gidiyordu. "Bu arkadaşlar hastaneden arkadaşlar mı?" Kafasını oynattı, "Evet."
"Şık bir yere gideceksiniz herhalde?" Elindeki far fırçasını yerine bırakıp kırmızı mat rujunu eline alınca, "Evet tatlım," dedi."Benim de gelmemi ister misin?" Rujunun taşmamasına özen gösterip dikkatli bir şekilde sürdükten sonra, "Olmaz tatlım, sen evde kalsan iyi olur," dedi."Neden? Normalde isterdin..." Aynadan bana baktı. "Bu sefer kalmak zorundasın." Ona şüpheyle bakıyordum. Bir garipti, sanki arkadaşlarıyla değil de başka biriyle buluşacakmış gibi davranıyordu, "Anne ne oluyor, kim bu arkadaşlar?"Bana bakıp bir süre cevap vermeden bekledikten sonra elindeki ruju yerine koyup yanıma yaklaştı. Sorduğum soruya cevap verip vermemekte kararsız kalmış gibiydi. Cevap vermek için ağzını açtığı an telefonu çaldı. Hemen arkamda kalan yatağın üzerindeki telefonu ona uzatmak için elime aldığımda Hikmet diye birinin aradığını gördüm.
Annem kimin aradığını görür görmez telefonu elimden alıp meşgule attı. "Anne, kim o?" diye sordum. Hikmet diye birini tanımıyordum. Kim olduğunu merak etmiştim."Hiç, bir arkadaş," deyince tek kaşım havaya kalktı. Bana nedense pek öyle gelmemiştı, "Nasıl bir arkadaş bu?" Kendimi kızını sorguya çeken anne gibi hissetmiştim. Sanki rolleri değişmiştik. Gözleri gözlerimin üzerindeyken ellerini omuzlarıma koydu. Bana bir şey açıklayacakmış gibi bakıyordu. "Öykü ben..." dediğinde dikkatle onu dinlemeye başladım. İnşallah hoşuma gitmeyecek bir şey demezdi!"Ben bir süredir biriyle görüşüyorum."Gözlerim kocaman açılırken donduğumu hissettim. "Ne? Gerçekten mi?" Kafasını aşağı yukarı sallayarak, "Evet," dedi.
Ne tepki vereceğimi merak eder gibi bakıyordu. Korkuyor gibiydi. Gayet sakin konuşmaya çalıştım. "Neden daha önce söylemedin ki?" Sorulacak birçok soru varken niçin bunu sormuştum anlamamıştım. Sanırım en çok bunu merak ediyordum."Tepkinden korktum."
"Neden?""Biriyle görüşmemi istemezsin diye düşündüm." Haklıydı, istemezdim. Babam gibi birine âşık olup çektiği acılardan sonra... Başkası da annemi üzebilirdi.
Aynı şeyleri tekrar yaşarsa ben ne yapardım? Tepkisiz görünmeye çalıştım. "Kim o adam?" "Adını gördün zaten Hikmet. Bir işletme sahibi. İyi biri. Bir süredir konuşuyoruz. Bana karşı bir şeyler hissediyor."
"Peki ya sen? Sen de hissediyor musun?"Konuşmadan önce yutkundu ve gözlerini benden kaçırdı, "O iyi biri, hissedebileceğimi düşünüyorum."
Şimdi annemin neden arada eve geç geldiğini ve mesajlaştığını anlıyordum. Nasıl fark edememiştim bunu? Kendimi aptal gibi hissediyordum. Belki de hâlâ babama âşık olduğu için biriyle görüşeceği aklımın ucundan geçmemişti. "Onunla birlikteyken babamı düşünüyor musun?" Ellerini omuzlarımdan indirdi. "Hayır. Onun yanındayken baban aklıma gelmiyor."
Buna şaşırmıştım işte. Bildim bileli babama âşık olduğu için başka bir adamın ona babamı unutturabileceğini hiç düşünmemiştim. "Demek onu sana unutturuyor."
"Sanırım evet," deyip ellerini yanaklarıma koydu ve gözlerimin içine baktı. "Başka biriyle görüşmem seni mutlu etti mi kızım?" Aslında etmemişti ama babamı unutma ihtimali hoşuma gitmişti. "Onun yanında mutluysan..." Yalandan gülümsüyordum."Kızmadın yani?"
"Hayır, senin mutluluğun benim için her şeyden önemli."
"Bunlar gerçek düşüncelerin değil mi Öykü?"
"Evet, anne."
"Gel buraya," deyip beni kendine çekerek sımsıkı sarıldı. "Seni çok seviyorum." Parfümünün kokusu burnuma dolarken ben de ona sımsıkı sarıldım. Onayım içini rahatlatmış olmalıydı, daha mutlu görünüyordu."Ben de seni çok seviyorum anne."Bir süre o şekilde kaldıktan sonra annem kendini geri çekip heyecanla yüzüme baktı, " Onu tanımanı çok istiyorum. En yakın zamanda sizi tanıştıracağım, onu seveceğinden eminim." Annemi heyecanlı görmek beni mutlu etmişti, "Olur, bir gün tanışırız."Mesaj gelince elindeki telefona baktı. Ben de göz ucuyla ekrana bakıyordum.
Adamın ismini görünce, "Artık gitsen iyi olur, daha fazla bekletme," dedim. Başıyla beni onaylayıp mesajı okumadan, "Tamam," dedikten sonra üzerine kabanını giydi. "Senin için yemek yaptım, ısıtıp yersin." "Tamam, anne merak etme sen. Çok geç kalmazsın değil mi?" Erken gelsin istiyordum. Dünkü olaydan sonra yalnız kalmak benim için zor olacaktı. Yatağın üzerine bıraktığı çantasını eline alıp içine telefonunu koyarken, "Hayır, tatlım erkenden gelirim," dedi.
"Pekâlâ, görüşürüz o zaman."
"Görüşürüz," deyip odadan çıkmak için yürüdüğünde, "Anne!" diyerek onu durdurdum. "Efendim?" diyerek bana doğru dönünce gülümsedim, "Çok güzel görünüyorsun." Zaten güzel bir kadındı, şimdi daha güzel olmuştu. Gülümseyerek, "Gerçekten mi?" diye sordu.
Kafamı hafifçe aşağı yukarı oynattım. "Hı hı.""Teşekkür ederim tatlım," deyip eliyle öpücük gönderdikten sonra gülümsemeye devam ederek çıktı. O gittikten sonra odama gittim. Annemin başka bir adamla görüşeceği aklımın ucundan geçmezdi. Onun hayatı boyunca babamı seveceğini düşünüyordum. Onu unutabileceği ihtimali güzeldi aslında. Belki de hayatında ilk defa mutlu oluyordu. O mutlu olunca ben de oluyordum. Dolabımdan çıkardığım eşofman takımımı üzerime giydikten sonra lavaboya gidip ellerimi yıkadım ve mutfağa girdim. Kaç gündür olmayan iştahım nihayet yerine gelmiş iki tabak yemek yemiştim.
Masadan kalkıp tabağımı bulaşık makinesine yerleştirdikten sonra televizyon izlemek izin salona gittim. Yaklaşık yarım saat kadar televizyon izledikten sonra sıkıldığımı hissedip televizyonu kapattım. Biraz ders çalışmalıydım. Ayağa kalkmış odama doğru yürürken çalan zil sesiyle olduğum yerde kaldım. Herhalde Aysun'dur diye düşünüp kapıyı açtığımda kaşlarımı çattım. "Neden buradasın sen? Neden geldin?"
Babam karşımda durmuş bana ifadesizce bakarken, "Annen nerede, onu çağır. Kendisiyle konuşacaklarım var!" dedi. Dalga mı geçiyordu benimle? "Annem burada değil, şimdi defol git ve bir daha da gelme!" deyip kapıyı yüzüne kapatacakken eliyle kapıyı tutup kapatmamı engelledi. "Sana anneni çağır diyorum!" Beni sinirlendirmeye çalışıyordu galiba. Eğer niyeti buysa başarmıştı. "Annem yok diyorum, anlamıyor musun?" Elini kapıdan çekti, "Nerede?"
Gerçeği söyleyemeyeceğim için yalan uydurup, "Hastanede," dedim."Yalan söyleme oradan geliyorum, dün nöbetçiymiş bugün izinli olduğunu söylediler." Yalanım ortaya çıkınca, "Sana ne annemin nerede olduğundan! Ne yapacaksın onu?" diye bağırdım."Konuşacağım!"
"Ne konuşacaksın? Buradan gitmemiz gerektiğini mi?" Başka ne konuşabilirdi ki zaten? Eski günleri yâd edecek değildi ya. Bana öfkeyle bakarken, "Bu seni ilgilendirmez. Annen nerede onu söyle sen bana!" dedi. Sinirden kapının kulpunu sıkarken neden yalan söylüyorum ki diye düşünüp ona gerçeği söylemek istedim. Duyunca ne tepki vereceğini çok merak ediyordum, "Annem sevgilisiyle birlikte!" Bir an duraksadı. Şaşırmıştı. "Ne sevgilisi? Birgül biriyle mi birlikte?"
"Evet."
"Kiminle?" diye sorunca, "Bu seni ilgilendirmiyor. Defol git buradan, annemi de beni de rahat bırak!" deyip kapıyı suratına kapatmak istedim ama yine engel oldu, "Sana kiminle dedim?"
"Sana bu seni ilgilendirmiyor dedim!" Elini kapıdan çekince, "Pekâlâ söyleme bakalım, nasıl olsa öğrenirim!" dedi. Bu beni kızdırmıştı. "Sana ne annemin sevgilisinden? Kiminle olduğu seni neden bu kadar ilgilendiriyor ki?" Sırıtarak cevap verdi "Bu sefer hangi servet sahibine kancayı takmış onu merak ediyorum." Söylediği şey asabımı bozarken kapıyı tam açıp onu omuzlarından geri ittim. "Defol git buradan ve bir daha da gelme sakın!"
Sendelerken hâlâ sırıtıyordu. "Annenin gerçek yüzünü görememen ne kadar üzücü... Baksana seni evde bırakıp kendisi keyif yapmak için sevgilisiyle buluşmuş." Sakin kalmaya çalışsam da başaramadım. Öfke bana büyük bir güç verirken onu kolundan tuttuğum gibi yola doğru sürükledim. "Kes sesini ve defol git buradan!" Sinirlenmişti. Kolunu bırakmamı sağlayıp kendisi sertçe kolumdan tuttuğunda, "Söyle annene burada kaldığı sürece ona huzur yüzü yok!" dedi. Kolum acırken, "Bırak kolumu!" diye bağırdım.
Beni umursamadan sertçe tutup canımı yakmaya devam etti. Elinden kurtulmaya çalışıyordum ama buna izin vermiyordu, "Bırak beni diyorum!" Kolumu inadına daha çok sıktı. Canımı yakıyor bu hoşuna gidiyormuş gibi daha çok sıkıyordu. Bağırarak elinden kurtulmaya çalışırken bize doğru yaklaşan arabanın tam yanımızda ani fren yapmasıyla kolumu korkuyla bıraktı. Galiba arabanın üzerine çıkacağından korkmuştu. Ben de korkmuştum. Araba öyle bir hızla üzerimize gelmişti ki fren yapmasa neredeyse bizi ezecekti.
İkimiz de korkuyla arabaya bakarken içinden Barlas'ın çıktığını gördüm. Öfkeyle babama yaklaşıp kolumu elinden kurtardıktan sonra yakasından tutup, "Lan bana bak, bir daha bu kıza elini sürersen seni öldürürüm anladın mı beni?" deyip suratına sert bir yumruk indirdi. Geri çekilip elimle ağzımı örterek onları izlemeye devam ettim. Babam acıyla burnunu tutarken onu burada gördüğü için şaşkın görünüyordu, Barlas ise sinirliydi. Öfke patlaması yaşıyordu sanki.Babam elinin tersiyle burnundan gelen kanı silip acıyla yüzünü buruşturduğunda, "Neden buradasın?" diye sordu.
Barlas yakasından tutmuş ona sinirle bakarken sorusunu cevaplamadı. Suratına bir yumruk daha atmamak için kendini zor tutuyor gibiydi. Babam onun sessizliğine gülmeye başladığında, "Sanırım cevaplamayacaksın. Gerçi hepimizin bildiği bir şeyi neden cevaplayasın ki zaten, değil mi? Burada olma sebebinin Öykü olduğunu ikimiz de iyi biliyoruz," dedi.
Barlas'ın bakışları bir bıçak gibi keskindi. "Madem biliyorsun neden soruyorsun?"
"Emin olmak için."
"Neden?" Babam pişkin pişkin sırıtıyordu. "Aptal olduğundan. Eğer onun etrafındaysan bu aptal olduğunu gösterir." Barlas alnını kırıştırdı. "Sence onun etrafında olan herkes aptal mı?"
"Evet."Barlas babamın yakasını tutmayı bıraktığında ona öfkeyle bakmaya devam etti. "Peki ya onun etrafında olması gerekip de olmayanlara ne demeli? Yani senin gibi olanlara... Şerefsiz mi?"
Babam onun bu lafına sinirlenmişti "Bana bak!" diye diklenince Barlas onu yine yakasından tuttu. "Asıl sen bana bak!" Seviyordum onun bu hallerini, babama haddini bildirecekti, "Bir daha seni burada görmeyeceğim, onlardan uzak duracaksın!" Babam buna küçük bir kahkaha attı, "Öyle mi? Durmazsam ne olur?" Barlas dişlerini sıkarak, "Bu olur!" deyip kafa attı ve onu arabasına doğru itti. "Daha kötüsü olsun istemiyorsan defol git ve bir daha da buraya adım atayım deme!"
Babam arabasının kaputuna çarparken acıyla inledi ve önce bana sonra Barlas'a baktı. Adamları olmadığı için Barlas'a bir şey yaptıramıyordu ve bunun için biraz kızgın görünüyordu. Tek başına ona bir şey yapamayacağının farkında olduğu içinde ona dokunamıyordu. Biliyordu çünkü dokunmaya kalksa kendisinin canı yanacaktı.İkimize de öfkeyle baktıktan sonra doğruldu ve hiçbir şey demeden arabasının kapısına doğru yürüdü. Direksiyona geçtikten sonra bize öfkeyle bakıp hızla uzaklaştı.
Ben ardından bakarken Barlas yavaşça yanıma yaklaştı ve koluma dokundu, "Canın yanıyor mu?"Başımı sallayıp önüme eğdim. Moralim bozuktu, neredeyse ağlayacaktım. Böyle bir babam olması berbat bir şeydi. Ondan nefret ediyordum. Gerçi nefret bile az kalıyordu ona hissettiklerimin yanında. Tiksiniyordum. Hayatımızdan çıksın istiyordum ama ben bunu istedikçe o daha çok giriyordu hayatımıza. Asla rahat bırakmayacaktı bizi. Buradan gitmediğimiz sürece huzursuz edecek ve gitmemiz için uğraşacaktı. Ne yaparsa yapsın buradan gitmeye niyetim yoktu.
Barlas kötü olduğumu anladığı için eliyle çenemden tutup yüzümü kaldırdı ve uzun uzun gözlerime baktı. Kahverengi gözlerine bakmak bana huzur verirken neden burada olduğunu düşündüm. Benim için mi gelmişti? Buradan geçerken babam ve beni görmüş olamazdı herhalde. Kesin beni görmek için gelmişti. Bunu sorup sebebini öğrenmek istiyordum. Daha doğrusu benim için geldiğini duymak istiyordum. Şu an buna çok ihtiyacım vardı. "Burada ne işin vardı Barlas?"
Elini çenemden indirip montunun cebinden telefonumu çıkardı ve bana uzattı. "Bunu bende unutmuşsun." Çıkarken komodinin üzerinden almayı unutmuş olmalıydım. Getirmese yokluğunu bile fark etmeyecektim, telefonsuz yaşayamayanlardan değildim.Sırf bunun için buraya kadar gelmiş olması düşünceli bir hareketti ama ben başka bir sebeple gelmiş olabileceğini düşünmüştüm. Ne aptaldım! "Teşekkürler," deyip telefonu eşofmanımın cebine soktuktan sonra tekrar ona baktım.
Bakarken bir şey fark etmiştim. Sanki gerçekten de beni görmeye gelmiş gibiydi de telefon bahaneydi. Yüzüme özlemle bakıyordu. Oysa daha birkaç saat önce birlikteydik. Bu kadar kısa zamanda beni özlemiş olması hoşuma gitmişti. Belki böyle düşünmek istediğim için bana öyle geliyordu ama... Hayır emindim. Buraya gelme sebebi beni görmek istemesiydi."Evde tek misin?" Sorusuyla alt dudağımı büktüm, "Evet." Kaşlarını çattı. "Korkuyor musun?"
"Babam gelene kadar biraz korkuyordum ama şu andan itibaren hırsımdan korkumu düşünmeye fırsatım kalmayacağı için korkacağımı pek zannetmiyorum." Sesimdeki nefreti hissedince, "Baban bir daha gelmez diye tahmin ediyorum," dedi. İnşallah dediği gibi olurdu. "Buraya gelmese bile bizi rahatsız etmeye devam edecektir." Elini omzuma koydu. "Onu düşünmemeye çalış ve rahatla biraz." Sesli bir nefes bıraktım. "Keşke şöyle kimseyi umursamadan güzelce bağırıp içimdeki siniri atabileceğim bir yer olsaydı da bütün nefretimi haykırsaydım. Belki o zaman biraz rahatlayabilirdim," deyince birkaç saniye düşündü ve sonra aklına bir şey gelmiş gibi sırıttı. "O zaman sana iyi gelecek bir şey yapalım." Merakla suratına bakmaya başladığımda, "Ne gibi?" diye sordum.
"Görürsün," dediğinde sırıtmaya devam ediyordu. "Hadi montunu giy gel." Evde tek kalmaktansa onunla vakit geçirmeyi ben de istiyordum. Üstelik ne yapacağımızı da merak etmiştim, "Peki," deyip koşar adım eve girerek üzerime montumu geçirip evin anahtarını cebime attım. Annem eve dönene kadar geri gelirdik nasılsa. Kapıyı kapatıp arabanın içinde beni bekleyen Barlas'ın yanına oturdum. "Gidebiliriz."
Gülümserken arabayı çalıştırdı. Onunla vakit geçirecek olmak beni heyecanlandırmıştı. Nereye gittiğimizi merak ediyordum. Kısa süre sonra Barlas arabayı bir şantiye alanının yakınında durdurdu. "Ne yapacağız burada?"
"Gel benimle," diyerek arabadan çıktığında hemen peşinden çıktım. İyice meraklanmıştım. Aklında ne vardı acaba? Yüksek inşaatın arkasına doğru geçince bir kule vinç göründü. Ona doğru yürüyorduk. Aklıma hiç iyi şeyler gelmiyordu. Kule vincin yanına yaklaştığımızda Barlas durup bana döndü. Muzır muzır sırıtıyordu, "Umarım yükseklik korkun yoktur." Evet, galiba düşündüğüm şeyi yapacaktık. Yutkunup, "Hayır yok," dediğimde sırıtmaya devam etti. "Güzel, o zaman yukarı tırmanabiliriz." Bu bir şakaydı değil mi? Ben oraya asla tırmanamazdım. Yükseklik korkum yoktu da en az yetmiş metrelik bu kuleye tırmanmak korkusuzluktan fazlasını gerektiriyordu. "Barlas, ben bunu yapamam!"
Yanıma yaklaşıp yüzümü ellerinin arasına alarak gözlerine baktırdı, "Yaparsın. Hem inan bana bu çok hoşuna gidecek." Aşağıdan bir kez daha şöyle bir yukarı baktım ve kaşlarımı çattım. İmkânsızdı."Yapamam, o kadar cesaretli değilim."
"Cesaretlisin. Bunu bildiğim için seni buraya getirdim. Yapamayacağını düşünsem asla getirmezdim."Ona baktım. "Düşebilirim, bu çok tehlikeli!"
"Tırmanırken peşinde olacağım. Düşmene asla izin vermem."Bir kez daha yukarı baktım. "Bilemiyorum Barlas, bu yükseklik gözümü korkutuyor. Daha önce hiç bu kadar yükseğe tırmanmadım." Ona baktığımda, "Sen hiç bu kadar yükseğe tırmandın mı ki?" diye sordum. Kafasını oynattı, "Evet, hem de birçok kez." Tırmanabileceğimiz dağ tepe bir şey yok muydu? Neden bu şeye tırmanacaktık ki? Bu çok saçma değil miydi? "Neden yapıyoruz bunu?"
"Çünkü hoşuma gidiyor. Senin de gidecek. Tepede olup babana olan nefretini haykırdığında çok rahatlayacaksın." Son kez yukarı baktığımda yüksekliği umursamadan yapmaya karar verdim. Evet, cesaretliydim ve bunu yapabilirdim. Belki de dediği gibi hoşuma gidecekti. Denemekten zarar gelmezdi. "Hadi," diyerek ellerini yüzümden indirdi.
Gülümsemeye başladığımda deli olduğumuzu düşündüm. Çoğu insanın cesaret edemeyeceği bir şeyi yapacaktık ve kalbim heyecandan yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Hayatımda yaptığım en saçma şey olacaktı belki ama Barlas'la güzel bir anımız da olacaktı. Sırf bunun için bile değerdi.Derin bir nefes aldıktan sonra tırmanmak için ilk adımı attım. İçimde belirgin bir korku vardı ama yaptığım şey için mutluydum. Çünkü çok çılgınca bir hareketti bu. Ben çelik basamaklardan yavaşça tırmanırken Barlas da peşimden geliyordu. "Sakın aşağı bakma. Bu seni korkutabilir." Bakmayı düşünmüyordum zaten. Henüz çok yukarı tırmanmamıştık ama daha şimdiden ayaklarımın titrediğini hissedebiliyordum. "Barlas bu yaptığımız şey delilik!"
Güldü. "Zaten bu yüzden yapıyoruz." Tırmanmaya devam ederken ben de güldüm. Kendime inanamıyordum. Normalde asla yapmayacağım şeyi Barlas sayesinde, o bana cesaret verdiği için yapıyordum."Buraya çıkmak yasak değil mi?"
"Evet, yasak ama kimin umurunda?" Gülüşerek tırmanmaya devam ettik. Yarısına kadar çıkmayı başardığımızda olduğum yerde kalıp etrafa baktım. Ne kadar yüksekteydik böyle! Henüz yarısında böyleyse tepede ne yapacaktım acaba? Kalbimin her metrede ritim değiştirdiğini fark ediyordum."Bir sorun mu var?"
"Hayır." Sanırım durduğum için bir an yapamayacağımı düşünmüştü. Başta ben de öyle düşünsem de şimdi mutluydum. Tırmanmaya devam ederken aşağı bakmamaya gayret ettim. Neme lazım başım falan dönerdi. Normal bir insan kadar korkuyordum ve bu hoşuma gidiyordu. Sanırım adrenalin seviyordum. Bunu şimdi fark ediyordum.Nihayet son basamağı çıkıp nefes nefese kalmış bir şekilde iki adım attım ve ellerimi önümdeki kalın Demir çubuğa yaslayıp, dev kule vincin tepesinden olağanüstü görünen manzaraya baktım.
O kadar şaşkındım ki şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım neredeyse. İstanbul ayaklarımın altında gibiydi. Bu çok güzeldi. Çıkana kadar böyle bir manzarayla karşılaşacağımı düşünmemiştim. Hayatımda ilk defa bu kadar yüksek bir yere tırmanmıştım ve şu an aşağı inmek istemeyeceğimi düşünüyordum. Rüzgâr yüzünden biraz sallanıyorduk ama bu bile hoşuma gidiyordu. Barlas'ın birçok kez neden buraya çıktığını şimdi daha iyi anlıyordum. Gerçekten harikaydı. Çok yüksekti ve çok güzeldi. Neredeyse daha önce neden yapmadım diye kendime kızacaktım. Herkesin yapabileceği bir şey değildi bu. Ben yapmıştım. Çıkana kadar içimde bir korku vardı ama manzarayı gördükten sonra korku kaybolmuş, yerini şaşkınlık almıştı.
Gülüyordum. Şaşkınlıktan gülüyordum. Büyülenmiştim resmen. Gözümü manzaradan alamıyordum. Barlas da nefes nefese kalmıştı, "Nasıl, hoşuna gitti değil mi?"
"Evet, hem de çok!"
"Sana söylemiştim."Gözlerimi güzel manzaradan zar zor alabildiğimde ona baktım. Mutlu görünüyordu, büyülenmiş gibi bakıyordu manzaraya. "Nereden geldi aklına burası?" Hafifçe tebessüm etti. "Aslında hep aklımdaydı. Bir gün seni muhakkak getirmek istiyordum buraya. Sadece bugün olacağını tahmin etmemiştim. Babana olan nefretini haykırmak istediğini söylemen iyi bir neden oldu."
"Beni buraya getirmek mi istiyordun, iyi de neden?"
"Bu mükemmelliği görmeni istediğim için." İçindeki kırgınlık geçiyor demek miydi bu?"Daha önce birini buraya çıkardın mı hiç?"
"Hayır..." Bu hem gülümsememe neden olmuştu hem de şaşırmama. "Neden?" Gözleri bir şeyi itiraf edecek gibi bana bakarken diline hapsolmuş sözcükler dudaklarından döküldü."Çünkü sen benim için özelsin."Bana karşı bir şeyler hissettiğini biliyordum ama bunu söyleyeceğini tahmin etmiyordum. Bu yüzden çok şaşkındım. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Dudaklarım mühürlenirken gözlerim bana derin ve anlamlı bakan Barlas'ın gözleri üzerindeydi. Bir şey demeliydim. Susmamalıydım. Şu an konuşmam gerekiyordu. Belki de kendimi affettirmemin tam sırasıydı. "Barlas..." diyerek konuşabildiğimde güzel gözlerinin içine bakmaya devam ettim. "Bana kırgınsın ama her şeye rağmen yanımdasın."
"Evet," dedi büyük bir sakinlikle. Sesi kadifemsi çıkmıştı. "Çünkü yanında olmak istiyorum." Söylediği şey kalbime işlerken yutkundum. Bir itiraf daha gelebilirdi. "Yanımda olmak istemenin bir sebebi var mı?" Kalbim duracaktı neredeyse. Nefes almakta zorlanıyordum."Evet, var," deyince gözlerimi ondan çekip kafamı yere eğdim. Barlas neredeyse bana olan hislerini dile getirecekti ve ben bunun için hazır olup olmadığımı düşünüyordum. Bunu şu an her şeyden çok istiyordum ama itiraf ederken kırgın olmasını istemiyordum. İçinde sadece güzel hisler olsun istiyordum. Kırgınlık bir duvar olmamalıydı aramızda.Sessiz kalışım onu meraklandırınca, "Bunun ne olduğunu sormayacak mısın?" diye sordu.
Kafamı kaldırıp yüzüne baktım, "Hayır. Çünkü sebebini biliyorum ve bunu şu an değil beni affettiğinde duymak istiyorum." Sanırım böyle bir şey dememi beklemiyordu. Bir şey söylemeden gülümsemeye başlayınca yüzünü yüzüme doğru eğdi. "Ya affetmişsem?" Bunu ben de beklemiyordum işte. Gülümsemesi gülümsememe neden olurken inanmamış gibi başımı iki yana salladım, "Ciddi olmadığını düşünürüm."Elini başıma koydu ve saçlarımı karıştırdı. "İyi bakalım öyle düşünmeye devam et." Ben dağılmış saçlarımı düzeltirken Barlas manzaraya doğru dönüp ellerini önümüzdeki çubuğa yasladı. Bense manzara yerine onu izliyordum. Ona ait olan kalbim hâlâ heyecanla çarpıyordu. Onun için özel olduğumu duymak ne kadar güzeldi. Hem de böyle bir yerde. Yerden yetmiş metre kadar yüksekteydim ve uçuyormuşum gibi hissediyordum.
Aslında böyle hissetmem belki de yüksekte olduğum için değil, Barlas'ın söylediği şey yüzündendi. Göklerdeydim, uçuyordum ve yere konmak istemiyordum."Babana olan tüm sinirini haykırmak ister misin?"
"İstemez olur muyum, tabii ki istiyorum!"
"O zaman dök içindekileri." Ellerimi önümüzdeki çubuğa yasladım. Bu kadar yüksekte bütün sinirimi dökmek güzel olacaktı. Ona duyduğum nefret içimde bir çığ gibi büyürken bütün öfkemi haykırmak, onun bünyeme verdiği zararı biraz da olsa azaltmak istiyordum.Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldıktan sonra tüm gücümle gırtlağım yırtılırcasına bağırmaya başladım, "Senden nefret ediyorum Arslan Vuralkan! Anneme yaşattıklarının acısını senden çıkaracağım! Senden intikamımı alacağım! Bu hayatta yüzünün gülmemesi için elimden geleni yapacağım! Seni yerle bir edeceğim! Bizi servet avcısı olarak görmek neymiş göstereceğim sana!"
Susup gözlerimi öfkeyle kıstıktan sonra tekrar bağırmaya devam ettim. Böyle bir haykırışa gerçekten ihtiyacım vardı. "Babam olduğun için senden utanıyorum! Çık git hayatımızdan! Senden nefret ediyorum!"Barlas'ın gözleri benim üzerimdeyken gözlerimin dolmamasına özen gösterip bağırmaya devam ettim. "Bir babaya muhtaç olan kızını istemiyorsun. İşte sen böyle pislik bir adamsın Aslan Vuralkan. Bu yüzden nefretimi hak ediyorsun. Sana beslediğim en büyük duygu bu benim. Nefret. Onu kinimle besledim, hırsımla büyüttüm. Elbet, elbet senden intikamımı alacağım. O güne kadar bekle. Çünkü o gün karşında kızın gibi görünen Öykü olmayacak. Başka bir Öykü'yle karşına çıkacağım!"
Karşımda sanki o varmış gibi bağırmak biraz tuhaf olmuştu ve bu yüzden gözlerimden oluk oluk yaşlar akıyordu. Kendimi tutmaya çalışmıştım ama olmamıştı, sinirden ağlıyordum. Yüzümü ellerimle örtmüş ağlarken Barlas beni kendine çekti ve kafamı göğsüne bastırdı. "Şşt ağlamak yok. Güçsüz değilsin sen. Kendine gel."
İç çekerek ağlamaya devam ettim, "Bazen güçlü kızlar da ağlar."
Onun göğsünde ağlamak bile güzeldi. Bana bu kadar güzel şeyler hissettirdiği ve yanımda olduğu için müteşekkirdim. Sıkıca sarıldım. Buna çok ihtiyacım vardı, "Hep böyle yanımda olur musun Barlas?" Sesim ağlamaktan çatallı çıkmıştı.
Geri çekilip ellerini yüzüme koyunca başparmaklarıyla yanaklarımdaki yaşları sildi. "Ağlamayı kesersen sonsuza kadar yanında olabilirim."Tebessüm ederek başımı tekrar göğsüne yasladım. Seviyordum onu. Gün geçtikçe sevgim artıyor, kalbim aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Muhtaçtım da; sevgisine, yüzüne, kokusuna... Her şeyine. Onunla birlikte vakit geçirmek şu ana kadar yaptığım en güzel şeydi.
Dediği gibi, sonsuza kadar yanımda olmasını istedim. Benimle olmasını...Bir süre ikimiz de sessiz kaldıktan sonra Barlas eğilip yüzüme baktı. "Ağlamaya devam etmiyorsun, değil mi?" Yanağım göğsüne yaslıyken, "Hayır," dedim."İyi aferin. Güçlü ol. Güçlü ol ki babandan intikamını al."
"Alacağım!"
"Güzel," deyip kafasını doğrulttu. "Ben de sana yardım edeceğim." Gözlerim kocaman olurken kendimi geri çekip yüzüne baktım. Söylediği şeye inanamamıştım. Dalga falan geçtiğini düşünüyordum. Ya da iyi olmam için yalan uyduruyordu. "Sen ciddi misin?" Bir an ümitlenmiştim. Gülümserken, "Neden olmayayım?" diye sordu. Cevabım çok netti, "Bana kırgın olduğun için."
"Hmm, haklısın sanırım," deyip gözlerini gözlerimden çekti. "Bu yüzden sana yardım edemeyeceğim." Bir an bana kırgın olduğunu unutmuştu sanırım. Beni de boşuna ümitlendirmişti. Yardım edip etmemesi umurumda değildi ama bana kırgın olması umurumdaydı. Bu böyle devam edemezdi. Bir şeyler yapmalıydım. Yüzüne kendimden emin bir şekilde bakarken omuzlarımı dikleştirdim. "Beni affetmen için uğraşacağım Barlas. Elimden ne geliyorsa yapacağım."
Gülerken gözlerime baktı ve burnumu iki parmağının arasına sıkıştırıp hafifçe sağa sola salladı. "Uğraşmana gerek yok Kaktüs, seni affettim." Duyduğum şeye inanamazken heyecanla, "Şaka yapmıyorsun değil mi, gerçek bu?" diye sordum.
Emin olmalıydım. Dalga falan geçiyor olabilirdi. Yüzümü avuçlarken gözlerime gülerek bakmaya devam etti "Evet, en az şu an kadar gerçek."Sevinçten gözlerimden yaşlar dökülmeye başlarken hızla boynuna sarıldım. İnanamıyordum. Ben bunun uzun süreceğini düşünürken o beni affetmişti. Şaşkındım. Şu an gerçek olamayacak kadar güzeldi. Sevdiğim insan yanımdaydı ve beni affetmişti.
Rüya gibi geliyordu bu bana. Gördüğüm tüm rüyalardan daha güzel bir rüya. Çünkü Hem beni affetmiş hem de intikam konusunda yardım edeceğini söylemişti. Heyecandan zar zor konuşurken, "Ben... Ben çok teşekkür ederim Barlas!" dedim. Saçlarımı okşarken, "Ne için?" diye sordu. Kendimi geri çekip gözlerine baktığımda sevinçle gülümsedim. "Beni affettiğin için!"Söylediğim şeyle yüzünü yüzüme eğip alnını alnıma dayadı ve gözlerime yakından baktı.
Yanındayken bile özlem duyuyormuş gibi. Bana ihtiyacı varmış gibi baktı. "Asıl ben sana teşekkür ederim." Nefesi yüzüme çarparken güçlükle yutkunup gözlerinin içine baktım. Sersemlediğimi hissediyordum. Sanırım bayılacaktım. Heyecandan ayaklarımın beni taşıyamadığını hissediyordum. Bu yüzden sesim kısık çıkmıştı, "Ne için?"
Kolları belimi sararken derin bir nefes aldı. "Aslında bunu sana dün söyledim ama uyuduğun için beni duymadın," deyip dudaklarını kulağıma doğru götürdü ve usulca fısıldadı, "Hayatıma girdiğin için."
