Patlama sesi hâlâ kulaklarımdaydı.
Tavanın bir kısmı çökmüş, metal parçalar yere saçılmıştı.
Fabrikanın içi dumanla dolmuştu.
Ela ağlıyordu.
Kerem onu sıkıca tutuyordu.
Baran ise kapıya doğru bakıyordu.
Sanki bir şey bekliyordu.
Ve o şey gelmişti.
Dumanın içinden bir siluet belirdi.
Bu kez yalnız değildi.
Onun arkasında en az yirmi adam vardı.
Ama asıl dikkat çeken, önde yürüyen kadındı.
Siyah bir trençkot giymişti.
Saçları topluydu.
Bakışları buz gibiydi.
Ve Vedat Arslan ilk kez geri adım attı.
"Olmaz..." diye fısıldadı.
Kerem ona döndü.
"Kim bu?"
Vedat cevap vermedi.
Kadın yavaşça yaklaştı.
Daha önce hiç görmediğim bir sessizlik oluştu.
Sanki herkes onun varlığından bile korkuyordu.
Sonunda konuştu.
"Seni tekrar görmek güzel, Vedat."
Vedat'ın sesi titriyordu.
"Sen ölmüştün."
Kadın gülümsedi.
"Sen öyle sanmışsın."
Baran bir adım öne çıktı.
"Sen kimsin?"
Kadın ona döndü.
Ve ilk kez yüzünde duygu belirdi.
Acı.
"Ben kim miyim?"
Yavaşça başını salladı.
"Ben bu hikâyenin başladığı yerim."
---
Kadın bana baktı.
Uzun süre.
Sanki içimi okuyordu.
"Ve sen..."
Kalbim hızlandı.
"...hiç bilmediğin bir savaşın anahtarısın."
Kerem hemen önüme geçti.
"Ona yaklaşma."
Kadın gülümsedi.
"Ne kadar da koruyucu."
Sonra Kerem'e baktı.
"Babana çekmişsin."
Kerem dondu.
"Ne dedin?"
Kadın adım adım yaklaştı.
"Vedat Arslan sana hiç gerçeği söylemedi, değil mi?"
Vedat bağırdı.
"Sus!"
Ama kadın daha yüksek sesle konuştu.
"Kerem Arslan..."
"...senin baban değil."
O an dünya durdu.
Kerem'in yüzü boşaldı.
Ben nefesimi tuttum.
Baran bile donakaldı.
Kadın devam etti.
"Sen bu aileye sonradan getirildin."
Kerem bir adım geri gitti.
"Yalan söylüyorsun."
Kadın cebinden bir dosya çıkardı.
Ve yere attı.
Dosya açıldı.
İçinde doğum belgeleri vardı.
DNA testleri.
Hastane kayıtları.
Ve en altta tek bir cümle:
"Gerçek baba: Bilinmiyor."
Kerem'in elleri titredi.
Vedat ise gözlerini kaçırıyordu.
Ve o an anladım.
Bu adam ilk kez yenilmişti.
---
Kadın bana tekrar döndü.
"Şimdi sıra sende."
Kalbim sıkıştı.
"Ben ne yaptım?"
Kadın yavaşça gülümsedi.
"Hiçbir şey."
Sonra tek bir cümle söyledi.
Ama o cümle, hayatımı paramparça etti.
"Sen bu savaşın nedeni değilsin."
"Sen savaşın kendisisin."
---
Baran bağırdı.
"Yeter!"
Silahını çekti.
Ama kadın gözünü bile kırpmadı.
"Sakin ol."
Baran bir an durdu.
Kadın ona yaklaştı.
"Sen de gerçeği bilmiyorsun."
Baran kaşlarını çattı.
Kadın fısıldadı:
"Ela senin kızın değil."
O an dünya tamamen dağıldı.
Kerem'in kollarındaki küçük kız başını kaldırdı.
"Ne?"
Sesim bile çıkmadı.
Kadın son darbeyi vurdu.
"Ela, Arslan kanından değil."
Sessizlik.
Ölüm sessizliği.
Ve sonra kadın son kez bana baktı.
"Onu bu yüzden kaçırdılar."
"Çünkü gerçek varis o."
Kerem donmuştu.
Vedat ilk kez dizlerinin üstüne çökecek gibi oldu.
Ve ben...
Kim olduğumu hâlâ bilmiyordum.
Ama artık şundan emindim:
Ben bu hikâyenin başlangıcı değildim.
Ben bu hikâyenin SONUYDUM.