Ertesi sabah saray, alışılmadık bir hareketlilik içindeydi.
Muhafızlar kuzey kanadındaki her odayı tek tek arıyor, hizmetkârlar sorgulanıyor, kapılar uzun süre açık bırakılmıyordu.
Kimse sebebini bilmiyordu.
Fakat Alya biliyordu.
Kitabın içinden çıkan o mektup, her şeyi değiştirmişti.
Öğleye doğru başkâhya onu çağırdı.
"Kral seni görmek istiyor."
Alya'nın kalbi hızlandı.
Derin bir nefes alıp çalışma odasının kapısına geldi.
İçeri girdiğinde Baldwin tek başınaydı.
Masanın üzerinde açılmış haritalar yerine bu kez yalnızca küçük, kırmızı balmumuyla mühürlenmiş bir parşömen duruyordu.
Baldwin, eldivenli eliyle mührü işaret etti.
"Bunu daha önce gördün mü?"
Alya dikkatlice eğildi.
Mühür, birbirine dolanmış iki yılanın oluşturduğu bir daireyi gösteriyordu.
Bir an duraksadı.
Sonra gözleri büyüdü.
"Majesteleri..."
"Nedir?"
"Bu..."
"Konuş."
Alya yavaşça başını kaldırdı.
"Esir alındığım gün... Beni taşıyan kervandaki sandıklardan birinin üzerinde de bu mühür vardı."
Oda sessizliğe gömüldü.
Baldwin'in bakışları ilk kez şaşkınlıkla değişti.
"Emin misin?"
"Evet Majesteleri."
Kral birkaç saniye düşündü.
Demek ki mesele yalnızca sarayın içindeki bir ihanet değildi.
Bu mühür, Alya'nın geçmişiyle de bağlantılıydı.
Tam o sırada kapı hızla açıldı.
İçeri nefes nefese bir şövalye girdi.
"Majesteleri!"
Baldwin başını çevirdi.
"Konuş."
"Batı surlarında nöbet tutan askerlerden biri... öldürüldü."
Odadaki hava buz kesti.
"Nasıl?"
"Hiç ses çıkmadan. Üzerinde tek bir hançer yarası var."
Şövalye bir an duraksadı.
"Ve cesedinin yanında aynı mühür bulundu."
Baldwin ayağa kalktı.
Maskesinin ardındaki gözler sertleşmişti.
"Kimse saraydan çıkmayacak."
"Emredersiniz."
Şövalye hızla odadan ayrıldı.
Baldwin, Alya'ya döndü.
"Artık seni yalnız bırakmam doğru olmaz."
Alya şaşkınlıkla baktı.
"Majesteleri?"
"Birileri seni tanıyor."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Belki senden önce bile."
Alya'nın boğazı düğümlendi.
Hayatı boyunca ailesini kaybetmiş sıradan bir esir olduğunu sanmıştı.
Şimdi ise geçmişi, saraydaki gizemli mühür ve işlenen cinayet aynı noktada birleşmeye başlıyordu.
O anda çalışma odasının penceresinin dışında, çatının gölgesinde siyah pelerinli bir adam diz çökmüştü.
Elinde gerilmiş bir yay vardı.
Okun ucu doğrudan pencereye çevrilmişti.
Fakat hedefi kral değildi.
Hedef... Alya'ydı.
Adam nefesini tuttu.
Parmakları yavaşça yay kirişinden ayrılmaya başladı...