İçeriğe geç

cesaretin var mı ?

Bölüm 5 · 20 dk okuma

cesaretin var mı ?

Bölüm 5

Işıkların Altında

Saat 05.30.

Okulun önü normalden çok daha kalabalıktı. Ellerinde valizlerle öğrenciler, aileleriyle vedalaşanlar, otobüslerin etrafında koşturan öğretmenler…

Herkes Antalya gezisinin heyecanındaydı.

Asel ve Rukiye kol kola, otobüslerini bekliyordu. Birkaç metre ileride Yusuf ve Güney vardı.

Yusuf’un hali biraz fazla neşeliydi.sarhoştu.Gözleri baygın bakıyor, yürürken hafifçe sendeleyip duruyordu. Güney de çakırkeyif bir halde Rukiye’yle gülüşüyordu.

Tam o sırada Alperen geldi.

Asel onu görünce kısa bir an baktı ama hiçbir şey söylemedi. Neyse ki Alperen ve Furkan’ın otobüsü farklıydı.

İlk gelen otobüsün kapıları açıldı.

Yusuf bir süre Asel’e baktı. Sonra onun üşüdüğünü fark etti.

Üzerindeki sweatshirtü çıkardı ve Asel’in omuzlarına geçirdi.

Asel: Ne yapıyorsun?

Yusuf: Ceket, forma, şort vardı… Sweat eksikti. Onu tamamladım.

Asel istemsizce sırıttı.

Asel: Sen üşüyeceksin ama.

Yusuf ona bakıp hafifçe gülümsedi.

Yusuf: Senin yanındayken üşümem ben, merak etme.

Asel güldü.

Yusuf birkaç adım atınca yine sendeledi. Asel hemen koluna girdi.

Asel: Biraz fazla mı içmişiz?

Yusuf: Birazcık…

Yusuf başını Asel’in omzuna koydu.

Asel onu dengede tutmaya çalışırken Güney ve Rukiye birkaç metre ötede birbirlerine bakıp gülüyorlardı. Güney, Rukiye’ye sarılıp onu öpüyor, Rukiye de gülüyordu.

Bir süre sonra otobüs geldi.

Güney hemen işe koyuldu. Herkesin valizlerini tek tek bagaja yerleştirmeye başladı.

Asel ve Yusuf otobüse bindiler.

Asel, Yusuf’u kolundan tutup koltuğa oturttu.

Asel: Sen burada otur. Ben Rukiye’yle arkaya geçiyorum.

Asel arkasını dönüp gidecekken Yusuf elini tuttu.

Yusuf: Gitme.

Asel durdu ve ona baktı.

Asel: Ne?

Yusuf, hâlâ baygın gözlerle ona baktı.

Yusuf: Sensiz üşüyorum… Yanıma otur.

Asel birkaç saniye öylece kaldı.

Sonra hiçbir şey söylemeden geri döndü ve Yusuf’un yanındaki koltuğa oturdu.

Tam o sırada valizleri yerleştiren Güney ve Rukiye otobüse bindi.

Rukiye gözleriyle Asel’i ararken onu Yusuf’un yanında görünce bir anda durdu.

Rukiye: Kanka?

Asel sakin bir şekilde Rukiye’ye baktı.

Asel: Ben burada oturacağım.

Rukiye birkaç saniye Asel’e, sonra Yusuf’a baktı.

Yüzünde belli belirsiz bir sırıtış oluştu.

Rukiye: İyi peki…

Sonra Güney’in yanına geçip bir arka tarafa oturdu.

Asel ise Yusuf’un yanında kaldı.

Otobüsün içi yavaş yavaş dolarken, Antalya macerası artık gerçekten başlamıştı.

Otobüs sonunda okulun önünden ayrıldı.

Daha yolun başında otobüsün içi hareketlenmeye başlamıştı. Müzik açılmış, öğrenciler koltuklarından kalkıp koridorda dans etmeye, birbirleriyle şakalaşmaya başlamıştı.

Bir süre sonra Yusuf da yerinden kalktı.

Ama ayakta durmakta bile zorlanıyordu.

Asel ona bakıp derin bir nefes aldı.

Asel: Ya Rabbi ya sabır…

Yusuf, Asel’in kollarından tuttu.

Yusuf: Hadi kalk.

Asel: Yusuf, ben oturuyorum.

Yusuf dinlemedi. Asel’i de kaldırdı ve kollarını tutup ileri geri sallamaya başladı.

Asel: Yusuf!

Yusuf kahkahalarla Asel’i dans ettiriyordu.

Rukiye ve Güney birkaç koltuk arkada birbirlerine sarılmış, onları izleyip gülüyorlardı.

Asel başta oldukça gıcık olmuştu.

Ama çaktırmadan kendisi de gülüyordu.

Yusuf bir anda Asel’i döndürüp dans ettirmeye başladı.

Otobüsteki öğrencilerin bir kısmı dönüp onlara bakıyordu.

Asel önce etrafa baktı.

Sonra artık kendini tutamadı.

O da gülmeye başlayıp Yusuf’la birlikte dans etmeye başladı.

Bir süre ikisi de müziğe kapılıp eğlendi.

Tam o sırada arkadan gelen bir öğrenci Asel’e çarptı.

Yusuf hemen döndü.

Yusuf: Önüne baksana la!

Çocuğu hafifçe itti.

Asel hemen araya girdi.

Asel: Şşş, yok bir şey.

Sonra Yusuf’un yüzünü iki eli arasına aldı ve gözlerinin içine baktı.

Asel: Hadi dans et. Sen devam, devam.

Yusuf gülümsedi.

Müzik devam ederken ikisi tekrar dans etmeye başladı.

Bir süre sonra müzik kesildi.

Otobüsteki herkes yavaş yavaş yerlerine oturdu.

Asel de Yusuf’la birlikte koltuğuna geçti.

Ama Yusuf oturduğu yerde bile dans etmeye devam ediyordu.

Asel ona bakıp güldü.

Asel: Tamam yeter! Sende ne kurt varmış ya? Dök dök bitmedi.

Yusuf başını salladı.

Yusuf: Bitti, bitti…

Sonra hiç beklenmedik şekilde başını Asel’in dizine koydu.

Asel şaşkınlıkla ona baktı.

Asel: Oha ama ya!

Yusuf gözlerini kapatırken mırıldandı.

Yusuf: Çok kabasın Aselsan…

Asel elini kaldırıp Yusuf’un yanağına hafifçe vurdu.

Asel: Soracağım ama hesabını. Sen ayılınca.

Yusuf cevap vermedi.

Çoktan uykuya dalmıştı.

Asel başını iki yana sallayıp ona baktı.

Asel: Allah’ım sen bana sabır ver…

Arka tarafta Rukiye, Asel’e bakıp Güney’in kulağına bir şey söyledi.

İkisi de gülmeye başladı.

Asel onlara dönüp gözlerini devirdi.

Otobüs ise Antalya yolunda ilerlemeye devam ediyordu.

Otobüsün içi yavaş yavaş sessizleşmişti.

Bazı öğrenciler uyuyor, bazıları kulaklıklarını takmış dışarıyı izliyor, bazıları da kendi aralarında sessizce konuşuyordu.

Rukiye başını Güney’in omzuna yaslamış, camdan dışarı bakıyordu.

Güney bir süre ona baktıktan sonra sessizce elini tuttu.

Rukiye dönüp ona baktı.

Rukiye: Ne oldu?

Güney: Hiç. Öyle bakıyorum.

Rukiye gülümsedi.

Rukiye: Niye?

Güney: Mutlu oldum.

Rukiye kaşlarını kaldırdı.

Rukiye: Neden?

Güney omuz silkti.

Güney: Bilmiyorum. Sen yanımdasın ya.

Rukiye'nin yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.

Rukiye: Sen böyle konuşmayı nereden öğrendin?

Güney: Senden.

Rukiye hafifçe güldü.

Sonra Güney'in elini daha sıkı tuttu.

Rukiye: İyi ki barışmışız.

Güney başını ona doğru eğdi.

Güney: Bir daha seni üzmemeye çalışacağım.

Rukiye ona bakıp gülümsedi.

Rukiye: Çalışacağım değil. Yapmayacaksın.

Güney güldü.

Güney: Tamam hanımefendi.

Rukiye tekrar başını onun omzuna koydu.

İkisi de bir süre hiçbir şey söylemeden camdan dışarı baktı.

---

Saatler sonra…

Otobüs nihayet Antalya'ya girdi.

Şehir tabelaları görünmeye başlamış, otobüsün içindeki öğrenciler de birer birer uyanmıştı.

Yusuf gözlerini yavaşça araladı.

İlk fark ettiği şey, başının altında yumuşak bir yer olduğuydu.

Sonra bulunduğu yeri fark etti.

Asel'in dizlerinde uyuyordu.

Bir anda gözleri açıldı.

Şaşkınlıkla doğrulacak gibi oldu ama sonra durdu.

Asel hâlâ uyuyordu.

Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Sanki rüyasında güzel bir şey görüyordu.

Yusuf bir süre hiçbir şey yapmadan ona baktı.

Sonra Asel'in yüzünü sessizce inceledi.

Dağılmış saçları, uykudaki sakin yüzü…

Yusuf'un yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Ama onu uyandırmak istemedi.

Tam o sırada fark etti:

Asel'in eli, uyurken Yusuf'un yüzünün üzerinde kalmıştı.

Yusuf gözlerini tekrar kapatıp olduğu yerde sessizce kaldı.

Otobüs Antalya'nın içinde ilerlerken, o birkaç dakika boyunca ikisi de hiçbir şey söylemedi.

Sanki otobüsün içindeki bütün gürültüden uzak, sadece kendilerine ait küçük bir anın içindeydiler.

Rukiye'nin dizlerinde de Güney uyuyordu.

Rukiye aşağıya bakıp gülümsedi. Sonra Güney'in yanağından hafifçe öperek onu uyandırdı.

Rukiye: Günaydın.

Güney gözlerini araladı.

Güney: Günaydın aşkım.

Rukiye gülümsedi.

Rukiye: Günaydın sevgilim.

Güney bir anda doğruldu. Rukiye'ye dönüp onu öptü.

Güney: Senin o "sevgilim" diyen ağzını yerim.

Rukiye gülerek Güney'e sarıldı.

Tam o sırada otobüs büyük bir tümsekten geçti.

Asel bir anda yerinden zıplayarak uyandı.

Asel: Amına koyduğumun otobüsü ya! Bu ne amk, safari mi yapıyoruz?!

Rukiye ve Güney kahkahaya boğuldu.

Asel birkaç saniye ne olduğunu anlamaya çalıştı.

Sonra aşağı baktı.

Yusuf hâlâ dizlerinde yatıyordu.

Asel gözlerini devirdi.

Asel: Sen hâlâ mı yatıyorsun?

Bacaklarını hafifçe havaya kaldırdı.

Asel: Kalk sen de amk! Bacaklarım uyuşmuş. Hâlâ yatıyor dana gibi!

Yusuf gözlerini açıp ona baktı.

Arka taraftan Rukiye'nin sesi geldi.

Rukiye: Aha! Uyandı bizim Deccal.

Yusuf gözlerini ovuşturdu.

Yusuf: Noldu Aselsan ya? Bir uyku uyutmadın.

Asel kaşlarını kaldırdı.

Asel: Bak bakayım… Burada yastığa benzer bir şey mi var?

Bacaklarını işaret etti.

Yusuf hiç düşünmeden cevap verdi.

Yusuf: Baktım. Çok güzel.

Asel bir an durdu.

Sonra Yusuf'un yanağına hafifçe vurdu.

Asel: Bak çocuk, seni öldürürüm şimdi.

Yusuf gülerek ellerini kaldırdı.

Yusuf: Tamam tamam, kızma ya.

Güney arka taraftan Yusuf'a baktı.

Güney: Piç yaa…

Rukiye kahkahayı bastı.

Güney de gülmeye başladı.

Asel ise başını iki yana sallayıp Yusuf'a baktı.

Asel: Daha Antalya'ya yeni geldik. Şimdiden başladınız.

Otobüs yavaşça durmaya yaklaşırken öğrencilerin hepsi camlara yönelmeye başladı.

Antalya macerası artık gerçekten başlamıştı.

Yaklaşık yarım saat sonra otobüsler Antalya'nın içine tamamen girmişti.

Otobüslerden indiklerinde herkesin üzerinde yol yorgunluğu vardı.

Asel'in boynunda seyahat yastığı duruyor, saçları tamamen dağılmış haldeydi. Yüzünden resmen gerginlik akıyordu.

Bir yandan gözlerini ovuşturuyor, bir yandan valizine bakıyordu.

Asel: Ben bir daha gece yolculuğu yapmayacağım.

Yanından Yusuf geçti.

Üzerinde güneş gözlükleri vardı. Bir elinde kendi valizi, diğerinde Asel'in valizi…

Gayet sakin bir şekilde yürüyordu.

Asel ona baktı.

Asel: Sen niye bu kadar sakinsin?

Yusuf gözlüğünün üzerinden ona baktı.

Yusuf: Ben profesyonelim.

Asel kaşlarını kaldırdı.

Asel: Sen az önce benim dizimde uyuyordun.

Yusuf: O detay.

Asel gözlerini devirdi.

Birkaç metre ileride Güney ve Rukiye kol kola yürüyordu.

İkisi de yol yorgunluğuna rağmen keyifliydi. Yan yana yürürken sürekli birbirlerine bakıp gülüyorlardı.

Dört arkadaş Antalya'nın sabah kalabalığının arasında birlikte ilerledi.

Bir süre sonra öğretmenlerin yönlendirmesiyle kahvaltı yapacakları mekâna geldiler.

Mekân, Antalya'nın en güzel yerlerinden biri gibiydi.

Geniş camları sayesinde sabah güneşi içeri doluyor, içeride açık renk ahşap masalar ve büyük yeşil bitkiler vardı. Tavandan sarkan küçük ışıklar mekâna sıcak bir hava katıyordu.

Dışarıda ise geniş bir teras bulunuyordu. Masaların etrafında beyaz sandalyeler, kenarlarda rengârenk çiçekler vardı.

Denizden gelen hafif rüzgâr terasa kadar ulaşıyor, Antalya'nın sabah havası insanın uykusunu biraz olsun açıyordu.

Masalara oturduklarında kahvaltılıklar birbiri ardına gelmeye başladı.

Peynir çeşitleri, zeytinler, domates, salatalık, reçeller, bal, tereyağı, yumurtalar, sıcak ekmekler ve ortaya gelen çeşit çeşit tabaklar…

Asel ilk başta hâlâ uykulu ve gergindi.

Ama birkaç lokmadan sonra yüzündeki ifade değişmeye başladı.

Rukiye bunu fark etti.

Rukiye: Heh, bizimki kendine geldi.

Asel ağzındaki lokmayı bitirip ciddi bir ifadeyle konuştu.

Asel: Ben zaten iyiydim.

Yusuf hemen araya girdi.

Yusuf: Sen mi?

Asel ona döndü.

Asel: Evet, ben.

Yusuf: Sabah beşte otobüsün içinde "safari mi yapıyoruz" diye bağıran kimdi?

Masada kahkaha koptu.

Asel gülerek Yusuf'un saçını dağıttı.

Asel: Sus sen.

Yusuf saçını düzeltmeye çalıştı.

Yusuf: Ya saçımı bozma.

Asel tekrar bozdu.

Asel: Çok güzel oldu.

Yusuf: Aselsan!

Asel kahkahalarla güldü.

Güney ve Rukiye de onları izleyip gülüyordu.

Bir süre sonra Asel iyice açıldı.

Masadaki herkesle şakalaşıyor, önüne gelen her şeyle dalga geçiyor, Yusuf'a laf atıp duruyordu.

Yusuf da karşılık vermeye çalışıyor ama Asel her seferinde lafı başka bir yere çekip onu susturuyordu.

Yusuf: Sen var ya…

Asel: Ne?

Yusuf: Hiç susmuyorsun.

Asel: Sen de çok konuşuyorsun.

Yusuf: Ben normal konuşuyorum.

Asel: Sen normal değilsin zaten.

Rukiye kahkaha attı.

Rukiye: Bunlar Antalya'da üç gün nasıl duracak?

Güney gülerek başını salladı.

Güney: Bence biz bunları otelden atılmadan önce ayıralım.

Asel elindeki çatalı masaya bırakıp Güney'e baktı.

Asel: Çok komiksin Güney.

Güney: Sağ ol.

Asel: Dalga geçiyorum.

Herkes tekrar gülmeye başladı.

Sabahın yorgunluğu yavaş yavaş üzerlerinden atılıyordu.

Dört arkadaş aynı masada kahvaltı ederken, Antalya'nın ilk saatleri beklediklerinden çok daha güzel başlamıştı.

Henüz gezinin ilk günüydü.

Kahvaltının ardından öğrenciler tekrar otobüslere geçti.

Kısa bir yolculuktan sonra kalacakları otele geldiler.

Dört yıldızlı, büyük ve modern bir gençlik oteliydi. Dışarıdan oldukça geniş görünüyordu. Camlarla çevrili modern girişinin önünde öğrenciler valizleriyle toplanırken, içeride geniş bir lobi, oturma alanları ve gençlere uygun ortak alanlar bulunuyordu.

En güzel tarafıysa denize çok yakın olmasıydı.

Otelin önünden çıkıp kısa bir yürüyüş yaptıklarında sahile ulaşabiliyorlardı.

Öğretmenler oda dağılımını yaptı.

Asel ve Rukiye aynı odaya yerleşirken Yusuf ve Güney de aynı odada kalacaktı.

Kızlar odaya girer girmez valizlerini açmaya başladı.

Rukiye: Ben bu valizi üç gün içinde nasıl tekrar kapatacağım?

Asel kendi valizinin başında kıyafetlerini yerleştirirken güldü.

Asel: Kapatamazsın.

Rukiye: Çok yardımcı oldun.

Asel: Rica ederim.

Bir süre sonra ikisi de hazırlanıp odadan çıktı.

Rukiye'nin üzerinde tropikal desenli, önü düğüm detaylı straplez bir üst ve düşük belli, yırtık detaylı kot mini etek vardı. Bilekten bağlamalı canlı mavi ince topuklu sandaletleri ve kapitone detaylı parlak mavi omuz çantası kombini tamamlıyordu.

Asel ise kolsuz, boğazlı halter yakalı şık bir bluz ile drapeli mini beyaz etek giymişti. Beyaz bilekten bağlamalı sandaletleri, kalp şeklindeki kapitone beyaz zincirli çantası, çiçek figürlü küpeleri ve beyaz bilezikleriyle oldukça şık görünüyordu.

Rukiye kapıdan çıkarken Asel'e baktı.

Rukiye: Hazır mısın?

Asel: Hazırım.

Rukiye: Bugün tarihi yer gezeceğiz.

Asel: Ben fotoğraf çekilmeye hazırım, tarihi yer kısmına sonra bakarız.

Rukiye güldü.

---

Öğrenciler tekrar otobüslere bindiler.

İlk durakları Antalya'nın tarihi bölgelerinden biriydi.

Otobüsten indiklerinde sıcak hava kendini hemen hissettirdi.

Öğretmenler öğrencileri gruplara ayırıp tarihi alan hakkında kısa bilgiler verdi. Ardından herkes kendi arkadaş grubuyla gezmeye başladı.

Asel, Rukiye, Yusuf ve Güney yine birlikteydi.

Yusuf sürekli Asel'in fotoğraflarını çekiyordu.

Asel: Bir tane de düzgün çek.

Yusuf: Hepsini düzgün çekiyorum.

Asel: Bakayım.

Yusuf telefonu gösterdi.

Asel fotoğrafa bakıp güldü.

Asel: Bu ne ya?

Yusuf: Gayet güzel.

Asel: Ben burada gözümü kapatmışım.

Yusuf: Sanatsal.

Asel başını sallayıp güldü.

Biraz ileride Alperen, Belenay, Taha ve Nisa ile yürüyordu.

Ama Alperen'in gözü sürekli başka taraftaydı.

Asel'i görüyordu.

Özellikle Yusuf'un onun fotoğraflarını çekmesini.

Rukiye'yle Güney'in el ele yürüyüp gülüşmesini.

Dördünün sürekli birlikte olmasını…

Alperen'in yüzü gittikçe gerildi.

Tam o sırada Furkan otobüsten indi ve onları gördü.

Önce el ele yürüyen Rukiye ve Güney'e baktı.

Sonra biraz ileride Asel ve Yusuf'u gördü.

Furkan'ın bakışları Alperen'e döndü.

Furkan: Noluyo lan?

Alperen gözünü ayırmadan cevap verdi.

Alperen: Gördüğün gibi gardaş. Dörtlü date yapıyolar.

Furkan birkaç saniye hiçbir şey söylemeden baktı.

Furkan: Oğlum…

Alperen sinirli bir şekilde yürümeye devam etti.

Furkan hemen yanına geçti.

---

Öte tarafta Yusuf, kalenin önünde Asel'i durdurmuştu.

Yusuf: Dur, burada fotoğraf çekelim.

Asel kalenin önüne geçti.

Yusuf birkaç fotoğraf çekti.

Sonra yanına gelip kolunu Asel'in omzuna attı.

Yusuf: Hadi selfie.

Asel gülerek telefona baktı.

Asel: Tamam.

İkisi birlikte selfie çekildi.

Biraz sonra Rukiye ve Güney de yanlarına geldi.

Dördü tarihi yapının önünde birlikte fotoğraf çekilmeye başladı.

Tam o sırada Asel'in gözü istemeden Alperen'e kaydı.

Alperen uzaktan onlara bakıyordu.

Bakışları Asel'in üzerinde kalmıştı.

Asel bir anda kendini tuhaf hissetti.

Az önceki rahatlığı kayboldu.

Yusuf tekrar fotoğraf çekilirken Asel'in belinden destek aldı.

Alperen bunu görünce birkaç adım öne doğru hareketlendi.

Furkan hemen kolundan tuttu.

Furkan: Şimdi değil gardaşım.

Alperen durdu.

Asel uzaktan olanları tam olarak duymasa da Alperen'in hareketini fark etmişti.

İçine garip bir huzursuzluk çöktü.

Fotoğraf çekimi bittikten sonra grup tekrar yürümeye başladı.

Asel bir süre sessiz kaldı.

Yusuf onun yanında yürüyordu.

Yusuf: İyi misin?

Asel kısa bir an ona baktı.

Asel: İyiyim.

Ama eskisi kadar yakın yürümemeye başladı.

Aralarında küçük bir mesafe bıraktı.

Yusuf bunu fark etti ama bir şey sormadı.

Asel'in aklında tek bir şey vardı:

Alperen'in bakışları.

Kendi kendine, belki de Yusuf'la bu kadar yakın görünmesinin doğru olmadığını düşünmeye başlamıştı.

Antalya gezisi daha yeni başlamıştı.

Ama geçmiş, Asel'in peşinden buraya kadar gelmişti.

Ve kimsenin önlerinde neler olduğunu bilmediği üç gün daha vardı.

Tarihi gezinin ardından öğrenciler sahile doğru ilerledi.

Bir süre sonra onları bekleyen büyük bir gezi gemisi göründü.

Öğrenciler sırayla gemiye bindi. Deniz hafif dalgalıydı. Güneş tepede parlıyor, geminin güvertesinde hafif bir rüzgâr esiyordu.

Bugünkü öğle yemeğini deniz üzerinde yiyeceklerdi.

Asel güvertede bir kenarda durup denizi izliyordu.

Rukiye onun yüzündeki burukluğu fark etti.

Yanına gelip koluna girdi.

Rukiye: Şşş… Bana bak.

Asel ona döndü.

Rukiye: O gerizekâlıları umursama. Bak, çok eğleniyoruz hayatım.

Asel birkaç saniye Rukiye'ye baktı.

Sonra gülümsedi.

Asel: Tamam.

Rukiye elinden tuttu.

Rukiye: Hadi.

İkisi bir anda ayağa kalkıp geminin güvertesinde çalan müziğe eşlik etmeye başladı.

Bir süre sonra Yusuf ve Güney de onlara katıldı.

Yusuf telefonu çıkarıp Rukiye ve Güney'in fotoğraflarını çekmeye başladı.

Güney: Oğlum düzgün çek!

Yusuf: Daha ne yapayım?

Rukiye: Bir tane de güzel çek, Güney'in kafası yamuk çıkmasın.

Güney: Kafam yamuk değil!

Asel kahkahaya boğuldu.

Yusuf telefonu Asel'e çevirdi.

Asel: Sakın!

Yusuf: Çok geç.

Asel: Yusuf!

Yusuf gülerek telefonu indirdi.

Güvertede müzik devam ederken öğrenciler dans ediyor, sohbet ediyor, manzarayı izliyorlardı.

Masanın etrafında renkli meyve içecekleri vardı. Herkes kendi arasında konuşup gülüyor, Antalya'nın güneşli havasının tadını çıkarıyordu.

Asel de artık tamamen neşelenmişti.

Az önceki düşünceleri bir süreliğine aklından çıkmıştı.

Yusuf'la şakalaşıyor, Rukiye'yle dans ediyor, Güney'e laf atıyor, sürekli gülüyordu.

Geminin güvertesi kahkahalarla dolmuştu.

---

Bir süre sonra gemi bir çarşıda durdu.

Öğrenciler kontrollü şekilde gemiden indi.

Güney ve Yusuf önden yürürken Rukiye ile Asel arkadan geliyordu.

Çarşı renkli dükkânlarla doluydu. Her yerde küçük hediyelikler, takılar, magnetler, bileklikler ve rengârenk aksesuarlar vardı.

Bir süre sonra kalabalığın içinde dört arkadaş birbirlerini kaybetti.

Asel ve Rukiye dükkânları gezmeye başladı.

Rukiye kendisine taşlı bir toka aldı.

Asel ise birkaç bilekliğe bakıp içlerinden birini seçti.

Rukiye: Güzelmiş.

Asel: Evet, bunu alacağım.

İkisi alışverişlerini yaptıktan sonra tekrar kalabalığa karıştılar.

Bir süre sonra Yusuf ve Güney'i buldular.

Güney onları görünce cebine elini attı.

Güney: Rukiye.

Rukiye ona döndü.

Güney cebinden küçük, taşlı ve kalp detaylı bir bileklik çıkardı.

Güney: Bunu sana aldım.

Rukiye'nin yüzü aydınlandı.

Rukiye: Çok güzel…

Güney bilekliği Rukiye'nin koluna taktı.

Rukiye bileğine bakıp gülümsedi.

Rukiye: Teşekkür ederim.

Güney de gülümsedi.

Tam o sırada Yusuf Asel'in arkasına geçti.

Asel: Ne yapıyorsun?

Yusuf cevap vermeden küçük bir kolyeyi Asel'in boynuna taktı.

Kolye ucunda küçük bir yıldız vardı.

Asel elini kolyeye götürüp baktı.

Asel: Bu çok güzel. Teşekkür ederim.

Yusuf gülümsedi.

Yusuf: Yıldız seversin diye düşündüm. Görünce aklıma sen geldin.

Asel kolyeye tekrar baktı.

Asel: Yıldızı çok severim.

Yusuf bir an durdu.

Yusuf: Evet… Bu kolyenin anlamı da "Sen benim yıldızımsın" demek.

Asel'in yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu.

Hiç düşünmeden Yusuf'a sarıldı.

Rukiye ve Güney şaşkınlıkla birbirlerine baktı.

Asel artık ne yapması gerektiğini fazla düşünmüyordu.

İçinden nasıl geliyorsa öyle davranıyordu.

Yusuf da şaşırsa da hemen Asel'e sarıldı.

Sarılma kısa sürdü.

Sonra ikisi de geri çekildi.

Rukiye'nin yüzünde hâlâ şaşkın bir gülümseme vardı.

Rukiye: Vay be…

Asel ona bakıp güldü.

Asel: Ne?

Rukiye: Hiçbir şey.

Dört arkadaş tekrar birlikte yürümeye başladı.

---

Öğle yemeği için gemiye geri döndüler.

Bu kez yemeklerini gün batımına doğru, denizin üzerinde yediler.

Gökyüzünün rengi yavaş yavaş değişirken denizin üzerinde altın renkli bir ışık oluşmuştu.

Masada herkes sakindi.

Günün yorgunluğu üzerlerine çökmüş olsa da yüzlerinde huzurlu bir ifade vardı.

Bir süre sonra Rukiye elindeki çatalı bıraktı.

Rukiye: Ay…

Herkes ona baktı.

Rukiye önce Güney'e, sonra masadaki herkese baktı.

Rukiye: İyi ki varsınız.

Güney'in elini tuttu.

Rukiye: Uzun süredir ilk defa bu kadar mutlu ve huzurluyum. Kavgasız, gürültüsüz… Her şey harika.

Masada kısa bir sessizlik oldu.

Yusuf başını salladı.

Yusuf: Evet. Ben de.

Güney, Rukiye'nin elini tuttu ve hafifçe öptü.

Güney: Ben de.

Rukiye gülümsedi.

Dördü tekrar yemeklerine döndü.

Güneş yavaşça ufka yaklaşırken Antalya'nın ilk günü, herkesin beklediğinden çok daha güzel ilerliyordu.

En azından şimdilik…

Akşamüstü otele döndüklerinde herkes doğrudan odalara dağıldı.

Geceki gençlik festivali için hazırlanmaları gerekiyordu.

Kızların odasında kısa sürede tam bir hazırlık telaşı başladı.

Rukiye, sırt ve bel kısmında kesik detayları bulunan, halter yakalı uzun siyah bir elbise giymişti. Siyah parmak arası şık sandaletleri, Gucci desenli Boston çantası ve sarı camlı güneş gözlükleriyle kombini tamamlanmıştı.

Asel ise saçlarını dalgalı bırakmış, kahve ve bej tonlarında desenli şık bir bandana takmıştı. Leopar desenli tül halter bluzunu, metalik altın kemerli düşük bel kot mini eteğiyle tamamlamıştı. Altın rengi bilekten bağlamalı sandaletleri, çoklu altın bilezikleri, halka küpeleri ve gösterişli aksesuarlarıyla festivale hazırdı.

Rukiye aynada kendine bakarken Asel'e döndü.

Rukiye: Hazır mısın?

Asel: Hazırım.

Rukiye: Güney bizi görünce bayılacak.

Asel güldü.

Asel: Seninkini bilemem ama benimki kesin laf atacak.

---

Kızlar aşağı indiğinde Yusuf ve Güney onları bekliyordu.

Güney, Rukiye'yi görünce bir anda durdu.

Güney: Vay vay vay… Çok güzel olmuşsun aşkım.

Rukiye'nin yüzü aydınlandı.

Rukiye: Ayyy teşekkür ederimmm balııımm.

Güney gülerek Rukiye'nin elini tuttu.

Yusuf ise Asel'e baktı.

Yusuf: Sen de keşke uzun bir şeyler giyseymişsin.

Asel anında döndü.

Asel: Ay sanane acaba?

Yusuf ellerini kaldırdı.

Yusuf: Yok yani… Rahat edemezsin diye dedim.

Asel gözlerini devirdi.

Asel: Sana mı kaldı benim rahatım?

Yusuf gülerek sustu.

Dört arkadaş festivale doğru yola çıktı.

---

Festival alanına geldiklerinde Asel'in gözleri açıldı.

Alan resmen küçük bir panayıra dönüşmüştü.

Her yerde renkli ışıklar yanıyor, yüksek sesli müzikler çalıyor, oyun standlarının önünde kalabalıklar toplanıyor, dönme dolap ve çeşitli lunapark oyuncakları gökyüzünü aydınlatıyordu.

Bir tarafta pamuk şeker ve waffle stantları, diğer tarafta patlamış mısır, dondurma ve çeşitli atıştırmalıklar vardı.

Oyun standlarında ise balon patlatma, halka geçirme, hedef vurma gibi yarışmalar yapılıyordu.

Asel'in yüzündeki gülümseme gittikçe büyüdü.

Asel: Burası çok güzel!

Rukiye kolundan tuttu.

Rukiye: Hadi oyun oynayalım!

Dördü ilk olarak peluş kazanılan bir hedef oyununa gitti.

Güney denemek istedi.

Topları eline aldı ve hedeflere atmaya başladı.

İlk birkaç atışta zorlandı ama sonlara doğru hedefleri tutturdu.

Rukiye heyecanla bağırdı.

Rukiye: Güney!

Güney son atışını da yapınca görevli büyük bir peluş çıkardı.

Güney peluşu Rukiye'ye uzattı.

Güney: Al aşkım.

Rukiye'nin yüzü güldü.

Rukiye: Ay çok tatlı!

Peluşu kucağına aldı.

Sıra Asel'e geldi.

Asel topları eline aldı.

Asel: Ben bunu kesin alırım.

Yusuf kenardan güldü.

Yusuf: Emin misin?

Asel: Kesin.

Asel birbiri ardına atışlarını yaptı.

Hedeflerin çoğunu vurdu.

Son atışa geldiğinde herkes beklemeye başladı.

Asel topu attı.

Top hedefi ıskaladı.

Asel'in yüzü düştü.

Asel: Ya!

Peluşu kazanamamıştı.

Yusuf Asel'e baktı.

Yusuf: Hangisini istiyorsun?

Asel hemen peluşların olduğu yere baktı.

Asel: Şu tavşanlı olanı.

Yusuf görevliye dönüp topları aldı.

Birkaç atış yaptı.

Son atışında hedefi vurdu.

Görevli tavşanlı peluşu Yusuf'a verdi.

Yusuf hiç beklemeden Asel'e uzattı.

Yusuf: Al.

Asel'in yüzü bir anda ışıldadı.

Asel: Ayyy!

Peluşu iki eliyle aldı.

Çocuk gibi sevinmeye başladı.

Asel: Çok tatlııı!

Yusuf gülerek ona baktı.

Yusuf: Beğendin yani?

Asel: Bayıldım!

Biraz ileride Güney, Rukiye'ye pamuk şeker almıştı.

Rukiye elindeki kocaman pamuk şekeriyle Güney'e bakıp gülüyordu.

Yusuf Asel'e döndü.

Yusuf: Sana da alayım mı?

Asel başını salladı.

Asel: Yok, sağ ol. Sevmem.

Yusuf omuz silkti.

Yusuf: Tamam.

Dördü festival alanında yürümeye devam etti.

Müzik, ışıklar, lunapark sesleri ve kahkahalar birbirine karışıyordu.

Antalya'nın gecesi daha yeni başlıyordu.

Festival alanı iyice kalabalıklaşmıştı.

Müzik son ses çalıyor, gençler dans ediyor, herkes kendi arkadaş grubuyla eğleniyordu. Bazılarının elinde içecekler vardı; ortam gittikçe daha hareketli bir hâle gelmişti.

Asel, Rukiye, Güney ve Yusuf da kalabalığın arasında dolaşıyordu. herkes gizlice alkol alıyordy

Bir ara Furkan ve Alperen de alana geldi.

Yusuf bir elma şekeri standının önünde durdu.

Yusuf: Asel, sana elma şekeri alayım mı?

Asel cevap verecekken Alperen arkadan konuştu.

Alperen: Sevmez.

Asel bir anda durdu.

Alperen'e baktı.

Sonra Yusuf'a döndü.

Asel: Yo… severim.

Oysa Asel elma şekerini hiç sevmezdi.

Yusuf bunu bilmiyordu.

Hemen gidip ona bir elma şekeri aldı.

Yusuf: Al.

Asel: Sağ ol.

Dört arkadaş kalabalıktan biraz uzaklaşıp yürümeye başladı.

Asel bir süre elindeki şekere baktı.

Sonra kimse fark etmeden onu yakındaki çöp kutusuna attı.

Yusuf bunu gördü.

Bir süre hiçbir şey söylemeden Asel'e baktı.

Sonra dayanamadı.

Yusuf: Benim inadına bunları yapmana ne gerek var?

Asel şaşkınlıkla döndü.

Asel: Ya hayır beğenmedim sadece.

Yusuf'un yüzündeki gülümseme kayboldu.

Yusuf: Aynen.

Kısa bir sessizlik oldu.

Yusuf: Sana kim neyi beğendirebilir ki zaten? Memnuniyetsiz, şımarık zengin kızının tekisin.

Asel'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

Asel: Ne biçim konuşuyorsun ya sen benimle?

Yusuf da artık sinirlenmişti.

Yusuf: Asel, sen kendine oynayacak başka oyuncak bul en iyisi.

Asel ne diyeceğini bilemedi.

Yusuf devam etti.

Yusuf: Ya da o çok sevdiğin exine dön. Benim de aklımı bulandırma. Duydun mu?

Asel olduğu yerde kaldı.

Yusuf arkasını dönüp kalabalığın içine doğru yürüdü.

Asel onun arkasından bakakaldı.

İlk defa Yusuf'un söyledikleri gerçekten canını yakmıştı.

---

Bir süre sonra Güney tuvalete gitmişti.

Rukiye tek başına bir bankta oturmuş onu bekliyordu.

Tam o sırada Furkan yanına geldi.

Furkan: Naber?

Rukiye ona kısa bir bakış attı.

Rukiye: Furkan, şu an müsait değilim.

Furkan şaşırdı.

Furkan: Tamam, "naber" dedim sadece. Sakin olsana.

Rukiye derin bir nefes aldı.

Rukiye: Gayet sakinim.

Tam o sırada Güney geri geldi.

Hiçbir şey söylemeden Rukiye'nin yanına geçti.

Rukiye Güney'in elini tuttu.

Furkan'a dönüp sakin bir şekilde konuştu.

Rukiye: Gayet sakinim ama izin verirsen erkek arkadaşımla eğlenmeye devam edeceğiz.

Furkan başını salladı.

Furkan: İyi eğlenceler o zaman.

Rukiye ve Güney el ele tutuşup kalabalığın arasına doğru yürüdüler.

Furkan arkalarından kısa bir süre baktı.

Öte tarafta ise Asel hâlâ tek başına duruyordu.

Yusuf'un söyledikleri kafasında dönüp duruyordu.

Festivalin müziği devam ediyor, herkes eğleniyordu.

Ama Asel'in keyfi tamamen kaçmıştı.

Rukiye ve Güney, kalabalığın arasından hiçbir şey söylemeden ilerlemeye devam ettiler.

Bir süre sonra dönme dolabın önünde durdular.

Rukiye yukarı baktı. Renkli ışıklarla aydınlanan dönme dolap, gecenin içinde ağır ağır dönüyordu.

Rukiye: Binebilir miyiz?

Güney kısa bir süre baktı.

Güney: Olur.

Sesi soğuktu.

İkisi kabinlerden birine binip yerleşti.

Dönme dolap hareket etmeye başladığında Rukiye, Güney'e baktı.

Güney ise başını çevirip dışarıyı izliyordu.

Rukiye bir süre sessiz kaldı.

Sonra iki elini Güney'in yüzüne götürüp yüzünü kendisine çevirdi.

Rukiye: İyi misin?

Güney gözlerine baktı.

Güney: Evet.

Rukiye onu dikkatlice süzdü.

Rukiye: Emin misin?

Güney birkaç saniye sustu.

Sonra iç çekti.

Güney: Hayır. Değilim.

Rukiye'nin yüzündeki ifade ciddileşti.

Güney: Bu herif etrafımızda dolandıkça ben iyi olmuyorum.

Rukiye ne demek istediğini anlamıştı.

Rukiye: Ya o zararsız. Havlar havlar, sonra susar.

Güney hâlâ gergindi.

Rukiye: Ama eğer seni rahatsız ediyorsa etrafımızda gezemez. Toplu etkinlikler hariç.

Güney başını salladı.

Güney: Görünce sinirlerim tepeme çıkıyor.

Rukiye onun elini tuttu.

Rukiye: Benim gözüm senden başkasını görmediği için umurumda olmuyor.

Güney ilk kez biraz yumuşadı.

Rukiye'ye baktı.

Güney: Seni çok seviyorum.

Rukiye gülümsedi.

Rukiye: Ben de seni çok seviyorum.

Dönme dolap yavaşça en üst noktaya ulaştı.

Aşağıda festival alanının ışıkları küçük küçük parlıyor, uzaktan müziğin sesi geliyordu. Antalya'nın gecesi ikisinin etrafında sessizleşmiş gibiydi.

Güney, Rukiye'nin elini tuttu.

Rukiye ona baktığında Güney'in yüzündeki gerginliğin tamamen kaybolduğunu gördü.

Güney: Seni gerçekten çok seviyorum.

Rukiye'nin yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu.

Rukiye: Ben de seni çok seviyorum.

Güney birkaç saniye gözlerinin içine baktı. Sonra yavaşça ona yaklaştı.

Rukiye de ona doğru eğildi.

Dönme dolabın en üstünde, şehrin ışıkları eşliğinde öpüştüler uzun uzun ve sevgi dolu bir öpücük paylaştılar.

İkisi de geri çekildiğinde Rukiye gülümsüyordu.

Güney onun elini bırakmadı.

Bir süre sadece yan yana oturup aşağıdaki ışıkları izlediler.

O an ikisinin de aklında ne festival vardı ne de başkaları.

Sadece birbirlerinin yanında olmanın verdiği huzur vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.