İçeriğe geç

CENNETİN GÖZLERİ

Bölüm 1 · 3 dk okuma

CENNETİN GÖZLERİ

Bölüm 1

Acı

İnsan yara aldıkça öğrenir iyileşmeyi, iyileşmeyi öğrendikçe görür hayatın gerçeklerini. Yaşadıkça bu hayatı, anlarsın herşeyi. Yara alanda sen olursun, yaranı saranda. Canın acır, kimse hissetmez. Dökersin gözyaşlarını, kimse görmez. Düşersin, elini tutup kaldıran olmaz. Bi nefes almak düşer sana. Sadece nefes almak. Yaşat dedikleri ruhu taşırsın ölü bir bedende. Sorarsın kendince. Neden? Diye. Tek soru, ama cevabı yok.

Günlügüme yazdığım son cümleyle beraber dışarıda yağan yağmurun, gökyüzünden düşen tanelerinin, odamın penceresiyle buluşmasıni izlemeye başladım. Daha eylülün ilk haftalarında olmamıza rağmen 2 gündür üst üste yağmur yağıyordu. Hava durumuna bakmaksızın dışarı çıkan insanlar, resmen sırılsıklam dönüyorlardı evlerine.

Yatağıma doğru birkaç adım atıp uzandım. Yorgun bedenimi sıcak yorganımla buluşturduğum anda tüm vücumu saran bir mayışmayla kendimi uykunun tatlı kollarında buldum.

Saat: 7.40 (cumartesi)

Gözlerime vuran güneş ışığıyla uyandığımda yağmurun durduğunu ve güneşin doğduğunu anlamam uzun sürmedi. Ayaklarımı yorganımın altından çıkartıp soğuk zeminle birleştidikten sonra odamın kapısını açıp aşağı kata inmek için merdivenlerden teker teker adımladım.

Banyonun önünde durup kapısını açtığım anda, karşımda duran aynanın yansımasından, yorgun ve bitkin olan gözlerimin mosmor olmasıyla karşılaştım. Yüzümü yıkayıp birkaç ihtiyacımı daha giderdikten sonra mutfağa girdim. Dolabı açıp içerisinden süt şişesini çıkardım. Aç değildim. sütü ise sevdiğim için içiyordum. Sütümü bitirip bardağı tezgahın üstüne bırakıp hazırlanmak için odama döndüm. Bugün havanın güneşli olacağını hava durumundan öğrenip, ince bir kazağımı ve mavi bir pantolon giydim, saçlarımı ise taradıktan sonra yukarıdan toplayıp, kulagımın arkadasında kalan percemlerimi çıkardim.

Son bir defa daha aynada kendime baktıktan sonra ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım.

Sadece yürüyüş yapacaktım. 1 saat kadar yürüyüp dönücektim eve.

Adım Özge. Özge Önal. 8 yıl önce annemi ve babamı bir trafik kaybettim. O zamanlar henüz 9 yaşındaydım. Bana gelip annen ve babanı kaybettik dediklerinde, kendime dair herşeyden vazgeçmiştim. Gündüzler ve geceler benimle birlikte haykırıyordu içimdeki acıyı. Gözyaşlarım durmak, ben ise kabullenmek bilmiyordum. Artık ağlamaktan karalar başlamıştım. Ama ağlamanın onları geri getirmiceğine inanmak bu dünyadaki en acı şey olabilirdi. İlk defa bir gerçeğin yanılmasını istemek.

Babam annemle üniversitede tanışmışlar. Birbirlerine tarif edilemez bir sevgi ile bağlanmışlar. Zor günlerinde hep kollamışlar birbirlerinin arkalarını. Üniversite bitip Babam askere gittikten sonra annem gecelerce uyuyamamış. Hasretiyle geleceği günü bekliyormuş. Babam döndüğünde ise iki aile birleşip söz yapacaklarmış. Bunların hepsi gerçekleşmiş tabi. Annem ve babam evlenmiş ve ilk çocukları olan ben doğmuşum.

Babam her gece başımda en güzel masalları anlatırmış. Annem her ne kadar o daha çok küçük anlayamaz desede, babam asla eksik etmemiş masallarını benden. Annem en güzel kıyafetleri giydirir öyle çıkartırmış herkesin karşısına beni. Öpmelerine dokunmalarına izin vermezmiş. Mikrop kapar hastalanır diyip sürekli silermiş yüzümü. Annem ve babam asla benden sevgilerini eksik etmez en güzel şekilde sevdiler beni. Bişey kırsam Annem ve babam önce biryerine bişi oldu mu diye koşup gelirlerdi yanıma.

Belki de şuan yanımda olsalar bırakmam hep yanlarında olurdum. Sarılır asla bırakmazdım. Annem desem babam desem. Sarılsalar kocaman bana. Annem kızsa bana vazoyu kırdım diye. Babam masallar anlatsa baş ucumda, öpse alnımdan. "Çok seviyoruz seni" deseler bana. Başka hiçbirşey istemem hayattan. En sevdiklerimi aldılar benden. En değerlilerimi.

Adımlarım seyrekleşirken başımı kaldırıp baktığımda "Avcılar Mezarliğı" yazısını gördüğüm zaman anladım ki tek huzur bulduğum yer burası, onların yanı. Gidicek başka kimsem yok onlardan başka. Mezarlığa girip birkaç mezarlık atladıktan sonra yanyana, her yanı çiçeklerle kaplı olan burdaki en güzel yer olan iki mezar gördüm. Osman Önal ve nergis Önal. Elimi iki mezarın buluştuğu toprağa doğru hafifçe dokundurduğum an içimde bişeyler kopup gitti sanki.

Daha bugün parıl parıl parlayan heryeri aydınlatan güneş bulutların arkasında kaybolup yerini kara kara bulutlara bırakırken gözlerimden düşen birkaç damla gözyaşı o toprağı, iki canımın yattığı toprağı ıslatmaya basladı. Gerisi ise gökyüzüne kaldı. Gözyaşlarım onların toprağında buluştuktan hemen sonra düşen yağmur damlaları sanki bana eşlik eder gibi teker teker yavaş yavaş düşüyordu. Gökyüzü ağlıyordu bugün. Benimle beraber ağlıyordu. Benimle beraber haykırıyordu onlara olan hasretimi, özlemimi, sevgimi. Ben onları kaybettim. Gözyaşlarım yetmedi. Gökyüzü verdi tüm yağmurunu buraya. Bunlar da benim gözyaşlarım dedi adeta. Acımı yeryüzüne döker gibi yağıyordu yağmur. Annem ve babamın toprağına bir buse bırakıp "ben gidiyorum anne, baba sizi çok seviyorum. Bunu asla unutmayın olur mu diyip yüzümde hala kurumayan gözyaşlarımı elimin tersiyle silip ayrıldım ordan.

Bölüm sonu

3 yorum