# Yenildik yine hayal kuranlar olarak, hayal kıranlara

Dilinde mırıldandığı içli bir şarkıyla Rusya'nın soğuk manzarasına bakan genç kız, elinde tuttuğu sıcak ballı sütü yudumlarken kendi kendine gülümsedi. Elinde tuttuğu ballı süt dolu bardağıyla büyük bir kumarhanenin ortasında durması trajikomik bir hikâyeydi her açıdan.
Hayatı, tabiri caizse Azrail'in işine burnunu soktuğu için boka sarmıştı.
Sayıyordu günlerini. Bu yüzden çok değil, sadece 6 gün önce arkadaşının hayatı için kumar oynamıştı. Yeşil dev diyordu, o adama. Her ne kadar öfkeden bile yoksun olsa da yeşil gözleri olan dev gibi bir adamdı. Şule'nin hayatına karşılık canını koymuştu ortaya. Özgürlüğü, ustaca yaptığı kelime oyunları yüzünden zaten yitip gittiği için Buket kabul etmek zorunda kalmıştı bunu. Diğer insanlar ne yapardı, nasıl davranırdı bu konuda düşünmeye pek vakti yoktu. Arkadaşı namludan çıkacak kurşunla zamana eş bir hızla ölüme gidecekken vakti olsaydı dahi düşünemezdi. Onun bu yaşadığı hayatın sebebi Buket'ti ve biri ölecekse o kişi Buket olmalıydı.
Söz konusu vicdan iken aklın hiçbir hükmü kalmazdı.
Ama şanslıydı, Buket. Attığı tek bir zar ile arkadaşının hayatını kurtarmış, onu hiç değilse daha rahat edebileceği bir yerde durmasını sağlamıştı. Çünkü yeşil devin sözü kesindi, Şule ancak ölürse gidebilirdi. Elinde üzerine zimmetlenen ceviz büyüklüğünde duran zarı baş parmağı ile okşayarak sütünden büyük bir yudum daha aldı. Bu hileli zar, her nasıl olduysa bahtına gülmüştü. Hileli diyordu, zira bir yüzü diğer beş yüzünden daha ağırdı ve o kısmın üste gelmesi bu sebeple imkansızdı. Imkansız-dı , Buket'e gelmeden önce.
"Çiçekçi kız!" Kendisine seslenen korumanın başıyla işaret ettiği yere döndüğünde yeşil dev ile göz göze gelmişti. Rengini, cennetin coşkulu havuzlarından çaldığı gözlerini her gördüğünde hayran olmaktan kendisini alamıyordu.
Yüzü Allah'ın yeryüzündeki sanat eserlerinden biriydi. Kalbi ise... Cehennemden kovulmuş bir şeytanın evi.
Sessizce yanına ilerlerken gözü boynundaki dövmeye indi. Kendi kuralları çerçevesinde yaşayan takıntılı bir manyaktı bu adam. Gözlerine bakmak bazı yasaklarından biriydi ve sessizlik kuralından bile daha önemliydi. Büyük kapıdan çıkınca bardağını bulduğu ilk boşluğa bıraktı ve peşine takıldı. Diğer korumalarla birlikte hemen arkasında ilerliyordu ve bütün gün, o gitmesini söyleyene dek onu takip ediyordu. Görevi sadece anlaşma yapmak isteyenler için zar atmak olmasına karşın bu adamın yanında fino köpeği gibi geziyordu. Kumarhane gökyüzüne uzanan lüks bir otelin tepesinde olduğundan asansörle aşağıya inmişlerdi. Kapı çıkışında tahminen 15 yaşlarında bir genç kız korumaların arasından yeşil devin ayağına kapandı. Ne dediğini anlamasa da ağlayarak paçalarından tutması onun yardım istediğini gösteriyordu. Adını bile bilmediği bu manyaktan yardım isteyecek kadar zor durumdaydı demek ki...
Mırıldanarak yaptığı konuşmanın ardından küçük kız yüzünü kaldırıp başını sertçe salladı. Onun adına korkuyordu. Bu kız ne tür bir belaya bulaştığını bilmeden gelmişti bu adamın ayaklarına. "Zar at, çiçek kız." dedi fısıltılı bir şekilde. Ses seviyesi şimdiye dek hiç normal seyretmemiş, hatta bağırdığını bile duymamıştı. Öyle çok sakindi ki onun etrafındaki herkes sakinliğinden ürperirdi.
"Bu zarı sadece kötü adamlar için attığımı sanıyordum. Öldürecek misin onu?" Kötü adam, diyerek susturduğu vicdanı elbette pek rahat değildi göğüs kafesinde. Ki gördüğü çılgınca rüyalar bunu anlaması için yeterliydi. Yeşil dev ile yaptıkları anlaşmaya göre yalnızca kötü adamlar için zar atacaktı ve tabii bu, arkadaşının canına karşı bir ödeme olduğu için Buket'e para vermeyecekti.
Gerçi kim böylesi bir ölüm oyunu için para alırdı ki?
"Anlaşmayı ihlal mı ediyorsun?" Ne zaman duraksasa bu soruyu soruyordu kendisine. Masum bir sorunun ardındaki sinsi tehdidin pekala farkındaydı. Arkadaşı İspanya'da ona ait bir yerde, ömür boyu sürecek bir esaretin altında çalışabilir ya da ölebilirdi. Derin bir iç çekip zarı kızın önüne atarken gözlerini kaçırdı. Gözleri bu kez adamın elinin üzerindeki dövmeleri bulmuştu. Elinin üst kısmında kral tacı, parmaklarının eliyle buluştuğu yerde ise sırayla zarın diğer beş yüzü vardı; ayı, yıldız, pamuk, göz ve silah.
Elleri ölümün kucağı gibiydi.
Ve zar durduğunda korkuyla karışık bir merakla yere baktı. Göz.
Zarda göz geldiği sırada adını bile bilmediği bu vahşi, genç kızla yüz yüze gelecek şekilde yere çöktü. Pek çok şey gibi bunu da bilmiyordu. Göz, ne manaya geliyordu, kız ölecek miydi diğer adamlar gibi, muammaydı. Tek bildiği zar da silah geldiği takdirde cevap yeşil devin belindeki silahından geliyordu. Arada kısa bir konuşma oldu ve korumalar genç kızı yerden kaldırıp götürdüler. "Ne olacak ona? Onu da mı öldüreceksin?" Cevap vermeden, zarı aldığı gibi çıkışa ilerleyen adamın hemen yanında yürümek için acele ederek hızlandı. Uzun bacaklarıyla attığı tek adım kendisinin üç adımına eşti. "O daha çok küçük bir kız. Belli ki çok da zor durumda. Öldürmeyeceksin, değil mi?" Her zaman olduğu gibi soruları koca bir sessizlik ile karşılanmamıştı bu kez.
"Bilmediğin şey..." Aniden duraklayan bedeniyle üzerine doğru eğilmiş, önemli bir sır verecekmiş gibi işaret parmağını kaldırmıştı. "Senin nazarında kötü bir adam olsam bile aklında tutman gereken şey, küçük kızlara zarar vermeyeceğim." dedi gözlerini bağımlılık yapacak türde irileştirirken. Hala gözlerine bakacak kadar cesur olması Buket'in aptallığıydı.
"O zaman zarda göz ne demek?" Bir süre daha gözlerine baktıktan sonra otelde yürümeye devam etti. Cevap vermeyeceğini düşünmüştü her zamanki gibi sessiz kalışından. Ancak arabaya biner binmez o kısık tuttuğu sesinde açıklamasını duymuştu.
"Onu kurtarmamı istemişti. Karşılığında bir şey verdiği takdirde onu kurtaracağım." Yeniden yüzüne döndüğünde kaşları alnını kırıştırarak yukarı kalktı. Ne bakıyorsun, deme şekliydi ve ne zaman ona bakarken yakalasa hep böyle yapıyordu. Halbuki ona bakmak yasaktı ve Buket her yasağı olduğu gibi bunu da çiğniyordu. "6 gündür yanımdasın, ama sen iflah olmazsın. O lanet olası çenen durmak bilmiyor ve yetmez gibi arsız gözlerini üzerimden çekmiyorsun!" dedi bakışlarını çekmeden. Her zamanki ciddi tavrı, duygulardan yoksun ifadesine soğukluk katıyordu. Bir haftadır çalışma saatleri içinde bir arada oldukları süre zarfında etrafında hiç kadın görmemişti. Bununla birlikte kumarhanedeki kadınlar ne zaman yeşil dev gelse başlarını yere indiriyordu. İnsanların ona bakmasından rahatsız olduğunu sanmıyordu. Sadece kadınlara bir garezi vardı.
"O halde zar atayım mı? Ya beni öldürürsün ya da bütün sorularıma cevap verirsin. Her iki türlü de sonunda susacağıma söz veriyorum. Ama gözlerim için söz veremem." Yaptığı teklife karşılık vermedi. Onun bir tavuk öldürmek kadar doğal bir tavırla saçtığı dehşetin canlı şahidi olmasa bu sessizliğini normal karşılayabilirdi. Üstelik onunla geçirdiği tüm zaman zarfında kendisine anlaşma teklif eden kimseyi reddetmemiş bir adamdı. Şaşırtıyordu. Konuşmasına, itirazlarına, katlanamadığı her şeye katlanıyordu sahiden.
"Kafana şuracıkta sıkamayacağımı mı sanıyorsun?" dedi uzun parmaklarını saçlarının arasına daldırırken. Bunu yaparken kendisine doğru çekmiş, aynı şekilde yüzünü yaklaştırarak göz temasının uzaklığını en aza indirmişti. "Beni neyle sınıyorsun çiçek kız? Sana zarar veremeyeceğimi düşünmüyorsun, değil mi?"
Araba her gece uğradıkları gece kulübünün önünde durduğunda tuttuğu nefesi bıraktı. Kulübün gürültüsü arabanın içine kadar doluyor, ama o sorduğu sorunun cevabını beklediği için kıpırdamıyordu. Garip olan sessizliği seven bu adamın burada ne aradığıydı ki bunu anlayacak kadar tanımıyordu onu.
Daha adını bile bilmiyordu!
Ve adını bile bilmediği bu adamın çizgilerini aşmaya devam ediyordu.
"O kafanın içinde ne geziyor bilmiyorum, kötü adam. Bil ki beni kafanda fazla büyütüyorsun." Güzel gözlerini karanlıkta yeteri kadar görememenin sıkıntısıyla başını geri çekmeye çalıştı. Ancak bu öfkeli ifadesinde pek mümkün görünmüyordu. "Ben sadece bazı şeyleri anlamaya çalışıyorum. Seni tanımaya çalışıyorum." Yüzünde ona bakan her kadını etkileyebilecek cazibeli bir tebessüm belirdi.
"Kötü bir adamım işte, tanıma!" Ona yakın olmaktan rahatsız olarak bileğinden tutup yavaşça saçlarından uzaklaştırdı. Eğer o istemeseydi bunun mümkün olmayacağının farkında olarak rahattı. Açıkçası onun araya koyduğu mesafeden fazlasıyla rahattı.
"Kötü olmak karakterle alakalı değil bence. Şu iki metrelik bedeninin içinde kalbin eksik doğmuşsun, anladım. Karakterini anlamaya çalışıyorum." Gülüşü daha da büyürken gözlerini kaçırdı. Suratındaki o tebessüm bile ne düşündüğü ele vermez soğuk ifadesini yumuşatmıyordu. "Hakkında bildiğim susmayı seven, düşman canlısı, hobisi silahlar, kan ve yalvarmalar olan, kuralcı ve tabii en önemlisi borçlarına sadık, karşılıksız bir şey yapmayan bir manyaksın. İş ortamından bahsetmek bile istemiyorum."
Cevap vermek yerine arabadan indiğinde ofladı. Onu konuşturmak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın koca bir hüsran oluyordu. Kurtulmak için neredeyse umudu kalmamıştı. Böyle bir hayatı yaşamaya devam edemezdi. Her gün parmaklarının arasından düşen zar birinin hayatına mal oluyordu. Kanlı bir nehrin üzerinde kırık bir sandal gibiydi hayatı.
Arabanın camını tıklayan uzun parmakların uyarısı ile birlikte yavaşça kapıyı açıp yanına ilerledi.
Günlerdir aşındırdıkları kırmızı ve mavi spot ışıklarının patladığı gece kulübünün kapısından girdiler. Buraya her geldiklerinde en köşede gözden ırak olan oturma yerine oturuyor ve saatlerce etrafını izliyordu. Duvara dayalı geniş koltuğun ortasında oturur oturmaz gelen bir garson her zamanki içkisinden getirmişti. Hafif doğrulup ince parmaklarını beline sardı ve kucağına doğru çekti. "Ne yapıyorsun?" Kalkmak için çabaladığı halde belini sıkıca saran kolu yüzünden kıpırdayamıyordu. Üstelik ayakları o topuklu ayakkabıya rağmen yere çok az değiyordu.
"Uslu dur, çiçek kız. Kendimi gizlemeye çalışıyorum." Uslu durmak mı? Bir adamın kucağında? Vücudunu saran titreme yüzünden bedeni, onun sıkıca saran kollarının arasında sarsılıyordu. "Ne oluyor? Yoksunluk krizine girmiş gibi titriyorsun." dedikten sonra bakışları omuzundaki eline kaydı. "Parmaklarının ucu da sanki buzdan. Neden böylesin?" Sigara kokan nefesinin yüzüne vurmasına katlanamayarak başını eğdi. Titremesi yüzünden nefes alışı azalmışken daha da kötü olmaya niyeti yoktu.
"Beni bırakmazsan baygınlık geçirebilirim." Titremesi sesine kadar ulaşmış olmasına karşın belinde en ufak bir hareketlilik olmadı.
"Neden, dedim." Kucağında oturuyor olmasına rağmen yüz yüze duruyorlardı. Gözleriyle aynı hizada olan gözleri ona haddinden fazla yakın bakıyordu. Loş ışık, gözlerinin güzel rengini de boğuyordu, nefesi gibi.
"Çünkü bir adamın kucağında oturmaktan huzursuzum!" Yüzünde tarif edemeyeceği bir yumuşama oldu. Onu yanında geçirdiği onca zaman olmasa gerçekten gülümsediğini söyleyecekti. Ama gülümsemiyordu da. Arabadaki gülümsemesi bile alaydan ibaretti, şimdikinden farklı olarak.
"Ve?" dedi, devamını beklediğini belirtmek için. Gözleri hala teması kesmemişti ki onun ilk kez uzun uzadıya kendisine baktığını söyleyebilirdi.
"Ve utanıyorum. Çok utanıyorum, indir beni!" Tıpkı arabada olduğu gibi dudaklarının küçük kıvrılışı onun kendisi ile alay ettiğini açıkça gösteriyordu.
"Elini göğsüme koy ısınsın. Utanacak bir şey yok, dediğim gibi kendimi gizliyorum. Günlerdir beklediğim adam geldi. Beni görmemeli. Bu gürültülü yeri tek bir gün daha çekemem." Yanında olduğu onca zamanda ilk kez uzun bir cümle kurmuştu. Şaşkınca etrafına bakarken parmaklarını avucuna bastırdı. "Sen bana bak." dedi uzun parmakları yüzünü kendisine çevirirken. Hemen ardından elleri kucağında duran küçük elini sarmıştı.
"Titremem geçmeyecek. Başka şekilde saklanamaz mısın? Bir adamın kucağında duramam!" Yüzüne bakarak söylediği sözler bile titriyordu. Farkındaydı ve ilk kez anlayışlı duruyordu.
"Hiç sevgilin olmadı mı? Ondan mı utandın?" Saldırgan bir kurt kadar çetin bakışları, tatlı bir göz renginin gölgesinde kalıyordu. Ara sıra omuzundan izlediği hedefi dışında gözleri yüzünden pek ayrılmıyordu.
"Bu seni ilgilendirmez." Omuzundaki ve avucundaki elini çekip ateş gibi olmuş yanaklarına koydu. Elleri, yanaklarının aksine kar topu oynamış bir çocuğun eli kadar soğuktu.
"Ama bana kalırsa bu utandığın için de değil. Ben insanın kumaşını tek bir bakışta anlarım, çiçek kız. Senin bu tepkin psikolojik bir şey." Her zaman susan bu adamın konuşası mı tutmuştu? Hem de en istemediği konuda? Geçmişin tozlu sandıklarına kaldırdığı kara günlerini mi merak ediyordu?
"Bakıyorum da soru sormaya gelince dilinin bağı çözülüyor." dediği sırada boştaki eliyle saçını okşamaya başladı. Bunu yaparken de dikkatini saçlarına vermişti ve saçma bir şekilde rahatlamış hissediyordu. Onca cana kıymış elleriyle saçlarını okşamasına kızması gerekmez miydi?
Rahatlamış hissediyordu!
"Anlat bana, seni dinleyecek kadar vaktim var. Senin sesin buradaki gürültüden daha iyi." Şaşkınlığı, titremesiyle birlikte her dakika katlanıyordu. Belindeki elini sıkılaştırıp bedenine daha ya yaklaştırdı kendisini. Sıcacıktı, ama bilmiyordu ki ondan uzaklaşmaya ihtiyacı vardı.
"Dengesiz misin? Arabada çok konuştuğum için şikayet ediyordun." Derin bir iç çekip masadaki içkisini dudaklarına uzattı.
"İç!" dedi elini itelemesine ve başını geri çekmesine izin vermeden. Her halükarda gücünü göstermekten çekinmiyordu. "İç, dedim. Yoksa bayıldığın an buraya bırakır giderim seni. Bir polis bulamayacağın yerdesin." Buket birkaç saniye olabilecekleri hesap etti. Kimliğine kadar bu adamın elindeydi eşyaları.
"Yalan söylüyorsun. " dediği an içkisinin acı tadı ağzından döküldü. Dili aşina olmadığı sertliğin karşısında uyuşur gibi olmuştu. Çenesinden akan damlalar boynundan göğsünde doğru yol çizdiği sırada bardağı çekti. Gözleri bu kez boynundan akan alkole odaklanmıştı. Boynundaki alkolü masadan aldığı bir peçete ile silip kollarını birbirine sardı. Yeterince yakınlardı. Daha fazla temas ve yakınlık istemiyordu ve ellerini de sarhoş edici sıcaklığına maruz bırakmayacaktı.
"Alkol zihnini sakinleştirecektir." Bardağın geri kalanını son yudumuna kadar içtikten sonra adamına doğru iteledi. "Seni araştırdığımda hayatında hiç erkeğe rastlamadım. Telefonunda bile bir erkek fotoğrafı yoktu." Yaptığı açıklama daha çok bir itiraf gibiydi. Telefonunun kilidi kırılmış, hayatı, özel alanı onun karşısında ortaya dökülmüştü. Telefonundaki resimlerine de bakmıştı kesin. Şimdi şurada yer yarılsa hemen içine girerdi.
"Ne bekliyordun? Her gece bir erkekle takılan birine mi benziyorum?" Tebessüm etti yeniden ve yeniden. Dudaklarının hemen kenarındaki minik gamzeler bunun sahte bir tebessüm olmadığını kanıtlıyordu.
"Resimlerin benziyordu. Bir manken olmalıydın." Aklından geçen düşüncelerin üzerine basa basa daha da utandırmıştı kendisini. Gözleri düşünceli bir şekilde kendisini süzdükten sonra birbirine sardığı elinin üzerine avucunu kapattı. Sıcak elleri, iki eline yetecek büyüklükteydi. "Neden bir sevgilin olmadı hiç? Yoksa Türk erkekleri seni pek tatmin edemiyor mu?"
Bir başka saçma soruyla birlikte omuzunun üzerinden hedefine baktı. Yakalamaya çalıştığı her kimse bu gürültülü yere gelecek kadar ciddiye almış olduğu açıktı. Ve kendisiyle bile konuşacak kadar daralıyor olmalıydı. "Kimi gözlüyorsun?" dedi onu yok sayarak. O sırada masaya yenilenmiş bir içki bardağı gelmişti, yanında meyve tabağı ile birlikte. Onun gözleri ise hala arkasında kalan kişideydi.
"Seni karşıma çıkaran, canımıza kast etme cüreti gösteren aptalı." İçkisini eline alıp büyük bir yudum aldı ve kendisine uzattı. "İç!" Her ne kadar istemese de alkol içtikten sonra içini yaktığı için titremesinin şiddetlenmesini engelliyordu. Bu yüzden onu ikiletmeden büyük bir yudum aldı. "Hala soruma cevap vermedin."
Titremesini azaltmak için kendini kastığından bedeninin belli noktaları ağrımaya başlamıştı. Durduğu yerde dikleşti ki bu adamın bakışlarını yeniden üzerine çekmiş, belindeki eli usulca hareket etmişti. "İstemedim çünkü." dedi başını eğerek. Eski konuları açmayı sevmiyor olmasına rağmen onun üsteleyeceğini anlamıştı. Öte yandan içinde bulunduğu şu durumu düşünmemek için eski yaraları kaşımak biraz mantıklı olabilirdi. "Son ayrılığım pek iyi olmadı. Çok yıpranmıştım." Yeniden saçlarını okşayan adam ondan beklenmeyecek kadar nazikti. Gittikçe azalan titremesi muhtemelen alkolün yakıcılığının baskısına dayanamamıştı. Elleri bile ısınmıştı.
"Neden ayrıldınız?" Bir of çekip adamın avucundan çektiği elini masada duran kristal bardağa uzattı. Bu acı sıvı söyleyeceklerinden daha çok yakıyordu içini. Fiziksel acı, duygusal acıyı bastırıyordu.
"Kısa boylu, şişko ve çirkinmişim. Annesi güzel bir gelin istiyormuş!" Acı sıvı boğazından aktıktan sonra yüzünü ekşiten genç kız adamın uzattığı çileği görünce şaşırmıştı. Yine de bozuntuya vermeden yedi. İstediği zaman iyi olmayı beceriyordu.
Onunla konuşmak bile yeterince şaşırtıcıyken o, daha fazlasını yapmaktan çekinmiyordu.
"Şerefsizin tekiymiş." dedi herkesten farklı bir tepki vermeyerek. Bu kez Buket gülümsemişti. Nedense söyleyişi oldukça komik gelmişti.
"Adını ver öldüreyim, dersin sanmıştım." Gülümsemesine o da eşlik etti. Bugün kaçıncı kez güldüğünü saymış mıydı acaba?
"Sırf sana o sözleri söylediği diye mi senelerce hayatına kimseyi almadın yani? Ve bu yüzden mi bu kadar zayıfsın?" Buket elinde olmadan bedenini süzdü. Zayıf mıydı? Oysa senelerin verdiği olgunlukla kilosu artmıştı.
"Bilmem, sanki herkes aynı şeyleri diyecekmiş gibi geliyor. Bu yüzden kimseye zamanımı harcamak istemedim." Büzdüğü ince dudaklarının ardından başını omuzuna doğru eğdi.
"Yine de bu söylediklerinin hiçbiri kucağımda oturduğun için titremene açıklık getirmiyor." Uzun parmakları boynunu okşayarak sarıldı ve baş parmağıyla çenesini yukarı doğru kaldırdı. Yüzü boynuna yakın yerde durduğu sırada azalan titremesi bir anda yeniden şiddetlenmişti. Alkolün bile durduramadığı şeyler vardı, beynin sır dolu köşelerinde. Titremesine bu kadar kafayı takmasının sebebi neydi? "Gerçekten masum bir kız olduğuna eminim. Ama merak ediyorum, o herif sana zorla dokunmuş olabilir mi?" Yüzünü elinin baskısından hırçınca kurtarıp kucağından kalkmak için harekete geçti. Neyse ki durdurmamış, kendisi ile birlikte ayağa kalkmıştı. "Bana kalırsa cevap vermeye gelince benden daha çok seviyorsun susmayı. Dilersen o herifin de hesabını kesebilirim. Ama ondan önce intikam almak isteyeceğin başka biri var." Ayağındaki topuklu ayakkabıya rağmen ancak boyun girintisine ulaştığını gözüne sokar gibi dibinde duruyordu. Burnuna dolan sigarayla karışık kokusunun karşısında yutkundu. Fısıltısı, baş döndürücü kokusuyla yarışır gibi efsunluydu.
Sessizliğine itiraz etmeden yanından geçip hedefine doğru ilerlemeye başladığında arkasından bakmak dışında bir harekette bulunmadı. Bir anda diğer masalarda da ayaklanmalar olmuş, her biri yeşil gözlü devin arkasına gelmeye başlamıştı. İlk başta tuzağa düşen yeşil dev gibi gelmiş olsa da yanı başında sakince izleyen korumada dolayı durumun tam tersi olduğunu anlaması uzun sürmedi. Etrafında üç tane kızla yayılmış oturan adam, yeşil gözlü adamı gördüğü an bir şeyler söyleyerek ayaklandı. Korkusu göz bebeklerini düşürecek denli çoktu.
Dev, adamın yakasından tuttuğu gibi gece kulübünün ortasındaki demirlerde hala dans etmeye devam eden kızların olduğu tarafa doğru attı. Kimse müdahale etmiyor, hiçbir şey olmuyormuş gibi devam ediyorlardı.
Çünkü birkaç gündür yaptığı şey burayı ele geçirmek olmalıydı.
Ceketini çıkarıp gömleğinin kollarını olabildiğince sıyırdı ve eline demir bir nesne taktı. Gördükleri veya görecekleri hiçbir filmde rastlayacağı şeyler değildi. Tüm kaslarını ve ürpertici dövmelerini sergileyerek adamın ağzını yüzünü parçalarcasına dövdü. Buket izlediği şeyin şaşkınlığındaydı. Demiri bırakıp eline bu kez kaba bir bıçak aldı. Baktığı yerden bile bıçağın ne kadar keskin olduğunu görebiliyordu. "Masa liderine ihanet etmenin ne demek olduğunu sana anlatamamış olamam. Bence kulaklarında bir problem vardı." Yerde yatan adamın kulağını tuttuğu sırada sırtını dönen genç kız kulaklarını kapamayı da ihmal etmemişti.
Birkaç tebessüm edip konuştu diye vahşi bir adam olduğunu unutmuştu. Müzik arasından gelen feryadı duymazdan gelmek ne de zordu. "Çiçekçi kız!" Yanındaki koruma arkasını işaret edince başını geriye doğru çevirmek zorunda kaldı. Eli, yüzü ve bedeni kanlı bir şekilde kendisine bakan adamın gülümsemesi yine yüzündeydi. İnsanların acısından zevk alıyordu. Başıyla gelmesini işaret ettiğinde parmakları arasında duran kulağa baktı. Belki de zar atmasını isteyecekti, kim bilir? Hala geçmeyen titremesi yüzünden buz tutan ayaklarını hareket ettirdi. Buket'e kalsa çoktan koşup giderdi, ama bu iş kitap okumaya ve film izlemeye benzemiyordu. Burada olana kadar herkes kendi coşkulu baş rolünü yazıp çizebilirdi.
Ama burada, durduğu yerde olana kadar.
Yanına vardığı sırada belindeki silahı çıkarıp kendisine uzattı. "Arkadaşına zarar verdiler." dedi Şule'yi İspanya'da son gördüğü zamanı hatırlamasını bekler gibi duraklayarak. "Zamanında yetişmeseydi adamlarım, öldürecekti onu. Seni de öldürmek için peşine adam takacaktı. İntikamını al." Buket silahtan bir adım uzaklaşarak adamın spot ışıkları altındaki yüzüne baktı. Fena halde dağılmış görünüyordu.
"Ben katil değilim." Yüzünden eksiltmediği tebessümüyle silahın namlusunu adama döndürdü.
"Eğer onu öldürürsen seni evine yollarım. Gözlerinden belli, benden kaçmak istiyorsun. Bu son şansın, 10 saniyen var." Yine ve yine vicdanını ezmeye yemin etmiş gibi sunduğu seçenekleriyle karşısında dikiliyordu. Sessizce kımıldayan dudakları özgürlüğüne giden yolda bir sırat köprüsü görevi görüyordu. "Bu leş için özgürlüğünden vaz mı geçeceksin? O zaten bir ölü." Bir yandan sayarken bir yandan da uyarmayı ihmal etmiyordu. Haklıydı belki, zaten ölecek bir adam için özgürlüğünü bırakıyordu. Ancak bu adam yüzünden bu halde değildi ki. Hem onun yüzünden bile olsa Allah'ın verdiği cana nasıl kıyardı? "Eğer onu öldürmezsen sen öleceksin 4...3...2...1..." Ve silah, kulüpteki sesi bastıracak şekilde patladı. "Aptalsın. Hayatına kast eden insanlar için özgürlüğünden vazgeçtin. Hem de tam iki kez!" Silahın namlusu bu kez kendisine döndüğünde bacakları işlevini yitirdi.
Bu adam mı dengesizdi yoksa Buket mi fazla saftı? Silah bir kere daha patladı üzerine doğru. Titremesi bir an durmuş vücuduna bir sıcaklık yayılmıştı. Ne zaman tuttuğunu bile bilmediği nefesini kesik kesik verdiği sırada silah bir kere daha patladı. Bir acı hissetmiyordu veya vurulduğunda dair yabancı bir his. Sanki hayatının her döneminde patlayan silahlar varmış gibi sakindi. Belki içki yüzündendi, bilmiyordu ama bu saçma sakinliği bile ayrı şoka sokuyordu kalbini.
Sanki kan kendi ellerine sıçramış gibi... Zar attığı için ölen adamların kanı yüzünden mi böyleydi? Öyleyse neden vuramamıştı yerde gözleri açık yüzüne bakan adamı? Eğer ruhu kirlenmişse eline bulaşan kanlardan, neden özgürlüğünü seçememişti? Gözleri duygusal şokun üstesinden gelemeyerek karardığında son duyduğu şey yine onun sesi olmuştu.
"Buket artık öldü."



