İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 14 · 30 dk okuma

ÇETE

Bölüm 14

14.Bölüm

Başımı cama yaslamış geçtiğimiz yolları izlerken Yaver denilen o pisliği düşünüyordum. O çok tehlikeli bir adamdı. Yapacakları ve yapabilecekleri beni korkutuyordu. Söyledikleri aklıma geldikçe korkum artıyor, nefes alamıyormuşum gibi hissediyordum. Özellikle de benim peşimde olduğunu söylemesi korkumu en üst raddeye taşıyordu. Barlas'la sevgili olduğumu düşündüğü için beni kafaya taktığını düşünüyordum.

Barlas arabayla beni evimin önüne getirdiğinde camdan dışarı bakmaya devam ediyordum. Geldiğimizi bile fark edememiştim. Barlas elini omzuma koyup, "Geldik Kaktüs," deyince irkilerek ona baktım. Fabrikada olanları henüz atlatamadığım için gergindim. Hele Yaver'in fabrikadan çıkarken attığı o tehlikeli bakış gözümün önünden hiç gitmiyordu. Barlas, "İyi misin?" diye sorunca birkaç saniye cevap veremedim. Bunu ben de bilmiyordum. Sanırım değildim. O herif hayatımızdan çıkana kadar da olmayacaktım. Sorduğu soruya cevap vermeden çantamı alıp, "Bıraktığın için sağ ol," diyerek arabadan çıktığımda Barlas da peşimden çıkıp yanıma geldi ve beni durdurmak için kolumdan tuttu.

İyi olmadığımı anlamıştı. Beni kendine doğru döndürüp yüzümü incelemeye başladı. "İyi görünmüyorsun. Annen seni bu şekilde görmesin."Gözlerim dolmaya başlayınca Barlas'ın bunu fark etmemesi için kafamı yere eğdim ve gözyaşlarım yanaklarıma süzülmesin diye kirpiklerimi kırpmamaya çalıştım. Beni bu halde görmesini istemiyordum. Bizi o adamdan kurtarmaya çalışıyordu, gergindi. Bir de beni bu halde görüp iyice gerilsin istemiyordum. Güçlü görünmeliydim. O güçlüydü. Çetesine girecek kişinin de öyle olmasını isteyeceği için dolan gözlerimi ondan saklıyordum ama eliyle çenemden tutup yüzümü kaldırınca, "Korkuyor musun?" diye sorduğu soru yüzünden kendimi daha fazla tutamayıp yanaklarımı gözyaşlarımla ıslattım.

Cevabım belliydi. Kafamı hafifçe aşağı yukarı sallayıp, "Evet!" dedim.Üzülmüştü. Hiç beklemediğim bir hareketle yüzümü avuçlarının arasına alıp gözlerimin içine baktı. "Korkma. Ben yanındayım." Yanımda olması bana güç veriyordu ama korkumu azaltmıyordu. "Evet, şu an yanımdasın ama her zaman olamazsın. O adamlar peşimizde Barlas, er ya da geç dediklerini yapıp bizi almaya gelecekler. Onlar geldiklerinde yanımda olmayabilirsin!"

Yanaklarıma düşen gözyaşlarımı başparmaklarıyla silerken, "Bu yüzden korkmana gerek yok, sana söz veriyorum kimse sizi almaya gelmeyecek. Buna izin vermeyeceğim!" dedi."Nasıl yapacaksın bunu? Onları durduramazsın ki!"

"Bana güven, durduracağım ve sizi onlardan kurtaracağım." Çantamı yere bırakıp ellerimi onun yanaklarımdaki ellerinin üzerine koyduğumda, "Güveniyorum zaten," dedim. Bir kez bizi onların elinden kurtarmıştı. Şimdi de yapabilirdi. Yapacağından emindim."O zaman rahatla ve eve gir, annen seni daha fazla merak etmesin."Girecektim ama önce yapmam gereken bir şey vardı.

Ellerimi ellerinden çekip kollarımı boynuna doladığımda ona sarılabileceğim en sıkı şekilde sarıldım. Bunu içimden geldiği için yapıyordum. Kötü biri olduğunu düşünsem de içinde bir yerlerde iyiliğin var olduğunu biliyordum. İşte o iyilik sayesinde bize yardım ediyordu. "Yardımın için teşekkür ederim Barlas."

Birkaç saniye sesini çıkarmadan öylece durduktan sonra kollarını belime doladı. Hareketim onu şaşırtmıştı galiba. Benden bunu beklemiyordu. Aslında ben de kendimden böyle bir şey beklemiyordum ama ona sarılmak istemiştim. İçimdeki anlamlandıramadığım hisle, ona yakın olmak istediği için yapmıştım bunu.Kokusu burnuma dolarken gözlerimi kapatıp gülümsedim. Niye gülümsediğimi bilmiyordum, galiba ona sarılmak beni mutlu etmişti. Aslında sadece mutlu değil aynı zamanda heyecanlandırmıştı da. Ona yakın olmak güzeldi. Verdiği heyecan duygusu o kadar hoşuma gitmişti ki ayrılıp eve girmek istemiyordum.

Bana ne oluyordu anlayamıyordum. Şu an kalbim sanki bana ait değilmiş gibi hızla çarpıyordu. Daha önce de bu şekilde çarpmasına rağmen bu seferki bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi.Annemi daha fazla bekletip de meraklandırmamak için kollarımı Barlas'ın boynundan ayırıp yüzüne baktım, "Artık gitsem iyi olacak." Tek kolu belimdeydi hâlâ, gözlerime bakıyordu. "Git ve dinlen. Ben bu gece burada, arabada kalacağım."

"Ne... Neden?" diye sordum."Korktuğun için."İtiraz ettim. "Olmaz öyle şey! Böyle bir şey yapmak zorunda değilsin."

"Evet değilim ama yapmak istiyorum."

"Barlas ama bu..."

"Boşuna konuşup da kendini yorma istersen çünkü kararlıyım. Ne söylersen söyle vazgeçmeyeceğim. Bu gece burada olursam rahat bir şekilde uyuyacağını biliyorum ve kalmak istiyorum." Beni düşünmesi hoşuma gitmişti ama zaten bir sebebi yokken bizi koruyordu, bir de burada kalıp benim için uykusuz kalmasına izin veremezdim. "Sana borçlanıyorum Barlas, yapma lütfen."

Güldü. "Ne borcu? Borç falan yok.""Bu yaptıklarının karşılığını ödemem lazım sana ama." "Karşılığını ödemeni istemiyorum ki. Ben yaptığım her şeyi senin için yapıyorum... İyi olman için." Söylediği şeyle gözlerim yine dolmaya başlayınca hafifçe tebessüm etti ve başımı göğsüne yaslayıp eliyle saçlarımı okşadı. Bu şekilde öyle huzurluydum ki... Gözlerim kapanırken bana yaptıklarından dolayı nefret ettiğim bu çocuğun beni böylesine huzurlu hissettirmesine şaşırıyordum.

Bu nasıl mümkün olabilirdi? Kafam o kadar karışıktı ki sorularıma cevap bulamıyordum. Barlas saçlarımı okşamaya devam ederken çalan telefonum onu durdurdu. Gözlerimi açıp kendimi geri çektiğimde trençkotumun cebinden çıkardığım telefonda arayana baktım. Annemdi. Eve geç geleceğimi haber vermediğim için merak etmişti tabii. "İçeri girmeliyim," dedim.

"Tamam, gir," deyip yerdeki çantamı alıp bana uzattı. Uzattığı çantayı gülümseyerek aldığımda, "Hoşça kal," deyip arkamı döndüm ve kapıya doğru yürüyüp hemen eve girdim. Kapattığım kapıya yaslanmış aptalca gülümsemeye devam ederken geldiğimi anlayan annem mutfak kapısından kafasını uzatıp bana baktı. Sinirli görünüyordu. "Öykü, bu saate kadar neredesin sen? Arıyorum açmıyorsun da!" Gülümsemem suratımdan silinirken çantamı yere bıraktım. "Aysunlardaydım anne."

"Neden haber vermedin?"

"Çok kalacağımı düşünmüyordum ama muhabbet koyulaşınca vaktin nasıl geçtiğini anlamamışım. Üzgünüm," deyip yanağından öptüm. Bu onu yatıştırır diye düşünüyordum. İşe yaramıştı. Çatık kaşları düzelirken, "Peki, bir daha olmasın," dedi. "Merak etme anne, bir daha olmaz," dediğimde arkasını dönüp yarım bıraktığı salata malzemelerini doğramaya devam etti. "Ellerini yıka da gel yemek yiyelim." Ne kadar acıktığımı ve bütün gün hiçbir şey yemediğimi o an fark ettim. Ellerimi yıkayıp sofraya oturdum.

Çorbamı içmeye başladığımda aklıma bir anda Barlas'ın da aç olabileceği ihtimali geldi. Yediğim yemeklerden ona da götürmek istiyordum ama bunu anneme fark ettirmeden nasıl yapacaktım? Yirmi dakikaya yakın muhabbet ederek yemeğimizi yedikten sonra annem kalkıp tabağını tezgâha bıraktı. "Öykü ben duşa gireceğim, masayı sen halledersin tamam mı?" Şanslı günümdeydim. Ona yakalanmadan Barlas'a yemesi için bir şeyler hazırlayabilecektim.

Annem banyoya girince bir sandviç ekmeği aldım ve buzdolabında ne varsa içine koydum. Lezzetli görünen sandviçi sarıp evden çıktıktan sonra arabasının kaputuna yaslanmış sigara içen Barlas'ın yanına gittim. Beni görünce sigarayı yere atıp ayağıyla söndürdü. Aç karnına sigara içmesi hoşuma gitmemişti, sandviçi ona uzattım."Bu ne?" diyerek garip garip baktı.

Gülümsedim, "Açsındır diye hazırladım." Eline aldığı sandviçin paketini açıp bir ısırık aldı, "Aç olduğumu tahmin edip de bana sandviç hazırlayacağını hiç düşünmemiştim. Beni şaşırttın," dedi."Nasıl beğendin mi?" diye sorunca ağzındaki lokmayı yutup sandviçe baktı. "Eline ne geldiyse içine koydun sanırım." Beğenmemişti anlaşılan. Ya da beni sinir etmek için böyle söylüyordu. Gözlerimi devirip tamamen blöf yapmak amacıyla, "Beğenmediysen alayım o zaman," diyerek elimi uzattığımda sandviçi arkasına saklayıp uzattığım elimi tuttu.

"Beğenmedim demedim." Gözüm elimi tutan elindeyken kaldırıp yüzüne baktım. "Beğendim de demedin ama."

"Evet demedim, çünkü eksik olan bir şey var." İçine koyduğum malzemelerden bahsediyorsa eğer yapacak bir şeyim yoktu. Evde ne varsa onu koymuştum. "Neymiş o?" Gözleri gözlerimin üzerindeyken arkasına sakladığı sandviçi elime tutuşturdu ve sandviçi ağzına götürtüp bir parça ısırtmamı sağladı. Gözlerime derin derin baktı, "Bana bunu kendi ellerinle yedirmen..."

Gülmeye başladım, komik gelmişti. "İnan, burada kalıp sana bunu yedirmeyi çok isterdim ama içeri girmem gerekiyor," diyerek sandviçi onun eline tutuşturduğumda kolumdan tuttu. "Biraz daha kal." Burada tek başına olmaktan sıkılmıştı herhalde.Dudaklarımı büküp kafamı iyi yana salladığımda, "Üzgünüm, gitmem lazım," diyerek elini kolumdan indirdim ve yürümeye başladım. Henüz birkaç adım atmıştım ki arkamdan seslenip beni durdurdu, "Kaktüs! Sandviç için sağ ol," dedi.

Teşekkür etmesine şaşırsam da ben de onun gibi gülümseyip, "Rica ederim. Afiyet olsun," dedim ve arkamı dönüp eve doğru yürüdüm.İçeri girdiğimde hemen mutfağa gidip masayı topladım. Bu sırada annem duştan çıkmıştı. O çıktıktan sonra ben de banyoya girip kısa bir duş aldım. Saçlarımdaki havlu ve üzerimdeki bornozla banyodan çıktığımda hemen odama gidip telefonumdan rastgele bir müzik açıp dinlemeye başladım.

Çabucak üzerimi giydim, saçlarımı havluyla kurulayıp ders çalışmak için çalışma masama oturdum. İki saate yakın müzik eşliğinde matematik testi çözdükten sonra aklıma Barlas geldi. Yalnız başına ne yaptığını merak ettiğim için cama doğru yaklaşıp perdeyi araladığımda arabanın içine oturmuş odama doğru baktığını gördüm. Beni fark edince gülümsedi. Telefonunu eline aldıktan birkaç saniye sonra mesaj sesini duydum.

Gönderen: Pis Hergele

-Geç olmadı mı, neden uyumuyorsun?

Gönderilen: Pis Hergele

-Uyuyacağım ama önce seni kontrol etmek istedim.

Gönderen: Pis Hergele

-Ne o, başıma bir şey gelir diye mi korkuyorsun yoksa?

Gönderilen: Pis Hergele

-Hayır, ben sadece yalnız başına ne yaptığını merak ettiğim için bakmıştım.

Gönderen: Pis Hergele

-Yalnız olmama acıdın galiba?

Gönderilen: Pis Hergele

-Sanırım evet.

Gönderen: Pis Hergele

-O zaman gel yalnızlığıma ortak ol.

Gönderilen: Pis Hergele

-Gelemem, annem içeride.

Gönderen: Pis Hergele

-Bence yakalanmayı göze alıp gelebilirsin.B

eni güldürmeyi başarmıştı, uykumun geldiğini göstermek için esnedim.

Gönderilen: Pis Hergele

-Gelemem Barlas, uykum var yatacağım.

Gönderen: Pis Hergele

-Peki o zaman, sana iyi geceler.

Gönderilen: Pis Hergele

-Sağ ol. Sana da iyi nöbetler.

Mesajlaşmamız bitince bir süre öylece birbirimize baktık. Uykum gelmese burada durup sabaha kadar ona bakabileceğimi düşünüyordum. Sebebi suçluluk duygusundandı sanırım. Sonuçta benim için buradaydı ve rahat uyuyayım diye uğraşıyordu. Çetesindeki herkesi böyle koruyor muydu acaba? Eğer öyleyse çok şanslıydım. Belli ki bir korumam olacaktı. Daha fazla dayanamayacağımı hissedince perdeyi kapatıp yatağıma uzandım ve Barlas'ı düşünerek uykuya daldım.

Uyandığımda Annem evde değildi. Kahvaltıyı hazır bırakmış erkenden çıkmıştı. Çayımı koyup oturduğum sırada kapı çaldı. Annem bir şey unuttuğu için eve geri dönmüştü galiba. Kapıyı açıp karşımda annem yerine Barlas'ı görünce şaşırdım. Gülümsüyordu. "Günaydın Kaktüs!"

"Sana da günaydın. Hayırdır bir şey mi oldu Barlas?" diye sorunca gülmeye başladı. "Evet oldu, acıktım."Tabii ya nasıl akıl edememiştim ben bunu? O, dün gece benim için burada kalmıştı ama ben onu düşünmeden kahvaltı yapıyordum. Onu okula aç gönderemezdim. "Tamam bekle, ben hemen dün akşamki gibi bir sandviç hazırlayıp getireyim sana," dediğimde, "Sandviç mi? deyip burun kıvırdı. Beğenmemişti anlaşılan"Evet sandviç."

"Ben sandviç istemiyorum." "Tamam tost yapayım o zaman?" dediğimde, "Hayır onu da istemem, ben gerçek bir kahvaltı istiyorum," deyip içeri girmek için bir adım attı. Elimi kapı çerçevesine koyarak onu durdurduğumda, "Hey! Nereye böyle? Seni içeri davet eden oldu mu?" diye sordum. Gözü içerideyken birden bana kaydı. "Karnımı doyurmam lazım."

"Tamam, ben bir şeyler hazırlayacağım sana, neden içeri girmeye çalışıyorsun ki?" Gülerek kapının çerçevesine koyduğum elimi aşağı indirdi. "Çünkü seninle karşılıklı kahvaltı yapmak istiyorum," dedi ve yanımdan geçerek mutfağa gitti. Ciddi miydi bu şimdi? Kapıyı kapatıp arkasından mutfağa gittiğimde, "Barlas senin burada olmaman gerekiyor, dışarı çıkar mısın lütfen!" dedim. Beni takmadan masaya oturdu ve yarım bıraktığım tabağımı önüne alıp masadaki her şeyden alarak doldurdu. "Otursana Kaktüs, birlikte kahvaltı yapalım."

Sinirleniyordum ama. Bu ne rahatlıktı ya! "Barlas sen benimle dalga mı geçiyorsun? Bak annem evde değil. Aksilik olur da geri gelirse ne yapacağım ben? Lütfen dışarı çık!" Önündekileri yerken bana baktı. "Gelsin ne var ki bunda? Hem fena mı olur, tanışmış oluruz işte." Yok, bu beni kesin sinir etmek için uğraşıyordu. "Barlas bak sinirleniyorum, çık dışarı lütfen!" Yine umursamıyordu beni. "Çay koysana bana."

"Yok çay falan! Bitti!"

"Öyle mi?" deyip işaret parmağıyla ocağı gösterdi, "Peki şu ocakta çaydanlığın içinde demlenen şey nedir o zaman?" Beni o kadar sinir etmişti ki ocağı söndürdüm. "Bu çay değil, zıkkımın kökü! İstersen bir bardak verebilirim!" dedim. Söylediğim şey onu güldürmüştü. "Demek her sabah zıkkımın kökünü demleyip içiyorsun. Gerçekten ilginç bir kızsın." Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldıktan sonra sakin bir şekilde konuşmaya çalıştım. "Bak Barlas senden rica ediyorum, lütfen dışarı çıkar mısın?" Kafasını iki yana salladı, "Hayır." Öfkelenince karşısına oturup hiçbir şey demeden onu izlemeye başladım. Zaten ne dersem diyeyim kalkmıyordu. Boşuna çenemi yormamın bir anlamı yoktu. Şu saatten sonra tek duam annemin eve gelmemesiydi. Yoksa bu durumu nasıl karşılardı bilemiyordum.

Barlas tabağındakileri yemeye devam ederken bana baktı, "Sen neden yemiyorsun?"

"Canım istemiyor!"Güldü, "Tabağını elinden aldım diye yapıyorsun böyle, değil mi?"

"Hayır, alakası bile yok!" Hiç beklemediğim bir şey yapıp önündeki tabağı ortaya itti. "Ye o zaman."

"İstemiyorum, yemeyeceğim. Sen gelmeden önce yemiştim ben, tokum."

"Nasıl toksun, tabağının yarısı duruyordu."

"Yediğim yetti bana."

"Olmaz öyle şey," deyip oturduğu sandalyeyi benim yanıma doğru çekip elindeki çatalı tabaktaki peynire batırıp ağzıma uzattı. Dudaklarımı birbirine bastırıp kafamı geri çektim. "Yemeyeceğim Barlas zorlama!" Peyniri ağzıma sokmaya çalışırken, "Yiyeceksin," dedi. Elimle ağzımı örttüm. "Zorlama beni, yemeyeceğim!" Yemeyeceğimi anlayınca elindeki çatalı tabağa bırakıp elimi ağzımdan çekti ve parmaklarını enseme götürüp yüzümü yüzüne yaklaştırdı. O kadar yaklaştırmıştı ki dudakları neredeyse dudaklarıma değecekti. "Yememekte hâlâ ısrarcı mısın?"

Evet desem beni öpecekmiş gibi bir hali vardı. Gözleri dudaklarıma kayınca ağzımdan bir anda, "Hayır değilim!" çıktı. Sanırım beni öpecek olmasından korkmuştum. Dudak kenarları yukarı doğru kıvrılırken elini ensemden çekip bıraktığı çatalı eline aldı ve peyniri ağzıma doğru uzattı. Mecburen alıp çiğnedim. Çatalını tekrar tabaktaki peynire batırıp kendi yedi. Tabaktakileri bir bana bir kendine şeklinde bitirdikten sonra, "Evet, şimdi okula gidebiliriz," dedi.

Hızla masadan kalkıp odadan çantamı aldıktan sonra evden çıktım. Beni tekrar öpmesinden korktuğum için dediğini yaptığıma inanamıyordum. Neden beni sürekli bu şekilde korkutuyordu ki? Bu hoşuna mı gidiyordu? Kendi de peşimden evden çıkınca kapıyı kilitleyip arabaya oturdum. Barlas arabayı çalıştırırken, "Aysun'un evinin önünde dur, onu da alalım," dedim. Aysunların evinin önünde durduğumuzda inip kapılarını çaldım. İlk çalışta kimse açmayınca duymamış olabilme ihtimallerine karşı tekrar çaldım. Yine açan olmayınca Aysun'un okula, annesinin de işe gittiğini düşünerek arabaya geri dönüp yerime oturdum, "Gidelim, galiba çıkmış."

Okula geldiğimizde Barlas direk kantine doğru yürüdü. "Nereye, sınıfa çıkmıyor musun?" diye sorduğumda, "Hayır, bizimkiler kantindedir onların yanına gideceğim," dedi."Peki," deyip merdivenlere yöneldiğimde, "Kaktüs!" diye seslenip beni durdurdu. Ona bakıp, "Efendim?" dediğimde, "Sen de gelsene," dedi. Gidip gitmemek arasında tereddüde düşsem de daha Bade oradayken gitmek istemiyordum. Yine sinirlerimi bozacak bir şey yapıp kavga çıkarabilirdi. "Yok sağ ol, ben almayayım," deyip sınıfa çıktım.İçeri girdiğimde Koray yerinde oturmuş defterine bir şeyler karalıyordu ama Aysun sınıfta yoktu. Kantindedir diye düşünerek yerime geçip çantamı sırama bırakırken Koray'a baktım, "Günaydın Koray."

Karaladığı defterini bırakıp omzunun üstünden bana baktı, "Günaydın. Ne ara geldin sen ya, hiç fark etmedim," dedi. Tebessüm ederek defterini işaret ettiğimde, "Onunla o kadar meşgul olmasaydın fark ederdin," dedim. Kendi de tebessüm ederek defterin kapağını kapattı, "Haklısın, can sıkıntısından yaptığım şeye bak." Sırama oturup çantamdan ilk derse ait kitap ve defteri çıkardığımda Koray bana doğru döndü, "Bugün yanın boş anlaşılan."

"Yoo, nereden çıkardın bunu?"

"Aysun yok baksana."

"Kantindedir kesin, bir şeyler içiyordur." Söylediğim şeyle birden yerinden kalktı, "Hadi kalk, biz de gidip ders başlayana kadar bir şeyler içelim yoksa burada patlayacağım." Kafamı isteksizce iki yana salladığımda, "Yok ya, sen git ben bir şey içmeyeceğim," dedim. "Tamam, o zaman ben gidiyorum, canın sıkılırsa gelirsin yanımıza," deyip çıkınca ben de pencerenin yanına gittim.

Bir süre okulun bahçesindeki öğrencileri izleyip döndüğümde Koray'ı elinde meyve suyu kutusuyla içeri girerken gördüm. Arkasından Aysun geliyor mu diye birkaç saniye kapıya baktım ama gelen yoktu. "Allah aşkına Aysun kantinde ne yapıyor Koray?" diye sordum."Aysun kantinde yok, belli ki daha gelmemiş."

"Ne demek yok?" Kantinde değilse neredeydi bu kız? Evden çıkıp başka bir yere mi gitmişti? İyi de sabah sabah nereye gidecekti ki? Telefonumu çıkarıp onu aradım. Uzunca bir süre açmayınca aklıma bir anda Yaver'in onu almış olabilme ihtimali gibi kötü bir düşünce geldi. Bu olabilir miydi? Kalbim bu düşünceyle korkudan ritim değiştirirken telefon açıldı."Efendim Öykü?" Sesini duyunca derin bir oh çektim. O iyiydi. Yaver'in elinde değildi. "Aysun neredesin sen? Niye okula gelmiyorsun?" Soruma birkaç saniye cevap vermedi ama sonra derin bir nefes alıp konuşmaya başladı, "Ben dün gece bir karar aldım Öykü. O yüzden şu an bara gidiyorum." Ne saçmalıyordu bu kız? "Ne diyorsun sen ya? Barda ne işin var senin?"Koray, bar dediğimi duyunca arkasına dönüp bana garip garip baktı.

O da benim gibi hiçbir şey anlamamıştı. Aysun'un sesi moralsiz geliyordu. "Peşimizi bırakmayacağını anladığım için Yaver'in mekânına gidiyorum! O pisliğe teslim olup seni almaması için yalvaracağım ve bu belayı başına sardığım için seni ondan kurtaracağım!" dedi. Ayağa kalktım. "Aysun kendine gel lütfen! Sakın böyle bir şey yapayım deme ve okula geri dön. Oraya gidemezsin!"Sesi bu defa ağlamaklı çıkıyordu. "Benim yüzümden hayatının mahvolmasına izin veremem Öykü!"

Bu kız kararlıydı, gidecekti oraya. Ne yapacağımı ve ne diyeceğimi bilemezken sınıftakileri umursamadan sesimi yükselttim. "Böyle bir sorunu tek başına halledemezsin Aysun, hemen okula gel! Barlas bize yardım edecek. Hep birlikte bu işten kurtulacağız!" dedim. Söylediklerimi umursamıyordu bile. "Boşuna uğraşma Öykü, kararımdan vazgeçmeyeceğim," deyip telefonu kapatınca ekrana bakıp küfrettim. Saçma sapan bir karar vermiş, aptalca bir şey yapıyordu. Onu durdurmam lazımdı. Tekrar aradığımda numarasına ulaşılamıyordu. Koray meyve suyunu sıranın üzerine bırakıp ayağa kalktı, "Ne oldu Öykü? Aysun ne diyor?"

"Yaver'in mekânına gidiyormuş."

"Ne? Ne işi var onun orada? Bunu neden yapıyor?"

"Neden olacak suçluluk duygusundan!"Paniklemişti. "İnanmıyorum başını belaya sokacak, hemen onu durdurmamız lazım!" Ben de böyle düşünüyordum ama nasıl yapacağımızı bilmiyordum. "Evet, ama nasıl? Telefonunu kapattı. Şu an muhtemelen mekâna yaklaşmıştır da. Asla ona yetişemeyiz ki durduralım!" Sıkıntıyla elini kıvırcık saçlarından geçirirken, "Peki ne yapacağız şimdi?" diye sordu. Yapacak tek bir şey vardı. Barlas'tan yardım isteyecektim. "Gel benimle!" deyip kantine koştum.

Barlas oradaydı. Çetesiyle birlikte kahkahalar eşliğinde muhabbet ederlerken kafasını kantin kapısına doğru çevirip beni gördü. Suratımdaki paniklemiş ifadeyi fark edince yüzündeki gülümseme dondu. Hızla yanına gidip diğerlerini umursamadan konuştum. "Yardımına ihtiyacım var!"Arkadaşları susup bana bakarken Barlas hemen ayağa kalktı, "Ne oldu, sorun ne?"

Kalbim sıkıntıyla sıkışırken sesim ağlamaklı çıkıyordu. "Aysun şu anda teslim olmak için Yaver'in mekânına gidiyor!" Barlas ne yapacağını düşünmeye başladığında arkadaşları böyle bir şeyi beklemedikleri için şaşkındı. Muhtemelen şu an onun aptal olduğunu düşünüyorlardı. Özellikle de Bade. Eski arkadaşı olmasına rağmen Ali'nin kulağına Aysun hakkında benim duyabileceğim şekilde bir şeyler fısıldıyordu ama bunu umursamıyordum. Barlas bir şeyler düşünmüş gibi çetesine dönüp, "Gidiyoruz!" diyerek kantin kapısına doğru yürüdü.

Koray'la ben de peşlerine takıldık. Barlas arabaya binmeden önce durup bana baktı. Yanıma gelip elini karnıma koyarak beni durdurdu. "Sen nereye?"Sesim kendimden emin çıkarken omuzlarımı dikleştirdim, "Arkadaşımı kurtarmaya!" Koray arabaya binmek için iki adım ötemde beklerken bizi izliyordu. "Bizimle gelmiyorsun!" Barlas'ın söylediği şeyle kaşlarımı çattım. "Ne demek gelmiyorum?"

"Senin için tehlikeli olabilir!"

"Umurumda değil!" dediğimde arabanın kapısını açtım ama beni itip girmemi engelledi. "Gelmiyorsun dedim sana!"

"Geliyorum!" Birkaç saniye birbirimize baktıktan sonra inat edeceğimi anlayıp kafasını Koray'a çevirdi. "Onu sınıfa çıkar!"

"Hayır! Sizinle geleceğim!" diye bağırdım. Kafasını tekrar bana döndürüp o da benim gibi bağırdı. "Sana tehlikeli olabilir diyorum değil mi? Neden inat ediyorsun?"

"Verdiğin görevlerle beni tehlikeye alıştırdığın için olabilir mi acaba?" deyince bir şey demeden yüzüme bakmaya devam ederek Koray'a da bağırdı, "Onu hemen buradan götür Koray!"Koray, kolumdan tutup, "Hadi gel Öykü, biz sınıfa çıkalım," dedi.

Barlas'a bakmaya devam ederken Koray'ın elini kolumdan ittim, "Hiçbir yere gitmiyorum ben, arkadaşımı kurtaracağım!" Barlas'a şu an o kadar öfkeliydim ki gitmeme izin vermediği için onu boğmak istiyordum. Barlas dediğini bana yaptırtamayınca Bade gelip kolumdan tuttu ve "Orada seninle mi uğraşacağız, sınıfa çık!" diyerek beni Koray'a doğru itti. Sırtım Koray'a çarpınca, Koray Bade'ye bir şey yapmayayım diye arkadan kollarını belime dolayıp beni tutmaya çalıştı.

Bu manzarayla birlikte Barlas'ın kaşları çatılırken, "Bırak beni Koray!" diye bağırdım.Çırpınışlarım bir işe yaramazken yüzümü ellerimle kapatıp sinirimden ağlamaya başladım. Sinirlerim bozulmuştu. Koray'a dönüp sarılarak ağlamaya devam ettim. Barlas, tam arabaya binecekken Koray'a sarıldığımı görüp açtığı kapıyı sinirle geri kapattı ve bize doğru yaklaştı. Yanımıza gelip kolumdan tuttu ve beni kendine doğru çekip gözlerime sert bir şekilde baktı. "Arabaya bin! Gidiyoruz!"

Böyle bir şeyi yapacağını tahmin etmediğim için afallamıştım. Ne olmuştu da kararını değiştirmişti böyle? Ağladığım için üzülmüş müydü acaba? Gerçi öyle olmuş olsa az önce gözlerime sert değil de acımış gibi bakardı herhalde. Başka bir şey vardı, onun kararını başka bir şey değiştirmişti. Sebebi neydi bilmiyordum ama şu an bununla uğraşamayacağım için pek de umursamıyordum.

Barlas ve ben arabaya geçip oturunca Koray da peşimizden gelip arka koltuğa yerleşti. Yola çıktığımızda diğerleri de arabaya binmiş bizi takip ediyordu. Barlas'ın gözleri yoldayken sert sesiyle beni uyarma gereği hissetti, "Oraya gittiğimizde sesini çıkarmayacaksın! Yaver sana ne derse desin ona cevap vermeyeceksin, anlaşıldı mı?"

Bunu benden o adamla muhatap olmamam için istiyordu ama başarabilir miydim bilmiyordum. Beni sinir edecek bir şey söylerse eğer susamayabilirdim. Kafasını bana çevirmiş tek kaşını beklentiyle havaya kaldırınca bir cevap vermem gerektiğini düşünüp, "Tamam," dedim. Başka ne diyebilirdim ki? Kısa sürede daha önce Yaver'le buluştuğumuz bara geldik. Barlas torpido gözünden muştaları çıkarmaya başlayınca şaşkınlıkla gözlerimi açtım.

Muşta fikri iyiydi ama beni korkutmuştu. Yaver de bunun gibi adamlarına böyle şeyler kullandırarak bizi dövdürebilir, hatta daha da kötüsü öldürtebilirdi. Muştaları ceplerine sokup saklarlarken Barlas Koray'a döndü ve beni işaret etti "İçeride kavga çıkarsa onu da al ve buradan kaç. Kalmanız tehlikeli olabilir." Koray onu onaylayınca hep beraber içeri girdik. İçeriden duyulan sese doğru yürüyorduk. Aysun'a bağırıyordu. Birkaç adım sonra Yaver'le birlikte ayakta durmuş tartıştıklarını gördüm. Yanlarında da Barlas'la peşimize takılan o iki adam vardı. Kalabalık olmamalarına sevinip derin bir oh çektim.

Şu an onlardan daha kalabalık olduğumuz için bize ve Aysun'a bir zarar vermeye çalışsalar bile başaramazlardı muhtemelen.Yaver geldiğimizi fark edip bize doğru dönünce Aysun da dönüp bize baktı. O, peşinden buraya gelmemize şaşırırken Yaver sinsice sırıtıp bana baktı. "Demek sen de Aysun gibi doğru bir karar verip bizimle çalışmak için geldin Öykü. Aferin sana! Ama keşke tek gelseydin, sevgilin ve çetesiyle gelmen hiç hoş olmadı."Buraya bunun için gelmediğimi çok iyi biliyordu ama sırf Barlas'ı sinirlendirmek için böyle konuşuyordu. Başarmıştı da. İstediği olmuştu. Barlas Yaver'in söylediği şeye sinirlenip elini yumruk yapıp sıkınca, "Lan bana bak Yaver! Dayak yemek istemiyorsan hemen Aysun'u bırak yoksa ağzınla burnun yer değiştirecek!" dedi.

Yaver, Barlas'ın dediğini duymamış gibi hâlâ bana bakıyordu. "Eğer bu işi yaparsan çok para kazanırsın Öykü."Bu adam iflah olmuyordu. Ona çok iyi cevap verirdim ama Barlas gelirken onunla konuşmamam için beni uyardığından susmayı tercih edip bir şey demedim. Ağzımı açmadan Barlas'a baktığımda onun Yaver'e ölümcül bakışlar fırlattığını gördüm. Çok sinirliydi. Elini yumruk yapmış sıkarken ona doğru adım atmak istemişti ama Çetin kolundan tutup engel olunca durdu. "Barlas kendine gel, seni sinirlendirmeye çalıştığını görmüyor musun? Uyma şu ite!"Yaver Aysun'a döndü. "Sanırım arkadaşın da bize katılacak." Aysun'un kaşları çatılırken sinirle göğsünü yumrukladı. "Ben geldim işte, buradayım, sizinle çalışacağım. Bu size yetmez mi? Ondan ne istiyorsun piç herif, Öykü'yü rahat bırak!"

Böyle söylemesi Yaver'i sinirlendirirken elini havaya kaldırıp Aysun'un suratına sert bir tokat indirdi.Şaşkınlıktan açılan ağzımı elimle örtüp birkaç saniye öylece durdum. Çok sert vurmuştu. Aysun yanağına elini koymuş ona öfkeyle bakarken, ben de gözlerimi kısıp sinirle ona doğru bir adım attım ama Barlas'ın kolumdan tutup beni durdurmasıyla öylece yerimde kaldım. Pislik herif! Onu öldürmek istiyordum. Aysun'a nasıl vurabilirdi? Bunun hesabını verecekti.Barlas ona yaklaşmayayım diye kolumdan tutmaya devam ederken, Çetin birden Yaver'in üzerine doğru yürüyüp onu yakasından tuttu.

Yaver'in adamları da Çetin'in kollarından tutunca Samet ve Ali gidip onu tutan adamların suratlarına sert bir yumruk indirdi. Adamlar yedikleri tek yumrukla yere yığılırken Yaver Aysun'u kolundan tutup yukarı doğru sürüklemeye çalıştı.Yanında sadece iki adam vardı ve onlar da tek yumrukla yere yığılmıştı. Çaresizdi artık. Aysun'u alacağımızı bildiği için onu bizden kaçırmaya çalışıyordu. Başarılı olamayacağının farkındaydı ama yapıyordu işte. Aysun çıkmamak için direniyordu. Böyle olunca Yaver öfkesine hâkim olamayıp onu saçlarından tuttu ve o şekilde sürüklemeye başladı. Aysun canı yandığı için bağırıyordu ama Yaver onu umursamıyordu. Bu manzara beni iyice sinirlendirirken Barlas'ın kolumdaki elini itip Aysun'u o adamın elinden kurtarmak adına onlara doğru yürümeye başladım. Yaver bir eliyle Aysun'un saçlarından tutmuş onu sürüklerken diğer elini ağzına götürüp ıslık çaldı.

Çaldığı ıslıkla yukarıda takım elbiseli adamlar görünmeye başlayınca durup merdivenden inmeye başlayan adamlara baktım. Tam olarak sayamasam da en az on kişi vardı. Sanırım bu durumda Aysun'u onların elinden almak biraz zor olacaktı.Adamlar alt kata inip bize sert sert bakmaya başlayınca korkuyla Barlas'ın yanına geri dönüp Yaver'e baktım.Yaver Aysun'u yukarı çıkarmayı başarmış oradan bize bakıyordu. "Seninle bir anlaşma yapalım mı Barlas?"

Herkes benim gibi kafasını yukarı kaldırmış bakarken Barlas küçük bir küfür mırıldandı. "Bana bak Yaver, o düşündüğün şeyi aklından çıkar yoksa seni öldürürüm!"

"Yapma böyle ama eğleniyoruz şurada. Neden kızıyorsun ki hemen? Hem bak sana söz, Öykü'nün bizimle çalışmasına izin verirsen istediğin zaman bu mekâna gelip eğlenebilirsin, hatta canın isterse Öykü'yle de eğlenebilirsin. Ne dersin, bence güzel bir anlaşma bu. Kaçırma fırsatı derim."Adamlar yukarı çıkmamamız için merdivenin önünü kesmiş bize bakmaya devam ederken Barlas gözlerini kapatmış öfkesine hâkim olmaya çalışıyordu. Şu an öylesine korkuyordum ki, Yaver'in bir işaretiyle bu adamlar bizi ölesiye dövebilirlerdi. Köşeye sıkışmışız gibi hissediyordum.Barlas'ın eli yavaşça cebindeki muştasına giderken Çetin bunu fark edip onu durdurdu ve dudağını kulağına yaklaştırıp fısıldadı, "Barlas sakın onu çıkarma, adamların belinde silah var. Muştaları görürlerse silahlarını kullanabilirler."

Yanlarında olduğum için Çetin'in Barlas'a ne dediğini çok net duymuştum. Barlas kafasını kaldırıp tekrar Yaver'e baktı. "Adamlarının arkasına saklanmak tam senlik bir hareket Yaver... Nasıl, kendini güvende hissediyor musun bari?""Çook," derken gülüyordu. "Sevgilini bizimle çalıştırırsan onun da güvende olacağından emin olabilirsin." Bu lafı Barlas'ı çileden çıkartırken ona bir şey yapacağını anlayıp yanına gitmeye çalışmasın diye elinden tuttum.

Bakışları elime kayınca onu sakinleştirmeye çalıştım. "Seni öfkelendirmeye çalışıyor, neden ona istediğini veriyorsun? Sakin olmaya çalış lütfen." Gözleri hâlâ elimdeyken derin bir nefes alıp Yaver'e baktı. Pek sakinleşmiş gibi görünmüyordu. "O benim yanımda zaten güvende. Sen kendi kıçını kolla Yaver, çünkü seni mahvedeceğim!"Tehdidiyle Yaver'in suratındaki gülüşü silmeyi başardığında, ona tehlikeli bakışlar fırlatıp elimi sıkıca tutarak beni oradan çıkardı ve arabanın yanına götürdü. Peşimizden Koray ve diğerleri de gelince Barlas'ın yüzüne baktım. Düşünceli görünüyordu. Muhtemelen Aysun'u o adamın elinden nasıl kurtaracağını düşünüyordu. Bir plana ihtiyacımız vardı.Barlas elimi bırakmış sinirle saçlarını karıştırırken, "Ne yapacağız şimdi? Aysun'u o adamın elinde nasıl kurtaracağız?" diye sordum.

Düşünceli gözlerini barın kapısına dikmişti. "Var bir şey aklımda!" deyip arabaya bindi. Peşinden ben de yanına oturunca gaza basıp bizi oradan uzaklaştırdı.Yol boyunca hiç konuşmadan fabrikaya geldiğimizde herkes içeri girip kanepelere oturdu. Ben hariç. Çünkü oturmak istemiyordum. Aysun'u o adamın elinden kurtarmak için bir şeyler yapmak istiyordum. Arkadaşım o pisliğin elindeyken burada hiçbir şey yapmadan oturamazdım. Barlas yerdeki bir noktaya odaklanmış bir şeyler düşünürken ona bakıp sinirimden bağırmaya başladım. "Barlas biz neden buradayız, şu anda Aysun'u kurtarmamız gerekmiyor mu? Burada oturmuş neden vakit kaybediyoruz? Geri dönmemiz lazım, onu kurtarmamız gerekiyor!"

Barlas beni umursamazken Bade ayağa kalkıp üzerime doğru yürüdü, "Kızım sen geri zekâlı mısın? Adamların silahı vardı görmedin mi? Onu kurtaracağız diye kendimizi öldürtelim mi? Bunu mu istiyorsun bizden?" Yerimde kıpırdaman dururken ben de ona bağırdım, "O benim arkadaşım! Ben burada oturarak vakit kaybetmek istemiyorum, onu kurtarmak istiyorum!"

"İyi, git kurtar öyleyse!" Bu tavrı yüzünden kendimi tutamayıp ona vurmak için elimi kaldırdım ama elimi havada yakalayıp kolumu ters çevirip öyle bir büktü ki kırıldı zannettim. Arkadan gelip onu bileğinden tutan Barlas sinirle kükredi. "Şunu kes artık Bade!" Bade, Barlas'a bakarken sinirle çekti elini. "Görmüyor musun benimle kavga etmek istiyor!"

"Onunla kavga etmeyi kes!"

"Ona haddini bildirmeliyim!" Barlas onu kolundan tutarak kanepeye oturtunca ona beni işaret edip sert sesiyle konuştu. "Bu kız yakında çeteye girecek, onunla kavga etmek yerine anlaşmaya çalışsan iyi olur!" Sinirle güldü. "Bu mümkün değil, yapamayacağımı biliyorsun!" Nedense o da benim gibi düşünüyordu. İkimiz de birbirimizi baştan beri sevmemiştik, sevemiyorduk da.Barlas onunla konuşmaya devam ederken Koray kolumu inceliyordu. Küçük şeyleri büyütüp de sorun haline getiren bir kız değildim. "Önemli değil Koray, acımıyor zaten." Koray bileğimden tutmuşken Barlas yanımıza yaklaşıp Koray'ın elinin üstüne elini koydu. "Sen bırak Koray, ben hallederim."

Koray beni bırakınca kanepeye geçip oturdu. Bu sırada Barlas gözlerini gözlerime sabitlemiş bana bakıyordu, "Ağrıyor mu?"

"Sorun yok iyiyim ben, acımıyor," dedim. "Peki, dediğin gibi olsun bakalım." Bade o sıra sert bakışlarıyla bana bakarken sinirlerini yatıştırmak için yerinden kalktı ve dışarı çıktı. Gitmesine sevinirken rahat rahat konuşmak için gözlerimi tekrar Barlas'a çevirdim. "Lütfen bir şeyler yap Barlas. Aysun'u o adamın elinden kurtarmamız gerekiyor!"

"Kurtaracağız merak etme," deyince, "İyi ama nasıl?" diye sordum. "Koray sayesinde," dedi. Koray, Çetin'le bir şeyler konuşurken bakışlarımı ona kaydırdım, "Koray mı? O ne alaka?" O kavga etmeyi bile bilmiyordu, nasıl olacaktı da onun sayesinde Aysun'u kurtaracaktık anlayamamıştım. "Koray, git evinden bilgisayarını al ve buraya getir. Aysun'u kurtarmak için burada çalışacaksın."

"Ne yapacağım?"

"Bilgisayarınla o herifin mekândaki bilgisayarı hackleyip içinde ne var ne yok inceleyeceksin. Tahminimde haklıysam eğer muhakkak bir pislik çıkacaktır. İşimize yarar bir şeyler bulursak şantaj yoluyla Aysun'u onlardan alabiliriz."Koray, "Ya bilgisayarı temizse?" diye sorunca vereceği cevaptan korktuğum için sıkıntıyla Barlas'a baktım. "Öyle pislik şeylerle uğraşan bir adamın muhakkak sakladığı bir şeyleri vardır." Öyle olmasını o kadar istiyordum ki, bu tek umudumuz gibi bir şeydi resmen. Koray başını yere eğmiş düşünürken hepimiz ona bakıyorduk. Bir şey vardı. Merakla yanına oturup elimi omzuna koyduğumda, "Ne oldu Koray, bir sorun mu var?" diye sordum. Kafasını aşağı yukarı salladı, "Evet var."

"Ne oldu? Sorun ne?" diye sordum.

"Mekândaki bilgisayarı hackleyebilmem için önce o bilgisayarın IP adresini bulmam gerekiyor ve bunu bulabilmem içinde bazı programlara ihtiyacım var."

"Tamam da sorun ne? O programlar bilgisayarında yok mu?" diye sorunca kafasını tekrar yere eğdi. "Hackerlik yaparken vardı ama artık yok. İhtiyacım olmaz diye hepsini kaldırmıştım." Bu hiç iyi olmamıştı işte. Ne yapacaktık şimdi? Barlas küçük bir küfür mırıldanırken Çetin merakla, "Geri yükle o zaman, olmaz mı?" diye sordu."Olur, ama çok vaktimi alır." Korkarak, "Ne kadar vaktini alır mesela?" diye sorunca, "Tahminen on iki saatimi," dedi. Gözlerim şaşkınlıkla açılırken ayağa kalkıp, "Ne?" diye bağırdım.

Neredeyse ağlayacaktım. "Koray bizim o kadar vaktimiz yok. Yaver Aysun'a bir şey yapabilir. Başka bir yolu yok mu bunun?" Kafasını iki yana sallarken, "Maalesef yok," dedi. Gözlerim dolmaya başlayınca Barlas'a döndüm. "Bir şeyler düşün lütfen, o kadar bekleyemeyiz." Derin bir nefes alıp ellerini omuzlarıma koydu. "Merak etme, Aysun'a bir şey yapmaz çünkü o Yaver'e lazım." Beni rahatlatmak için böyle demiyordu umarım. O kadar korkuyordum ki bir mucize olsun ve Aysun o adamın elinden kurtulsun istiyordum. "Korkuyorum Barlas. Aysun'a bir şey olmasından çok korkuyorum!"

Gözleri gözlerimin üzerindeyken yavaşça beni kendine çekti ve kafamı göğsüne yasladı. Bu hareketiyle tutmaya çalıştığım gözyaşlarım yanaklarıma süzülürken kollarımı beline sardım. Ona sarılmak iyi gelmişti. Uzun bir süre bu şekilde kalmak istiyordum ama Çetin ve Samet'in birbirlerine bakıp hafiften gülüştüklerini görünce hemen kendimi geri çekip yanaklarımdaki yaşları sildim. Sanırım biraz utanmıştım. Birbirimize sarıldığımız için yanlış bir şey düşünmelerini istemiyordum. Gerçi konu Barlas ve ben olunca böyle bir şey düşüneceklerini sanmıyordum ama ben yine de tedbirli davranmaya çalışıyordum."Ben eve gidiyorum, programları geri yüklediğimde size haber veririm."

Barlas arabasının anahtarını Koray'a uzattı, "Al şunu da arabayla git."Koray anahtarı alarak bana döndü, "Sen bir saniye benimle gelsene Öykü," dediğini yapıp onunla birlikte dışarıya çıktığımda beni gören Bade hemen içeri girdi. Sanırım tıpkı benim gibi o da beni görmek istemiyordu. "Ne oldu Koray? Neden çağırdın beni?"

"Barlas'la aranda bir şey mi var senin?" Sorduğu soruyla öylece kalakaldım. "Yani... Sarıldığınızı görünce öyle düşündüm."

"Düşünme Koray! Böyle saçma bir şey düşünme. Çünkü öyle bir şey yok!" diyerek kolundan tutup arabaya doğru sürükledim ve sürücü koltuğunun kapısını açtım. "Hemen bin şu arabaya ve bir an önce evine git, burada çok fazla zaman kaybediyorsun. Aysun'u kurtarmamız gerekiyor. Acele et!"

"Peki," dediğinde hemen arabaya binip uzaklaştı. İçeri girmek için adım attığım sırada telefonum çaldı. Tanımadığım bir numara arıyordu. "Efendim?" Karşıdan gelen kahkaha sesiyle kaşlarımı çatıp telefonun ekranına baktığımda bu sesin tanıdık olduğunu düşündüm. Tam olarak çıkartamadığım sesin kime ait olduğunu anlamak için telefonu tekrar kulağıma koyup, "Kimsiniz?" diye sorduğumda karşıdaki kişi kahkahasına ara verip cevap verdi. "Merhaba Öykü, ben Yaver..."Duyduğum isimle küçük çaplı bir şok yaşarken telefonu suratına kapatmak istedim ama neden aradığını merak ettiğim için yapamadım. "Derdin ne senin? Neden beni aradın pislik herif!"

"Şşş! Sessiz ol biraz, benimle konuştuğunu kimseye belli etme ve yanındakilerden uzaklaş. Seninle özel konuşmamız lazım." Yanımda kimse yoktu zaten ama olsaydı da dediğini yapıp sessiz olmazdım. "Ne özeli, neden bahsediyorsun sen? Seninle konuşmak isteyen kim? Bana bak Aysun'a bir şey mi yaptın yoksa?" Sesi keyifli gelirken, "Hayır güzelim henüz yapmadım ama dediğimi yapmazsan eğer her an yapabilirim," dedi. Korkudan ellerimin titrediğini hissederken güçlükle konuştum. "N-neden bahsediyorsun sen?"

"Diyorum ki kimseye haber vermeden buraya, yanıma gel. Yoksa Aysun büyük zarar görür." Ciddi değildi herhalde? Aysun'a zarar vermezdi. "Hayır, bunu yapamazsın!" Güldü. "Gelmezsen yapıp yapamayacağımı gönderdiğim videoda görürsün."Aşağılık herif! Yapacaktı. Gitmezsem Aysun'a zarar verecekti. Bir çare bulmak istiyordum ama yoktu. Mecburen dediğini yapıp oraya gidecektim. "Tam yarım saatin var Öykü, eğer yarım saat içinde yanımda olmazsan Aysun'un başına gelecek her şeyin sorumlusu sensin," deyip kapatınca bir süre kulağımda telefonla öylece kaldım.

Şu an koşup Barlas'a söylemek istiyordum ama yapamazdım. Kimseye haber vermeden oraya gitmem gerekiyordu. Fabrikanın kapısına baktım. Kimse yoktu, herkes içerideydi. Fırsat bu fırsat durağa doğru koşmaya başladığımda içimdeki korkuyu bastırmaya çalışıyordum. Çok korkuyordum ama çaresizdim... Koşmaktan nefes nefese kalmış bir halde durağa ulaştım. Otobüsün gelmesini beklerken telefonum çaldı Barlas arıyordu. Muhtemelen yokluğumu fark etmişti. Ona bir şey diyemeyeceğim için aramayı meşgule atıp telefonu cebime koydum.

Birkaç saniye sonra uzaktan hızla gelen bir araba sesi duyuldu. Sesin geldiği yöne bakınca alt dudağımın kenarını ısırdım. Bu çetenin arabasıydı. Arabayı görür görmez yerimden kalkınca saklanmak için durağın arkasında kalan eski binalara doğru koşmaya başladım. Koşarken bir yandan da arkama bakıyorum, içindeki her kimse beni görmüş olmalıydı ki arabayı yolun kenarına çekmişti. Barlas'ın arabadan çıktığını görmemle daha hızlı koşmaya başladım.

Muhtemelen ne yapmaya çalıştığımı anladığı için canıma okuyacaktı.Ona yakalanmamak için bir yere saklanmam gerektiğini düşündüm. Hemen bir ara sokağa girip kendimi harabe bir binanın içine atarak sırtımı duvara yaslayıp dinlenmeye çalıştım. Koştuğum için çok yorulmuştum. Birkaç dakikamı burada geçirip iyice dinlendikten sonra Barlas'ı kontrol etmek için binadan dışarı çıktım. Ara sokakta yürürken duvarlara çizilmiş ejderhalar dikkatimi çekti.

Ali'nin çizimine benziyordu. Bildiğim kadarıyla onlar sadece haraç aldıkları yerin yakınlarına grafiti çiziyorlardı, buraya neden çizilmişti anlayamamıştım.Temkinli adımlarla yürümeye devam ederken duyduğum seslerle yerimde durup korkuyla etrafıma bakındım. Umarım bu sesler burada yaşayan serserilere ait değildi. Eğer öyleyse yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibi bir şey olacaktı benim için.

Sesler gitgide yaklaşırken hangi yöne gideceğimi bilemeden bir sağıma bir soluma baktım. Karar verip sağ tarafa doğru koşmaya başladığımda arkamdan birilerinin gelip gelmediğine bakıyordum. Kimsenin gelmediğini görünce rahatlayıp koşmaya devam ederken sokağın sonunda birine çarpıp sendeledim. Düşmemeyi başarıp korkuyla karşımdakine bakınca kaşında piercing olan ve fringe model saç kesimli bir çocuk görüp iki adım geri çekildim.

Nedense bu çocuk bana pek tekin biri gibi gelmemişti. Yüzüme garip bir şekilde bakarken bir şey demeden hemen arkamı döndüm ve yürümeye devam ettim ama o arkamdan seslenip beni durdurmaya çalıştı. "Şşt sen, olduğun yerde kal!"Yaver yüzünden geçmeyen korkum bu çocuğu görmemle daha çok artarken yerimde durup yutkunarak yüzümü ona doğru döndüm. "Ba-bana mı dedin?"

Çatılmış kaşlarıyla baştan ayağa beni süzüp üzerime doğru yürümeye başladığında, "Burada senden başka biri mi var?" diye sordu. O bana doğru yürürken ben geri geri yürüyordum, "Ha-hayır yok!"

"O zaman sana demiş oluyorum."Üzerime doğru yürümesi beni rahatsız etmişti, yerimde durup korktuğumu belli etmeden omuzlarımı dik tutmaya çalıştım. "Ne istiyorsun benden?" Bu çocukla burada yalnız olmak beni geriyordu. "Öğrenci misin sen?" diye sordu. Formamdan belli olmuyor muydu? "Evet." Yüzümü incelerken ellerini ceplerine soktu. Bu hareketini bir an Barlas'a benzetmiştim. "Öyleyse ne işin var burada? Okulda olman gerekmiyor mu?"

"Bu seni ilgilendirmez!" Issız sokakta bu çocuğu terslediğime inanamıyordum ama haklıydım, bundan ona neydi? "Birinden mi kaçıyorsun yoksa?" Soruları canımı sıkmaya başlamıştı artık. Hiçbir şey demeden sinirle arkamı döndüğümde, ben yaşlarda bir grup gencin birkaç metre ötemde durmuş bana baktıklarını gördüm. Az önce duyduğum seslerin sahipleri onlardı muhtemelen. Piercingli çocuğa dönüp sordum. "Onları tanıyor musun?"

Bana cevap vermek için ağzını araladığı sırada arkamdaki gruptan çıkan, "Hayırdır Gökay, misafirimiz mi var?" sorusuyla benim sorumu es geçip o çocuklara cevap verdi, "Öyle görünüyor." Adının Gökay olduğunu öğrendiğim çocuğun o grupla bir ilişkisi olduğunu anlayınca buradan gitmem gerektiğini düşündüm. Yüzümü yere eğmiş çocuğun yanından geçecekken kolumdan tutup beni durdurmasıyla yüzümü kaldırıp ona baktım, "Bırak beni!"

"Nereye gidiyorsun?"

"Bu seni ilgilendirmez!"

"Kim olduğunu ve burada ne aradığını söylemeden hiçbir yere gidemesin!"Gözlerim korkuyla açılırken bir ona bir gruptaki çocuklara baktım. İstediklerini almadan beni bırakacak gibi görünmüyorlardı. Onlara cevap vermemek ve ellerinden kurtulmak için tek bir şansım olduğunu düşünürken aklıma gelen ilk fikri uygulamaya koydum ve çocuğun kasığına dizimle tekme atıp elinden kaçtım. Çocuk acı çektiğini belli eden bir sesle arkamdan, "Yakalayın şunu!" diye bağırınca diğer çocuklar peşimden koşmaya başladı. Onlara yakalanmayayım diye arkama bile bakmadan koşmaya devam ederken saklanmak için bir yer aradım.

Yaklaşık üç dakika kadar nereye gideceğimi bilmeden labirent gibi sokaklarda koşmaya devam ederken birden önüme çıkan kişiye toslayıp korkuyla gözlerimi kapatarak kafamı yere eğdim. Olamaz! Galiba onlardan birine çarpmıştım. Bitmiştim ben. Yakalanmıştım işte. Kim bilir bana ne yapacaklardı? Yavaşça gözlerimi açıp karşımda duran kişiye baktığımda şaşırıp kaldım. Bu Barlas'tı. Beni bulmasına bu kadar şükür edeceğimi bilmezken nefes nefese kalmış bir halde elinden tutup onu koşturmaya çalıştım. "Barlas hemen buradan gitmemiz lazım, peşimde birileri var. Çabuk!"

Yerinden kıpırdamadan yüzüme anlamsızca bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibi bir hali vardı. Arkamdan gelen çocuklar bizi bulmayı başarınca korkuyla nefesimi tuttum. Bizi gördükleri an durdular, Barlas kafasını döndürüp onlara baktı. Ben hâlâ kaçmamız için bir şansımız olduğunu düşünürken elini tutmaya devam ediyordum. "Barlas, lütfen gidelim buradan!"

Söylediğimi umursamadan peşimde olan çocuklara sert bir şekilde bakarak öylece durmaya devam etti. Bakışları öylesine sertti ki onlarla kavga edeceğini düşünüyordum. Böyle bir şey olmaması için içimden dua ederken ben de çocuklara baktım. Hepsi durmuş, yerlerinden kımıldamıyorlardı. Çektiği acı yüzünden bize nihayet yetişmeyi başaran piercingli çocuk, arkadaşlarının yanına yaklaşıp aralarından geçti ve önde durup tıpkı diğerleri gibi şaşkınlıkla Barlas'a baktı. "Barlas ağabay!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.