İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 3 · 12 dk okuma

ÇETE

Bölüm 3

3.Bölüm

Rüyalarıma girip bünyeme zarar vermeye başlayan Barlas, tedirginlik denilen bir kelimeyi lügatime sokmayı başarmıştı. Bana korkuyu tattırıp, işkence yapan o pisliği ellerimle boğmak istiyordum. Bir insan bu kadar acımasız olamazdı. Yapmadığım bir şey yüzünden yargılanmıştım ve daha da kötüsü bunu kabullenmek zorunda kalmıştım.

Okula doğru yürürken her yerde onu görecekmişim hissine kapılıyordum. Galiba yüzümü yerden kaldırmamayı ve öyle yürümeyi bu sebeple tercih etmiştim. Yavaş adımlarla yürüyerek okula vardığımda bahçedeki bankta oturan Koray'ı gördüm. Düşünceliydi ve sanırım sebebini biliyordum. "Günaydın Koray, ne haber?" diyerek yanına oturdum."İyi."

"Bana neden öyle gelmiyor peki?"

Kafasını bana çevirip yüzüme baktı. "Ben iyiyim Öykü. Gerçekten."

"O zaman neden böyle düşüncelisin?" Sesini çıkarmadı. Derin bir nefes alıp elimi kolunun üzerine koydum. "O çeteye girmek zorunda değilsin Koray."

"Hayır, girmek zorundayım!" Sesi birden yükselmişti. Daha fazla susmak istemiyor gibi görünüyordu. "Ne yaparsam yapayım Barlas beni o çeteye alacak. Kaçışım yok!" Onun bu hali beni mahvetmişti. "Sen istemiyorsan muhakkak bir yolunu bulur seni kurtarırız Koray."

Elini alnına götürüp dertlenmiş gibi başını iki yana salladı, "Barlas istediğini alır, ondan kaçamam. Çeteye girmek zorundayım!" Oldukça şaşkındım. "Ne? Teslim mi olacaksın yani?"Tam soruma cevap verecekken bir anda bir yere odaklandı. Nereye baktığını anlamak için kafamı o yöne çevireceğim sırada ayağa kalktı ve, "Hemen geleceğim," diyerek okulun bahçe kapısına doğru yürüyüp dışarı çıktı. Nereye gittiğine bakarken Barlas ve çetesini görünce donup kaldım. Koray onların yanına gitmişti. Konuşuyorlardı.

Gözlerim Barlas'ın üzerindeyken onun yüzünü tekrar gördüğüm için tüm vücudumu kaplayan bir nefret hissettim. Bana yaptıkları için onu öldürmek istiyordum. Yanına gidip ona avazım çıktığı kadar bağırmak istesem de yerimde kalıp onları izlemeyi tercih ettim. Koray'ı ikna edene kadar durmayacaklardı, biliyordum. Buna engel olmanın bir yolunu bulmalıydım.Ayağa kalkıp derin bir nefes aldım. Bir cesaret onların yanına doğru yürüyüp Barlas'ın karşısına geçerek sert sert bakmaya başladım. Evet, ondan korkuyordum ama bu ona bu şekilde bakmama engel olmuyordu.

Yaptıklarından sonra hâlâ karşısında duruyor olmama şaşırsın istiyordum. Öyle de olmuştu zaten. Şaşkınca suratıma bakıyordu, "Kaktüs hayırdır, neden karşımdasın?"

"Koray'ı artık rahat bırakmanızı söylemek için!" Çetesiyle birlikte gülmeye başladılar. Bu beni kızdırmıştı ama bir şey demedim, sakin kalmaya çalışıyordum. Barlas gülmesine ara verip gözlerini gözlerime dikince, "Sen ya çok aptalsın ya da çok cesur... Henüz anlayamadım," diyerek yüzünü yüzüme doğru eğdi. "Yaşadıkların seni pek akıllandırmadı galiba?"

"Koray benim arkadaşım, onu çetenize alamazsınız! O sizin gibi kötü biri değil!" Koray, kolumdan tutup beni susturmak için uğraşıyordu ama kolumu tutan elini itip konuşmaya devam ettim. "Sen yaptığın işkencelerle beni akıllandıramazsın. Koray sizin çeteye asla girmeyecek! Buna ne olursa olsun engel olacağım!" Tam bir aptaldım! Bunları söylediğime inanamıyordum. Galiba ona olan sinirimi bu şekilde çıkarmaya çalışıyordum. İşe yaramıştı da. Biraz rahatlamıştım.Nereden geldiğini anlayamadığım cesaretim Barlas'ın sinirlerini bozarken işaret parmağını kaldırıp salladı ve gözlerini kısarak konuştu. "Seninle her karşılaştığımızda sinirlerimi bir kat daha arttırıyorsun. Az önce söylediklerinle yine arttı. Bence bu son olsun. Bir daha ağzını açacak olursan dudaklarını birbirine dikerim haberin olsun!"

Yaptığı işkenceleri düşünecek olursak bunu da yapardı. Gözlerim onun öfkeli bakan gözlerinin üzerindeyken yanımıza gelen Ateş'in sesini duydum. "Barlas ne oluyor, senin burada ne işin var?" Gözlerimiz Ateş'e kayarken Barlas parmağını indirip geri çekildi. "Hiç, sadece geçerken uğramak istedim." Birbirlerini tanımaları beni şaşırtmıştı. Nereden tanışıyorlardı acaba?"Gerçekten geçerken uğramak istediğine inanmalı mıyım?" Ateş hoşnutsuz bir edayla Barlas'a bakıyordu. Belli ki onu sevmiyordu. Nedeni neydi acaba? "Bence evet." Barlas az önceye oranla gayet sakin görünürken Ateş çetenin diğer üyelerine de bakıp yüzünü bana çevirdi. "Öykü, dün nereye gittin sen? Kaç saat seni arabada bekledim, sonra da dayanamayıp karakola girdim. Oradaki polislere seni sordum. Bana kimsenin çalıntı şikâyetinde bulunmadığını söylediler. Neredeydin?"

Söyledikleri Barlas'ın ilgisini çekerken kaşlarını çatıp bizi dinlemeye başladı. Bozulmuş gibi bir hali vardı.Gözlerimi ondan alıp Ateş'e çevirdiğimde, "Ben çok özür dilerim Ateş. Bir işim çıkmıştı, telefonum olmadığı için de sana haber veremedim. Gerçekten üzgünüm!" deyip bakışlarımı tekrar Barlas'a çevirdim. Ateş ne işim olduğunu kurcalamadan, "Sorun değil ama bir an önce gidip telefonunu çalanı şikâyet et. Yoksa sana hiçbir zaman ulaşamayacağız," deyince Barlas tek kaşını kaldırıp bana baktı. Ateş'in söyledikleri benimkini teyit edince şaşırmıştı. Hatta sadece o değil, arkadaşları da şaşırdılar.

Bana boş yere işkence etmişlerdi ve bunun tek sorumlu Barlas'tı. Gözlerini dikmiş bana bakıyorken Bade'nin beni kurtarmasına sevindim. "Barlas, gidelim mi artık?"Bir şey söylemeden gözlerini benimkilerden ayırdı ve şaşkın bir şekilde arabasına doğru yürüyüp kapısını açtı. Yerine oturup arkadaşlarının da binmesini bekledikten sonra gaza basıp hızla oradan uzaklaştı. "Hadi artık sınıfa gidelim." Koray, bana bakıp hafifçe tebessüm etti. Birlikte okulun içine doğru yürüyeceğimiz sırada Ateş beni durdurdu, "Biraz konuşalım mı Öykü?"

"Olur, konuşalım," deyip, "Sen git ben geliyorum Koray," dedim. "Tamam," deyip yanımızdan uzaklaştı."Barlas ve çetesini nereden tanıyorsun sen Öykü?" Kollarımı göğsümde birleştirdim. "Tanıdığımı nereden çıkardın?"

"Barlas'ın seninle konuştuğunu görünce onları tanıdığını düşünmüştüm."

"Yanlış düşünmüşsün. Onları Koray'ın yanında görünce kim olduklarını merak ettim ve tanışmak istedim. Hepsi bu." Güzel yalan söylüyordum. Ateş buna inanıyor muydu bilmiyordum ama yalan söylemek zorundaydım. Çünkü o da onları tanıyor ve muhtemelen ne kadar kötü insanlar olduklarını biliyordu. Bana işkence yaptıklarını öğrenirse polise gitmek isteyebilirdi. Bunu göze alamazdım.

"Bak Öykü, onlardan uzak dur. Onlar senin arkadaş olabileceğin tipler değil!"

"Böyle söylediğine göre onları iyi tanıyor olmalısın?"

"Evet, iyi tanıyorum."

"Peki, nereden tanıyorsun?" Sorumu cevaplamamak için mi bilmem konuyu değiştirdi. "Yanağına ne oldu senin?" Omzumu silktim. "Önemli bir şey değil, ufak bir kaza." Barlas'ın yaptığını söyleseydim ne derdi acaba? Hemen polise gitmemi söylerdi herhalde. "Dikkatli olmalısın."Gülümsedim, "Çok dikkatli biri değilim." O da gülümsüyordu. "Onları nereden tanıdığını hâlâ söylemedin." Yüzü birden düştü, "Boş ver, hadi artık okula girelim," deyip yürümeye başlayınca peşinden gittim.

Niye söylemiyordu ki? Belki de anlatacak kadar yakın görmüyordu beni kendine. Onu anlayışla karşıladığım için fazla üstelemedim.Sınıfa girince yerime oturup Aysun'u beklemeye başladım. Nerede kalmıştı acaba? Ders başlayacaktı. Koray arkasını dönmüş bana bakıyordu. "Ne oldu Koray, bir sorun mu var?" Aklı karışmış görünüyordu. "Sadece merak ettim. Ateş'i yalanına nasıl dâhil ettin?" Anlamsızca yüzüne baktım, "Ne yalanı?"

"Telefonunu çaldırdığın yalanı...""O yalan değildi ki... Telefonumu çaldırdım ve karakola da bu yüzden gittim. Ateş' in de bir şeyden haberi yok. Onu hiçbir şeye dâhil etmedim yani."

Hâlâ aklı karışıktı, "Ama dün Barlas karakola onları şikâyet etmek için gittiğini söyledi. Bunu kabul etmişsin." Sinirle gözlerimi devirdim, "O kadar işkence etti ki bunu kabul etmek zorunda kaldım."Halime üzülmüştü ama yaptığımı onayladı. "Aslında doğru bir şey yapmışsın. Barlas'ın işkencelerine katlanılmaz." Orası kesindi. Umarım Barlas da Koray gibi Ateş'i yalanıma dâhil ettiğimi falan düşünmezdi. Aksi halde hiç iyi şeyler olmayacağını tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yoktu.Biz konuşmaya devam ederken zil çalmıştı ama Aysun hâlâ ortalarda yoktu. Neden gelmediğini sormak için Koray'ın telefonunu alıp onu aramıştım ama işi olduğunu ve gelemeyeceğini söyleyince moralimi bozmuştu. Onsuz gün nasıl geçecekti bilmiyordum. Belli ki canım çok sıkılacaktı.

***

Çıkışta kuaföre uğrayıp saçımı düzelttirdikten sonra eve gittim. İçeri girdiğimde annemin ağladığını duyunca hemen sırtımdaki çantayı yere atıp telaşla yanına koştum. Koltuğa oturmuş ağlayarak televizyona bakıyordu. Neye baktığını anlamak için ben de televizyona baktım.Bir anda öfke dolmuştum. Babam olacak o şerefsiz yine magazin programlarındaydı! Alt yazıyı okuduktan sonra sinirle yutkundum:

'Ünlü iş adamı Arslan Vuralkan bu kez ünlü manken Ceyda Soydere ile görüntülendi.' Hayatını yaşıyordu! Annem burada bana bakmaya çalışırken onun mankenlerle gününü gün etmesi canımı çok sıkıyordu artık. Bu kaçıncıydı? Adam kadınlara doymuyordu. Neden o orada mutlu mesut yaşarken annem burada acı çekiyordu ki? Onun suçu neydi?Annem ağlamaya devam ederken kumandayı alıp televizyonu kapattım.

Bu rezilliği daha fazla izlemeyecekti. Buna izin vermeyecektim. Karşısına geçip dizlerimin üzerine çömeldiğimde yüzünü ellerimin arasına alıp benimkiyle aynı renk olan gözlerine baktım. "Ağlama anne, onun gibi bir adam için ağlama!" Gözyaşları yanaklarına doğru süzülürken ellerini ellerimin üzerine koydu, "Kendimi tutamıyorum!"

"Ne demek tutamıyorum ya?" Bağırıyordum. "Anne o adam seni karnında ben varken terk edip gitmedi mi? Gözyaşlarının sebebi olmadı mı? O şerefsiz için neden ağlıyorsun?" Sesi ağlamaktan çatlamıştı, "Bir gün bize geri dönecek!"

"Ne demek dönecek anne? O adam bizi istemiyor ki! Beni de seni de istemiyor! Hiç bir zaman da istemeyecek!" Söylediklerime üzülüp ağlamaya devam etti. Gözyaşlarını silerken, "Anne lütfen ağlama, dayanamıyorum!" dedim. Derin bir nefes alıp bana sarıldı. "İyi ki varsın kızım! Sen olmasaydın ben ne yapardım?"

"Asıl sen olmasaydın ben ne yapardım anne? Seni çok seviyorum," deyip ıslanmış yanağından öptüm.

Ağlamasına hiç dayanamıyordum. Hele o adam yüzünden ağlaması beni delirtiyordu. Ölmesini istiyordum o şerefsizin! Ölüp hayatımızdan çıkmasını! Annemi daha fazla üzmemesini! Gerçi bugüne kadar üzmesinin hesabını soracaktım ona zaten. İntikam alacaktım. Nasıl alacaktım bilmiyordum ama alacaktım. Kararlıydım.Bir süre sonra annem sakinleşmişti. "Ben artık hazırlanıp çıksam iyi olacak. Yoksa işe geç kalacağım," deyip ayağa kalkınca ben de kalktım. Ağlamaktan harap olmuştu. Bir arkadaşıyla nöbet değişikliği yaptığı için hastaneye gidecekti ama ben onu bu halde işe göndermek istemiyordum. "Gitmesen olmaz mı?" Yüzüme bakıp hafifçe tebessüm etti. "İyiyim ben kızım. İşe gidebilirim." Hep böyle yapıyordu. Ağladıktan sonra tebessüm ederek iyi olduğunu göstermeye çalışıyordu bana ama biliyordum. İyi değildi.

Zaten nöbete de bu yüzden kalıyordu. Hatta bazen iznini bile kullanmadığı oluyordu. Çalışmak ona iyi geliyordu. Çalışırken babamı düşünmeyeceğini bildiğim için bunu kabul edip, "Peki, sen bilirsin," diyerek onu yanağından öptükten sonra banyoya girdim. Duş almalıydım. Duş alıp bütün yorgunluğumu üzerimden atmak istiyordum. Banyoya girip on beş dakika suyun altında kaldıktan sonra çıkıp üzerimi giydim.

Annemi yolcu ettikten sonra bir şeyler yemek için mutfağa girdiğimde tabağıma salçalı makarna koyup yemeye başladım.Yemeğim bitince mutfağı toparlayıp artık kokmaya başlayan çöpü de dışarıdaki çöp konteynerine atmak için dışarı çıktım. Tam çöpleri konteynere attığım sırada bana doğru yaklaşan birini görünce olduğum yerde kaldım.Karanlık olduğu için yüzünü örten kapüşonundan sebep onu tanıyamamıştım ama yanıma iyice yaklaşınca onun olduğunu anladım.Barlas!Bana bir şey mi yapacaktı? Bugünkü konuşmalarımdan sonra bunu hak ettiğimi düşünüyor olabilirdi. Evime kadar gelmişti. Nasıl bulmuştu acaba? Gerçi o bir çete lideriydi değil mi? Bu onun için zor bir şey olmazdı.

Kaçmam gerektiğini düşünerek yavaş adımlarla geri geri gittim. Üzerime doğru yürüdüğünü görünce de dönüp hızla koşmaya başladım. Evin önüne geldiğimde kapıyı tam kapatacakken Barlas araya ayağını koyup kapatmamı engelledi. Ne ara yetişmişti bana? Kapıyı kapatmaya çalışırken geri çekmesi için sertçe ayağına basıyordum. "Git buradan yoksa çığlık atıp herkesi başımıza toplarım!" O kadar çabalamama rağmen Barlas'ı yenememiştim. Kapıyı itip içeri girdi ve arkasından kapattı. "Bence bağırmaman senin iyiliğine olur!"

Bakışları keskin ve korkutucuydu. Bu yüzden gözlerine bakmıyordum. "Evimi nasıl buldun sen?"

"Konumuz bu değil!"Bana bir şey yapacağı o kadar belliydi ki. Ses tonu bile, bittin sen, der gibiydi. Bir kez daha işkencesine katlanamazdım. Korkudan yutkunurken gözlerim birden kapının yanına attığım çantama kaydı. Şanslıydım galiba. Hızla uzanıp ön gözünde duran tırnak törpümü kaptım ve onun karın hizasında tuttum. "Bana bir şey yapacak olursan bunu sana saplarım!"

Güldü. "Anlaşıldı, cesursun sen. Hem de çok fazla." Omuzlarımı dikleştirip, "Evet cesurum!" diye bağırdım. "Şimdi hemen buradan gitmezsen bunu karnına saplayacağım!"

"Sapla öyleyse," deyip yavaş ve emin adımlarla üzerime doğru yürümeye başladı, "Çünkü gitmeyeceğim." Geri geri giderken ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Ona törpüyü saplamaktan bahsediyordum ama umurunda değildi. Yapamayacağımı düşünüyordu galiba. Cesaretimin burada biteceğine inanıyor olabilirdi. Belki de öyleydi. Sırtım duvara dayandığında kaskatı kesilmiş, yüzüne bakıyordum. Kaçacak yerimin olmaması ne acıydı."Şunu bana ver!"

Törpüyü almak için bana doğru uzattığı elini diğer elimle iterek, "Vermeyeceğim!" diye bağırdım. Gözlerini kapatıp birkaç saniye bekledi. Sabır dilenir gibi bir hali vardı. "Ver dedim!" diye bağırdı. "Hayır!" Onun için fazla basit olan bir hamle yapıp elimi kavradı ve bileğimi büktü. Can acısıyla törpüyü elimden bırakırken hâlâ bağırıyordum. "Git buradan!"

"Gideceğim ama önce bana cevap vereceksin!" Suratına merakla bakıyordum. Neyin cevabını istiyordu ki? "Ateş'i yalanına nasıl ortak ettin?"

Gözlerim irice açıldı. Korktuğum şey olmuştu işte. O da Koray gibi yalanıma Ateş'i dâhil ettiğimi düşünüyordu. Ne yapacaktım şimdi ben? Doğruyu söylesem inanmazdı. Ama başka da çarem yoktu. Bu onu sinirlendirecek olsa da doğruyu söyleyecektim. Yutkunup bana inanmasını umut ederken, "Ben Ateş'i hiçbir şeye ortak etmedim!" dedim.Şüpheyle yüzüme baktı, "Etmediysen Ateş neden benim yanımda telefonunun çalındığını söyledi?"

Gözlerimi devirdim, "Çünkü çalındı. Sen ne kadar inanmasan da gerçek bu!" Kaşlarını çatıp bana iyice yaklaştı. O kadar yakınımdaydı ki nefesini bile hissedebiliyordum. "Madem telefonunu çaldırmıştın o zaman neden karakola bizi polise şikâyet etmek için gittiğini kabul ettin?" Aramızdaki boy farkından dolayı ona alttan bakıyordum, "Sence?" Gözlerini gözlerime sabitlemiş düşünürken bana işkence yaptığı için bunu kabul etmek zorunda kaldığımı anladı. Nedendir bilmem bu konu hakkında hiçbir şey demedi. Başka bir şeyle ilgileniyordu. "Telefonunu çalan kişi nasıl biriydi?"

"Doğruyu söylüyorum işte neden inanmıyorsun ki?" Dişlerinin arasından konuştu. "Sana bir soru sordum. Cevap ver!"

"Bilmiyorum," dedim sert bir şekilde, "Çocuğun yüzünü görmedim ama boyu senin kadar falandı!" Neden cevap veriyordum ki sanki? Bunu yaptığım için kendime kızıyordum şu an. "Peki, ne giyiyordu?" Soruları sabrımı taşırıyordu ama bana bir şey yapmaması için mecburen cevap veriyordum. "Üstünde lacivert bir tişört altında da açık renk kot vardı." Verdiğim bilgileri aklına kazıdıktan sonra geri çekildi.

"Umarım gerçekten telefonun çalınmıştır. Yoksa seni tekrar fabrikaya misafir edeceğim!" deyip arkasını döndü ve çıkıp gitti.Doğruyu söylüyordum. Bu yüzden de hiçbir korkum yoktu. Ayrıca yalan söyleyip söylemediğimi nasıl anlayacaktı ki? Kafamı karıştırmıştı. Sırf yalanıma Ateş'i nasıl dâhil ettiğimi sormak için evime kadar geldiğine inanamıyordum. Neyse ki bana bir şey yapmamıştı. Ucuz yırtmıştım.Zaten babam olacak o adam yüzünden sinirliydim bir de üstüne Barlas eklenmişti.

Sinirli sinirli odama gittiğimde kendimi yatağa atıp saat henüz çok erken olmasına rağmen uyumaya çalıştım. Uyuyup sakinleşmek istiyordum. Dakikalarca tavana bakıp düşündükten sonra gözlerimi kapatıp uykuya daldım.Uyandığımda saatime baktım. Yarım saat erken uyanmıştım. Normalde asla erken uyanmayan ben bugün ne olduysa erken uyanmıştım. Belli ki değişik bir gün beni bekliyordu.

Yatağımdan kalkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra giyinip evden çıktım. Kahvaltı yapmamıştım yine. Okulda bir şeyler atıştırırım diye düşünüyordum. Okula gelince Aysun'un, "Öykü!" diyen sesini duydum. Bahçe kapısından girmiş koşarak yanıma geliyordu. O da benim gibi erkenciydi. Yanıma gelince soluklanıp, "N'aber?" diyerek tebessüm etti."İyi, sen?" dedim aynı şekilde tebessüm ederek. "Ben de iyiyim," deyip merakla yüzüme baktı. "Yanağına ne oldu senin?"

"Sorma," dedim sıkıntılı bir sesle. "Barlas'ın eseri." Gözleri iri iri açıldı, "Ciddi misin sen? Şaka yapıyor olmalısın."

"İnan bana bunu çok isterdim."Halime üzüldüğü için kolumu sıvazladı, "Canım ya kim bilir canın ne kadar yanmı..." derken sözünü tamamlayamadan bahçe kapısının oradan gelen seslere döndü. "Yok artık! Bu gerçek olamaz!" Şaşkın yüz ifadesi beni meraklandırırken onun baktığı yere çevirdim kafamı. Ağzım ve gözlerim şaşkınlıktan açılırken kâbus gördüğümü düşünmek istiyordum. Aysun haklıydı, bu cidden gerçek olamazdı. Biri bana bunun şaka olduğunu söylemeliydi.Barlas ve çetesi üzerlerinde bizim okulun üniformasıyla şu an burada duruyor olamazdı!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.