kimse bir günde değişmez ama bir gün herşeyi değiştirir.
Sabah... Furkan odasında yatağının kenarında oturuyordu. Dün yaşanan kavganın izleri hâlâ yüzündeydi. Sağ gözünün altı morarmış, kaşının kenarı hafifçe açılmıştı. Dudağındaki patlak kabuk bağlamaya başlamış, elmacık kemiğindeki kızarıklık ise hâlâ belirgindi. Telefonunu eline aldı. Sosyal medyada dolaşan videolardan birini açtı. Kavga... Güney'in attığı yumruk... Yere düşüşü... Rukiye'nin "Dur!" diye bağırışı... Videoyu sonuna kadar izledi. Tekrar başa sardı. Bir daha izledi. Bir daha... Çenesindeki kaslar belirginleşmiş, nefes alışverişi sertleşmişti. Telefonu yatağın üzerine fırlattı.
"Bu... Yanına kalmayacak lan."
Hemen rehberden Rukiye'nin numarasını açtı. Aradı. Telefon birkaç saniye çaldı. Ardından ekranda tek bir yazı belirdi.
"Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor."
Furkan tekrar aradı. Aynı sonuç. Telefonu eline alıp sinirle güldü.
"Engellemiş..."
Dişlerini sıktı.
Bu kez Asel'in sohbetini açtı.
Furkan:
Okul çıkışı buluşalım.
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
Asel:
Tamam, bakarız.
Furkan mesajı okuyup telefonu kilitledi.
Tam o sırada bi foto açtı furkanın arkadaşlarından biri görüp atmıştı.
Rukiye...
Ve Güney...
Dün akşam deniz kenarındaki kafede çekilmiş birkaç fotoğraf. İkisi gülüyor, sohbet ediyordu. Furkan fotoğrafa uzun uzun baktı. Parmakları telefonun kenarını sıkacak kadar kasılmıştı. Dişlerini sıktı. Gözlerinin içindeki öfke her geçen saniye biraz daha büyüyordu.
...
O sırada Asel evden çıktı. Üzerinde bordo eşofman takımı vardı. İçine sade beyaz bir tişört giymiş, bordo kapüşonlu üstünü ise omuzlarına atmıştı. Saçları her zamanki gibi dümdüzdü. Gözlüğünü takmış, çantasını omzuna asmıştı. Kapının önünde Alperen bekliyordu. Asel arabaya biner binmez gülümsedi.
"Aşkım."
Alperen de gülümseyerek yanağını uzattı. Asel onu öpüp emniyet kemerini taktı.
"Hazır mısın?"
"Asıl sen hazır mısın?" dedi Alperen gülerek.
İkisi de hafifçe gülümsedi. Araba okulun yolunu tuttu.
...
Rukiye de hazırlanıp evden çıktı. Üzerinde beyaz ince bir crop kazak, altında açık mavi jean vardı. Saçlarını yine düz bırakmış, gözlüğünü takmıştı. Omzundaki çantayı düzelterek bahçeye doğru yürüdü. Tam kapıdan çıkacağı sırada önüne bir anda mikrofonlar uzatıldı.Gazeteciler ve magazin muhabirleri adeta etrafını sardı.
"Rukiye Hanım! Furkan Bey'le ayrıldığınız doğru mu?"
"Dün okul çıkışında yaşanan kavganın sebebi siz miydiniz?"
"yeni bir ilişki mi var?"
"Dün akşam birlikte görüntülendiğiniz doğru mu?"
"Barışma ihtimaliniz var mı?"
"Bu yaşananlar ailenizi nasıl etkiledi?"
"Bugün okula gitmekten çekinmiyor musunuz?"
Rukiye bir an neye uğradığını şaşırdı. Gözleri büyüdü. Bir adım geri attı.
"İzin verir misiniz?"
Hiçbir soruya cevap vermeden hızla arabaya yöneldi.Kapıyı kapatır kapatmaz derin bir nefes verdi. Başını koltuğa yasladı.
"Yok artık..."
Şoför aynadan ona baktı.
"Okula geçiyoruz hanımefendi."
Rukiye sadece başını sallayabildi. Daha gün başlamadan kendini yeniden olayların tam ortasında bulmuştu.
Okulun önünde Belenay, Asel ve Rukiye'yi bekliyordu. Tam o sırada Alperen'in arabası okulun önünde durdu. Asel emniyet kemerini çözüp aşağı indi. Alperen de arabadan inince Belenay ikisine bakıp sırıttı.
"Ooo... Demek barışmışsınız."
Alperen hiç düşünmeden Asel'in beline kolunu doladı, onu kendine doğru çekip gülümsedi.
"Küsmedik ki barışalım."
Asel gözlerini devirip hafifçe güldü.
Belenay bu kez kollarını açtı.
"Benim safsalağım, gel buraya."
Asel kahkaha atarak Belenay'a sarıldı. İkisi ayrılınca Belenay etrafına bakındı.
"Rukis nerede? Gelmeyecek sandım."
Asel kaşını kaldırdı.
"Niye gelmesin?"
"Ne bileyim... Dünkü olaylardan sonra okula gelmez diye düşündüm."
Asel bu kez Alperen'e döndü.
"Utanması gereken tek bir kişi varsa o da Taha ve Furkan."
Alperen derin bir nefes verdi.
"Aşkım... Tamam, uzatmayın artık."
Asel iç çekti.
"Rezillik resmen."
Sonra ekledi.
"Neyse... Furkan benle konuşacakmış. Çıkışta gidelim."
Alperen omuz silkti.
"Tamam, konuşuruz."
Tam o sırada siyah bir araç okulun önünde durdu. Şoför hemen inip arka kapıyı açtı. Rukiye arabadan indi. Başında kapüşonu vardı. Gözlerini büyük siyah gözlüğü kapatıyordu. Etrafına dikkatlice bakıp hızlı adımlarla yanlarına geldi. Asel şaşkınlıkla baktı.
"Hayırdır be? Ne bu hâl?"
Rukiye gözlüğünü hafifçe indirip ofladı.
"Magazinciler evin önündeydi kanka. Şok oldum resmen."
Asel'in ağzı açık kaldı.
"Oha... Ergen kavgasının peşine mi düştüler?"
Alperen hafifçe güldü.
"Birazdan okulda da görürsünüz ergen kavgasını."
Tam o sırada Taha okul kapısından içeri girdi. Üçüne de tek bir bakış bile atmadan yanlarından geçti. Sanki dün hiçbir şey yaşanmamış gibiydi. Asel sinirle arkasından baktı. içinden saydırıyordu. Ama biliyordu... Bu olayda en haksız kişilerden biri Taha'ydı.
...
İlk ders başlamıştı. Öğretmen henüz sınıfa gelmemişti. Rukiye sırasında otururken Güney kapıda göründü. Yanına doğru yürüdü.
"Nasılsın?"
Rukiye başını iki yana salladı.
"Magazincilerden kaçıyorum. N'olsun?"
Güney gülümseyerek omzunu silkti.
"Ünlü olmak kolay mı tabii?"
Rukiye istemsizce güldü.
"Dalga geçme ya."
"O gülüş geri geldi ya, yeter bana."
Rukiye hafifçe başını eğdi. Tam o sırada zil çaldı. Güney kendi sırasına geçti. Yusuf ise ortalarda yoktu.
...
Öğretmen henüz derse başlamamıştı. Sınıfta fısıldaşmalar devam ediyordu. Asel bir anda arka taraftan gelen konuşmaya kulak misafiri oldu. Yağmur iç çekerek konuşuyordu.
"Yusufum gelmedi ya..."
Yanındaki Melis güldü.
"Bir gün gelmese ne olacak?"
"Anlamazsın."
Asel istemsizce dönüp baktı. Yağmur'un Yusuf'u sevdiğini öğrendikçe, farkında olmadan Yusuf'la arasına mesafe koymaya çalışıyordu. Yusuf ise Yağmur'un ona karşı hislerinin farkındaydı. Ama bugüne kadar ona hiç umut vermemişti.
...
O sırada okulun idari binasında... Furkan ve babası müdürün odasına girdi. Furkan'ın babası daha oturur oturmaz sert bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
"Bu çocuğun suratının hâli ne Müdür Bey?"
Müdür sakin kalmaya çalıştı.
"İlk yumruğu Furkan'ın attığına dair görüntüler var."
Adam elini masaya vurdu.
"Oğlum kendini savunmuş olamaz mı?"
"Görüntüler disiplin kuruluna teslim edildi."
"Ben görüntü falan anlamam."
Furkan'ın babası ayağa kalktı.
"Bu okulun yıllardır en büyük bağışçılarından biriyim."
Müdür sessiz kaldı.
"O çocuk..."
Parmağıyla Güney'in dosyasını gösterdi.
"...bu okuldan atılacak."
Müdür derin bir nefes aldı.
"Disiplin cezası hem Furkan'a hem de diğer öğrenciye uygulanacaktır. Ancak okuldan atılıp atılmayacağına disiplin kurulu karar verir."
Furkan'ın babası alaycı bir şekilde gülümsedi.
"Hayır."
Sesi sertleşti.
"Atılacak."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Aksi hâlde... en büyük bağışçınızı kaybetmek istemezsiniz sanırım."
Müdürün yüz ifadesi değişti. Ne diyeceğini bilemedi.
...
Tam ders başlamışken sınıfın kapısı çalındı.
"Gel."
Kapı açıldı. Yusuf nefes nefese içeri girdi.
"Hocam, geç kaldım. Kusura bakmayın."
Öğretmen başıyla sıraları gösterdi.
"Geç yerine Yusuf."
Yusuf sınıfa göz gezdirdi. Kendi sırası doluydu. Boş kalan iki yer vardı. Biri Yağmur'un yanı.Diğeri ise...
Asel'in yanı.
Hiç düşünmeden Asel'e doğru yürüdü. Asel çantasını yan koltuğa koydu.
"Ne oluyor?"
"Yer yok. Kay işte Aselsan."
Asel eliyle Yağmur'u gösterdi.
"Yağmur'un yanına otur."
Yusuf güldü.
"Saçmalama Aselsan."
Çantayı alıp arka tarafa attı ve Asel'in yanına oturdu. Asel şakayla karışık Yusuf'un kafasına hafifçe vurdu.
"Ya kalk."
Bir tane de omzuna vurdu. Yusuf bir anda Asel'in iki bileğini tuttu. Kendine doğru hafifçe çekildi.
"Kavga mı etmek istiyorsun sen?"
Aralarındaki mesafe bir anda kapanmıştı. Asel afalladı. Birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi. Sonra gözlerini kaçırdı.
"Of... Neyse. Uğraşamayacağım seninle. Bana bulaşma."
Yusuf sırıttı.
"Heh. Yola gel şöyle."
Asel parmağını kaldırdı.
"Bak bebe..."
Yusuf kahkaha attı.
"Tamam Aselsan. Hadi dersini dinle. Akıllı ol."
Bunu derken gülümseyip Asel'in saçını hafifçe karıştırdı.
Arka sırada oturan Rukiye ile Belenay birbirlerini dirsekleyerek bu sahneyi izliyor, gülmemek için kendilerini zor tutuyorlardı.Sınıfın diğer tarafında ise Yağmur'un yüzündeki gülümseme çoktan silinmişti. Bakışları, hiç ayrılmadan Yusuf ile Asel'in üzerinde dolaşıyordu.
Ders tam ortasında işlenirken sınıfın kapısı yeniden çaldı. Öğretmen kapıya döndü.
"Gel."
Kapı açıldı. Kapıda okulun hizmetlisi vardı.
"Güney, müdür bey seni odasına çağırıyor."
Sınıfta bir anda sessizlik oluştu. Güney son derece rahat bir şekilde ayağa kalktı. Sanki bunu bekliyormuş gibiydi. Tam kapıya yönelmişti ki... Rukiye de aniden ayağa kalktı.
"Güney..."
Güney arkasını döndü.
Rukiye kararlı bir sesle konuştu.
"Ben de geliyorum."
Güney başını iki yana salladı.
"Hayır Rukiye, otur."
"Hayır. Geleceğim."
Öğretmen kaşlarını çattı.
"Sen nereye?"
Rukiye öğretmene döndü.
"Hocam... Güney'in şahidiyim. Olayın birebir içindeydim. Hatta onları ayırmaya çalışanlardan biriydim. Gidip anlatmam gerekiyor."
Öğretmen birkaç saniye düşündü.
"Peki. Çabuk gelin."
Rukiye çantasını bile almadan Güney'in yanına yürüdü.
Onlar sınıftan çıkarken içeride dedikodu kazanı yine kaynamaya başlamıştı.
Melis şaşkınlıkla arkadaşlarına döndü.
"Ne? Furkan'ın karşısında mı duracak şimdi?"
Hira alaycı bir şekilde güldü.
"İki günlük çocuk için yaptığı şeye bak."
Yağmur sessizce olup biteni izliyor, tek kelime etmiyordu.
...
Koridorda yan yana yürümeye başladılar.
Güney sessizliği bozdu.
"Bunu yapmak zorunda değilsin."
Rukiye ona baktı.
Gözleri hafifçe dolmuştu.
"İçimden geliyor."
Güney yavaşça gülümsedi.
"Ama gerçekten gerek yok."
"Var."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Güney, Rukiye'nin elini tuttu.
"Gel."
İkisi birlikte müdür odasına doğru yürümeye başladılar. Güney'in elini tutmasıyla birlikte Rukiye'nin kalbi hızlandı. Bir an ellerine baktı... Sonra istemsizce gözlerini Güney'e çevirdi. İçinde tarif edemediği sıcak bir huzur vardı. Sanki bütün sabah yaşadığı stres, o kısa an için kaybolmuştu.
...
Sınıfta ise ders devam ediyordu Asel arkasına dönmüş, alçak sesle Belenay'la konuşuyordu.
"Acaba biz de mi gitseydik?"
Belenay başını salladı.
"Ay evet ya..."
Tam o sırada Yusuf arkaya döndü.
"Şşşt... Oturun oturduğunuz yerde. Sizin ne işiniz var?"
Asel hiç düşünmeden Yusuf'un ensesine hafifçe vurdu.
"Sanane ya? Dön önüne."
Yusuf ensesini tutup abartılı bir şekilde yüzünü buruşturdu.
"Ah... Acıdı."
" acısın diye yaptım zaten."
Sonra Asel ayağa kalkacak gibi oldu.
"Kalk. Ben Belenay'ın yanına geçeceğim."
Yusuf başını iki yana salladı.
"Yok. Olmaz."
"Ne demek olmaz?"
"Oturacaksın."
Asel kaşlarını kaldırdı.
"Pardon? Çık şuradan."
Tam ayağa kalkacakken Yusuf bileğinden hafifçe tutup tekrar oturttu.
"Oturur musun?"
İkisi birkaç saniye göz göze kaldı.
Asel bakışlarını kaçırmadan cevap verdi.
"Hayır."
Yusuf bir anda elini kaldırdı.
"Hocam."
Öğretmen dönüp baktı.
"Efendim Yusuf?"
"Bu Aselsan konuşuyor hocam. Ben bunun yüzünden derse odaklanamıyorum."
Sınıfta hafif kahkahalar yükseldi. Öğretmen gülümseyerek gözlüğünü düzeltti.
"Bence derse odaklanamamanın sebebi konuşması değil."
Sınıftan birkaç kişi "Ooo..." diye ses çıkarınca Yusuf da gülmeye başladı.
Asel ise utançla başını iki yana salladı.
"Ay hocam! Ne alakası var?"
Sonra bir anda Yusuf'a döndü. İki eliyle Yusuf'un yanaklarını tuttu. Yüzünü sıka sıka konuştu.
"Gördün mü yaptığını sen?"
Yusuf konuşmaya çalışıyordu.
"Aselsan... bıraksana..."
Asel bırakmadı.
Bir de omzuna hafifçe vurdu.
Yusuf gülerek kendini geri çekti.
"Aa yeter ama... Gerçekten acıtıyorsun."
Arka sırada oturan Belenay kahkahasını tutamıyordu. Diğer tarafta ise Yağmur'un yüzündeki ifade her geçen saniye daha da sertleşiyordu. Kalemini sıkıca avucunun içine aldı. Bakışları tek bir an bile Yusuf ile Asel'in üzerinden ayrılmıyordu.
Müdür odasının kapısı açıldı.
Güney hiç çekinmeden içeri girdi.
Furkan onu görür görmez alaycı bir şekilde sırıttı.
"Sonunda geldin."
Güney tek kelime etmedi.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
Rukiye içeri girdi.
Hem Furkan hem de babası aynı anda şaşkınlıkla ona döndüler.
Müdür bile kaşlarını kaldırdı.
"Rukiye... Senin ne işin var burada?"
Rukiye kendinden emin bir şekilde konuştu.
"Olayın en yakından tanığı benim. Ne yaşandığını anlatmaya geldim."
Furkan'ın babası küçümseyerek güldü.
"Kızım, sen hiç merak etme."
Elini Güney'i göstererek devam etti.
"Bu serseri zaten bu okuldan gidecek. Anlatmana bile gerek yok."
Rukiye hafifçe sırıttı.
"Hayır."
Odadaki herkes sustu.
"Gitmeyecek."
Bir adım öne çıktı.
"Çünkü onun hiçbir suçu yok."
Furkan şaşkınlıkla Rukiye'ye baktı.
"Ne saçmalıyorsun sen Rukiye?"
Rukiye gözlerini hiç kaçırmadı.
"Duydunuz işte."
Sonra Furkan ve babasına döndü.
"Bence siz biraz dışarı çıkın."
"Biz müdür beyle konuşalım."
Furkan sinirle ayağa kalktı.
"Rukiye..."
Sesi sertleşmişti.
"Bak... Pişman olacağın şeyler yapıyorsun."
Rukiye omuz silkti.
"Olursa da olur."
Sonra müdüre döndü.
"Müdür Bey, gerekiyorsa babamla da konuşabilirsiniz."
Ardından Güney'e baktı.
"Hadi."
İkisi birlikte kapıya yöneldi. Tam çıkacakları sırada arkalarından Furkan'ın babasının sesi yükseldi.
"BU ÇOCUK BU OKULDAN ATILACAK!"
Odadaki sessizlik bir anda dağıldı. Furkan öfkeyle kapıya tekme attı.
"AĞĞH!"
Sinirden alnını tutup derin nefes aldı. Babası da kapıya yönelirken arkasını dönmeden konuştu.
"İki gün veriyorum Müdür Bey."
"İki gün sonra o çocuk bu okulda olmayacak."
Kapı sertçe kapandı.
...
Koridorda sessizlik vardı. Rukiye utancından başını öne eğmiş, hızlı adımlarla merdivenlerden inmeye başlamıştı. Güney arkasından baktı.
"Rukiye."
Rukiye durmadı. Tam bir basamak daha inecekken Güney kolundan hafifçe tuttu. Rukiye istemsizce ona doğru döndü. Bir anda aralarındaki mesafe iyice kapanmıştı. Göz göze geldiler. Güney'in yüzünde bu kez her zamankinden farklı, yumuşak bir ifade vardı.
"Teşekkür ederim."
Rukiye hiçbir şey diyemedi. Sadece ona bakıyordu. Güney hiç düşünmeden Rukiye'ye sarıldı. Rukiye önce şaşkınlıktan kollarını kaldırmayı bile unuttu. kalbi öyle hızlı atıyordu ki kendi nefesini duyabiliyordu. Birkaç saniye sonra utangaç bir gülümsemeyle o da kollarını Güney'e doladı. Sarılma uzun sürmedi. Güney geri çekildi.
"Eğer bugün burada olmasaydın..."
Başını iki yana salladı.
"Gerçekten sağ ol."
Rukiye hafifçe gülümsedi.
"Önemli değil."
Göz göze geldiler.
İkisi de istemsizce gülümsedi. Sanki söyleyecek çok şeyleri vardı ama hiçbirini söyleyemiyorlardı. Sonunda Güney sessizliği bozdu.
"Hadi."
"Derse geç kalacağız."
Rukiye gülerek başını salladı.
"Hadi."
Yan yana koridorda yürümeye başladılar. İkisi de farkında değildi belki... Ama attıkları her adım, onları birbirlerine biraz daha yaklaştırıyordu.
Tam o sırada zil çaldı.
Sınıfta hareketlilik başladı.
Herkes çantasını toplamaya koyuldu.
Asel dönüp Yusuf'a baktı.
"Götün yapıştı herhalde oraya. Kalk artık."
Yusuf gülerek ayağa kalktı.
"Tamam tamam... Gel, kıyamam. Ağlama, geç yerine."
Asel gözlerini devirdi.
"Çok komiksin."
Sırasının önünden geçerken ayağı sıranın ayağına takıldı. Bir anda dengesini kaybetti. Tam düşecekken Yusuf refleksle belinden tutup onu kendine doğru çekti.
"İyi misin?"
Asel birkaç saniye afalladı. Aralarındaki mesafe yine gereğinden fazla azalmıştı. Hemen Yusuf'un elini belinden çekip birkaç adım geri attı.
"Of... Of... Of..."
Utandığını belli etmemeye çalışıyordu. Yusuf ise sırıtmaktan kendini alamıyordu. Belenay uzaktan ikisini izleyip kahkaha attı.
"Asel, bir gün de sakince yürü."
"Kes ya."
Üçü de gülerek sınıftan çıktı.
...
Koridora çıktıklarında karşıdan Güney ile Rukiye geliyordu. Asel merakla sordu.
"Ee? Ne yaptınız?"
Güney hafifçe gülümsedi.
"Sonra anlatır."
Rukiye'ye dönüp başıyla selam verdi.
"Görüşürüz."
"Görüşürüz."
Rukiye de gülümseyerek karşılık verdi. Güney uzaklaşınca Asel hemen Rukiye'nin koluna girdi.
"Kızııım..."
Rukiye gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
"Ne?"
"kızzzz Çatlatmasana adamı. Ne oldu içeride?"
Üçü birlikte kantine doğru yürüdüler. Masaya oturur oturmaz Rukiye dayanamayıp olan biteni en başından sonuna kadar anlattı. Furkan'ın babasını... Müdür odasını... Kendini... Güney'i... Hepsini tek tek anlattı. Asel ile Belenay nefeslerini tutarak dinliyordu. Rukiye anlatmayı bitirince Asel sırıttı.
"Ay..."
"Yeni enişte kilidi mi açılıyor acaba?"
Rukiye'nin yanakları kızardı.
"Yok ya..."
"Sanmam da..."
Belenay kaşlarını kaldırdı.
"Emin misin?"
Rukiye kahkaha attı.
"Off..."
"Bilmiyorum ki ya."
Tam o sırada Alperen kantine girdi.
Asel sandalyede otururken Alperen sessizce arkasından yaklaştı.
Kollarını Asel'in omuzlarına doladı.
Yanağından öpüp gülümsedi.
"N'aptınız kızlar?"
Sonra boş sandalyeye oturdu.
"İyiyiz."
Asel de gülümseyerek ona baktı.
"Sen?"
"Koşturuyoruz işte."
Alperen eğilip Asel'in yanağını hafifçe sıktı.
Belenay ikisine bakıp başını salladı.
"Siz gerçekten duramıyorsunuz."
Rukiye kahkaha attı.
"Ay bir gün olsun yürümeyin zaten."
"Hep koşturun."
Masadaki herkes gülmeye başladı.
Tam o sırada zil yeniden çaldı.
"Haydi, bedene son 1 ders."
Kızlar çantalarını alıp sınıfa doğru yürüdüler.
...
Birkaç ders daha sakin geçti. Sonunda günün son zili çaldı. Sıradaki ders beden eğitimiydi.
Koridorda yürürlerken Alperen Asel'in yanına geldi.
"Çıkışta direkt mi geçelim, yoksa önce eve gidip duş falan mı alırsın?"
Asel başını iki yana salladı.
"Yok."
"Burada alırım. Yedeklerim var."
Alperen gülümsedi.
"Bence de daha iyi olur."
"Tamam Aselim."
"Haberleşelim."
Asel gülerek Alperen'e havadan bir öpücük gönderdi.
Alperen de eliyle yakalayıp cebine koyuyormuş gibi yaptı.
"Asıl bunu saklarım."
Asel kahkaha attı.
"Hadi ya."
Sonra Rukiye ve Belenay'ın yanına koştu. Üçü birlikte spor salonuna doğru yürüdüler. Soyunma odasına girip çantalarını dolaplara bıraktılar. Üzerlerini değiştirmeye başlarken, koridordan gelen yüksek sesler salonun her zamanki hareketli atmosferinin başladığını haber veriyordu.
Kızlar soyunma odasına girdiler. Dolaplarını açıp spor kıyafetlerini çıkardılar.
Rukiye üzerine gri bol paça eşofmanını, siyah omuz kısmı hafif düşük kısa spor tişörtünü giydi. Beyaz gri spor ayakkabılarını bağladı. Uzun siyah saçlarını ensesinde dağınık bir topuz yaptı. Yüzünün iki yanına düşen ince perçemler yüzünü daha yumuşak gösteriyordu. Kulaklarındaki küçük altın halka küpeler bile spor kombinine ayrı bir hava katıyordu.
Asel her zamanki gibi pembeler içindeydi. Üzerine vücuduna tam oturan beyaz kısa kollu tişörtünü, altına açık pembe Adidas spor şortunu giydi. Pembe beyaz spor ayakkabılarını bağladı. Saçlarını yüksek atkuyruğu yaptı. Pembe şapkasını dolabına bıraktı. Yanakları hafif pembeydi, enerjisi daha soyunma odasından çıkmadan belli oluyordu.
Belenay ise siyahın şıklığını seçmişti. Üzerindeki siyah Nike spor tişörtü ve siyah spor şortu tam üstüne oturuyordu. Beyaz spor ayakkabılarıyla kombini tamamlamıştı. Saçlarını sıkı bir atkuyruğu yapmıştı. Her zamanki gibi sade ama dikkat çekici görünüyordu.
Üçü aynaya baktılar. Asel sırıttı.
"Yakıyoruz."
Rukiye gülmeye başladı.
"Biraz mütevazı ol."
Belenay ikisine bakıp güldü.
"Haydi çıkalım."
...
Kızlar spor salonuna indiler. Salon oldukça kalabalıktı.Bir tarafta voleybol oynayanlar vardı. Diğer tarafta basket potalarına atış yapanlar... Bazıları tribünlerde oturmuş sohbet ediyor, bazıları koşu parkurunda ısınıyordu. Top sesleri, kahkahalar ve düdük sesleri salonun her köşesine yayılmıştı. Rukiye etrafına bakınırken gözü bir anda Güney'e takıldı. Güney, Yusuf'la karşılıklı paslaşıyordu. Asel de aynı yöne baktı.
"Aha..."
"Seninki orada."
Rukiye hiç düşünmeden cevap verdi.
"Seninki de orada."
Asel anlamadı.
"Hani?"
"Alperen mi?"
Rukiye eliyle Asel'in çenesini tuttu.
Yavaşça Yusuf'a doğru çevirdi.
"Yusuf."
Asel hemen yüzünü geri çevirdi.
"Ay yok artık."
"Nereden benimki oluyormuş?"
"İyice saçmaladınız."
Rukiye gülmeye başladı.
"Çocuk sana aşık."
"Bunu görmüyor musun?"
Asel'in yüzü bir anda ciddileşti.
"Saçmalama Rukiye."
"Bir daha asla böyle bir şey duymayacağım."
"Asla."
"Asla."
"Ve asla olmaz."
"Üstelik onu Yağmur seviyor."
"Böyle bir şeyin mümkünatı bile yok."
Rukiye iki elini kaldırdı.
"İyi peki."
"Madem öyle diyorsun."
"Haydi gidelim yanlarına."
Üçü yürüyerek onların olduğu tarafa gittiler.
Rukiye uzaktan seslendi.
"Nabeeeer!"
Güney topu kolunun altına aldı. Başını kaldırıp Rukiye'ye baktığı anda istemsizce gülümsedi.
"Ooo..."
"Ne bu güzellik?"
Rukiye hafif utanarak gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Güney de kendi söylediğine utanmış olacak ki ensesini kaşıdı.
"Şey... yani..."
"Yakışmış kızlar sizde güzel olmuşsunuz ."
Belenay gülümseyerek,
"Biz de teşekkür ederiz."
dedi.
O sırada Rukiye'nin zihninde istemsizce bir düşünce yankılandı.
"Furkan olsa şimdiye kadar kombinime laf ederdi..."
"Şunu giyme..."
"Bu çok kısa..."
"Git değiştir..."
"Hatta zorla değiştirirdi..."
Ama Güney... Sadece gülümsemiş... Ve "Yakışmış." demişti. Bu küçücük fark bile Rukiye'nin içini sıcacık yapmıştı.
Tam o sırada Yusuf gözlerini Asel'e çevirdi.
"Aselsan..."
"Kombinini beğenmedim."
Asel kaşını kaldırdı.
"Soran oldu mu peki?"
Rukiye hemen araya girdi.
"Neyini beğenmedin?"
"Asel çirkin mi yani?" dedi bilerek aşık olduğunu görmek için yapıyodu.
Yusuf hemen panikledi.
"Yok oğlum!"
"Öyle demek istemedim."
"Şortu..."
Bir an durdu.
"Şortu biraz kısa olmuş."
Bir saniyelik sessizlik oldu. Sonra... Rukiye kahkahayı bastı. Belenay da gülmeye başladı. Güney başını eğip gülüyordu. Yusuf söylediğine kendi de pişman olmuştu. Asel yerde duran voleybol topunu kaptığı gibi Yusuf'a doğru fırlattı.
Top Yusuf'un göğsüne "pat" diye çarptı.
"Sus artık!"
"Sanane ya!"
Yusuf topu tutup güldü.
"E tamam..."
"Bir şey demedik ."
Güney araya girdi.
"Neyse, neyse."
"Hadi bir şeyler yapalım."
Asel'in gözleri parladı.
"Hadi yakan top oynayalım!"
Rukiye şaşkın şaşkın baktı.
"O ne ya?"
Belenay omzunu silkti.
"Ortada sıçan yani."
Yusuf hiç düşünmeden,
"Asel ortada sıçan." dedi.
Rukiye gülerek başını salladı.
"Bu sefer kendi kaşındı."
"Asel...
Asel gözlerini kısıp Yusuf'a baktı.
"Gel buraya sen."
Yusuf arkasını döner dönmez koşmaya başladı.
"Aselsan tamam dur !"
Asel de arkasından koştu.
"Bir dur!"
Salonun yarısı onları izlemeye başlamıştı.
Yusuf güle güle kaçıyor, Asel arkasından söylene söylene kovalıyordu.
En sonunda Asel hızlanıp yetişti.
Şak!
Yusuf'un sırtına sağlam bir tane yapıştırdı. Yusuf durup arkasını döndü.
"Yaktın ya!"
Asel gözlerini devirdi.
"Hak ettin."
Sonra topu eline aldı.
"Hadi bakalım."
"Şimdi gerçekten oynuyoruz."
Salondaki herkes yavaş yavaş onların etrafında toplanmaya başladı. Bu oyun, birazdan yaşanacak olayların habercisi gibiydi.
Sonra yakan top oynamaya başladılar. İlk turda kızlar ortadaydı.
Asel daha oyun başlar başlamaz bütün dikkatini Yusuf'a verdi. Sürekli onu vurmaya çalışıyordu ama bir türlü isabet ettiremiyordu.
En sonunda Belenay topu tam isabetle Yusuf'a vurdu.
Asel sevinçle Belenay'a sarılıp yanağından öptü.
ASEL: Aslanım benim beee!
YUSUF: Vay... Bu kadar sevineceğini bilsem daha önce yenilirdim.
ASEL: Yenildin zaten.
YUSUF: Ben oyundan önce de yenilmiştim.
GÜNEY: Ooo!
ASEL: Ya hadi, kaynatmayın. Hadi, sıra bizde.
Taraflar yer değiştirdi ve bu kez kızlar ortaya geçti.
Oyun devam ederken Rukiye kaşlarını kaldırıp Yusuf'a baktı.
RUKİYE: Aaa... Yusuf bir Asel'i vurmuyor. Torpil ama bu!
ASEL: Ne alakası var? Siz doğru düzgün oynayamıyorsunuz.
YUSUF: Tabii canım.
Yusuf elindeki topu sertçe fırlattı. Ancak top Asel yerine Rukiye'nin kafasına geldi.
Rukiye olduğu yere yığıldı ve gözlerini kapattı.
Güney panikle koşup Rukiye'nin yanına çömeldi. Rukiye'nin başını dizine değil, eliyle destekleyerek kaldırdı.
GÜNEY: Rukiye! İyi misin?
Ardından öfkeyle Yusuf'a döndü.
GÜNEY: Oğlum mal mısın lan sen?!
YUSUF: Çok pardon! Gerçekten geleceğini tahmin etmedim.
Asel de sinirle Yusuf'a doğru yürüdü.
ASEL: La bebe, senin ölümün benim elimden olacak!
Yusuf alaycı bir gülümsemeyle omuz silkti.
YUSUF: Vur beni hayatım... Doksan yerimden vur beni.
Yusuf'un bu sözü Rukiye'nin komiğine gitti. Gözlerini açtı ve kahkaha atmaya başladı.
Güney şaşkınlıkla ona baktı.
GÜNEY: ...Ne?
Rukiye gülmeye devam ederek doğruldu.
RUKİYE: Şakaydı!
Rukiye hâlâ yerde kahkaha atarak gülüyordu. Asel ise sinirden kollarını bağladı.
"Asıl sen manyaksın ya! Hepimizi korkuttun!" diye çıkıştı.
Rukiye gülmesini zor da olsa durdurdu. "Ya tamam, hadi abartmayın." dedi.
Tam ayağa kalkacağı sırada bir anda yüzü değişti. Doğrulur doğrulmaz başı döndü, sendeledi. Dengesi bozulunca tekrar düşecek gibi oldu. Güney hemen kolundan tuttu.
"İyi misin?" diye telaşla sordu.
Rukiye gözlerini birkaç kez kırpıştırdı.
"Galiba... değilim ya."
Belenay'ın yüzündeki gülümseme de kayboldu.
"Şaka boka dönüyor ama..." dedi endişeyle.
Güney hiç vakit kaybetmeden eğildi ve Rukiye'yi kucağına aldı.
"Haydi, revire."
Rukiye şaşkınlıkla Güney'ye baktı, sesini alçaltarak, "Güney, ne yapıyorsun?" diye fısıldadı.
Güney hiç duraksamadan cevap verdi.
"Oğlum yürüyemiyorsun. Şaka mısın sen?"
"Abartıyorsun sanki biraz..." diye mırıldandı Rukiye.
"Yok, hiç de abartmıyorum."
Koridorda yürürlerken Rukiye Asel'e döndü.
"Asel, sen derse git."
Güney de arkasını dönmeden seslendi.
"Belenay, sen de gel."
Asel istemese de başını salladı. Belenay ise hiç düşünmeden peşlerinden gitti.
Birkaç dakika sonra revire vardılar.
Güney, Rukiye'yi dikkatlice sedyeye oturttu. Hemşire hemen yanlarına gelip gerekli kontrolleri yapmaya başladı. Tansiyonunu ölçtü, gözlerini kontrol etti ve kafasını dikkatlice muayene etti.
Güney ise odanın bir köşesinde duruyor, yapılan her müdahaleyi tek tek takip ediyordu. Yüzündeki endişe hiç kaybolmamıştı. Rukiye'nin en ufak hareketinde bile gözünü ondan ayırmıyordu.
Hemşire birkaç kontrol daha yaptıktan sonra Rukiye'ye baktı.
"Mide bulantın var mı?"
Rukiye yüzünü buruşturdu.
"Ay evet... İçim dışıma çıkacak gibi."
Hemşire başını salladı.
"Kafana aldığın darbeden dolayı olabilir. Yine de riske atmayalım. Bir saat kadar burada dinlen. Herhangi bir belirti artarsa tekrar kontrol ederiz."
Rukiye hemen doğrulmaya çalıştı.
"Yok ya, ben iyiyim. Hadi gidelim."
Tam ayağa kalkacakken Güney elinden tutup tekrar yatağa oturttu.
"Otur. Saçmalama."
Rukiye kaşlarını çattı.
"Hayır, gerçekten iyiyim."
Güney bu sefer biraz daha yaklaştı. Gözlerini Rukiye'nin gözlerinden ayırmadan ciddi bir ses tonuyla konuştu.
"Rukiye... Oturur musun?"
Rukiye bir an Güney'e baktı. Güney'in sesindeki ciddiyeti görünce daha fazla üstelemedi. Derin bir nefes verip tekrar yatağa oturdu.
Hemşire hafifçe gülümsedi.
"İşte böyle. Geçmiş olsun. Ben birazdan tekrar uğrayacağım."
Hemşire revilden çıktı.
Odada kısa bir sessizlik oluştu.
Belenay etrafına bakındı.
"Ben kantinden bir şeyler alıp geleyim."
Güney hemen dönüp ona baktı.
"İstersen ben alayım."
Belenay başını iki yana sallayıp gülümsedi.
"Ay yok. Zaten bunaldım biraz. Bana da yürüyüş olur."
"Tamam."
Belenay kapıyı açıp revilden çıktı. Odanın kapısı kapanınca içeride sadece Güney ve Rukiye kaldı. Birkaç saniye boyunca ikisi de konuşmadı. Odada sadece duvardaki saatin tik tak sesi duyuluyordu.
Güney ve Rukiye bir süre sonra konuşmaya başladılar. Önce revirde yaşanan olayı konuşup dalga geçtiler, sonra konu bambaşka şeylere kaydı. İkisi de fark etmeden gülmeye başlamıştı.
Rukiye kahkaha atarken başını iki yana salladı.
"Ya gerçekten çok abartıyorsun."
Güney de gülerek karşılık verdi.
"Ben mi abartıyorum? Az önce yürüyemiyorum diye seni taşımak zorunda kaldım."
Rukiye gözlerini devirdi.
"Taşımak zorunda kalmadın, kendin yaptın."
İkisi de tekrar gülmeye başladı.
Bir süre sonra Güney'in bakışları Rukiye'nin yüzüne takıldı. Gülümsemesi yavaşça azaldı. Rukiye'nin kafasındaki hafif şişliği fark etmişti.
Güney biraz daha yaklaşıp dikkatlice baktı.
"Mal ya... Nasıl atmış sana o topu?"
Rukiye cevap vermeden ona baktı. Güney elini kaldırıp şişliğin olduğu yere hafifçe dokundu, sanki acıyıp acımadığını anlamaya çalışıyordu.
İkisi de bir anda sustu.
Aralarındaki mesafe iyice azalmıştı. Güney Rukiye'nin yüzüne bakarken Rukiye de ona bakıyordu. Birkaç saniyeliğine ikisi de ne diyeceğini bilemedi Güney Rukiyenin dudaklarına bakıyodu ve aralarındaki mesafe iyice azalmıştı.
Tam o sırada kapı açıldı.
Belenay elindeki poşetlerle içeri girdi.
"Ben geldim!"
İkisi de bir anda birbirinden uzaklaştı.
Belenay elindeki poşetlere bakıp sonra onlara baktı.
"Ben bir şey mi kaçırdım?"
Rukiye hemen toparlanmaya çalışırken Güney de başka tarafa baktı.
Onlar revire geçip bir şeyler atıştırırken spor salonunda ders devam ediyordu. Asel yerde duran çantasını omzuna takmak için eğildi. Tam çıkacakken arkasından tanıdık bir ses duyuldu.
"Asell..."
Asel durup yavaşça arkasını döndü.
"Yusuf."
Yusuf hafifçe gülümsedi.
"Efendim?"
Asel birkaç adım ona doğru yaklaştı. Elindeki su şişesini çevire çevire konuşmaya başladı.
"Sana daha önce senden hiç hoşlanmadığımı... hatta varlığının bile bana battığını söylemiş miydim?"
Yusuf'un yüzündeki o küçük gülümseme bir anda kayboldu. İlk kez verecek bir cevap bulamadı. Sadece Asel'e baktı.
Sessizlik birkaç saniye sürdü.
Asel omzunu silkti.
"Söylememiştim."
Su şişesinin kapağını açtı, bir yudum su içti.
"Çok güzel duymuş oldun."
Asel hiç arkasına bakmadan spor salonundan çıktı.
Koridorun sonundaki soyunma odasına doğru yürüdü. İçeri girdiğinde içerisi oldukça sakindi. Duvar boyunca numaralı metal dolaplar sıralanmıştı. Ortadaki uzun banklar boştu. Karşı tarafta ise duş kabinleri yan yana dizilmişti. Tavandan gelen beyaz ışık dolapların üzerine vuruyor, içeride hafif bir sabun kokusu hissediliyordu. Giriş kapısı kapanınca içerisi tamamen sessizleşti.
Asel dolabını açtı. Çantasını, telefonunu ve diğer eşyalarını dikkatlice dolaba yerleştirdi. Kapıyı kapatıp kilitledikten sonra havlusunu alarak duş kısmına geçti.
O sırada Yusuf ise spor salonunda tek başına kenardaki sıraya oturdu.
Ellerini birbirine kenetledi. Az önce Asel'in söyledikleri kulaklarında dönüp duruyordu.
"Varlığının bile bana battığını..."
Başını eğdi. İlk defa Asel'in söyledikleri canını gerçekten yakmıştı. Salonun içindeki sesler devam etse de Yusuf hiçbirini duymuyordu. Sessizce oturdu, sadece olanları düşünüyordu.
Revirde ise ortam tamamen değişmişti. Güney, Rukiye ve Belenay bir yandan kantinden aldıkları atıştırmalıkları yiyip bir yandan da sohbet ediyorlardı. Arada bir kahkahaları tüm revire yayılıyor, az önceki panik yerini keyifli bir sessizliğe bırakıyordu.
Spor salonunda ise Taha ile Alperen tribünlerin yanındaki sırada oturuyordu. İkisi de sahadaki oyunu izliyordu.
Taha bir an durdu. Sonra hafifçe Alperen'e döndü, elini onun dizine koydu.
"Gardaşım... Sakın beni yanlış anlama."
Alperen kaşını kaldırdı.
"Ne oldu?"
Taha sesini biraz daha alçalttı.
"Dün Asel... O Yusuf denen piçe yardım etti. Bir de bana falan kuruldu. Haberin olsun dedim."
Alperen'in yüzündeki ifade değişti. Birkaç saniye hiçbir şey söylemeden düşündü.
"Tamam gardaş."
Okulun bitmesine daha elli dakika vardı.
Asel ise çoktan soyunma odasındaki duşlardan birine girmişti.
Tam o sırada soyunma odasının kapısı sessizce aralandı.
İçeri giren kişi Yağmur'du.
Önce kapının arkasından başını uzatıp etrafı dikkatlice kontrol etti. Soyunma odasında kimsenin olmadığından emin olunca yavaş adımlarla dolapların olduğu tarafa yürüdü.
Dudaklarının kenarında sinsi bir gülümseme oluştu.
"Sen şimdi görürsün..."
Asel'in açık bıraktığı dolabı buldu. Hızlıca içindeki çantasını, telefonunu ve diğer eşyalarını tek tek aldı. Etrafına son bir kez daha göz gezdirdi.
Duşlardan akan suyun sesi dışında içeride çıt çıkmıyordu.
Yağmur, elindeki eşyalarla kapıya yöneldi. Dışarı çıktıktan sonra kapıyı usulca kapattı.
Ardından giriş kapısının kilidini çevirdi.
İçeride duşta olan Asel'in hiçbir şeyden haberi yoktu.
Tam o sırada Asel'in telefonu çalmaya başladı.
Ekranda "Alperenim ❤️" yazıyordu.
Yağmur telefonu eline aldı. Kısa bir an düşündü, sonra yüzünde alaycı bir ifadeyle aramayı cevapladı.
"Alo?"
Telefondaki Alperen şaşkınlıkla duraksadı.
"Sen kimsin?"
Yağmur hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Rukiye."
"Ben Alperen. Asel'in telefonu bende kalmış sandım."
"Tamam."
"Asel nerede?"
Yağmur sanki çok normal bir şey söylüyormuş gibi omuz silkti.
"He... Asel mi? Yusuf'la gittiler."
Alperen bir anda sertleşti.
"Ne alaka amk?"
Yağmur alaycı bir kahkaha attı.
"Bilmiyorum artık orasını. Hadi, bay bay."
Hiç beklemeden telefonu kapattı.
Telefonu ve Asel'in diğer eşyalarını elindeki poşete doldurdu. Koridorun sonundaki çöp kutusunun yanına geldi. Hiç düşünmeden hepsini çöpe attı.
Arkasına bile bakmadan yürüyüp oradan uzaklaştı.
Duştan çıkan Asel, saçlarından damlayan suları eliyle geriye attı. Üzerinde sadece beyaz bir havlu vardı. Aynanın önünde birkaç saniye durup derin bir nefes aldı, ardından dolabına doğru yürüdü.
Dolabın kapağını açtığı anda yüzündeki ifade değişti.
"..."
İçerisi bomboştu.
Asel önce birkaç saniye donup kaldı. Sonra yeniden baktı. Rafları tek tek kontrol etti. Çantası yoktu. Telefonu yoktu. Kıyafetleri yoktu.
"Ne...?"
Hemen yanındaki dolaplara bakmaya başladı.
"Ya... Nerede bunlar?"
Bir dolabı açtı.
Boş.
Diğerine baktı.
Boş.
Paniklemeye başlamıştı.
"Hayır ya... Şaka mı bu?"
Koşarak kapıya gitti. Kolu aşağı indirdi.
Kapı açılmadı.
Bir kez daha denedi.
Sonra daha sert bastırdı.
Yine açılmadı.
Asel'in nefesi hızlandı.
Kapının küçük camından dışarı bakmaya çalıştı.
Anahtar dış taraftaydı.
Birisi onu içeriden çıkamayacağı şekilde kilitlemişti.
Asel iki eliyle kapıya vurmaya başladı.
"Yardım edin!"
Tak... Tak... Tak...
"İmdat!"
Koridordan ses gelmiyordu.
"Kimse yok mu?!"
Dakikalar geçmeye başladı.
Yaklaşık on beş, yirmi dakika sonra içerisi iyice bunaltıcı hâle gelmişti. Duşlardan yükselen sıcak buhar odayı kaplamıştı. Hava ağırlaşmış, nefes almak zorlaşmıştı.
Asel'in yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Kapıya son gücüyle vurmaya devam ediyordu.
"Yardım edin... Ne olur..."
Nefesi kesiliyor, cümleleri yarıda kalıyordu.
Tam o sırada Yusuf, karşı taraftaki erkek soyunma odasına gitmek için koridordan geçiyordu.
Kapının ardından gelen zayıf sesi duyunca durdu.
"Asel?"
İçeriden tekrar ses geldi.
"Yardım edin..."
Yusuf hiç vakit kaybetmeden kapıya koştu.
"Asel!"
Dışarıdaki anahtarı görünce hemen çevirip kapıyı açtı.
Kapı açılır açılmaz Asel sendeleyerek dışarı çıktı.
"Aselsan..."
Asel ona doğru bir adım attı.
"Nefes... alamıyorum..."
Sözünü tamamlayamadan dizlerinin bağı çözüldü.
Yusuf refleksle onu tuttu.
"Asel!"
Asel'in tamamen yere düşmesini engelleyip yavaşça oturmasına yardım etti. Ardından hemen önüne çömeldi.
"İyi misin? Bana bak."
İki elini ellerinin arasına aldı.
"Asel... İyi misin?"
Asel birkaç derin nefes almaya çalıştı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Birkaç saniye sonra yavaş yavaş kendine gelmeye başladı.
Yusuf tam konuşacakken Asel kaşlarını çattı.
"Ne yapıyorsun ya sen?"
Ellerini yavaşça çekti.
Ayağa kalkmaya çalıştı.
Yusuf hemen kolundan tuttu.
"Nereye gidiyorsun sen bu hâlde?"
Asel gözleri dolu dolu etrafına baktı.
"Eşyalarım yok... Hepsini almışlar..."
Yusuf kısa bir an düşündü.
"Tamam. Bekle."
Üzerindeki kırmızı forma tişörtünü çıkarıp Asel'e uzattı.
"Al, bunu giy."
Sonra hızlı adımlarla erkek soyunma odasına girdi. Dolabını açıp yedek kıyafetlerinin arasından siyah bir şort aldı ve geri döndü.
Şortu Asel'e uzattı.
"Biraz büyük olacak ama..."
Asel hafifçe gülümsedi.
"Başka şansım mı var sanki?"
Yusuf istemsizce gülümsedi.
"Hadi. Üşüteceksin."
Başını erkek soyunma odasını göstererek çevirdi.
"Ben de gidip giyineyim."
Sonra tekrar Asel'e baktı.
"Arka kapıda buluşalım."
Asel'in sesi, Yusuf'a karşı ilk defa bu kadar sakindi.
"Tamam."
Yusuf başını sallayıp uzaklaşırken Asel de elindeki kıyafetlere baktı. Derin bir nefes aldı ve tekrar soyunma odasına girerek üstünü değiştirmeye başladı.
Bu sahne tatlı olmuş çünkü ilk defa ikisi de birbirine laf sokmadan aynı ortamda bulunuyor. Ben yine olayları hiç değiştirmedim, sadece daha doğal, akıcı ve dizi havasında detaylandırdım.
Yaklaşık on dakika sonra Asel üzerini değiştirmişti.
Yusuf'un kırmızı spor tişörtü neredeyse dizlerine kadar uzanıyordu. Siyah şort ise beline tam oturmadığı için hafifçe aşağı kayıyor, diz kapaklarına kadar geliyordu. Kollarını birkaç kez sıvasa da tişört yine ellerinin üzerine düşüyordu.
Asel aynaya bakıp derin bir nefes verdi.
"Allah'ım..."
Soyunma odasının kapısını açıp koridora çıktı.
Giriş kapısının önünde Yusuf onu bekliyordu. Telefonunu yeni cebine koymuştu. Bir yandan da okulun önüne yaklaşan siyah aracı izliyordu. Şoförünü çağırdığı her hâlinden belliydi.
Ayak sesini duyunca başını çevirdi.
Asel'i o hâliyle görünce istemsizce gülümsedi.
"Yakışmış."
Asel kaşlarını çattı.
"Of... Dalga geçme ya."
Yusuf başını iki yana salladı.
"Dalga geçmiyorum."
Gülümsemesini gizlemeye çalışarak devam etti.
"Sadece biraz... emanet gibi durmuş."
Asel tişörtün ucunu çekiştirip homurdandı.
"Komik gerçekten."
Yusuf hafifçe güldü.
"Tamam, tamam. Hadi, araba geldi."
Tam o sırada okulun önünde siyah araç durdu.
Şoför hemen inip arka kapıyı açtı.
Asel arabaya binmeden önce istemsizce okulun otoparkına baktı.
Alperen'in arabasının durduğu yer bomboştu.
Bir an duraksadı.
"Gitmiş..."
Oysa sabah boyunca onu Alperen'in alacağını düşünmüştü.
Bilmiyordu ki Alperen, Yağmur'un telefonda söylediklerinden sonra öfkeyle Furkan'ın yanına gitmişti.
Asel sessizce arka koltuğa oturdu.
Yusuf da yanına geçti.
Araba ağır ağır okuldan ayrıldı.
Yol boyunca ikisi de neredeyse hiç konuşmadı.
Arabada yalnızca motorun sesi ve dışarıdan gelen hafif trafik uğultusu vardı.
Asel camdan dışarıyı izliyordu.
Yusuf ise ara ara ona bakıyor, sonra gözlerini tekrar önüne çeviriyordu.
İlk kez birbirlerine söyleyecek çok şeyleri varmış gibi hissediyorlar ama hiçbirini dile getiremiyorlardı.
Birkaç dakika sonra araba Asel'in evinin önünde durdu.
Asel kapıyı açıp indi.
Kapıyı kapatmadan önce Yusuf'a döndü.
"Teşekkür ederim."
Yusuf hafifçe gülümsedi.
"Ne demek, Aselsan."
Asel kısa bir an ona baktı. Sonra başını hafifçe sallayıp evine doğru yürüdü.
Yusuf ise arabadan onun kapıdan içeri girdiğini görene kadar gözlerini ayırmadı. Ardından şoföre dön üp sessizce,
"Devam edebiliriz."
Öğrenciler kantinde otururken okul neredeyse tamamen boşalmıştı. Koridorlarda artık zil sesleri yerine hademelerin temizlik arabalarının tekerlek sesleri duyuluyordu. Öğretmenler de yavaş yavaş okuldan ayrılıyor, koca bina günün yorgunluğunu üzerinden atıyormuş gibi sessizleşiyordu.
Güney ile Rukiye kantinde cam kenarındaki masada oturmuş, aldıkları atıştırmalıkları yerken sohbet ediyorlardı. Arada bir kahkahaları kantinin boşluğunda yankılanıyor, az önce yaşanan tüm karmaşaya rağmen ikisinin de yüzünde huzurlu bir gülümseme oluşuyordu.
O sırada Yusuf ise okulun içinde tek başına dolaşıyordu.
Soyunma odasını, koridorları, spor salonunun kenarını tek tek kontrol etti.
"Burada da yok..."
Sonunda gözleri koridorun sonundaki çöp kutusuna takıldı.
Yaklaşıp poşeti açtı.
Asel'in çantası...
Telefonu...
Kıyafetleri...
Hepsi içindeydi.
Derin bir nefes verdi.
"Şükür..."
Tek tek kontrol etmeye başladı. Bir şey eksik mi diye bakarken küçük siyah bir toka eline düştü.
Asel'in tokası...
İstemsizce gülümsedi.
Bir an elinde çevirdi.
Sonra cebine koydu.
"Eşyaları verirken bunu da veririm." diye mırıldandı kendi kendine.
Ardından kantine inip bir şişe su aldı.
Tam çıkacakken Rukiye onu fark etti.
"Yusuuuf!"
Yusuf başını çevirip onların masasına yürüdü.
Güney kaşlarını kaldırdı.
"Ne işin var oğlum senin burada? Niye geldin?"
Yusuf elindeki poşeti masanın üzerine bıraktı.
"Asel için."
Rukiye şaşkınlıkla poşete baktı.
"Asel için mi? Ne alaka?"
Yusuf derin bir nefes aldı ve baştan sona olanları anlattı. Soyunma odasının kilitlenmesini, Asel'in içeride mahsur kalmasını, eşyalarının çöpe atılmasını ve onları nasıl bulduğunu tek tek söyledi.
Anlatmayı bitirdiğinde masada kısa bir sessizlik oluştu.
Güney başını iki yana salladı.
"Vay be..."
Rukiye'nin yüzü ise bir anda öfkeyle gerildi.
"Kim yaptı bunu ya? Kim kilitledi onu oraya? Vallahi bulursam hesabını sorarım!"
Güney sakin bir sesle konuştu.
"Tamam canım, sakin ol. Buluruz."
Sonra Yusuf'a dönüp hafifçe gülümsedi.
"Ama bence senin bizden sakladığın başka bir şey var."
Yusuf kaşlarını çattı.
"Neymiş?"
Güney dirseğini masaya koydu.
"Seviyorsun, gardaş. Saklama."
Yusuf önce itiraz edecek gibi oldu. Dudaklarını araladı ama kelimeler gelmedi.
Başını önüne eğdi.
Uzun bir sessizlikten sonra hafifçe gülümsedi.
"Galiba... evet."
Rukiye ile Güney birbirlerine kısa bir bakış attılar.
Yusuf konuşmaya devam etti.
"Ne zaman oldu bilmiyorum. İlk başlarda sadece sürekli tartışıyorduk. Her lafıma cevap veriyordu, ben de ona. Sonra fark ettim ki gün içinde onu görmeyince istemsizce etrafa bakıyorum. Bir şey olsa önce iyi mi diye düşünüyorum. Bugün o kapının arkasından sesini duyduğum an... gerçekten çok korktum."
Sesi gittikçe yavaşladı.
"Onu gülerken görmek hoşuma gidiyor. Sinirlense bile... o yine o. Hiç kimseye benzemiyor."
Derin bir nefes aldı.
"Ama bence o benden gerçekten nefret ediyor."
Masadaki su şişesiyle oynamaya başladı.
"Ne yaparsam yapayım bana kızıyor. Sürekli tersliyor."
Başını kaldırıp ikisine baktı.
"Ben kötü biri miyim?"
Rukiye'nin yüzündeki öfke yerini hüzne bıraktı.
Yusuf'un gözlerinde ilk kez bu kadar kırılgan bir ifade görüyordu.
Yumuşak bir sesle konuştu.
"Hayır Yusuf... Bence sen kötü biri değilsin."
Masadaki sessizlik bu kez bambaşka bir anlam taşıyordu. Herkes kendi düşüncelerine dalmış, biraz önce edilen sözlerin ağırlığını hissediyordu.
dedi.
Araç yavaşça sokağın sonuna doğru uzaklaştı.
Okulun diğer tarafında ise Furkan ile Alperen hâlâ okul bahçesindeydi.
Furkan durmadan konuşuyor, Alperen'in aklını karıştırıyordu.
"Oğlum ben sana söylüyorum, bu işte bir gariplik var."
Alperen kaşlarını çattı.
"Ne garipliği?"
"Sen yokken Yusuf sürekli Asel'in etrafındaydı."
Alperen hiçbir şey söylemedi.
Furkan devam etti.
"Ben olsam bunu öyle kolay kolay geçiştirmezdim."
Alperen'in yüzü gittikçe ciddileşti. Yağmur'un telefonda söyledikleri de aklına gelince içini huzursuzluk kapladı.
---
Asel ise çoktan eve gelmişti.
Evin sessizliği gün boyunca yaşadıklarını yeniden düşünmesine neden oluyordu.
Ev telefonunu eline alıp Alperen'i aradı.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
"Alo?"
"Asıl sen neredesin ya?"
Alperen'in sesi bu kez sertti.
"Asıl sen neredeydin?"
Asel şaşırdı.
"Evdeyim ben gerizekâlı! Başına neler geldi haberin var mı? Niye beni almadan gittin?"
Alperen'in sesi yumuşadı.
"Ne oldu?"
"Gel eve."
"Niye?"
"Gel de anlatacağım."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Tamam. Geliyorum."
Telefon kapandı.
---
O sırada Güney, Rukiye ve Yusuf da okuldan çıkmıştı.
---
Asel odasına geçti.
Üzerinde hâlâ Yusuf'un verdiği kırmızı spor tişörtü ve bol gelen şort vardı.
Aynanın karşısında birkaç saniye durdu.
Sonra yavaşça tişörtün etek kısmına baktı.
İçinden garip bir his geçti.
Derin bir nefes alıp kıyafetleri çıkardı.
Katlamak için eline aldığında kumaştan gelen çamaşır deterjanı ve hafif parfüm kokusu dikkatini çekti.
Bir an farkında olmadan tişörtü burnuna yaklaştırdı.
Sonra ne yaptığını anlayınca hızla geri çekildi.
"...Ben ne yapıyorum ya?"
Kendi kendine hafifçe söylendi.
Başını iki yana salladı.
"Saçmalama Asel."
Kıyafetleri özenle katladı. Pufun üzerine bıraktı.
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Asel aşağı inip kapıyı açtı.
Kapıda Alperen vardı.
İçeri girer girmez telaşla sordu.
"Ne oldu?"
Asel derin bir nefes aldı.
"Duşta kilitli kaldım."
Alperen'in yüzü bir anda değişti.
"Nasıl yani?"
Asel baştan sona yaşadıklarını anlatmaya başladı.
Soyunma odasında eşyalarının kaybolduğunu, kapının kilitlendiğini, içerinin sıcak ve havasız olduğunu tek tek anlattı.
Ancak Yusuf'un yardım ettiği kısmı bilerek anlatmadı.
Sanki kapıyı okulun hademelerinden biri açmış gibi bahsetti.
"Eşyalarımı da sonradan buldular."
Alperen dikkatle onu dinliyordu.
Yüzündeki endişe giderek öfkeye dönüşmeye başlamıştı.
Asel derin bir nefes aldı.
"Bir bakıyorum sen de yoksun."
Alperen suçlulukla başını eğdi.
"Ben seni aradım. Telefonu biri açtı. 'Rukiye'yim.' dedi... Sonra da öyle şeyler söyledi."
Asel gözlerini devirdi.
"Vay kaşara bak... Bir de oyun oynuyor."
Sonra Alperen'e döndü.
"Sen de buna inandın, öyle mi?"
Alperen birkaç adım yaklaştı.
"Aşkım... Özür dilerim. O an gerçekten ne yapacağımı bilemedim."
Asel kollarını bağladı.
"Ama bunu yapanı bulacağım."
Alperen başını salladı.
"Bulacağız. Ama önce sen biraz sakinleş. Hazır annenlerle baban evde yokken film falan izleyelim. Kafan dağılır."
Asel kısa bir süre düşündü.
"...Tamam."
İkisi birlikte mutfağa indiler.
Asel mutfak tezgâhının üzerine oturmuştu. Elindeki kırmızı elmayı yavaş yavaş ısırıyor, bir yandan da Alperen'i izliyordu.
Alperen ise ocağın başında mısır patlatıyordu. Patlayan mısırların sesi mutfağın sessizliğini dolduruyordu.
Asel elmasından bir ısırık daha aldı.
"Ee... Furkan'la ne konuştunuz?"
Alperen omzunu silkti.
"Olan kavgayı... Rukiye'yle ayrılığını falan anlattı. Furkan işte... Klasik."
Asel gülümseyerek,
"Ay iyi ki böyle bir olay yaşamışım da dinlemek zorunda kalmamışım."
deyince kendi kendine güldü.
Alperen dönüp kaşlarını çattı.
"Aşkım... O ne biçim kelime?"
Asel gülerek elmayı ona doğru uzattı.
"Tamam tamam... Şaka yaptım."
Alperen de istemeden gülümsedi ve elmadan bir ısırık aldı.
Birkaç dakika sonra mısır hazır olunca kâseyi alıp yukarı çıktılar.
Alperen kendini yatağın üzerine bıraktı.
"Ne izlesek?"
Asel telefonunu eline aldı.
"Şu pufun yanındaki sehpayı getir. Ben de film seçeyim."
Alperen ayağa kalktı.
Sehpaya uzanırken gözü pufun üzerinde duran katlanmış kıyafetlere takıldı.
Eline aldı.
Uzun uzun inceledi.
Kaşları yavaşça çatıldı.
"Bunlar kimin?"
Asel'in parmağı telefonda durmuştu.
Hiç cevap vermedi.
Alperen bu kez daha sert sordu.
"Asel... Bunlar kimin?"
Asel yutkundu.
"Şey..."
Alperen'in sesi yükseldi.
"Ney, Asel? Ney?"
Asel gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"...Yusuf'un."
Odanın içindeki hava bir anda değişti.
Alperen elindeki kıyafetlere sertçe baktı.
"Ne geziyor onun kıyafetleri burada?"
Asel hemen ayağa kalktı.
"Alperen, bilmeden konuşma."
"Bilmeden konuşma mı? Ben o çocukla da konuşacağım."
Asel bir adım daha yaklaştı.
"Bağırma bana! Ayrıca o çocuğa da hiçbir şey yapmayacaksın. Tek kelime bile edersen karşında beni bulursun. Bana yardım etti."
Alperen öfkeyle başını iki yana salladı.
"Ne yardımı?"
Asel'in sesi de yükseldi.
"Duşta kilitli kaldım! Eşyalarım yoktu! Bana kendi kıyafetlerini verdi."
Alperen öfkesini kontrol etmekte zorlanıyordu.
"Amk çıplak havluyla gelseydin gene onun kıyafetlerini giymeseydin iğrençsin."
Asel'in gözleri doldu.
"Alperen... Kelimelerine dikkat et. Beni gerçekten çıldırtma."
Alperen elindeki kıyafetleri Asel'e doğru fırlattı.
"Gözyaşlarını da bunlarla sil artık."
Kıyafetler Asel'in omzuna çarpıp yere düştü.
Alperen hızla odadan çıktı.
"Alperen!"
Merdivenlere yöneldi.
Asel de arkasından koşmaya başladı.
"Alperen! Bana düzgün davran gebertirim seni!"
Merdivenlerden inerken sesi bütün eve yayıldı.
"Alperen, dur dedim sana!"
Ama Alperen arkasına bile bakmıyordu.
Bahçeye çıktığında adımlarını daha da hızlandırdı.
"ya asel siktirgit!"
Asel peşinden koşuyordu.
"Alperen!"
Alperen hızla arabaya bindi.
Motor çalıştı.
Asel daha arabaya yaklaşamadan araç
çıkıp uzaklaştı.
Tam o sırada Asel'in annesi eve geldi.
Karşısındaki manzarayı görünce sert bir sesle konuştu.
"Yine peşinden koşuyorsun. Yine..."
Asel yorgun bir sesle,
"Anne... Şu an değil."
dedi.
Annesi başını iki yana salladı.
"Ne zaman olacak? Hep aynı şey. Seni üzüyor, seni bekletiyor, seni kırıyor. Sen hâlâ peşinden gidiyorsun."
Asel'in gözleri dolmaya başladı.
"Anne, lütfen..."
Ama annesi durmadı.
"Bir insan kendine biraz değer verir. Kendini bu kadar ikinci plana atmaz. Sen onun peşinden koştukça o bunu normal sanıyor."
İkisi yavaş yavaş eve doğru yürümeye başladılar.
Asel başını öne eğmişti.
Annesi konuşmaya devam ediyordu.
"Bugün yine ağlayan sen oldun. Bugün yine kapıda bekleyen sen oldun. Ne zamana kadar böyle ezik yaşayacaksın?"
Evin kapısından içeri girdiklerinde tartışma daha da büyüdü.
Asel artık sesini yükseltmeye başlamıştı.
"Anne, yeter dedim!"
"Hayır, yetmez! Birilerinin sana bunları söylemesi gerekiyor."
"Ben çocuk değilim!"
"O zaman çocuk gibi davranma!"
Asel'in nefesi hızlandı.
"Artık susar mısın?"
"Sen önce o çocuğun peşinde köpek olmayı bırak."
Asel daha fazla dayanamadı.
Merdivenleri hızla çıkıp odasına girdi.
Kapıyı sertçe kapattı.
Odanın ortasında birkaç saniye öylece kaldı.
Nefesi düzensizdi.
Etrafına baktı.
Yere düşen kıyafetler...
Dağılmış yatağı...
Masasının üzerindeki eşyalar...
Fısıldar gibi,
"Ne yaşıyorum ya ben..."
dedi.
Bir anda içinde tuttuğu bütün duygular patladı.
Gözyaşları durmadan akmaya başladı.
Önce masanın üzerindeki kalemliği yere fırlattı.
Ardından yastığı aldı, öfkeyle odanın diğer ucuna savurdu.
Masasının üzerindeki defterler, kitaplar ve küçük eşyalar birer birer yere düştü.
Dolabın kapağını sertçe kapattı.
Yatağın üzerine çöküp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Dakikalardır tuttuğu korku, öfke, kırgınlık ve yorgunluk aynı anda dışarı çıkmıştı.
Odanın içinde sadece ağlama sesi kalmıştı.
Okuldan çıktıktan sonra Yusuf, Güney ve Rukiye aynı sokaktan yürüyerek evlerine doğru ilerliyorlardı. Gün batımı çoktan başlamış, gökyüzü turuncu ve pembe tonlarına bürünmüştü. Sokağın iki yanındaki ağaçların arasından hafif bir rüzgâr esiyor, günün bütün yorgunluğunu da beraberinde götürüyormuş gibi hissediliyordu.
Güney yürürken Yusuf'a döndü.
"Ben de size geçiyorum zaten."
Yusuf başını salladı.
"Aynen."
Biraz daha yürüdükten sonra yollar ayrılmaya başladı.
Güney, Rukiye'ye dönüp gülümseyerek seslendi.
"Tamam, bir saat sonra... Saat dokuz buçukta sahildeyiz o zaman. Unutma ama."
Rukiye eliyle "tamam" işareti yaptı.
"Tamamdııır."
"Geç kalma."
"Ya geç kalmam."
Üçü de gülüştü.
Rukiye el sallayıp kendi sokağına doğru yürümeye başladı.
---
Birkaç dakika sonra Asel'in evinin önüne geldi.
Bahçe kapısını açıp içeri girdi.
Kapıyı çalmaya fırsat kalmadan kapı açıldı.
Karşısında her zamanki güler yüzüyle Meryem vardı.
Ama Rukiye ona hiçbir zaman "Meryem" demezdi.
"Mericiiiim!"
Koşup ona sarıldı.
"Naber?"
Meryem de gülümseyerek onu karşıladı.
"İyiyim Rukiye Hanım..."
Sonra yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu.
"Durumlar pek iyi değil."
Rukiye'nin kaşları çatıldı.
"Niye? Ne oldu?"
Meryem hafifçe sesini alçalttı.
"Asel Hanım galiba hem annesiyle hem de Alperen Bey'le kavga etti."
Rukiye'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ne?"
"Biraz önce odasından çok sesler geldi. Bir şeyler düştü... Ağlıyordu sanki."
Rukiye hiç beklemeden çantasını omzundan çıkardı.
"Ay ne diyorsun ya?"
Çantasını Meryem'e uzattı.
"Meri, bunu tut."
Meryem çantayı alırken endişeyle başını salladı.
"Bir baksanız iyi olur."
Rukiye tek kelime etmeden merdivenlere yöneldi.
Adımlarını hızlandırdı.
Kalbi giderek daha hızlı atıyordu.
"Asel..."
Kendi kendine fısıldadı.
Son basamağı da ikişer ikişer çıktı.
Koridorun sonunda Asel'in odasının kapısı kapalıydı.
Kapının altından hâlâ loş bir ışık süzülüyordu.
Rukiye derin bir nefes aldı.
Sonra kapıya yaklaşıp usulca vurdu.
Bu sahnenin duygusu çok güzel. Sadece bir noktayı değiştirmem gerekiyor: Karakterler lise öğrencisi olduğu için aralarındaki romantik duyguları yetişkin romantizmi gibi yoğunlaştıramam. Ama arkadaş desteğini, şaşkınlığı ve duygusal konuşmayı rahatlıkla güçlendirebilirim.
Rukiye kapıyı yavaşça aralayıp içeri girdi.
Odaya girer girmez olduğu yerde durdu.
Asel odanın ortasında, yere çökmüş bir şekilde duruyordu. Yüzü ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Göz kapakları şişmiş, saçları dağılmıştı. Etrafında yere saçılmış defterler, yastıklar ve kırılmış birkaç eşya vardı.
Ama en çok dikkat çeken şey...
Asel'in hiçbir şeye tepki vermeden odanın tek bir noktasına bakmasıydı.
Sanki düşüncelerinin içinde kaybolmuştu.
"Bebeğim..."
Asel başını yavaşça çevirdi.
Rukiye'nin sesini duyar duymaz bütün gücünü kaybetmiş gibi oldu.
"Bebeğim... Ne oldu sana?"
Rukiye hızla yanına çömeldi.
Asel hiçbir şey söylemeden ona sarıldı.
Sonra hıçkırıkları yeniden başladı.
Omuzları titriyordu.
Rukiye de onu sımsıkı sardı.
"Tamam... Tamam... Buradayım."
Asel dakikalarca ağladı.
Rukiye tek kelime etmeden saçlarını okşuyor, sırtını sıvazlıyor, sadece sakinleşmesini bekliyordu.
Bir süre sonra Asel derin bir nefes aldı.
Ardından gün boyunca yaşadığı her şeyi tek tek anlatmaya başladı.
Soyunma odasında kilitli kalmasını...
Eşyalarının çalınmasını...
Alperen'le yaşadığı tartışmayı...
Annesinin söylediklerini...
Konuştukça sesi yeniden titremeye başladı.
"Gerçekten çok yoruldum Rukiye..."
"Her şey üst üste geldi."
"Kimse beni anlamıyor gibi hissediyorum."
Rukiye elini onun elinin üzerine koydu.
"Anlıyorum."
"Aslında belki tam olarak aynı şeyleri yaşamadım ama seni anlıyorum."
"Ve şunu bil... Bunların hiçbiri senin suçun değil."
Asel gözyaşlarını sildi.
"Gerçekten çok kötü hissediyorum."
Rukiye hafifçe gülümsedi.
"O zaman önce kalkıyoruz."
"Nereye?"
"Mutfaktan kahve almaya."
Asel istemsizce güldü.
"Şu hâlime bak."
"Tam da bu yüzden."
İkisi birlikte aşağı inip kendilerine kahve hazırladılar.
Bir süre sonra tekrar odaya çıktılar.
Pufların üzerine oturup kahvelerinden yudum alırken oda yavaş yavaş eski sessizliğine kavuştu.
Konu bazen okuldan açıldı, bazen çocukluk anılarından...
Arada bir gülüyorlar, sonra yine ciddileşiyorlardı.
Rukiye elindeki kupayı masaya bıraktı.
"Bir şey söyleyeceğim."
Asel ona baktı.
"Söyle."
"Yusuf..."
Asel daha cümlenin başında gözlerini devirdi.
"Off Rukiye, başlama yine."
Rukiye hemen başını salladı.
"Hayır, beni dinle."
"Bu benim düşüncem değil."
"Asıl Yusuf söyledi."
Asel'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
"...Nasıl yani?"
Rukiye okulda yaşanan konuşmayı baştan sona anlattı.
Yusuf'un kendisini ne kadar önemsediğini...
Onu görünce farkında olmadan mutlu olduğunu söylediğini...
Soyunma odasında sesini duyunca nasıl korktuğunu...
Ve en sonunda...
"'Ben kötü biri miyim?' diye sorduğunu."
Asel elindeki kupaya baktı.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Gerçekten şaşırmıştı.
"Bunu... gerçekten kendi mi söyledi?"
Rukiye başını salladı.
"Aynen. Kendi ağzıyla."
Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
Sonra Rukiye yumuşak bir sesle devam etti.
"Asel..."
"Hı?"
"Bak, senden hoşlanıyor diye sen de aynı şeyi hissetmek zorunda değilsin."
"Kimse buna mecbur değil."
"Ama..."
"Asel, ona karşı biraz daha yumuşak ol olur mu?"
"Bugün onu görünce gerçekten üzüldüm."
"Çocuk söylediklerinden dolayı çok kırılmıştı."
"İstersen yine mesafeni koru."
"İstersen arkadaş bile olma."
"Ama sürekli tersleme ya da zorbalama."
"Bence buna gerek yok."
Asel derin bir nefes aldı.
Bir süre düşündü.
Sonra hafifçe omuz silkti.
"Vallahi çok şaşırdım."
Kahvesinden küçük bir yudum aldı.
"Ama..."
"Tamam."
"Denerim."
Rukiye gülümsedi.
"İşte benim kızım."
Rukiye ile Asel kahvelerinden son yudumları alırken odada kısa bir sessizlik oluştu.
Tam o sırada...
Tak!
Camdan küçük bir ses geldi.
İkisi de irkilerek pencereye baktı.
Birkaç saniye sonra aynı ses bir kez daha duyuldu.
Tak!
Rukiye kaşlarını çattı.
"Ne oluyor ya?"
Ayağa kalkıp pencereye doğru yürüdü.
Perdeyi hafifçe araladığında aşağı baktı.
Bahçenin önünde Güney ile Yusuf durmuş, yukarı bakıyorlardı.
Güney iki elini ağzının kenarına götürüp seslendi.
"E hadi ama!"
Yusuf da gülümseyerek başını kaldırdı.
Rukiye bir anda alnına vurdu.
"Allah!"
Asel şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne oldu?"
"Ben bunları unuttum!"
Asel hafifçe gülümsedi.
"Neyi?"
"Biz dışarı çıkacaktık."
Asel başını salladı.
"E çık aşkım."
Rukiye hemen ciddileşti.
"Saçmalama."
"Ben seni bu hâlde bırakıp hiçbir yere gitmem."
Asel cevap vermedi.
Rukiye pencerenin önünden ayrılıp tekrar onun yanına geldi.
Sonra bir an durdu.
"Aslında..."
Asel merakla baktı.
"Sen niye gelmiyorsun?"
"Biraz hava alırsın."
"Belki kafan dağılır."
Asel başını iki yana salladı.
"Ay... Hiç havamda değilim."
"Sen çık."
Rukiye de aynı kararlılıkla cevap verdi.
"O zaman ben de çıkmıyorum."
Asel birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra gözlerini Rukiye'ye dikti.
"Bana bir şey söyle."
"Söyle."
"Güney'i seviyor musun?"
Rukiye bir an afalladı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Seviyorum diyemem."
"Ama..."
"Evet."
"Hoşlanıyorum."
Asel'in dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Tamam."
Rukiye anlamadı.
"Nesi tamam?"
Asel ayağa kalktı.
"Hadi hazırlanıyoruz."
Rukiye gözlerini kocaman açtı.
"Ne?"
"Hadi hazırlanıyoruz diyorum."
Rukiye'nin yüzü bir anda aydınlandı.
"Gerçekten mi?"
Asel başını salladı.
"Evet."
"Evde oturup daha fazla düşünmeyeceğim."
Rukiye sevinçle Asel'e sarıldı.
"Canııııımmm!"
Yanaklarından peş peşe öptü.
"İyi ki varsın."
Asel gülerek onu hafifçe itti.
"Tamam tamam, boğdun."
"Şimdi hazırlan."
"On dakika."
"Yok, beş dakika!"
"Rukiye..."
"Tamam tamam."
İkisi de gülmeye başladı.
Az önce gözyaşlarıyla dolu olan oda, birkaç dakika içinde yeniden kahkahalarla dolmuştu.
Rukiye dolabına yönelirken Asel de aynanın karşısına geçti.
Kızlar hazırlanmaya başlarken, aşağıda bekleyen Güney ile Yusuf hâlâ sabırsızlıkla yukarıdaki pencereye bakıyordu.
Asel de istemeden gülümsedi.
Odanın birkaç dakika önceki kasvetli havası, yerini yavaş yavaş daha sakin bir sessizliğe bırakmaya başlamıştı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra odanın kapısı yeniden açıldı.
İlk çıkan Asel oldu.
Üzerinde beyaz ince askılı crop, bol paça açık mavi jean ve bembeyaz spor ayakkabıları vardı. Açık kumral saçlarını düz bırakmıştı. Makyajı neredeyse yok gibiydi; sadece kirpiklerine hafif maskara sürmüş, dudaklarına renksiz bir parlatıcı geçmişti. Gözleri hâlâ biraz şişti ama eskisine göre daha toparlanmış görünüyordu.
Arkasından Rukiye çıktı.
Krem rengi örgü bluzu omzundan hafifçe düşüyordu. Altındaki koyu mini şort ve beyaz spor ayakkabılarıyla yaz akşamına tam uyuyordu. Uzun siyah saçlarını iri dalgalar hâlinde bırakmış, ince altın kolyesi ve küçük halka küpeleriyle kombini tamamlamıştı.
Rukiye aynaya son kez baktı.
"Nasılım?"
Asel hafifçe gülümsedi.
"Her zamanki gibi güzelsin."
"Sen de."
İkisi birbirine gülümseyince aşağı indiler.
Kapı açılır açılmaz Güney iki saniye kızlara baktı.
Sonra ıslık çaldı.
"Ooo... Hanımlar, bu ne güzellik?"
Rukiye kahkaha attı.
"Teşekkür ederiz."
Güney eliyle kalbini tuttu.
"Ben hazır değildim ama buna."
Rukiye omzuna hafifçe vurdu.
"Abartma."
"Abartmıyorum."
Yusuf ise birkaç saniye sessizce Asel'e baktı.
Bugün ilk kez kendi kıyafetleri yerine normal kıyafetlerini giymişti.
Ama yüzündeki o yorgun ifade gitmemişti.
Dört kişi yürümeye başladılar.
Güney ile Rukiye önden gidiyor, Yusuf ile Asel birkaç adım geriden yürüyordu.
Asel bütün yol boyunca sessizdi.
Ne etrafına bakıyor ne de konuşuyordu.
Yusuf sonunda dayanamadı.
"Ne oldu?"
Asel başını çevirdi.
"Hı?"
"Duşta kilitli kalınca korktun diye mi böyle oldun?"
Bunu söylerken ortam biraz yumuşasın diye hafifçe gülümsedi.
Normalde olsa Asel'in vereceği cevabı tahmin edebiliyordu.
"Sanane?"
"Kes sesini."
"Git işine."
Ama bu kez...
"Aynen."
dedi sadece.
Yusuf'un gülümsemesi kayboldu.
Olduğu yerde durdu.
"Asel."
Asel de durunca Yusuf yavaşça kolundan tuttu.
"Şş..."
"İyi misin sen?"
Asel gözlerini kaçırdı.
"İyiyim."
Yusuf başını iki yana salladı.
"Yalan söylemeyi hiç beceremiyorsun."
Asel istemsizce gülümsedi.
"Çok mu belli?"
Yusuf da hafifçe gülümsedi.
"Biraz."
Kısa bir sessizlik oldu.
Yusuf kolunu bıraktı.
"Konuşmak istersen..."
"Cidden dinlerim."
Asel sadece başını salladı.
"Sağ ol."
Sonra yürümeye devam etti.
Önde yürüyen Güney ile Rukiye ise bambaşka bir dünyadaydı.
Güney cebinden sakız çıkarıp bir tane Rukiye'ye uzattı.
"Al."
Rukiye aldı.
"Teşekkür ederim."
"Bu arada..."
"Hı?"
"Bugün şaka yapınca gerçekten korktum."
Rukiye gülmeye başladı.
"Ya hâlâ ona mı takıldın?"
"Takıldım."
"Ben seni gerçekten bayıldın sandım."
Rukiye omzunu silkti.
"Biraz gerçekçi oynamışım."
"Biraz mı?"
"Oscarlık performanstı."
Rukiye kahkaha attı.
"Abartma."
"Yok vallahi."
"Bir daha öyle şaka yaparsan ben de seni omzuma alıp bütün okulu dolaştırırım."
Rukiye gözlerini büyüttü.
"Yapamazsın."
Güney sırıttı.
"Dene."
"Ben hafif değilim bu arada."
"Fark etmez."
"Bir elime seni alırım."
"Öbür elime de Belenay'ı."
Rukiye kahkahayı patlattı.
"Tamam ya."
"Sus."
Yaklaşık on dakika sonra sahile indiler.
Güneş tamamen batmıştı.
Denizin üzerinden gelen hafif rüzgâr yaz sıcağını kırıyordu.
Kumsalın biraz ilerisinde loş sarı LED ışıklarla çevrilmiş küçük bir alan hazırlanmıştı.
İnce ışıklar kumun üzerine yarım ay şeklinde dizilmişti.
Ortada büyük krem rengi piknik örtüsü seriliydi.
Etrafına yumuşacık yer minderleri ve birkaç puf bırakılmıştı.
Yan tarafta küçük taşınabilir hoparlörden çok hafif akustik müzik çalıyordu.
Örtünün üzerinde cipsler, patlamış mısır, meyveler, brownie dilimleri, marshmallow, çikolatalar, gazozlar ve buzlu limonatalar vardı.
Rukiye etrafına bakıp ağzını açtı.
"Bir dakika..."
"Bunları sen mi hazırladın?"
Güney hafifçe eğilip selam verdi.
"Beğendiniz mi?"
"Beğendik mi?"
"Bayıldık!"
Yusuf gülerek başını salladı.
"Üç saattir bununla uğraşıyor."
Güney omzunu silkti.
"Değsin istedim."
Dördü örtünün üzerine oturdu.
İlk birkaç dakika herkes bir şeyler atıştırdı.
Sonra Güney eline gazozunu aldı.
"Tamam."
"Bugünün en ilginç olayı?"
Rukiye hiç düşünmeden cevap verdi.
"Yusuf'un topu kafama füze gibi atması."
Yusuf hemen itiraz etti.
"Yanlışlıkla!"
Asel ilk kez hafifçe güldü.
"O top gerçekten çok sert gelmişti."
Yusuf iki elini kaldırdı.
"Tamam tamam."
"Özür dilerim."
Güney araya girdi.
"Ben hâlâ Rukiye'nin şaka yaptığına inanamıyorum."
Rukiye sırıttı.
"Biraz eğlenelim dedim."
Yusuf kahkaha attı.
"Az daha kalp krizi geçiriyorduk."
Asel de istemsizce gülümsedi.
Güney bunu fark etti ama hiçbir şey söylemedi.
Sadece göz ucuyla Yusuf'a baktı.
Yusuf da Asel'in sonunda biraz olsun gülümsediğini görünce derin bir nefes aldı.
Gece daha yeni başlıyordu. Sahildeki dalga sesleri, aralarındaki sohbetin arasına karışırken dört arkadaş, günün bütün karmaşasını yavaş yavaş geride bırakmaya başlıyordu.
Asel neredeyse on dakikadır elindeki telefonun ekranını açıp kapatıyordu.
Bildirim var mı...
Alperen yazmış mı...
Aramış mı...
Her seferinde aynı ekran.
Hiçbir şey.
Yusuf bunu fark etmemiş gibi davranıyordu ama göz ucuyla sürekli Asel'i izliyordu.
Tam o sırada Rukiye iki bacağını uzatıp esnedi.
"Ay... Ayağım uyuştu ya oturmaktan."
Güney hemen ayağa kalktı.
"E hadi."
"Biraz yürüyelim."
Rukiye de ayağa kalkıp elini uzattı.
"Tamam."
İkisi sahil boyunca yan yana yürümeye başladılar.
Arkalarında kumda iki çift ayak izi kalıyordu.
Rüzgâr Rukiye'nin saçlarını savuruyor, Güney ara ara saçlarını yüzünden çekmesiyle dalga geçiyordu.
"Bir gün şu saçlarını kontrol edebilecek misin?"
"Saç değil ki bu, karakter."
"Ha pardon."
"Karakterin gözüme girdi."
Rukiye gülerek omzuna vurdu.
"Çok konuşuyorsun."
Bir süre daha yürüdüler.
Sonra Rukiye denize baktı.
"Ayyy..."
"Deniz çok güzel."
"Ben ayağımı sokacağım biraz."
Güney ayakkabılarını çıkarmaya başladı.
"Dur."
"Ben de geliyorum."
İkisi ayakkabılarını kuma bırakıp suyun içine girdiler.
Serin su ayak bileklerine çarpınca Rukiye istemsizce ürperdi.
"Ayyy çok soğuk."
Güney güldü.
"Beş saniyeye alışırsın."
Rukiye dengesini kaybedince Güney refleksle elini tuttu.
"Dikkat."
Rukiye sırıttı.
Sonra eğilip avucuyla Güney'e su sıçrattı.
Güney donup kaldı.
"...Ama bunu yapmayacaktın."
Rukiye kahkahaya boğuldu.
"Nedenmiş?"
Güney eğildi.
"O zaman savaş."
Bir anda ikisi de birbirine su atmaya başladı.
Kahkahaları dalga seslerine karışıyordu.
Tam o sırada...
Rukiye'nin terliği ayağından çıktı.
Dalga yavaşça açığa doğru sürüklemeye başladı.
"Ayyy!"
"Terliğim gidiyor!"
Güney arkasına döndü.
"Hani nerede?"
"Şurada!"
"Gidiyoooo!"
Güney hiç düşünmeden tişörtünü çıkarıp kuma attı.
"Bekle."
Kendini suya bıraktı.
Rukiye birkaç saniye onu izledi.
On saniye...
Yirmi saniye...
Kırk saniye...
Bir dakika...
Güney hâlâ görünmüyordu.
Rukiye'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Güney?"
Ses yok.
"Güney!"
Kalbi hızlanmaya başladı.
"Şaka yapma!"
Yine cevap gelmedi.
Hiç düşünmeden üstündeki ince hırkayı çıkarıp kuma bıraktı ve suya daldı.
Suyun altında gözlerini açtığında...
Karşısında Güney vardı.
Bir elinde Rukiye'nin terliği duruyordu.
Rukiye onu görünce rahatlayıp derin bir nefes verdi.
Güney de "yakaladım" der gibi terliği gösterdi.Sonra Rukiye'yi kucağına aldı. Rukiye bacaklarını beline doladı. Burun burunalardı.
İkisi birlikte yüzeye çıktılar.
Rukiye nefes nefese kaldı.
"Ya salak mısın sen?"
"Boğuldun sandım!"
Güney kahkaha attı.
"Ee..."
"Şakaları hep siz mi yapacaksınız Rukiye Hanım?"
Rukiye hafifçe yanağına dokundu.
"Eşşek."
İkisi de gülmeye başladı.
Sonra Güney elini uzattı.
"Gel."
Rukiye elini tuttu.
Beraber kıyıya doğru yürüdüler.
Bu sırada Yusuf ile Asel hâlâ örtünün üzerinde oturuyorlardı.
Yusuf sessizliği bozdu.
"Ya sen gerçekten iyi değilsin."
"Kim sıktı canını?"
Asel gözlerini telefondan ayırmadan cevap verdi.
"Kimse."
"Yusuf sus bir."
Yusuf başını salladı.
Tam konuşmayacaktı ki...
Rukiye'nin söyledikleri aklına geldi.
Derin bir nefes aldı.
"Asel..."
"Hı?"
"Sen beni sevmediğini söylemiştin ya."
Asel başını kaldırdı.
"Evet."
"Belki..."
"Tanısan severdin."
Asel kaşlarını çattı.
"Nasıl yani?"
Yusuf hafifçe gülümsedi.
"Biz seninle hiç adam akıllı tanışamadık ki."
"Tanışalım o zaman."
Elini uzattı.
"Ben Yusuf."
Asel uzatılan ele birkaç saniye baktı.
Sonra istemsizce gülümsedi.
Elini uzatıp sıktı.
"Asel."
Yusuf sırıttı.
"Aselsan."
Asel bu kez sadece gözlerini devirdi.
Ama ilk kez...
Bu lakaba itiraz etmedi.
Tam o sırada arkadan Güney ile Rukiye geldiler.
Yusuf ayağa kalktı.
"Oğlum ne oldu size?"
Güney saçlarından damlayan suları silkeledi.
"Köpek balığı saldırdı."
Rukiye kahkahayı bastı.
"Evet."
"Boğuşmak zorunda kaldık."
Dördü de gülmeye başladı.
Tam o sırada...
Dıt.
Asel'in telefonuna bir bildirim düştü.
Ekranda yazıyordu:
Furkan
Asel derin bir nefes verdi.
"Ne istiyor bu yine?"
Mesajı açtı.
Tek bir video vardı.
Merak edip oynattı.
Videoda loş ışıklı, kalabalık bir gece kulübü görünüyordu.
Kamera birkaç saniye sonra Alperen'e döndü.
Alperen ayakta durmakta zorlanacak kadar sarhoş görünüyordu.
Kucağında bir kız vardı.
Video ilerledikçe alperenin kızla öpüştüğü daha net görülüyordu.
Asel'in nefesi kesildi.
"...Alperen?"
Video bitince otomatik olarak başa sardı.
Asel ekrana donup kalmıştı.
Kulaklarındaki bütün sesler yavaş yavaş silinmeye başladı.
Sanki dalga sesleri uzaklaşıyordu.
Gözünün önü kararmaya başladı.
Telefon elinden kayacak gibi oldu.
Tam o anda Rukiye ekrana göz ucuyla baktı.
Bir anlığına gördüğü görüntüyle yüzündeki gülümseme silindi.
"Asel..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Asel'in dizleri bir anda boşaldı.
Yusuf refleksle ayağa fırladı.
"Asel!"
Telefon kumların üzerine düşerken Asel bilincini kaybedip yere doğru yığıldı.