İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 16 · 24 dk okuma

ÇETE

Bölüm 16

15.Bölüm

Çocuklar Barlas'ı tanıyorlardı. Bu yüzden de hepsinin bakışlarında şaşkınlık ve korku ifadesi vardı. Barlas'ın bakışları da hâlâ beni korkutacak derecede sertken sinirden elini tutan elimi sıkıp çocuklara bağırmaya başladı. "Ne oluyor lan burada? Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?"

Gökay hariç diğer çocuklar kafalarını yere eğdiler, hiçbiri sesini çıkarmadı. Neden sustuklarını düşünürken çok şaşkındım ve şaşkınlığım bir türlü geçmek bilmiyordu. Barlas da onları tanıyordu muhtemelen ki onlara olan sinirinden elimi sıktığını bile fark etmemişti. Yüzüm acıdan buruşurken elimi Barlas'tan kurtarmaya çalışıyordum ama boşuna uğraşıyordum. Çok sıkı tutuyordu ve sinirden böyle tuttuğunun farkında bile değildi. "Dilinizi mi yuttunuz, söylesenize ne oluyor burada? Neden bu kızın peşindeydiniz?"

Barlas'ın sesi gitgide daha çok sertleşirken Gökay kısık sesle konuştu, "Ağabey sen bu kızı tanıyor musun?"Gökay'ın sorduğu soruyla Barlas'ın kafası bana dönünce, elimi sert tuttuğunu ve canımı yaktığını anladığı için hemen bıraktı. "Tanıyorum tabii, kendisi çetemize girecek yeni kişi." Çocuklar duydukları şeyle kafalarını kaldırıp şaşkınca birbirlerine bakarak fısıldaşırken Barlas'a baktım. Çetemize girecek derken? Doğru mu duymuştum? Bu çocuklar onun çetesindendi de o yüzden mi çetemiz demişti? Onun çetesi sadece beş kişilik değil miydi? Bu çocuklar nereden çıkmıştı şimdi?

Barlas şaşkınlığımı yüzümden okurken yavaşça kulağıma eğilip fısıldadı. "Bu kadar şaşırmana gerek yok. Sana çetemin küçük olmadığını söylemiştim." Bana büyük bir çete olduğunu söylediğinde bunun nasıl olduğuna dair sorduğum soruya cevap vermiş olsaydı eğer şimdi suratına böyle şaşkınlıkla bakıyor olmayacaktım. "Biliyor musun Barlas, ketumluğundan nefret ediyorum. Bunu benden saklamanın anlamı neydi? Neden söylemedin?"

"Ne demek söylemedim? Söyledim ya."

"Hayır söylemedin. Senin söylediğin tek şey çetenin küçük olmadığıydı. Çetende on kişi daha olduğu değil!"

"Küçük olmadığını söylediğimde bunu anlaman gerekirdi." Gökay "Ağabey şimdi bu kız bizim çeteye mi girecek?" diye sorunca ona dönüp sert bir şekilde konuştu. "Evet, bir sorun mu var?"

"Yok, ağabey ne sorun olacak biz sadece şaşırdık."

"Neye şaşırdınız? İlk defa mı çeteye birini alıyoruz?"

"Yok da normalde aldıklarımızı bizimle tanıştırırdın da..." Barlas yüzünü bana döndürünce gözlerime bakarak konuştu. "Kendisi henüz çeteye girmediği için tanıştırmadım. Girince tanıştırmayı düşünüyordum. Ama belli ki gerek kalmamış, siz zaten tanışmışsınız. Hem de kötü bir şekilde." Bunu bana bakarak sinirli bir şekilde söylediği için konuşma gereksinimi duydum. "Tanışmadık, sadece karşılaştık." Gökay, Barlas'ın sinirlendiğini anladığı için o da konuşmak istedi, "Ağabey biz bu..."

"Sen kes sesini!" Barlas yüzünü ona dönmüş bağırırken içimden ona kızıyordum. Bizi tanıştırmış olsaydı eğer bu şekilde karşılaşıp onlardan korkmuş olmayacaktım. Tek suçlu kendisiyken neden şimdi onlara bağırıyordu ki? Barlas hepsine öfkeyle bakarken beni işaret etti "Neden bu kızın peşinden koşuyordunuz?"Kimse yine cevap veremezken bu sefer Gökay'ın yanındaki kızıl saçlı çocuk konuştu. "Biz sadece onu burada görünce kim olduğunu anlamak istemiştik ağabey. Kötü bir niyetimiz yoktu."

Barlas hızla ona doğru yürüyüp sinirle yakasına yapıştı. "Olamazdı da zaten! Olursa ne olacağını biliyorsunuz!" dedikten sonra çocuğun yakasını bıraktı ve kolundan tutup üzerine giydiği hırkanın kolunu yukarı sıyırarak ejderha dövmesini işaret etti. "Bu dövme burada olduğu sürece benim istemediğim kimseye zarar vermeyeceksiniz. Eğer verirseniz bu dövmeyi buradan canınızı acıta acıta sildirteceğimi biliyorsunuz, değil mi?"

Galiba bu sizi çeteden atarım demenin başka bir yoluydu. Tehdidi büyüktü. Çocuklar da kafalarını yere eğmiş, pişmanlıklarını ona bu şekilde belirtiyorlardı. "Affet ağabey, kızın kim olduğunu bilmiyorduk!"Çocuğun kolunu bırakınca hepsinin yüzüne tek tek baktı. "Sizin işiniz benim emirlerime uymak, kafanıza göre hareket etmek değil! Bundan sonra ben emir vermediğim sürece kimsenin peşine düşmeyeceksiniz! Kendinize gelin!" diye hepsini uyardıktan sonra yanıma gelip elimi tutarak beni oradan uzaklaştırdı.Elimi sertçe tutmuş beni arabaya doğru götürürken yerimde durup sinirle elimi elinden çektim. "O çocukların bir suçu yok! Her şey senin suçun! Beni neden daha önce onlarla tanıştırmadın?"

Sinirle güldü, "Kusura bakma buraya gelip de onlarla karşılaşacağını bilmiyordum, Bilseydim eğer tanıştırırdım. Hatta sadece onlarla da değil diğerleriyle de tanıştırırdım." Gözlerim şaşkınca açılırken, "Başkaları da mı var?" diye sordum. Kafasını aşağı yukarı salladığında, "Evet, yaklaşık otuz kişi daha var," dedi. Ne kadar kalabalıklardı böyle. Barlas bu kadar kişiyle ne yapmayı planlıyordu merak ediyordum. Şehri mi ele geçirecekti? "Sen şimdi onları bırak da söyle bakalım ne işin vardı burada? Neden bize haber vermeden çıkıp gittin? Ve daha da önemlisi neden benden kaçıyordun?"Sorduğu sorularla aklıma Yaver gelince telefonumu çıkarıp saate baktım. Oraya gitmem için yarım saat vermişti ama ben hâlâ burada oyalanıyordum. Sadece on dakikam kaldığını görünce telefonu cebime sokup Barlas'a baktım.

Merakla yüzüme bakıyordu. Ona bir cevap vermem gerekiyordu ama buna bile vaktim yoktu. Cevap vermeden yanında geçecekken kolumu tutup beni durdurdu. "Nereye gidiyorsun?"Hemen bir yalan uydurdum. "Annem çağırdı. Hastaneye yanına gidiyorum. Şimdi bırakır mısın beni?" Gözlerimi ondan kaçırdığım için bir şeyler olduğunu sezmişti. Eli daha sert bir şekilde kolumu kavrayınca beni arabaya doğru sürüklemeye başladı, "Daha iyi bir yalan uydurmalıydın. Bunu yemedim Kaktüs."

Yalan söylediğimi anlamıştı ve beni oraya asla göndermeyecekti. Bir şeyler yapmalıydım. Arabaya doğru yaklaşırken aklıma gelen ilk fikri uygulamaya koydum. Ne kadar başarılı olacağımı bilmememe rağmen elimi hızla Barlas'ın cebine soktum ve muştayı alıp parmaklarıma takarak sıkıca tuttum. Yaptığım şeyle kolumu bırakıp yüzüme garip garip bakmaya başlayınca muştayı yüzünün hizasında tutup onu tehdit etmeye çalıştım. "Barlas beni bırak yoksa bununla yüzünü dağıtmak zorunda kalırım." Biliyordum, bunu yapmam aptallıktan başka bir şey değildi ama mecbur kalmıştım.

Gözleri elimde tuttuğum muştadayken bıkkınca bir nefes verip avucunu bana uzattı, "Ver şunu bana!"

"Hayır!"

"Ver dedim!"

"Hayır diyorum!" Derin bir nefes alıp kafasını çevirdi bir süre öyle kaldı ve daha sonra tekrar bana döndü. "Sen gerçekten onunla suratımı dağıtabileceğini düşünüyor musun?"

"Bırakmazsan evet!" Bana bakarken elini indirdi. "Gerçekten tam bir aptalsın biliyorsun değil mi? Yaver'in mekânına gidip Aysun'u tek başına kurtarabileceğini mi sanıyorsun? Sana onu kurtaracağımızı söylemedim mi? Neden beni dinlemiyorsun da başına buyruk hareket ediyorsun?"

"Çünkü öyle olması gerekiyor!"

"Ne demek bu? Neden öyle olması gerekiyormuş?" Sanırım Yaver'in beni aradığını ona söylemem gerekiyordu. Saklamam felaketle sonuçlanabilirdi. "Fabrikadayken Yaver aradı beni. Aysun'a bir zarar gelmesini istemiyorsam yarım saat içinde oraya gitmem gerekiyormuş. Eğer gitmezsem ona zarar verecekmiş!" Yalvaran gözlerle bakarak elimdeki muştayı indirdim. "Barlas lütfen bırak beni! Bırak ki Aysun'a bir zarar gelmesin! Benim oraya gitmem lazım. Sana yalvarıyorum bana engel olma!"

Gözleri sinirden kısılırken ellerini omuzlarıma koyup beni sarstı. "Sen iyi misin? Kendine gel ve saçmaladığının farkına var artık. Cidden oraya gitmene izin vereceğimi mi sanıyorsun?" Elleri omuzlarımdayken sinirle ittim ve bağırarak konuşmaya başladım. "Anlamıyor musun Barlas, benim oraya gitmem lazım, eğer gitmezsem Yaver Aysun'a bir şey yapacak!"

"Bunu sana daha öncede söyledim, bir şey yapmaz çünkü Aysun ona lazım. Neden anlamıyorsun bunu?"

"Ya yaparsa?"

"Yapmayacak, inan bana yapmayacak!" derken ellerini kaldırıp yüzümü avuçladı. Gözleri gözlerime derin ve anlamlı bakarken, "Sana söz veriyorum Aysun'u o adamın elinden kurtaracağız, hem de kılına bile zarar gelmeden," dedi. Ona inanıyor ve güveniyordum ama bir yandan da korkuyordum. Aysun benim arkadaşımdı, ona zarar gelecek olmasından korkuyordum. Eğer Barlas haklıysa Yaver Aysun'a gerçekten de bir şey yapmazdı ama oraya gitmediğim için sinirlenip yapabilirdi de, bundan emin olamadığım için içimdeki sıkıntıya bir türlü son veremiyordum. Barlas'ın elleri yanaklarımdayken bir elini indirip muştayı aldı. "Hadi, atla arabaya da fabrikaya dönelim."

Arabaya bindiğimde peşimden gelip yerine oturdu ve arabayı çalıştırdı. O sıra telefonu çalmaya başladı. "Koray arıyor," dedi ve telefonu açıp kulağına koydu, "Koray, bana sakın bir sorun olduğunu söyleme!" Barlas'a doğru yaklaşıp kulağımı telefona yasladım. Sesi keyifli geliyordu. "Bir sorun yok merak etme, haberler iyi!" Duyduğum şeyle derin bir oh çektim. Koray konuşmaya devam ederken can kulağıyla söylediklerini dinlemeye devam ediyordum, tabii Barlas da öyle. "Bize lazım olan programları diğer bilgisayarıma da yüklemiştim. Onu uzun zamandır kullanmadığım için bunu unutmuşum. Aklıma gelince hemen ondaki programları kullanarak Yaver'in mekânındaki bilgisayarın IP adresini buldum. Sonra da bilgisayarına bağlandım."

Barlas merakla, "Ee sonuç ne, bir şey bulabildin mi bari?" diye sorunca Koray keyifle konuşmaya devam etti. "Olmaz olur mu? İnan bana o adamın canını sıkacak çok şey var burada!"Gülümseyerek kulağımı telefondan çekip Barlas'a baktığımda onun da gülümsediğini gördüm. Bu hoşuna gitmişti. Artık Aysun'u kurtaracağımız tam olarak kesinleşmişti. İçim rahatlamıştı birden. Boğazımı sıkan yumru ortadan kaybolmuştu. Barlas'a eskisinden daha fazla güvenmeye başlamıştım. Dediği olmuştu. O adamın sakladığı şeyler vardı. Barlas bu planı yapmış olmasaydı Aysun'u o adamın elinden belki de hiç kurtaramayacaktık ama artık böyle bir ihtimal yoktu. Onu kurtaracaktık"Hemen onların bir kopyasını al ve fabrikaya gel."

Telefonu kapatınca Barlas gülümsemeye devam ederek bana baktı, "Gördün mü bak Aysun kurtulacak!" Kendimi geri çekerken gülümsedim. "Evet, sanırım bu yüzden sana minnettarım."

"Bana değil Koray'a minnet duymalısın, ne de olsa Aysun'u onun sayesinde kurtaracağız."

"Evet ama plan senindi, bu yüzden en büyük teşekkürü sen hak ediyorsun."

"Bana bu kadar çok mu teşekkür etmek istiyorsun sen?" diye sorunca utandığımı hissedip kafamı önüme eğdim. "Evet istiyorum." Bu lafım onu güldürünce, "Tamam peki, madem Aysun'u kurtardığımızda teşekkürünü edersin o zaman," diyerek koşmaktan dağılmış olan saçlarımı eliyle karıştırıp iyice dağıttı ve kafasını önüne çevirip arabayı fabrikaya doğru sürdü.

Yapmış olduğu hareketle gülümseyerek saçlarımı düzelttiğimde kafamı koltuğa yaslayıp yolu izledim. Durakla fabrika arasında çok mesafe olmadığı için hemen gelmiştik. Arabadan inip içeri girdiğimizde herkes ayakta durmuş bana bakıyordu. Onlara haber vermeden gittiğim için beni bayağı merak etmiş gibiydiler. Bade hariç. O meraktan öte sinirli gibiydi. Burnundan soluyor, bir şey dememek için kendini zor tutuyordu. Çetin merakla yüzüme bakıp yanıma yaklaşırken, "Öykü neredeydin sen? Bize haber vermeden nereye gittin?" diye sordu.

Barlas konuşmama izin vermeden konuştu, "Yaver iti yüzünden onun mekânına gidecekti. Arayıp gelmesini söylemiş, gelmezse eğer Aysun'a bir şey yapmakla tehdit etmiş onu."

"Şerefsize bak sen!" Çetin'in kaşları çatılmıştı. Bu sırada Bade hâlâ sinirle solumaya devam ediyordu. Gözlerim onun üzerindeyken sinirli adımlarla üzerime doğru yürüdü. "Haber vermeden gidip de ne diye herkesi meraklandırıyorsun? Dayak mı istiyorsun kızım sen?" Yanıma yaklaşırken Çetin onu kolundan tutup yanıma gelmesini engelledi, "Bade sakin ol, geldi işte."

"Kendi başına bir boku becerebilecekmiş gibi... Onun yüzünden bizim de başımız belaya girecek!" Kendince haklıydı benim yüzümden çetesine zarar gelsin istemiyordu ama bana bu şekilde bağıramazdı. Öfkemi kontrol edemezken artık patlayacak noktaya gelmiştim.

Çetin onu kolundan tutarken bu sefer ben onun üzerine doğru yürüdüm. "Bak Bade, yeter artık canımı çok sıkıyorsun!" Yanına yaklaştığım sırada Barlas arkamdan gelip kollarını belime sararak beni durdurdu. Ellerimi kollarının üzerine koymuş ondan kurtulmaya çalışırken buna izin vermeden beni tutmaya devam etti. "Senin benimle sorunun ne?" Bade de Çetin'in elinde kurtulmaya çalışıyordu ama o da benim gibi başarısızdı. "Ne sorunu ya? Benim seninle sorunum falan yok!"

"Hayır, var ve ben şu an bunu öğrenmek istiyorum." Çetin'in elinden kurtulmak için çırpınırken sesini daha da yükseltti, "Sana yok diyorum anlamıyor musun?"

"Olmadığı için mi bana böyle davranıyorsun? Nedir bu sendeki nefretin nedeni? Çeteye gireceğim diye mi yapıyorsun böyle?" Çırpınmayı bırakıp öylece yerinde durunca, "Ne saçmalıyorsun sen be, ne alakası var?" diye sordu. "Çetede tek kız olmak varken başka bir kızın çeteye girecek olması fazlasıyla canını sıkıyor olmalı! "

Sinirle güldü, "Sen gerçekten kafayı yemişsin. Yok öyle bir şey!"

"O zaman sorun ne?"

"Sorun yok diyorum anlamıyor musun?"

"Var biliyorum. Söyle şunu artık!" Birkaç saniye öfkeyle suratıma bakıp gözlerini kapatınca derin bir nefes alıp tekrar açtı. Bu sefer söyleyecek gibi görünüyordu, "Sorun ne biliyor musun?" Merakla yüzüne bakıp ne diyeceğini beklerken Barlas'ın gür sesi onu susturdu, "Yeter! Şu tartışmayı bitirin artık!"

Bugün bunun sebebini öğrenmeden konuyu kapatmaya niyetim yoktu. "Sorunun ne olduğunu söylediğinde bitireceğiz!"

"İşimiz bu mu şimdi?"

"Bunu merak ediyorum Barlas. Bade'nin neden bana böyle davrandığını öğrenmek istiyorum. Belli ki benimle ilgili bir sorunu var. Öyle değil mi Bade?" deyip kafamı Bade'ye çevirdiğimde sorumu cevaplaması için merakla suratına baktım. Diliyle dudaklarını ıslatıp konuşmak için hazırlandığı sırada çalan telefonum onu susturdu.

Kimin aradığını tahmin ettiğim için telefonumu cebimden çıkarıp baktım. Yanılmamıştım. Yaver arıyordu. Muhtemelen nerede kaldığımı soracaktı bana. Ekrana bakıp ne diyeceğimi düşünürken arkamda duran Barlas telefonu açmak için elimden kaptı. Onu durdurmaya çalıştım ama beni umursamadan telefonu açtı ve Çetin'in işaretiyle herkesin duyması için telefonu hoparlöre aldı. "Lan Yaver kaşınıyor musun sen?"

"Ooo Barlas hayırdır ya, artık Öykü'nün telefonlarına mı bakmaya başladın? Bu ne kıskançlık be oğlum... Sevgilini rahat bırak biraz. Korkma ona bir şey yapmayacağız. O senin. Biz sadece kendisiyle iş yapmak istiyoruz. Neden bu kadar sorun yaratıyorsun ki?"

"Başlatma lan işine!"

"Sen hep böyle sinirli misin ya? Gerçekten katlanılacak gibi değil. Bu şekilde seninle konuşamam. Öykü nerede? Onunla konuşmak istiyorum ben. Versene telefona..." Barlas sinirden elini yumruk yapmış sıkarken dişlerinin arasından konuşuyordu, "Onunla konuşacak bir şeyin yok senin!"

"Nereden biliyorsun, belki vardır? Sevgilisisin diye her şeyini bilmek zorunda değilsin. Belki senin bilmemen gereken bir şeyi konuşacağızdır." Kesinlikle Barlas'ı sinir etmeye çalışıyordu. Ne biçim bir adamdı bu böyle. Nefret ediyordum ondan. Tiksindiriyordu beni.

"Bana bak Yaver, kaşınıyorsun biliyorum ama biraz daha sabret gelip kaşıyacağım seni!"

"Gelmesi gereken kişi sen değilsin Barlas, Öykü. Onu bekliyorum ben. Bize o lazım."

"İşte onu rüyanda bile göremezsin. Buna izin vermem!"

"Öyle mi?" deyip küçük bir kahkaha attıktan sonra konuşmaya devam etti. "Peki, benden günah gitti o zaman. Sizin yüzünüzden zavallı Aysun çok fazla zarar görecek." Gözlerim panikle açılırken Barlas bakışlarını bana çevirdi. "Kimseyi kandırmaya çalışma Yaver. O kıza zarar veremeyeceğini ikimiz de iyi biliyoruz."Güldü. "Öykü'yü bu şekilde mi kandırıp buraya gelmesine engel oldun? Gerçekten çok aptalca... Öykü senin bu dediğine nasıl inandı? Onun adına üzgünüm ama arkadaşı maalesef onun yüzünden çok zarar görecek şimdi. Tabii eğer hâlâ gelmeyi düşünmüyorsa."

Kalbim hızlı hızlı atarken Aysun'a bir şey yapacak korkusuyla dudaklarımı telefona yaklaştırıp, "Hayır Yaver dur, sakın Aysun'a bir şey yapma, geleceğim ben! Ne olur dur!" diye yalvardım. Kahkahası kulak tırmalarken Barlas telefonu uzaklaştırıp kaşlarını çatarak, "Ne yapıyorsun Sen? Aptal olma. Dinlediğini anladığı için seni kandırmaya çalışıyor. İnanma ona, Aysun'a bir şey yapacağı yok!" dedi.

Yaver kahkahasına ara verip Barlas'la konuşmaya devam etti. "Oğlum bırak şu kızı kandırmayı artık. Aysun'a olacaklardan sonra çok üzülecek sizin de aranız bozulacak bak."

"Kes sesini!" Barlas telefona bakıp sinirinden dişlerini sıkarken Yaver benimle konuşmaya başladı, "Öykü, aç gözünü. Aysun'a zarar vermem Barlas'ı etkilemeyecek çünkü o Aysun'u önemsemiyor. Onun önemsediği sensin. Bu yüzden buraya gelmene engel oluyor. Ama sen Aysun'u önemsiyorsun. O senin arkadaşın. Barlas buraya gelmemen için sana Aysun'a zarar vermeyeceğimi söylüyor sen de aptal gibi buna inanıyorsun. Hemen buraya gel yoksa üzülen sen olacaksın, o çete değil. Sadece sen olacaksın! Benden söylemesi," deyip telefonu kapatınca Barlas'la bakışlarımız birleşti.

Yaver Haklıydı. Aysun'a bir zarar gelirse bu Barlas'ın umurunda olmazdı. Onun amacı çetesine gireceğim için beni korumaktı. Ben bunu nasıl anlayamamıştım? Bu konuda gözümü Yaver'in açtığına inanamıyordum. Aptaldım ben ya, kesinlikle kocaman bir aptaldım!Barlas'ın beni kandırmış olmasına sinirlenirken hiçbir şey demeden dışarı çıkmak için kapıya yürüdüm. Ona bu kadar güvenirken neden yapmıştı bunu bana? Amacı beni korumaksa eğer kandırarak korumayı nasıl düşünebilirdi? Gözlerim dolmuş bir şekilde kapıya yaklaştığımda Barlas'ın, "O herife inandın, değil mi?" demesiyle yerimde durup derin bir nefes aldım.

Ağlamak istemiyordum. Ağlayıp da güçsüz görünemezdim.Barlas peşimden gelip önüme geçerek yüzüme baktı. "Cevap ver bana!" Gözlerine bakmamaya gayret ederken, "Evet inandım! Ve şimdi arkadaşıma bir şey yapmaması için oraya gidiyorum. Çekil önümden!" diyerek onu itip yanından geçtiğimde, kolumu tutup beni kendine çekmesiyle bedenim bedenine sertçe çarptı ve bakışlarımız birleşti. Gözlerine bakmamla tutmaya çalıştığım gözyaşlarım yanaklarıma süzülürken konuştum. "Bırak beni!"

"Asla!" Elimin tersiyle yanaklarımdaki yaşları silip suratına öfkeyle baktım, "Burada durmayacağımı biliyorsun!"

"Sen de seni göndermeyeceğimi biliyorsun!"

"Ne yaparsan yap gideceğim!"

"Sen gerçekten o herife inanıp da seni kandırdığımı mı düşünüyorsun?" Kolumu tutan elini ittiğimde, "Evet, aynen öyle düşünüyorum!" diye bağırdım. Böyle söylemem onu sinirlendirirken kolumu tekrar tuttu. "Seni kandıranın asıl o olduğunu anlamıyorsun değil mi? Yaver senin oraya gitmeni engelleyeceğimi bildiği için seni kandırdığımı düşünmeni sağlıyor. Neden anlamıyorsun bunu? Ona bir şey yapacak olsaydı şimdiye kadar yapmaz mıydı? Neden bu kadar beklesin? Amacı bu olsa oraya gitmediğini anladığında yapar bunu da sana gösterirdi. Daha önce de söylediğim gibi Aysun Yaver'e lazım. Ona dokunmaz. Anla artık şunu ve bana inan artık!"Sesimi çıkarmadan gözlerimi yere eğerek söylediklerini düşünmeye başladığımda mantıklı geldiği için bir süre sesimi çıkarmadım.

"Yaver haklı, seni korumak için oraya göndermiyorum ama bu Aysun'u önemsemediğim anlamına gelmiyor. Evet, o benim hiçbir şeyim değil ama senin arkadaşın. Değer verdiğin biri. Ve senin değer verdiğin kişi benim için önemsiz olamaz. Bu yüzden onu kurtarmaya çalışıyorum. Amacım sadece seni korumak olsaydı şu anda Aysun'u kurtarmak için uğraşmazdım. Şimdi böyle pervasızca hareket etmeden önce bir düşün, hâlâ seni kandırdığımı düşünüyor musun? Cevabın evetse inan bana bu defa gitmene engel olmayacağım!"

Söyledikleri üzerine yüzüne baktım. Gözlerinde belirgin bir korku vardı. Bana ilk defa böyle baktığını görüyordum. Ona inanmayıp gitmemden korkuyor gibiydi. Beni göndermeyeceğini söyleyip de şimdi engel olmayacağını söylemesi sinirdendi. Çok sinirlenmişti. Düzgün düşünemediğim için bir an Yaver'e inanmıştım ama Barlas'ın gözlerine bakınca ona inanmam gerektiğini bir kez daha anlamıştım. Nasıl şüphe duymuştum ondan? Bizi o adamdan korumak için yaptığı şeylerden sonra ona güvenmemek gibi bir şey düşündüğüme inanamıyordum.

Yaver beni nasıl kandırabilirdi? Bu kadar mı saftım ben? Herkes merakla bana bakıp ne yapacağımı beklerken gözlerimi tekrar Barlas'a çevirdim.Gideceğimi düşündüğünden yüzüme bakmayı kesmişti. Ona inanmadığımı düşündüğü için yüzünde buruk bir ifade vardı. Bakışları yerdeyken kolumu bıraktı. Aptalca hareket ettiğim için kendime kızıyordum. Gitmemi istemediği halde gidersem engel olmayacağı da açıkça belliydi. Belki de güvensizliğim onu kırdığı için... Yaptıklarımdan, düşündüklerimden üzülüyor ve utanıyordum. Fabrikanın önüne çıkmak, biraz temiz hava almak istedim. Şu an Barlas'a bir şey demek istemiyordum. Bir süre bekleyip ne söyleyeceğimi düşündükten sonra konuşacaktım onunla. Aptallığımı açıklayacak bir şey olsun istiyordum.

Gerçi ne kadar düşünürsem düşüneyim bunu açıklayacak bir şey bulamayacaktım ama yine de düşünerek konuşmam daha iyi olacaktı.Barlas yanımda dururken fabrikanın önüne çıkmak için adım attığım an bileğimden tutup beni durdurdu. "Gitme!"

Yaptığı hareketle kafamı ona döndürüp baktığımda hâlâ yüzüme bakmadığını gördüm. Sanırım dışarı çıkmak istememi yanlış anlamıştı. Gitmeme engel olmayacağını söylediği halde bu hamlesi karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Göndermiyordu beni. Şu anda o mekâna gitmek istesem bile göndermeyecekti. Engel olmayacağını söylese de bunu yapmayacaktı. Çünkü bana zarar gelmesinden korkuyordu.

Şaşkın olduğum için sesim olduğundan kısık çıkarken, "Barlas ben..." Bana bakıp sözümü yarıda kesti "Burada kal Kaktüs, yanımda kal." Dudaklarından dökülen kelimelerle kalbimin titrediğini hissederken gözlerine bakakaldım.

Bir şey oluyordu bana, içimde garip ama hoşuma giden bir his vardı. Söylediği şey nedenini anlamadığım bir şekilde beni mutlu etmişti. 'Yanımda kal!' Ne güzel söylemişti bunu. Bir daha duymak için zamanı geri almak istiyordum. Kalbim duyduğu şeyle tekrar titresin istiyordum. Yüzüm kızarırken kafamı yere eğdim. Kendime gelmem lazımdı. Ne oluyordu bana böyle? Neden bu kadar heyecanlanmıştım?

Gözlerim yerdeyken yanlış anlamayı düzeltmek için konuşmam gerektiğini düşündüm ama yüzüne bakamıyordum. Şu an bana olan şey ilk defa başıma geliyordu. Bir söz beni bu kadar nasıl etkileyebilmişti? Garipti. Hem de çok garipti. "Barlas, ben sadece dışarı çıkmak istemiştim." Yüzüne bakmadan söylediğim sözle bileğimi bırakınca kafamı yavaşça kaldırıp ona baktım. Rahatlamış görünüyordu. "Gideceksin sanmıştım."

"Ben... Üzgünüm. Bir an aklım karıştı. Sana inanmalıydım ama Yaver aklımı karıştırdı," dedim. Birden ellerini kaldırıp yüzümü avuçladı ve ona bakmamı sağladı. "Bana inanmayı, güvenmeyi öğren artık." Kafamı hafifçe aşağı yukarı salladıktan sonra gözlerimi Bade'ye çevirip bize nasıl baktığını kontrol ettim. Barlas'tan hoşlandığını bildiğim için yakın olmamız onu üzebilir diye düşünüyordum. Gözlerinde kıskançlık ya da üzgün bir ifade yerine sinir görünce Barlas'a dönüp yüzümü tutan ellerini aşağı indirdim.

Bade yakın olmamıza sinirlenmişti sanırım. Onu ne kadar sevmesem de acı çekmesini istemiyordum.Biz öylece dururken fabrika kapısından içeri, elinde tuttuğu usb ile Koray girdi. "Millet, Yaver'in yaptığı pis işleri görmek için hazır mısınız bakalım?" Çetin şaşkınca, "Ne ara yaptın? Hani programlara ihtiyacın vardı?" diye sordu."Programlar diğer bilgisayarımda yüklüymüş. Bunu hatırlayınca hemen işe koyuldum ve Yaver'in pisliklerini buldum. Şu laptopu getirin de size de göstereyim," dedi. Ali hemen yukarı çıkıp laptopu aldı ve hızla geri gelip Koray'a verdi.

Koray aldığı bilgisayarla kanepeye geçip oturunca Barlas'la bizde yanına oturup ne göstereceğini merakla bekledik. Koray usb'yi laptopa takıp bir video açtı.Video Yaver'in mekânındaki kameraların görüntüsüydü. Yaver'in bizim yaşlarımızda bir kızla bir şeyler içerken kaydedilmiş bir görüntüydü. Yaklaşık iki saat oturdukları için Koray videoyu hızlandırıp sonunda ne olduğunu göstermeye çalışıyordu bize. Video sesli olduğu için kızla ne konuştuklarını duyabiliyorduk. İş konuşuyorlar ve bir şeyler içiyorlardı. Her şey normal ilerlerken Yaver bir ara cebinden bir hap çıkarıp kıza verdi.

Kız aldığı hapı içkisiyle yutarken Koray oradaki bir tuşa basıp başka bir videoya geçti. Burada da Yaver ve adamları bir kişinin etrafında durmuş onu dövüyorlardı. Koray yine gereksiz yerleri hızla geçerken videonun sonunda yavaşladı. Yaver en son belinden çıkardığı silahla adamın ayağına iki el ateş edince adam yerde kıvranmaya başladı. Gösterdiği iki videoda büyük suç içeriyordu. "Muhtemelen iki olay da yakın bir zamanda olduğu için kayıtları silmeyi unuttular. Açıkçası bilgisayarında bunları bulmayı beklemiyordum. Şanslıyız. Üzerinde uyuşturucu hap bulundurma ve silahla adam yaralama. Bunlar polise ihbar edilebilecek güzel suçlar gibi görünüyor. Bu görüntüler sana yeter mi yoksa başka şeylerde göstereyim mi?" Barlas hoşnut bir ifadeyle ekrana bakarken, "Bence bu kadarı işimizi görür," dedi.

Koray gülerek usb'yi çıkarıp Barlas'a uzattı. Barlas ayağa kalktı ve çetesine baktı. "Hadi, gidip Aysun'u alalım!"Hep birlikte dışarı doğru yürürlerken peşlerinden gidiyordum ki Barlas kolumdan tutup beni durdurdu. "Sen bu sefer bizimle gelme."

"Ne? Neden?" diye sorup şaşkınca yüzüne baktığımda, "O adam oraya gidersen yine sinirlerimi bozmaya çalışacak ve ben buna artık ne kadar dayanabilirim bilmiyorum," dedi. Aslında haklıydı. Ona istediğini vermemek için en iyisi Barlas'ın dediğini yapıp gitmemekti. "Peki, tamam gelmeyeceğim ama senden bir şey istiyorum," deyince merakla yüzüme baktı. "Söyle." Hırsımdan gözlerimi kısarak konuşurken, "Yaver'e Aysun'a attığı tokadın hesabını sormanı istiyorum," dedim.

Bu isteğim onu güldürürken elini omzuma koydu. "Merak etme, aynısını ona yapacağımdan hiç şüphen olmasın." Gülüşüne gülümseyerek karşılık verdiğimde Koray'a döndü. "Siz okula gidin burada beklemenizin bir anlamı yok."Koray onu onaylarken ben itiraz ettim. "Hayır ya burada bekleyelim." Kafasını tekrar bana döndürdü. "Okula git ve arkadaşlarınla zaman geçir. İnan bana bu şekilde beklemek senin için daha kolay olacak. Yoksa böyle sessiz bir yerde beklemekten kafayı yersin."Onu haklı bulunca üçümüz de dışarı çıktık. "Aysun'u okula getirdiğimde sana mesaj atacağım. Telefonunu yanından ayırma sakın." Koray yanımda durmuş bana bakarken hafifçe tebessüm edip Barlas'ı onayladım.

Onlar uzaklaşırlarken biz de arabaya bindik. Koray arabayı çalıştırıp sürmeye başladığında hafiften sırıtıyordu. "Ne oldu, bir şey mi var?" diye sorduğumda gözlerini yoldan ayırıp bana çevirdi. "Barlas'a karşı bir şeyler hissediyorsun."

"Saçmalama!" diye bağırdığımda gülmeye başladı, "Kesin hissediyorsun." Yüzümün kızardığını hissedince öfkeyle daha çok bağırdım, "Nereden çıkartıyorsun ya? Yok öyle bir şey!"

"Sen ona nasıl baktığının farkında mısın?" Kaşlarımı çatıp, "Nasıl bakıyormuşum?" diye sordum. "Âşık gibi," deyince, "Yok artık daha neler!" deyip gözlerimi yola çevirdim.

Bu mümkün müydü?Gerçekten Barlas'a âşık gibi mi bakıyordum acaba? Öyle olmasa Koray öyle olduğunu söylemezdi herhalde. Kahretsin ya, galiba öyle bakıyordum. Barlas da ona âşık gibi baktığımı anlamış mıydı acaba? Eğer öyleyse utancımdan yüzüne bakamazdım. Uzun bir süre sessiz kalınca Koray dalga geçmeye başladı. "Ona ne zaman açılmayı düşünüyorsun? Bence hemen açıl, neticede bir insanın karşısına her zaman böyle bir çete lideri çıkmaz." Şu an kafasına bir tane geçirmek istiyordum ama araba kullandığı için yapamıyordum, "Koray sinirimi bozmaz mısın lütfen!"

"Açılamıyorsan gidip Barlas'la konuşmamı ister misin? Arkadaşız sonuçta, o kadarını yapabilirim."

"Keser misin sesini?" Beni sinir etmek hoşuna gidiyordu galiba. "Valla şanslı kızsın ha. En azından aşkının bir karşılığı var, ya olmasaydı?"

"Ne?" Demek istediğini anlamadığım için şaşkınca ona baktım. "Barlas diyorum, o da sana tıpkı senin ona baktığın gibi bakıyor. Âşık gibi diyorum yani... Anlasana." Yutkundum. Saçmalıyordu. Evet, kesinlikle saçmalıyordu. Ya da beni gıcık etmek için böyle söylüyordu.

Barlas'ın bana öyle bakıyor olması mümkün değildi. "Koray şu konuyu kapatabilir miyiz?" Beni umursamadan devam etti. "Sizi sarılırken görünce anlamıştım. Aranızda bir şey var sizin değil mi? Çıkıyorsunuz da bizden mi saklıyorsunuz yoksa?" Kafayı yedirtecekti bana. "Ya yok diyorum. Neden uzatıyorsun? Kapat artık şu konuyu!"

"Hayır, kapatmı..." derken sözünü yarıda kesip bağırdım, "Kapat diyorum!" Sinirlendiğimi anlayınca sesini kesti.

Öfkeyle yola bakıp arkama yaslandığımda gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Ne diye böyle şeyler söyleyip de aklımı karıştırıyordu ki şimdi? Barlas'ın bana âşık gibi bakması mümkün müydü? Şu an Aysun'u düşünmem gerekirken böyle saçma bir şeye takıldığıma inanamıyordum. Öyle bir şey yoktu. Ne o bana ne de ben ona âşık gibi bakmıyordum. Koray ne derse desin öyle bir şey yoktu.Okula geldiğimizde onu beklemeden arabadan çıkıp içeri girdim. Aklım çetedeydi. Gitmişler miydi acaba? Belki de şu an Yaver'le konuşuyorlardı. Ne olup bittiğini çok merak ediyordum. İnşallah başlarına bir şey gelmeden buraya gelirlerdi. Yoksa ne olurdu hiç bilmiyordum.Canım hiç istemese de sınıfa çıkıp sırama oturdum. Derste belki vakit geçer umuduyla gelmiştim ama hiç sanmıyordum.

Hoca sınıfa girdiğinde Koray da benim gibi sırasına oturmuş dersi dinlemeye çalışıyordu ama onun da pek başarabildiğini sanmıyordum. İki dersi bu şekilde zar zor geçirip bir şeyler içmek için kantine doğru gidiyorduk ki telefona gelen mesaj sesiyle yerimde durup ekrana bakarak gülümsedim. Mesaj Barlas'tandı.

Gönderen: Pis Hergele

-Hemen bahçeye gel!

Burada seni görmek isteyen biri var!Mesajı okur okumaz okul kapısına doğru koşmaya başlayınca Koray da peşimden koştu. Heyecanlıydım. Gelmişlerdi. Barlas dediğini yapıp Aysun'u kurtarmıştı. Dışarı çıkıp bahçeye göz gezdirdiğimde kalabalığın arasında bana doğru koşan Aysun'u görmemle ben de ona doğru koştum. Birbirimize sıkıca sarıldık. Onu sapasağlam karşımda gördüğüme sevinirken içimden şükürler ediyordum. Çok korkmuştum ve korkum artık son bulmuştu. Mutluydum, benim gibi Koray da çok mutlu olmuştu. Gelip o da bize sarılınca gülüştük. Yaşadığımız korkudan sonra mutlu olmak çok güzeldi.

Kendimi geri çektiğimde Aysun'a bakıyordum. "Aysun, iyisin değil mi? O pislik sana bir şey yapmadı?" Sorduğum soruya kafasını sağa sola sallayarak cevap verdi. "Hayır, yapmadı iyiyim ben merak etmeyin." Kendimi rahatlamış hissederken parmağımla yanağını işaret ettim. "Peki yanağın? İyi değil mi, acımıyor?"Gülümseyerek, "Hayır," dedikten sonra okulun dışında arabasının yanında olan ve çetesiyle birlikte bize bakan Barlas'ı işaret etti "Sağ olsun Barlas intikamımı aldı. Yaver güzel bir dayak yedi ondan. Bu yüzden acımıyor," dedi.

Onu işaret etmesiyle kafamı o tarafa çevirdiğimde Barlas'a bakıp hafifçe tebessüm ettim. İstediğim şeyi yapmıştı. Yaver'in Aysun'a attığı tokadın hesabını sormuştu ondan. İçimden, oh olsun, derken Barlas'ın da bana bakıp tebessüm ettiğini gördüm. Böyle bir plan yapıp Aysun'u kurtardığı için ona teşekkür etmem gerektiğini düşünüp yanına gitmek için adım attığım sırada Aysun'un, "Hadi sınıfa gidelim de size beni nasıl kurtardıklarını anlatayım," demesiyle yerimde durup ona baktım. "Siz gidin ben birazdan geleceğim."

"Nereye ya?" Aysun'un sorduğu soruyu gülerek Koray cevapladı, "Nereye olacak, çete liderinin yanına." Koray'a döndüğümde söylediği şey yüzünden sinirlenerek dişlerimin arasından konuştum, "Korayyy!" Omzunu silkerken Aysun bana baktı. "Bir saniye ya, benim bilmediğim bir şey mi var?"

"Hayır, ne olabilir ki?" dediğimde Koray, Aysun'u kolundan tutup okula doğru sürüklemeye başladı, "Gel ben sana anlatayım da sen karar ver bir şey olup olmadığına." Arkalarından, "Koray bak sakın saçma sapan şeyler anlatma şu kıza!" dediğimde gülmeye başlayıp Aysun'la birlikte yürümeye devam etti. "Ah Koray!" deyip başımı iki yana sallayarak Barlas'a doğru yürümeye başladım. Yanlarına yaklaşırken Çetin, Samet ve Ali uzaklaştılar. Bade, ben Barlas'ın yanına gidene kadar onun yanında durdu ve bana ters bir bakış atıp öyle gitti."Hepiniz iyisiniz değil mi Barlas? Yaver size bir şey yapmadı?" Bana bakıp sırıtırken, "Elimizde öyle görüntüler varken yapabilir miydi sence? Kılımıza bile dokunamazdı. Dokunamadı da zaten, kendisi dayak yedi," dedi.

Bunu duymak beni bir kere daha keyiflendirirken, "Peki zor oldu mu? Yani Aysun'u almak?" diye sordum. "Görüntüler olmasa zor olabilirdi ama olmadı. Yaver kendi elleriyle Aysun'u bize verdi." Görüntüleri izlerken nasıl şaşırdığını tahmin edebiliyordum. Eminim ağzı açık kalmıştı. "Video da kendini görünce çok şaşırdı değil mi?"

"Evet, çok şaşırdı. Muhtemelen bunun nasıl olduğunu düşünmüştür. Ama izlerken onu görmeliydin, şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı neredeyse." Hafiften tebessüm ederken aklıma takılan bir şeyi sormak istedim. "Artık bizi rahat bırakacaklar değil mi?" Bakışlarını bana sabitlemiş bir şekilde yüzüme bakarken, "Merak etme bırakacaklar. Yaver bu saatten sonra sizin semtinize bile uğramaz. O göt korkusu ona yetti," dedi.

Söylediği şey gülümsememe neden olurken bir an heyecanlanmıştım. Nasıl bakıyordu bana öyle? Bakışları çok anlamlıydı. Durduk yere bu kadar anlamlı bakması normal miydi? Nefesim kesilecekti neredeyse. Kalbim bir başka atıyordu. Heyecanlanmış mıydım yoksa bana mı öyle geliyordu? Bir bakış beni heyecanlandırabilir miydi? Aptal aptal sırıtıyordum zaten. Ne demişti de sırıtıyordum sanki. Umarım bunu yanlış anlamıyordu. Teşekkür etmek için yanına gelmiştim ve teşekkürümü edip gidecektim. Sırıtacak ne vardı bunda? Heyecanlandığım için mi yoksa bunu gizlemek için mi sırıtıyordum bilmiyordum ama sanırım gözlerine bakamayacaktım. Etkiliyordu beni. Bir çift kahverengi göz beni içine hapsetmiş büyülüyordu ve ben buna engel olamıyordum. Belki de olmak istemiyordum.

O bana güzel bakmaya devam ederken ben kafamı eğdim. Bu şekilde konuşmam benim için daha iyi olacaktı, yoksa saçmalayabilirdim. "Barlas, ben her şey için sana teşekkür ederim. Yapmak zorunda olmamana rağmen bizi ondan korudun ve Aysun'u kurtardın. Kendini de arkadaşlarını da bizim yüzümüzden tehlikeye attın. Sana gerçekten minnettarım."Ona bakmadan konuştuğum için elini çeneme götürüp yüzümü kaldırdı ve gözlerime bakmaya devam etti. "Yakında çeteme gireceksin. Bu yüzden seni ve sevdiklerini korumak zorundayım. Bunun için kendimi ve çetemi tehlikeye atmam gerekiyorsa inan bana hiç düşünmeden yaparım. Çünkü sen benim için önemlisin. Hem de tahmin edemeyeceğin kadar çok önemlisin."

Ne diyeceğimi bilemediğim için susuyordum. Kafamı eğmek istiyordum ama çenemden tuttuğu için yapamıyordum. Sanki ona bakmam için zorluyordu beni. Söylediği şey yüzünden yüzüm kızarmıştı. Ayaklarım heyecandan beni taşıyamıyordu. Bir bakış, bir söz beni bu kadar nasıl etkileyebilirdi? Neden sürekli beynimde bu sorular dönüyordu? Heyecanlıydım ve heyecandan avuçlarımın terlediğini hissediyordum. Bakışları beni öylesine etkiliyordu ki değil konuşmama nefes almama bile engel oluyordu.

Saniyelerce birbirimize baktığımızda zar zor konuşmak için ağzımı araladım ama işaret parmağını dudaklarıma bastırıp beni susturdu. Bunu neden yaptığını düşünürken, "Konuşma Kaktüs. Yine minnet duygularından bahsedeceksen eğer konuşma, sus. Sen sus ki gözlerin konuşsun. Çünkü şu an onlar senden daha çok şey anlatıyorlar bana. İzin ver biraz böyle kalalım da ne anlatmak istediklerini anlayabileyim," dedi.

Duyduklarım beni iyice heyecanlandırırken birden boynuna sarıldım. Sarılmamın nedeni hem bir şey diyemeyecek olmam hem de bakışlarımı ondan saklamak istememdi. Çünkü şu ana kadar anlamadığım ama artık farkına vardığım şey yüzünden bakışlarımı ondan gizlemek zorundaydım. Onları görmemeliydi. Görürse bir şeyi anlamasından korkuyordum. Koray'ın da dediği gibi, ona âşık gibi bakıyordum ve bunu anlamasını istemiyordum

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.