İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 12 · 27 dk okuma

ÇETE

Bölüm 12

12.Bölüm

"Çetin, gerçekten konuşulabilecek bir çocuk değil. Dün sen gittikten sonra teşekkür etmek için onun yanına gittim ama bir ton azar işittim resmen. Neymiş, babam yaşındaki adamlarla çıkarsam olacağı buymuş. Bütün bunlar aptal olduğum için olmuş. Sinir şey! Ona teşekkür etmeye gidende kabahat zaten!"

Aysun'la kantinde oturmuş kahve içerken söylediklerine hak veriyordum. "Barlas'ın çetesinde olan birinden başka ne bekliyorsun ki? Sanki mükemmel bir insanmış gibi hepsini kendine benzetmiş pis hergele!"

"Valla Çetin bu konuda Barlas'a mı benzemiş, yoksa doğuştan mı böyleymiş orasını bilmem ama bildiğim tek bir şey var o da tam bir gıcık olduğu!"

"Barlas kadar olamaz herhalde! Baksana, bunu bana resmen tehdit zoruyla giydirdi!" Önünde duran kahvesinden bir yudum aldığında, "Suç sen de ama. Neden tehdidine boyun eğiyorsun ki? Giymeseydin de sinir etseydin şunu!" dedi. Barlas'ı tanımıyormuş gibi konuşuyordu. "Giymeseydim ne olacağını biliyorsun Aysun. Beni tekrar öpecekti."

"Blöf yapmış bence..."dediği an gözüm kantin kapısından içeri giren Barlas'a kaydı. Gözleri direkt beni buldu. Üzerimdekini görünce memnun olmuş bir ifadeyle sırıttı. Bu salak şeyi eve gider gitmez çıkaracak ve bir daha hiç giymeyecektim. Hemen yanımızda olan boş masaya oturuyorlardı ki dokuzuncu sınıflardan olduğunu tahmin ettiğim bir çocuk, kantinden sıra kapmak için koşarken yanlışlıkla Barlas'a çarptı.

Çocuk kime çarptığını görmek için bakınca korkudan gözlerini irileşti. Alt dudağımın kenarını ısırmış onları izliyordum. Barlas, çocuğa dik dik bakarak elini omzuna koydu. "Hayırdır ufaklık, ne bu acele?" Çocuk korkudan titrerken cevap vermek için yutkunup kısık sesle konuştu, "Sı-sıra kapabilmek için koşuyordum abi. Su alacaktım da, kusura bakma seni fark edemedim." Barlas istifini bozmadan çocuğa bakarken, "Hangi sınıftasın sen?" diye sordu. Çocuk tekrar yutkundu, "9C"Elini çocuğun omzundan çekerek Samet'e baktı. Bakışlarıyla ona bir şeyler söylüyor gibiydi.

Samet onun ne demek istediğini bakışlarından anlayınca kantin sırasına doğru yürüdü. Hiç sıraya girmeden öne geçince, en önde duran çocuk ona sırasını verdi. Belli ki Samet'ten korkmuştu. Bu okuldaki herkes Barlas ve çetesini çok iyi tanıdıkları için onlardan korkuyorlardı. Ben de korkuyordum. Ama çeteden değil. Onların masum insanlara verecekleri zararlardan korkuyordum. Tıpkı şimdi korktuğum gibi.Barlas çocuğa, "Hemen sınıfına gidiyorsun ve beni orada bekliyorsun!" diye emir verdi.

Çocuk korku dolu sesiyle, "Tamam abi!" dedikten sonra hemen kantinden çıktı. Olanlara daha fazla dayanamayıp yerimden kalktım ve Barlas'ın karşısına geçtim. Kantinde olan herkesin gözü bizim üzerimizdeyken kimse yokmuş gibi davranıp ona bağırdım. "Ne yapıyorsun sen?"Sorduğum soruyu umursamadan yanımdan geçecekken kolundan tutup onu durdurdum. "Sana, ne yapıyorsun, dedim?" Kolunu tutan elimi tutup aşağı indirince öfkeyle gözlerini kıstı, "Bu seni ilgilendirmez! İşime karışma!"

"O masum çocuğa bir şey yapacaksan karışırım!" Bakışları bizi izleyen öğrencilerdeyken onların önünde tartışmamak için kolumdan tuttuğu gibi beni kantinden dışarı çıkardı ve sırtımı kantin kapısının yanındaki duvara yasladı, "Kimseye bir şey yaptığım yok!" Kolumu hâlâ tutmaya devam ederken sinirden yüzümü buruşturup öyle konuştum, "Şu an yok ama biraz sonra olacak. O çocuğa bir şey yapacağını biliyorum!"

Sinirlendiğimi anlayınca elini kolumdan çekip yüzünü yüzüme doğru eğdi. "Ben masumlara zarar vermem." Sinirle güldüm. "Emin misin? Seni polise şikâyet edeceğimi düşündüğünde bana yaptığın neydi o zaman?" Kafasını yere eğip derin bir nefes aldı ve kaldırıp tekrar gözlerime baktı. "Masum olmadığını düşünüyordum."

"Böyle düşünsen bile bana zarar vermek zorunda değildin!"

"Masum olmadığını düşündüğüm birine zarar vermeseydim kimse benden korkmazdı!"

"İnsanların senden korkmalarının sebebi masumlara da zarar verdiğini düşünmeleri... Bu yüzden senden korkuyorlar Barlas."

"İyi işte, ne güzel," dediğinde yanımıza elinde tuttuğu su şişesiyle Samet gelmişti. Onu umursamadan Barlas'la konuşmaya devam ederken şaşkınlıkla, "İnsanların senden korkmaları güzel bir şey mi yani?" diye sordum."Evet," diyerek Samet'in elindeki su şişesini aldı, "Ben bir çete lideriyim, insanların benden korkmaları ve bana saygı duymaları lazım," deyip üst kata çıkmak için merdivenlere yöneldi. Bu şekilde düşünmesi gerçekten çok saçmaydı. Basamakları çıkarken arkasından, "Senden nefret de ediyor olabilirler ama!" diye bağırdığımda beni duyduğu halde söylediğimi umursamadan çıkmaya devam etti.

Peşinden gitmek için adım attığım sırada Samet önüme geçip beni durdurdu. "Dur Öykü!" Samet beni durdurduğuna göre Barlas o çocuğa kesin bir şey yapacaktı. Şimdi korkmaya başlamıştım işte. "Önümden çekil Samet!"

"Üzgünüm Öykü, ama çekilemem."

"Neden?" diye sorduğumda sorumu cevaplamadan yeşil gözlerini yere eğdi. "Beni durdurmana izin vermeyeceğim Samet!"

"Öykü, Barlas'ı sinirlendirecek bir şey yapma."

"Asıl o beni sinirlendirecek bir şey yapmasın!" deyip şansımı bir kez daha denemeye kalktığımda kolumdan tutup beni yine durdurdu, "Peşinden gitmene izin veremem!"

"Bırak beni!" diyerek kolumu tutan elini itmeye çalıştığımda oradan geçen Ateş bizi görüp sinirle yanımıza geldi "Ne oluyor burada?" Samet hızla kafasını Ateş'e çevirince, "Seni ilgilendirecek bir şey yok!" deyip kolumu daha sıkı tuttu.

Ateş, Samet'e öfkeyle bakarken çetenin geri kalanı ve Aysun, kantinden çıkıp yanımıza gelmişti. Aysun, Samet'in beni tuttuğunu görünce, "Bırak şu kızı!" diye bağırarak beni kurtarmak istedi ama Çetin onu kolundan tutup buna engel oldu, "Sen karışma!"

"Ne demek karışma? Söyle arkadaşına arkadaşımın kolunu hemen bıraksın! Yoksa kötü olur!" Bade hafiften sırıtırken, "Ne olur mesela?" diye sordu. Aysun öfkeyle tam bir şey diyecekken Ateş Samet'in kolumu tutan elini, "Çek şu elini!" diyerek itti. Ateş çok sinirli görünüyordu ve sanırım Samet onu ilk defa böyle gördüğü için biraz şaşkındı. Bütün gözler Ateş'in üzerindeyken onun gözleri Samet'in üzerindeydi. "Bu kıza bir daha dokunmayacaksın Samet! Hatta sadece sen değil, hiç biriniz dokunmayacaksınız!"

"Buna sen mi karar vereceksin?" Bade kollarını göğsünde birleştirmiş Ateş'e doğru yaklaşırken kaşlarını çatmıştı. O neden bu işe karışıyordu bilmiyordum ama o da en az Ateş kadar sinirli görünüyordu. Ateş kafasını Bade'ye çevirdiğinde, "Evet ben karar vereceğim, bir sorun mu var?" diye bağırdı.

Şu an karşısında sevdiği kız vardı ama o bunu umursamadan ona bağırmıştı. Öfkesi ona karşısındakinin kim olduğunu unutturmuş gibiydi. Bade Ateş'in bağırmasını umursamadan ona daha çok yaklaştı ve gözlerinin içine baktı. "Sen ne zamandan beri bizim işlerimize karışır oldun?"

"Sizin işleriniz umurumda bile değil! Benim umurumda olan tek şey bu kız!" derken beni işaret ediyordu. Bade'nin gözleri Ateş'in beni işaret etmesiyle kısılırken Ateş bileğimden tutup beni yukarı çıkarmak için merdivenlere sürükledi. Üst kata çıkmak için merdivenlere yaklaştığımızda aşağı inen Barlas'ı görünce durdu. Öfkesi onu görünce daha da artmıştı sanki. Bunu bileğimi sıkan parmaklarından anlamıştım.

Barlas aşağı inerken sakin görünüyordu. Çocuğa ne yapmıştı bilmiyordum ama öfkesini o çocuğun sınıfında bırakıp oradan öyle çıkmıştı herhalde. Gözleri benim üzerimdeyken son basamağı da inip önümüzde durdu ve gözleri bileğimden tutan Ateş'in eline kaydı. Bileğimden tutması onu rahatsız etmiş gibi görünürken gözlerini kaldırıp tekrar bana baktı. "Sınıfına çık Kaktüs."

Ona hayır demek için ağzımı açacağım sırada Ateş benden önce davranıp sinirle konuştu, "Öykü hiçbir yere gitmiyor!" Bana emir vermesi onu sinirlendirmişti sanırım. Barlas hâlâ bana bakarken Ateş'in dediğini umursamamış gibi görünüyordu, "Hadi!" Gitmeyi düşünmüyordum ama gitmezsem kötü şeyler olacağını hissettiğim için gitmeye karar verdim. Ateş'e bakarak bileğimi tutan parmaklarının üzerine elimi koydum. "Gitsem iyi olacak Ateş."

"Hayır," deyip bileğimi daha sıkı tutunca, gözlerini kısıp Barlas'a öyle baktı. "Dediğini yapmak zorunda değilsin." Elim onun elinin üzerindeyken Barlas gözlerini tekrar Ateş'in elinin üzerinde olan elime indirdi. Birkaç saniye öyle durduktan sonra birden kolumdan tutup beni hızla kendine doğru çekti. Bu hareketi afallamama neden olurken tepki verememiştim.

Ateş, Barlas'ın bu hareketine öfkelenirken, tekrar bileğimden tutmak için bana doğru uzandı ama Barlas buna izin vermemek için beni arkasına alıp, Ateş'in bileğimden tutmasını engelledi. "Sakın aynı şeyi tekrarlama Ateş!""Bırak onu!"

"Canım isterse bırakırım!"

Ateş Barlas'ın bu lafı üzerine sabır dilenir gibi derin bir nefes aldı, "O senin oyuncağın değil! Ona istediğin her şeyi yaptıramazsın!" Barlas gülüyordu, "Bundan emin misin? Bence yaptırırım." Ateş'i sinirlendirmek için mi böyle söylemişti bilmiyordum ama böyle konuşması Ateş yerine beni sinirlendirmişti. "Hayır, yaptıramazsın!" deyip bileğimi ondan kurtardığımda, önüne geçip Ateş'i arkama aldım ve Barlas'a öfke dolu gözlerle baktım, "Ateş haklı, ben senin oyuncağın değilim!"

Böyle bir şey dediğim için bana öfkelenmesini bekliyordum ama o gayet sakin bir şekilde yüzüme bakıyordu. "Oyuncağım olduğunu söylememiştim zaten."Söylediği şeyle sessizce bir süre birbirimize bakınca, Ateş hızla kolumdan tuttu. "Gidelim Öykü." Saniyeler akıp giderken gözlerimiz birbirine kenetlenmişti.

Ateş beni merdivenlere doğru sürüklediğinde, basamakları çıkarken bile hâlâ Barlas'a bakıyordum. Ateş'in dediğini yaptığım için öfkeli görünüyordu. Umursamadım. Her zaman onun dediğini yapacak değildim. Hem zaten Ateş'i dinlediğim için yapmamıştım ben bunu, kendim istediğim için yapmıştım. Barlas'a gıcıklık olsun diye yapmıştım. Onu dinlemediğimi görsün ve bana bir daha emir vermeye kalkmasın diye yapmıştım.Ateş'le birlikte sınıfıma çıktığımda sırama geçip oturdum.

O da Aysun'un sırasına geçip oturunca beni tekrar uyarma gereği hissetti. "Öykü, neden çeteye girmek istiyorsun bilmiyorum ama bundan vazgeçmeni istiyorum." Önümüzde oturan Koray arkasını dönmüş ne konuştuğumuzu dinlerken onu umursamadan Ateş'e baktım, "Lütfen şu an bu konuyu konuşmayalım. İnan bana hiç sırası değil."

"Ama Öykü..." deyince sözünü yarıda kestim. "Lütfen!" Bakışlarımdan konuşmak istemediğimi anlayınca, "Peki, tamam, Sonra görüşürüz," diyerek yanımdan kalkıp sınıftan çıktı. O gittikten sonra Koray merakla yüzüme bakmaya başladı. "Bir şey mi oldu Öykü?" Kafamı aşağı yukarı oynattım, "Evet oldu."

"Ne oldu?"Bunu anlatmakla uğraşamayacağım için, "Boş ver," dediğimde gözüm sınıf kapısından içeri giren Aysun'a kaydı. Hızlı adımlarla yanıma yaklaşıp sırasına oturduğunda, "Bu Çetin çıldırtacak beni!" dedi. Koray bu sefer merakla ona bakıyordu, "Sana ne oldu?"

"Bana bir şey olduğu yok ama o Çetin hödüğüne bir şeyler olduğu kesin! Kendini ne zannediyor o ya? Bana nasıl emir verebilir?" Sinirle gözlerimi devirdiğimde arkama yaslandım. "Tam Barlas'ın arkadaşından beklenecek bir hareket. Sana zorla bir şey yaptırmadığına dua et."

"Onu da yapacak olursa kafasına sırayı geçiririm herhalde!" deyince Koray "Hı hı, eminim yaparsın," deyip güldü. Aysun dudaklarını büzüp kaşlarını çatarak, "Önüne dön Koray!" diye bağırdı. Elinde sinirle döndürdüğü kaleme bakarken sessizdim. "Sen iyi misin?"

"Değilim. Barlas bana her dediğini yaptırmaya çalışırken nasıl iyi olabilirim ki?"

"Boş ver takma, nasıl olsa bu defa dediğini yapmadın," dediğinde dirseğimi sıraya elimi de çeneme yasladım. "Evet, yapmadım ve bu yüzden Barlas'ın bana bu defa ne yapacağını gerçekten merak ediyorum."

"Neden böyle düşünüyorsun ki? Belki bir şey yapmaz."

"Bilmem farkında mısın ama burada Barlas'tan bahsediyoruz. Kantinde ona çarpan çocuğa bile bir şey yaptı. Bana da yapacağı kesin."

"Cidden ya, ne yaptı acaba o çocuğa?"

"Bilmiyorum ama merak ediyorum, bir dahaki teneffüs gidip çocuğa bakacağım," dediğimde hocanın sınıfa girdiğini gördüm. Susup dersin kitabını açtıktan birkaç dakika sonra sınıf kapısının tıklatıldığını duydum. Herkesin kafası kapıya dönerken hoca, "Gir," diye seslendi. Yavaşça açılan kapıda Barlas'a çarpan çocuk göründü.

Boynunda nöbetçi öğrenci kartı vardı. İyi de bu okulda dokuzuncu sınıflar nöbetçi olmuyordu ki. "Dersinizi böldüğüm için özür dilerim hocam. Öykü Günay'ı müdür bey çağırıyor." Müdür neden beni çağırıyordu ki? Bilmeden bir şey mi yapmıştım acaba? Kimya hocamız gözlüklerinin üzerinden bana baktı. "Öykü, duymadın mı kızım? Müdür bey seni çağırıyormuş."

Nedense bir korku bütün bedenimi ele geçirmişti. Bu pek hayra alamet değildi. Umarım kötü bir şey yoktur diye düşünüp ayağa kalktığımda, "Gidiyorum hocam," deyip çocuğun yanına doğru yürüdüm ve sınıftan çıkıp kapıyı kapattım. Gözlerim çocuğun üzerindeyken, "Sen iyi misin?" diye sordum. Sanki saçma bir soru sormuşum gibi yüzüme anlamsızca baktı, "Evet abla iyiyim de, neden sordun ki bunu?"

"Barlas'ın sana bir şey yaptığını düşündüm de..."

"Yanlış düşünmüşsün," deyip yüzünü yere eğdiğinde tek kaşımı kaldırıp kollarımı göğsümde birleştirdim. Şüpheye düşmüştüm. Yalan söylüyor gibiydi. "Sen eminsin değil mi bir şey yapmadığından?"

"Evet, abla eminim." Yüzü hâlâ yerdeyken ona bir soru daha sordum. "Peki, sana ne dedi? Yani ne konuştunuz onunla?" Yüzünü kaldırıp gözlerime baktığında, "Bunu sana söyleyemem," dedi. Çocuğu zorlamanın âlemi yoktu. Ne yaparsam yapayım söylemeyecek gibiydi. Bunu Barlas'a sormalıydım. Bana gereken cevabı o vermeliydi. "Peki, tamam söyleme bakalım," dediğimde çocukla beraber yürümeye başladım. "Artık dokuzuncu sınıflar da nöbetçi oluyor galiba?" Merdivenlerden inerken yine suratıma anlamsızca baktı, "Yo olmuyorlar."

"Ne demek olmuyorlar? Sen nasıl oldun o zaman?"Suratı düşerken kafasını önüne çevirdi ve bize doğru gelen Çetin ve Ali'ye baktı. Şaşırmıştım. Ders saatinde burada ne yapıyorlardı bunlar? "Sizin burada ne işiniz var? Şu an derste olmanız gerekmiyor mu?" diye sordum. Hiçbir şey söylemeden hızla yanıma geldiklerine bir kolumdan Çetin, diğer kolumdan Ali tuttu ve beni merdivenlerden aşağı indirdiler. Şaşkın halde, "Ne oluyor ya?" diye bağırdığımda Çetin kimsenin beni duymaması için eliyle ağzımı kapattı. "Bağırmayı kes! Barlas'a götürüyoruz seni."

Ağzım kapalı olduğu için dediklerim anlaşılmayınca Çetin elini ağzımdan çekmeden önce beni uyardı."Ağzını açacağım ama bağırmayacaksın tamam mı?"Gözlerimle onu onaylayınca elini ağzımdan çekti. "Müdür beni çağırıyor, onun yanına gitmem lazım." Söylediğim şeyi umursamadan, nöbetçilerin görmemesi için beni okulun arka kapısından çıkardıklarında Çetin sırıtmaya başladı. "Müdürün seni çağırdığı falan yok. Seni çağıran Barlas'tı." Beni bırakmaları için çırpınmaya başladım. "Sen ne diyorsun ya, Barlas bunu nasıl yapar?"

"Bilmem, bunu ona sor," derken beni onun arabasına doğru götürdüler. Pis hergele, yine yapmıştı yapacağını! Bu cesareti nereden alıyordu bilmiyordum ama yaptığı şey yüzünden hepimiz disiplinlik olabilirdik. Gerçi bunun Barlas'ın umurunda olacağını sanmıyordum. O zaten okulu pek umursamadığı için bunu da umursamazdı.Çetin arabanın kapısını açınca Ali zorla beni içeri oturttu. Barlas da içerideydi, yüzündeki memnun ifadeyle bana bakarken ben de öfkeyle ona baktım. "Beni hemen bırak yoksa bağırırım!"

Barlas gözlerini Çetin'e çevirdiğinde söylediğim şeyi umursamamış gibi görünüyordu. "Sizi kimse görmedi değil mi?" Çetin yanımda dururken kafasını eğmiş Barlas'a bakıyordu. "Hayır görmedi."

"Güzel... Siz sınıfa çıkın artık," deyince Çetin, "Tamam," deyip kapımı kapattı. Barlas'ın gözleri tekrar bana kayınca dudak kenarları yukarı doğru kıvrıldı. "Kaktüs, umarım seni okuldan kaçırıyorum diye bana kızmazsın."

"Neden yapıyorsun bunu?"

"Bilmem. Can sıkıntısı diyelim," dediğinde sinirle güldüm. Bunun bir sebebi olduğunu biliyordum. "Söyle şunu!" Emniyet kemerini takıp arabayı çalıştırdığında, "Dediğimi yapmadığın için," dedi. Tabii ya, başka neden olabilirdi ki? Onu dinlemeyip Ateş'in peşinden gittiğim için yapıyordu bunu. "Ben senin her dediğini yapmak zorunda değilim!"

"Zorundasın!"

"Değilim!" Kaşlarını çatıp kafasını bana çevirdi. "Bana bak Kaktüs, kafamı bozma yoksa fena olur!"

"Daha ne olur ki? Beni kaçırdın ya! Sana çarpan çocukla bir olup beni kaçırdın!"

"İyi ya işte, sayemde sıkıcı derslerden kurtuldun, fena mı?" Dalga geçtiği için yüzüne sinirli sinirli bakıyordum. "O çocuğu bu işe nasıl alet ettin sen?" Kafasını tekrar yola çevirdi. "Bu seni ilgilendirmez! Emniyet kemerini tak!"

"Takmıyorum!"

"İnat etme, tak şunu!"

"Asla!"

"Peki, sen bilirsin," deyip arabayı çok hızlı kullanmaya başladı. Bunu emniyet kemerini bana taktırtmak için yapıyordu ama boşuna uğraşıyordu. Kararlıydım, takmayacaktım."Hâlâ takmamakta kararlı mısın?"

"Evet," dediğimde güldü, "Lafımı ne zaman ikiletmeyeceğini merak ediyorum doğrusu." Yüzümü yola çevirdiğimde, "Çok merak ediyorsan söyleyeyim, sen sorularıma doğru düzgün cevap verdiğinde!" dedim. Arabayı hızlı kullanması beni biraz korkutuyordu ama korkumu ona belli etmemeye çalışıyordum. "Soruna doğru düzgün cevap verdiğimde kemerini takacak mısın?" Akıllanmaya başlıyordu işte, "Düşüneceğim," dediğimde yine gülüp arabayı biraz yavaşlattı. "Ufaklığın sınıfına çıktığımda ona suyunu verip bundan sonra küçük işlerimde bana yardımcı olacağını söyledim kendisine."

"O ne dedi peki?"

"Kabul etti." Tabii ki kabul edecekti, korkmuştu sonuçta. "O çocuğu kullanacaksın yani?"

"Evet, biraz öyle olacak," derken dikiz aynasından arkasını kontrol ediyordu. Çetedekiler ona yetmiyormuş gibi masum bir çocuğu kullanacak olması sinirlerimi bozmuştu. "İstersen çocuğu çeteye de al Barlas!" Sesi az önceye oranla sert çıkarken, "Canım isterse alırım," dedi.

Sırf çocuk ona yanlışlıkla çarptı diye onu kullanacak olması çok saçmaydı. Bu kadar kötü olmak zorunda değildi. "Şu kemerini tak artık!"Arabayı bilmediğim bir yola sokarken beni nereye götürdüğünü merak ediyordum. Bu sefer bana ne yapacaktı acaba? Dediğini yapıp emniyet kemerimi takarak, "Nereye gidiyoruz?" diye sordum. Yine cevap vermedi. Beni sinirlendirmeye çalıştığı kesindi. Ona sertçe bakıp bağırarak, "Sana diyorum! Nereye götürüyorsun beni?" diye sorduğumda sert bakışları bana kaydı. "Şu soruyu bir daha sorarsan eğer seni arabadan aşağı atarım!"

"İyi olur, belki ölürüm de senden kurtulurum!" dediğimde arabayı tekrar hızlı kullanmaya başladı ve gözlerini yine dikiz aynasına kaldırdı. Neden sürekli arkasını kontrol ettiğini anlayamadığım için merakla, "Bir sorun mu var?" diye sordum. Birkaç saniye sessiz kalıp tekrar tekrar dikiz aynasına baktıktan sonra, "Evet, peşimizde bir araç var. Takip ediliyoruz," dedi. Şaşkındım. Bizi kim niye takip edecekti ki? Kafamı çevirip arkaya baktım. Audi Q7 marka siyah bir araba tam arkamızdan geliyordu. İçinde otuzlu yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim iki adam vardı. Onları daha önce hiç görmediğim için bizi takip ettiklerini düşünmüyordum. Barlas bunu nereden çıkarıyordu anlamamıştım "Sen bu adamları tanıyor musun?"

"Hayır."

"Bizi takip ettiklerini nereden çıkarıyorsun o zaman? Her peşimizden gelen bizi mi takip etmiş oluyor?" Sert sert bana baktığında, "Okuldan beri peşimizdeler!" dedi "Ne?" deyip şaşkınlık içinde tekrar arkama baktığımda, "Kim ki bu adamlar? Neden peşimizdeler?" diye sordum."Bilmiyorum."

"Ne demek bilmiyorum?" deyip öfkeyle ona baktım, "Bunu sen bilmeyeceksin de ben mi bileceğim? Belli ki bu adamlar senin haraç aldığın kişilerden birinin adamları. Senin peşindeler, istedikleri sensin. Senin yüzünden benim de başım belaya girecek şimdi!"

"Sakin ol biraz, anlarız şimdi kim olduklarını," diyerek arabayı sağa çekip durdurdu. Biz durduğumuzda Audi de durmuştu. Barlas arabadan çıktığında, diğer şoför de çıkıp ona doğru yürüdü. "Hayırdır kimsiniz siz? Neden peşimizdesiniz?" Barlas'ın sinirle sorduğu soruya adam sakince cevap verdi. "Biz Yaver Bey'in adamlarıyız. Onun emri üzerine Öykü ve Aysun Hanım'ı alıp ona götürmeye geldik. Öykü Hanım'a söyleyin bizimle gelmesi gerekiyor."

Ağzım açık adamın söylediklerini dinlerken omurgamdan aşağı doğru inen bir ürperti hissettim. O pislik adam neden bizi istiyordu ki? Yediği dayak ona yetmemişti galiba. Olanlardan sonra hangi cesaret bizi yanına çağırabilirdi? Gideceğimizi düşünmüyordu herhalde? Barlas adamın söylediklerinden sonra kafasını çevirip bana baktı ve karşısındaki adama beni işaret etti. "O babalık bu kızı mı istiyor?"

Adam bana bakıp kafasını aşağı yukarı salladı. "Evet." Barlas sinirle gülerek kafasını adama doğru döndüğünde, ona biraz daha yaklaştı. "Söyle o babalığa yiyorsa kızları kendi gelip alsın! Yemiyorsa da otursun yerinde yoksa o gözünü çıkarır kızı yaşındaki kızlara bakmasın diye bir tarafına sokarım!" Adam duyduğu şeyle sinirlenmişti. "Yaver Bey hakkında nasıl böyle konuşabiliyorsun sen? Kafamı bozma da şu kızı bize ver sonra da defol git yoluna!"

"Vermek mi?" deyip adamın yakasından tuttuğunda öfkesinden sesi gür çıkıyordu, "Benim olanı kimseye vermemek gibi bir prensibim var. Bu yüzden bu kızı benden asla alamazsınız. Sıkar!" dedi.

Benim olanı, demesi biraz garibime gitse de bunu adamı caydırmak için söylediğini biliyordum.Adam, Barlas yakasından tutunca daha da öfkelenip yumruk yaptığı elini havaya kaldırdı. Barlas adamın elini havada kapıp, yüzüne kafa atınca adam aldığı darbeyle yere düştü. Gözlerim kocaman olmuş onları izlerken Barlas arabadan çıkan diğer adamın da suratına bir yumruk geçirip hemen yanıma geldi ve yerine oturup gaza bastı. Bizi oradan hızla uzaklaştırırken ona bakıyordum. Şu an o kadar korkuyordum ki ne diyeceğimi bile bilmiyordum. Kafam karmakarışıktı. Aysun'un çıktığı adam bizi istiyordu ve ben ne yapacağımı bilemediğim için çok korkuyordum. Bu adamlar şu an benim peşimdeydi ama Aysun'un peşine de takılacaklardı. "Bu adamlar Aysun'u almak için okula geri dönebilirler, onlardan önce gidip Aysun'u almamız gerekiyor!"

Gözleri dikiz aynasındayken, "Oraya geri dönemeyiz. Şu an senin peşindeler!" dedi. Arka cama baktığımda hâlâ peşimizden geldiklerini gördüm. "Aysun'a haber vermeliyiz!"Ben arka camdan adamları kontrol ederken o, Çetin'i aramış onunla konuşuyordu. "Çetin, Aysun'un birlikte olduğu babalığın adamları peşimizde, kızları istiyorlar. Aysun'un yanına git ve onu yalnız bırakma. Bu adamlar ben onları atlattığımda Aysun'u almaya geleceklerdir. O kız sana emanet," dedi.

Çetin de bir şeyler diyordu ama duyamıyordum. "Gerek yok ben onları atlatırım. Sen Aysun'a göz kulak ol," dedikten sonra telefonu kapatıp deri montunun cebine koydu.Bize daha önce de yardım etmiş olmalarına rağmen şu an neden bu kadar şaşırdığımı bilmiyordum. Henüz çeteye girmemiştim ama Barlas sanki çetedeymişim gibi koruyordu beni. Kötü biri olduğunu biliyordum ama böyle şeyler yapınca kafam karışıyordu. Sanki onu yanlış tanımışım gibi geliyordu. Hafiften çiseleyen yağmur damlacıkları cama değerken Barlas'a baktım.

Kaşları çatıktı ve oldukça gergin görünüyordu. "Barlas, ben çok korkuyorum!" dedim. Gözlerini bir an bana çevirdi. Gözlerimdeki korku onu üzmüş gibiydi. Onun yanındayken nedense kendimi güvende hissediyordum ama bu içimdeki korkuyu bastırmaya yetmiyordu. Gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki, onu ilk defa böyle bakarken görüyordum. İçimdeydi sanki. Hissettiklerimi hissediyor, korkularımı yerle bir etmeye çalışıyordu. Elini elimin üzerine koydu. Bana güven vermeye çalışıyor gibiydi. "Korkma, seni kimsenin yanımdan almasına izin vermem!"

Gözlerim buğulanırken, gözyaşımın akmaması için kendimi zor tutuyordum. "Biliyorum."Yüzünde hafif bir tebessüm belirdiği an, arkadan bize çarpan arabayla dudakları düz bir çizgi halini aldı. Onları atlatmak için arabayı sürebileceği en hızlı şekilde sürmeye başladığında, adam da ona yetişebilmek için hızlı sürüyordu. İki araba da sağ şeritte giderken, Barlas hızını kesmeden onları atlatmak için direksiyonu sağ tarafta kalan bir yola kırınca, orman yoluna girdik.

Adam Barlas'ın bu yola gireceğini tahmin etmediği için hızını azaltamamış, peşimizden gelememişti. Onların ana yoldan devam ettiğini görünce Barlas'a bakıp sevinçle, "Sanırım atlattık onları!" dedim."Evet, atlattık!" dediğinde hızlanan yağmura baktım. Bu yağmurda orman yoluna girmemiz peki iyi olmamıştı. Topraklı yol, yağmur yüzünden çamurlaştığı için yavaş yavaş ilerliyorduk. Adamlar geri dönüp de bizi bulmasın diye saçma sapan yollara girmiştik. Yarım saat kadar aynı yönde devam ettik, yollar iyice kötüleşmeye başlamıştı.

Tekerler çamura batıyordu artık. Araba ilerleyemez hale gelince, Barlas öfkeyle direksiyona yumruğunu geçirip gürledi, "Bir bu eksikti, yolda kaldık!" Bu hiç iyi olmamıştı işte. Yağmur çok şiddetli yağıyordu ve hava neredeyse kararmak üzereydi. Neyse ki annem bugün nöbetçiydi, yoksa bu saate kadar nerede olduğuma dair bir ton soru sorardı."Ne yapacağız şimdi?" Barlas soruma cevap vermeden kapısını açıp arabadan dışarı çıkıp tekerlere baktı. Sanırım yapılabilecek bir şey yoktu. Dudaklarını sinirle büzdüğünü görünce, yağan yağmura aldırmadan ben de arabadan çıktım. Çamura saplanmıştık, kurtaramayız diye düşünüyordum ama yine de bir şeyler yapmak istiyordum. "Barlas, istersen arabayı arkadan itebilirim."

"Bu bir işe yaramaz," deyince, "Peki ne yapacağız şimdi?" diye sordum. Biraz düşündükten sonra cebinden telefonunu çıkarttı, "Çetin'i arayıp yardım getirmesini söyleyeceğim." Ayakkabılarımız çamur içerisindeydi ve ıslandığım için de üşümeye başlamıştım. Barlas telefonun ekranına bakıp, "Kahretsin çekmiyor!" deyince hemen benimkinin çekip çekmediğine baktım. Ne yazık ki çekmiyordu. İşte şimdi bitmiştik. Hava kararıyordu ve orman yolunda öylece kalakalmıştık. Yapacak bir şey de yoktu. Gözlerimi Barlas'a çevirdiğimde onun geçtiğimiz yola baktığını gördüm, "Aklında ne var?" Kafasını bana döndürüp yanıma yaklaştı. "Bir fikrim var ama yapabilir misin bilmiyorum."

"Neymiş o?"

"Gelirken bir kulübe görmüştüm, eğer yürüyebilirsen oraya gidebiliriz. Belki biri vardır da bize yardım eder." İyi fikirdi ama bu yağmurda oraya yürüyemezdim. "Gideriz ama önce şu yağmurun geçmesini bekleyelim."

"Vaktimiz yok, hava kararıyor hemen gitmemiz lazım!" Haklıydı. Zaten yürürken zaman harcayacaktık. Burada yağmurun geçmesini beklersek hava iyice kararacaktı ve önümüzü zor göreceğimiz için ormanda kaybolacaktık, "Peki, tamam gidelim o zaman." Geldiğimiz yöne doğru yürümeye başladığımızda, üşüdüğüm için titriyordum. Bir süre o şekilde ilerledikten sonra sırılsıklam olmuş vaziyette homurdandım. Hem aç hem de yorgun olduğum için artık yürümeye mecalim kalmamıştı. Yağmur geçmişti ama hava karardığı için önümüzü telefonlarımızın ışığıyla görmeye çalışıyorduk.

Ormanda olduğumuzdan dolayı garip garip sesler duyduğum için biraz ürktüğümü hissetmiştim ama bunu Barlas'a çaktırmamaya çalışıyordum. Bu halde bir de dalga geçmesiyle uğraşamazdım. Yürümekten ve üşümekten hissetmediğim bacaklarım beni taşıyamayacak hale gelince yanımda Barlas'a tutundum. "Ben daha fazla yürüyemeyeceğim artık!"

"Biraz daha dayan, geldik sayılır," deyince kafamı iki yana salladım. "Dayanamam, ayaklarım beni taşıyamıyor artık!" Oflayarak durduğunda beni hızla kucağına aldı. "Beni taşı diyorsun yani?" Bu hareketine şaşırırken, "Hayır öyle bir şey demiyorum!" dedim. "Eminim hoşuna gitmiştir ama."

"Evet, biraz," deyince gülümseyerek yürümeye devam etti. Yaklaşık beş dakika kadar daha yürüdükten sonra, kulübeyi görünce bir oh çektim. "Hele şükür geldik!" Barlas bana bakıyordu, "Ne o, çok yoruldun galiba?"

"Evet, yoruldum," dediğimde kaşlarından birini kaldırıp bana garip garip baktı."Ne? Taşınan insan yorulmaz diye bir şey mi var?" diye sorunca bir şey demeden güldü. Kulübeye iyice yaklaşınca beni yere indirdi. Kapıyı çalarken, içeride birinin olması için dua ettim. Eğer yoksa bu kadar yolu nasıl geri dönecektik hiç bilmiyordum. Birkaç saniye bekleyip kimsenin açmadığını görünce tekrar çaldım. Yine kimse açmayınca bu sefer daha sert çaldım. Açan yoktu.

Umutlarım tükenince kafamı arkama çevirip Barlas'a baktım. "Burada kimse yok!"Kafasını kaşıyıp ne yapacağını düşünürken bir süre yerinde bekledi. Daha sonra yaklaşıp kapının kilitli olup olmadığına baktı. Kilitli olduğunu görünce geriye doğru çekilip kapıyı omzuyla iterek açmaya çalıştı. Onu durdurmaya çalıştım, "Ne yapıyorsun sen?" İlk denemesinde başarısız olunca yüzüme baktı. "Görmüyor musun, kapıyı açmaya çalışıyorum."

"Neden?"

"İçeri girmemiz gerekiyor."

"Saçmalama, bu yaptığın haneye tecavüz! İzinsiz giremeyiz!" dediğimde anlamsızca yüzüme baktı. "Kızım görmüyor musun kimse yok, kimden izin alacağız? Burada yaşayan hayvanlardan mı?" Haklıydı galiba ama yine de başkasının kulübesine bu şekilde giremezdik. "Başımız belaya girerse görürsün!"

"Bir şey olmaz," deyip kapıyı tekrar omzuyla itti ve bu kez açmayı başardı.

Kafasını içeri uzatıp kontrol etti. "Girebiliriz." Girip girmemek arasında tereddütteydim ama çok yorgun olduğum için biraz dinlenmek ve ısınmak istiyordum.Çamurlu ayakkabılarımı kapının önünde çıkardıktan sonra içeri girip telefonumun ışığıyla etrafı incelemeye başladım. Tek odalı küçük bir kulübeydi. Yerdeki tahtaların yeni olduğunu görünce kulübenin yakın bir zamanda inşa edildiğini düşündüm. Kapının hemen yanında tek kişilik bir yatak ve üzerinde battaniye vardı. Isınmak için tam ortaya koyulmuş sobanın etrafını yakılacak odunlar çevrelerken, mutfak olarak kullanmak için kulübenin sağ tarafına küçük bir dolap ve tezgâh yapılmıştı.

İçerisi çok şirin görünmese de yaşanacak bir yer gibiydi. Dikkatimi köşede duran, büyük sandığın üzerindeki gaz lambası çekti. "Barlas, bunu yakabilirsin değil mi?" Hiçbir şey demeden kapıyı kapattı ve lambayı aldı, cebinden çıkardığı çakmakla yakıp duvara asınca ortalık aydınlandı. O, odunları sobanın içine yerleştirirken ben ıslak kıyafetlerimle köşede durmuş öylece onu izliyordum.

Kısa süre sonra yanan sobaya yaklaşıp ısınmaya çalıştım. Kıyafetlerim ıslak olduğu için çok üşüyordum ve nasıl kuruyacağımı bilmiyordum. Barlas da benim gibi sobanın yanında ısınmaya çalışırken kafasını köşede duran büyük sandığa çevirdi. Sanırım içinde ne olduğunu merak etmişti. Yanına gidip kapağını açtığında içinden erkek kıyafetleri çıkardığını gördüm. Çoğu av kıyafetleriydi ama günlük birkaç şey de vardı. Belli ki buranın sahibi avcılıkla uğraşan biriydi.

Barlas üzerindeki deri montu ve gömleğini çıkarınca hayranlıkla vücuduna baktım. Göğüs kasları belirgin, sol omzundan başlayıp göğsünün altına kadar inen ejderha dövmesi de ilgi çekiciydi. Neden onunki de diğerleri gibi kolunda değildi acaba? Baktığımı anlamasın diye bakışlarımı üzerinden çekip arkama döndüğümde, "Ne yapıyorsun sen ya? Neden önümde soyunuyorsun?" diye bağırdım.

Kızdı. "Nerede soyunayım, burada başka bir oda mı var?"

"Soyunma! Soyunmak zorunda mısın?"

"Üzerime kuru bir şeyler giymem gerekiyor. Senin de öyle. Eğer hasta olmak istemiyorsan şuradan bir şeyler seç ve giy."

"Yok artık!" dediğimde giyinmiş olduğunu düşünüp ona doğru döndüm, "Başkasının kıyafetini mi giyeceğim?"

"Hasta olmak istemiyorsan evet, giyeceksin," deyip sandıktan benim için bir şeyler seçmeye başladı. Kuru bir şeyler giyip ısınmam gerektiği için Barlas'ın dediğini yapacaktım. Sandıktan çıkardığı gri kazağı, "Al şunu giy," diyerek üzerime atınca kazağı tutup kokladığımda kötü koku almadığım için giymeye karar verdim.

Barlas bana bakarken gözlerimi ona dikip, "Arkanı dön!" diye uyardım.Dediğimi yapıp arkasını döndüğünde trençkotumu üzerimden çıkardım. Gömleğim ve eteğim trençkotum sayesinde fazla ıslanmış olmasa da yine de üşüteceğim kadar ıslaktı. Çabucak onları çıkarıp adamın kazağını üzerime geçirdim. Kazağın boyu dizimin biraz yukarısında bittiği için adamın Barlas boylarında olduğunu tahmin ettim. Eteğimin altına giydiğim külotlu çorabımı çıkarma gereği duymuyordum çünkü hem altıma giyecek bir şeyim yoktu hem de çok ıslak olmadığı için hemen kuruyacağını düşünüyordum. Hem zaten onu çıkarıp da Barlas'a çıplak bacaklarımı sergilemek gibi aptalca bir şey yapmazdım.

İşim bitince ıslak kıyafetleri kuruması için sobanın tellerine astım. Barlas dönmüş beni incelerken, "Yakışmış," diyerek dalga geçti ama bir şey demeden onun da kıyafetlerini alıp sobanın teline astım. Beni sinir edemeyecekti.Bakışları üzerimdeyken rahatsız olduğum için külotlu çorabımı çıkarmadığıma şükrettim. Biraz da utanıyordum. Utandığımı anlamaması için, "Kıyafetlerimiz kuruduktan sonra gideriz değil mi?" diye sordum. "Saçmalama, bugün buradayız," deyince şaşkınca baktım. "Neden?"

"Karanlıkta ormanda yürümek istemezsin herhalde. Sabah olmasını beklememiz gerekiyor."

"Sabah kulübenin sahibi buraya gelirse bizi görebilir ama."

"Eminim kendisi anlayışlı bir adamdır. Zor durumda kalan insanların kulübesine sığınmasına bir şey diyeceğini sanmıyorum."

"İnşallah dediğin gibi olur da bir şey demez o zaman," dediğimde annemin nöbetçi olmasına bir kez daha şükrettim. Evde olsaydı kaybolduğumu falan düşünüp polise gidebilirdi. Nereden bilecekti ki kızının ormanda bir kulübede olduğunu. Barlas, "Bir şeyler yesek iyi olacak," deyince tezgâha doğru gidip dolapta yiyecek bir şeyler aramaya başladı. "Açsın değil mi?"

"Evet," deyince dolaptan çıkardığı tencereyi ve makarna paketini tezgâhın üzerine bırakıp bana döndü. "Umarım makarna yapmayı biliyorsundur." Dolaptan makarna çıkmasına şaşırırken Barlas'a baktım. "Tabii ki biliyorum."

"İyi o zaman, görelim marifetini," diyerek gidip yatağa uzandı ve ellerini ensesinde birleştirip beni izlemeye başladı. Çok aç olduğum için hemen makarnayı pişirip iki tabağa doldurdum. Birini ona verdim. Yerinden doğrulup yemeye başladı. O da en az benim kadar acıkmıştı. "Nasıl olmuş?"

"Ne nasıl olmuş?" deyip garip garip suratıma baktı. Sorduğum soruyu gerçekten anlamamış mıydı yoksa gıcıklık olsun diye mi yapıyordu bilmiyordum ama gözümle tabağı işaret ettiğimde, "Ne olacak, makarna," dedim. "Bildiğimiz makarna işte, değişik bir şeyi yok." Beğendiğini söyleyip teşekkür etmesini bekliyordum ama Barlas'tan böyle bir şey beklemek saçmalık olurdu tabii, "İnsan nezaketen bir teşekkür eder."

"Buna gerek var mı?" deyince, "Yok mu?" diye sordum. "Bence yok," dedikten sonra makarnasını hızlı hızlı yiyip yerinden kalktı ve boş tabağı tezgâha bıraktıktan sonra tekrar yatağa uzandı. Ayakucunda oturmuş tabağımdakileri bitirmeye çalışırken ona bakıyordum, "Tam bir odunsun, farkındasın değil mi?" Gülmeye başlayınca sobanın etrafındaki odunları işaret etti. "Odun demişken şu sobaya biraz daha odun at da iyice ısınalım."

"Tabii, emriniz olur!" diyerek sinirle ayağa kalktım ve tabağımı tezgâha bırakıp sobaya odun attım. O sırada Barlas beni izliyordu. Kirli tabakları yıkamak için tezgâha döndüğümde, "Beni ne zamana kadar izlemeyi düşünüyorsun?" diye sordum. "İşini bitirip yanıma yatana kadar," deyince ona doğru dönüp anlamsızca suratına baktım. Gülüyordu, "Uykun vardır herhalde?" Şaka yapıyordu galiba. O ve ben aynı yatakta uyumak öyle mi? Bu olacak şey değildi! Kendi nerede uyurdu bilmiyordum ama orayı ona kaptırmaya hiç niyetim yoktu, "O yataktan hemen kalkarsan sevinirim, çünkü ben yatacağım Barlas."

"Bence burası ikimize de yeter," deyince iki tabağı da hızlı bir şekilde yıkayıp yanına gittim, "Kalkar mısın şuradan?" Kafasını iki yana salladı. "Hayır."

"Lütfen!"

"Neden kalkayım? Beraber yatalım işte. Gel," diyerek yana doğru kayıp bana yer açtı. "Ben seninle asla aynı yatakta yatmam!" dedim. Güldü. "Neden? Sana bir şey yaparım diye mi korkuyorsun?"

"Evet, aynen öyle!" Nasıl da tanıyordu beni. Gözlerine muzır bir ifade yerleştirmiş bakarken ani bir hareketle bileğimi kavrayıp beni üzerine düşmemi sağlayacak şekilde yatağa çekti. Aldığımız pozisyon yüzünden ona öfkeyle bakarken kalkmaya çalışıyordum ama ellerini belime koyduğu için kalkamıyordum. "Bırak beni!"

"Hayır," deyip bakışlarını gözlerimden dudaklarıma indirdi. Aklından iyi şeyler geçmediğini düşünmeye başladığımda kalkmak için daha çok çırpınıyordum ama bir işe yaramıyordu. "Barlas bırakır mısın beni?" Bakışları hâlâ dudaklarımdayken, "Cezanı çektiğinde bırakacağım," dedi. Çırpınmayı bırakıp şaşkınca yüzüne baktığımda, "Ne cezası?" diye sordum."Sözümü dinlememe cezası..."Tabii ya. Beni okuldan kaçırmasının sebebi buyken cezamı çektirmeden bırakmazdı. "Ne yapacaksın bana?"

"Bilmem, ne yapayım?" Adamların peşime takılma olayı yüzünden bunu unuttuğunu düşünmüştüm ama öyle olmamıştı. "İlla bir şey yapmak zorunda mısın?"

"Evet. Başka türlü akıllanmıyorsun çünkü." Haklıydı, akıllanmıyordum. Akıllanmayacaktım da. "Bu seferlik affetsen!" Kafasını hafifçe kaldırdığında dudaklarını dudaklarıma doğru yaklaştırdı. Beni öpmek gibi bir şey düşünmüyordu herhalde? Daha önce iki kere öpmüştü ama bu defa olmazdı!Onun gözleri dudaklarımdayken benimkiler onun yüzüne sabitlenmişti. Yüzü de gözleri gibi hayran olacağım güzellikteyken ona doya doya bakmak istedim.

Bana yakın olması neden kalbimin bu kadar hızlı atmasına sebep oluyordu anlayamıyordum ama şu an akrep ve yelkovan kırılsın zaman dursun istiyordum. Ondan korkmama rağmen ona bu kadar yakın olmak beni sadece heyecanlandırmıyor aynı zamanda mutlu da ediyordu. Ona karşı içimde anlamlandıramadığım bir duygu barınıyordu ve bu duygu beni korkutuyordu. Onun kötülükten doğan, herkesi yakan bir ateşi vardı ve ben bu ateşin beni sarmalayıp kül etmesinden korkuyordum. İçimdeki belirsiz hislere direnmeye çalışıyordum ama kalbim buna izin vermiyordu. Beynimle bir savaş içerisindeydi ve ben bu savaşın bitmesini istiyordum. Yaşadığım, hissettiğim, mutlu olduğum bu şeyin sebebi her neyse gün yüzüne çıksın istiyordum artık.

Dudakları dudaklarıma beni öpecek kadar yakın dururken gözlerini gözlerime kaldırdı. "Bugün o adamlar yüzünden fazlasıyla korktun zaten... Tamam. Bu seferlik unutalım cezayı," deyince kaşlarımı çatıp üzerinden kalkmaya çalıştım. "Sen var ya tam bir belasın!" Gülerek beni üzerinden kaldırıp yanına yatırdı. "Anladığın iyi olmuş." Gözlerimi kısıp öfkeyle solumaya başladığımda sırtımı ona döndüm. "Eğer uyurken bana dokunacak olursan kafana odunu yersin!" Gülüşü kahkahaya dönüşürken yerinden doğruldu. "Sana dokunmak gibi bir niyetim yok merak etme."

"Olamaz zaten!"

"Ama olsun isterdin değil mi?" Ona dönüp gözlerine sert sert baktım. "Olmasını isteseydim seni tehdit etmezdim."

"Aldatıcı bir tavır bu... Anlamadım sanma."

"Aldatıcı falan değil, gerçek!" Kafasını yastığa koyunca birkaç saniye konuşmadan gözlerime baktı. "Seni öpmemi istemiyorsun yani?" Şu an utancımdan gözlerimi kaçırmak istiyordum ama yanlış anlar diye kaçıramıyordum, "Hayır, bunu neden isteyeyim?"

"Bilmem, hoşuna gittiği için olabilir mi?"

"Saçmalama, hiçbir şeyin hoşuma gittiği yok!"

"O yüzden mi seni öpünce bana karşılık verdin?" Yüzüm utancımdan kıpkırmızı olurken gözlerimi yine gözlerinden kaçırmamaya çalıştım. Utandığımı anlamamalıydı. Bu konuyu neden açmıştı ki şimdi? "Hoşuma gittiği için karşılık vermedim. Sarhoştum ve ne yaptığımı bilmiyordum." Kaşları birden çatıldı. "Kaç bardak içip sarhoş oldun ki?"

"Bir."

"Bir mi? Bir bardaktan kimse sarhoş olmaz."

"Aç karnına içtim, aynı zamanda ilk içişimdi. Çarpmış olamaz mı yani?" Sarhoş olduğuma inanmamış gibi sırıtınca, "Peki, öyle olsun bakalım," deyip gözlerini kapattı. Bu konuyu uzatıp da beni daha fazla utandırmaması iyi olmuştu. "Uyuyor musun sen?" Gözleri kapalıyken elini yanağının altına koydu. "Hı hı." Benim de uykum vardı, gözlerim kapanıyordu ama onu izlemek istiyordum. Böyleyken masum biri gibi görünüyordu. Birkaç dakika sesim çıkmayınca gözlerini açıp bana baktı. "Sen beni mi izliyorsun?"

Onun gibi elimi yanağımın altına koyduğumda utanıp gözlerimi kapattım. "Yoo uyuyorum."İnanmamıştı. Gözümün önüne düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Yaptığı hareketle gözümü açtığımda yüzünü yüzüme doğru yaklaştırıp, burnunu burnuma değdirdi. "Rüyanda beni gör Kaktüs."

Görüyordum zaten. Onu tanıdığım günden beri maalesef rüyalarımda hep onu görüyordum. "Seni görürsem bu benim için rüya değil anca kâbus olur!" Hep o mu beni sinir edecekti, biraz da ben etmeliydim. "Kâbus bile olsa sen yine de beni gör."

"Tabii Barlas Bey, emriniz olur!"

"Bu bir emir değil, istek." "Sen ve emretmemek... Şaşırtıyorsun beni."

"Buna alışsan iyi olur, daha çok şaşıracaksın." Onu çok iyi tanımadığımı düşünecek olursak kesinlikle daha çok şaşıracağım şeyleri çıkacaktı ortaya. Gözlerim artık yorgunluğa dayanamamış yavaştan kapanırken, "Uyumak istiyorum," dedim.

Doğrulup ayakucumuzdaki battaniyeyi üzerimize örttükten sonra kafasını yastığa koyup yine burnunu burnuma değdirdi. "Uyu bakalım."Yaptığı şeye anlam veremezken, "Ne yapıyorsun?" diye sordum. "Hiç, sadece nefesini hissetmeye çalışıyorum. Hepsi bu."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.