İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 10 · 19 dk okuma

ÇETE

Bölüm 10

10.Bölüm

Dediğini yapmaya hiç niyetim yoktu. O istiyor diye Ateş'ten uzak duracak değildim. Bunu neden istediğini de anlamamıştım zaten. "Hemen git buradan!" diye bağırdığımda yüzüme sinirli sinirli bakmaya devam etti. "Umarım uyarımı ciddiye almışsındır!"

"Hayır almadım. Almaya da niyetim yok!" Evde yalnız olmamızı umursamadan, korkmadan ona bağırıyordum. Öfkeyle bakan kahverengi gözlerinden ateş fışkırırken kaşlarının arasında derin bir çukur oluştu. "Uyarımı ciddiye alman için illa canını mı yakayım? İstediğin bu mu?"

"Bırak beni!"

"Bırakmamı istiyorsan dediğimi yaparsın!" Kolumu bırakması için elini itmeye çalışırken, "Asla! Bunu asla yapmam! Sen istiyorsun diye arkadaşımdan uzak durmam!" dedim."Bak beni daha fazla öfkelendirme. Duracaksın diyorsam duracaksın!"

"Durmayacağım!"Öfke tüm bedenini ele geçirmiş gibi görünürken sinirle gözlerini kapattı ve derin bir nefes alıp tekrar açtı. Yüzüme böyle dik dik bakarken kim bilir ne düşünüyordu? Gözleri yavaşça bedenime doğru kayarken kolumu bırakıp birden bornozumun ipini tuttu. Yanlış bir şey yapmaması için tekrar yüzüne bakıp ben de ipi tuttum, "Sakın! Bunu aklından bile geçirme!"

"Geçirmemi istemiyorsan dediğimi yaparsın!"

"Hayır!"

"Peki, sen bilirsin," deyip yavaşça bornozumun ipini çözmeye kalkınca korkuyla ipi tutan elini tuttum. "Tamam, dur yapma!" O kadar korkmuştum ki, bir an kalbim duracak sanmıştım. İpi çözüp de yarı çıplak vücudumu seyretmesine izin veremezdim. Yutkunup elini bırakınca yüzümü yere eğdim. "İstediğin olacak."

"Güzel," deyip ipi bıraktı. "Bak isteyince sözümü nasıl da dinliyorsun." Gözlerim yerdeyken bir anda sinirle yüzüne bakıp onu omuzlarından ittim, "Defol git evimden ve bir daha da buraya gelme!" İki adım sendeleyerek, "İstemediğim şeyleri yapmazsan gelmem," dedi.Bu çocuk delirtiyordu beni! Hayatımı ona göre mi yaşayacaktım? Çete lideri diye herkesin hayatına karışamazdı, hele benimkine hiç karışamazdı. "Git buradan dedim sana!" Gözlerim öfke dolu bakarken kaşlarını tekrar çatıp, "Gözüm üzerinde haberin olsun!" deyip birkaç saniye daha yüzüme baktıktan sonra evden çıkıp gitti.

Derin bir oh çekerek hemen eşofmanlarımı giydim. Sözünü dinlemeye hiç niyetim yoktu.Barlas yüzünden tepeme çıkan sinirimi yatıştırmak için televizyonda izleyebileceğim bir şeyler aradım. Bulamayınca televizyonu kapatıp tekrar odama dönerek ders çalışmak için çalışma masama oturdum. Kendimi derse veremiyordum ama zor da olsa önümdeki kitabı okuyup bir şeyler anlamaya çalıştım. Tam sinirim geçti derse kendimi verdim derken çalan telefonum bütün dikkatimi dağıtmıştı.

Aysun arıyordu. Telefonu açıp kulağıma koyduğumda, "Efendim Aysun?" dedim. Sesi neşeli geliyordu. "Canım nasılsın? Ne yapıyorsun?"

"İdare eder işte. Ders çalışmaya çalışıyorum." Sesim keyifsiz çıkınca, "Ne oldu sana, sesin neden garip geliyor böyle?" diye sordu."Neden olacak Barlas yüzünden!" deyip önümdeki kitabın kapağını kapattım. "Ne oldu ki, ne yaptı yine?" Hızlı bir şekilde olanları anlatınca sesi paniklediğini belirtircesine yükseldi, "Sana bir şey yapmadı değil mi? Sen iyisin?"

"Merak etme iyiyim, bir şey yapmadı. İstediği şeyi kabul ettiğim için bana dokunmadı." Sesli bir nefes verip rahatladığını belli ettikten sonra, "İstediği şeyi kabul ettin yani, öyle mi?" diye sordu

"Evden gitmesi için mecbur ettim ama tabii ki dediğini yapacak değilim. O istiyor diye asla Ateş'ten uzak durmam!"

"Bence de çok haklısın, her dediğini yapacak değilsin sonuçta."

"Neyse boş ver şimdi Barlas'ı, sen ne yapıyorsun? Evdeysen bana gelsene takılırız."

"Canım, çok isterdim ama gelemem, erkek arkadaşımla buluşacağım."Ah! Yine o adamla buluşacaktı. Bu saatte ne işi vardı ki onunla? Gündüzler çuvala mı girmişti, ne diye akşam buluşuyorlardı? Zaten onunla görüşeceğini her öğrendiğimde moralim bozuluyordu, akşam buluşacağını öğrenince iyice moralim bozulmuştu.

Şu adamı bir an önce terk etsin istiyordum. Sesim çıkmayınca Aysun konuşmaya devam etti "Ya Öykü, diyorum ki yarın akşam seni erkek arkadaşımla tanıştırayım. Ne dersin?"Al işte, şimdi ne diyecektim acaba? Bahanem bile yoktu. Daha önce onunla tanışmayı kabul ettiğim için şimdi olmaz da diyemiyordum. En iyisi ertelemekti. "Hayır, Aysun yarın olmaz başka bir zaman tanışırız." Belki o zamana kadar ayrılırlardı da tanışmak zorunda falan kalmazdım. "Ne demek olmaz? Bildiğim kadarıyla yarın bir işin yok. Hem bak o seninle tanışmayı çok istiyor, ben de istiyorum, lütfen kırma bizi."

"Olmaz dedim Aysun!"

"Öykü lütfen kırma beni ya. Hem söz vermiştin bana, şimdi neden böyle yapıyorsun?"

"Bir şey yapmıyorum ki, sadece yarın olmaz diyorum."

"Daha sonrası falan yok bu işin, yarın akşam gelip seni evden alıyorum. İtiraz da kabul etmiyorum," deyip telefonu kapattı. "Of!" deyip telefonu sertçe yatağın üzerine bıraktım.İçimde çok garip bir his vardı. Tam olarak anlayamasam da kötü bir his gibiydi. Aysun beni neden zorluyordu ki? İstemiyordum işte. Ne yapacaktım şimdi ben? Adamla tanıştığımda ona ne soracağımı, ne konuşacağımı hiç bilmiyordum.

Adam babası yaşındaydı ya. Ben onunla asla rahat konuşamaz, soru falan da soramazdım. Mesela nasıl tanıştınız diyemezdim. Ayrıca kabul ettiğim için umarım ilişkilerini onayladığımı düşünmezdi. Çünkü asla onaylamıyordum. Bunu da o adama söyleyip söylememek arasında kalmıştım. Duruma göre karar verecektim artık.Rahatlamak için yatağıma uzanıp müzik dinledikten sonra saate baktım.

On biri on geçiyordu. Annem nerede kalmıştı? Tamam, geç geleceğini söylemişti ama bu kadar geç geleceğini de tahmin etmiyordum. Bir şey mi olmuştu acaba? Nerede kaldığını sormak için annemi arayacakken dış kapının açılan kilit sesini duyup telefonu yatağa bıraktım. Hele şükür gelmişti. Yatağımdan kalkıp hemen yanına gittim. "Anne çok merak ettim seni. Nerede kaldın sen ya?" diye sordum. "Geldim işte kızım."

"Neden bu kadar geciktin?"

"Hastanenin yakınlarında zincirleme trafik kazası olmuş. Çok yaralı vardı. Hastalarla ilgilenmek için orada kalmam gerekti. O yüzden geciktim."

"Anladım. Umarım ölen falan yoktur," dediğimde yüzünü inceliyordum. Bu saate kadar hastanede kalmıştı ama yorgun görünmüyordu. "Çok şükür yok," deyip kapıyı kapatınca odasına gitmek için yanımdan geçecekti ama onu sorduğum soruyla durdurdum. "Yemek yemeyecek misin?"

Bana doğru döndüğünde, "Hayır aç değilim, hastanede bir şeyler atıştırdım," dedi. Hali bir garipti ama ne olduğunu anlayamıyordum. "Anne, iyi misin sen?" "Yorgunum Öykü, duş alıp hemen uyumak istiyorum," dediğine inanmıyordum ama yine de üzerine gitmek istemedim. "Peki, tamam," deyip odama gitmek için bir adım attığım sırada aklıma gelen şey yüzünden geri döndüm. "Anne, benim sana bir şey sormam gerekiyor."

"Sor bakalım?" derken merakla yüzüme bakıyordu. "Yarın akşam dışarı çıkabilir miyim? Aysun'la sınıf arkadaşımızın doğum gününü kutlamak için kafeye gideceğiz de." Gerçeği söyleyip izin alamayacağımı bildiğim için böyle bir yalan uydurmuştum. "Akşam mı?" deyip kaşlarını çatınca, "Hı hı," diyerek kafamı aşağı yukarı salladım. "Evet, akşam ama söz veriyorum geç kalmayacağım. Bir bilemedin iki saat kalıp hemen geleceğim." O adamla ne konuşacağımı bile bilemezken daha fazla kalamazdım zaten."Peki, tamam madem geç kalmayacaksın git."

***

"Ciddi değilsin, değil mi Aysun?"Beni getirdiği yer bir bardı ve ben şu an barın adının yazılı olduğu, yanıp sönen tabelaya bakıyordum. Bu bir şaka olmalıydı. "Ben asla oraya girmem!"

"Öykü yapma lütfen, bana buraya gelmemizi söyledi. Hadi içeri girelim." "Neden kabul ettin ki? Başka bir yerde tanışsaydık, şart mıydı burası?"

"Ne yapayım, çok ısrar etti kıramadım."Gelene kadar nereye gideceğimizi söylemediği için şu an bu kadar şaşkın ve sinirliydim. "Bizi buraya alacaklarına emin misin? Sonuçta reşit değiliz."

"Beni takip et," deyip barın giriş kapısına doğru yürüdü. Sıkıntıyla ben de peşine takıldığımda bar kapısının önünde bekleyen izbandut gibi adam önümüzü kesip bizi durdurdu. "Hanımlar, kimliklerinizi rica edebilir miyim?" Adam reşit olmadığımızı anlamıştı. Şimdi ne yapacaktık çok merak ediyordum doğrusu.

Aysun gayet rahat bir şekilde çantasından çıkardığı kimliği adama uzattı. Bu sırada kulağıma eğilmiş "Merak etme içeri gireceğiz," diye fısıldıyordu. Sanki çok umurumdaydı içeri girmek. İnşallah adam bizi kovalardı da buradan giderdik.Adam kimliği inceledikten sonra Aysun'a uzattı. "Siz ve arkadaşınız içeri girebilirsiniz Aysun Hanım, Yaver Bey geleceğinizi bize bildirmişti. Yeriniz hazır." Aysun, "Teşekkürler," deyip kimliğini çantasına atıp bana baktı. "Hadi Öykü."

Ayaklarım oraya girmemeye karar vermiş gibi yerinde sabit dururken Aysun'a baktım. Son kez şansımı deneyecektim. "Aysun söyle o erkek arkadaşına başka bir yerde tanışalım. Ben içeri girmek istemiyorum!" Gözlerini devirdi. "Öykü biraz abartmıyor musun?"

"İçeride ne tür insanlar var biliyor musun? Başımıza bir bela gelebilir!"

"Hiçbir şey olmayacak merak etme. Hadi girelim," diyerek kolumdan tutup sürükledi.İçeri girdiğimizde garsonlardan birinin yol göstermesi üzerine bizim için rezerve edilmiş loca koltuğuna geçtik. Ortam çok kalabalık olmadığı için bir sorun çıkmaz diye düşünüp biraz rahatladıktan sonra önümüzdeki küçük yuvarlak masaya clutch çantamı koyup koltuğa oturdum. Elit bir yer gibiydi. Her yer loş ışıklarla süslenmişti. Çalan müziğe kendini kaptırıp dans eden insanlar vardı. Öyle sorunlu bir ortama benzemiyordu ama ben bir an önce şu adamla tanışıp buradan gitmek istiyordum. "Nasıl, beğendin değil mi? Burada pek sorun çıkacakmış gibi görünmüyor."

Kafamı aşağı yukarı sallarken, "Evet, öyle gibi," dedim. "O zaman rahatla biraz," dediğinde yanımıza uzun boylu bir erkek garson geldi. "Hoş geldiniz, bir şey alır mıydınız?" Ne içeceğimi bilmediğim için Aysun'a baktım. O garsona bakıyordu. Umarım burada alkolsüz şeyler de vardı, yoksa bir şey içemem diye düşünüyordum.

"Biz meyve kokteyli alalım lütfen."

Aysun'un sipariş ettiği şeyi daha önce hiç içmemiştim ama güzel bir şey olduğunu tahmin ediyordum."Tabii, alkollü mü olsun?" Garsonun sorusuna Aysun'dan önce ben cevap verdim, "Hayır, alkolsüz olsun lütfen." Garson gittikten sonra Aysun'a döndüm. "Ne zaman gelecek erkek arkadaşın?"

"Gelir şimdi."

"Bak ben çok kalmayacağım şimdiden söyleyeyim."

"Tamam, Öykü ben de çok kalmayacağım zaten. Biraz oturur kalkarız." Onun da burada çok kalmayacak olması güzeldi. Ne kadar düzgün bir yer olsa da arkadaşımın o adamla, burada yalnız oturmasını istemiyordum.Biz mekân hakkında konuşurken yanımıza bir yetmiş boylarında, hafif kilolu, saçlarına aklar düşmüş bir adamın geldiğini fark ettim.

Aysun onu görünce hemen ayağa kalkıp adama sarıldı. "Aşkım!" Çok şükür gelebilmişti Yaver Bey!Suratında arsız bir gülüş vardı. "Bebeğim, özledim seni," diyerek o da Aysun'a sıkı sıkı sarıldı. Gördüğüm manzara hoşuma gitmese de sinirimi gizlemeye çalışıyordum. Aysun geri çekilip ona beni işaret etti. "İşte sana bahsettiğim arkadaşım Öykü."Adam gülümseyerek elini uzatıp, "Merhaba Öykü, ben Yaver, tanıştığıma çok memnun oldum," dedi.

Yapmacık gülüşümle uzattığı eli sıkarken, "Ben de öyle," dedim sadece. "Evet kızlar, ne içersiniz? Size ne ısmarlayayım?" Aysun yanıma otururken, "Biz çoktan sipariş verdik aşkım," dedi. Bir an sonra garson siparişlerimizi getirdi ve gitmeden önce Yaver'e döndü, "Siz bir şey alır mısınız Yaver Bey?"Buraya sık geliyor olmalıydı. "Evet, her zamankinden lütfen..." Garson onu başıyla onaylayıp gidince bana baktı, "Ee Öykü, nasıl beğendin mi burayı?" Bomboş bakıyordum. "Güzel yer ama pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Ben böyle yerlere pek alışkın değilimdir Yaver Bey."

"Alışırsın merak etme," diyerek gülünce Aysun da gülmeye başladı. İkisinin de neye güldüğünü anlayamadığım için sinirlenmiştim. Masanın altından Aysun'un bacağına tekme atıp ona öfkeli bir bakış attım. Ne anlatmak istediğimi anlamış gibi gülüşünü sonlandırınca, eline aldığı bardağın içindeki kokteylin yarısını içti. Öfkem hâlâ yerindeyken kafamı Yaver'e çevirdim, "Pardon ama neden böyle dediğinizi anlayamadım?" Hâlâ gülüyordu. "Yani seni böyle yerlere alıştıracak biri çıkar elbet karşına diyorum."

Adamın amacı beni sinirlendirmeye çalışmaktı galiba. Eğer öyleyse başarmıştı, ama ona bunu belli etmek istemiyordum. O zaman ben de onu sinirlendirecektim. "Mesela nasıl biri? Sizin gibi babam yaşında olan biri mi?"Söylediğim şeyle yüzü birden düştü. Böyle konuşmam hoşuna gitmemişti. Aysun kafasını bana çevirince Yaver'in kırılmaması için beni susturmaya çalıştı, "Öykü lütfen." Öfkeyle Aysun'a baktım. "Ne lütfen Aysun? Yalan mı, Yaver Bey babamız yaşında değil mi?"

Aysun ne diyeceğini bilemezken Yaver yüzü bozulmuş şekilde ayağa kalkıp. "Ben hemen geliyorum," diyerek masadan uzaklaştı. "Öykü ne yapıyorsun sen ya? Neden böyle konuşup üzüyorsun onu? Bak gitti senin yüzünden!" Aysun bu duruma içerlerken daha çok kızdım. "Gitti de temelli mi gitti, biraz sonra geri dönecek!"

"Sinirlendiğini anladı. Sakinleşmeni istiyor."

"Madem bunu istiyor neden beni sinirlendiriyor o zaman?"

"Takılıyordu sadece." Yok artık! Aysun'un böyle düşündüğüne inanamıyordum. "Sen iyi misin Aysun, ne takılması? Bu adam beni ne kadar tanıyor da benimle bu şekilde konuşabiliyor?"

"Tamam, haklısın da ne yapalım, o öyle biri. Lütfen biraz sakin ol ve onu tanımaya çalış."Onunla tanışmaya bile istekli değildim şimdi bir de tanımaya mı çalışacaktım. Umarım sinirden patlamadan bugünü bitirirdim. Yoksa çok kötü şeyler olacaktı. Yatışmak için önümdeki kokteylin hepsini bir yudumda içtim. "Bunların ne işi var burada ya?"

Kokteylin tuhaf tadından sebep yüzümü ekşiterek kimlerden bahsettiğini anlamak için bakışlarını takip ettiğimde, Barlas ve Çetin'i gördüm. Cidden bunların ne işi vardı burada? Bu nasıl bir rastlantıydı böyle? Başka bar mı kalmamıştı da buraya gelmişlerdi. Umarım bizi fark etmezler diye düşünürken bardaki taburelere oturdular. Bize yakın bir yerdeydiler ama bizi fark etmemişlerdi. Bu iyiydi işte. Bir de Barlas'ın bakışlarına maruz kalıp rahatsız olmak istemiyordum. "Şunlara bakmayı hemen keselim yoksa bizi fark edecekler."

Aysun beni onaylayıp bakışlarını onlardan çektiğinde kokteylini bitirdi. Boş bardağı bana gösterirken, "Öykü bu çok güzelmiş ya, ben bayıldım buna," dedi. Nesine bayılmıştı anlamıyordum. Acıydı bir kere. Anlamadığım da buydu aslında. Meyve kokteyli nasıl acı olabilirdi?"Ben galiba yine bundan içeceğim." Aysun boş bardağı masaya bırakırken ona garip garip bakıyordum, "Saçmalama! Eğer bir bardak daha içersen ödeyemeyebiliriz. Kesin pahalı bir şeydir bu." Omzunu silkti. "Bize ne fiyatından, bunu biz ödemeyeceğiz ki. Yaver ödeyecek. Sonuçta bizi buraya o davet etti."

"O davet etti diye o ödemek zorunda değil. Hem ben kendi içtiğim şeyin parasını kimseye ödetmem!"

"Sen ödetmeyebilirsin ama ben ödeteceğim," deyip garsonu çağırmak için elini havaya kaldırınca, "Ne yapıyorsun?" diyerek engelledim. "Başka içmeyeceksin!"

"Canım çok istiyor ama."

"Ne istiyormuş senin canın bakalım?"

Yaver elindeki viski bardağıyla masaya geri dönünce, yerine oturup Aysun'a gülümseyerek baktı, "Emret getirsinler." Ağzının ortasına patlatmamak için kendimi zor tutuyordum. Aklı sıra böyle şeyler söyleyip Aysun'u şımartmaya çalışıyordu. Amacı onu kendine bağlamaktı sanırım.Yaver garsonu çağırıp, "Hanımların bardaklarını yenile!" diyerek emir verdi. "Tabii efendim," diyerek bardaklarımızı önümüzden alan garsona çevirdim gözlerimi. "Ben başka içmeyeceğim."

Garson, "Peki hanımefendi," diyerek Aysun'un bardağını alıp yanımızdan ayrıldı.Bu sırada gözüm istemeden Barlas'a kaymıştı. Üzerine giydiği beyaz spor gömlek ve kot pantolonla her zamanki gibi yakışıklı görünürken içinde tekila olduğunu düşündüğüm küçük bardağı tek dikişte bitirdi. Buna alışkın gibiydi. Onlara baktığımı fark etmemeleri için gözlerimi Yaver'e çevirdim. Viskisini yudumlarken Aysun'a bakıyordu. "Hayatım yarın müsaitsen seni bir yere götürmek istiyorum."

Aysun birden heyecanlandı. "Nereye?"

"Sürpriz olsun, söylemeyeyim."

"Ama dayanamam ki ben!"

"Biliyorum ama dayanmak zorundasın. Yarın kaçta alayım seni, on iki senin için uygun mudur?" Aysun, "Evet!" deyince kafamı şaşkınlıkla ona çevirdim. "Bilmem farkında mısın ama yarın okul var." Umursamaz bir şekilde, "Biliyorum," dedi."O zaman Yaver Bey'le gidemeyeceğini de biliyorsundur herhalde?"

"Yoo gideceğim." Şaşırmıştım. Bu adam için okulu ekecek miydi yani? Yaver elindeki bardağı masaya bırakınca, "Aysun'un okulu ekmesinde bir sorun mu var Öykü?" diye sordu. Sinirle ona baktım, "Evet! Sizin için okulu ekemez!" Sinirlenmiş gibi görünüyordu. "Biliyor musun, hiç beklediğim gibi biri değilsin."

Kaşlarım hayretle havaya kalktı, "Öyle mi? Siz nasıl birini bekliyordunuz ki?"

"Daha hanım hanımcık birini." Sinirle gülüp kafamı Aysun'a çevirdiğimde kafasını koltuğa yaslamış baygın gözlerle bana baktığını gördüm, "Kalk hadi gidiyoruz!"

"Nereye ya? Ben gelmiyorum," derken gülüyordu. Neden gülüyordu ki bu şimdi. Kaymış bakışları hiç hoşuma gitmemişti. İkisi de birlik olmuş beni sinir etmek için mi uğraşıyorlardı anlamıyordum. Sinirden ter basmıştı. Acayip bir şekilde midem de bulanıyordu. Aç olduğum içindir diye düşünüyordum. Hemen eve gitmeliydim. Hızla ayağa kalkarak Aysun'un kolundan tuttum, "Yürü gidiyoruz dedim sana!"

"Ya bırak beni!" diye bağırınca Barlas ve Çetin'in onu duyup bize baktıklarını gördüm. Aysun yüzünden bizi fark etmişlerdi. Bakışları saniyeler içinde sertleşirken elindeki bardağı bırakıp beni izlemeye devam etti. Bu sırada Yaver garsonu çağırmış kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Garson tamam anlamında kafasını sallayıp masadan uzaklaşınca içerideki insanları dışarı çıkarmaya başladı.

Ne olduğunu anlayamadığım için şaşkındım. Başım dönmeye başlamıştı. Ayakta duramayacağımı anlayınca tekrar Aysun'un yanına oturdum. Ne oluyordu bana böyle? İçtiğim şey mi dokunmuştu acaba? Öfkeyle Yaver'e bakarken, "Garsona ne söyledin?" diye sordum. Hafifçe sırıtıyordu. "Buradaki herkese mekânı kapattığımızı söylemesini..."

"Neden böyle bir şey yaptın?"

"Çünkü biraz yalnız kalmamız gerektiğini düşünüyorum."Nabzım anında hızlanmıştı. Bu adam bize bir şey yapacaktı. Boş yere kapatmıyordu burayı. O kötü biriydi. Nasıl da anlayamamıştım bunu? Oturduğum yerden tekrar ayağa kalktığımda düşmemek için masadan destek alıyordum. Deli gibi başım dönüyordu ve güçlükle konuşuyordum, "Bunu bize neden yapıyorsun?" Gülüşü şeytani bir hal alırken cevap vermedi. Bu adam hiç iyi şeyler düşünmüyordu. Buradan çıkmamız lazımdı. Gözlerimi Aysun'a çevirip baktığımda kafasını koltuğun arkasına yaslamış uyuyakaldığını gördüm.

Nasıl ya? Nasıl uyurdu? Kesin bu adam bir şey yapmıştı ona. Mekân kısa zamanda boşalırken bağırmaya başladım. "Ne yaptın Aysun'a?"Yavaşça ayağa kalkarak, "Ben bir şey yapmadım," dedi. Ona inanacağımı düşünmüyordu herhalde. Belli ki sadece ona değil, bana da yapmıştı. Çünkü şu an ayakta zor duruyordum. "İçtiğimiz şeyin içinde alkol mü vardı?"

"Ben nereden bilebilirim, bunu garsona sorman lazım. Size kokteyli getiren o."

Evet kokteyli garson getirmişti ama o garson Yaver'i tanıyordu. Muhtemelen bu pislik, o garsona ne içersek içelim içine alkol koymasını söylemişti. Bizi oyuna getirmişti ve ben hiçbir şey anlamamıştım. Adam gülerek bana bakmaya devam ederken Aysun'un yanına oturup onu uyandırmaya çalıştım. Dürtmelerim sayesinde gözünü açınca, "Ne oluyor ya?" diye bağırdı."Hadi kalk, gidiyoruz Aysun!"

"Hiçbir yere gitmiyorsunuz!" Bize bakarak yanımıza yaklaşan kırklı yaşlarındaki bir adam, "Bugün buradasınız," dedi. Kim olduğunu bilmediğim ama Yaver'in arkadaşı olduğunu düşündüğüm adam korkumu en üst seviyeye taşırken, "Ne saçmalıyorsun sen?" diye sordum.

Adam soruma cevap vermeden oturduğumuz için yukarı sıyrılan eteğimizden görünen bacaklarımıza baktı ve Yaver'e, "Bu seferki kızlar güzelmiş. Aferin sana!" dedi.Adamın bakışlarından rahatsız olduğum için elbisemin etek kısmını aşağı doğru çekiştirdim. Çok korkuyordum. Bu adamlar bize bir şey yapacaklardı. Artık bundan o kadar emindim ki buradan kaçmak istiyordum. Oyuna gelmiştik. Yaver denilen o adam haftalardır Aysun'la birlikteydi ve onu kandırıp buraya gelmemizi sağlamıştı. Gözlerimden oluk oluk yaşlar akmaya başlarken Aysun'a baktım.

O da biraz kendine gelmiş neler döndüğünü anlamaya başlamış gibiydi. Elimi sıkı sıkı tutarken, "Bırakın bizi!" diye bağırıyordu. Ayakta duran adam onu takmadan yanımıza yaklaşınca yardım istemek için etrafa baktım ama birkaç garson dışında kimse yoktu. Onlar da bize yardım etmezdi zaten. Dejavu yaşıyordum sanki. Yine bardaydım ve yine iki adam tarafından burada tutuluyordum. Tek eksik Barlas'tı şu an. Az önce burada olan çocuk şimdi yoktu. Garson onlara mekânı kapatıyoruz dediği için çıkıp gitmişlerdi galiba.Yanımda olmasını o kadar istiyordum ki. Yardımına ihtiyacım vardı. Korkudan bayılacak gibiydim. Bir mucizeye ihtiyacım vardı, tek istediğim şey birinin bizi kurtarmasıydı.

Adam beni tutup ayağa kaldırırken Yaver de Aysun'u kaldırdı. Bağırarak adamın beni bırakması için çırpınıyordum ama ondan kurtulamıyordum. "Bırakın bizi!" diye haykırdığımda adam eliyle ağzımı kapatıp, "Sesini kessen iyi olur tatlı kız. Çok eğleneceğiz," dedi.

Ne yapacağımı bilemez bir halde elini ısırdığımda, adam elini çekip acıyla inledi. Sinirle soluyarak bana vurmak için elini havaya kaldırınca biri adamın elini havadayken yakaladı ve onu kendine çevirip, "Bunu yapmanı hiç tavsiye etmem," dedikten sonra suratına yumruğunu geçirdi. Barlas'tı. Buradaydı. Gitmemişti. Onu gördüğüm an gözyaşlarım dindi. Bizi kurtaracaktı.

Çetin de Yaver'i tutup suratına yumruğunu geçirdi. Onlar kavga ederken hemen Aysun'un yanına gidip elinden tuttum. Korkudan titriyordu. "Sakin ol çıkacağız buradan!" diyerek onu rahatlatmaya çalışırken yine başımın döndüğünü fark ettim. Adamlar aldıkları yumruk darbeleriyle ağızları burunları kan içinde yerde kıvranırken Barlas ve Çetin hiçbir hasar almadan kavgayı bitirmişlerdi.

Garsonlar şaşkın halde onları izlerken muhtemelen korktukları için Barlas ve Çetin'e dokunamıyorlardı. Kabul etmeliydim ki çok iyi kavga ediyorlardı. Karşılarında on kişi bile olsa onları devirecek güçteydiler. Nasıl bu kadar iyi kavga edebiliyorlardı şaşırıyordum. Adamların nereye yumruk atacaklarını önceden tahmin edip ona göre hareket etmişler ve bu sayede ikisini de yere sermişlerdi. Gerçekten inanılmazlardı. Barlas garsonlara bakıp öfkeyle gürlerken, "Alın şu itleri buradan!" dedi ve bize doğru döndü.

Bakışları bendeyken sesini yumuşattı. "Siz iyi misiniz?"Garsonlar Barlas'ın dediğini yapıp adamları oradan kaldırırken Barlas'a bakıyordum. Bizi kurtardıkları için minnettardım. İçmelerine rağmen dimdik ayakta kalıp adamları yere yığmayı başarmışlardı. Bunu bizim için yapmışlardı. Kendileri de en az o adamlar kadar kötü olmalarına rağmen bizi burada bırakmayıp yardım etmişlerdi. Barlas'tan nefret ediyor olabilirdim ama yaptığı bu iyiliği asla unutamazdım.Aysun'un elini bırakıp Barlas'a doğru yürümeye başladım. Yanına yaklaştığımda bir an dengemi kaybedip düşecek gibi oldum ama hızla belimden tutunca gözlerimiz birbirine kenetlendi. Çok güzel bakıyordu.

Bu bakış bana güven vermişti. Barlas'ın eli hâlâ belimdeyken kollarımı boynuna dolayarak ona sıkıca sarıldım. Şu anda bunu yaptığım için şaşkın olduğunu biliyordum ama kendime engel olamıyordum. Ona sarılmak istemiştim. Öylece dururken bayılacakmışım gibi hissediyordum. Artık dayanamıyordum. Kulağına, "Teşekkür ederim," diye fısıldadım ve gözlerimin karardığını hissettim.

***

Barlas beni uyandırmak için, "Hadi uyan Kaktüs, evine geldik." diyordu. Gözlerimi yavaşça açtığımda bana baktığını gördüm. Kafamı yavaşça koltuk başlığından kaldırarak etrafıma baktım. "Neredeyim ben, senin arabanda mı?"

"Evet."Korku içinde arka koltuğa bakıp, "Aysun nerede? O iyi mi?" diye sordum. "Merak etme iyi. Çetin onu evine bıraktı." Başım çatlayacak derecede ağrıyordu. Sanırım korktuğum için bayılmıştım ve bu yüzden nasıl çıktığımızı hatırlayamıyordum. "Ne zamandır bu haldeyim ben?"

"İki saattir."

"Ne, İki saat mi? Nasıl o kadar baygın kalabilirim ki?"

"Baygın değildin ki, uyuyordun. Adamlar sizi uyutmak için, içtiğiniz şeye çok etkili olmayan ama işlerini görecek kadar uyumanızı sağlayan bir ilaç attırmış." Şaşkınca elimi ağzıma götürdüm. "İçtiğimiz şeyin içinde sadece alkol olduğunu düşünüyordum." Tek omzunu silkti, "Ne diyeyim, ucuz yırttınız."

"Gittiniz sanmıştım. Ne oldu da geri geldiniz?"

"Garson mekânı kapattıklarını ve dışarı çıkmamız gerektiğini söyleyince bir şeyler olduğunu anladım. Yanınızdaki adamın tavırları bir tuhaftı. Bu yüzden önce Çetin'le birlikte dışarı çıkıp kapıda duran adamları hallettik. Sonra da içeri girip size musallat olanları..."

"Bizi kurtardığınız için teşekkür ederim," dedim. Başka ne diyebilirdim ki? Bize çok büyük bir iyilik yapmışlardı. "Başınızı bir daha belaya sokmazsanız iyi olur." Önemli değil dese ölürdü sanki. "Bunu isteyerek yapmadık herhalde!"

"İsteyerek ya da istemeyerek, bu önemli değil. Ne işiniz vardı sizin orada?"

"Aysun o adamla tanışmam için ısrar etti."

"Sen de madem bara gidiyoruz, kısa bir elbise giyeyim dedin herhalde?"

"Sen beni ne zannediyorsun ya?" diye bağırınca gözlerimin dolduğunu fark etti. Ona neydi benim kıyafetimden de bana böyle şeyler söyleyip beni sinirlendiriyordu. "Benimle nasıl konuşuyorsun böyle? Ben senin gözünde neyim?"Gözlerime bakmaya devam ederken, "Sen benim gözümde nesin biliyor musun?" deyip cümlenin devamını getirmeden sustu ve birkaç saniye sessiz kalıp öylece durdu.

Söyleyecek birçok şeyi var ama söyleyemiyor gibiydi. Merakla yüzüne bakıp, "Ne? Hadi söyle!" dediğimde konuşmaya devam etti. "Seni bir daha öyle yerlerde görmeyeceğim!" Şaşkınca güldüm, "Sen kimsin de bana karışıyorsun? Bizi kurtardın diye hayatıma karışabileceğini mi sanıyorsun sen?"

"Evet!" deyip gözlerini benden çekti. "Yakında çeteme gireceksin, bu yüzden her dediğimi yapmak zorundasın!"

"Hiçbir şeyi yapmak zorunda değilim!" Söylediğim şeyle yine sinirlendi ama umursamadım. O benim hayatıma karışamazdı. Zaten saçma sapan konuşup sinirlerimi bozmuştu. Umarım bunları sarhoş olduğu için söylüyordu yoksa öfkem iki katına çıkacaktı.

Onunla daha fazla muhatap olup da sinirlerimi iyice bozmamak için arabadan çıkacağım sırada bir anda kapıyı kilitledi. Kitlendiğini fark ettiğim kapıya bakarken ağzımın içinden bir küfür homurdanıp kafamı hızla ona döndürdüm, "Aç şu kapıyı!"

"Başına buyruk davranmayacağını söylersen açarım." Gözlerimi kapatıp sabır dilenircesine bir nefes aldıktan sonra tekrar açtım, "Beni sinirlendiriyorsun Barlas!"

"Güzel, sinirlendiysen şartlar eşitlendi demektir." Gözlerine baktığımda beni buradan kolay kolay çıkartmayacağını fark ettim. Bir şeyler yapmam gerekiyordu, "Bak ben İyi değilim, midem bulanıyor. Arabana kusmamı istemiyorsa hemen aç şu kapıyı!"

Yalan söylediğimi anlamaması için gözlerimi kaçırmamaya çalışıyordum. "Kusmak mı?" deyip suratıma garip garip baktığında, "Sakın!" diye uyardı."Kusmamı istemiyorsan o kapıyı açarsın." Keskin bakan gözleri gözlerimin üzerindeyken kapının kilidini açtı, "Umarım yalan söylemiyorsundur."

Bir şey demeden arabadan çıktığımda kafamı eğip ona baktım, "Tabii ki söylüyorum. Çünkü beni buna sen zorluyorsun," deyip kapıyı kapattım ve gülümseyerek eve doğru yürüdüm. Onu kandırmak hoşuma gitmişti. Saniyeler sonra Barlas'ın, "Kaktüs!" diye seslendiğini duyunca yerimde durup ona doğru döndüm.

Arabanın önünde durmuş elinde tuttuğu çantamı bana gösteriyordu. "Bunu unuttun."

"Onu hemen bana at!" Kafasını iki yana sallarken sırıtıyordu, "Üzgünüm atamam, gel al." Alıp almama konusunda kararsızdım. Yalan söylediğim için beni tekrar arabaya kilitlemesinden korkuyordum ama bunu yapamazdı herhalde. Bağırıp herkesi başımıza toplardım.

Yavaş adımlarla ona doğru yürüdüğümde aramızda biraz mesafe bırakıp önünde durdum ve elimi uzattım, "Ver!"Aklından bir şeyler geçiriyormuş gibi gözlerime birkaç saniye baktıktan sonra çantayı tutmam için bana uzattı. Almak için sıkıca tuttuğumda birden çantayı kendine doğru çekti ve ona yaklaşmamı sağladı.

Ani hareketi yüzünden bedenim bedenine çarpınca şaşkınlıkla kafamı kaldırıp yüzüne baktım.Gözlerime hipnotize olmuş gibi bakarken yüzünü yüzüme doğru eğdi. Ona yakın olduğum için vücudum kaskatı kesilirken, hipnotize olmuşum gibi hissediyordum. Kalbim ritim değiştirirken bir heyecan dalgasının bütün bedenimi ziyaret ettiğini hissettim.

Kendimi geri çekmeye çalıştığımda boşta olan elini belime koyup geri çekilmemi engelledi. "Beni kandırmakla büyük hata yaptın Kaktüs," diyerek bakışlarını dudaklarıma indirdi ve birkaç saniye öyle durduktan sonra beni öpmeye başladı. Bir anda savunmasız kalmıştım. Beni yine öpüyordu. Bunu neden yaptığını anlamıyordum ama bu seferki öpüşü diğerine benzemiyordu. Tutkulu gibiydi. Ve bu öpüşünü ilk öpüşünden ayıran garip bir şey daha vardı. Ben de karşılık veriyordum

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.