İçeriğe geç

CENNETİN GÖZLERİ

Bölüm 3 · 6 dk okuma

CENNETİN GÖZLERİ

Bölüm 3

Ara Sokak

"Bir sahil düşünün, denizinin gözyaşlamızdan oluştuğu, içinde ise her bir duygumuzun kırıntısının can bulduğu bir sahil. Bu deniz her taştığında o sahile vuruyordu duygularını birer birer. O suyun her bir damlası bir duyguyu o duyguların birleşimiyle oluşan deniz ise hayatını oluşturuyor. O denizin taşmasının sebebi ise başka bir yerde, denizinin derinliklerinde sert kayalara çarpan hırçın dalgaların. Sen bilmesen de aslında içine gömmek istediğin, denizinde boğmak istediğin duyguların içinde gelgitler yaratarak yavaş yavaş taşmana sebep oluyor. Kalbimizde böyledir aslında. Gözardı etmek istediğin her duygu, kalbine sakladığın her duygu, aslında orda kalarak seni en derininden yaralıyor. Unuttun sandığın düşünceler beynini, kayboldu sandığın duyguların kalbini öldürüyor. Şuan bilmen gereken tek şey, sen o denizin ortasında kalan bir figüransın sadece. İçinde yüzüğün deniz duyguların, yani sensin. Kurtulmaya çalışsan bile içinde yarattığın dalgalar boğar seni. Kimse suçlu değil aslında, suçlu olan sensin. Bu deniz senin duyguların bu dalgalar ise en derine attığın hislerin. Sen kendi bendinde boğuluyorsun, kimse senin duygularına hüküm veremez. Aslında kabul edemesende aslında kendini en çok sen bitiriyorsun"

Eve dönüp evden çantamı ve telefonumu alıp tekrar dışarı çıktım. Okul açılmadan annemi ve babamı son bir kez görmek istedim, yani mezarlığa gidecektim. Yolda giderken kulaklığımda çalan müzikle birlikte atıyordum adımlarımı. "Ne yanlızlık ne de yalan üzmesin seni, doğarken ağladı insan bu son olsun bu son" Diyordu şarkının sözleri. İçimdeki ruhu dinlendiriyordu resmen, en sevdiğim sanatçılardan biri ve en sevdiğim bestesi.

Mezarlığa vardığımda annemi ve babamı göreceğim için huzur doldu yüreğim. Adımlarım onlara yaklaştıkça o huzurun yerini derin bir hüzün alıyordu. Sonunda mezarı bulduğumda derin bir nefes alıp yaklaştım onlara doğru. Fakat birşey fark etmemle küçük bir şaşkınlık yaşadım. Annem ve babamın Mezarlığına bırakılan bir gül demeti...

O kadar güzeldi ki güller dayanamayıp daha yakından bakmak için elime aldım demeti. Kokularını içime çektiğimde çok güzel bir his kapladı tüm bedenimi. Öyle güzel kokuyordu ki yeni bırakıldığı belliydi, rengi hala kırmızılığını koruyordu. Tüm bu duygular bi yana bir soru takıldı kafama. Bu gül demeti kim tarafından konulmuştu? Bilmiyordum ama şikayetçi değildim aksine çok mutlu etmişti beni, yüzümdeki tebessüm paha biçilemezdi. Biraz daha orda kalıp duamı okumayı da unutmayıp eve doğru yol almaya başladım. Biraz tuhaf hissediyordum ilk defa onları ziyaretimin dönüşünde ağlamıyor, aksine yüzümde küçük bir tebessümle gidiyordum eve.

Yolda giderken insan kalabalığından geçilmeyen caddeler, ve o caddeleri gürültüsüyle dolduran arabalar çok iç bunaltıcı bir görüntü çıkarıyordu ortaya. Ara sokakların güvenli olmadığını ve her ne kadar girmemem gerektiğini bilsem de beynim bu gürültüye daha fazla katlanamıyordu. Ellerimi montumun cebine yerleştirip ara sokağa doğru ilerledim, artık caddeden uzaklaştığım için gürültü ve bağırışma sesleri yerini derin bir sessizliğe bırakıyordu.

Adımlarım sıklaştıkça içimi kemiren korku hissi artmaya başladı, bir an önce çıkmak istiyordum bu sokaktan. Bu sabah ağacin önünde bulduğum çakmak cebimdeydi ve ben yaklaşık yarım saattir fark etmeden o çakmağı elimle sıkıyordum, her korkum arttığında daha çok sıkı tutuyordum o çakmağı. Sonunda sokağın sonunu gördüğüm zaman rahatlamanın son sınırındaydım resmen, adımlarım yaklaştıkça nefes alıp verişlerim yavaşlıyordu.

Cebimdeki çakmağı cebimden çıkartıp baktığımda ellerimin kıpkırmızı olduğunu fark ettim korkunun vücuduma verdiği izin en büyük kanıtı. Çakmağa bakıp üstündeki gül desenine dokunmak için elimi uzattığım sırada arkamdan gelen sesle olduğum yerde taş olmuş gibi hissettim.

"Çakmağımı yeterince incelediyseniz artık onu geri alabilir miyim?"

Nefes alır verişlerim tekrar hızlanırken arkama dönüp bakmaya bile korkuyordum. Ancak böyle sırtımı vermişcesine durursam bana zarar verebileceği gerçeği vardı tabiki. Arkamı dönmek için geri adım atarken sesin az evvel geçtiğim ara sokaktan geldiğini anladım, kendini bana göstermek istemediği çok barizdi.

Eğer gerçekten bu çakmağın sahibi oysa neden evimin yakınındaki bir ağacın önünde bulmuştum ? Aklıma başka olasılıklarda gelmişti ancak içten içe öyle olmadığına inandıriyordum kendimi.

Bana doğru tekrar konuşmaya başladığında bu defa bulunduğu net bölgeyi anlamıştım.

"Şuan aklınızda benimle alakalı ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama çakmağımı geri almak isterim ".

" Gerçekten sizin çakmağınız olduğunu nerden bilicem?"

Burnundan güldüğünü duymamla beraber tekrar konuşmaya başladı.

"basit, çakmağın altındaki soy adımla tabiki "

demesiyle birlikte elimdeki çakmağın alt kısmına baktığımda küçük harflerle işlenmiş olan zor okunabilen harflerle "Sönmez " yazıyordu. Ona doğru dönerek "soy adın ne peki?" Bir süre sessizlik oluştuktan sonra "sönmez" diye yanıt verdi sesin sahibi.

Artık kesinleşmişti onun çakmağı olduğu. Vermemezlik yapamazdım, verecektim çakmağını ama öncelikle bir soru sormak istedim. "Çakmağı vericem ancak bir sorum olucak" bana doğru baktığını çok iyi biliyordum, hayır demesinden korkuyordum ki beklediğim yanıt geldi "tabi, dinliyorum" ona doğru bakıp "O ağacin yanında napıyordun?" Sonrası uzun bir sessizlik.

"ağacin yanında düşürdüğümü bilmiyordum sadece ordan geçerken düşmüş" söylediği şeyle birlikte elimdeki çakmağı ona doğru uzattım. Yüzünü tam olarak göremesem de uzun boylu olduğu çok açıktı. Elini o karanlık sokaktan çıkarıp elimdeki çakmağın doğru uzatırken, elimi kapatıp çakmağı o alamadan geri çektim ve devam ettim "O gece evimi gözetleyen sen miydin ?"

Elleri o sokak ve benim aramda öylece kalakaldı. Birkaç dakika öylece durduktan sona elini geri çekti ve konuşmaya başladı "Çakmağımı o ağacın önünde düşürdüm diye evinizi gözetleyen birisi olarak suçlanmam ne kadar doğru ?"

Haklı mıydı ? Haklıydı. Ondan şüphlenmem gereken bir durum yoktu. Ama hala aklımdaydı bu soru eğer bu adam değilse kimdi o zaman evimi gözetleyen kişi? Bir anlığına gerçekliğe döndüm ve beni izledigine emin oldugum bu adama. Ellerimi tekrar ona doğru uzatıp çakmağı ona doğru çekimser bir tavırla karanlıkta olması sebebiyle gözükmeyen yüzüne doğru çevirdim. Ellerim birkaç dakika öylece kaldı. Ardından o da ellerini bana doğru çakmağı almak için uzattı. O an parmakları avuçlarımın içiyle temas edince bedenim birden istem dışı bir şekilde titremeye başladı. Gözlerim onun yüzündeyken karanlıkta olmasına rağmen onunda beni izlediğini anlayabiliyordum.

Çakmağı avucumun içinden alıp paltosunun cebine koydu. Fakat hala gitmemişti bende gitmek için en küçük harekette bulunmamıştım. Öylece karanlıkta kalan büyük cüssesine bakıyordum. Aramızdaki sessizliği onun paltosunun cebinde çalan telefonun sesi bozdu. Elleri paltosunun cebine yerleştirip telefonu kapattı ardından sırtını dönüp sokağın terssine tenha bir köşesine doğru ilerledi ve gözden kayboldu hem de tek bir kelime bile etmeden.

Öylece gidişini izledim. Tanımıyordum, tuhaf mıydı? Hemde fazlasıyla. Umursamamış gibi yapsamda az önce yaşadığımız garip anlar unutulmuyordu. Bende çok geçmeden evin yolunu tuttum arkasında öylece beklicek değildim ya. Eve vardığımda kapıyı açar açmaz karnımın guruldaması aç olduğumu hatırlattı. Adımlarım

hemen mutfağa yöneldi buzdolabının kapağını açıp gözlerimi raflarda gezdirdim en sonunda en yukarı rafa koyduğum paket köfteleri elime aldım, ardından tavayı ve yağı hazırladıktan sonra köfteleri kızartmaya başladım.

Saat 18.08 (pazar)

Yemeğimi yemiş bulaşıklarımı yıkamış ardından hafiflemek için sıcak bir duş almıştım. Banyodan elimde havluyla çıkıp dolabın önünde durdum. Gecelik takımımı ellerime alıp giyinmeye başladım. Giyinirken gözlerim tekrar pencereye kaydı. Ne yaparsam yapayım unutamıyordum o geceyi. O kimdi hala öğrenememiştim ve ögrenememek daha çok korkutuyordu, bana zarar vermek isteyen birisi olabilirdi, ya da daha kötüsü herneyse. Kıyafetlerimi giyindikten sonra saçlarımı kurutma makinesi ile kuruttum ve kurutup makineyi makyaj aynasının önüne bıraktıktan hemen sonra yatağa attım kendimi. O kadar yorgundum ki gözlerimi bir kere kapatsam birdaha asla açamicakmışım gibi hissediyordum, zaten başımı yastığa koyar koymaz derin bir uykuya daldım.

.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.