Saf bir heyecan vardı üstümde. Bakışları, sözleri kalbime dokunduğu an nefesimin kesildiğini hissediyordum. Bazen öyle şeyler söylüyordu ki ne diyeceğimi bilemeden öylece gözlerine bakıyordum. Şimdi de o anlardan birini yaşıyordum. 'Nefesini hissetmeye çalışıyorum.' Sarf ettiği cümle kulaklarımda yankılanırken bakışlarım ona kitlenmişti. Bir şey demek istiyordum. Bunun ne demek olduğunu sormak istiyordum ama soramıyordum. Dilim bana ihanet eder gibi soru sormamı engelliyor, beni konuşturmuyordu. Neden? Neden böyle bir şey demişti? Bunun anlamı neydi? Anlamlandıramadığım şeyler söyleyip de neden aklımı karıştırıyordu? Bu çocuğu anlayamıyordum. Söylediği şeyden sonra nasıl uyuyabilirdi?
Yaklaşık yarım saat kadar onu izlekten sonra ben de onun gibi gözlerimi kapatıp kendimi uykuya bıraktım. Uyandığımda Barlas çoktan uyanmış bana bakıyordu. Bunun için biraz şaşkındım ama sobayı yakmış olmasına sevinmiştim. "Günaydın Kaktüs," deyip hafiften tebessüm ederken ona bakıyordum. Uyumadan önce söylediği söz hâlâ kulaklarımdaydı. Bana yakın durduğu için uyurken hiç kıpırdamadığımı fark ettim. Normalde uykumda çok dönen biriydim ama nedense bu sefer öyle olmamıştı. Uyku mahmuru sesimle, "Günaydın," deyip onu biraz öteye ittikten sonra yerimden doğruldum.
Parmaklarımı birbirine kenetleyip gerindikten sonra yerimden kalkıp kıyafetlerimin kuruyup kurumadığına baktım. Barlas hâlâ yataktaydı ve dalga geçer gibi suratıma bakıyordu. "İyi uyudun."Ona ters bir bakış atıp, "Hiç de bile. Sen yanımda yattığın için sürekli uyandım ve hiç iyi uyuyamadım!" dedim. Aslında gerçekten iyi uyumuştum. Gece hiç uyanmamıştım ve huzurlu bir uyku çekmiştim ama ona bunu söyleyecek kadar aptal değildim. "O yüzden mi horluyordun?" diye sorunca, "Kim horluyordu, ben mi?" diye sorup kuruyan kıyafetlerini sobanın telinden alıp ona uzattım. "Hiç uydurma, bir kere ben asla horlamam!"
Gülerken, uzattığım kıyafetlerini aldı. "Uydurmuyorum, horluyorsun."
"Hayır uyduruyorsun!"Kazağını çıkarırken üzerime doğru yürüdü, "Sana horladığını daha önce söyleyen olmadı galiba?" Gözüm dövmesindeyken adımlarım geriye doğru gidiyordu, "Hayır olmadı."
"Öyleyse bunu ilk söyleyen ben oldum." Yavaş yavaş sobaya doğru yaklaşırken sinirle, "Ben horlamıyorum!" dedim.
Gözleri gözlerimdeyken üzerime doğru yürümeye devam ediyordu. "Horluyorsun." Sobaya yaklaştığımda ısıyı yakından hissediyordum ne kadar yaklaştığımın farkında değildim. Yanlışlıkla sobanın etrafında olan odunlardan birine bastığımda dengemi kaybedip yanan sobanın üzerine düşüyordum ki, Barlas belimden tutup beni kendine çekerek yanmaktan son anda kurtardı. Elim yanlışlıkla dövmesine değince şaşkınlıkla yüzüne baktım.
Öfkelenmişti. "Dikkat etsene kızım, az kalsın yanıyordun!" Sanki bu benim suçumdu. Üzerime doğru yürümeseydi böyle bir şey olmayacaktı. Onu sinirle geri ittiğimde, "Senin yüzünden!" diye bağırdım. Kaşlarından biri kalktı, "Ne benim yüzümden? Farkında mısın seni ben kurtardım!"
"Tabii ki kurtaracaksın, senin yüzünden yanıyordum çünkü!"
"Ben mi dedim sana sobaya doğru yürü diye?"
"Sen üzerime gelmeseydin böyle bir şey olmayacaktı!" Sinirle güldü, "Benim suçum yani?"
"Evet, senin suçun!" Elindeki formayı sinirle üzerine geçirdiğinde, "Sen teşekkürü böyle mi ediyorsun?" diye sordu. Gerçekten şaka gibiydi. "Sen neyin teşekküründen bahsediyorsun ya? Az daha senin yüzünden yanıyordum ben!"
"Evet, ben olmasaydım yanıyordun."
"Hayır, sen olduğun için yanıyordum!" Bu tartışmayı daha fazla sürdürmek istemediği için sinirle tezgâha doğru yürüyüp cüzdanından çıkardığı iki yüz lirayı oraya bıraktıktan sonra kapıya gidip dışarı çıkmadan önce bana baktı. "Seni dışarıda bekleyeceğim. Çabuk giyin!"
Sinirle, "Tamam!" dediğimde kapıyı açtı ve dışarı çıktı. O çıkınca gözüm tezgâhın üzerine bıraktığı paraya kaydı. Burada kaldığımız için kulübenin sahibine borçlandığımızı düşünmüştü. Bu hareketine karşılık içimden onu tebrik ederken, formamı giyip yatağı topladım ve adamın kıyafetlerini sandığa koydum. Kulübeden çıkıp çamurlu ayakkabılarımı giydim. Ekim ayının başlarında olmamıza rağmen hava gereğinden fazla soğuktu ama neyse ki yağışlı değildi. Yeniden ıslanıp da eve o halde gitmeyeceğim için yüzümdeki memnun ifadeyle ağaca yaslanmış beni bekleyen Barlas'ın yanına gittiğimde, "Hadi, gidelim," dedim.
Birlikte ana yola doğru yürürken telefonunun çekip çekmediğine bakıyordu. Nasıl bir yola girdiysek telefon hiçbir yerde çekmiyordu. Görünüşe göre ana yola çıkana kadar çekmeyecekti. Hiç konuşmadan yürümeye devam ederken artık sıkıldığımı hissediyordum. Barlas'la sohbetimiz çok iyi olmasa da onunla biraz konuşmak istiyordum. Daha doğrusu bir şey sormak istiyordum. "Barlas merak ettim. Senin dövmen neden diğerleri gibi kolunda değil de vücudunda?"
Gözü telefonundayken, "Çok mu merak ediyorsun?" diye sordu. Aslında sadece bunu değil birçok şeyi çok merak ediyordum ama doğru dürüst cevap vermiyordu ki. Hızlı hızlı yürürken telefonunu deri montunun cebine soktu. "Vücudumda daha iyi durduğunu düşündüğüm için."
Yerimde durup çatık kaşlarımla ona baktığımda o da durup yüzüme baktı. "Ne oldu, inanmadın galiba?" Bunun bu kadar basit bir nedeni olamazdı. "Evet inanmadım. Doğruyu söyler misin lütfen, bilmek istiyorum." Uzatmayıp, "Peki, tamam," deyince tekrar yürümeye başladı. Sanırım bu sefer söyleyecekti. "Bu çete liderlerine özgü bir şey... Kendilerini simgeleyen dövme çete liderinin kolundaysa bu o liderin çetesinin henüz büyük bir çete olmadığını ve kendilerini geliştirmeye çalıştıklarını gösterir. Eğer dövme liderin kolunda değil de başka bir yerindeyse, bu o liderin çetesinin çok fazla üyesi olduğunu ve fazlasıyla geliştiklerini gösterir."
"Neden böyle bir şeyi yapma gereği duyuyorsunuz?"
"Kimin büyük, kimin küçük olduğunu anlamak için."
"Bu ne işinize yarayacak ki? Size ne diğer çetelerden?"
"Eğer büyük bir çetenin lideriysen çeteni daha da büyütmek için küçük bir çeteyi kendi çetene dâhil edebilirsin. Bunun amacı bu."
"Peki ya küçük çetenin lideri bunu istemezse, o zaman ne oluyor?"
"Bunu istememe gibi bir şansı yok. İstemezse başına neler geleceğini bilir." Ne olduğunu tahmin ettiğim için sormak istemiyordum çünkü belli ki burası biraz karanlıktı, kurcalamaya gerek yoktu. Ana yola yaklaştığımızda aklıma takılan bir soruyu daha sormak için yüzüne baktım. "Senin dövmenin kolunda olması gerekmiyor mu Barlas? Sonuçta senin çeten de küçük bir çete." Gülmeye başladığında kafasını döndürüp bana baktı. "Dövmem kolumda olmadığına göre..."
Şaşırdım, "Sadece beş kişisiniz... Değil mi?" Soruma cevap vermeden cebindeki telefonunu çıkarıp birini aradı. Ana yola yaklaştığımız için telefonun çekmesine sevinirken bir yandan da sorumu cevaplamadığı için kızıyordum. "Çetin, neredesin sen?" Belli ki bizi buradan alması için ondan yardım isteyecekti. Geç açtığı için kızdıktan sonra konum atacağını ve bizi alması gerektiğini söyleyip telefonu kapattı. "Çetin birazdan burada olur," dediğinde, "İyi," deyip merakla ona baktım. "Sorumu cevaplayacak mısın?"
"Hayır."
"Neden?"
"Soruların bitmek bilmiyor da o yüzden!" Ben de bu çeteye girecektim sonuçta. Bazı şeyleri bilmek istiyordum. Her şeyi devlet sırrı gibi saklamasının bir anlamı yoktu. "Neden bana hiçbir şey anlatmıyorsun?"
"Yine soru soruyorsun Kaktüs." Bu soruma bile cevap vermemişti. Ketumluğunda bir sınırı vardı ama. Sinirlendiğimi hissedince bağırmaya başladım. "Soruyorum çünkü sormadan bir şey anlatmıyorsun!"
"Bağırmayı kes!"
"Kesmiyorum!" Yerinde durup kolumdan tutarak beni de durdurdu. "Bırak kolumu!"
"Bağırmayı kesersen bırakırım!" Orman yolunda onunla tek başıma olduğum için dediğini yapmayı tercih ediyordum. "Tamam, bırak bağırmayacağım," dediğimde sinirle kolumu bırakıp yürümeye devam etti. Ana yola çıktığımızda hiç konuşmadan Çetin'i bekledik. Yarım saat sonra beyaz bir BMW ile geldiğini görünce ağzım açık bir şekilde arabaya baktım.
Bu araba kesinlikle çok pahalıydı. Çetin o arabayı nerede bulmuştu da bizi almaya gelmişti? Araba çetenin olamazdı herhalde, çalmak gibi bir hata yapmamışlardır diye düşünüyordum.Araba önümüzde durunca Barlas ön koltuğa geçip oturdu. Şaşkın bir halde bakakaldığım için camını indirip, "Binsene!" dedi. Arka koltuğa geçip oturduğumda koltuğun rahatlığını hissedebiliyordum. Ömrü hayatımda bir daha böyle bir arabaya binemeyeceğim için keyfini çıkarmak istiyordum. "Arabanın tekerleri çamura saplandı. Bir ara onu aldırırsın." "Nasıl oldu bu? Oraya nasıl girdiniz?"
"Adamlardan kaçmak için girdik."
"Sabaha kadar neredeydiniz? Arabada mı kaldınız?"
"Hayır, bir kulübe vardı orada kaldık."Çetin'in gözleri yoldayken arabayı incelemeyi bırakıp merakla ona baktım, "Aysun nerede Çetin? Adamlar onu almaya gelmediler değil mi? O iyi mi?"
"Merak etme o iyi. Dün Barlas aradıktan sonra peşinden hiç ayrılmadım. Gece de evinin önünde nöbet tuttum ama gelen kimse olmadı. Buraya geldiğim için de onu Samet'e emanet ettim." Bir oh çektiğimde, "Yardımın için sağ ol Çetin," dedim. Dün gelmemiş olmaları bugün de gelmeyecekleri anlamına gelmediği için hâlâ korkuyordum.
Adamlar peşimizdeydi ve biz kendimizi nasıl koruyacaktık hiç bilmiyordum. "Polise mi gitsek acaba, adamlar geri gelebilir!" Barlas bana baktı, "Hayır polis olmaz! Eğer polise gidersek onlar da boş durmaz. Dayak yedikleri için bizi şikâyet ederler. Kendileri de biz de içerideyken adamları size bir şey yapabilir. Bunu göze alamayız."
"Peki, ne yapacağız o zaman?" Kaşlarını çatıp tekrar önüne baktığında, "Dertleri neymiş, sizi neden istiyorlarmış önce onu öğreneceğiz. Gerisine sonra bakarız," dedi.
Korkuyla ona baktım. "Bir saniye, adamlarla mı konuşacağız yani?"
"Evet."
"Ben o adamlarla konuşmak istemiyorum. Eminim Aysun da istemiyordur," dedim. "Siz değil zaten biz konuşacağız. Sizi o adamların mekânına götürüp de onların sinirlerimi bozacak şeyler söylemelerine katlanamam!" deyince, "Ne zaman konuşacaksınız peki?" diye sordum."Seni okula bıraktıktan sonra..."
"Bugün yani?"Yüzüme bakıp tek kaşını kaldırdı, "Bir sorun mu var?" Sorun yoktu ama o adamların Barlas ve çetesine zarar vermelerinden korkuyordum. "Hayır," derken telefonum çaldı. Arayan annemdi. Beni evde göremediği için merak etmişti sanırım. "Efendim anne?" dedim. "Öykü, kızım neredesin sen?" Sesi endişeli geliyordu. "Okula gidiyorum anne."
"Okul mu?" deyip rahatladıktan sonra sinirle sesini yükseltti, "Neden bana haber vermiyorsun? Seni evde göremeyince çok endişelendim!" Geceyi ormanda bir kulübede geçirdiğimi öğrense ne yapardı acaba? "Özür dilerim anne, endişeleneceğini tahmin etmemiştim."
"Neden bu kadar erken gidiyorsun okula?" diye sorunca yutkundum. "Şey... Aysun'la yetiştirmemiz gereken bir ödev var, onun için erken gidiyorum."
"Kahvaltını yaptın mı peki?" Kızmasın diye yalan söylemek zorunda kaldım, "Hı hı, evet."
"Tamam, o zaman kendine dikkat et öpüyorum."
"Ben de öpüyorum anne," deyip telefonu kapattıktan sonra arkama yaslanıp yolu izledim. Çok tedirgindim. Ne olacaktı bilmiyordum. O adamlar peşimizdeyken huzur yoktu bana. Barlas ve Çetin bizi onlardan korumaya çalışıyorlardı ama sürekli peşimizde olamazlardı. Sonuçta onların da bir hayatı vardı. Düşündükçe boğulacak gibi oluyordum.
Kırk dakikalık bir yolculuktan sonra okula gelebildiğimizde arabadan çıkmadan önce Barlas'a baktım. "Dikkatli olun!" Bana dönüp yüzüme baktı. "Merak etme, bir şey olmayacak."
"Umarım," deyip arabadan indiğimde camını aşağı indirip beni durdurdu. "Çıkışta sizi almaya geleceğiz, bizi beklemeden hiçbir yere gitmeyin sakın!"
"Tamam." Uzun bir süre arkalarından baktıktan sonra lavaboya uğrayıp ayakkabılarımı temizledim. Sınıfa gidip sırama oturduğumda çantamı yerinde göremeyince görevlilerin aldığını tahmin ettim. O anda elinde tuttuğu çantamla Aysun girdi içeri. Belli ki kaybolmaması için yanına almıştı. Hızla yanıma gelip çantamı sıramın üzerine bıraktığında merakla bana bakıyordu, "Öykü, iyisin değil mi?"
"Sorun yok, iyiyim merak etme," diyerek çantayı işaret ettim. "Çantamın kaybolmasına izin vermediğin için sağ ol."
"Bırak şimdi çantayı da dün neler oldu onu anlat bana," deyince, "Ne olduğunu bilmiyor musun? Çetin anlatmadı mı sana?" diye sordum. "Evet, anlattı ama yarım yamalak!" Barlas'ın arkadaşından başka ne beklenirdi ki. Doğru düzgün bir şey anlatma huyları yoktu. Sıramın üstünde duran çantamı alıp arkama koyduğumda, sırtımı ona yaslayıp Aysun'a olanları anlattım. Beni dikkatle dinledikten sonra sıkıntıyla ofladı. "Her şey benim yüzümden oluyor! O adamla çıkmasaydım bütün bunlar olmayacaktı. Allah kahretsin beni!" deyince masanın üzerinde duran elinin üstüne elimi koydum, "Saçmalama. Bunların olacağını bilemezdin. Lütfen kendini suçlama!"
"Nasıl suçlamam? Görmüyor musun peşimizi bırakmıyorlar! Bizi alana kadar da bırakmayacaklar!"
"Bırakacaklar! Barlas ve Çetin şu an bunun için bize yardım ediyorlar. Beni okula bıraktıktan sonra neden peşimizde olduklarını öğrenmek için yanlarına gittiler. İnan bana o adamlardan kurtulacağız!"
"Barlas ve Çetin mi? Onlar şu anda bize yardım mı ediyorlar? İyi de niye?" diye sorunca kafamı kaşıdım. "Bilmiyorum ama muhtemelen çetelerine gireceğim içindir." Sırtını arkaya yaslayıp bakışlarını sıraya sabitledi. "Korkuyorum Öykü! Umarım bize yardım edebilirler!"
"Merak etme, edecekler."
"Ya edemezlerse?"
"Kötü düşünme..." Barlas'a ne kadar güvensem de aslında ben de kötü ihtimali düşünüyordum ama bunu Aysun'a belli etmemeye çalışıyordum. "Bize yardım ederlerse eğer, onlara büyük borçlanırız Öykü."
"Evet, biraz öyle olacak sanırım," dediğimde gözüm sınıftan içeri giren Ateş'e takıldı. Yeşil gözleriyle aynı renk olan eşofman üstünün ceplerine ellerini sokmuş yüzüne yerleştirdiği tebessümle yanımıza yaklaştığında, "N'aber kızlar?" diye sordu. İkimiz de keyifsizce, "İyi," deyince ses tonumuzdan ve yüzümüzden bir sorun olduğunu hemen anladı, "Neyiniz var sizin böyle?" Sorusuyla silkelenip kendime geldiğimde, "Hiç... Hiç bir şeyimiz yok. Bir şeyimiz olduğunu da nereden çıkardın?" diye sordum. Önümüzdeki sıraya otururken, "Keyifsiz görünüyorsunuz," dedi.
Anlamamasına imkân yoktu tabii. "Yo gayet iyiyiz biz. Değil mi?" diyerek Aysun'un koluna vurduğumda sıraya sabitlenen bakışlarını Ateş'e kaldırdı, "Evet iyiyiz." İnanmış olmasını umut ediyordum, "Bana öyle geldi herhalde. Her neyse bakın ne diyeceğim size, çıkışta okulun basketbol sahasında yan sınıfla maçımız var. Bütün sınıf bizi izlemeye gelecek, siz de gelsenize."Aysun kafasını iki yana sallayıp, "Çok isterdim ama ben gelemem işlerim var," deyince Ateş üzüldüğünü belli edip gözlerini bana çevirdi. "Peki, sen Öykü?"
"Onun bir işi yok. Gelir." Kafamı hızla Aysun'a çevirdiğimde sıranın altından ayağına bastım. Benim yerime karar verip nasıl işim olmadığını söyleyebilirdi? Boğazıma kadar sıkıntıyla doluyken basket maçı izleyecek halim yoktu benim. "Olmaz, gelemem."
"Neden? Bir işin de yokmuş, niye gelemiyorsun?"
"Çünkü şey..." dediğimde birkaç saniye ne diyeceğimi düşündüm, "Iıı... Şey... Ödevim. Evet ödevim. Benim yapmam gereken çok önemli bir ödev var. Bu yüzden gelemem."
"Hiç de bile, bir ödevimiz yok. Nereden çıkardın bunu?" Aysun gitmem için uğraşırken ona bakıp bunu yapmaması için gözlerimi belerttim. "Hani şu yapmamız gereken matematik ödevi var ya Aysun, işte ondan bahsediyorum ben. Sen bir an hatırlayamadın herhalde?"
"Ha o mu?" deyince gitmek istemediğimi anladığını düşündüm. "Onun teslim tarihine daha bir hafta var, o zamana kadar yetiştirirsin merak etme," deyince bir kez daha ayağına bastım. Ateş memnuniyetini belli eden bir gülümseme ortaya attığında ayağa kalkıp, "Bu çok iyi. Madem teslim tarihine daha var, o zaman geliyorsun," dedi."Şey... Ateş aslında ben..." Sözümü yarıda kesip, "İtiraz istemiyorum Öykü, geliyorsun," dedi. Gitmek istemiyordum ama Ateş kırılmasın diye el mahkûm gidecektim artık. "Tamam," dedim. "O halde çıkışta görüşürüz," deyip göz kırptıktan sonra kapıya doğru yürüyüp sınıftan çıktı.
"Seni öldüreceğim Aysun!"
"Hiç kızma, belki maçtan sonra biraz vakit geçirirsiniz diye yaptım ben bunu. Artık aranızda bir şeyler olması lazım ama değil mi?" Okula ilk geldiğimde ondan etkilendiğimi anladığı için yapıyordu bunu ama böyle bir şeyin olmayacağının farkında değildi. "Seni anlıyorum Aysun, Ateş'le aramızda bir şeyler olmasını istiyorsun ama bu olmaz. Biz sadece arkadaşız. Bunun daha ilerisi olamaz."
"Neden olamazmış?"
"Çünkü o Badeyi seviyor."Gözlerini devirdi "Evet onu seviyor ama seni sevmesi lazım. Bade ondan hoşlanmıyor ki, ona sadece acı çektiriyor. Oysa sen... Sen onun yüzündeki gülümsemenin sebebisin. Görmedin mi, maçını izlemeye gideceğin için nasıl da sevindi. Bence ikiniz harika bir çift olabilirsiniz. Ben bunu görebiliyorum."
"Sen görebiliyorsun ama ben göremiyorum. Evet, okula ilk geldiğim gün Ateş'ten etkilendim bu yalan değil ama şu an böyle bir şey yok. Olsa bile biz birlikte olamayız. Çünkü buna Barlas izin vermez!" Kaşları çatıldığında sinirle, "Ona neymiş bundan? O kim oluyor da senin hayatına karışıyor?" diye sordu. Neden karıştığını tam olarak ben de bilmiyordum, sadece tahmin ediyordum. Galiba bunun da nedeni çetesine girecek olmamdı. Kendileri Ateş'le konuşmuyorlar diye benim de konuşmamı istemiyordu muhtemelen. "Barlas'ın beni bu konuda kaç kere uyardığını biliyorsun Aysun."
"Evet, biliyorum ama hayatına bu kadar müdahil olmasına izin vermemelisin."
"Vermiyorum zaten."
"O yüzden mi Ateş'le birlikte olmanıza izin vermeyeceğinden korkuyorsun?" Şaşkınca ona baktığımda, "Korkmuyorum, sadece izin vermeyeceğini söylüyorum," dedim. Korktuğumu nasıl düşünebilirdi?"Ondan izin isteyen yok ki zaten. O senin hayatına karışamaz."Barlas'tan bahsediyorduk burada. Onu hayatıma karıştırmamak öyle kolay değildi. Laftan anlamıyordu ki bir şey deyip de ona engel olayım. Kafasına koyduğunu yapıyor ve yaptırıyordu. Onunla başa çıkmak çok güçtü ama ben yılmadan bunu başarmaya çalışıyordum. Aslında pek başarılı olduğum söylenemezdi ama pes etmiyordum en azından.
***
Çıkış zili çaldığında mutlulukla gülümsedim. Hiç bitmeyecek sandığım fizik dersi sonunda bitmişti. Sıramın üzerindekileri çantama koyup Aysun'la birlikte sınıftan çıktım. Konuşa konuşa merdivenleri inip bahçeye çıktığımızda, arabalarının önünde bizi bekleyen Barlas ve Çetin'i gördüm. İki araba da buradaydı. Tekeri çamura saplanan arabayı çıkarmış oldukları halde hâlâ neden diğer arabayı kullanıyorlardı bilmiyordum ama bunu umursamadan hızlı hızlı yürüyerek onların yanlarına gittik.
Barlas öfkeli görüyordu. "Ne oldu, konuştunuz mu adamlarla?"Kollarını göğsünde birleştirip arabasına yaslanarak, "Hayır!" dedi. "Neden?" diye sorduğumda sert sesiyle cevap verdi, "Onları hiçbir yerde bulamadık. Her mekânlarına tek tek baktık ama yoklar!" Sanırım siniri bu yüzdendi. "Nerede olabilirler ki?" Aysun'un sorusunu Çetin cevapladı. "Bunu sana sormak lazım. Yaver senin eski sevgilin sonuçta. Nerelerde takıldığını hepimizden iyi bilirsin. Eminim gittiği mekânlara seni de götürmüştür."
"Sen ne diyorsun be?" Aysun sinirle ona doğru bir adım atınca kolunda tutup onu durdurdum, "Sakin ol."
"Nasıl sakin olayım Öykü, görmüyor musun neler diyor bana?" Ben Aysun'u sakinleştirmeye çalışırken Bade, Samet ve Ali gelmişti yanımıza. "Hayırdır, bir sorun mu var?" Bade kahverengi gözlerini bize dikmiş öylece bakarken Aysun'un kolunu tutmaya devam ediyordum. "Hayır, yok!" "Bana neden öyle gelmiyor acaba?"
"Bilmem, kaostan hoşlandığın içindir belki!"Sinirle üzerime doğru yürüyeceği sırada Samet bileğinden tutup onu durdurdu. Sinirleneceği bir şey söylememiştim ama tepkisi beni de sinirlendirmişti. Bunu görünce Aysun'un kolunu bırakıp ben de tam üzerine doğru yürüyordum ki, Barlas önüme geçip beni durdurdu. "Arabaya bin Kaktüs, gidiyoruz." Şu Bade'ye haddini bildirmeden hiçbir yere gitmeyecektim. "Önümden çekil Barlas! Bu kız bugün benden dayak yiyecek!"Bade gülüyordu. "Ben mi senden dayak yiyeceğim? Sen benim tırnağımı bile kıramazsın." Bu lafı öfkeyle solumama neden olurken yumruğumu sıkıp, onu dövebilmek için Barlas'ı önümden itmeye çalıştım ama bundan etkilenmedi. Bade sinirlerini bozacak şekilde gülmeye devam ederken Barlas kollarımdan tutup hareket etmemi engelledi, "Bin şu arabaya!"
"Hayır!" diye bağırıp şansımı bir kez daha denedim ama işe yaramadı. Barlas beni tutmaya devam ederken kafasını Çetin'e çevirdi. "Aysun'u da al hemen gidin buradan." Çetin herkesi arabaya bindirerek oradan uzaklaştırdı.Bade'nin gitmesiyle sakinleşince Barlas kollarımı serbest bıraktı. "Öfkeni kontrol etmen lazım..." Bunu bana o mu söylüyordu? Sanki kendi bu konuda üstün bir başarıya sahipti de. "Arkadaşına gıcık oluyorum!"
Hafiften tebessüm edip ellerini deri montunun ceplerine soktu. "Bence olmamalısın. Çeteye girmek istiyorsan onunla iyi anlaşman gerektiğini unutma." Sanki bu mümkündü, "Onunla iyi anlaşılıyor mu ki?"
"Evet anlaşılıyor. Anlaşılmasa biz de anlaşamazdık değil mi?"
"Bana yaptığı gibi ters davranmıyor size. O yüzden iyi anlaşıyorsunuz onunla!"
"Sen de kendini sevdir o zaman." Omzumu silktim, "Ben neden sevdireyim, o sevdirsin bana kendini!"
"Çeteye girecek olan sensin. Onunla iyi anlaşman gerekir."
"Merak ediyorum bunu bana söylediğin gibi ona da söylüyor musun?"
"Evet, söylüyorum."
"Pek seni dinliyormuş gibi gelmedi ama bana."
"Çok normal, şu sıralar kimse beni dinlemiyor. Sen de öyle." Kaşlarımı çatmış sesimi çıkarmadan yüzüne bakarken gözlerini benden ayırıp arkamdaki bir noktaya odakladı. "Öyle olmasa Ateş şu anda yanına geliyor olmazdı herhalde, değil mi?"
Çatık kaşlarım hayretle havaya kalkınca arkama dönüp baktım. Ateş gözlerini Barlas'a dikmiş bir şekilde yanıma yaklaştı. "Hadi Öykü gelmiyor musun, maç başlamak üzere." Barlas arkamdayken bu soruya nasıl cevap verebilirdim? Geliyorum desem Barlas sorun çıkartacaktı, gelmiyorum desem Ateş kırılacaktı. Ne diyecektim hiç bilmiyordum. Sorduğu soruyla donakalmış bir şekilde gözlerine bakarken Barlas Ateş'e, "Maçınız mı var?" diye sordu.
Ateş ona bakmadan, "Evet, yan sınıfla maçımız var," deyince kafamı Barlas'a çevirdim. "Birlikte onları izlemeye gidelim mi?" Bu çok mantıklı bir fikir değildi ama belki kabul eder de sorun çıkarmaz diye düşünüp böyle bir soru sormuştum.Sinirlenmişti, kulağıma eğilip fısıldadı. "Birlikte fabrikaya gidip peşinizde ki o adamlardan nasıl kurtulacağınızı düşünmek yerine burada kalıp maç izlemeyi mi düşünüyorsun gerçekten? Hemen şu arabaya bin, gidiyoruz!"
Yüzüm asık bir şekilde Ateş'e döndüğümde mahcup bir edayla, "Üzgünüm Ateş ama sanırım ben maça gelemeyeceğim!" dedim."Neden? Ne oldu şimdi? Az önce Barlas'a maçı birlikte izlemeyi teklif ediyordun," deyince, "Evet öyleydi ama Barlas bir işimiz olduğunu hatırlatınca vazgeçtim," dedim. Gözlerini Barlas'a çevirip, "Ne işi bu?" diye sordu. Sanırım çeteyle alakalı bir iş olduğunu düşünüyordu. Sorusuna Barlas'tan önce ben cevap verip, "Özel bir iş," deyince kafasını hafifçe aşağı yukarı salladı. "Anladım."
Bana kızmıştı galiba. Bunu yüzünden anlıyordum. Arkasını dönüp bizden uzaklaşınca peşinden gidip önüne geçtim ve onu durdurdum. "Ateş, bana kırılma lütfen!" Yüzüme bakmadan önce derin bir nefes alıp bakışlarını bana çevirdi. "Öykü, sana bir şey sormak istiyorum."
"Sor tabii," dediğimde inşallah o işin ne olduğunu sormaz diye dua ediyordum. "Sen de Bade gibi Barlas'a âşık mı oldun?" Sorduğu soru şaşkınlıktan hafifçe ağzımın açılmasına neden olurken kaşlarımı çattım. Böyle bir şeyi nasıl düşünebilirdi? Ben ve Barlas'a âşık olmak... Bu olacak şey miydi? Ben ne yapmıştım da Ateş'in böyle düşünmesine sebep olmuştum? Gözlerim arabasının yanında durup bizi izleyen Barlas'a kayınca kendi kendime düşündüm.
Öyle mi görünüyordu? Dışarıdan bakıldığında ona âşık gibi mi duruyordum? Sorun neydi? Bakışlarım mı? Ona âşık gibi mi bakıyordum? Eğer öyleyse bu soruyu Ateş'ten başka neden kimse sormamıştı bana? Mantıksız geldiği için mi?Sessiz kalıp soruyu cevaplamadığım için Ateş soruyu tekrar sordu. "Cevap versene Öykü, âşık mısın Barlas'a?"
Dilim tutulmuştu sanki. Benim bu soruya vereceğim cevap belliydi, peki niye susuyordum? Allah'ın cezası soru ağzımı mühürlemişti. Beynimin içinde cevaplanmayı bekler gibi dönüp duruyordu ama ben hâlâ konuşamıyordum. Delirecektim. Ateş sustuğum için beni yanlış anlayıp yapmacık gülüşünü ortaya atınca, "Anlamıştım zaten," diyerek yanımdan geçip gitti.
Susmam yanlış anlaşılmama sebebiyet verirken kafamı döndürüp omzumun üzerinden ona baktım. Şaşkınlığım o kadar büyüktü ki peşinden gidip bu yanlışı düzeltemiyordum. Ne olmuştu bana böyle? Barlas kolumdan tutup beni arabaya doğru götürdü. "Konuşmanız bittiğine göre artık gidebiliriz."
Beni ön koltuğa oturttuktan sonra kendi de çabucak yerine geçip oturdu ve gaza basıp bizi oradan uzaklaştırdı. Yine pahalı arabaya oturmuştum ama bu sefer keyfini çıkarmaya çalışmıyordum. Aklım hâlâ Ateş'in sorduğu sorudaydı, Barlas konuşmamamı garipsemişti. "Ne oldu sana böyle, moralin bozuk gibi. Sözümü dinlemeyip Ateş'ten uzak durmuyorsun diye sana kötü bir şey yapacağımdan mı korkuyorsun yoksa?"
"Hayır," dediğimde canım sıkılmış bir halde donuk bakışlarla yolu izliyordum. Barlas bana baktı, "Sorun ne o zaman? Ateş kötü bir şey mi dedi sana?"
"Hayır."
"Neden susuyorsun peki?"
"Canım öyle istiyor."
"Maçı izleyemediğin için mi üzülüyorsun yoksa?"
"Hayır." Kısa cevaplar verdiğim için rahatsız olmuştu, "Cevaplarını daha uzun tutarsan sevinirim, seninle bu şekilde konuşmak pek hoşuma gitmedi." Asık suratımı Barlas'a çevirdiğimde, "Üzgünüm, konuşmak için pek halim yok," dedim. "Ateş bir şey demiş sana belli. Bu yüzden canın sıkkın... Söyle ne dedi?" diye sordu. Söylemeye niyetim yoktu ama üsteleyeceğini bildiğim için başka bir şey uydurdum. "O bir şey demedi. Şu adamlar yüzünden sıkkınım." Bakışları sertleştiğinde, "Sıkma canını, halledeceğiz onları!" deyip kafasını yola çevirdi.
Yüzüne merakla bakarken, "Adamları bulamadınız bile, nasıl halledeceğiz?" diye sordum. "Bulduğumuz zaman halledeceğiz. Yerin dibine girmediler ya, elbet çıkacaklar karşıma!" Öfkesi yüzünden okunurken kafamı koltuk başlığına yaslayıp yolu izlemeye devam ettim.Fabrikaya yaklaşana kadar sesim yine çıkmamıştı ama aklıma takılan bir şeyi sormak için Barlas'a baktım. "Bu arabayı nereden buldunuz siz Barlas? Kimin bu?"
"Bizim," deyince şaşırdım, "Ne demek sizin? Bu çok pahalı bir araba... Nasıl aldınız siz bunu?" Soruma cevap vermeyeceğini biliyordum ama yine de sormuştum işte. Bana yanılmadığımı gösterip, "Bunun seni ilgilendirdiğini pek sanmıyorum Kaktüs," deyince sinirle gözlerimi devirdim. İşte yine Barlaslığını göstermişti. Kendisi soru cevaplamama konusunda dünyaya gelmiş ilk ve tek hergele örneği olduğu için merak ettirme konusunda da büyük başarılara sahipti. Kızmış bir halde kafamı önüme çevirdiğimde, fabrikanın önüne park edilmiş iki araba dikkatimi çekti.
Şu anda içinde bulunduğum araba gibi onlar da epey pahalı markalardı. "Bunlar da sizin mi yoksa?" diye sordum. "Hayır."
"Neden buradalar o zaman?"
"Bilmiyorum, anlarız şimdi." Fabrikanın kapısından girince şok oldum. Korkudan Barlas'ın elini tuttuğumu bile fark etmedim. Yaver denilen o pislik birkaç adamla birlikte gelmiş çeteyle konuşuyordu. Daha doğrusu tartışıyordu. Tartışma konuları ise belliydi. Bizdik. Ben ve Aysun.Benim gibi Aysun da korkmuş görünüyor, Çetin'in arkasında durmuş sesini çıkarmıyordu. O pislik buraya gelme cesaretini nereden bulmuştu bilmiyordum ama Barlas ona çok kötü bakıyordu. Kahverengi gözleri öfkeden kırmızıya dönerken boynundaki damarların iyice belirginleştiğini gördüm.
Öfkesi o kadar büyüktü ki elimi sıktığının bile farkında değildi. Canım yanmasına rağmen sesimi çıkarmazken bakışlarımı Yaver pisliğine çevirdim. Bizi fark edince yüzünde pis bir gülümseme oluştu, "Ooo kimleri görüyorum! Barlas Karaman, sizi görmek ne büyük bir şeref böyle!"Onu tekrar görmek midemi bulandırmıştı, Yaver bize doğru gelmeye başladı. "Duyduk ki bizi arıyormuşsun. Sebebi neymiş öğrenmeye geldik."
"Sebebi belli!" Barlas'ın sert sesi fabrikayı doldurdu. Elimi sertçe tuttuğu için onunla birlikte ben de Yaver'in üstüne yürüyor, kötü bir şey olmaması için dua ediyordum. Ortada buluştuğumuzda bakışları birden bana kaydı. Yüzündeki sinsi sırıtışla beni baştan aşağı süzüp elini uzattı, "Merhaba Öykü. Görüşmeyeli nasılsın bakalım?" Bakışlarımı bana uzattığı eline indirdiğim an Barlas beni arkasına çekti. "Hemen indir o elini!"
"Ne oldu şimdi, merhabalaşmak yasak mı?"
"Yasak! Ona elini süremezsin!" Kahkahası kulak tırmalarken elini indirdi "Peki, öyle olsun bakalım." Barlas öfkeden dişlerini birbirine bastırmış öyle konuşuyordu. "Ne işiniz var sizin burada?"
"Söyledim ya, bizi aradığınız için geldik. Merakımızdan yani," diyerek kollarını göğsünde birleştirip kaşlarını çattı. "Neden arıyordunuz bakalım bizi?"
"Bunu tahmin edersin diye düşünüyordum!"
"Aslında evet, tahmin ediyorum. Galiba kızları neden istediğimizi öğrenmek için arıyordunuz."
"Tam üstüne bastın!"Çenesinin ucuyla beni işaret etti. "Malum, bu yaştaki kızlar bizim yaşlı kurtları çok kolay tavlayabildiği için Aysun ve Öykü'yle çalışmak istiyoruz. İyi para var bu işte..." dedi.
Aklıma birden babam gelmişti. O da kızı yaşındaki kadınlarla çıkıyordu. Bu yüzden ondan tiksiniyordum. "Lan bana bak!" Barlas elimi bırakıp yakasına yapışınca Yaver'in adamları üzerimize doğru gelmeye başladı. Yaver onları el işareti yaparak durdurunca yine gülmeye başladı, "Sakin ol Barlas. Merak etme kızlar o adamları tavlayıp paralarını çaldıklarında sana da küçük bir pay vereceğiz. Ne de olsa kızları bize vereceğin için iş ortağı sayılırız artık."Ben duyduklarımla şok olurken Barlas sinirle Yaver'in suratına bir yumruk geçirdi. Yaver aldığı darbeyle yere düşünce adamları saldırmak için Yaver'den işaret bekledi ama Yaver hiçbir şey yapmıyordu. "Az önceki yumruğun daha sertti Barlas. Bu pek olmadı sanki."
"O zaman daha iyisini vereyim!" diyerek onu yakasından tutup ayağa kaldırarak yüzüne bir yumruk daha attı. Yaver yeniden yere düştü ve burnundan akan kanı elinin tersiyle sildi. "Kızları vermemek için direniyorsan eğer, boşuna uğraşma Barlas. Alacağız onları!"
"Sıkıyorsa al!"Yaver adamlarından birine başıyla komut verdi. Adam Barlas'a doğru yürürken Samet önüne geçip onunla kavga etmeye başladı. Hızlı ve sert yumruklarıyla adamı yere düşürmeyi başarınca Yaver şaşkınca Barlas'a baktı. "Bunlara kavga etmeyi sen mi öğretiyorsun? Bu konuda gerçekten iyisiniz. Bravo!"
"Adamlarını da al siktir git buradan yoksa leşinizi mekânınızın önüne sererim!"
"Buraya gelmeden önce seni biraz araştırdım Barlas. Öğrendim ki bu vasıfsız çetenin lideriymişsin. İşin de işletme sahiplerinden haraç almakmış. Böyle güzel bir işin varken, iyi de para kazanıyorken neden kızları koruyup da bizim gibi sana birçok konuda destek olacak kişileri karşına alıyorsun ki? Kafanı kullan biraz. Kızları bize verirsen çok iyi yerlere gelebilirsin. Birlikte güzel işler yapabiliriz. Böyle bir şey istemez misin?"
Bu Yaver pisliği kafayı yemiş olmalıydı. Ona nasıl böyle bir şeyi teklif edebilirdi? Yediği yumruk yüzünden beynine kan gitmiyor ve bu yüzden saçmalıyordu. Barlas sinirle onu yakasından tutup, "Prensip gereği itlerle çalışmıyorum!" diyerek onu adamlarının üzerine doğru itince, "Defolun gidin buradan ve bir daha da sakın gelmeyin!" diye uyardı.
Yaver sendeleyip düşmekten son anda yırtarken öfkelenmiş görünüyordu. "Demek kararlısın! Bu cesur hallerin hiç hoşuma gitmedi bilesin! Bizi karşına alarak çok kötü bir şey yaptın. Bundan sonra kork bizden! Bu kızları da iyi koru, çünkü onları alana kadar peşlerindeyiz!" Hırs yapmıştı. Bu işi yapacak birçok gönüllü bulabilecekken neden bizi istiyorlardı anlayamıyordum. Barlas işaret parmağını kaldırmış tam bir şey diyecekken, Yaver bana bakıp sözüne devam etti. "Özellikle sevgilin Öykü'nün!