Hayatın, üzerimden oynadığı oyun bu sefer bana pahalıya patlamıştı. Yapmış olduğum hata yüzünden yerin yedi kat dibindeydim ve oturmuş daha da derine inmeyi bekliyordum. Ruhum oldukça yorgundu. Çaresizce, içimdeki karanlığın aydınlanmasını istiyordum. Elle tutulur, gözle görülür, somut hatam beni çaresiz bırakmıştı. Bu sefer faka basmanın dozajını biraz abartmıştım ve işin içinden nasıl çıkacağımı hiç bilmiyordum.
Uyanmış tavanıma bakarken, telefonumun alarmı tam olarak yarım saattir çalıyordu. Gözlerimi, kırpmak için bile kapatmak istemiyordum çünkü kapatırsam gözümün önüne Barlas'la öpüşmemiz gelecek diye korkuyordum. Düşünmek istemiyordum. Aklıma gelmesini, beni nasıl öptüğünü, öperken ne hissettiğini, aptal gibi neden karşılık verdiğimi düşünmek istemiyordum.
Başım alarm sesinden çatlayacak derecede ağrımaya başladığında okula gitmemeye karar verdim. Yatıp dinlenecektim. Hiçbir şey düşünmeden günümü geçirecektim ve kendimi biraz toparlayacaktım. Bu şekilde Barlas'ın karşısına çıkarsam ne diyeceğime, ne yapacağıma dair en ufak fikrim yoktu. Sarhoş olduğum için onun öpüşüne karşılık vermem şimdi deli gibi utanmama neden oluyordu.
Beynimi o kadar yormama rağmen dün gece en son hatırladığım şey öpüşmemizdi. Sanki ondan sonrası yok gibiydi. Barlas ona karşılık vermeme ne demişti? Ben ne demiştim? Ne konuşmuştum? En son nasıl vedalaşıp eve girmiştim hiçbir şey hatırlamıyordum. Delirecek gibiydim. Kendime o kadar kızıyordum ki Barlas'a karşılık vermiş olmama inanamıyordum. Evet, sarhoştum ama kendimi bu kadar kaybetmiş olamazdım. Aklım ve fikrim yokmuş gibi davranamazdım. Ne olacaktı şimdi? Kendimi toparlayıp onun karşısına çıktığımda ne diyecektim? Beni neden öptün diye hesap soramazdım da artık.
Öfkeliydim ve öfkemi geçirecek, her şeyin rüya olduğunu kanıtlayacak bir şeyler olsun istiyordum. Değilse bile Barlas'ın bu şehri terk edip bir daha karşıma çıkmamasını istiyordum. Çünkü çıktığında diyecek bir şeyim yoktu. Ben bile neden ona karşılık verdiğimi bilmezken ona ne diyebilirdim ki? Şu saatten sonra umut ettiğim tek şey Barlas'ın dün geceyi hatırlamıyor olmasıydı. Sonuçta o da benim gibi sarhoştu. Ben nasıl öpüştükten sonrasını hatırlamıyorsam belki o da öpüştüğümüzü hatırlamazdı.
Olabilir miydi böyle bir şey acaba? Gerçi olsa bile bunu nasıl anlayacaktım ki? Beynini okuyamazdım ya. Yanına gidip hatırlayıp hatırlamadığını da soramazdım. Alarmım hâlâ çalmaya devam ederken annem esneyerek odama girdi ve çalan alarmımı kapattı. "Kızım duymuyor musun?" Gözlerim tavanımdayken kısık sesle, "Duyuyorum anne," dedim.
"Neden kapatmıyorsun o zaman?"
"Kendi kendine kapanmasını bekliyorum." Sözüm üzerine annem birkaç saniye konuşmadı. Sanırım yeni uyandığım için saçmaladığımı düşünüyordu. "Sen hâlâ neden yataktasın? Hemen kalk yoksa okula geç kalacaksın!" deyip üzerimdeki yorganı açtığında, "Hayır!" deyip yorganı tekrar örttüm, "Bugün okula gitmeyeceğim."
"Ne demek okula gitmeyeceğim?" diyerek yüzüme şaşkınca baktı. "Bu nereden çıktı şimdi?"
"Kendimi iyi hissetmiyorum."
"Hasta mısın?" deyip avucunu alnıma bastırdığında ateşime baktı. "Ee ateşin de yok, iyisin. Neden okula gitmek istemiyorsun?"
"Hasta değilim ama olacak gibiyim, hiç halim yok." "Bu okula gitmemek için bir bahane değil biliyorsun değil mi Öykü? Hemen kalk ve hazırlan. Okula gideceksin," deyip tekrar yorganımı açtığında huysuzca, "Gitmeyeceğim!" dedim.
Kaşları çatıldı. "Kalk dedim!"
"Hayır, anne kalkmayacağım okula gitmek istemiyorum!" Şu an okula gitmemek için annemle inatlaştığıma inanamıyordum. "Öykü sana kalk dedim!" Annem başımda durmuş bana sinirle bakmaya devam ederken yavaşça yatağımdan kalkıp söylenerek banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra tekrar odama gelip üzerime formamı geçirdim. Ne yapacaktım şimdi ben? Barlas'ı gördüğümde ne diyecektim? Benimle o konu hakkında konuşmak isterse utancımdan tek kelime edemezdim herhalde. Umarım hiçbir şeyi hatırlamıyor olurdu.
Kısa sürede hazırlanarak üzerime krem rengi hırkamı giyip çantamı sırtıma taktım ve mutfağa annemin yanına gittim. "Anne ben çıkıyorum."
"Daha kahvaltı etmedin ama."
"Edemem vakit yok, geç kalırım."
"Peki, o zaman okulda yersin," diyerek yanıma yaklaşıp yanağımdan öptü. Ben de onu öperek, "Akşam görüşürüz," deyip evden çıktım. Başım hâlâ deli gibi ağrıyordu. Bugün bu baş ağrısıyla okul nasıl geçecekti hiç bilmiyordum. Yürürken Aysun'un durakta beklediğini gördüm. "Kızım nerede kaldın sen ya, ağaç oldum burada."
"Sen beni mi bekliyordun?"
"Evet."
"Neden haber vermedin?"
"Ne bileyim, her gün bu yoldan geçtiğin için gerek duymadım."
"Bilseydim bu kadar bekletmezdim," dediğimde yürümeye başladık. "Neden bu kadar geç kaldın ki?"
"Okula gelmemeyi düşünüyordum da ondan. Başım çok ağrıyor."
"Benim de ağrıyordu ama ağrı kesici sayesinde geçti. Keşke sen de bir tane içseydin," dediğinde durup kızgınlıkla yüzüne baktım. "Baş ağrımıza neyin sebep olduğunu biliyorsun değil mi Aysun?" Utançla yüzünü yere eğip kısık sesle konuştu, "Evet, biliyorum bu yüzden senden çok özür dilerim Öykü, lütfen beni affet. Az kalsın benim yüzümden çok kötü şeyler olacaktı," dedi. Mahcup görünüyordu. "Hatanın farkındaysan bir daha öyle adamlarla takılmazsın diye düşünüyorum! Doğru düşünüyorum değil mi?" diye sorduğumda, "İyi de Öykü ben onun öyle biri olduğunu nereden bilebilirdim ki? Bilsem onunla o kadar hafta çıkar mıydım hiç?" dedi.
"Senin suçun onu tanımaman değil ki, onunla çıkman. Eğer onunla çıkmasaydın dün böyle bir şey yaşamış olmayacaktık. Barlas ve Çetin olmasa kim bilir bize ne yapacaklardı!" Bana hak verir gibi kafasını aşağı yukarı salladı, "Evet ya, onlara bir teşekkür borcumuz var. Dün Çetin beni eve bıraktığında ona teşekkür edemedim. Bugün bir ara sınıflarına gidip ikisine de teşekkür ederiz."
Yok artık! Ben ve Barlas'ın sınıfına gidip ona teşekkür etmek. Ölürdüm daha iyiydi. Olacak şey değildi bu. Adımlarımı hızlandırdığımda, "Gerek yok, ben dün teşekkür ettim Barlas'a," dedim. Hızlı yürüdüğüm için bana yetişmeye çalışıyordu. "Sen ettin ama ben etmedim."
"İyi, gördüğünde edersin o zaman." Hızlı yürümekten yorulunca kolumdan tutup beni durdurdu, "Öykü dur biraz ya, ne bu acele?"
"Okula geç kalacağız Aysun."
"Ne geç kalması, daha var. Yavaş yürü lütfen."
"Tamam," deyip yavaş yavaş yürümeye başladığımda hiç konuşmuyordum. Okula yaklaştığımızda Barlas'ı arabadan inerken görünce Aysun'u kolundan tutup büyük bir ağacın arkasına çektim. Beni görmesini istemiyordum. Henüz karşısına çıkmaya hazır değildim. Hem daha öpüştüğümüzü hatırlayıp hatırlamadığını bile bilmiyordum.Aysun şaşkınca bana bakarken kolunu tutan elimi indirdi "Öykü sen iyi misin, ne yapıyorsun?" Gözlerim Barlas'tayken Aysun'un kolunu tekrar tuttum, "Dur bekle biraz, önce Barlas içeri girsin biz sonra gireriz." Sesi çıkmayınca yüzüne baktım. Bana garip garip bakıyordu. "Neden ondan saklanıyorsun, dün bir şey mi oldu?"
"Hayır," deyip gözlerimi kaçırdığımda inanmadığını hemen belli etti. "Hiç boşuna beni kandırmaya çalışma bir şey olmuş işte belli. Ne oldu, anlat hemen." Nasıl diyeceğimi bilmiyordum ama söylersem Aysun bana yardım eder diye düşünüyordum. Yüzüm yerdeyken derin bir nefes alıp başımı kaldırdım, "Dün Barlas beni evime bıraktığında çok ilginç bir şey oldu."
"Ne oldu?" Çok utanıyordum. Yutkunup, dilimle dudaklarımı ıslattığımda kısık sesle, "Barlas beni öptü," dedim. "Ne?" diye çığlık atınca elimle ağzını kapattım. "Ne bağırıyorsun Aysun ya? Sus lütfen." Bir şeyler diyordu ama ağzını elimle örttüğüm için konuştuklarını anlayamıyordum. Ne dediğini anlamak için yavaşça elimi ağzından çekince hızlı hızlı konuşmaya başladı. "Kızım ne diyorsun sen, nasıl oldu bu?" Daha fazla soru sormaması için ağzını tekrar elimle örttüm. "Sus ve daha fazla soru sorma. Beni öpmesinin tek sebebi sarhoş olmasıydı. Bunu bilmek sana yeter."Elimi hızla ağzından çektiğinde, "Ben sana dememiş miydim seni yine öpecek diye, açıkçası bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Barlas tahmin ettiğimden de hızlı çıktı," dedi.
Sinirle gözlerimi devirdiğimde. "Aysun sen beni anlamadın galiba, çocuk sarhoştu. Öyle olmasa asla öpmeyeceğini sen de biliyorsun," dedim. Gülüyordu, "Valla ben onu bunu bilmem, sonuçta öptü mü öptü ben ona bakarım." Gülmesi beni daha fazla sinir ederken kaşlarımı çattım, "Aysun, delirtme beni!"
"Tamam ya, kusura bakma kendimi tutamadım da," deyip gülmeyi kesince, "Ee sen buna ne tepki verdin peki?" diye sordu. Sorusunu cevaplamak oldukça zor olduğu için önce, "Söyleyeceğim ama bak gülmek yok tamam mı?" diye uyardım.
"Tamam ya hadi söyle," deyince bu sefer kafamı yere eğmedim. Gözlerine bakıyordum. "Ben de karşılık verdim." Önce gözleri şaşkınlıkla açıldı daha sonra gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Sinirleneceğim için gülmemeye çalışıyordu ama kıpkırmızı olmuştu. "Aysun sakın!" diyerek parmağımı tehdit eder gibi salladığımda kendini daha fazla tutamayıp gülmeye başladı. "Öykü sen ciddi misin?"
"Evet," dediğimde sinirle yüzüne bakıyordum. Gülmekten yaşaran gözlerini elinin tersiyle silerken, "Kusura bakma Öykü ama bu cidden komikti," dedi. Haklıydı. "Aysun bana yardım et, ne yapacağım şimdi ben?"
"Valla Öykü ne diyeceğimi bilemiyorum. Zor durumdasın, karşılık vermen kötü olmuş. Zaten sen neden böyle bir şey yaptın ki, ben anlamadım?"
"Ne bileyim Aysun sarhoştum..." deyip sıkıntıyla ofladığımda yine merakla yüzüme bakıyordu, "Ne hissettin peki?"
"Nasıl yani?"
"Öpüştüğünüzde diyorum, ne hissettin?" Beklemediğim bir soru sorduğu için afallamıştım. Ben galiba bu sorunun cevabını bilmiyordum. Bunun nasıl olduğunu düşünürken hiç ne hissettiğimi düşünmemiştim ki? "Nefret ettiğim bir erkekle öpüştüğümde ne hissedebilirim ki? Yani sen benim yerimde olsaydın ne hissederdin?" Birden yüzünü buruşturdu, "Ben nefret ettiğim erkekle öpüşmezdim ama eğer öyle bir şey olsaydı iğrenirdim herhalde."
Yine haklıydı galiba. Nedense böyle bir şey hissetmemiştim. Neden hissetmemiştim acaba? Muhtemelen bunun sebebi de sarhoş olmamdı."Öykü merak ediyorum, Barlas ona karşılık verdiğinde sana ne dedi? Yani şaşırdı mı?"Tek omzumu silktim, "Bilmiyorum."
"Nasıl bilmiyorsun?" Çalan zili duyduğumda okula girmeden önce, "Onunla öpüştükten sonrası yok beynimde. Hatırlayamıyorum. Bu yüzden ne dedi, ne tepki verdi hiçbir şey bilmiyorum," dedim."Bu kötü olmuş işte."
"Sence Barlas onu öptüğümü hatırlıyor mudur?"
"Bilmiyorum ama umarım hatırlamıyordur," deyip kolumdan tuttu, "Hadi artık okula girelim."
"Dur bir saniye," diyerek onu durdurduğumda okulun bahçesinde Barlas'ı arıyordum. Neyse ki yoktu. "Şimdi gidebiliriz," deyip koşar adım okula yürümeye başladığımda Aysun da arkamdan geldi. Hemen sınıfa çıkıp yerime oturdum ve derin bir oh çektim. Aysun da gelip yanıma oturduğunda Koray sınıfa girdi.
Kıvırcık saçları şekilsiz duruyordu, onun da bugün okula aceleyle geldiğini ve saçlarına bu yüzden şekil veremediğini düşündüm. Önümüzdeki sıraya oturup bize şaşkınlıkla baktı. "Dünkü olaydan sonra sizi burada görmek ne güzel... Ben alkol aldığınız için bugün okula gelemezsiniz diye düşünüyorum." Merakla Koray'a çevirdim gözlerimi, "Sen dünkü olayı nereden biliyorsun?"
"Çeteden duydum. Kantinde sizi konuşuyorlardı."
Aysun buna sinirlenmişti. "Konuşacak başka şeyleri yok da bizi mi konuşuyor bunlar?"
"Evet, hatta bilhassa seni...""Ben şimdi gösteririm onlara bizi konuşmak neymiş!" deyip hiddetle ayağa kalkınca kolundan tutup yerine oturttum. "Nereye gidiyorsun?"
"Bizi konuşmamalarını söyleyeceğim."
"Peki, sence işe yarayacak mı?"
Oflayıp kafasını iki yana salladı, "Hayır."
"İyi, o zaman hiçbir yere gitmiyorsun."Kafasını sıranın üstüne koyup tekrar ofladı. Bu sırada Koray yumruk yaptığı elini çenesinin altına koymuş Aysun'u sinir etmeye çalışıyordu. "Buna neden sinirleniyorsun ki? Baban yaşındaki adamla çıkarsan seni konuşurlar tabii. Başka ne olmasını bekliyordun?" Aysun kafasını sıranın üstünden kaldırınca Koray'a sert sert baktı, "Kes sesini Koray!"
"Neden? Bu konuyu konuşmam pek hoşuna gitmedi galiba?"
"Evet gitmedi, o yüzden kapat çeneni!" deyip tekrar kafasını sıranın üzerine koyunca Koray bu sefer onu çıldırtmak için uğraştı, "Umarım bundan sonra öyle adamlarla çıkıp başını belaya sokmazsın. Gerçi senden bahsediyoruz, bu olay sana ne kadar ders olmuştur bilemem ama artık kendi yaşına uygun kişilerle çıkarsan senin yararına olur." Aysun kafasını öfkeyle kaldırıp, "Sana kapat o çeneni diyorum, beni duymuyor musun?" diyerek gürleyince sınıftaki herkes bize doğru döndü.
Aysun bu kez uluorta bağırmaya başladı, "Ne bakıyorsunuz, dönün önünüze!"Koray onu fazlasıyla sinirlendirmişti. "Bu sefer ileri gittin Koray. Aysun'dan özür dilemen gerekir," dedim. Omzunu silkerek, "Asıl onun senden özür dilemesi gerekir," dedi "Aysun Hanım zenginlerle çıkıp lüks hayat yaşayacak diye dün ikinizin başına da bir şey gelebilirdi, farkındasın değil mi?" Aysun'un gözleri dolmuştu. "Ben yaptığım hatanın farkındayım Koray. Bu yüzden de Öykü'den özür diledim zaten."
"Hayret bunu nasıl akıl edebildin, şaşırdım doğrusu." Başım deli gibi ağrımaya devam ederken alnıma masaj yapıyordum. Aysun neredeyse ağlayacaktı ve ben artık konuşmak istemiyordum. "Şu konuyu kapatabilir miyiz artık?" Koray bu sefer beni hedef almıştı. "Peki, hangi konuyu açalım, sen ve Barlas konusunu mu?"
Şaşırdım, "Ne demek bu?"
"Dün Barlas'la seni, sizin evin önünde öpüşürken gördüm. Neden aranızda bir şey olduğunu bana söylemedin?"O kadar şaşkındım ki tek kelime edemiyordum. Koray'ın bizi öyle görmesi beni utandırmıştı. Ben böyle şeylere alışkın bir insan değildim sonuçta, bu yüzden yüzüm kızarmaya başlamıştı. Koray, öpüştüğümüz için Barlas'la aramda bir şeyler olduğunu düşünüyordu. Gördüğü şey böyle bir şey düşünmesine sebep olabilecek bir şeydi evet ama Barlas'tan nefret ettiğimi biliyordu. Bunu bile bile onunla aramda bir şeyler olduğunu düşünmesi beni gerçekten üzmüştü.
Şaşkın bakışlarla Koray'a bakarken Aysun konuşamayacağımı anlayıp yanlış anlaşılmayı düzeltti. "Onların arasında bir şey yok. Öykü Barlas'a karşı hiçbir şey hissetmiyor. Dün akşam gördüğün şey birbirine karşı bir şeyler hisseden iki insanın öpüşmesi değildi."
"Ne demek bu? Birbirlerine karşı bir şeyler hissetmiyorlar ama öpüşüyorlar yani öyle mi?" diye sorunca sorusunu Aysun'dan önce ben cevapladım. "Dün ikimiz de sarhoştuk Koray, ne yaptığımızın farkında değildik. Yani öpüşmemizin sebebi birbirimize karşı bir şeyler hissetmemiz değildi. Böyle bir şey olmaz zaten. Bizim aramızda bir şey olamaz!" Şaşkınca güldü. "Bu çok saçma değil mi?"Bence de saçmaydı ama olmuştu bir kere. Elimde olsa zamanı geri alıp böyle bir şeyin olmasına engel olurdum.
Öpüştükten sonra ne olduğunu hatırlamıyordum ama Koray bizi gördüğü için Barlas'ın buna ne tepki verdiğini biliyor olmalıydı. Merakımı o giderebilirdi. "Koray, dün her şeyi hatırlıyorum ama Barlas'la öpüştükten sonrasını bir türlü hatırlamıyorum. Eğer bunu da gördüysen bana söyler misin lütfen? Öpüştükten sonra ne oldu? Yani Barlas buna nasıl tepki verdi?" diye sordum biraz utandığımı hissederek. Koray eliyle saçlarını düzeltirken gülüyordu. "Valla öpüştükten sonra hemen eve girdiğin için bir tepki veremedi maalesef. Kalsaydın belki verirdi ama eve o kadar hızlı girdin ki orada öylece kala kaldı."
Muhtemelen utandığım için hemen eve girmek istemiştim. Öpüştükten sonra hiç konuşamamamız kötü olmuştu. Bunu o zaman konuşsaydık Barlas belki bu konuyu bir daha hiç açmayacaktı ama şimdi kesin benimle bu konu hakkında konuşacaktı. Tabii eğer öpüştüğümüzü hatırlıyorsa."Sence Barlas dün olanları hatırlıyor mudur Koray?" Gülmeye devam ederken kafasını aşağı yukarı salladı, "Tabii ki hatırlıyordur. Öpüştüğünü hatırlamayacak kadar sarhoş olduğunu düşünmüyorum."
Oflayıp Aysun'a baktığımda moral verir gibi elini sırtıma koydu. "Dur ya hemen sıkıntıya girme, belli olmaz belki de hiçbir şeyi hatırlamıyordur."
"Umarım," dediğim an hoca geldi ve derse başladı. Başım o kadar ağrıyordu ki bugün okul nasıl geçecekti hiç bilmiyordum.Dersin yarısını neredeyse uyuyarak geçirdim. Teneffüs zili çalar çalmaz ayağa kalkıp suratıma su çarpıp kendime gelmek için lavaboya gittim.
Biraz toparladıktan sonra sınıfa doğru yürürken koridorun başında Barlas'ı görünce olduğum yerde donup kaldım. Ne yapacaktım şimdi? Buradaydı ve beni görecekti. Belki sınıfıma bile gelebilirdi.O, arkadaşlarıyla konuşurken ben sınıfa girmek yerine hemen bizim katta bulunan kütüphaneye daldım. Bugün ondan kaçabildiğim kadar kaçacaktım. Kütüphanenin cam kapısından onu kontrol ederken arkamdan gelip omzuma dokunan elle irkildim. Bu Ateş'ti. "Affedersin, korkuttum galiba?"
"Evet, ama önemli değil," deyip gülümsedim, "Ne yapıyorsun burada?" Soruya bak bir insan kütüphanede ne yapabilirdi ki? "Edebiyat ödevi için bir kitap arıyordum, o yüzden geldim ama iki saattir bir kitabı bulamadım," dedi. Cam kapıdan Barlas'ı kontrol edip hâlâ yerinde durduğundan emin olduktan sonra tekrar Ateş'e baktım, "Kütüphane görevlisine sorsaydın ya, o bulurdu."
"Soracaktım ama bugün burada değilmiş. İş başa düştü maalesef." Barlas gidene kadar kütüphanede kalmam için bir sebep bulmuştum işte. "İstersen kitabı bulmanda sana yardım edebilirim."
"Ciddi misin? Valla bu çok iyi olur," deyip gülümsedi. "Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kiralık Konak romanını arıyorum."
"Tamam, bakalım neredeymiş şu kitap." Birçok raf olduğu için kolay kolay bulamayacak gibi duruyorduk. İkimiz de uzun bir süre aradıktan sonra sonunda kitabı bulmayı başarmıştım. En üst rafta gördüğüm kitaba bakarak, "İşte burada!" dediğimde bir altmışlık boyumun onu oradan almaya yeterli olmayacağını bildiğim için hemen önüme bir sandalye çekip üzerine çıktım.
Ateş'in, "Bekle, ben alırım," demesini dinlemeden çıktığım sandalyede kitabı almaya çalışırken yetişemediğim için, ayakkabılarımın ucunda yükseldim. Tam almayı başardığımda bir an dengemi kaybettim ama yere düşmeyi beklerken Ateş'in kucağına düştüm. Son anda beni tutmuştu. Bu yardımı için ona teşekkür edecekken gözüm cam kapıdan bize bakan Barlas'a kaydı. Ona bu şekilde görünmek aklımın ucundan bile geçmemişti ama olmuştu bir kere. Umarım yanıma gelmezdi, yoksa ne diyeceğimi bilmiyordum.
Birkaç saniye bakıştıktan sonra gitmek için kafasını başka yöne çevirdi ama bir adım bile atmadan tekrar bana döndü ve buz gibi bakışlarını bahşetti. Bana bakarken düşünüyor gibiydi. Ne düşündüğünü bildiğim için bu olmasın diye dua ediyordum. Benimle konuşmak istiyordu. Bunu bakışlarından anlıyordum. Düşüncesi her neyse bir karara varmış gibi bakışlarını üzerimden çekerek hızla gözden kayboldu. O gider gitmez kafamı Ateş'e çevirdim, "Sağ ol."Ayaklarımı yere indirirken, "Asıl sen sağ ol, sen olmasaydın kitabı aramak için her teneffüsü burada geçirecektim," dedi.
Gülümseyerek, "Arkadaşlar bu günler içindir," deyip elimdeki kitabı ona verdim. "Sonra görüşürüz," diyerek hemen kütüphaneden çıktım. Koşar adım sınıfa girdiğimde sırama geçip çantamı sırtıma taktım. Bu sırada Aysun beni izliyordu, "Ne oluyor Öykü, ne yapıyorsun?"
"Gidiyorum!"
"Nereye?"Tedirgin olmuş bir halde konuşurken gözüm kapıdaydı. Barlas'ın gelip gelmediğine bakıyordum. "Nereye olacak eve! Sonunda Barlas'a yakalanmayı başardım. Beni gördü. Burada kalamam, eve gitmem lazım. Eğer kalırsam kesinlikle benimle konuşmaya gelecektir. Henüz onunla konuşmaya hazır değilim."
"İyi de müdürden izin aldın mı?" diye sorunca kafamı iki yana salladım, "Hayır, inan bana bunun için bile vaktim yok. Acelem var. Eğer Barlas gelip beni sana sorarsa ona nerede olduğumu bilmediğini söyle!" diyerek uyardıktan sonra hemen çıktım.Eve geldiğimde üzerimi değiştirdikten sonra bir şeyler atıştırdım ve bir ağrı kesici aldım. Başım geçmek bilmiyordu.
Biraz dinlenmek için odama gidip yatağıma uzanarak gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım.Kapı zilinin sesiyle uyandığımda telefonumun saatine baktım. Epey uyumuştum. Baş ağrımda geçmişti. Dinlenmek bana iyi gelmişti. Annemin geldiğini düşünerek kapıyı açmak için yatağımdan kalktım. Açmamla küçük çaplı bir şok yaşarken rüya görüyor olmayı umuyordum. Karşımda duran kişi Barlas olamazdı!
Tam kapıyı suratına kapatacakken araya ayağını sokup engelledi. "Giyinmek için beş dakikan var. Beş dakika içinde hazırlanıp hemen yanıma gel. Burada bekliyorum," dedi. O kadar kararlı görünüyordu ki, ne içeri girmesini, ne annemin onu burada görmesini ne de benimle dün gece hakkında konuşmasını göze alamazdım. Dediğini yapacaktım ama önce merakımı gidermeliydim. "Neden?" diye sordum.
Bana bakmadan cevap verdi "Fabrikaya gideceğiz."
"Niye, ne işimiz var orada?"
"Gidince görürsün," dedikten sonra ayağını kapının arasından çekip geri çekildi. Söylese ne olurdu sanki? Niye merakta bırakıyordu ki? İnşallah kötü bir şey için götürmüyordu. Dünkü olayı konuşacak olsa burada konuşurdu. Hem bu konuyu açmadığına göre belli ki hiçbir şeyi hatırlamıyordu. Bu durumda utanmama gerek yoktu artık.Odama gidip hemen üzerimi değiştirdim. Anneme Aysunlara gideceğimi bildiren bir mesaj attım. Ne zaman geleceğim belli değildi, beni merak etsin istemiyordum.
İşim bitince evden çıkıp Barlas'ın yanına doğru yürüdüm. O arabasının kaputuna yaslanmış sigarasını içiyordu. Yanına yaklaşıp bir şey demeden arabaya geçtim. O da arabaya bindi ve hızla sürmeye başladı.Yolda birini aradı. "Cingöz Cemil'i fabrikaya getirin hemen!" diyerek telefonu kapattı. Konuştuğu kişinin çeteden biri olduğu belliydi. "Neden oraya gidiyoruz?" diye sordum bu kez cevap alabilmek umuduyla."Gidince göreceksin!" Bir kere de doğru dürüst cevap verse ölecekti sanki. "Peki, Cingöz Cemil kim?" diye sorunca yola bakan gözlerini bana çevirdi.
"Önemli biri değil"
"Neden onu fabrikaya getirtiyorsun?" Sorularım bitmek bilmezken bakışları sertleşti, "Eğer yapabileceksen şu çeneni biraz kapatsana!"
"Sorularıma doğru düzgün cevap verirsen kapatırım!" Sanki cevaplayamayacağı sorular soruyordum ona. Bu kadar ketum olmak zorunda değildi. Kafamı cama doğru çevirip fabrikaya gidene kadar soru sormadım. Nasıl olsa hiçbirine beni tatmin edecek cevaplar vermeyecekti. Kendimi boşuna yormanın anlamı yoktu.
Fabrikaya girdiğimizde Bade ve Samet kanepede oturuyorlardı Barlas da onların yanına gidip oturdu. Ben öylece ayakta dikilirken hâlâ neden beni buraya getirdiğini düşünüyordum. Bade her zamanki gibi nefret dolu bakışlarını üzerimde gezdirirken, sırtımı duvara dayamış boş bakışlarla ona bakıyordum.Barlas'ın da gözleri benim üzerimdeydi "Otursana." Omzumu silktim, "Gerek yok, ben böyle iyiyim."
Bade gülerek, "Kanepeyi beğenmedi herhalde," deyince gözlerimi devirdim, "Ne alakası var? Gerginim ve oturmak istemiyorum."
"Ayakta mı kalacaksın öyle?" Barlas ayağa kalkıp üzerime doğru yürümeye başlayınca kafamı aşağı yukarı salladım. "Evet." Önümde durunca kanepeyi işaret etti. Uzatmak istemediğim için oturduğumda yanıma ilişti o da. "Rahat otur, bugün senin için biraz zor geçecek."
"Ne demek bu?" diye sorarken yüzüne bakıyordum. Bunu beni korkutmak için mi söylemişti yoksa ciddi miydi anlayamamıştım. Ciddi bir tavır takınıp, "Birazdan anlarsın," deyince kesinlikle korkutmak için söylemediğini anladım.
Burada oturmuş öylece bekliyordum. Neyi beklediğimi bile bilmiyor ama içten içe korkuyordum. Birkaç dakika sonra içeri Çetin ve Ali girdi. Aralarında da kısa boylu, esmer bir adam vardı. Onu kollarından tutmuş bize doğru getirirlerken adama bakıyordum. Bu Barlas'ın bahsettiği Cingöz Cemil olmalıydı. Kırklı yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim adam bize doğru yaklaşırken gülüyordu. Çetin ve Ali yanımıza yaklaşıp adamı önümüze doğru itince adam dengesini kaybedip yere düştü ama buna rağmen gülmeye devam etti.
Onu öyle görünce kaldırmak için hemen yerimden kalkıp yanına eğildim, "İyi misiniz?"Kafası yerdeyken yavaşça kaldırdı ve bana baktı. Birkaç saniye öyle durup yüzümü inceledikten sonra Barlas'a döndü, "Bu kız yeni galiba?" Gülmeye devam ederek yine bana baktı, "Öyle olmasa bana yardım etmeye çalışmazdı, değil mi?" Böyle konuştuğuna göre bu adam çetenin sevdiği biri değildi. Olsa zaten Çetin ve Ali onu Barlas'ın önüne atmazdı.
Ben hâlâ eğilmiş adamı kaldırmak için beklerken Barlas sesini yükselterek emir verdi "Kaktüs hemen yanıma gel!" Kafamı ona çevirip baktığımda öfkeli gözlerinin üzerimde olduğunu fark ettim. Sanırım ona yardım etmemi istemiyordu. Eğildiğim yerden doğrulduğumda dediğini yapıp yanına gittim ve oturdum. Adam hâlâ yerdeyken gülüyordu. Deliydi herhalde. "Çeteye kimleri alıyorsun böyle? Daha kime yardım edip kime etmeyeceğini bile bilmiyor bu kız."
Barlas ona cevap vermeyince bana bakarak devam etti, "Merak ettim, böyle güzel bir kıza neden Kaktüs lakabını taktınız? Hiç olmuş mu şimdi o lakap bu kıza?" Barlas yavaşça ayağa kalkıp onun yanına doğru yürüdü ve eğilip boğazından tutarak onu ayağa kaldırdı. "Bana bak Cingöz, seni buraya muhabbet etmek için getirtmedim, bunu biliyorsun değil mi?"
"Biliyorum tabii ki, nasıl bilmem? Ben sadece çeteye yeni birini aldığın için biraz şaşkınım. Hele de bu kadar güzel bir kızı alman gerçekten şaşırtıcı. Söylesene, bu kız bu güzellikle başını belaya sokmuyor mu senin?" Barlas sinirden boşta kalan elini yumruk yapıp sıkarken, "Sana ne lan bundan!" diye bağırdı. Adam Barlas'ın bağırmasına rağmen gülüyordu. "Kaktüs'ün çok güzel Barlas ama maalesef bu çeteye uygun değil, dikkat et de yanlış bir şey yapmasın. Maazallah dikenleri sana batar sonra."
"Ben o dikenlerle nasıl başa çıkacağımı biliyorum. Bence sen kendi derdine yan. Çünkü Kaktüs'ün dikenleri bugün sana batacak!" Sesi sert çıkarken adamın boğazını sıkmaya başlamıştı. "Ulan Cingöz, bu sefer elimde kalacaksın! Haraç vermemek için kendini ölü göstermek nedir ha?" Sen bizi aptal mı sandın? Biz bu numarayı yer miyiz lan?" Barlas onun boğazını sıktığı için adam zor konuşuyordu, "Valla sana helal olsun Barlas, Cingöz lakabını benden daha çok hak ediyorsun."
"Kes sesini!" deyip Bade'ye döndü, "Bade, Kaktüs'ü de al hemen yukarı çık ve hazırlıklara başla!" Bade onu başıyla onaylayıp yerinden kalktı ve beni kolumdan tutarak yukarı doğru sürükledi. Şaşkın halde basamakları çıkarken Bade'ye, "Ne hazırlığı?" diye sordum. "İşkence hazırlığı!" diyerek gülüp kapıyı açtı ve beni içeri soktu.
İçeri girdiğimde kendimi kötü hissetmiştim. Buraya girdiğim gün gelmişti aklıma. Her şey tek tek film şeridi gibi gözümün önünden geçmişti. İçim ürpermişti birden. Sanki aynı şeyleri tekrar yaşayacak gibiydim. İşkenceyi o adama değil de bana yapacaklarmış gibi hissediyordum. Burada olmak istemiyordum. Buna katlanamazdım herhalde. Adamın çığlıklarını dinleyemezdim. Zaten burada olmam kimseye bir fayda getirmezdim. Barlas bu adama yapılan işkenceyi görmem için mi getirmişti beni buraya? Nasıl işkence yaptıklarını biliyordum zaten, izlememe gerek yoktu.
Bade, gerilim sandalyesinin kablolarını kontrol ederken bana döndü. "Orada öylece durmayı bırak da, içerideki odadan masanın üzerindeki siyah kutuyu getir bana."
"Tabii, emredersiniz hanımefendi!" deyip gözlerimi devirdiğimde dediğini yapmak için içerideki odaya girdim. Barlas'tan sonra işkence hak eden biri daha varsa o da şu Bade idi. Acayip sinirlerimi bozuyordu. O, benim bu çetenin bir üyesi değil de kölesi olacağımı düşünüyordu herhalde.Odanın içinde bulunan masaya doğru yürürken yüzümü tiksintiyle buruşturdum. Çok pis kokuyordu. Kokunun sebebi rutubet diye düşünüp kusacak gibi hissettiğimde burnumu kapattım.
Odanın ortasında kocaman bir masa ve üzerinde birçok kutu vardı. Siyah olanını elime alarak hemen odadan çıkıp elimi indirdim ve derin bir nefes aldım. Bu sırada Bade bana bakıyordu. "Pis kokuya alışkın değilsin galiba?"Merakla ona bakarken, "İçerisi neden böyle kokuyor?" diye sordum. Gülerek yanıma yaklaştığında kutuyu elimden aldı ve kapağını açıp içindekini gösterdi. "İşte bu yüzden..."
Şaşkınlıktan açılan ağzımı elimle örttüm. İşaret parmağım boyunda ölü bir akrep vardı kutuda. İyi de niye? Bununla ne yapacaklardı ki? Şaşkınlıktan zar zor konuşabildiğimde, "Zehirli olanlardan mı bu?" diye sordum.
"Hayır."
"Peki, neden burada? Onunla ne yapacaksınız?"
"Görürsün," deyip kutunun kapağını örttü. . Barlas bunu da aynı kendine benzetmişti doğru dürüst cevap vermiyordu. İçeride böyle birkaç kutu daha vardı. Onların içinde de böyle akrep mi vardı acaba? "Bundan kaç tane daha var?" Kutuyu masaya bırakırken, "Bu seni ilgilendirmez!" dedi. Beni terslemesinden sıkılmıştım artık. Yanına yaklaştığımda sinirle bağırıyordum, "Senin benimle alıp veremediğin nedir Allah aşkına?" Beni umursamadan yerde duran büyük metal kutunun içinden sıcak hava tabancasını çıkarıp onu da akrebin bulunduğu kutunun yanına koydu ve kapıyı açıp seslendi. "Her şey hazır Barlas, gelebilirsiniz."
"Bade bana cevap ver! Senin benimle alıp veremediğin nedir?" Kahverengi gözlerini bana çevirip yavaşça yanıma yaklaştı, "Benim senin gibi biriyle ne alıp veremediğim olabilir ki?"
"Bunu bana mı soruyorsun?" Nefretle bana bakarken, "Çekil şuradan!" deyip beni kenara itti "Seninle uğraşamam!" Bu hareketiyle kan beynime sıçrarken, "Bana bak!" diye bağırdım ama içeri giren Barlas'ı görünce susmak zorunda kaldım.
Elbet bu konu hakkında Barlas'ın olmadığı bir zaman konuşacaktım. Samet ve Ali, Cingöz Cemil'i gerilim sandalyesine oturturlarken Barlas yanıma yaklaştı. "Evet Kaktüs, üçüncü görevin için hazır mısın?" Gözlerimi adamdan alıp Barlas'a baktım, "Üçüncü görev mi?" Umarım bu görev tahmin ettiğim şey değildi. "Ne yapacağım ki?"
"Cingöz'e işkence yapacaksın." Tam da tahmin ettiğim şeydi işte. Ben ve işkence yapmak... Beni biraz tanıyorsa bunu yapmayacağımı bilmesi gerekiyordu, "Asla!" deyip yanından geçecekken elini karnıma yerleştirip beni durdurdu, "Bu senin görevin. Yapmak zorundasın." Elini iterek bağırmaya başladım. "Zorunda falan değilim! Benden bir insana zarar vermemi nasıl beklersin?
Sana haraç vermiyor diye ben bu adama bana yapılanın aynısını mı yapacağım?"
"Evet yapacaksın!"
"Hayır yapmayacağım! Ben senin gibi acımasız olmayacağım!"
"İşte tam da bu yüzden yapacaksın. Acımasız olmak için. Çeteye gireceksen acımasız olman gerekiyor!" "Beni kendine mi benzetmeye çalışıyorsun Barlas?" "Öyle bir niyetim yok."
"O zaman benden böyle bir şey yapmamı isteme. Çünkü ben senin gibi acımasız bir insan olamam!"
Kolumdan tutup beni gerilim sandalyesini çalıştıran makinenin yanına götürdüğünde, "Olacaksın!" diye bağırdı, "Eğer olmazsan sana öyle görevler veririm ki altından asla kalkamazsın!" Tehdidi gözümü korkutmuştu ama ben bunu yapmak istemiyordum. Barlas'a haraç vermiyor diye bu adama işkence yapamazdım. Ben onlar gibi değildim, olamazdım da. Çeteye girmek istemiştim ama bu yüzden birine zarar vereceğimi hiç düşünmemiştim. Hem de suçsuz birine. Adamın bir suçu, günahı bile yoktu.
Gözlerimden istemsizce yaşlar dökülürken Barlas'ın göğsüne vurdum, "Acımasız olmandan nefret ediyorum!" Beni umursamayıp gözlerini gözlerimden ayırdığında adamın önüne geçti. Cingöz Cemil Barlas'a gülerek bakarken biraz sonra canının yanacağının farkında bile değildi. "Bu Kaktüs senin işini zorlaştırıyor gibi Barlas."
"Kapat çeneni!" deyip sert bakışlarını bana çevirdi. "Çalıştır şunu!" Bakışlarım adama kaymıştı. Benim yüzümden acı çekecekti ve ben onu izleyecektim. Gözlerimden akan yaşlar durmak bilmezken, elimi yavaşça makinenin düğmesine götürdüm ama bunu yapamayacağımı fark ettiğim için kafamı Barlas'a çevirdim.
Bana bakıyordu. Sert bir şekilde gürledi, "Yap şunu!"Sesi beni ürkütürken düğmeye dokundum ve adama en az şiddette olan akımı verdim. Bunun canını yakmayacağını biliyordum çünkü bu kadarıyla sadece uyuşukluk hissetmiştim ben de. Bu yüzden içim biraz da olsa rahattı.Barlas akımı az verdiğimi anlayınca, "Arttır şunu!" diye bağırdı.
Dediğini yapıp el mahkûm akımı biraz daha arttırdığımda adam gözlerini kapatmış bağırıyordu. En fazla beş saniye süren acıdan sonra gözlerini açınca güldü. "Hepsi bu kadar mı Barlas?" Şaşkınca adama bakarken kendi kendime bu adamın normal olup olmadığını düşündüm. Çünkü normal biri şu anda o sandalyeden kalkmak için Barlas'a yalvarıyor olurdu ama bu adamın acıdan zevk almış gibi bir hali vardı. Sanırım gerçekten de deliydi. Barlas'ın gözleri yine benim gözlerimin üzerimdeyken, ne demek istediğini bakışlarından anlayıp akımı arttırdım.
Adam az öncekinden daha fazla acı çekmeye başlayınca dişlerini sıktı. Kim bilir nasıl bir acı hissediyordu. Barlas bana bu kadar akım vermediği için bu hissi bilmiyordum. Devreyi kapattığımda adamın gözleri kapalıydı ama gülüşü yine suratındaydı. "Bu seferki iyiydi." Ben ona acı çektirmemek için burada ağlıyordum ama adam acıdan zevk almış gibi Barlas'ı sinirlendirmeye çalışıyordu. İnsana kafayı yedirtirdi.
Barlas iyice öfkelenip yanıma geldiğinde, beni kenara itip makinenin düğmesini verebileceği en yüksek akıma getirdi. Adam oturduğu yerde deli gibi çırpınırken neredeyse sandalyeyi kıracağını hissettim. Diğerlerine oranla çok uzun süren acısı bittiğinde adam halsiz düşmüştü. Gözleri kapalı, kafası önüne düşmüş öylece dururken haline acımıştım. Barlas'a baktığımda onun gözünde acıma duygusuna dair bir iz göremedim, "Bu kadarı ona yeter, bırak gitsin!"
"Henüz değil," deyip adamın yanına gitti ve gözlerini açması için yanaklarına tokat attı.
Adam tokadın etkisiyle gözlerini yarım açıp gülmeye başlayınca, "Bu sefer beni öldürmeni bekliyordum ama yapmadın," dedi. Barlas'ın gözleri kısılmıştı. "Bu kadar ucuz kurtulmanı istemediğim için seni öldürmedim."Barlas'ın sözü üzerine adam kahkaha atmaya başladığında gözleri tam açılmıştı, "Devamı gelsin o zaman." Barlas adamı onaylayıp Bade'ye içinde akrep olan kutuyu işaret ettikten sonra, "Umarım açsındır Cingöz, senin için çok güzel bir şey getirdim," dedi. Bade kutuyu Barlas'a uzatırken gülüyordu.
Samet ve Ali adamın arkasına geçip kafasını geriye yaslarken ben şok olmuş bir halde onları izliyordum. Barlas gözlerini bana çevirip, "Gel buraya Kaktüs," diye emir verdi. Ne yapacağını biliyordum. Bunu yapamazdım. Ayaklarım yürümeye direnirken kafamı iki yana salladım, "Gelemem!" Dişlerinin arasından konuşuyordu, " Hemen buraya gel!" Bu sefer dediğini yapmayı düşünmüyordum. Öfkeli gözleri üzerimdeyken Bade yanıma yaklaşıp kolumdan tuttu ve beni Barlas'ın yanına götürdü. İşkenceyi adama mı yapıyorlardı yoksa bana mı anlayamamıştım.
Barlas kutunun içindeki ölü akrebi eline alıp bana uzatınca ellerimi arkama sakladım. "Hayır."
"Al şunu!" Korkudan nefes alışverişlerim sıklaşırken terlediğimi hissediyordum. "Barlas lütfen, ben onu tutamam!"
"Neden?"
"Korkuyorum."
"Canlı akrep kullanmıyoruz biz. Ölmüşleri bulup getiriyoruz. Bu da ölü..." Sesim çıkmayınca derin bir soluk aldı. "Bak Kaktüs, bu çeteye gireceksen hiçbir şeyden korkmaman gerekiyor. Şimdi al şunu," deyince akrebe baktım. Simsiyahtı. Daha önce birçok ölü akrep görmeme rağmen bu gördüklerimin en büyüğüydü. Ölü olduğunu biliyordum ama büyük olduğu için elimi sürmeye korkuyordum. Bu yüzden hırkamın kolunu parmaklarıma kadar çekip onu öyle tutmaya karar verdim.
Kafamı adama çevirdiğimde Samet ve Ali'nin adamın ağzını açtıklarını gördüm. Tahmin ettiğim şeyi yaptıracaklardı. "Barlas bunu yapma!" "Hadi al şunu," deyince yine ağlamaya başladım. Bu iğrençliğe katlanamıyordum. Parmaklarıma kadar çektiğim hırkamın koluyla akrebe uzanıp avucumu açtım. Barlas, memnun olmuş gibi görünürken, "Aferin sana Kaktüs, şimdi şu akrebi yedir bakalım Cingöz'e," dedi.
Sanki bu çok kolaymış gibi emir vermesine sinirlenmiştim. Ben akrebi tiksintiyle adamın ağzına doğru götürürken adam kafasını sağa sola doğru oynatmaya çalışıyordu ama Samet ve Ali onu çok sert tuttukları için kıpırdayamıyordu. Elimde akreple öylece durmuş belki bunu yapmaktan vazgeçer diye Barlas'a bakıyordum ama pek vazgeçecek gibi görünmüyordu. "Hadi, seni mi bekleyeceğiz, yedir şunu!"Gel de sen yedir demek istiyordum ama aynı şeyi bana da yapar diye korktuğum için kelimeleri yuttum. "Hadi!"
Barlas sinirlenmeye başlayınca gözlerimdeki yaşları elimin tersiyle silip derin bir nefes aldım. Başka çarem yoktu. Çeteye girmek istiyorsam yapacaktım. Yüzüm buruşmuş bir halde adamın ağzına akrebi bıraktım. Adam ağzını açık tutarken Samet çenesine baskı uygulayıp akrebin kafasını ısırarak koparmasını sağladı. Midem bulanmaya başlamıştı. Bakamayacaktım. Kafamı başka bir tarafa çevirdiğim sırada Samet koparttığı parçayı adama yedirdiği için katır kutur sesler çıkıyordu.
Midem bunu kaldırmayacak dereceye gelince, kusmamak için ağzımı elimle örttüm ve hemen oradan çıkıp aşağı indim.O kadar kötüydüm ki neredeyse kusacaktım. Bir iki defa öğürüp dışarı çıktım ve temiz havayı ciğerlerime doldurmaya başladım. Gözlerimin önünden gitmek bilmeyen o sahne beni ağlatırken sinirimi Barlas'a kusmak istiyordum. Onun yüzünden bu haldeydim. Cingöz'e işkence yapacağım diye asıl işkenceyi bana yapmıştı. Bu kadar kötü olmak zorunda mıydı? Yere oturmuş ağlarken Barlas'ın geldiğini gördüm.
Yanıma gelip elindeki su şişesini bana uzattı, "Al biraz iç, iyi gelir." Bir de beni düşünüyormuş gibi yapmıyor muydu iyice sinir olmuştum. Öfkeyle ayağa kalktığımda şişeyi alıp yere fırlattım, "Bu kadar düşünceli olmak sana yakışmıyor Barlas. Özüne dön!"
"Öfkeni anlıyorum ama biraz sakin ol."
"Sakin mi olayım? Az önce hiçbir günahı olmayan adama senin yüzünden işkence yaptım. Sırf bu çeteye girebilmek için sana benzemeye çalıştım ben!" diye bağırdığımda sinirden ellerimin titrediğini hissediyordum. Berbat haldeydim. Barlas yüzüme halime üzülmüş gibi bakarken aramızdaki mesafeyi kapatmak için bana bir adım daha yaklaştı. "Boşuna üzülme, ne yaparsan yap sen asla ben olamazsın."
"Ama oldum!" diye bağırdığımda sinirden titreyen parmağımla kendimi işaret ettim. "Ben sen oldum ya! Kötü oldum, acımasız oldum!" Sesini çıkarmıyordu. Karşısında ağlarken ona çok şey haykırmak istiyordum ama ben de susuyordum işte. Bunun tek nedeni babamdan alacağım intikamdı. Yüzümü ellerimle kapatıp hıçkırarak ağlamaya başladığımda Barlas'ın ellerini omuzlarıma koyduğunu hissettim.
Ellerimi aşağı indirip ona baktığımda hiç beklemediğim bir şey yaptı ve beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Bu anlamsız hareketiyle gözyaşlarım son bulurken kendimi geri çekmeye çalıştım ama buna izin vermedi."Bırak beni."
"Hayır... Kendine gelmediğin sürece bırakmam."
"Benimle dalga mı geçiyorsun? Masum birine işkence yaptırdıktan sonra nasıl hemen kendime gelmemi beklersin?" Sarılmayı bırakıp kendini geri çektiğinde ellerini yanaklarıma koyup başparmaklarıyla gözyaşlarımı sildi. "O adam zannettiğin gibi masum biri değil. Evet, şu anda bir işletme sahibi ama eskiden çocukları kaçırtıp onları dilendiren bir şerefsizdi."
"Ne?" diyerek şaşkınca suratına baktığımda, "Sen ciddi misin?" diye sordum."Evet," deyince sinirle ellerimi yumruk yapıp sıktım. Ben kimin için üzülmüştüm böyle? O pislik için ağladığıma inanamıyordum. "Neden bunu bana daha önce söylemedin?" diye sorduğumda gülerek dalga geçti "Adamı öldürmenden korktum." Bu sırada adamın çığlıklarını duydum. Muhtemelen sıcak hava tabancasıyla işkence görüyordu ve çok büyük bir acı çekiyordu. Barlas, "Hadi, seni eve bırakayım," deyince kafamı iki yana salladım, "Gerek yok, kendim giderim."
"Olmaz, hadi atla," deyip arabasına doğru yürüdü ve şoför koltuğuna geçip oturdu. Adamın çığlıkları sürerken kafamı kaldırıp üst kata baktım, "Hepsini hak ettin pislik herif!" Barlas arabayı çalıştırırken bir şeyi merak ettiğim için ona bakıyordum. "Bu Cingöz neden hapishanede değil? Yaptığı büyük bir suç sonuçta..."
"Hapishanedeydi ama cezası bittiği için birkaç ay önce çıktı." O adamın iğrenç yüzü aklıma gelince tiksintiyle yüzümü buruşturdum, "Bence tekrar girmeli. Müebbet hak ediyor."
"Aynı şeyi yapmaya devam ederse girer tabii." Bu adamda pek akıllanacak göz yoktu. "Peki, sence yapar mı?"
"Buna izin vermem ama Cingöz bu sonuçta, ondan her şey beklenir," deyince moralim bozulduğu için eve gidene kadar hiç konuşmadım.Evin önünde durunca kafamı ona çevirip yüzüne baktım. "Bıraktığın için sağ ol."
"Önemli değil," deyince kapıyı açmak için o tarafa döndüm ama "Bir dakika!" deyip beni durdurdu. "Ne oldu?" Arka koltuğa uzanıp aldığı mağaza poşetini bana uzattı, "Al, bu senin," dedi. Şaşkınca poşeti elinden alıp içine baktım. İçinde kırmızı bir trençkot vardı. "Bu ne?"
"Görmüyor musun trençkot." Sinirle gözlerimi devirdim, "Onu görüyorum da ne için?"
"Senin için?" deyince yüzüne baktım. "Benim için mi? İyi de neden?"
"Trençkotunu geri istemiyor muydun sen, al sana trençkot işte." Şaka yapıyor olmalıydı. Ben ondan kendiminkini istemiştim, başka bir tane değil! "Bu benimki değil bir kere, al şunu!" deyip poşeti ona geri uzattığımda almadan yüzüme bakmaya devam etti. "Seninkini almak için oraya geri döndüm ama bulamadım, ben de gidip yeni bir tane aldım Sana borçlu kalmak istemedim."
"Borçlu kaldığın falan yok, al şunu!" deyip tekrar uzattığımda yine almadı, "Alsana ya!" deyip diretince bakışlarını sertleştirdi, "O senin."
"Ama ben bunu istemiyorum." Onun aldığı şeyi kabul edecek değildim."İste ya da isteme ben onu sana aldım."
"Öyle mi, hangi parayla aldın acaba? Topladığın haraçla mı?" diye sorduğumda sinirlendi ama sakin konuştu, "O paraları kullanmadığımızı söylemiştim sana." Gözlerimle trençkotu işaret edip, "O zaman bunu hangi parayla aldın?" diye sordum. "Bu seni ilgilendirmez!" deyince sinirlendiğim için poşeti arka koltuğa geri bırakıp ona baktım. "İstemiyorum. Senin aldığın hiçbir şeyi istemiyorum." Yüzü sinirden gerilirken poşeti alıp elime tutuşturdu. "Al şunu da beni sinirlendirme!"
"İstemiyorum!"
"İstememe gibi bir lüksün yok senin. Alacaksın. Onu üzerinde göreceğim."
"Almayacağım!" diyerek poşeti kucağına bırakarak, arabadan çıkıp eve doğru yürüdüm.Birkaç saniye sonra arkamdan seslendi. Yavaşça arkamı döndüm. Arabanın önünde durmuş elinde tuttuğu çantamı bana gösteriyordu. Bu dün bana verecek olduğu çantaydı. Dün öpüştükten sonra utanıp eve kaçtığım için çantamı ondan alamamıştım.
Gördüğüm manzara dünküyle aynı olunca Barlas'ın dün akşam öpüştüğümüzü hatırladığını anladım. Şimdiye kadar bu konu hakkında bana bir şey dememişti ama her şeyi hatırladığını şu an bakışlarıyla belli ediyordu. Donup kalmış bir halde ona bakarken hafifçe sırıttığını gördüm, "Bunu almayacak mısın?"
Alırsam aynı şeyleri yaşamaktan korkuyordum ama almazsam da dün öpüştüğümüzü hatırladığım için almadığımı düşüneceğinden endişeleniyordum. İkilemdeydim. En iyisi hiçbir şey olmamış gibi yapmaktı. Ona doğru yavaşça yürümeye başladığımda, bakışlarını üzerimden ayırmadığını fark ettim. Gözlerine bakmaya utanıyordum ama dün akşamı hatırladığımı düşünmesini istemediğim için zor da olsa bakmaya çalışıyordum. Karşısında durup elimi uzattım, "Ver!"
Gözlerimin içine bakarken bir süre çantamı uzatmadı. Karşısında durduğum her saniye yüzüm utançtan kızarırken kendimi teselli ediyordum 'Sakin ol Öykü. Çantanı alıp hemen gideceksin. Başka bir şey olmayacak. Lütfen sakin ol ve kızarmayı kes!'Saniyeler akıp giderken Barlas elindeki çantayı yavaşça bana doğru uzattı.
Almak için elimi uzatıp sıkıca tuttum. Tutar tutmaz yine aynı şeyi yapıp beni kendine çekince, refleks olarak elimi göğsüne koydum. Hızlanan kalp atışlarını hissettiğimde yüzümü kaldırıp gözlerine baktım. Elini belime koyup beni iyice kendine çekti.Ona yakın olmak nefesimi keserken benim de kalbimin en az onunki kadar hızlı attığını hissettim.
Utanmama rağmen gözlerimi gözlerinden ayırmak istemiyordum. Garip bir his tüm bedenimi sarmıştı sanki. Ruhum berrak bir aydınlıkla dolarken, mideme ilginç şeyler oluyordu. Ağrı gibi değildi bu, başka bir şeydi. Hoşuma giden bir histi. Şu an bir düzine saçmalık yaşıyordum ama neden böyle bir şey olduğunu anlayamıyordum. Bu ben değildim sanki. Ona yakın olmak sebebini bilmediğim bir şekilde vücudumun anlamsız tepkiler vermesine neden olmuştu.
Sanırım dün akşam öpüşmemiz beni kötü etkilemişti.Yüzü yüzüme yakınken göz bebeklerinin kocaman olduğunu gördüm. Şu an tıpkı dün yaşananları yaşıyor gibiydim. Bir yanım beni yine öpecek diye korkuyor, diğer yanımsa aynı şeyleri yaşamak istiyordu. Saçmalıyordum sanırım. İyice kendimi kaybetmiştim. Gözümü kapatıp birkaç saniye öyle durdurtan sonra tekrar açıp Barlas'ın gözlerine baktım. Gözlerini milim bile oynatmadan gözlerime bakıyordu. Bundan rahatsız değildim ama bu şekilde kalmak istemiyordum. Tam ona beni bırakmasını söyleyecekken, dudaklarının dudaklarıma doğru yaklaştığını görmemle vücudumun kaskatı kesildiğini hissettim.
Beni yine öpecekti. Buna izin veremezdim ama beni dinleyeceğini sanmıyordum. Dün sarhoştu beni bu yüzden öpmüşü, bugün bunu neden yapacaktı bilmiyordum. Sanırım bu seferde ona engel olamayacaktım. Gözlerimi kapatmış beni öpmesini beklerken kulağımda hissettiğim nefesiyle gözlerimi açtım. "Dün akşam tam da burada yaşadığımız şeyi hatırlıyorsun değil mi Kaktüs?"
Utandım, sesimi çıkarmadım. Saçma tepkilerim yüzünden hatırladığımı belli etmiştim. Gözlerine bakmıyordum. Ona neden karşılık verdiğimi sorarsa ne diyeceğimi bilemiyordum. Umarım sormazdı. "Cevap ver." Sesimi çıkaramayınca hafifçe kafamı aşağı yukarı salladım. "O halde aynı şey olsun istemiyorsan hemen o trençkotu al!"Trençkotu almazsam öpmekle mi tehdit ediyordu şimdi bu beni? Şaka gibiydi. "Asla almam!"
Dudaklarını kulağımdan çekip dudaklarıma yönlendirince, "Emin misin?" diye sordu. Almam için uğraşıyordu ama almayacaktım. "Eminim," deyip gözlerine kendimden emin bir ifadeyle baktım.
Aynı ifade onun gözlerinde de vardı. "Peki o zaman, sen bilirsin," diyerek öpmek için dudaklarını dudaklarıma yaklaştırınca dudaklarıma değmesine milim kala kafamı geri çekip onu durdurdum. Beni bir kez daha öpmesine izin veremezdim, "Tamam dur, alacağım!" Dudak kenarları yukarı doğru kıvrılırken elini belimden çekti. "Aferin, hadi git al."
Beni bu şekilde tehdit ettiğine inanamıyordum. Sinirle yanından ayrılıp poşeti aldım. "Aldım işte!" dedikten sonra da arkamı dönüp eve yürümeye başladım. Bu şeyi giymeyi asla düşünmüyordum.Arkamdan, "Kaktüs!" diye seslendiğini duyunca durdum.
Artık sabrım taşmıştı, "Ne var ya?" diyerek ona dönünce elinde tuttuğu çantayı gösterdi. Kendime küfrederek almak için adım attığım sırada çantayı bana doğru fırlattı. "Yarın o trençkotu üzerinde görmek istiyorum."
