"Seni kaybetmeye dayanamam."
Kerem'in sözleri hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.
Ama bunu düşünecek zamanımız yoktu.
Çünkü Ela tehlikedeydi.
Ve onu bulmuştuk.
Ya da en azından bulunduğu yeri.
Güvenlik ekibi tabeladaki yazıyı analiz etmişti.
Şehrin dışında, yıllar önce kapatılmış eski bir tekstil fabrikası.
Baran'ın saklandığı yer orasıydı.
---
Gece yarısına doğru yola çıktık.
Kerem'in yanında oturuyordum.
Araba karanlık yolda ilerlerken ikimiz de konuşmuyorduk.
Hava gergindi.
Sanki yaklaşan fırtınayı hissediyorduk.
Bir süre sonra Kerem sessizliği bozdu.
"Korkuyor musun?"
Başımı çevirdim.
"Çok."
İlk kez dürüst olmuştum.
Kerem hafifçe gülümsedi.
"Ben de."
Bu cevap beni şaşırttı.
"Sen mi?"
"Ela içeride."
Sesi kısıldı.
"Hayatımda ilk kez gerçekten korkuyorum."
Onun elini tuttum.
Bu kez o sıkıca karşılık verdi.
---
Yarım saat sonra fabrikaya ulaştık.
Burası terk edilmiş gibiydi.
Kırık camlar.
Paslı kapılar.
Sessizlik.
Ama içimde kötü bir his vardı.
Her şey fazla kolay görünüyordu.
Güvenlik ekibi çevreyi sardı.
Kerem ise beklemiyordu.
Ana kapıya doğru yürümeye başladı.
"Dur."
Kolunu tuttum.
"Ya tuzaksa?"
Gözlerini bana çevirdi.
"Öyle."
"Ne?"
"Bunun tuzak olduğunu biliyorum."
Kalbim hızlandı.
"O zaman neden gidiyoruz?"
Yüzündeki ifade değişti.
Çaresizlikti.
"Çünkü içeride kızım var."
Bu cevaba karşı söyleyebileceğim hiçbir şey yoktu.
---
Kapılar açıldı.
İçeri girdik.
Büyük depo tamamen boştu.
Sessizlik ürkütücüydü.
Tam o sırada küçük bir ses duyuldu.
"Babaaa!"
Kerem anında döndü.
Ela!
Küçük kız odanın ortasında duruyordu.
Sağlıklı görünüyordu.
Korkmamıştı.
Kerem ona doğru koştu.
"Ela!"
Küçük kız da ona koşmaya başladı.
Ama tam birbirlerine ulaşacakları sırada...
Bir alarm sesi duyuldu.
Ve demir kapılar bir anda kapanmaya başladı.
"Geri çekilin!"
Güvenlik ekibi bağırdı.
Ama artık çok geçti.
Kapılar kapanmıştı.
İçeride sadece dört kişi kalmıştı.
Ben.
Kerem.
Ela.
Ve Baran.
---
Gölgelerin arasından çıktı.
Uzun boylu.
Sert bakışlı.
Ama beklediğim kadar tehlikeli görünmüyordu.
Daha çok yorgun görünüyordu.
Yıllardır taşıdığı yükün altında ezilmiş biri gibi.
Ela çoktan Kerem'in kucağına atlamıştı.
"İyi misin?"
"İyiyim baba."
Bu kelimeyi duymak Kerem'i bile sarsmıştı.
Ela ilk kez ona "baba" demişti.
Baran bunu sessizce izledi.
Sonra konuştu.
"Ben ona zarar vermedim."
Kimse cevap vermedi.
"Ona asla zarar vermezdim."
Kerem'in sesi buz gibiydi.
"O zaman neden kaçırdın?"
Baran'ın yüzü karardı.
"Çünkü başka türlü beni dinlemeyecektiniz."
Sessizlik.
Sonra cebinden eski bir dosya çıkardı.
Ve yere attı.
Dosya ayaklarımın önüne düştü.
İçini açtığımda kanım dondu.
Belgeler.
Mahkeme kayıtları.
Hastane raporları.
Gazete kupürleri.
Ve hepsinin merkezinde tek bir isim vardı.
Kerem'in dedesi.
Baran'ın sesi titriyordu.
"Babam Arslan Holding'de çalışıyordu."
Kimse nefes almıyordu.
"Yolsuzluğu ortaya çıkarmaya çalıştı."
Sonra acı bir şekilde güldü.
"Ertesi hafta arabası uçurumdan düştü."
İçime buz gibi bir korku yayıldı.
"Annem bunu kaldıramadı."
Gözleri dolmuştu.
"Sonra onu da kaybettim."
Kerem sessizce dosyalara bakıyordu.
Şok olmuştu.
Çünkü ilk kez somut kanıt görüyordu.
"Deden bir canavar."
Baran'ın sesi yankılandı.
"Ve yıllarca herkes sustu."
---
Tam o sırada fabrikanın dışından motor sesleri duyuldu.
Herkes irkildi.
Baran'ın yüzü bir anda değişti.
Korkuya dönüştü.
"Hayır..."
Kerem kaşlarını çattı.
"Ne oldu?"
Baran pencereye koştu.
Dışarı baktı.
Ve yüzündeki bütün renk çekildi.
"Geç kaldık."
Kalbim hızlandı.
"Dışarıda kim var?"
Baran yavaşça bize döndü.
Ve söylediği isim bütün fabrikanın havasını değiştirdi.
"Dedesi."
O anda dışarıdan silah sesleri yükseldi.
Camlar patladı.
Ela çığlık attı.
Kerem onu kollarına çekti.
Ve hepimiz aynı gerçeği anladık.
Baran düşman değildi.
Asıl düşman yeni gelmişti.
Ve bu gece sadece gerçekler ortaya çıkmayacaktı.
Birileri hayatta kalmak için savaşmak zorunda kalacaktı.