İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 17 · 32 dk okuma

ÇETE

Bölüm 17

16.Bölüm

"Şöyle gülmeyi keser misiniz, sinirlerimi bozuyorsunuz!"Aysun ve Koray kıkırdamaya devam ederken gözlerimi devirdim. Onlara bir şey anlatandaydı zaten kabahat. Barlas'a olan duygularımı anlattığıma pişman ediyorlardı beni. Tamam, bunu şu an anlamış olmam biraz saçmaydı ama ben de şaşkındım. Nefret ettiğim birine karşı duygularım nasıl değişirdi de ondan hoşlanırdım hâlâ aklım almıyordu. Tam olarak ne zaman başlamıştı bu duygu anlamamıştım ama hoşlanıyordum. Gerçi yanında ne kadar heyecanlandığımı hesaba katacak olursak bu hissettiklerim hoşlanmanın çok ötesinde bir şeydi. Garip bir şekilde mutluydum. Bütün günü ağzım kulaklarımda geçirebilirdim. Bu duygunun farkına varmak çok güzeldi. Yanından ayrılalı beş dakika bile olmamıştı ve ben onu tekrar görmek istiyordum, hatta bunun için sabırsızlanıyordum.

Şu andan sonra hiçbir şey beni üzemez, kıramaz gibi geliyordu. İlk defa böyle bir şey yaşıyordum ve kalpten gidecekmişim gibi hissediyordum. Şu an yanımda olmamasına rağmen heyecanlıydım, ondan bahsetmek bile heyecanlandırıyordu beni.Barlas'a olan duygularımı arkadaşlarıma söylediğim gibi ona da söylemek istiyordum. İçimde tutmak, saklamak istemiyordum da Barlas'ın bana karşı ne hissettiğini bilmiyordum. Koray'a göre o da bana karşı boş değildi ama bundan emin olmadığım için hislerimi belli etmekten korkuyordum.

Sonuçta onun çetesine girmek istiyordum. Eğer Barlas benden hoşlanmıyorsa duygularımı ona belli ettiğim için beni çetesine almak istemeyebilirdi. Onun da benden hoşlandığından emin olana kadar duygularımı saklamalıydım. Başka türlüsü imkânsızdı.

"Ben sana ona âşık gibi baktığını söylemiştim ama değil mi? Bak nasıl anlamışım. Gözümden hiçbir şey kaçmıyor valla. Helal olsun bana!" deyip sırıtarak yüzüme baktı Koray "Bu arada sen neden inkâr ettin bunu?" Koray'ın sorusunu derin bir nefes alıp öyle cevapladım. "Bilmiyorum, galiba o an öyle olduğuna inanmak istemedim."Aysun hâlâ gülüyordu. Bu habere çok şaşırmış gibiydi. "Bana Barlas'tan hoşlanacağını söyleselerdi hayatta inanmazdım. İmkânsız falan derdim. Şu an o kadar şaşkınım ki..."

'Kesinlikle öyle' dedim içimden ama imkânsız olan gerçek olmuştu işte, buna ben bile inanamıyordum. Nefretim aşka dönüşmüştü resmen.Barlas'ın nasıl biri olduğu ve ne işler yaptığı belliydi. Hayatı kötülük üzerine kuruluydu ama bunu umursamıyordum. Sevmiştim ben. İlk defa, hayatımda ilk defa birine aşkla bakıyordum ve bunu kaybetmek istemiyordum. Biliyordum çünkü içinde bir yerlerde iyilik vardı. Bunu dışarı çıkarmak istemiyordu ama vardı. Aslında o kadar kötü biri değildi. Olamazdı. Bir şey onu bu hale getirmişti. Kötü olmasına sebep olan bir şey vardı bunu biliyordum, yani daha doğrusu öyle olduğunu tahmin ediyordum. Çünkü biliyordum ki göründüğü kadar kötü olsa kalbim onu sevmez, yanında heyecandan deli gibi atmazdı.

"Ondan hoşlandığını Barlas'a söyleyecek misin Öykü?" Koray suratıma merakla bakarken kafamı önüme eğdim, "Hayır söylemeyeceğim. Henüz onun da benden hoşlanıp hoşlanmadığını bilmiyorum. Bilmeden de söyleyemem. Hatta bırak söylemeyi belli bile edemem." "Sana inanmıyorum Öykü, sen cidden kör olmalısın!" Koray bu duruma şaşırdığı için sesinin tonunu biraz arttırmıştı. "Görmüyor musun Barlas sana nasıl aşkla bakıyor? Bir erkek olarak ben bile farkındayım bunun, sen nasıl farkında olmazsın cidden şaşırıyorum."

Evet, farklı bakıyordu ama bu âşık olduğunu göstermezdi sonuçta."Nasıl bakarsa baksın, bana karşı bir şeyler hissettiğini söylemeden ona duygularımı belli etmeyi düşünmüyorum. Bu konuda üzerime gelmeyin sakın çünkü bu olmayacak," deyince birbirlerine baktılar. Pek yapacak gibi durmuyorlardı ama mecburiyetten kafalarını sallayıp kabul ettiler.Kabul etmelerine memnun olduğumu gülümseyerek belli ettim. Bade ve Samet'in sınıfa girdiğini görünce gülüşüm silindi. Her zamanki gibi Bade bana ters ters bakıyordu. Yerlerine otururlarken onu izliyordum. Bu kızın benimle sorunu her neyse anlamak istiyordum.Ona bakmaya devam ederken hoca sınıfa girince çantamdan dersin kitabını çıkardım.

Aklımı bir türlü derse veremiyordum. Barlas'a olan duygularımı düşünüp duruyordum. Sanırım hâlâ onu sevdiğimi kabullenmiş olmama inanamıyordum. Ne garipti sürekli onu düşünüyor olmam. Ona sarıldıktan sonra utandığım için çok bir şey diyemeden hemen sınıfa çıkmıştım. Keşke biraz daha kalsaydım yanında. Kalsaydım da vaktimi onunla harcayıp içimdeki heyecanı biraz daha sürdürseydim. Bu his çok güzeldi. Daha önce anlayamamış olmama kızıyordum. Sevmek gibi güzel bir duyguyu yaşıyordum ve bunu yaşadığım için kendimi inanılmaz derecede mutlu hissediyordum.

Son ders bitince herkes gibi ben de toparlanıp Aysun'la birlikte sınıftan çıktım. Okul kapısından bahçe kapısına doğru sohbet ede ede yürüdük. Çıktığımızda Barlas ve çetesinin arabalarına bindiğini gördüm. Çete geniş olan arabaya binip oradan uzaklaşırken Barlas Koray'dan anahtarını alıp tek başına pahalı olan arabaya bindi. Onu görmek beni heyecanlandırmıştı, kafamı önüme döndürüp Aysun'la birlikte yürümeye devam ettim. Yanına gitmek istiyordum ama gidip ne diyecektim onu bilmiyordum. Takılalım mı desem olmazdı. Daha önce hiç böyle söylemediğim için bir şeyler olduğunu anlayabilirdi. En iyisi yoluma devam edip eve gitmekti. Barlas'la takılmam mümkün değildi. Bu yüzden yarın okula geldiğimde bir bahaneyle yanına gidip onunla vakit geçirecektim artık. Bana karşı bir şeyler hissedip hissetmediğini anlamak istiyordum.

Barlas çalıştırdığı arabayı bize doğru sürerken yanımızda durup camını aşağı indirerek bana baktı. "Kaktüs, atlayın hadi sizi eve bırakayım." Onu birkaç dakika daha görecek olmanın mutluluğuyla, "Tamam," deyip gülümseyerek yanındaki koltuğa oturmak için adım attığım sırada Aysun kolumdan tutup beni durdurunca ona baktım. Benimle konuşurken gülümsüyordu. "Sen bin Öykü, benim biraz işim var. Onu halledip eve öyle gideceğim."

İşi mi vardı? Hiç söylememişti böyle bir şeyi bana, "Ne işi?" diye sorunca dudaklarını kulağıma yaklaştırıp fısıldadı, "Kızım sizi yalnız bırakmaya çalışıyorum anlasana. Belki Barlas seninle özel bir şeyler konuşmak ister. Ben engel olmayayım şimdi ona. Hadi bin sen." Düşünceli arkadaşım benim. Seviyordum ben bu kızı ya.Onu yanağından öpüp boynuna sıkıca sarılırken kulağına, "Sağ ol," diye fısıldayıp tebessüm ederek Barlas'ın yanındaki koltuğa geçip oturdum.

Barlas gaza basarken yüzüme baktı. Bense yola bakıyordum. Bana bakarken ona bakamazdım. Onu sevdiğim gerçeğine alışana kadar gözlerine bakmasam iyi olurdu. Bakışlarımın ona karşı hissettiğim şeyleri ortaya çıkarmasından korkuyordum. Arabaya bindiğimden beri sesim çıkmıyordu, Barlas bakışlarını benden alıp yola çevirdi. "Neyin var Kaktüs, hiç konuşmuyorsun?" Sorduğu soruyla ne söyleyeceğimi bilemezken kafamı ona çevirip gülümsedim. Kahretsin ne diye gülümsüyordum şimdi? O bana soru soruyordu ben sorduğu soruya cevap vermeden sadece gülümsüyordum. Ne aptaldım. Bakışları bana kayınca gülümsememe gülümseyerek karşılık verdi. "Cevap verecek misin yoksa senin aksine bana çok şey anlatmak isteyen o mavi gözlerinden mi alayım cevabımı?"

'Hayır ya! Şöyle deme Barlas, şu an beni etkileyecek hiçbir şey deme lütfen. Ben ne konuşacağımı bilmezken bana böyle şeyler söyleyip de utandırma beni!' İç sesim bir yakarış içerisindeyken gözlerimi Barlas'tan çekip yola çevirdim. Daha fazla bakarsam eğer sorduğu soruya hiç cevap veremeyecektim. "Kusura bakma bugün olanlar yüzünden biraz yorgunum. Sesim de bu yüzden çıkmıyor."

"Evet, herkes için yorucu bir gündü. Eve gidince iyice dinlen. Yarın suratıma yorgun gözlerle bakmanı istemiyorum, çeteye girmen için son görevini vereceğim sana." Gözlerim irice açılırken yine Barlas'a baktım,"Son görev mi? Ciddi misin sen? Bitiyor yani, son görevi de yaptıktan sonra çeteye giriyorum!"

Güldü. "Evet, giriyorsun." İşte bu müthiş bir haberdi. Artık babamdan intikam almama çok az bir zaman kalmıştı. O kadar zorlu görevden sonra yarın vereceği kim bilir neydi? Muhtemelen yine zor bir şey olacaktı ama umurumda değildi. Ne olursa olsun diğerleri gibi onu da yapacaktım.Barlas arabayı bizim evin sokağına doğru sürerken kendi kendime, "Az kaldı Arslan Vuralkan. Senden intikam almama çok az kaldı!" diye mırıldandım.

Hemen yarın olmasını ve şu görevi yapıp bir an önce çeteye girmeyi sabırsızlıkla bekliyordum. Eve yaklaşmak üzereyken bizim evden çıkan bir adam gördüm. Biraz uzakta kaldığı için kafamı cama yaklaştırıp, gözlerimi kısarak kim olduğunu anlamaya çalıştım. "Barlas hemen arabayı durdur!" diye bağırmamla arabayı sağa çekip merakla yüzüme baktı, "Ne oldu?"Gözüm bizim evden çıkan babamın üzerindeyken konuşamadım. Nefesim kesilmişti sanki. Öfkeden gözlerim dolmuştu. Bunun ne işi vardı burada? Ne diye gelmişti? Kim çağırmıştı? Beynim bu soruların cevabını ararken onun lüks arabasına binişini izledim. Gidiyordu. Sorularımın cevabını almadan gitmesine izin vermeyeceğim için arabadan fırlayıp peşinden koştum.

Yetişmemin mümkün olmadığını anlayınca evin önünde durup arkasından baktım. Pislik herif gitmişti! Bir süre yerimde kalıp neden burada olduğunu düşündüm. Annem! Annemle tartışmışlar mıydı yoksa? Buraya onun için mi gelmişti? Hızla kapıya doğru yürürken çantamdan anahtarımı çıkarıp içeriye seslendim. "Anne!" Salonda annemi dizlerinin üzerine çömelmiş, yüzünü elleriyle kapatmış ağlarken görünce çantamı yere atıp yanına eğildim.Geldiğimi fark edince ellerini yüzünden çekip suratıma baktı. Gözlerinde kasvetli bir acı vardı. "Kızım!" deyip ağlayarak boynuma sarılınca gözümden bir damla yaş süzüldü. Onu ağlarken görmek içimi yakıyordu. O adamın buraya gelip ne yaptığını bilmiyordum ama annemin canını sıkacak şeyler söylediği belliydi. "Anne, ne oldu?" diye sordum.

Sorumu cevaplamak için kendini geri çektiğinde sesi ağlamaktan çatallı çıkıyordu. "Baban bu şehirden gitmemizi istiyor Öykü!"Bu adam kim oluyordu da hayatımıza karışıyordu? Annem babamın yaşadığı bu şehre gelmek istediğini söyleyince ona bunun olacağını söylemiştim. Her yaptığımızdan haberi vardı. Geldiğimizi de öğrenmişti işte. Bir gün bile bizi görmeye gelmeyen adam gidin demek için gelmişti. Ona neydi bu şehirde olmamızdan... Kalp atışlarım öfkeden hızlanmış deli gibi çarparken, "Sen ne dedin anne? O adama cevabını verdin değil mi?" diye sordum. Yüzünü yere eğerken gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. "Hiçbir şey diyemedim!"

"Ne demek diyemedim? Nasıl demezsin? Bu şehirden gidip gitmeyeceğimiz bize kalmış ona değil! O kim oluyor da böyle bir şey istiyor?" Bağırarak konuşuyordum. Beni o kadar sinirlendirmişti ki gidip yakasına yapışıp bunun hesabını sormak istiyordum ondan."Kızım belki de gitsek iyi olacak!" deyince şaşkınca anneme baktım. Sanırım üzüntüden ne dediğini bilmiyordu. "Anne sen ciddi misin? O istedi diye gidecek miyiz?"

"İstediğini yapmazsak sürekli buraya gelecek ve bizi rahatsız edecek!" Bu umurumda bile değildi. "Gelsin! Gelsin ya, ondan mı korkuyoruz biz! O adamın hayatımızda hiçbir yeri yokken dediğini yapacak değiliz! Yok öyle bir şey, gideceğim varsa bile sırf o bunu istiyor diye kalırım!"

"Kızım onu tanımıyorsun!"

"Tanıyorum anne. Ne kadar şerefsiz olduğunu bilecek kadar iyi tanıyorum onu. Bizi buradan gönderemeyecek. Bunu neden istediğini biliyorum. Ona ayak bağı olmayalım diye yapıyor ama olmayacak. İstediği olmayacak!"

"Öykü gitmemiz lazım neden anlamıyorsun?"

"Anne hayır diyorum! Gitmeyeceğiz, istediği olmayacak. Ne diye onu dinliyorsun anlamıyorum? Seni tehdit mi etti yoksa?" Eğer öyle bir şey yaptıysa şirketini başına yıkardım. Annemin gözleri bendeyken bir anda yere indirdi "Yok öyle bir şey, nereden çıkartıyorsun bunu?"

"O zaman neden istediğini yapmak istiyorsun?"

"Burası İstanbul kızım. Babanın yaşadığı şehir... Dediğin gibi ona ayak bağı olmamamız için buradan gitmemizi istiyor. Gitmezsek sürekli bizi rahatsız edecek. Ben senin huzursuz olmanı istemiyorum."

Bir anne olarak huzurumun yerinde olması için uğraşıyordu onu anlıyorum ama düzenimizi bozmak istemiyordum. "Hayır, anne hiçbir yere gitmeyeceğiz!" Gözlerindeki sıkıntı büyüyüp yüzüne yayılırken, "Öykü lütfen beni anlamaya çalış. Gitmemiz lazım!" dedi. Kafamı iki yana salladım. "Hayır, anne gitmeyeceğiz. Neden onu bu kadar umursuyorsun ki? Ne derse desin onun söylediği şeyi yapmak zorunda değiliz!"

"Hayır, zorundayız!" diye bağırıp ayağa kalkınca yutkunup konuşmasına devam etti "Bunu sana söylemek istemiyordum ama beni buna mecbur bırakıyorsun Öykü! Buradan gitmezsek eğer diğer şehirlerde çalıştığım hastanelerde de yapmaya çalıştığı gibi beni bu hastaneden başka bir şehirdeki hastaneye sürmeye çalışacak baban. Yalvarırım beni dinle. Beni sürdürmeden önce gidelim..."

"Ne? Bir saniye..." deyip ben de ayağa kalktığımda yüzüne uzun uzun baktım. "Çalıştığın hastanelerden seni sürmeye mi çalıştı o herif?"

"Evet," deyip yüzünü yine yere eğdi. "Ben de ona engel olmak için hep tayinimi istedim. Amacım yine rahat yerlerde yaşamaktı. Çünkü onun isteği üzerine sürülseydim beni kim bilir nerelere göndereceklerdi. Şimdi aynı şeyi burada da yapmaya çalışıyor, amacı ikimizden de kurtulmak."Duyduklarım karşısında dudaklarım hayretle aralandı. Biz bu yüzden mi sürekli şehir şehir geziyorduk yani? Ben annemin keyfi dolayısıyla gezdiğimizi düşünürken annem sürülmemek için mi tayinini istiyordu? Ne aptaldım. Bunu bunca zaman nasıl anlayamamıştım? Kim zorunlu olmadan sürekli şehir değiştirirdi ki zaten? Cidden şu an kendime inanamıyordum.

Annem bunlarla boğuşurken ben hiçbir şeyden habersiz yaşamıştım. Annem onca sıkıntı çekerken ben bunu nasıl göremezdim? Koca bir aptaldım ben. Gözlerim sinirle dolmaya başladığında gidip bunun hesabını o adamdan sormak istedim. Sinirle yerdeki çantamı kapıp arkamı döndüğümde annem kolumdan tutup beni durdurdu. "Nereye Öykü?" "O adamdan hesap sormaya!" Kolumu daha da sıkı tuttu. "Saçmalama hiçbir yere gitmiyorsun! Buna izin vermem!" dedi. Gidecektim. Bunun hesabını ona sormadan asla rahat edemeyeceğim için gidecektim. "Bırak anne!"

"Olmaz dedim sana. Böyle bir saçmalık yapmana izin veremem!" Yüzümü ona döndürdüğümde elini kolumdan indirdim, "Anne ben bugün bunun hesabını o heriften soracağım. Boşuna beni durdurmaya çalışma!"

"Öykü..." dediğinde sözünü kestim, "Lütfen bana engel olma anne!" Elini yine kolumu tutmak için kaldırınca beni durdurmasına izin vermeden kapıya doğru koştum. Peşimden, "Öykü dur kızım!" diye bağırırken onu dinlemeden kapıdan çıktım ve durağa doğru koşmaya başladım. Koşarken bugün beni hiçbir şeyin üzemeyeceğini düşündüğüm için kendime gülüyordum. İlk defa bugün kendimi hiç olmadığım kadar mutlu hissetmiştim ama bu mutluluğum babamı gördüğümde sona ermişti.

Hayatımda bir yeri yoktu ama sanki varmış gibi hissettiriyor olması nefret duygularımı harekete geçiriyordu. Neden onun kızıydım ki? Dünyada o kadar adam varken neden onun kızı olmuştum? Bir insan bunu kızına neden yapardı? Beni sahiplenmesi, yanımda olup bana güven vermesi gerekirken o beni ve annemi çevresinde istemediği için bizi buradan göndermeye çalışıyordu. Nasıl bir insandı? Annem neden onu sevmişti? Onun gibi birini sevdiği için bunları yaşıyor olması çok saçma değil miydi?

Koşmaktan nefes nefese kalmış vaziyette durağa ulaştığımda Barlas'ın arabası önümde durdu. Onu gördüğüme şaşırmıştım. Penceresini indirdiğinde, "Barlas, sen hâlâ gitmedin mi?" diye sordum. "Arabadan öyle hızla çıkınca ne olduğunu merak ettim ve bekledim. Sen iyisin değil mi? Bir sorun yok?" diye sorunca yutkundum. Neler olduğunu söylemek istiyordum ama bunu ona anlatacak vaktim yoktu. Otobüs birazdan gelirdi. Yüzümü önüme eğip sessiz kalınca Barlas bir şeyler olduğunu sezdiği için arabadan çıkıp yanıma geldi. "Ne oldu, anlat bana."

Kafamı kaldırıp gözlerine bakarken başımı iki yana salladım. "Anlatamam. Şu an olmaz."

"Neden?"

"Bir yere gitmem lazım."

"Peki," deyip bileğimden tutarak beni arabaya doğru götürdü. "Arabaya bin de seni gideceğin yere götüreyim."

"Gerek yok, kendim giderim," dediğimde beni umursamadı. Sadece bir dakika sonra yola koyulmuştuk bile. Arabayı hızla sürerken onu izliyordum. Beni merak ettiği için gitmemiş, peşimden durağa gelip bir sorun olup olmadığını sormuştu. Arabadan öyle hızlı çıkmıştım ki doğal olarak merak etmişti tabii."Nereye gideceksin?"

"Vuralkan Grup İnşaat'a gitmek istiyorum. Nerede olduğunu biliyor musun?" Kafasını aşağı yukarı sallayıp, "Evet," dedikten sonra bana baktı. "Orada ne işin var?" "Biriyle görülecek hesabım var!"

"Bu biri baban mı?"

"Evet!" deyince tekrar yola dönüp soru sormadan arabayı sürmeye devam etti. Sanırım merak etmiyordu ya da ilgilenmiyordu. Ben olsam elli kere sorardım ama o sormuyordu. Bu durum beni şaşırtsa da kafamı koltuk başlığına yaslayıp yolu izledim.

Annem birkaç defa aradı ama cevap vermedim. Beni durdurmaya çalışacaktı bunu biliyordum. Fakat ne söylerse söylesin oraya gidecektim.Şirkete geldiğimizde babamın orada olup olmadığını düşündüm. Eğer değilse bu yolu boşuna gelmiş olacaktık. Arabanın içinden büyük binaya bakarken Vuralkan Grup İnşaat tabelasını görmemle gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

Biraz sonra babamla ilk defa yüz yüze gelecektim ve bu yüzden oldukça gergindim. Barlas gergin olduğumu anlamış olacak ki bana doğru döndü ve elini omzuma koydu. "Seninle gelmemi ister misin?" Bakışlarımı ona çevirip omzumdaki elinin üstüne elimi koydum, "Gerek yok sağ ol. Ben tek başıma gireceğim."

"Emin misin?" Kafamı aşağı yukarı salladığımda elini omzumdan indirdi. "Peki." Yavaş hareketlerle arabanın kapısını açıp çıkarak binaya doğru yürüdüm. Her adımda gerginliğim daha da artarken dönen kapının önünde durup kendimi toparlamaya çalıştım.

Gerginliğimi bir kenara bırakmalıydım. O adamın karşısında dururken rahat olmam lazımdı.Uzun bir süre olduğum yerde durup kendimi hazır hissetmeye çalışırken Barlas yanıma gelip benim gibi dönen kapıya baktı. "İçeri girmek seni zorluyor galiba."

"Evet, hem de çok," deyip dönen kapıya bakmaya devam ettim. Neden böyle oluyordu anlamamıştım. Onunla yüz yüze geleceğim için çok gergindim. Bunu zaten kendim isterken neden gerildiğimi de anlamıyordum"Babanla sorunun ne bilmiyorum ama seninle gelmek istiyorum."

"Bunu yapmak zorunda değilsin Barlas. Hem zaten gerek yok demiştim."

"Bence var," deyip elimden tuttu ve içeri girdik. Yaptığı harekete itiraz bile edemezken kendimi bir anda şirketin lobisinde bulunca etrafıma baktım. Bir şirket için oldukça lüks görünüme sahip olan lobi sinirlerimi bozarken elimi Barlas'ın elinden çekip danışmadaki kadına doğru yürüdüm. Arslan Bey'in ne kadar zengin olduğu şirkete girildiği ilk andan belli oluyordu, bunun bir kez daha farkına varmak beni iyice sinir etmişti.Sarı saçlı genç bir kadın olan görevlinin önünde durdum. "Arslan Bey şirkette mi acaba?"

Kadın gözlerini bilgisayarından kaldırdı, "Evet burada. Görüşmeniz mi vardı?" diye sordu. İmayla güldüm. "Evet var. Kendisiyle önemli bir görüşmem var. Odası nerede acaba?"

"Üçüncü katta solda," deyince Barlas'la birlikte hızla merdivenlere yönelip üçüncü kata çıktım. Odaya doğru yürürken sekreteri olduğunu düşündüğüm orta yaşlardaki kadın, oturduğu yerden beni durdurmaya çalıştı, "Hanımefendi bir saniye, içeri böyle giremezsiniz! Arslan Bey'e haber vermem gerekiyor. İsminizi söyler misiniz lütfen, randevunuz var mı diye bakayım."

Kadını umursamadan odanın kapısını hızla açıp içeri girdim. Barlas da benimle birlikte odaya girince sekreter kadın, "Bir saniye durun lütfen!" diye arkamızdan geldi. İçeri girmiş babamın masasına yakın dururken ilk defa onunla karşı karşıya gelmiş olmanın verdiği siniri tüm vücudumda hissediyordum. Babam ondan habersiz içeri girmemize şaşırmıştı, beni ve Barlas'ı oturduğu yerden süzüp sekreterine baktı. "Ne oluyor Selma, kim bunlar?"

Mükemmel döşenmiş odasını es geçip onu inceledim. Ellili yaşların ortasında olmasına rağmen çok genç görünüyordu. Televizyonda göründüğünden daha gençti. Saçlarında tek bir beyaz bile yoktu. Belki de boyalıydı bilmiyordum ama çok karizmatikti. Gözleri bal rengiydi. Televizyondan göz rengi böyle görünmüyordu. Yakışıklıydı. Bu kadar zengin olmasa bile kadınların bakacağı kadar yakışıklıydı."Kim olduklarını bilmiyorum efendim, söylemediler. Kendilerini durdurmaya çalıştım ama beni dinlemeden içeri daldılar, engel olamadım."

Sekreter kadın durumu izah edince babam çatık kaşlarının altından bana bakıp gür sesiyle konuştu. "Kimsiniz siz?"Barlas bana bakıp sesini çıkarmazken ben babamın masasına doğru adım atıp omuzlarımı dikleştirerek konuştum. "Ben Öykü Günay!" İsmimi duymasıyla birlikte tek kaşı havaya kalkarken sırıtarak konuşmaya devam ettim. "Tabii böyle söyleyince tanımazsın şimdi sen beni, o yüzden ben kendimi bir de şöyle tanıtayım sana. Birgül Günay'ın kızı Öykü Günay!"

Birkaç saniye hiçbir şey demeden şaşkınlıkla yüzüme baktı. Ne düşündüğünü bilmiyordum. Aklından neler geçiyordu acaba? Bir şeyler derdi herhalde. Karşısında kızı vardı sonuçta. Yüzünü hiç görmediği, bir gün bile arayıp sormadığı kızına diyecek bir şey bulurdu elbet. Yüzüme bakıp konuşmamaya devam ederken gözlerini sekreterine çevirdi. "Tamam, Selma sen çık."

Sekreter çıkarken gözlerini yine bana çevirdi. Dikkatle yüzüme bakıyordu. Aslında yüzümü inceliyordu da diyebilirdik. Hayatı boyunca beni bir kere bile görmediği için bu kadar büyüdüğüme şaşırmış olmalıydı. Evet büyümüştüm. Küçük bir çocuk değildim artık. Eskiden annemin onun için ağlamalarına susar ben de annemle birlikte ağlardım ama artık işler değişmişti, büyümüştüm ve babamdan hesap soracak yaşa gelmiştim. Buradaydım işte. Yıllardır yüzünü yakından görmediğim babamın karşısındaydım. "Ne oldu Arslan Bey, beni görmek sizi şaşırttı galiba?"Gözleri üzerimdeyken bir süre daha konuşmadı. Şaşkınlığı hâlâ geçmemişti galiba. "Ne işin var senin burada?"

Gözlerim öfkeyle yanarken karşısında güçlü görünmeye çalışıyordum. "Senden hesap sormaya geldim!"

"Ne hesabı, neden bahsediyorsun sen?"

"Sen çok iyi biliyorsun ne hesabı olduğunu!" Sert bakan gözleri üzerimdeyken ona duyduğum nefretle ahşap masasına elimi vurdum. "Söyle bakalım Arslan Bey, sen kimsin de bizi bu şehirden göndermeye çalışıyorsun?" Masasına vurmamla öfkelenirken ayağa kalkıp bağırmaya başladı, "Ne oluyor, kendine gel! Nerede olduğunun farkında mısın sen? Benim şirketime gelip de neyin hesabını sorduğunu sanıyorsun?"

"Neyin biliyor musun, annemi uzak yerlere sürdürmeye çalışmanın hesabını!"

Gözleri sinirden kısılırken bağırmaya devam etti, "Birgül gönderdi seni buraya değil mi? Aptal kadın! Seni buraya göndererek ne yapmaya çalışıyor?"Beni iyice öfkelendirirken dişlerimi sıkıp yine masaya vurdum, "Bana bak, annemin adını o pis ağzına alma ve onun hakkında doğru konuş! Yoksa kötü olur!" Bütün hıncımı kusmak için konuşmaya devam ettim. "Ne yapmak istediğini biliyorum. Annemi uzaklara sürdürüp bizden kurtulmak istiyorsun ama hâlâ anlamıyorsun. Tıpkı senin bizi istemediğin gibi biz de seni istemiyoruz. Bırak da istediğimiz yerde istediğimiz gibi yaşayalım. Bu seni neden rahatsız ediyor? Biz sana ne yaptık? Bugüne kadar gelip seni hiç rahatsız ettik mi? Neyin hırsı bu? Sen bizden ne istiyorsun ya? Rahat bıraksana bizi Allah'ın belası!"

Çatık kaşlarıyla beni dinlemeye devam ederken öfkeme yenilip masasında ne var ne yoksa yere savurdum ve parmağımı tehdit eder gibi salladım, "Bizden uzak duracaksın Arslan Vuralkan! Beni de annemi de rahat bırakacaksın. Eğer aynı şeyi yapmaya devam eder de bizi bu şehirden göndermeye çalışırsan, ecelinin gelmesini beklemem seni kendi ellerimle öldürürüm!" Büyük tehdidim onu güldürürken yere savurduğum eşyaların üzerine basarak yavaşça yanıma yaklaşmaya başladı, "Yazık! Birgül seni hiç iyi yetiştirememiş. Karşında kaç yaşında adam var ve sen yaşına bakmadan onu tehdit ediyorsun. Hem de ölümle."

"Sana annemin adını o pis ağzına alma demedim mi?" Sinirden ellerimin titrediğini hissederken öfkeyle bakan gözlerimi bir saniye bile gözlerinden ayırmıyordum. O da benden ayırmıyordu. Dediğimi hiç umursamadan, alayla sırıtarak yanımda durdu, "Burada beni tehdit edeceğine annenin yanına git de toparlanmasına yardım et. Malum yakında buradan gideceksiniz."

Ona doğru döndüm, "Biz hiçbir yere gitmeyeceğiz. Burada kalıyoruz. Bizi buradan göndermeye senin gücün yetmez!" Kafasını iki yana sallarken gülmeye devam etti. "Beni hiç tanımıyorsun."Hafiften sırıtırken omuzlarımı dikleştirdim, "Şerefsiz olduğunu bilecek kadar iyi tanıyorum seni, yetmez mi?" Yüzündeki gülüş silinirken bal rengi gözleri öfkeyle açıldı. "Sen kendini ne zannediyorsun!" diyerek bana vurmak için elini havaya kaldırınca Barlas aramıza girip bileğinden tutarak onu durdurdu, "Sakın ona dokunayım deme yoksa o elini kırarım!"

Barlas'ın tehdidi üzerine gözlerini ona dikerken elini Barlas'ın elinden kurtarıp aşağı indirdi. "Sen kimsin?" Soruyu Barlas'a sormuştu ama ben cevapladım. "Sana ne bundan? Kim olduğu seni ilgilendirmez!"

"Böyle bir serseriyle odama kadar geliyorsan ilgilendirir! Kim bu serseri, beni tehdit edecek cesareti nereden buluyor?"

"Bu kadar merak ettiysen tanıtayım kendimi!" Barlas sinirle babamın yakasına yapışacakken kolundan tutup onu durdurdum. "Dokunma şuna da şerefsizliği bulaşmasın sana!"

Babamın gözleri bana kayınca sinirini yatıştırmak için derin bir nefes aldı ve yavaşça bıraktıktan sonra konuştu. "Anlaşılan bazı gerçekleri bilmiyorsun. Dur anlatayım da annenin gerçek yüzünü gör." Konuşurken gergin görünüyordu. "Annen sana hamile kaldığında ona seni istemediğimi söylemiştim ama o inatla istemediğimi söylememe rağmen seni doğurdu. Kendini garantiye almak için seni kullandı. Çünkü benden bir çocuğu olursa onunla evleneceğimi düşünüyordu. Düşündüğü olmayınca hayal kırıklığına uğradı. Şimdi ben annenle evlenmedim diye mi şerefsiz oluyorum ha?" diye sorunca öfkeyle soludum. Annem hakkında söyledikleri beni zıvanadan çıkartmıştı. Daha fazla dayanamayıp onu omuzlarından geri ittiğimde, "Hayır, annemin böyle bir düşüncesi yoktu!" diye bağırdım.

Sendeleyip düşecek gibi olunca kendini düzeltip kaşlarını çattı. "Böyle bir düşüncesi olmasa gayrimeşru bir çocuğu dünyaya getirir miydi hiç?"

"O beni aldırmak istedi ama kıyamadı. Senin aksine dünyaya gelmemi istedi. Annelik duygusunu tatmak istediği için doğurdu beni. Seninle evlenebilmek için değil!" Neredeyse ağlayacaktım ama karşısında güçsüz görünmemek için kendimi tutuyordum."Sana böyle mi dedi? Gerçekten buna şaşırmadım ama hakkını da yemeyelim, iyi kandırmış seni."

"Beni kandırmadı!"Güldü. "Yazık sana, büyük kandırılmışsın."Gözlerim dolmaya başladığında artık ne diyeceğimi bilmiyordum. Bir an önce çekip gitmek istiyordum buradan. Ona daha söyleyecek çok şeyim vardı ama beni o kadar sinirlendirmişti ki burada kalmak istemiyordum. Söyledikleri beni sinirden ağlatacaktı. Gözümden yanağıma yaş düşecek gibi olunca bunu görmemesi için kafamı yere eğdim.

Barlas bunu fark edince babamın karşısında ağlamak istemediğimi anladığı için onu susturmaya çalıştı. "Kes sesini artık!"

"Neden? Gerçekleri öğrenmek Öykü'nün de hakkı değil mi? Buraya gelmiş bana hesap soracağına gitsin de annesine onu neden kandırdığının hesabını sorsun önce!"

"Kapat o çeneni artık! Senden nefret ediyorum!" Tutmaya çalıştığım yaşlar kafamı kaldırıp ona bağırmamla yanaklarıma süzülürken, Barlas elimden sıkıca tutup beni odadan çıkardı.Sinirlerim yatışmamıştı, merdivenlerden inip dışarı çıktık. Arabaya doğru yürürken hâlâ ağlamaya devam ediyordum. Ben buraya ondan hesap sormaya gelmiştim ama o beni ağlatmıştı. Kendime kızıyordum, bu kadar mı güçsüzdüm? Yüzünü ilk defa yakından gördüğüm ve nefret ettiğim babamın karşısında ağlayacak kadar mı?Arabanın yanına geldiğimizde Barlas durup bana döndü ve yüzüme baktı. Güçlü görünmeye çalışan kız, karşısından salya sümük ağlarken buna üzüldüğü gözlerinden belli ediyordu. Sanki ağlamam ona acı veriyor gibiydi. Onu ilk defa böyle görüyordum.

Kahverengi gözleri beni böyle gördüğü için hüzünle bakmaya devam ederken beni kendine çekti ve başımı göğsüne yaslayıp kulağıma fısıldadı. "Ağlama, buna dayanamıyorum."Söylediği şeyle daha çok ağlamaya başlamıştım. O adamın söyledikleri geliyordu aklıma. Sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Nasıl annem hakkında böyle konuşabilirdi? Yoktu öyle bir şey. Annem kendini garantiye almak için beni doğuracak bir kadın değildi. Uzunca bir süre ağladıktan sonra kendimi geri çekip Barlas'a baktım. "Gitmek istiyorum, götür beni buradan."

Gözleriyle beni onaylayıp yanaklarımdaki yaşları sildi ve arabanın kapısını açıp beni yerime oturttu. Kendi de yerine geçip oturunca arabayı çalıştırıp bizi oradan uzaklaştırdı.Kafamı yanımdaki cama yaslamış düşünürken sahil kenarına geldiğimizi fark etmemiştim. Arabayı durdurup elini omzuma koyunca irkilip ona baktım. "Daha iyi misin?" Derin bir nefes alıp verdikten sonra kafamı önüme çevirdim, "İyiyim." O da benim gibi kafasını önüne çevirdiğinde denizi seyretmeye başladı, "Seni buraya neden getirdim biliyor musun?"

"Neden?"

"Ben kendimi kötü hissettiğimde genellikle sahile gelirim. Denizi seyretmek terapi gibi gelir bana, rahatlatır. Aklımdaki düşünceleri dalgasıyla birlikte sürükler, yerine huzuru bırakır. İyi gelir yani bana burası."

Kafasını bana döndürdüğünde gözlerimin içine baktı. "Sana da iyi geleceğini tahmin ettim. İşte o yüzden getirdim seni buraya. İyi olman için. Seni böyle kötü görmek istemediğim için." Gözleri derin ve anlamlı bakarken bakışlarımı ondan kaçırdım, "Babamdan intikam almadığım sürece iyi olmam ben Barlas, olamam. Nasıl biri olduğunu gördün işte. Böyle bir babam varken nasıl iyi olabilirim ki? Beni nereye götürürsen götür asla iyi olmayacağım."

"Burasının sana iyi gelmeyeceğini mi söylüyorsun yani?" Tekrar ona baktım. "Hayır, öyle bir şey söylemiyorum. Deniz bana da huzur veriyor ama benim bugün yaşadıklarımı unutmaya ihtiyacım var. Başka türlü iyi olamam ben."

"Tamam, madem böyle istiyorsun buna bir çözümüm var. Bekle bir dakika," deyip arabadan çıkarak bagajdan bir şey alıp geri döndü. Elinde iki tane teneke kutu vardı. Oturduğu gibi bir tanesini bana uzattı. "Al bakalım, iç şunu." Şaşkınca elindeki kutuyu aldığımda hafiften sırıttım. "Sarhoş olmamı mı istiyorsun?"

"Evet, ama biraz, çok değil. Bu sana bugün olanları unutturmaz ama en azından umursamamanı sağlayabilir. Tabii sadece bugünlük... Yarın yine umursamaya devam edersin." Sırıtmaya devam ederken kutuyu açıp bir yudum içtim. Daha önce istemeden sarhoş olmuştum ama şimdi gerçekten sarhoş olmak istiyordum. Çünkü babamın dediklerini unutmak istiyordum. İçkinin tadı alışık olmadığım bir şey olduğu için yüzümü ekşitip Barlas'a baktığımda. "Sürekli arabanda bulunduruyor musun bundan?" diye sordum.

"Ne o, çok beğendin de böyle durumlarda içmek istediğin için mi soruyorsun bunu?" diye sorunca gülümseyip bir yudum daha içtim. "Hayır, tabii ki sadece merak ettiğim için soruyorum." İğrenç bir şeydi bu. İnsanlar bunu nasıl içiyordu hiç anlamıyordum?Barlas elindeki kutunun kapağını açıp bir yudum içtikten sonra sorumu cevapladı, "Arada benim de ihtiyacım oluyor." Yüzüne bakmaya devam ederken, "Şu anda da ihtiyacın olduğu için mi içiyorsun?" diye sordum.

Bir yudum daha alıp kafasını iki yana salladı. "Hayır, sana eşlik etmek için içiyorum. Malum bunu tek başına içmek pek bir anlam ifade etmiyor." Gülümsediğimde arkama yaslanıp denizi seyrederek içmeye devam ettim. "Umarım çok sarhoş olmam."

"Bir kutudan bir şey olmaz merak etme."Bir süre sessizce içkilerimizi içip denizi seyrettikten sonra Barlas merakla bana baktı, "Nasıl, şimdi kendini daha iyi hissediyor musun?" Kafamı hafifçe sağa sola oynattım, "Hayır, hâlâ o şerefsizin söyledikleri kulaklarımda." Kutudaki son yudumu içip Barlas'a baktığımda elimdeki boş kutuyu gösterdim, "Bir tane daha alabilir miyim? Kendisi denizden daha çok işe yarayacak gibi görünüyor." Şaşkınca güldü. "Ne ara bitirdin sen onu?" Omuz silkerken dudaklarımı büktüm, "Bilmem." Gülmeye devam ederken neredeyse bitmiş olan kutusunu bana uzattı, "Al bunu iç."

"Hayır, ben onu istemiyorum yeni bir tane istiyorum," diyerek itiraz ettim. Yavaş yavaş sarhoş olmaya başlıyordum galiba. Hafiften başım dönüyordu. Yine aç karnına içtiğim için çarpmıştı herhalde. "Olmaz, ikinciyi içecek kadar güçlü bir bünyen yok," deyince omzumu silktim, "Ya getirir misin şunu?"

"Olmaz diyorum!"

"Peki, sen getirmiyorsan ben alırım o zaman," diyerek elimdeki boş kutuyu arka koltuğa attıktan sonra arabadan çıkıp bagajı açtım ve içinden üç kutu daha içki alıp tekrar yerime oturdum.

Barlas elimdekileri görünce alayla gülmeye başladı. "Sen kendine çok güveniyorsun galiba?"

"Evet, bence sen de güvenmelisin."

"Araba kullanacağımı unutuyorsun.""Ha doğru pardon," deyip kutulardan ikisini kucağıma bırakıp birini açıp içmeye başladım. Tadını sevmesem de şu an saçma bir şey yapıp sarhoş olmaya çalışıyordum. Babamın söyledikleri yüzünden bunu yaptığıma inanamıyordum. Kendimi aşmıştım.Hava hafiften kararırken içkimi yudumlayıp söylenmeye başladım. "Öldüreceğim ben bu herifi ya! Başka çarem yok. Evet, kesin öldüreceğim. Neyle öldürsem acaba? Neşter olur mu? Bence öldürmek için güzel bir alet." Barlas söylediklerime gülerken kafamı ona döndürüp baktım.

"Neye gülüyorsun sen ya?"

"Sana," deyince bakışlarımı sertleştirdim. "Ne varmış benim halimde, hiç mi içki içen insan görmedin?"

"Gördüm de senin kadar saçmalayanını görmedim. Neşterle adam öldürmek de nedir?" Omzumu silktim, "Benimki gibi bir baban olsaydı sen de neşterle öldürmek isterdin!" Hâlâ güldüğünü görünce sesimi yükselttim, "Barlas, kes şunu sinirlerimi bozuyorsun!" Dudaklarını birbirine bastırıp kafasını başka tarafa çevirince içkimi içmeye devam ettim. Ne yani neşterle adam öldürmek isteyen bir ben mi vardım bu dünyada? Herkesin adam öldürmek için farklı yöntemleri ve fikirleri olabilirdi, benimki de buydu.

Barlas gülmeye ara verip bana baktı, "İçki sana pek yaramadı herhalde? Şu an babanı umursamaman gerekirken sen onu öldürmekten bahsediyorsun. Artık içmesen mi acaba?" işaret parmağımı kaldırıp iki yana sallamaya başladığımda, "Hayır, devam edeceğim," dedim. O şerefsizin söylediklerini unutana kadar devam edecektim.Ben içkimi içmeye devam ederken Barlas denizi izliyordu. Nereden aklıma geldiğini bilmediğim soruyu sormak için ona baktığımda bitirdiğim kutuyla oynamaya başladım. "Barlas, ben bir şeyi merak ediyorum. Sen beni neden çetene almayı kabul ettin?"

Sorumla şaşkınca bana baktı, "Bu nereden çıktı şimdi?"

"Hiç, birden aklıma geldi."Elindeki içkiden bir yudum aldıktan sonra tekrar denize baktı. Bakışları değişmişti. Birkaç saniye bekleyip öyle cevap verdi."Aslında almayı düşünmüyordum ama babana karşı kötü olmak istediğini söyleyince ona karşı nefretini gördüm gözlerinde. Sanırım bu yüzden kabul ettim çeteye girmeni. Nefretin ve intikam hırsının ne demek olduğunu çok iyi biliyorum çünkü."

Şaşırdım, "Nereden biliyorsun, senin de intikam almak istediğin biri mi var yoksa?" Gözleri kısılırken elindeki kutuyu sıktığını fark ettim. "Evet var!" Tam tahmin ettiğim gibiydi. "Kim peki?"Cevaplamayacak gibi görünüyordu. İçki kutusunu kafasına dikip içindekini bitirdikten sonra bakışlarını bana çevirdi. "Buraya benden mi konuşmaya geldik Kaktüs?" Söylemiyordu işte. Ne olurdu sanki söylese? "Sadece merak ettim. Yani demek istediğim hakkında pek bir şey bilmiyorum, bu yüzden de öğrenmek istiyorum."

"Merak etme, çeteye girdiğinde her şeyimi öğrenirsin."

"Girmeden öğrenemez miyim?"

"Hayır."

"Bu ne saçmalık ya?" dediğimde elimdeki boş kutuyu yine arka koltuğa atıp kucağımdakini açtım. Barlas uzanıp onu ve kucağımdaki diğer kutuyu elimden alarak, "Bu kadar yeter, sabah ayılamayacaksın!" dedi. Sinirle dudaklarımı büzdüm. "Of! Rahat bırak beni Barlas. İçmek istiyorum, içip unutmak istiyorum her şeyi." Tadını beğenmiyordum ama yavaş yavaş o adamın söylediklerini umursamamama neden olduğu için hoşuma gitmişti."Olmaz, daha fazla içmene izin veremem," deyince omzumu silktim, "Senden izin isteyen yok zaten, ver şunu!" diyerek açık kutuya uzandığımda ikisini de arkasına sakladı, "Hayır dedim!"

İlla uğraştıracaktı beni. Koltuğumda biraz yana kayıp arkasına doğru uzandığımda hâlâ direniyordu. "Ya ver şunu Barlas!" diyerek almak için daha çok uğraşırken ona bakmamla kalbim duracakmış gibi oldu. Şu an ikimizin yüzü de birbirine çok yakındı ve bu beni heyecanlandırmıştı. Gözlerime hayranlıkla bakıyordu. Büyülenmiş gibiydi. Ben de öyleydim. Kalbim, ruhum, bedenim bir bakışla büyülenmişti. Saniyelerce bu şekilde kalmamıza rağmen geri çekilmiyordum. Gözlerine doya doya bakmak, bakışlarıyla ne anlatmak istediğini anlamak istiyordum. Hep bakmak istiyordum. Sürekli bakmak, bitap düşene kadar bakmak... Seviyordum çünkü.

Onunla olmayı, ona sarılmayı, en çok da gözlerine bakmayı seviyordum. Saniyeler geçtikçe daha çok seviyordum. Şu an bu şekildeyken gözlerimi ondan ayırmak istemiyordum.İkimiz de sessizce birbirimizin gözlerine bakmaya devam ederken Barlas'ın bakışları birden dudaklarıma kaydı. Yavaşça dudaklarını dudaklarıma yaklaştırırken gözlerimi neden kapattığımı bilmeden kapatıp öpmesini bekledim. Kalbim öylesine hızlı çarpıyordu ki yerinden çıkacaktı neredeyse. Avuçlarım terliyordu. Beni öpmesini beklerken çalan telefonumun sesiyle gözlerimi açtım. Dudakları dudaklarıma değecekken bir anda kendini geri çekti.

Telefonumu çıkarıp baktığımda annemin aradığını gördüm. Merak etmişti beni. Şu an pek konuşacak durumda olmadığım için meşgule atıp telefonu tekrar cebime soktum ve ben de kendimi geri çektim. Barlas beni izlerken gözlerimi ona çeviremiyordum. Az önce neredeyse öpüşecek olduğumuz için utanmıştım."Kimdi o?"

"Annem."

"Neden açmadın?"

"Açmak istemedim," deyip önümdeki cama bakarak avucumu ona uzattım, "Şu kutuyu bana verir misin?"

"Hayır." Sinirlendiğimi hissederek arabadan çıktım. Biraz başım döndüğü için yalpalaya yalpalaya yürüyüp bagajdan bir kutu daha içki aldım. Arabanın önüne geçerek kaputun üzerine oturdum. Vermezse ben de böyle yapardım işte. Kutunun kapağını açıp içmeye başladığımda Barlas da arabadan çıkıp yanıma geldi. "Hiç söz dinlemiyorsun Kaktüs?" Yüzüne bakmadan, "Hiç de bile..." dediğimde ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Elimle ağzımı kapatıp ona baktığımda sert bakışlarına maruz kaldım. "Belli oluyor. Sana bunu sarhoş ol diye değil, iyi ol babanı kafana takma diye verdim ama sen bokunu çıkardın! Neden sözümü dinleyip bir kutuda kalmıyorsun ki?"

Omuz silkerek elimdeki içkiden bir yudum daha içtim. Bunu görünce sabır dilenir gibi nefes alıp benim gibi kaputa oturdu ve denizi izlemeye başladı. Sarhoşluğumun etkisiyle, aklıma gelen şeye gülmeye başladığımda Barlas'a bakıyordum. "Biliyor musun benim sesim çok güzeldir." Kafasını bana çevirip tek kaşını kaldırarak bakmaya başladığında gülmeye devam ettim, "Sana şarkı söyleyeyim mi?" Cevap vermeden suratıma bakmaya devam edince aklıma ilk gelen şarkıyı söylemeye başladım.

Gönül gözüm kapalı Bilerek sana yazılıyorum

A penceresi aralı Her yerine bayılıyorum

Yavrum baban nereli Nereden bu kaşın gözün temeli

Sana neler demeli Ay seni çıtır çıtır yemeli

Sesimden rahatsız olunca kaşlarını çatıp, "Kızım ne söylüyorsun sen? Kapat ağzını insanlara rezil olacağız şimdi," dedi. Beni susturduğu için sinirlenirken, "Ne rezil olması ya, ne güzel şarkı söylüyorum işte," dedim."İyice sarhoş olmuşsun sen belli. Yoksa bu sesle şarkı markı söylemezdin," deyince, "Ne varmış benim sesimde? Billur gibi sesim var işte daha ne istiyorsun?" diyerek hıçkırıklarım eşliğinde şarkıyı söylemeye devam ettim.

Kafasını kaldırıp sabır dilendi ve indirip tekrar bana baktı. "Sus ya, valla sinirlerimi bozuyorsun!" Onu dinlemeden şarkıyı söylemeye devam edince eliyle ağzımı kapatıp beni susturdu. "Bak hâlâ..." dediğini umursamadan yine şarkıyı söylüyordum ama eliyle ağzımı örttüğü için ne dediğim anlaşılmıyordu. "Sussana kızım!" Susmamam onu sinirlendirince bu sefer tehdit etti. "Bak sus yoksa seni denize atarım!"

Bu kez susup anlamsızca yüzüne bakarken, "Ne oldu ya, şarkıyı mı beğenmedin?" diye sordum boğuk çıkan sesimle. Birkaç saniye ters ters bakıp * Sezen Aksu "Kaçın Kurası" elini ağzımdan çektikten sonra denize baktı. "Sana bir daha içki içirenin..."Ne güzel şarkı söylüyordum, ne istiyordu anlamamıştım. Bunu da memnun etmek zordu. İçkiden midir yoksa bugünün yorgunluğundan mıdır bilmem başım ağrımaya ve dönmeye başlayınca içmeyi bıraktım. Biraz da midem bulanıyordu. Neredeyse kusacaktım. Uzun bir süre sessiz kalınca Barlas kafasını çevirip bana baktı, "Artık eve götüreyim mi seni?"

"Hayır!" Gitmek istemediğim için bunu biraz yüksek sesle söylemiştim."Peki, biraz daha kalalım o zaman," deyince başımın ağrısından ellerimle şakaklarıma masaj yapmaya başladım. Barlas bunu fark edince gülümsedi. "Ne oldu, başın mı ağrıdı?"

"Hı hı," dediğimde bana doğru dönüp kafamı kendine çevirdi ve ellerimi aşağı indirip kendisi şakaklarıma masaj yapmaya başladı. Bunu yapmasıyla gözlerimiz kesişince bana neden bu kadar yardım ettiğini düşündüm. Çok mu değerliydim onun için? Neden yapıyordu bunu? O da benden hoşlanıyor olabilir miydi acaba? O yüzden mi bu kadar düşünceliydi? Az önce beni neredeyse öpecekti, bu benden hoşlandığını mı gösteriyordu? Sarhoş olduğu için öpmek istememişti umarım. Ama ya öyleyse, ya onun için öpmek istediyse? Of! Aklım karmakarışıktı. Nasıl anlayacaktım benden hoşlandığını?Bir süre sonra Barlas'ın elleri şakaklarımdan yanaklarıma kayınca donduğumu hissettim.

Kalbim yine yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlarken gözlerimi ondan kaçırdım. Yine beni öpmek gibi bir şey düşünüyorsa eğer yüzüne bakamazdım."Gözlerime bak Kaktüs."Kahretsin! Utanıyordum ve yüzüne bakmak istemiyordum. Sarhoştum da utanmamam gerekmiyor muydu? Ama yapmalıydım. Bana karşı bir his besleyip beslemediğini anlamak için ona bakmalıydım. Başka türlü anlayamazdım. Dediğini yapıp yavaşça gözlerimi ona çevirdiğimde uzun uzun gözlerimi seyretti. Akşam rüzgârı hafiften esip saçlarımı dağıtırken ben de onun gözlerini izliyordum. Bir insan bu kadar güzel bakabilir miydi? Tüm hücrelerim titremişti. Eriyordum. O bana böyle bakınca ben eriyordum. Sevgimi iliklerime kadar hissediyordum. Benim olsun istiyordum, bu gözlerin sahibi benim olsun, bir tek bana böyle baksın istiyordum. Hissettiklerimin karşılığı olsun, beni sevsin istiyordum.

Gözümün önüne düşen saçlarımı parmaklarıyla kulağımın arkasına sıkıştırıp dudaklarını bana doğru yaklaştırdığında beni öpecek hissiyle yine gözlerimi kapattım. Sıcak dudakları alnıma değdiğinde nefesimi kontrol etmeye çalışıyordum. Heyecandan bayılacaktım. Vücuduma garip şeyler oluyordu. Mideme kramplar girmiş, ellerim ise buz gibi olmuş titriyordu. Şu an ne baş ağrım ne de mide bulantım vardı, hepsi bir anda yok olmuştu. Etkisi altındaydım. Gözlerimi açıp bu büyülü anı bozmak istemiyordum. Bana daha önce hissetmediğim duyguları hissettirdiği için bu şekilde durmak, onu hissetmek istiyordum.Barlas başparmağıyla yanağımı okşamaya başladığında gözlerimi açıp onun gözlerine baktım. "Biliyor musun Kaktüs, hayatımda ilk defa bir şey için pişmanlık duyuyorum."

Merakla gözlerine bakarken bunun ne olduğunu düşündüm. Beklemeden cevap verdi "Sana yaptıklarım için..." derin bir nefes alıp konuşmaya devam ederken ellerini yanaklarımdan indirdi "Bunun için o kadar pişmanlık duyuyorum ki zamanı geri alma gibi bir şansım olsa inan bir saniye bile beklemez geri alırdım. Yaptıklarımın açıklaması olamaz. Ben pisliğin tekiyim! Sana yaptığım şeylerin hiçbirini hak etmemene rağmen canını yaktığım için kendime çok kızıyorum. Nasıl yaptın diyorum? Nasıl kıydın? Hayatımda ilk defa bir kıza işkence yaptım. Ve bunun bedelini şimdi çok ağır ödüyorum. Çektiğim vicdan azabı işkence gibi geliyor bana. Biliyorum, bunu hak ediyorum. Aslında sana yaptıklarımdan sonra her şeyi hak ediyorum. Hak etmediğim tek bir şey var. Sensin. Ben seni hiç hak etmiyorum... Ama durum şu ki, senden de gidemiyorum. "

Hiçbir şeyden pişman olmayacağını söyle yen çocuk karşımda bana yaptıkları için pişman olduğunu söylerken oldukça şaşkındım. Deli gibi pişmandı. Bunu gözlerinde görüyordum.Yüzü yüzüme yakınken konuşmasına fısıldayarak devam etti. "Şaşkın olduğunu biliyorum ama gerçek bu Kaktüs. Bu serseri çocuk pişman... Köpek gibi pişman hem de! Şimdi sen ne yap biliyor musun? Bence onu affet," deyip kesik attığı yanağımdan öptü.

Beni öpmesiyle bütün vücudum uyuşurken bu sefer dudaklarını dudaklarıma indirdi ve beni dudaklarımdan öpmeye başladı. Gözlerimi yummuş öpüşüne acemice karşılık vermeye çalışırken bu sefer bütün vücudumun titrediğini hissediyordum. Az önce erimek mi demiştim ben? Asıl erimek buydu. Dudakları dudaklarımdayken ölüyordum. Kalbim öylesine hızlı çarpıyordu ki bunu tüm dünya duyabilirdi. İlk öpücüğümü çalan çocuk burada, beni tekrar öperken zaman dursun istiyordum. Öyle güzel öpüyordu ki dokunuşları narindi. Hiç bitmesin istiyordum ama kısa sürmüştü. Dudaklarını dudaklarımdan çektiğinde gözlerimi açıp gözlerine baktım. Yine beni bitiren o bakış...

Utandığımı hissedince hemen başımı boynuyla omzu arasındaki boşluğa gömdüm. Uzun bir süre yüzüne bakmamayı planlıyordum. Bunu yapmamla gülümsediğini hissedince daha da utandım. Eminim şu an yüzüm kıpkırmızı olmuştu."Kaktüs, yüzüme bak." Kafamı hafifçe iki yana sallarken, "Hayır," dedim.

Gülümsemesi kahkahaya dönüşürken ne yapacağımı bilemez halde öylece duruyordum. Utanıyordum ve kaçacak hiçbir yerim de yoktu. "Utandın mı sen?" Ne diyecektim ki? Evet dersem daha çok utanırdım. Gerçi daha ne kadar utanabilirdim ki? Gülmeyi kestiğinde ciddi bir tavra büründü. "Sarhoş olduğun için utanacağını hiç düşünmemiştim." Ben de düşünmemiştim ama olmuştu işte. Çok utanıyordum."Bana bak Kaktüs, sakın yarın öpüştüğümüzü hatırlamazdan gelme yoksa bozuşuruz." Söylediği şeyle yutkunup cevap verdim. "Niye, dalga mı geçeceksin?"

"Evet,"Of ya! Dalga geçmek zorunda mıydı? Böyle bir şeyin dalgası mı olurdu? "Sarhoş olduğum için hatırlamayabilirim, sen de hatırlamayabilirsin," dediğimde güldü, "Hayır, hatırlarım. Çünkü bana bu anı hiçbir şey unutturamaz."

Harika! Şimdi kim bilir nasıl dalga geçecekti benimle? Şu an iyi ki yüzüne bakmıyordum. Baksam gözlerimi kaçırmak için yer arardım. Bu konunun böyle devam edip uzayacağını bildiğim için utancımdan hemen konuyu değiştirmeye çalıştım, "Demek bana yaptıkların için pişmansın ha?" Birkaç saniye cevap vermedi ve kollarını belime dolayıp vücudumu vücuduna bastırdı, "Evet, hem de çok."

"Boşuna senden nefret etmemişim, yaptıkların gerçekten kötü şeylerdi." Şaşırmış gibi yaptı. "Benden nefret mi ediyordun? Bunu bilmiyordum. Şu anda söylüyor olman da ilginç." Dalgasıyla omzumu silktim. "Şu an söylüyorum çünkü sarhoşum."

"Sarhoş olmasan saklayacaktın yani benden?" Alnımı omzuna vurup, "Dalga geçme!" dedim. Güldü, "Madem sarhoş olduğun için bilmediğim şeyleri söylüyorsun söyle bakalım başka ne saklıyorsun benden, bilmediğim ne var?"

"Hemen söylüyorum seni..." Son anda söylemeye çalıştığım şeyin farkına varıp sustuğumda alt dudağımın kenarını ısırdım. Az kalsın ona onu sevdiğimi söylüyordum. İnanamıyorum, ne yapıyordum ben böyle? Sarhoş olduğum için ağzımdan kaçıracaktım neredeyse. Bu kadar çok mu sarhoş olmuştum cidden? Umarım cümlenin devamını sormazdı bana. Tedirgin bir şekilde beklerken başımı boynundan kaldırmadım.

Barlas konuşmayacağımı anlayınca, "Evet, devam et Kaktüs. Seni ne?" diye sordu.Şimdi bitmiştim işte! Ne diyecektim? Hayatta cümlenin devamını getiremezdim. Bir şey bulmam gerekiyordu. Başka bir şey söylemeliydim. Aklıma ondan sakladığım başka bir şey daha gelince, "Hiç, sadece seni bir konuda kandırdığımı söyleyecektim," dedim.

Bir anda böyle söyleyince şaşırdı, "Kandırmak mı? Hangi konuda?" Tebessüm etmeye başladığımda sorusuna cevap verdim, "Hani görevlere başlamadan önce bana bir güven testi uygulamıştınız ya, işte ben o güven testinde kandırdım seni. Sizi polise ihbar etmediğimi sanıyordun ama gerçek öyle değildi, ihbar etmiştim ben sizi."

Bunu saklamam gerekirken söylemiş olmam aptalcaydı ama yapmıştım işte. Sarhoş olduğum için umursamamıştım. Sırf onu sevdiğimi söylememek için kandırdığımı söylemiştim. Buna ne tepki vereceğini bilmeden söylemiştim hem de.

Barlas söylediğim şeyle bir süre bekleyip belimdeki kolunu gevşetince geri çekilip sert bir şekilde yüzüme baktı.

"Ne?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.