Kuzey kanadına taşınmasının üzerinden üç gün geçmişti.
Alya artık sarayın diğer hizmetkârlarından uzaktaydı. Görevi; kütüphaneyi temizlemek, çalışma odasının dışında beklemek ve gerekli eşyaları hazırlamaktı.
Bu kanatta her adım ölçülü, her söz dikkatliydi.
Kimse gereğinden fazla konuşmuyordu.
Fakat Alya bir şey fark etmişti.
Koridorun sonunda, her gün aynı saatte beliren siyah pelerinli bir adam vardı.
Ne bir hizmetkâra benziyordu ne de bir şövalyeye.
Geldiği gibi sessizce kayboluyordu.
O gün Baldwin, çalışma odasından tek başına çıktı.
Yanında ne muhafız vardı ne de danışman.
Elinde eski bir kitap taşıyordu.
Alya hemen eğildi.
"Majesteleri."
Baldwin durdu.
"Kütüphanede çalışmayı öğrendin mi?"
"Elimden geleni yapıyorum."
Kral kısa bir an raflara baktı.
"Kitaplar, insanların unuttuğu şeyleri hatırlar."
Alya bu sözü düşündü.
"Okuma yazman var mı?"
Bu soru karşısında şaşırdı.
"Çok az... Çocukken babam öğretmişti."
Baldwin'in gözlerinde belli belirsiz bir memnuniyet oluştu.
"Az olması hiç bilmemekten iyidir."
Sonra kitabı uzattı.
"Yerine koy."
Alya iki eliyle kitabı aldı.
Kitabın kapağındaki işlemeler altın rengindeydi.
Tam rafa yerleştirirken içinden küçük, katlanmış bir kâğıt yere düştü.
Alya eğilip almak istedi.
Fakat Baldwin ondan önce davranarak kâğıdı aldı.
Maskesinin ardındaki gözler satırları okumaya başladı.
Bir anda yüzündeki sakin ifade değişti.
Her zamanki dingin bakışlarının yerini derin bir düşünce aldı.
Kâğıdı sessizce avucunda buruşturdu.
"Bu mektubu buraya kim koydu?"
Alya başını salladı.
"Bilmiyorum Majesteleri."
Baldwin cevap vermedi.
Koridorun sonuna doğru baktı.
Sanki görünmeyen birini arıyordu.
Aynı gece...
Sarayın çatılarında siyah pelerinli bir gölge ilerliyordu.
Elindeki yay yerine bu kez küçük bir parşömen vardı.
Parşömeni başka bir adama uzattı.
"Plan değişti."
Diğeri kaşlarını çattı.
"Neden?"
"Kral şüphelenmeye başladı."
"Kız ne olacak?"
İlk adam birkaç saniye sustu.
Sonra soğuk bir sesle cevap verdi.
"Artık o da oyunun içinde."
O gece Alya uyuyamadı.
Penceresinden görünen Kudüs sokaklarına bakarken, farkında olmadan avlusu sessizliğe gömülmüş sarayın ne kadar büyük olduğunu düşündü.
Tam perdeyi kapatacakken aşağıdaki avluda bir hareket gördü.
Ay ışığı, taş zemine düşüyordu.
Beyaz maskesiyle Kral IV. Baldwin, tek başına avluda yürüyordu.
Yanında ne asker vardı ne de hizmetkâr.
Sadece gökyüzüne bakıyor, ağır adımlarla ilerliyordu.
Alya ilk kez onu bir kral gibi değil, omuzlarında görünmez bir yük taşıyan yalnız bir insan gibi gördü.
Tam o sırada Baldwin durdu.
Başını yavaşça kaldırdı.
Gözleri, yukarıdaki pencereye çevrildi.
Alya nefesini tuttu.
İkisi arasında tek bir kelime bile geçmedi.
Ama o sessizlik, şimdiye kadar kurdukları en uzun konuşma gibiydi.