bazı kişilerle hayatımızda kalmak için değil hayatımıza dokunmak için karşılaşırız.
Asel kumların üzerine serilmişti. Rukiye onu görünce koşarak yanına geldi.
“asel! Asel!” diye bağırdı. Asel’den hiçbir tepki gelmeyince yüzüne birkaç kez hafifçe vurdu.
“aç gözlerini kızım, hadi!”
Yusuf hemen yanlarına geldi. Asel’i hiç düşünmeden kucağına aldı.
“çabuk hastaneye gidiyoruz.”
Güney arabaya doğru koşarken Rukiye de peşinden geldi. Birkaç saniye sonra hepsi arabaya binmişti.
Yusuf arka koltukta Asel’i kucağında tutuyordu. Asel hâlâ baygındı. Güney arabayı olabildiğince hızlı sürerken Rukiye ön koltukta sürekli arkasına bakıyordu.
“bu kız ne gördü? Noldu buna? Bir anda bayıldı kız!” dedi Güney.
Rukiye sinirle camın kenarına vurdu.
“Allah kahretsin ya!”
“bir sakin ol, az kaldı. Hastaneye geliyoruz.”
Yusuf ise hiçbir şey söylemiyordu.
Gözleri sadece Asel'deydi.
Yüzüne baktı. Kaşlarının şeklini, uzun kirpiklerini, yüzündeki en küçük ayrıntıyı bile sanki ilk kez görüyormuş gibi inceliyordu. Yüzüne düşen saçlarını yavaşça kenara çekti.
Asel’in başı hafifçe yana düşünce Yusuf onu biraz daha sıkı tuttu. Başını göğsüne yasladı.
“iyi ol...” diye fısıldadı.
Birkaç dakika sonra araba hastanenin önünde durdu.
Yusuf hiç beklemeden Asel’i kucağına alıp arabadan indi.
“yardım edin! Bayıldı!”
Ve üçü hızla hastanenin içine koştular.
Asel hâlâ Yusuf'un kucağındaydı. Yusuf onu sedyeye yatırmak için eğildiği sırada Asel gözlerini hafifçe araladı. Gözlerini tam açacak gücü yoktu. Sadece karşısında Yusuf'un gözlerini gördü. Birkaç saniye ona baktıktan sonra gözleri tekrar kapandı.
Hemşireler Asel'i sedyeyle içeri götürdüler.
Birkaç dakika sonra doktor dışarı çıktı.
“Büyük bir problem görünmüyor. Yaşadığı yoğun stres ve ani duygusal yüklenme nedeniyle vazovagal senkop geçirmiş olabileceğini düşünüyoruz. Tansiyonunda ve kalp ritminde kısa süreli bir düşüş olmuş olabilir. Serum takacağız, bir de EKG ile kalp ritmini kontrol edeceğiz. Şimdilik gözlem altında tutacağız.”
Rukiye derin bir nefes verdi.
“ohhh...”
Hemen Asel'in yanına gitti.
Asel yatakta sessizce ağlıyordu. Rukiye yanına oturup ona sarıldı.
“kanka iyi misin? Çok korktum.”
Asel başını Rukiye'nin omzuna yasladı.
Rukiye sonra kapının yanında duran Yusuf'a baktı.
“çok korktuk.”
Yusuf hiçbir şey demedi.
Asel gözyaşlarını sildi ve Rukiye'ye baktı.
“iyiyim.”
Başını hafifçe salladı.
Birkaç saat geçti.
Asel'in serumunun işi bitmiş, EKG'si de kontrol edilmişti. Doktor tekrar yanlarına geldi.
“EKG'de şu an endişe verici bir bulgu yok. Yaşadığınız olayın ardından oluşan yoğun stres ve şok, bayılmayı tetiklemiş görünüyor. Şu an genel durumunuz iyi. Ancak duygusal stresinizi mümkün olduğunca kontrol altında tutmanız önemli. Aynı şekilde yoğun kaygı veya benzer bir stres tekrar yaşarsanız yeniden bayılma ihtimaliniz olabilir. Daha ciddi sonuçlarla karşılaşmamak için kendinizi zorlamamanız gerekiyor.”
Rukiye hemen,
“Allah korusun...” dedi.
Asel yataktan doğruldu.
“hadi çıkalım, bunaldım ben.”
Yusuf çoktan önden çıkıp arabaya gitmişti.
Asel, Rukiye ve Güney de hastaneden çıktılar.
Asel bir anda durdu.
“bana su alır mısınız?”
Güney hemen,
“ben alırım, siz geçin,” dedi.
Asel başını salladı.
“tamam.”
Rukiye ona baktı.
“sen gel, ben arabaya gidiyorum.”
Asel bir an durdu.
“ama kanka...”
“ne?”
“kanka uzatma hadi.”
Rukiye biraz şaşırdı ama daha fazla üstelemedi.
“peki tamam.”
asel arabaya doğru giderken rukiye birkaç saniye onu izledi.
Sonra bir anda koşmaya başladı.
Arabaya ulaştığında hemen sürücü koltuğuna geçti.
Arka koltukta Yusuf'un olduğunu fark etmemişti.
Arabayı çalıştırdı.
“orospu çocukları bekleyin!”
Tam gaza basacakken arka koltuktan bir ses geldi.
“asel?”
Asel irkildi ve hızla arkasına döndü.
“senin ne işin var burada ya?”
Yusuf öne doğru eğildi.
“napıyosun sen?”
“yusuf in arabadan.”
“hayır.”
Asel sinirlenerek ona döndü.
“yusuf, in arabadan dedim.”
“ya sen napıyosun? Daha yeni hastaneden çıktın!”
Asel cevap vermedi.
Tam o sırada ileride Güney ve Rukiye'nin geldiğini gördü.
Gözleri bir anda sertleşti.
Gaza bastı.
Araba hızla hastanenin önünden uzaklaştı.
Yusuf koltuğa tutundu.
“la olm sen araba kullanmayı doğru düzgün bilmiyosun!”
“kes sesini.”
Asel hızla ilerliyordu.
Yusuf ona baktı.
“asel sağa çek.”
Asel cevap vermedi.
“asel, sağa çek diyorum!”
Asel'in gözleri yola kilitlenmişti.
“çekmiyorum.”
“neden?”
Asel cevap vermedi.
Yusuf birkaç saniye sonra ne yaptığını anladı.
“sen nereye gidiyosun?”
Asel'in gözleri doldu.
“Alperenle Furkan'ın olduğu yere.”
Yusuf'un yüzü değişti.
“ne yapacaksın orada?”
Asel cevap vermedi.
Yusuf tekrar konuşmaya başladı.
“bak, ne yapacaksan sakin kafayla yap. Daha yeni bayıldın. Doktor sana ne dedi duydun.”
Asel direksiyonu daha sıkı tuttu.
“kes.”
“sen şu an sağlıklı düşünmüyosun.”
“kes dedim.”
“Alperen'i görmek istiyorsan beraber gideriz. Ama böyle araba kullanamazsın.”
Asel hiçbir şey söylemedi.
Yusuf dayanamadı ve öne atılıp direksiyonu tuttu.
“sağa çek!”
Asel onun elini itti.
“bırak!”
“asel dur!”
Asel'in gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
“ben bunları haketmiyorum tamam mı?”
Yusuf sustu.
Asel direksiyona vurdu.
“ben yalnızım.”
Sesi titriyordu.
“ben hep tekim.”
Yusuf şaşkınlıkla ona baktı.
Asel ağlayarak devam etti.
“artık benim yaşama sebebim, hayata tutunacak tek dalım bile bana ihanet etti.”
Direksiyona tekrar vurdu.
Yusuf ne diyeceğini bilemedi.
Tam o sırada ileride bir polis çevirme noktası olduğunu gördü.
Asel'in gözleri büyüdü.
“yaaaa yeter!”
Yusuf hemen,
“dön şuradan!” dedi.
“nereden?”
“sağdan, sağdan dön!”
“çekil!”
Asel kolunu itti.
Yusuf hızla sürücü tarafına geçti.
“geç koltuğuma.”
“ne?”
“geç dedim!”
Asel istemeden yana kaydı.
Yusuf bir manevrayla arabayı geri çevirdi.
“tutun!”
Araba yön değiştirip hızla uzaklaşmaya başladı.
Arkalarından polis aracının sireni duyuldu.
Asel donup kaldı.
“yusuf...”
Yusuf dikiz aynasından arkaya baktı.
“bizi takip ediyorlar.”
Polis aracı hızla peşlerine düşmüştü.
Asel hâlâ Yusuf'un dizlerinin üzerinde oturuyordu. Yusuf bir eliyle direksiyonu kontrol etmeye çalışırken diğer eliyle Asel'in düşmemesi için ona tutunuyordu.
“asel, tutun bana.”
“hayır.”
“tutun dedim!”
Yusuf gaza biraz daha bastı.
Arabanın hızlanmasıyla Asel bir anda dengesini kaybetti ve istemsizce Yusuf'un boynuna sarıldı.
Yusuf kısa bir an ona baktı.
“arkadalar hâlâ.”
Asel nefes nefese kaldı.
“napıcaz?”
Yusuf cevap vermedi.
Sokaklardan hızla geçiyordu. Bir sağa, bir sola dönüyor, arkasındaki polis aracını gözden kaçırmamaya çalışıyordu. Asel ise hâlâ Yusuf'un dizlerinde, bir eliyle onun omzuna tutunmuş haldeydi.
Yusuf'un yüzündeki şaşkınlık yerini tamamen konsantrasyona bırakmıştı.
“sıkı tutun.”
Asel cevap vermedi.
Yusuf tekrar dikiz aynasına baktı.
Polisler hâlâ peşlerindeydi.
“bunlar peşimizi bırakmıyo.”
Asel başını kaldırıp Yusuf'a baktı.
“sen niye böyle sürüyosun?”
“çünkü sen bizi buraya kadar getirdin.”
“ben mi?”
“evet sen!”
Yusuf tekrar yola döndü.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Yusuf'un sesi daha sakin çıktı.
“Alperen senin için neden bu kadar önemli?”
Asel'in yüzü bir anda düştü.
Hiçbir şey söylemedi.
Yusuf ona baktı.
“asel?”
Asel yine sustu.
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Tam o sırada Yusuf önündeki sokağa döndü.
Birkaç saniye sonra karşılarına çıkan duvarı gördü.
Yusuf'un gözleri büyüdü.
“lan...”
Asel ona baktı.
“ne oldu?”
Yusuf fren yaptı.
“çıkmaz sokak.”
Asel'in yüzü gerildi.
Yusuf derin bir nefes aldı.
“bu sefer kurtulamadık.”
Araba durdu.
Asel ve Yusuf birkaç saniye birbirlerine baktılar. Neredeyse burun burunaydılar.
Dışarıdan polislerin sesleri gelmeye başladı.
“Arabadan inin!”
Yusuf başını geriye çevirdi.
Polisler arabaya yaklaşmıştı.
Bir polis kapıyı açtı.
“İkiniz de aşağı!”
Yusuf hemen ellerini kaldırdı.
Asel ise hâlâ Yusuf'un dizlerinin üzerindeydi.
Polis şaşkınlıkla ikisine baktı.
“Sen önce aşağı in.”
Yusuf Asel'in düşmemesi için kolundan tuttu.
“dur, tamam.”
İkisi de arabadan indirildi.
Asel yere bastığında birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Yusuf ise hemen ona döndü.
“iyi misin?”
Asel cevap vermedi.
Asel ve Yusuf arabadan indirilmiş, yolun kenarında polislerin işlemlerini yapmasını bekliyorlardı. Polislerden biri ikisinin de yaşını öğrenmek için sorular soruyor, diğeri de gerekli işlemlerle uğraşıyordu.
“Kaç yaşındasınız?”
“On altı,” dedi Asel.
“On yedi,” dedi Yusuf.
Polis başını salladı.
“Tamam. Ailelerinize ulaşmamız gerekiyor.”
Asel'in yüzü bir anda düştü.
Yusuf'a doğru eğildi.
“Yusuf...”
“Ne?”
“Kaçalım.”
Yusuf ona dönüp şaşkın şaşkın baktı.
“Asel, saçmalama.”
Asel sırıttı.
“Ne o? Koşamaz mısın yoksa göbüşünle?”
Yusuf'un yüzü değişti.
“Ne göbüşü ya?”
Asel gülmemek için kendini zor tuttu.
Yusuf hafifçe alındı.
“Çok komiksin.”
Asel omuz silkti.
“E hadi.”
Yusuf birkaç saniye polisleri izledi. Sonra Asel'in elini tuttu.
“Hazır mısın?”
Asel ne olduğunu anlamadan Yusuf bir anda koşmaya başladı.
“Yusuf!”
İkisi birlikte koşmaya başladı.
Polislerden biri onları fark etti.
“Hey! Durun!”
Arkalarından polisler de koşmaya başladı.
Asel nefes nefese kalmıştı.
Yusuf ona bakıp,
“Yoruldun mu?” dedi.
“Ya koş, sus!”
“Tamam tamam.”
Yusuf hızını biraz artırdı.
Bir süre sokaklardan geçtiler. Arkalarındaki ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.
Asel bir ara arkasına baktı.
“Geliyorlar!”
“Biliyorum!”
“E o zaman daha hızlı koş!”
“Koşuyorum zaten!”
İkisi bir sokağın köşesine döndü. Yusuf hızlıca duvarın arkasına baktı.
“Buraya.”
Asel'le birlikte duvarın kenarına saklandılar.
Yusuf duvara yaslandı, Asel de hemen yanında durdu. İkisi de nefeslerini tutup polislerin seslerini dinlemeye başladı.
Ayak sesleri sokağın başından duyuluyordu.
“Buraya geldiler mi?”
“Bilmiyorum, bak şu tarafa.”
Yusuf refleks olarak Asel'in önüne geçti ve sessiz olması için elini ağzının üzerine kapattı.
Asel bir anda sustu.
İkisi de birkaç saniye kıpırdamadan bekledi.
Polislerin sesleri biraz daha uzaklaştı.
Yusuf elini yavaşça çekti.
Bir süre daha dinledi.
“Gittiler galiba.”
Asel derin bir nefes aldı.
“Kesin mi?”
Yusuf başını uzatıp sokağa baktı.
“Evet. Kurtulduk.”
Asel hemen doğruldu.
“E hadi gidelim o zaman.”
Yusuf başını salladı.
“Tamam.”
İkisi duvarın arkasından çıkıp yürümeye başladılar.
Ama birkaç adım sonra sokağın diğer ucundan bir ses geldi.
“Oradalar!”
Asel'in gözleri büyüdü.
“Yusuf...”
Yusuf arkasını döndü.
Polisler tekrar onları görmüştü.
“Koş!”
Asel ve Yusuf yeniden koşmaya başladılar ama bu kez polisler çok yakındı.
Asel bir sokağa sapmaya çalıştı.
“Buradan!”
Yusuf arkasından geldi.
“Bekle!”
Fakat sokağın sonuna geldiklerinde karşılarına iki polis çıktı.
Asel olduğu yerde durdu.
Yusuf da durmak zorunda kaldı.
Polislerden biri nefes nefese yanlarına geldi.
“Tamam, yeter artık. Bu sefer kaçış yok.”
Asel nefesini toparlamaya çalışırken Yusuf'a baktı.
Yusuf sadece başını iki yana salladı.
“Ben demiştim sana...”
Asel kaşlarını çattı.
“Şimdi sırası mı?”
Karakolun koridorunda ağır bir sessizlik vardı.
Asel ve Yusuf yan yana oturuyordu.
İkisi de tek kelime etmiyordu.
Asel'in zihninde birkaç saat önce yaşadıkları dönüp duruyordu.
Alperen'in videosu...
Hastane...
Araba...
Polis...
Ve Yusuf.
Yusuf'un zihnindeyse bambaşka bir şey vardı.
Asel'in Alperen konusunda ne kadar ileri gidebileceği.
Onu bu kadar yıpratan şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Asel'in gözlerine kısa bir bakış attı.
Sonra tekrar önüne döndü.
Tam o sırada karakolun kapısı açıldı.
Güney ve Rukiye içeri girdi.
Rukiye, Asel'i görür görmez koştu.
"Asel!"
Yanına gelip ona sarıldı.
"İyi misin kızım?"
Asel birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra Rukiye'ye sarıldı.
Rukiye geri çekilip yüzüne baktı.
"Seninle bunu sonra konuşacağım kanka."
Bir an durdu.
"Malsın."
Asel yorgun gözlerle ona baktı.
"Sağ ol."
Rukiye bu kez Yusuf'a döndü.
"Sen iyi misin Yusuf?"
Yusuf başını kaldırdı.
"İyiyim, iyiyim."
Ama sesi hiç de iyi olduğunu göstermiyordu.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
Asel'in babası içeri girdi.
Kızına, ardından Yusuf'a, Güney'e ve Rukiye'ye baktı.
Yüzündeki şaşkınlık giderek öfkeye dönüştü.
"Kızım..."
Bir saniye durdu.
"Siz ne yaşıyorsunuz?"
Asel cevap vermedi.
Babası ona doğru işaret etti.
"Evde konuşacağız. Düş önüme."
Asel başını öne eğdi.
Sonra istemsizce Yusuf'a baktı.
Yusuf da aynı anda ona baktı.
İkisinin bakışları birkaç saniye kesişti.
Hiçbir şey söylemediler.
Ama ikisi de o bakışta birbirine bir şey anlatmış gibiydi.
Asel babasının yanına doğru ilerledi.
Asel'in babası bu kez Rukiye'ye döndü.
"Sen de yürü kızım."
Rukiye başını salladı.
"Tamam amca."
Asel ve Rukiye çıkarken Yusuf onları gözleriyle takip etti.
Kapı kapandı.
Yusuf olduğu yerde kaldı.
Güney yanına oturdu.
Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra elini Yusuf'un sırtına koydu.
"Düzelir kardeşim."
Yusuf başını eğdi.
"İnşallah."
Ama gözleri hâlâ kapıdaydı.
Bu kez Yusuf'un babası ve abisi içeri girdi.
Babası oğlunu görünce sertçe baktı.
"Bir de polisten kaçtın, öyle mi?"
Yusuf başını kaldırdı.
"Baba..."
Derin bir nefes aldı.
"17 yaşındayım ben. Karşında çocuk yok."
Babası acı bir şekilde güldü.
"He öyle mi?"
"İşini niye kendin halledemedin o zaman?"
Yusuf'un yüzündeki ifade değişti.
"Baba olarak gelmen gerekmiş."
Bir an sustu.
"Yoksa ben tek başıma her şeyi hallederim."
Babası birkaç saniye oğluna baktı.
Sonra başını iki yana salladı.
"Görüyoruz."
"Burnun boktan çıkmıyor."
"Üstelik iyice batıyorsun."
Yusuf'un gözleri doldu.
Babası devam etti.
"Senden adam olmaz."
Yusuf'un yüzü düştü.
Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra gözyaşlarını tutmaya çalışarak babasına baktı.
"Benden adam olmaz..."
Sesi titredi.
"Sendenden baba olmaz."
Ortam bir anda buz kesti.
Yusuf'un abisi hemen araya girdi.
"Tamam, yeter."
Ama babası çoktan öfkelenmişti.
Yusuf'a bir tokat attı.
Güney ve Yusuf'un abisi hemen babasının yanına geçti.
"Baba, tamam!"
"Yeter artık!"
Yusuf birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Elini yüzüne götürmedi.
Sadece başını kaldırıp babasına baktı.
Gözleri doluydu.
Sonra arkasını dönüp karakoldan çıktı.
Güney hiç düşünmeden peşinden gitti.
Yusuf hızlı adımlarla yürüyordu.
Güney arkasından yetişti.
"Yusuf!"
Yusuf durmadı.
Güney kolundan hafifçe tuttu.
"Dur oğlum."
Yusuf sonunda durdu.
Başını öne eğdi.
Güney birkaç saniye ona baktı.
"Gel."
Yusuf cevap vermedi.
Güney tekrar söyledi.
"Benim eve gidelim."
Yusuf gözlerini sildi.
"Tamam."
İkisi yan yana yürümeye başladı.
Gece sessizdi.
Yusuf'un kafasında hâlâ babasının sözleri dönüyordu.
“Senden adam olmaz.”
Güney ise yanında yürüyordu.
Tek kelime etmeden.
Sadece orada olarak.
Kapı açıldı.
Asel ve Rukiye sessizce içeri girdiler.
Daha ayakkabılarını bile çıkarmadan Asel'in babasının sesi evin içinde yankılandı.
“Senin oğlanlarla karakollardan mı toplayacaktım lan ben seni?”
Asel olduğu yerde durdu.
Rukiye de hemen arkasında kaldı.
Asel başını öne eğdi.
“Baba... Bağırma.”
Babası birkaç adım yaklaştı.
“Amacın ne senin?”
Asel derin bir nefes aldı.
“Haklısın. Tamam. Ben de biliyorum yaptığım şeyin doğru olmadığını. Uzatma artık.”
“Uzatma mı?”
Babası öfkeyle güldü.
“Sen Bayram ailesinin kızısın. Ona göre davranacaksın.”
Asel cevap vermedi.
“Duydun mu beni?”
“Duydum.”
“Başına buyruk hareket etmeyeceksin.”
Asel'in gözleri doldu ama ağlamamaya çalıştı.
Babası devam etti.
“Senin peşinden karakollara mı düşeceğiz? İnsanları mı arayacağız? Nerede olduğunu bilmiyoruz, ne yaptığını bilmiyoruz.”
Asel sessiz kaldı.
Babası bir anda Yusuf'u hatırladı.
“Bir de o çocukla aynı arabadaydın.”
Asel başını kaldırdı.
“Onun bir suçu yok.”
“Ne?”
“Arabayı ben kullandım.”
Rukiye hemen Asel'e baktı.
“Asel...”
Ama Asel devam etti.
“Yusuf beni durdurmaya çalıştı. Ben dinlemedim.”
Babası birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Öfkesi yüzünden okunuyordu.
“Sen gerçekten aklını mı kaybettin?”
Asel'in sesi küçüldü.
“Baba...”
Babası elini kaldırdı.
Asel refleks olarak geriye çekildi.
O an odadaki herkes sustu.
Babası elini indirdi.
Bir süre kızına baktı.
Sonra çok daha soğuk bir sesle konuştu.
“Git.”
Asel'in gözleri doldu.
“Baba...”
“Git gözüm görmesin seni.”
Asel birkaç saniye kıpırdamadı.
Sonra başını eğdi.
Rukiye'ye baktı.
Rukiye hiçbir şey söylemeden onun yanına geldi.
İkisi birlikte merdivenlere yöneldi.
Kapı kapandı.
Asel yatağın kenarına oturdu.
Rukiye de hemen yanına geçti.
Birkaç saniye ikisi de konuşmadı.
Sonra Rukiye sessizce,
“Kanka...”
dedi.
Asel gözlerini sildi.
“Ne?”
“Sen bugün gerçekten kafayı yedin.”
Asel istemsizce güldü.
“Biliyorum.”
Rukiye başını iki yana salladı.
“Yok, dalga geçmiyorum.”
“Ödüm koptu benim.”
Asel yere baktı.
“Ben de korktum.”
“E niye yaptın o zaman?”
Asel cevap vermedi.
Rukiye onu biraz izledi.
“Alperen yüzünden mi?”
Asel'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Bilmiyorum.”
“Rukiye...”
“Hı?”
“Ben onu görmek istiyorum.”
Rukiye derin bir nefes aldı.
“Biliyorum.”
Asel başını kaldırdı.
“Nasıl biliyorsun?”
“Çünkü bugün hastaneden çıkar çıkmaz yaptığın ilk şey neydi?”
Asel sustu.
“Onu aramaya gittin.”
“Polisten kaçtın.”
“Yusuf'u da peşine taktın.”
Rukiye kaşlarını kaldırdı.
“Sen normalde bu kadar delirmiyorsun.”
Asel acı bir şekilde güldü.
“Demek ki bayağı önemliymiş.”
Rukiye'nin yüzündeki ifade yumuşadı.
“Elbette önemli olabilir.”
“Ama bir insan için kendini böyle yakamazsın.”
Asel birkaç saniye sustu.
Sonra telefonunu eline aldı.
Ekrana baktı.
Hâlâ Alperen'den hiçbir mesaj yoktu.
Asel'in yüzündeki küçük umut da söndü.
Rukiye bunu fark etti.
“Bırak telefonu.”
Asel başını kaldırdı.
“Niye?”
“Çünkü şu an bakarsan yine kendini parçalayacaksın.”
Asel telefonu yatağın üzerine bıraktı.
Rukiye ona sarıldı.
Asel başını arkadaşının omzuna yasladı.
İkisi de bir süre öylece kaldı.
Kapı açıldı.
Güney karşısında Yusuf'u görünce şaşırdı.
“Lan oğlum...”
Yusuf hiçbir şey demeden içeri girdi.
Güney kapıyı kapattı.
“İyi misin?”
Yusuf cevap vermedi.
Salona geçip koltuğa oturdu.
Güney de karşısına geçti.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Güney:
“Baban yüzünden mi?”
Yusuf başını öne eğdi.
“Biraz.”
Güney yanına oturdu.
“Boş ver.”
Yusuf acı bir şekilde güldü.
“Boş veremiyorum işte.”
Sonra gözlerini kapattı.
Aklına Asel geldi.
Hastanede kucağında taşıdığı Asel...
Arabada ağlayan Asel...
“Ben yalnızım,” deyişi...
Yusuf'un yüzündeki ifade değişti.
Güney onu izliyordu.
“Sen hâlâ Asel'i düşünüyorsun.”
Yusuf cevap vermedi.
Güney hafifçe gülümsedi.
“Belli oluyor.”
Yusuf başını koltuğa yasladı.
“Çocuk ciddi anlamda kendini kaybetmiş.”
“Alperen meselesi onun için sandığımızdan daha büyük.”
Güney bir süre sustu.
“Evet.”
Yusuf gözlerini yere indirdi.
“Ben onun için ne yapacağımı bilmiyorum.”
Güney omzuna vurdu.
“Şimdilik hiçbir şey yapma.”
“Yanında ol.”
Yusuf ona baktı.
Güney başını salladı.
“Bazen en büyük yardım budur.”
Yusuf derin bir nefes aldı.
Telefonunu çıkardı.
Ekrana baktı.
Asel'in sohbet ekranı açıktı.
Mesaj yazmak için klavyeyi açtı.
Bir süre düşündü.
Sonra hiçbir şey yazmadan telefonu kapattı.
Saat 02.30.
Oda karanlıktı. Yalnızca komodinin üzerindeki küçük abajurun ışığı yanıyordu.
Rukiye yatağın ucuna kıvrılmış, başı yavaş yavaş düşüyordu.
Asel ise hâlâ telefonuna bakıyordu.
Furkan'ın gönderdiği video yeniden açıldı.
Bir kez daha.
Sonra bir kez daha.
Alperen.
O kız.
Aynı görüntü.
Asel videoyu durdurdu.
Telefonu elinde sımsıkı tuttu.
Gözleri dolmuştu ama bu kez ağlamıyordu.
Yüzündeki ifade değişmişti.
Kırgınlık yerini öfkeye bırakıyordu.
Kendi kendine fısıldadı.
“Bugün.”
Telefonu yatağın üzerine bıraktı.
“Bugün bunun hesabını soracağım.”
Ayağa kalktı.
Dolabın kapağını açtı.
Rukiye yarı uykulu gözlerle başını kaldırdı.
“Asel...”
Asel dönüp baktı.
Rukiye gözlerini ovuşturdu.
“Napıyosun sen?”
Asel hiç düşünmeden cevap verdi.
“Sen hiç uyu.”
Rukiye kaşlarını çattı.
“Ne?”
“Asel otur gece gece.”
Asel dolabın önünde kıyafetlere bakmaya devam etti.
“Uyuyamıyorum.”
Rukiye doğruldu.
“Niye?”
Asel'in sesi buz gibiydi.
“Mahvedeceğim onları.”
Rukiye birkaç saniye yüzüne baktı.
Sonra iç çekti.
“Ya kanka...”
“Durur musun?”
“Şu an olmaz.”
Asel dönüp ona baktı.
“Şu an olacak.”
Rukiye'nin yüzündeki uyku bir anda dağıldı.
“Asel...”
“Şu an.”
Bir saniye sessizlik.
Asel'in gözleri kararlıydı.
“O an bu an.”
Rukiye birkaç saniye onu izledi.
Sonra yatağın üzerinden doğruldu.
“Tamam.”
Asel şaşkınlıkla baktı.
“Ne tamam?”
“Ben de geliyorum.”
“Asla.”
“Niye?”
“Sen otur.”
Rukiye'nin kaşları çatıldı.
“Furkan falan da oradadır.”
“Furkan'dan banane?”
“Asel bekle.”
Rukiye yataktan kalktı.
“Ben de hazırlanıyorum.”
Asel birkaç saniye ona baktı.
Sonra istemsizce güldü.
“Sen harbiden delisin.”
Rukiye dolabını açtı.
“Seninle arkadaş olduğumdan beri yeni mi fark ettin?”
03.00
Oda artık küçük bir hazırlık odasına dönmüştü.
Kıyafetler yatağın üzerine yayılmıştı.
Makyaj malzemeleri masanın üzerinde duruyordu.
Rukiye aynanın karşısında saçlarını dalgalandırırken Asel yatağın üzerinde oturmuş takma kirpiklerini hazırlıyordu.
Rukiye aynadan ona baktı.
“Çok mu abarttım?”
Asel başını kaldırdı.
“Hayır.”
“Gayet normal.”
Rukiye gülümsedi.
“Seninki?”
Asel ayağa kalkıp aynanın karşısına geçti.
Üzerinde mavi kot şort, üzerine beyaz bir atlet vardı.
Ayağında spor ayakkabıları.
Makyaj yapmamıştı.
Sadece takma kirpiklerini takmıştı.
Saçlarını düz şekilde açık bırakmıştı.
Rukiye ona baktı.
“Sen makyaj bile yapmadın.”
Asel omuz silkti.
“Uğraşamam.”
“Zaten böyle daha iyi.”
Asel aynadaki yansımasına baktı.
“Hazırım.”
Rukiye de son kez saçlarını kontrol etti.
Üzerinde düz kesim açık mavi jean, üzerinde askılı siyah bir üst vardı. Omuz kısmındaki altın detaylar hafifçe ışığı yakalıyordu.
Ayağında spor ayakkabıları vardı.
Makyajı sadeydi.
Saçları dalgalıydı.
Telefonunu aldı.
“Kaç oldu?”
Asel ekranına baktı.
03.30
İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.
Rukiye:
“Biz gerçekten gece üç buçukta intikam almaya mı gidiyoruz?”
Asel kapıya yöneldi.
“Evet.”
Rukiye başını salladı.
“Tamam.”
“Ben niye buna şaşırmadım acaba?”
Koridor tamamen karanlıktı.
Asel kapıyı milim milim açtı.
Gıcır...
İkisi de aynı anda dondu.
Rukiye gözlerini büyüttü.
“Şşş.”
Asel parmağını dudaklarına götürdü.
Sessizce merdivenlerden inmeye başladılar.
Bir basamak.
Bir basamak daha.
Rukiye ayağını yanlış yere basınca tahta hafifçe ses çıkardı.
İkisi birden durdu.
Üst kattan hiçbir ses gelmedi.
Asel Rukiye'ye baktı.
Rukiye dudaklarını kıpırdatmadan:
“Öldük.”
Asel gülmemek için kendini zor tuttu.
Sonunda bahçeye indiler.
Asel kapının kilidine uzandı.
Klik.
Bahçe kapısı açıldı.
İkisi de dışarı çıktı.
Kapıyı arkalarından yavaşça kapattılar.
Sokakta gecenin sessizliği vardı.
Rukiye derin bir nefes aldı.
Asel ona baktı.
Rukiye elini kaldırdı.
Asel de elini kaldırdı.
Çak.
Rukiye sırıttı.
“Geri dönüş yok.”
Asel de aynı şekilde gülümsedi.
“Yok.”
İki kız gecenin karanlığında yan yana yürümeye başladı.
Alperen'in evinin önüne geldiklerinde saat tam 04.00 olmuştu.
Rukiye başını kaldırıp iki katlı villaya baktı.
“Kanka...”
“Hı?”
“Kapıyı çalıp mı gireceğiz?”
Asel ona dönüp baktı.
“Saçmalama kanka.”
Cebinden küçük bir anahtar çıkardı.
Rukiye'nin ağzı açık kaldı.
“Yok artık kanka.”
Asel anahtarı gösterdi.
“Yedek anahtara ihtiyacı yoktu. Ben aldım.”
Rukiye birkaç saniye anahtara baktı.
“Sen harbi manyaksın.”
“Gel hadi.”
“Uyumuştur zaten ayılar.”
Asel kapıya yaklaştı.
Anahtarı kilide yerleştirdi.
Klik.
Rukiye hemen koluna girdi.
“Kanka.”
Asel ona baktı.
“Sakin olacaksın. Bana söz ver.”
Asel birkaç saniye sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Evet tabii ki.”
Kapıyı yavaşça açtı.
İçeri girdiler.
Ev tamamen sessizdi.
Asel telefonunun fenerini açıp salona tuttu.
Kimse yoktu.
Koltuğun üzerinde iki mont duruyordu.
Rukiye fısıldadı:
“Bunlar kimin?”
Asel cevap vermedi.
İkisi sessizce merdivenlere yöneldi.
Asel ilk basamağa ayağını koydu.
Sonra ikinciye.
Üçüncüye.
Tam merdivenin ortasına geldiklerinde Asel bir anda durdu.
Gözleri büyüdü.
Rukiye de ona çarpmamak için durdu.
Asel yavaşça yukarı baktı.
Koridorda iki kız vardı.
Kızlardan biri diğerine fısıldıyordu.
“Selen, sen Alperen'in odasına gir.”
“Ben Furkan'la oturacağım. Onu uyutmakla uğraşacağım.”
“Tamam. Sen Furkan'ı uyutunca bana mesaj at.”
“Tamam.”
Asel'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Gözleri büyüdü.
Rukiye onun kolunu tuttu.
“Asel...”
Asel cevap vermedi.
Yüzündeki öfke her şeyi anlatıyordu.
Kızlardan biri Alperen'in odasına doğru yürümeye başladı.
Asel öne atılacakken Rukiye bileğini yakaladı.
“Dur.”
Asel ona baktı.
Rukiye parmağını dudaklarına götürdü.
Sonra diğer koridora işaret etti.
Furkan'ın bulunduğu odaya sessizce yaklaştı.
Kapıyı kapattı.
Ve dışarıdan kilitledi.
İçeridekiler hiçbir şey fark etmedi.
Asel ise Alperen'in odasına bakıyordu.
Kız yatağın kenarına oturmuştu.
Alperen hâlâ uyuyordu.
Kız yatağa doğru eğildi.
Tam o sırada...
Kapı hızla açıldı.
Kız yatağa doğru yöneldiği anda Asel odaya daldı.
“Gel bakayım sen buraya, kaşar!”
Kız daha ne olduğunu anlayamadan Asel üzerine yürüyüp saldırmaya başladı. Rukiye hemen arkasından odaya girdi.
Alperen uyanıp yerinden doğruldu.
“Asel! Ne yapıyorsun? Ne oluyor?!”
Asel öfkesini kontrol edemiyordu. Kıza saldırmayı sürdürürken Rukiye de diğer kızın önünü kesti.
“Alperen, sen sus! Karışma!”
Alperen Asel'i geri çekmeye çalıştı.
“Yeter artık, bırak kızı!”
Rukiye de Alperen'in Asel'i ayırmasını engellemeye çalışıyordu. Oda bir anda bağırışlarla dolmuştu.
Tam o sırada dışarıdan Furkan'ın sesi duyuldu.
“Lan ne oluyor içeride?!”
Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve Furkan içeri daldı.
Gördüğü manzara karşısında dondu.
“Rukiye?! Asel?! Siz kafayı mı yediniz?!”
Furkan hızla Rukiye'yi diğer kızdan ayırdı.
Fakat Asel hâlâ öfkeliydi. Furkan'ın yanındaki kızı görünce bu kez ona doğru saldırdı.
“Asel, yeter!”
Rukiye hemen araya girmeye çalıştı.
Birkaç saniye sonra iki taraf nihayet birbirinden ayrıldı.
İki kız da kavganın ardından perişan hâlde kalmıştı.
Asel çantasını yerden aldı, saçlarını düzeltti ve Alperen'e döndü...
Asel ve Rukiye evden uzaklaşırken birkaç adım sonra birbirlerine baktılar.
İkisi de aynı anda gülmeye başladı.
Rukiye başını iki yana salladı.
“Biz ne yaptık ya?”
Asel hâlâ gülüyordu.
Sonra arkasını dönüp eve baktı.
“Daha yeni başlıyoruz.”
Tam o sırada arkalarından bir ses geldi.
“Asel! Dur!”
Alperen koşarak onlara yetişti.
Asel olduğu yerde durdu.
Yavaşça arkasını döndü.
Alperen nefes nefeseydi.
“Asel, kız döv ama beni dinle.”
Asel birkaç saniye yüzüne baktı.
Sonra alaycı bir ifadeyle başını eğdi.
“Sen bir de hâlâ konuşabiliyorsun.”
Alperen sustu.
Asel bir adım yaklaştı.
“Senin de çeneni dağıtmak lazımdı, değil mi?”
Alperen cevap vermedi.
“Asel, bak...”
“İlk iki seçeneğin belki.”
Alperen'in yüzündeki ifade değişti.
Asel'in sesi bu kez daha soğuktu.
“Ama son seçeneği annen dinlesin.”
Alperen'in yüzü bir anda düştü.
Asel arkasını dönüp yürümeye başladı.
Birkaç adım atmıştı ki Alperen kolundan tuttu.
Asel'in yüzü bir anda gerildi.
Canı hafifçe yanmıştı.
Önce tuttuğu kola baktı.
Sonra yavaşça Alperen'e döndü.
Ve ona bir tokat attı.
Alperen olduğu yerde kaldı.
Asel'in gözleri dolmuştu.
“Verdiğim değere yazıklar olsun.”
Alperen hiçbir şey söylemedi.
“Asıl sen beni dinle.”
“En ufak olayda başkasının yanında buldum seni.”
“Yaşadığımız her şeye yazıklar olsun.”
Sesi titriyordu.
“Sen hiçbir şeye değmemişsin.”
Alperen'in yüzündeki ifade tamamen değişti.
“Asel...”
“Bitti.”
Asel arkasını döndü.
Rukiye onun yanına geldi.
Tam o sırada sokağın başında bir taksi göründü.
4. BÖLÜM — GECE / TAKSİ
Taksi hareket eder etmez Asel'in gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı.
Rukiye önce hiçbir şey söylemedi.
Asel yüzünü cama çevirdi.
Sonra dayanamadı.
Hıçkırarak ağlamaya başladı.
“Ben niye bunları yaşıyorum ya...”
Rukiye hemen ona döndü.
“Kanka...”
Asel başını iki yana salladı.
“Konuşma.”
“Ne olur konuşma.”
“Canım çok yanıyor.”
Rukiye onun elini tuttu.
“Tamam.”
“Buradayım.”
Asel gözlerini kapattı.
Ama ağlaması bir türlü dinmedi.
---
DIŞ / ALPEREN'İN EVİ — BİRAZ SONRA
Alperen ve Furkan eve geri döndüler.
Kapı açıldığı anda ikisi de durdu.
Salon ve koridor darmadağındı.
Yerde saçlar, devrilmiş eşyalar ve kavganın izleri vardı.
Alperen birkaç saniye etrafa baktı.
Sonra elini saçlarına götürdü.
“Ben ne yaşadım lan?”
Furkan etrafa bakıp başını salladı.
“Aradaş...”
“Bu kız deli amk.”
“Çirkef, vahşi... Ne ararsan var.”
Alperen hâlâ şaşkındı.
“Ben ne yaptım oğlum?”
“Bunlar nereden çıktı?”
“Ne oldu lan?”
Furkan ona baktı.
“Ben dedim sana o kadar içme diye.”
Alperen cevap vermedi.
Tam o sırada Furkan'ın telefonu titredi.
Furkan ekrana baktı.
Sonra yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ananı sikeyim.”
Alperen döndü.
“Ne oldu?”
Furkan telefonu ona uzattı.
“Alperen...”
“Tezgâha düşmüşüz.”
Alperen telefonu aldı.
“Ne tezgâhı gardaş?”
“Şuna bak.”
Videoyu açtı.
İlk görüntülerde gece kulübündeki olay görünüyordu.
Fakat video ilerledikçe başka bir görüntü ortaya çıktı.
İki kızın, Alperen ile Furkan'ın içecekleriyle uğraştığı görülüyordu.
Furkan'ın bardağına da bir şey koymaya çalışmışlardı.
Ama Furkan içmemişti.
Alperen ise içmişti.
Alperen videoyu baştan sona izledi.
Yüzündeki ifade değişti.
Telefonu yavaşça indirdi.
“Lan...”
Furkan ona baktı.
“Ne yapıcaz?”
Alperen birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra öfkeyle duvara vurdu.
“Ben ne yaptım lan...”
Furkan hemen yanına geldi.
“Tamam, sakin ol.”
“Bunu Asel'e gösteririz.”
Alperen başını iki yana salladı.
“Asel bir daha benim yüzüme bakmaz.”
“Öyle bir ortamda bulunmam bile hataydı.”
Furkan sessiz kaldı.
Sonra omuz silkti.
“Önüne bakacaksın o zaman.”
“Sen de...”
“Ne bileyim, Yusuf'un kıyafetlerini giymeseymiş.”
Alperen'in yüzü bir anda değişti.
“Sus Furkan.”
Furkan sustu.
Alperen telefonu masaya bıraktı.
“Zaten başıma ne geldiyse o Yusuf yüzünden geldi.”
Furkan ona baktı.
“Alperen...”
“Ne?”
“Bence bu gece sadece Yusuf meselesi değil.”
Alperen cevap vermedi.
Gözleri hâlâ telefondaki videodaydı.
Ekranda görüntü donmuştu.
Alperen uzun süre o görüntüye baktı.
Sabahın erken saatleriydi.
Asel gözlerini açtığında birkaç saniye tavana baktı. Gece boyunca neredeyse hiç uyumamıştı. Ağlamaktan gözleri şişmiş, yüzündeki yorgunluk iyice belirginleşmişti.
Rukiye yatağın diğer tarafından doğrulup ona baktı.
"Kızım..."
Asel cevap vermedi.
Rukiye biraz daha dikkatli baktı.
"Sen niye öyle oturuyorsun?"
Asel gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"Bıktım ya Rukiye."
Rukiye birkaç saniye sustu.
Sonra yatağından kalkıp perdeleri açtı.
Güneş ışığı odaya doldu.
"Tamam."
"Asıl bugün intikam günü şekerim."
Asel ona baktı.
"Ne intikamı?"
Rukiye ellerini beline koydu.
"Bak şimdi."
"Sen dün gece ağladın."
"Canın yandı."
"Adamın yaptığı şeyi düşündün."
"Şimdi kalkıyorsun ve okula giriyorsun."
"Kimseye hesap vermiyorsun."
"Kimsenin karşısında ağlamıyorsun."
"Ve herkes senin neyi kaybettiğini görecek."
Asel hafifçe güldü.
"Sen de amma gaza getiriyorsun."
"Getireceğim tabii."
Rukiye dolabın kapağını açtı.
"Haydi kalk."
"En iddialı kıyafetlerini giy."
"Asel Bayram bugün okula geri dönüyor."
Asel birkaç saniye ona baktı.
Sonra yataktan kalktı.
"Tamam."
Rukiye sırıttı.
"İşte benim kızım."
---
Bir süre sonra Asel aynanın karşısındaydı.
Gri mini okul eteğini giymişti. Üzerindeki simli, boyundan bağlamalı üstüyle okul kıyafetinin sınırlarını biraz zorlayan bir kombin oluşturmuştu. Ayağındaki topuklularla aynanın karşısında birkaç saniye durdu.
Saçlarını düz bırakmış, yüzünü çerçeveleyecek şekilde öne düşürmüştü.
Makyajı da her zamankinden daha belirgindi.
Kirpiklerini öne çıkaran makyajı, hafif belirginleştirilmiş gözleri ve parlak dudaklarıyla gecenin yorgunluğunu mümkün olduğunca saklamaya çalışıyordu.
Boynundaki ve bileklerindeki takılar ışık vurdukça parlıyordu.
Rukiye kapının kenarından onu izledi.
"Tamam."
"Şimdi oldu."
Asel aynadan ona baktı.
"Ne oldu?"
"Millet bugün ne olduğunu düşünecek."
Asel çantasını aldı.
"Umurumda değil."
Rukiye güldü.
"Tabii canım."
---
Bir süre sonra araba okulun önünde durdu.
Asel kapıyı açıp indi.
Rukiye de hemen arkasından indi.
Okul bahçesine adım attıkları anda birkaç kişi dönüp onlara baktı.
Fısıldaşmalar başladı.
Asel hiçbirine bakmadı.
Çantasını omzuna attı ve yürümeye devam etti.
Rukiye de yanında yürüyordu.
Tam o sırada Güney onları gördü.
Güney'in bakışları direkt Rukiye'ye kaydı.
Rukiye de ona baktı.
İkisi birkaç saniye birbirlerine baktılar.
Güney hafifçe gülümsedi.
Rukiye de istemsizce gülümsedi.
Sonra Asel bir anda yön değiştirdi.
Rukiye şaşırdı.
"Nereye?"
"Asıl Yusuf'a."
Yusuf ile Güney'in yanına geldiler.
Yusuf Asel'i görünce hemen ayağa kalktı.
Rukiye hiç beklemeden Yusuf'un yerine oturdu.
Güney'in yanına.
Asel ise Yusuf'un kolundan hafifçe çekti.
"Gel."
Yusuf ne olduğunu anlamadan onunla birkaç adım uzaklaştı.
Asel ona baktı.
"İyi misin?"
Yusuf başını salladı.
"Evet."
Sonra Asel'e baktı.
"Sen iyi misin?"
"Asıl sen nasılsın?"
Asel hafifçe gülümsedi.
"Sayende iyiyim."
Bir an sustu.
Sonra yüzündeki ifade değişti.
"Dün yaptığım her şey..."
"Çok anlamsız ve saçmaydı."
"Seni de zor durumda bıraktım."
"Gerçekten özür dilerim."
Yusuf birkaç saniye ona baktı.
"Senin duyguların hiç anlamsız değildi."
"Asel, sevdiğin kişinin başka biriyle ilgilenmesi ne demek..."
"En iyi ben bilirim."
Asel'in yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
Gözlerini devirdi.
"Hatırlattığın için sağ ol."
Sonra bakışlarını kaçırdı.
"Ama sevdiğim biri falan yok artık."
"Hiçbir şey yok."
"Neyse."
"Sonra görüşürüz."
Yusuf bir şey söylemek istedi.
Ama Asel çoktan dönmüştü.
---
Öte tarafta Güney, Rukiye'ye baktı.
"İyi misin?"
Rukiye gülümsedi.
"Asel nasıl?"
"Gördüğün gibi."
"Gayet iyi."
"Ben de iyiyim."
Güney başını salladı.
"Bu kadar erken toparlanmasını beklemiyordum."
"Ama o hırttan ümidi kestiyse iyi."
Rukiye kahvesinden bir yudum aldı.
"Asel'den bahsediyoruz."
"Her an her şey olabilir."
Güney güldü.
"Doğru."
Tam o sırada Asel uzaktan seslendi.
"Hadi kanka!"
Rukiye ayağa kalktı.
"Tamam."
Sonra Güney'e döndü.
"Sonra görüşürüz."
Güney birkaç saniye ona baktı.
"Bu arada..."
Rukiye durdu.
"Çok güzel olmuşsun."
Rukiye'nin yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Teşekkür ederim."
Biraz utandı.
Güney devam etti.
"Bir şey olursa hemen ara."
Rukiye başını salladı.
"Tamam."
"Bay."
"Bay."
Rukiye Asel'in yanına koştu.
İkisi birlikte okulun kapısına doğru ilerledi.
Tam o sırada okulun diğer tarafında bir araba durdu.
Furkan arabadan indi.
Arkasından Alperen.
Sonra Taha.
Üçü yan yana yürümeye başladılar.
Furkan bir şey anlatıyor, Taha arada gülüyor, Alperen ise sessizce okul bahçesine bakıyordu.
Alperen'in gözleri kalabalığın içinde birini arıyordu.
Ve birkaç saniye sonra...
Onu gördü.
Asel.
Alperen olduğu yerde yavaşladı.
Furkan konuşmayı kesti.
"Oğlum?"
Alperen cevap vermedi.
Çünkü karşısında dün gece ağlayarak ayrıldığı kız vardı.
Ama bu kez Asel ona bakmıyordu bile.
İlk kez, Asel'in neden bu kadar öfkeli olduğunu anlamaya başlamıştı.
Alperen o sabah Asel'i gördüğü andan beri kendini zor tutuyordu.
Asel'in kıyafeti...
Yanında başka bir erkekle konuşması...
Koridorda yürürken insanların ona bakması...
Bütün bunlar Alperen'in sinirini bozuyordu.
Ama hiçbir şey söylemiyordu.
Sadece uzaktan izliyordu.
Furkan birkaç kez onun yüzüne baktı.
"Oğlum sen iyi misin?"
Alperen gözlerini Asel'den ayırmadan cevap verdi.
"İyiyim."
Furkan kaşını kaldırdı.
"Hiç iyi görünmüyorsun."
Alperen cevap vermedi.
Asel, Rukiye'yle birlikte koridorda ilerledi ve konferans salonuna girdi.
Bugün okulun önemli bir duyurusu vardı.
Yeni eğitim döneminin gezi programı açıklanacaktı.
Kısa süre içinde bütün öğrenciler konferans salonunda toplandı.
Sınıflar öğretmenleriyle birlikte yerlerini aldı.
Alperen, Furkan ve Taha arka tarafta yan yana oturuyordu.
Yusuf ise biraz daha önde, Güney'in yanında oturmuştu.
Rukiye Asel'in yanından ayrılıp kendi yerine geçti.
Asel birkaç saniye sonra sahneye çıktı.
Elindeki kâğıda kısa bir bakış attı.
Mikrofonun önünde durdu.
Salondaki uğultu yavaş yavaş kesildi.
Asel mikrofona yaklaştı.
🎤 ASEL — ANTALYA GEZİSİ DUYURUSU
"Tamam arkadaşlar, biraz sessiz olabilir miyiz?
Hepinizin merak ettiği şeyi söylemek için buradayım. Okulumuzun yeni eğitim dönemine uyum ve kaynaşma programı kapsamında bu yıl hep birlikte Antalya'ya üç günlük bir gezi düzenliyoruz.
Evet, yanlış duymadınız.
Üç gün.
İki gece.
Antalya."
Salondan birkaç kişinin heyecanlı sesi yükseldi.
Arka sıralardan:
"OHA!"
"Gerçekten mi?"
"Antalya mı?"
Asel gülerek elini kaldırdı.
"Şimdi herkesin aklındaki soruları tek tek cevaplayacağım, o yüzden lütfen sonradan 'Asel ne demişti?' diye yanıma gelmeyin."
Salondan kahkahalar yükseldi.
Alperen bile istemsizce hafifçe gülümsedi.
Ama birkaç saniye sonra yüzündeki ifade tekrar ciddileşti.
Asel konuşmasına devam etti.
"Öncelikle ulaşımımız otobüslerle sağlanacak. Otobüsler sınıflara göre ayrılacak ve her otobüste öğretmenlerimiz bulunacak.
Gezi programımız üç gün boyunca oldukça yoğun olacak.
Birinci gün, sabah erken saatlerde okulumuzdan hareket ediyoruz. Yol üzerinde molalarımız olacak. Antalya'ya ulaştığımızda ilk olarak tarihi bölgeyi gezeceğiz. Ardından öğle yemeğimizi yiyeceğiz ve şehir merkezinde kısa bir serbest zamanımız olacak.
Sonrasında hep birlikte gençlik festivaline katılacağız. Festival alanında müzik, oyunlar, takım yarışmaları, çeşitli etkinlikler ve stantlar olacak.
Akşam saatlerinde otelimize geçeceğiz. Odalarımıza yerleşip akşam yemeğimizi yiyeceğiz. Daha sonra otelimizin ortak alanında okul tarafından düzenlenen bir akşam etkinliğimiz olacak."
Salondan alkışlar yükseldi.
Bir yerlerden yine:
"OHA!"
sesi geldi.
Asel gülerek devam etti.
"İkinci gün ise gezinin en eğlenceli günü.
Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra eğlence ve su parkına gidiyoruz. Günün büyük bölümünü orada geçireceğiz. Öğle yemeğimiz de program dahilinde olacak.
Akşam tekrar otelimize dönüp yemek yiyeceğiz. Sonrasında ikinci akşam etkinliğimiz var. Müzik, oyunlar ve çeşitli aktiviteler olacak.
Üçüncü gün ise odalarımızı boşaltıp eşyalarımızı otobüslere bırakacağız. Antalya'nın tarihi ve turistik bölgelerinden birini daha ziyaret edeceğiz. Ardından çarşıda yaklaşık iki saatlik kontrollü serbest zamanımız olacak.
Sonrasında hep birlikte öğle yemeğimizi yiyip Bodrum'a dönüş için yola çıkacağız."
Salondaki öğrenciler artık kendi aralarında konuşmaya başlamıştı.
Asel elindeki kâğıda baktı.
"Şimdi gelelim en çok sorulan kısma."
Salon bir anda yeniden sessizleşti.
"Gezinin toplam ücreti kişi başı 6.500 TL."
Bir anda salon karıştı.
"NE?"
"6500 MÜ?"
"Annem beni öldürür."
"Sus oğlum, daha neler dahil onu dinle!"
Asel gülerek mikrofonu kendine çekti.
"Durun daha bitmedi."
"Bu ücretin içerisinde;
- Gidiş-dönüş otobüs ulaşımı,
- İki gece otel konaklaması,
- Oteldeki kahvaltı ve akşam yemekleri,
- Gençlik festivali giriş ve etkinlikleri,
- Eğlence ve su parkı giriş ücreti,
- Gezi kapsamında yapılacak diğer toplu etkinlikler
bulunuyor."
Salondaki uğultu biraz azaldı.
"Öğle yemekleri ve kişisel harcamalar ise bu ücrete dahil değil.
Odalar kız ve erkek öğrenciler ayrı olacak şekilde, üç veya dört kişilik olarak düzenlenecek. Oda arkadaşlarınızı kendi aranızda belirleyebileceksiniz; ancak son yerleşim planını öğretmenlerimiz onaylayacak."
Arka taraftaki birkaç öğrenci hemen kendi aralarında oda planı yapmaya başladı.
"Ben Rukiye'yle aynı odaya giriyorum."
"Ben Belenay'la."
"Üç kişi olursak bizi kim tamamlıyor?"
Asel gülümseyerek devam etti.
"Bir de birkaç önemli kuralımız var.
Gezi boyunca belirlenen saatlere uymamız gerekiyor. Serbest zamanlarda tek başına dolaşmak yok. En az üç kişilik gruplar halinde hareket edeceğiz. Akşam saatlerinde ise belirlenen saatten sonra herkes kendi odasında olacak."
Tam o sırada Alperen, Asel'e bakarken gözleri kısa bir an Yusuf'a kaydı.
Yusuf da sahneye bakıyordu.
Alperen'in çenesi hafifçe gerildi.
Furkan bunu fark etti.
"Oğlum..."
Alperen dönüp baktı.
"Ne?"
"Bir şey yok."
Furkan sırıttı.
"Senin bir şeyin var da neyse."
Alperen cevap vermedi.
Asel konuşmasını tamamlamak üzereydi.
"Bu gezinin amacı sadece Antalya'yı gezmek değil.
Yeni eğitim döneminde birbirimizi daha iyi tanımak, yeni arkadaşlıklar kurmak ve hep beraber güzel bir anı biriktirmek.
O yüzden üç gün boyunca biraz eğlenelim, biraz yorulalım, bol bol gülelim ama en önemlisi birbirimize dikkat edelim.
Ve son olarak..."
Asel salona baktı.
Kısa bir gülümseme geldi yüzüne.
"Antalya'da görüşürüz."
Mikrofonu bıraktı.
Salon alkışlarla doldu.
Asel sahneden inerken Rukiye hemen yanına koştu.
"Kanka millet çıldırdı."
Asel güldü.
"Ben dedim size."
İkisi birlikte sahnenin arkasına doğru ilerledi.
Salonda ise herkes geziyi konuşuyordu.
Kim kiminle aynı otobüse binecek...
Kim kiminle aynı odada kalacak...
Kim ne getirecek...
Ama salonun arka tarafında bir kişi bunların hiçbirini düşünmüyordu.
Alperen.
Gözleri hâlâ Asel'in kaybolduğu kapıdaydı.
Furkan onun omzuna vurdu.
"Geziye gidiyoruz oğlum."
Alperen kısa bir nefes verdi.
"Farkındayım."
Furkan sırıttı.
"Sen geziye değil başka bir şeye takılmışsın ama."
Alperen ona ters ters baktı.
"Kes."
Furkan kahkaha attı.
"Tamam lan."
Taha ikisine bakıp başını salladı.
"Bu gezi çok olaylı geçecek."
Furkan:
"Kesin."
Alperen ise hiçbir şey söylemedi.
Sadece Asel'in biraz önce çıktığı kapıya baktı.
Ve yüzündeki ifade, daha şimdiden bu üç günlük gezinin hiç de sakin geçmeyeceğini söylüyordu.
“Ve evet, şimdi gelelim öğrenciler için asıl önemli olana.”
Asel elindeki kâğıda baktı.
“Grupları rehber öğretmenlerimiz dağıttı. Ben de sizinle beraber bakacağım. Gruplar dört ve beş kişilik.”
“İlk grup Ahmet, Pelin, Buse ve Doğukan.”
“İkinci grup...”
Asel birkaç grubu daha saydı.
Sonra listeye tekrar baktı.
“Son gruplardan biri Alperen, Taha, Belenay ve Nisa.”
Salonda birkaç kişi birbirine bakmaya başladı.
“Diğer grup Asel, Yusuf, Güney ve Rukiye.”
Yusuf başını kaldırıp Asel'e baktı. Rukiye ise Güney'e dönüp hafifçe sırıttı.
“Asıl eğlence şimdi başlıyor,” diye fısıldadı.
Asel devam etti.
“Bir sonraki grup Eda, Furkan, Nisa ve Enes.”
Listeyi kapatmak üzereyken salondan bir ses geldi.
“Benim itirazım var.”
Alperen ayağa kalkmıştı.
Asel mikrofonu bırakmıştı ama tekrar eline aldı.
“Eğer haklı bir itirazın varsa konferanstan sonra rehber öğretmenlerimize iletebilirsin.”
Alperen kaşlarını çattı.
“Benim itirazım var.”
Asel ona baktı.
“‘Haklı itiraz’ dedim.”
Salonda birkaç kişi gülmeye başladı.
“Asıl senin itirazının pek haklı olacağını sanmıyorum.”
Alperen'in yüzü düştü.
Salonda bir anda uğultu başladı.
Okul artık Asel ve Alperen'in ayrıldığını anlamıştı.
Herkes yavaş yavaş konferans salonundan çıkmaya başladı.
Asel de çantasını alıp çıkarken Alperen arkasından gelip kolunu tuttu.
“Böyle konuşmayı biliyorsan beni de dinlemek zorundasın.”
Asel kolunu çekti.
“Hiçbir şeyi yapmak zorunda değilim. Pisliğinde boğul. Yaptığın açıklamayla da ilgilenmiyorum. Gördüklerim yetti.”
Arkasını dönüp gidecekken Alperen tekrar kolundan çekti.
“Bak Asel, pişman olacaksın. Beni tezgaha düşürdüler.”
Asel ona bakıp gözlerini devirdi.
“Ay eminim öyledir. Bırak kolumu.”
“Sana bunu kanıtlamama izin ver.”
“Kolumu bırak dedim.”
Tam o sırada Yusuf ve Rukiye yanlarına geldi.
Rukiye Alperen'e döndü.
“Alperen, bıraksana kızı. Dinlemek istemiyor.”
Yusuf da Alperen'in elini tuttu.
“Bırak lan kızı.”
O sırada Güney geldi. Güney'i gören Furkan da hemen yanlarına geldi.
Ardından Taha, Arif ve Cengiz de yanlarına geldi.
Alperen Yusuf'a döndü.
“lan mı?”
Yusuf'a yumruk atacakken Asel bir anda bağırdı.
“Yeter! Durun artık!”
Herkes sustu.
“Bıktım ya sizin kavgalarınızdan.”
Sonra Taha'ya döndü.
“Götürün siz de arkadaşınızı. Yoksa benim de elimden bir kaza çıkacak.”
Alperen Asel'e bakarak,
“Bu iş burada bitmedi, Asel.”
Asel alaycı bir şekilde gülümsedi.
“Aynen... aşkımmm.”
Alperen hiçbir şey demeden arkasını dönüp gitti.
Asel alnını sıvazladı, çantasını aldı.
Sonra Yusuf'a döndü.
“Kimsenin beni korumasına gerek yok. Olay çıksın istemiyorum.”
Yusuf hiçbir şey demedi.
Sadece gözlerini devirdi.
Sonra Güney'le beraber oradan uzaklaştı.
Kızlar okuldan çıktıktan sonra bir kafeye gittiler.
Asel, Rukiye ve Belenay oturup sohbet etmeye başladılar.
Bir süre sonra Asel, yaşananları Belenay'a anlattı.
Belenay'ın gözleri büyüdü.
“Oha kanka. Yusuf sana kıyafetlerini mi verdi?”
Asel başını salladı.
“Evet ya.”
Rukiye bir anda başka bir şeyi hatırladı.
“Kanka, peki seni kimin kilitlediğini bulabildin mi?”
Asel'in yüzü değişti.
“Ayyy kanka, ben o mevzuyu tamamen unuttum. Olanlardan dolayı ilgilenemedim.”
Sonra kahvesinden bir yudum aldı.
“Ama en kısa zamanda halledeceğim.”
Rukiye hemen,
“Aynen. Hatta yarın cuma zaten. Gidelim kameralara bakalım, baktıralım. Sonra da gezi için alışverişe çıkarız.”
Asel başını salladı.
“Tamam, olur.”
Belenay ikisine baktı.
“Bu arada bugün akşam bizde yemek yiyelim mi? Uzun süredir beraber takılmıyoruz.”
Rukiye hemen gülümsedi.
“Olur.”
Asel de başını salladı.
“Tamam kanka, gelirim.”
Kızlar kafeden çıktıktan sonra evlerine geçtiler ve akşam için hazırlanmaya başladılar.
Asel pudra pembesi bluzunu, desenli mini eteğini ve pembe topuklularını giydi. Gümüş takılarını takıp saçına büyük pembe saten fiyonkunu yerleştirdi.
Rukiye ekru kazağını, beyaz mini eteğini ve beyaz çorap çizmelerini giyip üzerine bej kürklü kabanını aldı.
Belenay ise bej trikosunu siyah mini eteğiyle kombinleyip bej botlarını giydi. Siyah çantasını ve altın takılarını da tamamladı.
Bir süre sonra Asel evden çıktı ve şoförü beklemek için kapının önüne geçti.
Tam o sırada yan taraftan bir ses geldi.
“Pşşşt... Aselsan.”
Asel dönüp Yusuf'a baktı.
“Küs müyüz?”
Asel ona doğru yürüyüp kaşını kaldırdı.
“Neden küs olmamız için bir sebep mi var?”
Yusuf sırıttı.
“Peki senin bana küsmen için bir sebebe ihtiyacın mı var?”
Asel güldü.
“Abartma.”
“Küs değilsin yani?”
“Hayır, değilim.”
Yusuf başını salladı.
“Ee nereye böyle?”
“Belenaygile yemeğe.”
Yusuf Asel'e şöyle bir baktı.
“Belenaygile yemeğe bu kadar şık mı gidiyorsun?”
Asel bunu iltifat olarak algılayıp sırıttı.
“Bunu iltifat olarak algılayıp sorduğun saçma soruyu es geçiyorum.”
Yusuf bir adım yaklaştı.
“Yok, soruma cevap ver. Ben sana sonra iltifat ederim.”
Asel de bir adım yaklaştı.
“Beni tanıyamadın mı? Ben hep şık giyinirim.”
Yusuf gülümsedi.
“Evet. Benim kıyafetler de gayet şık olmuştu.”
Asel güldü.
“Onları da vereceğim.”
“Benim gardırop sende zaten. Sorun yok. Ceket, şort, forma... Oh miss.”
“Asıl sen kayıt mı tutuyorsun?”
“Yarın verirsin.”
“Aslında vereceğim.”
“Şimdi de verebilirsin.”
“Aslında yıkamadım daha. Yıkayayım, veririm zaten. Çeyizime kaldırmayacağım.”
Yusuf güldü.
“Yok, yıkamadan ver.”
Asel kaşlarını kaldırdı.
“Saçmalama istersen.”
Yusuf bir adım daha yaklaştı.
İkisi birkaç saniye sessizce birbirlerine baktılar.
Yusuf, Asel'in saçını kulağının arkasına aldı.
“Yıkadıktan sonra odanda kalsın ama. Biraz daha kokun sinsin iyice.”
Asel bir anda utandı.
Ne diyeceğini bilemeden birkaç saniye öylece kaldı.
Tam o sırada şoförün korna sesi duyuldu.
Asel hemen kendine geldi.
“Ee... Ben geç kalıyorum. Görüşürüz.”
Yusuf ensesini kaşıyıp gülümsedi.
“Görüşürüz.”
Asel utanarak hızla arabaya bindi.
Araba uzaklaşırken Yusuf olduğu yerde kalıp arkasından baktı.
Rukiye tam evden çıkacakken telefonu çaldı.
Arayan Furkan'dı.
Rukiye telefonu açtı.
“Efendim?”
Furkan'ın sesi biraz çekingen geliyordu.
“Rukiye... Biraz konuşabilir miyiz?”
Rukiye iç çekti.
“Furkan, artık ben konuşmak istemiyorum.”
“Bak, Asel ve Alperen hakkında önemli bir şey söylemem gerek. Aslında Asel'i çağıracaktım ama gelmeyeceğini bildiğim için seni çağırıyorum.”
Rukiye bir an durdu.
“Neymiş?”
“Burada anlatacağım türden bir şey değil. Eğer müsaitsen evinin oralardayım. Konuşalım, Asel için.”
Rukiye'nin aklında tek bir şey kaldı.
“Asel için...”
Birkaç saniye düşündü.
“Tamam. Beş dakika vaktim var. Gel, konuşalım.”
Birkaç dakika sonra Furkan geldi.
Rukiye kapıya çıktı.
Furkan gülümsedi.
“Naber?”
“İyi.”
Furkan Rukiye'ye baktı.
“Çok şıksın. Randevun mu vardı?”
Rukiye hafifçe gülümsedi.
“Teşekkür ederim. Evet, kızlarla yemek yiyeceğiz.”
Furkan başını salladı.
“O zaman ben hemen konuya gireyim, seni de çok tutmayayım.”
Bir an durdu.
“Bak Rukiye, aramızda ne geçerse geçsin seni hep seveceğim, biliyorsun. Sevgili olmadan önce de güzel bir arkadaşlığımız vardı ve bunun bozulmasını istemiyorum.”
Rukiye sessizce dinledi.
“Seninle barışmak istemiyorum ama arkadaş kalabiliriz bence. Şu zamana kadar sana yaptığım yanlışlardan dolayı da özür dilerim.”
Rukiye şaşırdı.
“Tamam, önemli değil. Tabii ki düşman değiliz. Olgunluğun için sağ ol ama konuya girersen sevinirim, pek vaktim yok.”
Tam o sırada Güney göründü.
“Gene mi rahatsız ediyorsun lan sen bu kızı?”
Furkan arkasını döndü.
“Sen ne diyorsun lan?”
Güney bir anda Furkan'a yumruk attı.
“Bak ne diyorum oğlum!”
Rukiye hemen araya girdi.
“Napıyorsun ya sen?!”
Topuklularıyla Güney'i geri itti.
Sonra Furkan'a döndü.
“İyi misin?”
Güney şaşkınlıkla Rukiye'ye baktı.
“Ne demek napıyorsun Rukiye?”
Rukiye ona döndü.
“İyi misin Güney? Sen beni rahatsız etmiyordu, konuşuyorduk.”
Güney sustu.
“Ben seni rahatsız ediyor sandım.”
Rukiye sinirlendi.
“Öyle olsa bile çözümün bu mu ya? Gider misin lütfen?”
Güney birkaç saniye Rukiye'ye baktı.
Sonra hem mahcup hem de ikisini öyle görünce kıskanmış bir şekilde arkasını dönüp gitti.
Rukiye Furkan'ı kaldırıp oturttu.
Çantasından peçete çıkarıp ona uzattı.
“İyi misin?”
Furkan ağzını tutarak Rukiye'ye baktı.
“Rukiye, bak. Bu herif iyi biri değil. Bana değiştiğin çocuğu gör.”
Rukiye derin bir nefes aldı.
“Evet Furkan... Geri geldi.”
Furkan ayağa kalktı.
Rukiye ona baktı.
“Tamam, iyi gibisin. Onun adına kusura bakma. Başka zaman konuşalım, ben gitmeliyim.”
Rukiye arabaya binip oradan uzaklaştı.
Furkan ise arkasından bakıp sinirle yerdeki taşı tekmeledi.
Kızlar Belenay'ın evine gittiler.
İçeri girer girmez ayakkabılarını çıkarıp salona geçtiler.
Bir süre oturup gün içinde yaşananları konuşmaya başladılar.
Belenay mutfaktan tabakları getirirken,
“Ben size bir şey söyleyeyim mi? Sizin hayatınız gerçekten normal değil.”
Rukiye güldü.
“Biz de farkındayız.”
Asel ise sadece gülümsedi.
Belenay ona baktı.
“Kanka sen iyi misin?”
Asel omuz silkti.
“İyiyim.”
Rukiye hemen araya girdi.
“İyi değil ama iyi.”
Asel gözlerini devirdi.
“Başlama.”
Belenay Asel'in yanına oturdu.
“İstersen konuşuruz.”
Asel başını iki yana salladı.
“Yok. Şu an konuşmak istemiyorum.”
Kızlar daha sonra yemeklerini yiyip salonda oturdular. Konu bir anda Antalya gezisine geldi.
Kim kiminle aynı otobüste olacak, kim kiminle aynı odada kalacak, alışverişte neler alınacak derken sohbet iyice uzadı.
Bir süre sonra Belenay,
“Bu gece gidemezsiniz zaten. Kalın bende.”
Rukiye Asel'e baktı.
“Kalalım mı?”
Asel ilk kez biraz daha hevesli göründü.
“Kalalım.”
Gece ilerledikçe kızlar pijamalarını giyip salona geçtiler.
Oyunlar oynadılar, birbirleriyle dalga geçtiler, eski anılarını konuştular.
Bir ara Belenay telefonundan eski fotoğrafları açtı.
Rukiye kahkahayı bastı.
“AY BU NE?”
Asel yastığı ona fırlattı.
“Kapat şunu!”
Üçü de gülmeye başladı.
Asel'in kafası birkaç saatliğine de olsa dağıldı.
Ama gece herkes uyumaya hazırlanırken Asel bir süre sessizce tavana baktı.
Ayrılığın acısı hâlâ içindeydi.
Sadece kimseye göstermiyordu.
Rukiye de telefonunu birkaç kez kontrol etti.
Güney'den bir özür mesajı bekliyordu.
Ama telefon sessizdi.
Kızlar o gece Belenay'da kaldılar.
---
Ertesi sabah okula gittiler.
Rukiye okulda Güney'i birkaç kez gördü.
İkisi de birbirine bakıyordu ama Rukiye yanına gitmiyordu.
Hatta Belenay'a,
“Ben hâlâ sinirliyim ona.”
diyordu.
Teneffüste Asel, Rukiye ve Belenay birlikte otururken Furkan yanlarına geldi.
Asel onu görünce,
“Yine ne var bununla ya?”
diye mırıldandı.
Furkan Rukiye'ye baktı.
“Dün konuşamadığımız meseleyi bugün çıkışta konuşmak ister misin?”
Rukiye başını iki yana salladı.
“Üzgünüm, bugün planım var.”
“Başka zaman konuşuruz.”
“Kızlarla alışverişe gideceğiz.”
Furkan bir an düşündü.
“Akşam yanına da gelebilirim. Nasıl istersen. Ama önemli bir konu konuşmamız gerek.”
Rukiye geçiştirdi.
“Tamam, ben seni arayacağım.”
Furkan başını sallayıp yanlarından ayrıldı.
Güney ise bütün konuşmayı uzaktan izlemişti.
Bir anda sinirlenip ayağa kalktı.
Rukiye'nin yanına geldi.
“Gelsene sen bir.”
Rukiye şaşkınlıkla ona baktı.
“Efendim?”
Güney Rukiye'nin elinden tutup onu ayağa kaldırdı ve biraz kenara götürdü.
Furkan da uzaktan ikisini izledi.
Rukiye kollarını bağladı.
“Efendim Güney? Ne var?”
Güney derin bir nefes aldı.
“Dün yaşanan şeyi yanlış anladım. Özür dilerim.”
“Yaptığım şey hoş bir durum değildi ama seni rahatsız ediyor zannettim.”
Rukiye'nin yüzü ciddileşti.
“Rahatsız etse bile yaptığın davranış hoş muydu?”
Güney sustu.
“Ben bu tarz şeylerden hoşlanmadığımı bildiğin halde... Bilmiyorum Güney. Yaptığın şey çok yanlıştı.”
Güney başını salladı.
“Evet. Yanlış olduğunu kabul ediyorum.”
“Bir daha tekrarlanmayacak, söz.”
“Eğer seni üzüp kırdıysam tekrar çok çok çok özür dilerim.”
“Bunu telafi edeceğim.”
Rukiye'nin yüzü biraz yumuşadı.
“Tamam, önemli değil.”
“Yanlış anladığının farkındayım ama lütfen bir daha böyle bir şey olmasın.”
Güney birkaç saniye sustu.
Sonra aklına takılan şeyi sordu.
“Furkan'la barıştınız mı?”
Rukiye kaşlarını çattı.
“Hayır.”
“Neden bu kadar yakınsınız?”
“Güney...”
Rukiye başını iki yana salladı.
“Hayır tabii ki barışmadık. Sadece bir konuyu konuşmamız gerekiyor, o kadar.”
Güney'in yüzü değişti.
“Dün bir date'e gidecek gibiydiniz. O da olmadı mı?”
Rukiye bir anda ayağa kalktı.
“Güney, ne saçmalıyorsun?”
“Gerçekten artık bunları dinleyecek tahammülüm yok.”
“Sen... bilmiyorum, tuhaf davranıyorsun Güney.”
Güney sustu.
Rukiye devam etti.
“Tamam, kusura bakma.”
Güney iç çekti.
“Birazcık kafam karışık sadece.”
Rukiye ona baktı.
“Bence kafanı toplamadan benimle konuşma Güney.”
“Biraz kafanı toparlasan iyi olacak.”
“Çünkü bu halin hiç hoş değil.”
Rukiye arkasını dönüp kızların yanına gitti.
Güney ise olduğu yerde kalıp arkasından baktı.
Okul çıkışı kızlar birlikte müdürün odasına gittiler. Rukiye kapıyı çaldı.
Müdür: Gelin.
Üçü içeri girdi.
Müdür: Ne oldu kızlar?
Rukiye Asel'e baktı, sonra konuşmaya başladı.
Rukiye: Hocam, geçen gün size bahsettiğimiz olay var ya...
Müdür: Evet?
Rukiye: Biz o olayla ilgili düşündük de, okulun kamera kayıtlarına bakabilir miyiz diyecektik. Bizi odaya kimin kilitlediğini bulmak istiyoruz.
Asel: Belki kameralarda görünüyordur hocam. O gün okulda kimlerin kaldığını falan da anlayabiliriz.
Müdür birkaç saniye düşündü.
Müdür: Tabii ki ilgileneceğiz. Ama kayıtların tek tek incelenmesi gerekiyor. Açıkçası siz Antalya gezisinden dönene kadar ancak sonuçlanır.
Asel: O kadar mı sürer hocam?
Müdür: Maalesef. Ayrıca bazı kayıtlarda teknik bir problem olduğunu fark ettik. Kameralardan birinde de bozukluk var. Onu da hallettireceğiz.
Rukiye hemen araya girdi.
Rukiye: Tamam hocam ama bir şey bulduğunuz anda bizi arayın nolur.
Asel: Evet hocam, gerçekten çok merak ediyoruz.
Rukiye: Görür görmez mutlaka arayın, tamam mı?
Müdür gülümseyerek başını salladı.
Müdür: Tamam kızlar, merak etmeyin. Bir gelişme olduğu zaman size haber vereceğim.
Asel: Tamam hocam, teşekkür ederiz.
Rukiye: Sağ olun hocam.
Kızlar odadan çıkıp koridorda yürümeye başladılar.
Rukiye: Ben bunu kafaya taktım ya. Kim olduğunu gerçekten bulmak istiyorum.
Asel: Ben de. Bir de şu kamera bozukluğu olayı biraz garip geldi bana.
Belenay: Kızlar siz yine olayı büyütmeyin. Adamlar bakacak işte.
Rukiye: Ben yine de içime sinmeyen bir şey olduğunu düşünüyorum.
Asel: Neyse, Antalya'dan dönünce öğreniriz. Şimdi alışverişe gidiyoruz.
Belenay: Sonunda!
Üçü birlikte okuldan çıkıp AVM'ye gittiler.
AVM'ye girdikleri gibi mağazaları gezmeye başladılar. Antalya için kıyafetlere, çantalara, ayakkabılara ve çeşitli aksesuarlara baktılar.
Belenay bir mağazada eline aldığı kıyafeti Asel ve Rukiye'ye gösterdi.
Belenay: Kızlar buna ne diyorsunuz?
Rukiye: Güzel de bunu nerede giyeceksin?
Belenay: Bilmiyorum ama çok güzel, alacağım.
Asel: Senin alışveriş mantığın gerçekten çok farklı.
Belenay: Güzel bir şey bulduysam neden almayayım?
Üçü gülerek alışverişe devam etti.
Bir süre sonra ellerinde poşetlerle yemek katına çıktılar. Yemeklerini alıp bir masaya oturdular.
Önce aldıkları şeylerden konuştular. Sonra konu yavaş yavaş Güney'e geldi.
Belenay: Bu arada Rukiye... Güney'le ne yaptınız?
Rukiye'nin yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
Rukiye: Bir şey yapmadık.
Asel: Özür dilemişti ya.
Rukiye: Diledi. Ben de kabul ettim ama bu her şey eskisi gibi oldu demek değil.
Belenay: Ama sonuçta özür dilemiş.
Rukiye: Özür dilemesi yaptığı şeyi değiştirmiyor ki. Ben özellikle böyle şeylerden hoşlanmadığımı biliyor. Buna rağmen gidip Furkan'a saldırdı.
Asel başını salladı.
Asel: Bence de hemen hiçbir şey olmamış gibi davranmak zorunda değilsin.
Rukiye: Zaten davranmıyorum.
Belenay biraz düşündükten sonra sordu.
Belenay: Peki sence neden yaptı?
Rukiye kısa bir süre sessiz kaldı.
Rukiye: Kıskançlıktan.
Asel hemen Rukiye'ye baktı.
Asel: Bence de.
Belenay: E o zaman senden hoşlanıyor olabilir mi?
Rukiye gözlerini devirdi.
Rukiye: Asel sen de başlama.
Asel: Ne var? Çocuk Furkan'ın adını duyunca bile değişiyor.
Belenay: Harbiden.
Rukiye istemeden gülümsedi ama sonra tekrar ciddileşti.
Rukiye: Hoşlanıyorsa da önce kendine bir çeki düzen versin. Ben böyle davranışları kaldıramam.
Asel: İşte mesele bu zaten.
Bir süre sessizce yemeklerini yediler.
Sonra Rukiye daha düşük bir sesle konuştu.
Rukiye: Ama dün gece mesaj atar diye bekledim.
Asel ve Belenay aynı anda Rukiye'ye baktı.
Belenay: Aaa!
Rukiye: Ne aaa'sı?
Asel: Hiç. Devam et.
Rukiye: Sadece... özür diler diye düşündüm. En azından bir mesaj atar sandım.
Asel biraz yumuşak bir sesle konuştu.
Asel: Bak, onu tamamen hayatından çıkarmak zorunda değilsin. Ama biraz mesafe koyman bence iyi olur.
Rukiye başını salladı.
Rukiye: Zaten öyle yapacağım. Biraz kendi haline bırakacağım. Ne istediğini kendi düşünsün.
Belenay: Bence de. Hem Antalya gezisinde zaten hepimiz beraber olacağız. Orada da belli olur nasıl davranacağı.
Rukiye hafifçe gülümsedi.
Rukiye: İnşallah üç gün boyunca başımın etini yemez.
Asel kahkaha attı.
Asel: Sen daha Güney'i düşünüyorsun, benim Alperen'le aynı gezide olmamı düşünmüyorsun.
Rukiye bir anda Asel'e döndü.
Rukiye: Seninki daha büyük problem zaten.
Belenay: Ben şimdiden söylüyorum, o gezi sakin geçmeyecek.
Asel telefonunu masaya bırakıp gülümsedi.
Asel: Ben de hiç sakin geçeceğini düşünmüyorum.
Üçü birbirlerine bakıp güldüler.
Sonra yeniden poşetlerini alıp alışverişe devam ettiler.
Kızlar AVM'den çıktıktan sonra herkes kendi evine geçti. Ancak Rukiye'nin morali hâlâ bozuktu. Güney'le bütün gün doğru düzgün konuşmamışlardı ve bu durum Rukiye'nin canını sıkıyordu.
Asel bunu fark edince akşam Rukiye'nin yanına gitmeye karar verdi.
Rukiye'nin odasında beraber oturup tatlı söylediler. Bir süre konuşup eski konularından bahsettiler. Tam o sırada Rukiye'nin telefonu çaldı.
Arayan Furkan'dı.
Rukiye telefona baktı ama cevap vermedi.
Telefon bir süre sonra sustu.
Rukiye hiçbir şey söylemeden ekrana bakmaya devam etti. Birkaç saniye sonra gözleri doldu ve ağlamaya başladı.
Asel neden ağladığını sormadı bile. Bunun sadece birikmiş duyguların patlaması olduğunu anlayıp direkt Rukiye'ye sarıldı.
Rukiye Asel'e sarılırken ağlayarak konuşmaya başladı.
Rukiye: Hepsi aynı şuna bak ya... İnsan bir yazar. Sanki ben suçluymuşum gibi. Bir de trip atıp yazmıyor.
Asel hiçbir şey söylemeden Rukiye'yi dinledi.
Rukiye: Ben ne yaptım ki? Özür diledi, ben kabul ettim. Ama sonra bir anda tavır yapmaya başladı. İnsan bi sorar ya, bi konuşur...
Asel sadece başını sallayarak onu dinlemeye devam etti.
Rukiye: Vallahi erkeklerden bıktım artık. Biri ayrı dert, biri ayrı dert.
Asel hafifçe gülümsedi.
Asel: Senin hayatında erkekler gerçekten toplu taşıma gibi.
Rukiye ağlamasının arasında istemsizce güldü.
Rukiye: Sus ya.
İkisi tekrar sarıldılar.
Tam o sırada sokaktan çok yüksek bir müzik sesi gelmeye başladı.
Rukiye ağlamayı bırakıp başını kaldırdı.
Rukiye: Bu ne?
Müzik gittikçe daha net duyuluyordu.
Çalan şarkı “Seviyorum Seni Yar”dı.
Ses bir süre hiç azalmadan devam etti.
Asel de merak edip Rukiye'ye baktı.
Asel: Kız kim açtı bunu bu saatte?
Rukiye ayağa kalktı.
Rukiye: Bilmiyorum.
İkisi birlikte Rukiye'nin odasının balkonuna çıktılar.
Aşağı baktıklarında yerde mumlarla yazılmış büyük bir yazı gördüler:
“ÖZÜR DİLERİM”
Rukiye birkaç saniye boyunca ne olduğunu anlamaya çalıştı.
Sonra gözündeki yaşları peçeteyle silip aşağı baktı.
Tam o anda Güney'i gördü.
Rukiye'nin gözleri bir anda açıldı.
Asel'e döndü.
Asel de aşağı bakıp Güney'i görünce gülümseyerek:
Asel: Koşşş!
Rukiye hiç düşünmeden odadan çıktı.
Merdivenlerden hızlıca aşağı indi ve kapıyı açtığı gibi Güney'e doğru koştu.
Güney daha ne olduğunu anlamadan Rukiye gelip ona sarıldı.
Asel ise biraz daha yavaş bir şekilde aşağı indi.
Rukiye'nin üzerinde beyaz kapüşonlu sweatshirt, altına beyaz ribanalı atlet ve çizgili boxer şort vardı. Ayağında da yumuşacık beyaz ev terlikleri vardı.
Asel de ev terlikleriyle aşağı inip bir kenara geçti ve duvara yaslanarak Rukiye ile Güney'i izlemeye başladı.
Güney Rukiye'ye bakıp gülümsedi.
Güney: Affettin mi güzelim?
Rukiye hâlâ ona sarılmış halde cevap verdi.
Rukiye: Küsmemiştim ki...
Güney Rukiye'ye sarıldı ve onu öptü.
Rukiye de gülümseyerek ona sarılmaya devam etti.
Asel uzaktan ikisine bakıp gülümsedi.
Tam o sırada arabanın kapısı açıldı.
Yusuf arabadan indi.
Elinde bir buket papatya vardı.
Asel şaşkınlıkla Yusuf'a baktı.
Yusuf yanına gelip buketi ona uzattı.
Yusuf: Bunlar da senin için.
Asel papatyalara baktı.
Asel: Papatya sevdiğimi nereden biliyorsun?
Yusuf hafifçe gülümsedi.
Yusuf: Kötü mü etmişim?
Asel hemen başını salladı.
Asel: Yok, teşekkür ederim. Sadece bilmene şaşırdım.
Yusuf: Tahmin ettim.
Asel kaşlarını kaldırdı.
Asel: Nasıl yani?
Yusuf buketin içinden bir papatya aldı.
Asel'e yaklaşıp papatyayı kulağına taktı.
Yusuf: Papatya saflık, güzellik, masumiyet ve saf sevgi demekmiş. Senin gibi.
Asel birkaç saniye Yusuf'a baktı.
Gözleri dolu dolu oldu ama yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
Asel: Teşekkür ederim... Tekrar.
Yusuf gülümsedi.
O sırada Rukiye, Güney'den ayrılıp ikisine baktı.
Rukiye: Ama biz gezmeye gitmiyor muyuz? Saat beşe kadar gezmiyor muyuz yani?
Asel bir anda saate baktı.
Asel: A benim valizi hazırlamam gerek!
Sonra Rukiye'ye döndü.
Asel: O zaman bir saate hazırlanıp hadi gezelim!
Rukiye gülerek başını salladı.
Asel tam arkasını dönüp gidecekken Rukiye'ye baktı.
Asel: Kanka ama...
Rukiye'nin yüzündeki mutluluğu görünce durdu.
Asel: İyi... peki.
Sonra ellerini iki yana açtı.
Asel: Hadi o zaman. Beni hemen eve bırakıyorsunuz.
Güney güldü.
Yusuf da arabaya doğru yöneldi.
Saat 05.30'da okuldan Antalya gezisi için otobüs kalkacaktı.
Asel ve Rukiye eve dönüp valizlerini hazırlamak için yola çıktılar.
İkisinin de önünde üç günlük Antalya macerası vardı.
Kızlar eve gittikten sonra hızlıca hazırlanmaya başladılar. Saat 05.30'da okuldan Antalya'ya gidecek otobüs kalkacaktı.
Bir süre sonra Asel evin önüne çıktı. İki kabin boy pembe valizi, iki sırt çantası ve pembe çizgili seyahat çantası vardı. Üzerinde pembe detaylı krem renkli GAP kapüşonlu fermuarlı sweatshirt, pembe halter yaka atlet ve pembe eşofman altı vardı. Ayağında pembe tüylü UGG terlikleri, başında pembe NY şapkası vardı. Miu Miu gözlükleri, pembe kablosuz kulaklığı ve pembe akıllı saati de yanındaydı. Küçük Dior çantasını da omzuna takmıştı.
Bir süre sonra Yusuf ve Güney arabayla Rukiye'yi almaya geldiler.
Rukiye evden bir valiz ve sırt çantasıyla çıktı. Üzerinde beyaz kayık yaka, tek omuz detaylı triko kazak ve yüksek bel siyah tayt vardı. Ayağında New Balance spor ayakkabıları, başında siyah Alo şapkası vardı. Siyah oval güneş gözlüğünü takmış, krem-beyaz kapitone çantasını da yanına almıştı.
Yusuf hemen ön koltuktan indi ve arka kapıyı açtı.
Yusuf: Yenge buyur, sen geç.
Rukiye kaşlarını kaldırdı.
Rukiye: Yenge mi?
Güney, Yusuf'a sert bir bakış attı.
Yusuf hemen toparladı.
Yusuf: Pardon.
Rukiye gülerek arabaya bindi.
Rukiye: İyi geç bakalım enişte.
Yusuf bir an durdu, sonra gülümsememek için yüzünü çevirdi. İçten içe bayağı hoşuna gitmişti.
Güney ve Yusuf Rukiye'nin valizini bagaja koydular.
Sonra Asel'i almak için yola çıktılar.
Asel arabayı görünce hemen bagajı açtırdı.
Asel: Dur dur, şunları da koyalım.
Valizlerini kendi yerleştirmeye çalışırken Yusuf arabadan indi.
Yusuf: Çekil Aselsan, ben koyarım.
Asel: Ben koyuyordum zaten.
Yusuf: He he, görüyorum.
Yusuf valizleri yerleştirmesine yardım etti. Sonra Asel de arka koltuğa geçti.
Müzik açıldı.
Bir süre sonra dördü de müziğe eşlik etmeye, arabada kendi aralarında dans edip gülmeye başladılar.
Rukiye: Antalya'ya daha gitmeden yorulduk.
Güney: Daha yolun başındayız.
Asel: Ben size söylüyorum, bu gezi sonunda hepimizin psikolojisi bozulacak.
Yusuf: Senin psikolojin zaten sağlam değil Aselsan.
Asel Yusuf'a dönüp baktı.
Asel: Sen kendine bak önce.
Yusuf: Ben gayet iyiyim.
Asel: Hiç belli olmuyor.
Rukiye ve Güney arkadan gülmeye başladı.
Bir süre sonra araba manzarası çok güzel olan, Bodrum'un neredeyse tamamının ayaklarının altında kaldığı bir yere geldi.
Güney arabayı kenara çekti.
Dördü arabadan indi.
Manzara karşısında bir süre sessiz kaldılar.
Rukiye etrafa bakıp gülümsedi.
Rukiye: Burası çok güzelmiş.
Asel biraz ilerideki banka baktı.
Asel: Siz Güney'le oraya oturun. Ben çime oturacağım.
Asel çimlerin üzerine oturup manzarayı seyretmeye başladı.
Yusuf bagajı açtı ve içeriden bir örtüyle yastık çıkardı.
Asel'in yanına gelip örtüyü yere serdi.
Yusuf: Al, buna otur.
Asel: Sağ ol.
Diğer tarafta Güney, Rukiye'nin elini tuttu ve birlikte banka doğru yürüdüler.
Yusuf da arabadan meyveleri, jelibonları ve içecekleri çıkardı. Bardaklara içecek doldurduktan sonra Asel'in yanına bir tabak ve iki bardak bıraktı.
Sonra kendisi de Asel'in yanına uzandı.
Asel ona dönüp şaşkınlıkla baktı.
Asel: Bak bak bak... Nasıl yatıyor ya.
Yusuf gözlerini kapatıp rahatça cevap verdi.
Yusuf: Yoruldum ama. Yatmayayım mı?
Asel: Daha beş dakika oldu.
Yusuf hemen doğruldu.
Yusuf: Tamam ya Aselsan. Nasıl istersen.
Asel gülmeye başladı.
Sonra ikisi yan yana oturup manzarayı izlemeye başladılar.
Saat 02.30 olmuştu.
Etrafta sadece hafif rüzgâr ve uzaktan gelen sesler vardı.
İkisi de bir süre hiçbir şey söylemeden manzaraya baktı.
Asel bir anda başını Yusuf'un omzuna yasladı.
Yusuf şaşkınlıktan birkaç saniye ne yapacağını bilemedi.
Asel de yaptığına şaşırmıştı ama kendini o kadar huzurlu hissediyordu ki başını kaldırmadı.
Yusuf da hiçbir şey söylemeden olduğu yerde kaldı.
Bir süre sonra Rukiye manzaraya bakarak Güney'e döndü.
Rukiye: Burası çok güzelmiş.
Sonra arkasını dönüp Asel'le Yusuf'a baktı.
Güney de Rukiye'nin baktığı yere baktı.
Güney: Vay...
Rukiye gülümseyerek:
Rukiye: Hayırlısı.
Güney bir anda Rukiye'ye döndü.
Güney: Peki bizden oldu mu?
Rukiye anlamadı.
Rukiye: Ne oldu?
Güney Rukiye'nin karşısına geçti ve dizinin üzerine çöktü.
Rukiye şaşkınlıkla ona bakarken Güney elini tuttu.
Güney: Benimle çıkar mısınız hanımefendi? Her şeyim olur musunuz?
Rukiye'nin yüzünde büyük bir şaşkınlık oluştu.
Birkaç saniye sonra gülümseyerek cevap verdi.
Rukiye: Evet... Tabii ki.
Güney bir anda Rukiye'ye sarılıp onu mutlulukla döndürdü.
Tam o sırada Yusuf heyecanla seslendi.
Yusuf: Yengeeeee!
Asel başını Yusuf'un omzundan kaldırıp ona döndü ve dudağına hafifçe vurdu.
Asel: Şşş! Bozma onların anını.
Yusuf dudağını tutup yüzünü buruşturdu.
Yusuf: Ya acıdı ama!
Asel: Acısın diye yaptım.
Yusuf gülerek Asel'e biraz yaklaştı.
Yusuf: Öpte geçsin.
Asel bir anda utandı ve yüzü kızardı.
Birkaç saniye öylece kaldıktan sonra konuyu değiştirdi.
Asel: Sen daha fazla içme bence.
Yusuf güldü.
Asel ayağa kalkıp Rukiye'nin yanına gitti.
Asel: Aşkım, tebrik ederim!
Rukiye gülerek Asel'e sarıldı.
Asel: Hayırlı olsun kardeşim.
Sonra Güney'e sarıldı.
Yusuf da ayağa kalkıp önce Rukiye'ye, ardından Güney'e sarıldı.
Dördü bir süre orada gülüp konuşmaya devam ettiler.
Önlerinde ise birkaç saat sonra başlayacak üç günlük Antalya macerası vardı.