İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 2 · 12 dk okuma

ÇETE

Bölüm 2

2.Bölüm

Bana bakan kahverengi gözleri ateş saçarken kaçmanın iyi bir fikir olacağını düşündüm. Evet, kesinlikle kaçmalıydım. Yoksa Barlas bu sefer beni öyle kolay kolay bırakmazdı. Gözlerini üzerimden bir saniye bile çekmezken önce yavaş adımlarla geri gittim. Ateş'in yanına koşmam gerekiyordu. Ben geri giderken o, arabasının gazına yüklenip üzerime doğru sürdü. Bunu görünce hızla Ateş'in yanına doğru koşmaya başladım. Peşimdeydi. Beni yakalamadan asla bırakmayacaktı.Tüm gücümle ardıma bakmadan koşarken yolumu kesti. Hızla arabadan indiğini görünce kaçmak için yanından geçip gitmeyi denedim ama kolumdan tuttuğu gibi beni kendine çekti. Gözleri beni korkutacak derecede öfkeli bakıyordu.

"Bırak beni!" diyerek ondan kurtulmaya çalışıyordum ama çabam boşunaydı. Hiçbir şey demeden beni yolcu koltuğuna doğru sürükleyerek kapıyı açıp içeri oturttu ve emniyet kemerimi bağlayıp kapıyı kapattı. Ben emniyet kemerimi söküp kapıyı açmaya çalışırken kendisi çoktan yerine geçmiş arabayı kilitlemişti. Gaza basıp arabayı harekete geçirirken tek kelime etmemesi beni korkutuyordu. Her şeyi yanlış anlamıştı, ona doğruyu anlatmam gerekiyordu. "Bak, hiçbir şey göründüğü gibi değil. Bu sabah telefonum çalındı. Ben çalanı şikâyet etmek için karakola..." dediğimde sözümü yarıda kesti.

"Kes sesini!" Sert ve gür çıkan sesi arabada yankılanırken dediğini yapıp sustum. Şu anda ne derse yapmam gerektiği düşünüyordum. Onu daha fazla kızdırmamalıydım. Bana kötü bir şey yapabilirdi. Gerçi yapacaktı zaten, çünkü beni muhtemelen yine o lanet yere götürüyordu. Sohbet etmeye götürmediği de kesindi. Ben ondan nasıl kurtulacağımı düşünürken fabrikanın önüne gelmiştik bile. Hızla arabadan inerek kapımı açtı ve dışarı çıkarmak için kolumdan tuttu, "Yürü!"

Arabadan inmemek için inat etmiştim ama güçlü kollarıyla beni indirmeyi başarmıştı. Zorla yürütüp fabrikanın içine sokarken kolumu morarttığını hissettim. Canımı yakmıştı. O lanet yere girerken ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. İçeri girdiğimizde Barlas'ın çetesinden sadece Bade ve yeşil gözlü olan çocuğun orada olduğunu gördüm. Eski kanepede oturuyorlardı. Gözleri bizim üzerimizdeydi. "Barlas hayırdır?" Yeşil gözlü çocuk beni burada tekrar gördüğüne şaşırırken Barlas beni onların oturduğu kanepenin önüne doğru itti. "Bu kız artık sinirlerimi bozmaya başladı!"İtmesiyle sendeler gibi olmuştum ama düşmedim.

O sırada Bade sert sert bana bakarak Barlas'la konuşuyordu. "Ne oldu, yine ne yaptı?" Ben de tıpkı onun bana baktığı gibi bakıyordum ona. Siyah saçının uçlarını maviye boyatmıştı. Yaptığı değişiklik ona yakışmış ama daha tehlikeli görünmesine sebep olmuştu. Belki de sadece bu yüzden yapmıştı."Onunla karakolun orada karşılaştım. Şans eseri oradan geçiyor olmasaydım bizi polise şikâyet edecekti!"Şu an ne dersem diyeyim bana inanmayacaklardı ama ben yine de Barlas'a bakıp, "Hayır böyle bir şey yapmayacaktım! Benim oraya gitme sebebim başkaydı!" diye bağırdım.

Bade, oturduğu yerden ayağa kalktı ve yanıma gelip alttan topuz yaptığım saçlarımdan tutarak yüzüme baktı, "Kızım sen canına mı susadın?" Dişlerinin arasından konuşuyordu. O an fark ediyordum ki benden birkaç santim daha uzundu. Canımı yaktığı için onu omuzlarından sinirle geri iterek, "Bana dokunma!" diye bağırdım. Saçlarımı bırakıp iki adım geri sendelerken sinirle gülüyordu. Onu sinirlendirmiştim. Tekrar yanıma yaklaşıp bana tokat atmak için elini havaya kaldırınca Barlas onu bileğinden tutup durdurdu. "Kendini boşa yorma, bundan o kadar zevk almazsın. Bence akıllanması için ona daha iyi bir şey yapmamız lazım," deyip bana baktı.

Ben bana ne yapacaklarını anlamaya çalışırken Bade elini yanına indirdi "Aklında bir şey mi var senin?" Barlas ona bakıp gözlerini kıstı. "Evet ve bence bu senin çok hoşuna gidecek."Bade oldukça meraklı görünürken Barlas'ın kahverengi gözleri bana kaydı. "Gerilim sandalyesi."Gerilim sandalyesi mi? Ne olduğu hakkında en ufak fikrim dahi olmayan şeyi duyunca garip bir şekilde onlara baktım. Bu her neyse Bade'nin hoşuna gitmiş gibi görünüyordu. "Hazırlıklara başlayayım o zaman!""İyi olur." Barlas bana bakmaya devam ederken Bade yeşil gözlü çocuğu da yanına alıp üst kata çıktı. Bu sırada ben Barlas'a bakıyordum.

Soğuk bakışları hâlâ üzerimdeydi. "Ne yapacaksınız bana?" Sorduğum soruyu soğuk bir şekilde cevapladı. "Hiç. Sadece yalan söylemenin bedelini ödeteceğiz o kadar." Neden doğru söylediğime inanmıyordu ki? "Yalan söylemiyorum, telefonum çalındığı için gittim diyorum... Sizi şikâyet etmeyecektim."

Gözlerime soğuk soğuk bakmaya devam ederken. "Sana inanacağımı mı sanıyorsun?" diye sordu. Tam bir şey diyecekken fabrika kapısından içeri Koray'ın girdiğini görünce sustum. Onu gördüğüme şaşırmıştım. Buradaydı ve iyiydi. Arkasında Barlas'ın diğer iki arkadaşı vardı. Beni görünce hızlı adımlarla gelip önümde durdu. "Öykü, senin burada ne işin var?"

Cevap vermeme müsaade etmeyen Barlas kendi konuştu. "Bizi görmeye gelmiş." Koray buna inanmadığını belli eder gibi Barlas'a baktı, "Onu neden burada tutuyorsun? Bırak gitsin."

"Neden mi tutuyorum?" Barlas kaşlarını çatarak konuşuyordu. "Arkadaşını bugün karakolun önünden aldım. Bizi şikâyet edecekti!" Koray şaşkınlıkla bana baktı. Doğru olup olmadığını öğrenmek ister gibi bir hali vardı.

"Hayır, Koray böyle bir şey yapmayacaktım! Ben sadece telefonum çalındığı için gittim oraya. Onları şikâyet etmek için değil!" deyince Koray tekrar Barlas'a çevirdi kafasını. "Duydun işte Barlas. Telefonunu çaldırdığı için gitmiş. Şimdi bırak onu!"

"Yalan söylüyor!" dedi Barlas emin bir şekilde."Hayır söylemiyorum!" Bağırırken Barlas'a bakıyordum. Tabii Koray'da. "Ona ne yapacaksın Barlas?" Gözlerini kıstı. "Rahat etmesi için onu gerilim sandalyesine oturtacağım."

Koray'ın gözleri irice açılmıştı, "Ciddi olamazsın! Ona bunu yapmayacaksın değil mi?"

"Tabii ki yapacağım. O bunu çoktan hak etti." Neydi bu gerilim sandalyesi dedikleri şey? Nasıl bir şeydi de Koray buna bu kadar şaşırmıştı?

"Barlas gelebilirsiniz artık, her şey hazır." Bade üst kattan seslenirken kafamı kaldırıp ona baktım. Barlas hızlıca kolumdan tutup, "Hadi bakalım Kaktüs, gel benimle!" diyerek beni üst kata doğru sürüklemeye başlayınca Koray'a baktım. Bana acıyan gözlerle bakıyordu. "Barlas, lütfen bunu ona yapma!"

Beni kurtarmaya çalışıyordu ama uğraşları boşaydı. Barlas onu dinlemiyordu. Zorla üst kata çıkarılırken etrafı incelemeye çalışıyordum. İçeride bir sürü saçma sapan ve ne işe yaradığını bilmediğim alet edevat vardı. Görüntüleri bile insana dehşet veriyordu. Belli ki burada pek de iyi şeyler yapmıyorlardı. Barlas beni köşede duran garip görünümlü sandalyeye oturttu. "Ne o kaktüs, sesin neden çıkmıyor? Yoksa korktun mu?"

Nefretle ona bakıyordum. "Hayır!" Söylediğim yalana inanmadığı o kadar belliydi ki. Eminim yüzümden ne kadar korktuğum anlaşılıyordu ama ben yine de belli etmemek için sesimi çıkarmıyordum. "İyi o zaman, sorun yok," deyip karşıma geçerek önümdeki sandalyeye ters bir şekilde oturdu ve kollarını sandalyenin sırt kısmına yaslayıp arkadaşına konuştu, "Samet, hazırla bakalım şu Kaktüs'ü."

Samet denilen çocuk yanıma gelince, kollarımı sandalyenin iki kolunda da takılı duran, kelepçe gibi ama ondan daha kalın olan şeylere yerleştirdi. Ben o sırada Bade'ye bakıyordum. Küçük bir makinenin yanında dururken yine gıcık olduğum o bakışı vardı gözlerinde. Dikkatimi makineden sandalyedeki kelepçelere kadar uzanan kablolar çekince, ne olduğunu anlamaya çalıştım. Ne yapıyordu bunlar?"Kaktüs, şaşkın görünüyorsun ne oldu sana?"

Barlas'ın karşımda oturup bana böyle bir soru sorması sinirlerimi bozarken yerimde huysuzca kıpırdandım. "Ne yapıyorsunuz bana? Bu kablolar ne?"

"Önemli bir şey değil. Söylediğin yalana karşılık canını yakmak için hazırlanmış küçük bir ceza."

"Ne diyorsun sen ya, ne cezası? Hemen çöz şu kollarımı, gitmek istiyorum!" diye bağırırken çırpınmaya başlamıştım ama çabalarım nafileydi. Buradan gidemeyeceğim belliydi. Barlas birkaç saniye beni izledikten sonra hoşnut bir şekilde konuştu. "Öyle yok Kaktüs, cezanı çekmeden gidemezsin. Bak şu gördüğün kablolar var ya, biraz sonra sana elektrik vermemizi sağlayacak ve canını yakacak. Üzgünüm, ben bu manzarayı izlemeden seni bırakamam."

Ciddi değildi herhalde? Elektrik vermek de neydi ya, kafayı mı yemişti bu? Ben daha önce hayatımda onun gibi biriyle karşılaştığımı hatırlamıyordum. Kendisi tam anlamıyla bir sadistti. "Deli misin sen, öldürecek misin beni?"

"Korkma Kaktüs, vereceğimiz akım seni öldürecek derecede yüksek olmayacak, sadece acı verecek derecede olacak." Sinirle bağırdım, "Öyle mi? Rahatlamalıyım o zaman, nasıl olsa ölmeyecekmişim!"

Yerinde oturmuş sakince bana bakarken başını Bade'ye çevirdi. "Hadi başlayalım artık, bu Kaktüs çok konuştu." Bade, "Peki," dedikten sonra yanında duran makineye doğru döndü ve düğmesini çevirdi.Onu durdurmak için konuşacaktım ama geç kalmıştım. Düğmeyi çevirmesiyle istemsizce gözlerimi kapamış, kollarımdaki hafif acıyla yüzümü buruşturmuştum.

Sadece üç saniye kadar sürdüğünü hissettiğim acının yanında karıncalanma da hissedince gözlerimi açıp karşımda duran Barlas'a baktım. O da bana bakıyordu. "Nasıl, cezamız hoşuna gitti mi?"Akım çok güçlü olmadığı için uyuşukluk hissettiriyordu. Bu yüzden çok acı hissetmemiştim ama buna rağmen ona çok sinirliydim. Yüzüne tiksintiyle bakarken, "Sen nasıl bir psikopatsın ya? Senden nefret ediyorum pislik!" diye bağırdım.

Bakışları anında kısıldı, "Benimle böyle konuştuğuna göre akım az geldi galiba?" Kurtulmak için yerimde çırpınırken ona bağırmaktan vazgeçip yalvarmaya başladım. "Ne olur bırak beni gideyim!"

"Yalan söylediğini kabul edersen bırakırım."

"Yalan söylemiyorum!" Bana inanmadığı için yüz hatlarını sertleştirip Bade'ye akımı yükseltmesi için eliyle işaret yaptı. "Canın biraz yansın bakalım, belki akıllanıp yalan söylediğini kabul edersin!" Bade'nin verdiği akımla tekrar çarpılırken çırpınmaya başlayıp gözlerimi yine kapattım. Saniyeler süren acıdan sonra Barlas'ın sesi kulaklarıma doldu. "Akımı biraz daha arttırayım mı yoksa artık yalan söylediğini kabullenecek misin?" Acıya verdiğim tepkiyle kapanan gözlerimi açıp Barlas'a baktım. Öfkeyle soluyordum. "Allah senin belanı versin!"

Sinirlenmişti. "Belli ki daha fazlasını istiyor!" Ben ona dehşetle bakarken o Bade'ye işaret verdi. Gelen akımla az önce çektiğim acıdan biraz daha fazlasını çekerken çırpınmaya devam ettim."Hadi söyle! Yalan söylediğini kabullen!" Öfkeyle bağırırken, "Yalan söylemiyorum!" dedim. Öfkesi daha da artarken Bade'ye baktı. Dayanamıyordum. Bana resmen işkence ediyordu ve beni onun elinden kurtaracak kimse yoktu.

O kesinlikle bir ruha ve kalbe sahip değildi. İnsanlara acı çektirmekten zevk alıyordu. Dıştan normal bir insanmış gibi görünse de gerçekte öyle değildi. O tam bir sadistti!"Söyle artık şunu!" Bağırmaya başlamıştı. Sabrını taşırmıştım. "Yalan söylemiyorum diyorum!" Tekrar elektrik verdiklerinde bu çocuğun beni bırakmayacağının farkına vardım. Buradan ölüm çıkacaktı. Artık daha fazla dayanabileceğimi sanmıyordum. "Söyle yoksa öleceksin!"Acı çektiğim için biraz dinlenip öyle konuşmayı düşünüyordum ama Bade'ye bakıp işaret verdiğini görünce onu durdurdum, "Dur yapma tamam, yalan söyledim!" Bunu yapmam ne kadar doğruydu bilmiyordum ama başka çarem yoktu. Ondan kurtulmanın tek yolu buydu. Aksi takdirde bana işkence etmeye devam edecekti.

Söylediğim şey üzerine ayağa kalkıp yanıma yaklaştı ve kollarımı çözdü. Kolumdan tuttuğu gibi beni kaldırarak sırtımı arkamdaki duvara dayayıp çenemden tuttu. "Ben sana polise gitmeyeceksin demedim mi?" Korkudan gözlerimden yaşlar gelmeye başlamıştı artık. Beni bıraksın istiyordum. Ondan kurtulamıyordum? Birkaç saniye sonra elini çenemden çekip cebinden çıkardığı çakısının keskin ucunu yanağımda gezdirmeye başlayınca, kalbimin durduğunu hissettim. Düşündüğüm şeyi yapamazdı! Hiçbir suçum yokken bana böyle bir ceza veremezdi! Ben bunu hak etmiyordum!

Korktuğum için tir tir titrerken kapıdan içeri giren Koray bizi o halde görüp korkuyla yanımıza yaklaştı, "Dur Barlas ne yapıyorsun?" Elindeki çakının ucunu tenime bastırırken, "Bir şey yok. Sadece ona dediğimi yapmamasının bedelini ödetiyorum hepsi bu!" dedi."Barlas sakın! Sakın!"

"Üzgünüm, yaptım bile!" Hafif bir şekilde çakıyla yanağıma çizik atınca acıyla elim yanağıma gitti. Yanıyordu. Akan kanı hissedince ağlamam şiddetlendi. Bu kadarı bana fazla gelmişti artık. "Al şu kızı evine götür!" Barlas beni Koray'ın kollarına doğru ittiğinde deli gibi ağlıyordum. Koray kollarımdan tutmuş sıkıntılı ifadeyle yüzümdeki yaraya bakarken beni sakinleştirmeye çalıştı. "Tamam, Öykü bitti!"

Gözlerine bakarken resmen ona yalvarıyordum. "Lütfen gidelim buradan Koray!"

"Tamam," diyerek kolunu belime sarıp beni alt kata indirdi ve dışarı çıkardı. Derin bir nefes alınca biraz olsun rahatladığımı hissettim. Koray beni arabaya bindirince bir daha bu cehenneme gelmemek üzere buradan gitmek istedim. O sadistin yüzünü bir daha görmek istemiyordum. Bana resmen işkence etmişti. "Şunu al da yaranın üzerine bastır. Kanı durdurur."

Koray bana bakıp üzgün bir şekilde kâğıt mendil uzatırken dediğini yapıp elindeki mendili aldım. Onu yarama bastırırken gözlerini benden ayırmıyordu, "Doktora gitmemiz gerekiyor Öykü."

"Hayır!" diyerek buna karşı çıktım, "Eve gitmek istiyorum!"

"İyi de Öykü doktor..." Sözünü yarıda kesip ona baktım, "Lütfen Koray, beni eve götür!" Koray bu isteğimi anlayışla karşılarken arabayı çalıştırıp hızla sürmeye başladı. Eve geldiğimizde inmeden önce ona baktım. Yol boyunca olduğu gibi şimdi de konuşmuyordu. "Neyin var senin?" Gözlerime bakamadı. Suçluluk duyuyor gibiydi,

"Bütün bunlara sebep olduğum için özür dilerim Öykü!"

"Saçmalama Koray! Bunlar senin suçun değil ki, neden özür diliyorsun?"

"Hayır, benim suçum! Eğer dün benimle kafede oturuyor olmasaydın Barlas'ı görmüş olmayacaktın ve bunlar da başına gelmeyecekti!"

"Sen Barlas'ın bana bunları yapacağını nereden bilebilirdin ki? Lütfen kendini suçlamayı bırak. Suçlu olan sen değilsin." Ofladı. "Olmuyor, yapamıyorum!"

Olanların tek sorumlusu Barlas'tı. O, Koray'ı çeteye istemeseydi böyle bir şey olmayacaktı. Gözlerim üzerindeyken korktuğum o soruyu sormak istedim, "O çeteye girmeyeceksin değil mi Koray?" Şaşkınlıkla gözlerini bana çevirdi. "Çeteye gireceğimi nereden biliyorsun? Aysun mu söyledi?""Evet. Lütfen bana o çeteye girmeyeceğini söyle!" Birkaç saniye öylece durdu ve gözlerini benden kaçırdı. "Bunu bilmiyorum. Henüz düşünüyorum." Şu anda 'Evet gireceğim' dememesine o kadar seviniyordum ki, düşünüyordu ve belki de kabul etmeyecekti.

"Onlar kötü insanlar, sen onlar gibi değilsin!" dediğimde başını hafifçe salladı, "Biliyorum."

"Biliyorsan o çeteye girme! Lütfen! Ayrıca getirdiğin için sağ ol, yarın okulda görüşürüz," deyip arabadan çıktım.Eve doğru adımlarken annemin bugün yaşadıklarımı anlamaması için dağılmış olan saçlarımı topuz yapıp ağladığım belli olmasın diye de kendimi toparlamaya çalıştım. Yüzümdeki yarayı görecekti ama ona bir şeyler uydururum diye düşünerek eve girdiğimde annemin mutfaktan gelen sesini duydum, "Öykü, geldin mi kızım?"

"Evet, geldim," deyip mutfak kapısının önünden geçip odama doğru yürüyecekken annemin çıkıp yolumu kesmesiyle olduğum yerde durdum.

Gözlerim yerdeydi ve elimdeki peçeteyi kanı durdurmak için yarama bastırıyordum hâlâ."Bu saate kadar neredeydin sen?" Gözlerimi yerden kaldırıp ona bakınca geç kalmama öfkelenmiş bir şekilde bana baktığını gördüm. Sessizdim ve konuşmamayı tercih ediyordum. Annem yüzümdeki peçeteye dikkatle bakarken bakışlarının biraz yumuşadığını ve şaşırdığını fark ettim, "Üstelik bu halin ne? Neden elindeki peçeteyi yanağına bastırıyorsun?"

"Hiç, okulda ufak bir kaza oldu da. Yanağımı kestim," deyip yanından geçecekken elini omzuma koyup beni durdurdu.

"Kızım ne diyorsun sen, dur bir bakayım!" deyip elimdeki peçeteyi yanağımdan çekince küçük bir çığlık attı. "Aman Allah'ım nasıl oldu bu?"

"Oldu işte anne, boş ver şimdi nasıl olduğunu," deyip iyi bir yalan aramaya koyulduğumda, "Sen gel bakayım şöyle," diyerek beni salona götürüp koltuğa oturttu.

Yaraya pansuman yapmak için ecza dolabından gerekli malzemeleri alarak yanıma oturdu. Oksijenli suyla yanağımdaki kanı temizlerken, "Anlat şunu bana, nasıl oldu bu kesik?" diye sordu. "Son ders oldu. Ayakkabımın bağcığı açıldığı için sıramın altına kafamı eğmiş onu bağlıyordum. İşimi bitirip kafamı kaldırdığım sırada yanağım masanın sivri ucuna değdi ve kesildi."Şaşırdı, "Sıranın ucu yanağını kesecek kadar sivri miydi ki?" "Sıram biraz eski, ucu kırılmış." Kaşlarını çatıp cıkcıkladı. "İnanamıyorum, böyle bir şey nasıl olabilir? İyi ki daha kötüsü olmamış. Yarın ilk iş o sırayı değiştiriyorsun Öykü!"

"Merak etme değiştireceğim zaten," deyip ona baktım, "Bu arada yaram nasıl, dikiş gerekiyor mu?"

"Hayır gerekmiyor. Derin değil."

"Peki, iz kalacak mı?" Bu benim için çok önemliydi. Suratıma baktıkça Barlas'ı hatırlamak istemiyordum.

"Hayır, tatlım kalmayacak." Bunu duyunca İçim rahatlamıştı. Pansuman bitince yaranın üzerine ilaçlı bant yapıştırıp yerinden kalktı. "Bir kaç güne iyileşir. Hadi şimdi kalkıp ellerini yıka da masaya oturalım."

"Canım bir şey yemek istemiyor anne." Yaşadığım şeylerden sonra nasıl yemek yiyebilirdim ki? İştah mı kalmıştı? "Saçmalama! Hemen lavaboya. Hadi!" dedi. Yüzüm asık bir şekilde yerimden kalkarak lavaboya gidip ellerimi yıkadım ve annemle birlikte masaya oturdum.

Canım istememesine rağmen az da olsa bir şeyler yemeye çalışıyordum. Havadan sudan muhabbet ederken, "Anne buradan ne zaman taşınırız? Yani erkenden başka bir yere tayin istemeyi düşünüyor musun?" dedim. Gözleri tabağındayken kaldırıp bana baktı. "Bir sorun mu var Öykü? Neden bunu soruyorsun şimdi, burayı sevmedin mi yoksa?"

"Sevdim ama ne zaman gideceğimizi merak ediyorum"

"Daha yeni taşındık kızım. Uzun bir süre buradayız." Moralim bozulmuştu. Ben gitmek istiyordum. O serseriyle aynı şehirde olmak istemiyordum. Laf arasında telefonumu kaybettiğimi söyledim. Çalındığını söyleyemiyordum çünkü iyice tedirgin olacaktı. Buna izin veremezdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.