Camların kırılma sesi fabrikada yankılandı.
Ela korkuyla Kerem'e sarıldı.
Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.
Dışarıda onlarca siyah araç vardı.
Farlar fabrikanın duvarlarını aydınlatıyordu.
Ve araçların ortasında duran adam...
Bütün bu kâbusun başlangıcıydı.
Kerem'in dedesi.
Vedat Arslan.
Yetmiş yaşına yaklaşmış olmasına rağmen hâlâ etkileyici görünüyordu.
Takım elbisesi kusursuzdu.
Yüzündeki sakin ifade ise daha korkutucuydu.
Çünkü kaosun ortasında bile gülümsüyordu.
"Bu adam deli..." diye fısıldadım.
Baran başını salladı.
"Hayır."
Gözlerini Vedat Arslan'dan ayırmadı.
"Bu adam ne yaptığını çok iyi biliyor."
Fabrikanın ana kapısı açıldı.
Vedat Arslan ağır adımlarla içeri girdi.
Yanında silahlı korumalar vardı.
Ama dikkatini çeken ilk kişi ben oldum.
Gözleri üzerime kilitlendi.
Uzun süre baktı.
Sanki yıllardır kaybettiği bir şeyi bulmuş gibiydi.
Sonra gülümsedi.
"Demek sonunda tanışıyoruz."
İçim ürperdi.
Kerem hemen önüme geçti.
"Ona yaklaşmayacaksın."
Vedat'ın yüzündeki gülümseme büyüdü.
"Ne kadar da korumacı olmuşsun."
"Buraya neden geldin?"
"Torunumu almaya."
Bakışları bana döndü.
"Ve torunumun kızını."
Kalbim duracak gibi oldu.
Torunu.
Yani...
Ben.
Vedat yavaşça bana doğru yürüdü.
Kimse hareket etmiyordu.
Çünkü herkes onun ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu.
"Yıllarca seni aradım."
Sesindeki sakinlik sinir bozucuydu.
"Yalan."
Baran öfkeyle bağırdı.
"Onu sen sakladın!"
Vedat ona küçümseyerek baktı.
"Sen hâlâ hayattasın demek."
Baran yumruklarını sıktı.
Ama Vedat hiç etkilenmedi.
Sonra tekrar bana döndü.
"Annen seni korumaya çalıştı."
Boğazım düğümlendi.
"Annem..."
"Gerçek annen."
Gözlerim doldu.
Yıllardır tanımadığım bir kadından bahsediyordu.
"Bana ne oldu?"
Vedat birkaç saniye sustu.
Sonra beklenmedik şekilde dürüst davrandı.
"Birileri seni kaçırmak istedi."
"Kim?"
Bu kez cevap vermedi.
Çünkü cevap çok açıktı.
Kendisi.
"Yeter."
Kerem'in sesi fabrikada yankılandı.
İlk kez dedesine böyle konuşuyordu.
"Bunca yıl insanlara zarar verdin."
Vedat'ın yüzü sertleşti.
"Şirketimi korudum."
"İnsanları öldürdün."
Sessizlik.
Vedat cevap vermedi.
Ve bu sessizlik her şeyden daha suçlayıcıydı.
Baran acı bir şekilde güldü.
"Gördün mü?"
Kerem'in yüzüne baktı.
"Ben yalan söylemiyordum."
Kerem başını eğdi.
Çünkü artık gerçeklerden kaçamıyordu.
Tam o sırada Vedat'ın korumalarından biri telaşla yanına geldi.
"Efendim."
Vedat kaşlarını çattı.
"Ne var?"
Adam kulağına bir şey fısıldadı.
Ve ilk kez Vedat Arslan'ın yüzündeki ifade değişti.
Şaşkınlık.
Ardından öfke.
"Bunu nasıl yaparlar?"
Kalbim hızlandı.
Ne olmuştu?
Kerem de aynı şeyi merak ediyordu.
"Ne oldu?"
Vedat cevap vermedi.
Telefonunu çıkardı.
Ekrana baktı.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
Bu kez korkutucu derecede ciddi görünüyordu.
"Şirket saldırı altında."
"Ne?"
"Yönetim kurulu acil toplantı çağırdı."
Baran kaşlarını çattı.
"Kim yaptı?"
Vedat'ın cevabı herkesi şaşırttı.
"Ben değilim."
Fabrikada sessizlik oluştu.
Sonra Vedat yavaşça şu cümleyi kurdu:
"Bu oyunda sandığınızdan daha fazla kişi var."
Bir anda ışıklar söndü.
Her yer karanlığa gömüldü.
Ela korkuyla çığlık attı.
Ben refleksle ona sarıldım.
Dışarıdan yeni araç sesleri geliyordu.
Ama bunlar Vedat'ın araçlarına benzemiyordu.
Daha fazlaydılar.
Çok daha fazlaydılar.
Bir projektör yandı.
Fabrikanın duvarına dev bir ışık düştü.
Ve ardından bir ses duyuldu.
Hoparlörden geliyordu.
"Arslan ailesi."
Herkes dondu.
Ses tanıdık değildi.
Ama tehditkârdı.
"Yıllardır sakladığınız gerçeklerin bedelini ödeme zamanı geldi."
Vedat'ın yüzündeki renk çekildi.
Kerem ilk kez dedesine baktı.
Ve dedesinin korktuğunu gördü.
Gerçekten korktuğunu.
Çünkü gelen kişi...
Vedat Arslan'ın bile hesap edemediği biriydi.
Hoparlörden son bir cümle duyuldu:
"Bu gece sadece bir aile yıkılmayacak."
Sonra fabrikanın tavanında bir patlama sesi yankılandı.
Ve her şey kaosa sürüklendi...