#Bizdeki gece yarısı değil, gece yarası.

Sırtını yasladığı nemli duvarda soluklanan genç kız koşmaktan ağrıyan boğazını sakinleştirmek için yutkunup duruyordu. Gözlerini güç bela tabancadan çekerek doğan güneşe baktı endişe içinde.
Saatlerdir ki en azından 6 saat olmuştu, silahlı adamlardan kaçıyorlardı. Sığındıkları ıssız bir mahallede eski ve küf kokulu bir eve saklanmışlardı. Duvarlardaki küfleri fark edince yaslandığı yerden uzaklaştı iğrenerek. Hala nefes nefeseydi ve tüm bunlara sebep olan yanındaki adam da kendisinden farklı değildi. Gece vakti bir çöpün kenarında yaralı halde bulmuş, yarasını sarmak için evine götürmüştü. Eğer başına bela olacağını bilseydi asla böyle bir şey yapmazdı.
"Daha ne kadar kaçacağız?" Sorusuna cevap vermek yerine el koyduğu telefonunu çıkaran yabancı anlamadığı bir dilde son aradığı numarayla konuşmuştu. Onu anlamadığı için gözlerini pencereden görünen güneşten ayırmamıştı. Ufukta görünen güneş karanlığı dağıtarak yükseliyor, kötü bir geceyi bitiriyordu.
"Arkadaşının adı neydi?" dedi ansızın kolundan tutarak. Onun temasıyla korkarak ondan uzaklaşmıştı.
"Şule." Şüpheli gözlerle söylediğini tekrar ettikten sonra telefonu kapattı. Gözleri, güneşin ilk ışıklarıyla yeryüzünde görünmeyecek bir renge dönmüştü ve Buket istemsizce bakakalmıştı gözlerine. "Peşindeki bu adamların seninle ne tür bir derdi var bilmiyorum, ama benim ve arkadaşımın başına da dert açma. En azından iyiliğimin karşılığını bu şekilde verebilirsin."
Güzel gözlerini kırpmadan yüzüne bakmasından çekiniyor olsa da geri adım atmaya niyeti yoktu. Silahlı adamlardan kaçmışlardı resmen. Üstelik elindeki silahı, onun da masum olmadığını açıkça gösteriyordu.
"Başımıza dert açan ben değilim, arkadaşın. Benim yerimi söyleyerek seni de tehlikeye attı." Şule güvenmediği insanlara karşı daima acımasızdı, ancak Buket'i asla tehlikeye atmazdı bile bile. Bu durumu ön göremediğine emin olarak bakışlarını zorlukla ondan uzaklaştırdı. Öyle eşsiz gözleri vardı ki bakan aklındakini unutup da seyre dalardı güzelliğini.
"Neyse ne! Polisi arayalım. Bir an önce evime dönmek istiyorum. Şule merak etmiştir zaten. Gerçi o da aramış olabilir polisi." Sözünün üzerine anlamadığı bir şeyler mırıldandı. Tebessüm ediyor gibi dursa da daha çok öfkeli bir hali vardı.
"Hala yaşıyorsa tabii merak ediyordur." dedi alay eder gibi.
"Bu ne demek?" Korkuyla adama yaklaştığında yanında küçücük kaldığı gerçeği ile yüzleşti bir kez daha. Bu yüzdendir ki istemsizce eziliyordu karşısında.
"Beni ifşa ettiği adamlar onu öldürmüş olabilir." Cebinden bir sigara çıkarıp dudaklarının arasına koydu. Evin pencere kısmına yaklaştığı sırada bir de kibrit çıkarmış, uzun parmaklarıyla zorlanmadan yaktığı kibritle sigarasını tutuşturmuştu. İyi veya kötü olması hakkında bir yorum yapamıyordu ama kötü adamlardan canını kurtardığı da bir gerçekti.
"Ne olacak şimdi?" dedi endişesini saklamadan. Şule'ye bir şey olduysa kendisini asla affetmezdi. Bu belayı Buket sarmıştı başlarına, nasıl vicdanı rahat yaşayabilirdi ki? Cevap vermesini beklerken adamı süzmeye başladı istemsizce. Omuzundaki yaradan akan kan gün doğumuyla birlikte gözler önüne sermişti kendisini. Beyaz gömleğindeki kırmızılıktan güç bela gözünü aldıktan sonra başını yüzünden bir an olsun ayrılmayan acayip renkteki gözlerine çevirmişti.
"Adamlarım gelecek ve..." Kıstığı gözlerinin ardından dudakları yeniden sigara ile buluşmuştu. Onunla kaçtığı saatler boyunca fazla sakin bir adam olduğu kanısına varmıştı. Peşinde ateş açmalarına rağmen korkmamıştı bile. Ne kadar alışkın olabilirdi ki? Ölümle burun buruna gelen biri için alışkanlığı ne kadar etkili olabilirdi? "Benimle gelmen gerekiyor."
Duyduklarına anlam vermeye çalışarak ayağa kalktı. "Anlamadım? Neden seninle gelecekmişim?" Dışarıdan gelen araba frenini duymazdan gelerek yanına yaklaştı ve bileğinden tuttu.
"Çünkü benim yüzümden ölmeni istemiyorum. Peşine düşecekler ve ben borçlu olduğum kişiyi ölüme terk edemem." dedi tüm ciddiyetiyle. Onun bu hali endişelerini büyütüyordu. Bir aksiyon filmlerini aratmayan geceden sonra bu sözü itiraz etme olasılığını düşürüyordu.
"Eminim ki kaçabilirim. Başka bir ülkeye taşınırım. Netice de benim kim olduğumu bile bilmiyorlar." Yabancının yüzünde alay dolu bir ifade belirdi. Bir elinde silahı, ağzında sigarası ile birlikte yüzüne doğru eğildiğinde kaçınmak istemişti yakınlığından. Sigara kokusu bir yana yabancılarla yakın olmaktan hiç hoşlanmıyordu. Bileğini sıkıca saran eli olmasa ondan olabildiğince uzaklaşırdı.
"Buket Ateş. Türk ve ailesi Mersin'in Akçaköy ilçesinde yaşıyor. Mersin'deki devlet üniversitesinde hemşirelik okuyor, ama kaydını dondurmuş." Gözünün içine baka baka söylediği bilgilerden sonra birkaç kez çektiği sigarasını yere doğru bırakıp ayaklarının altında ezdi. "Kısacası bir süre yanımda dur. Sana iş veririm, para da kazanırsın. Sonra nereye gidersen git." Güvensizliği yüzünden yutkundu genç kız. Teklif güzeldi güzel olmasına da bu yabancı nasıl bir iş verecekti ki kendisine? Cevap vermemiş olmasına rağmen sürükleyerek eve çıkan dar merdivenleri indiler ve sokakta bekleyen lüks araçların önüne geldiler birlikte. Araçlardan birinde arkadaşını görünce sevinçle onu işaret etti.
"Arkadaşım da orada!" Allah'a şükür genç kız kafasındaki küçük bir yara dışında oldukça iyi görünüyordu. İşte şimdi içindeki endişeleri neredeyse yok denecek kadar azalmıştı Buket'in. Arabadan inen adamlar arkadaşını çıkarıp diz çöktürdüklerinde anlamaya çalışarak yanındaki yabancıya baktı.
"Ben iyiliği de kötülüğü de karşılıksız bırakmam. Beni ispiyonladıysan bedelini ödeyeceksin." Elinde korku salan metal kız arkadaşına doğru döndüğünde nefesini tutarak silahın önüne geçti. Bu tavrına karşılık yabancı bir adım atarak silahı iki köprücük kemiğinin arasına koymuştu.
"Bana iyilik borçlusun. Onu öldüremezsin!" dedi titreyen sesiyle. Cesur bir kız değildi, Buket. Yalnızca inatçı ve vicdanlıydı. Arkadaşının başına bu belayı açtıysa onu terk edemezdi ölüme.
"Sana borçluyum, ona değil. Kaldı ki onun yüzünden ölebilirdim." Namlunun ucunda olduğu gerçeğini yok saymaya çalışarak çenesini havaya kaldırdı. Eskiden kavgacı ve hakkını arayan bir kızdı. Şimdi ise korkak ve suskun...
Yine de bir kere olsun eski Buket olamaz mıydı?
"O benim için değerli. İndir silahını ve git buradan." Güzel gözleri bir saniyeden kısa bir süre büyüdü ve sonra kısıldı. Işığı yoktu o güzel renginin. Gülmekten yoksun kalmış yakışıklı çehresinde bile yılların donukluğu vardı. Nereliydi, kimdi, bilmiyordu. Sadece kötü adamların kovaladığı bir başka kötü bir adamdı işte.
"Benden bir şey istemen için anlaşma yapman gerekir, çiçek kız. Yüreğin var mı benimle anlaşmaya?" Silahını indirip boştaki elini açtı aralarında. Avucunda büyükçe bir zar ve zarın üstünde de sayıların aksine resimler vardı.
Ayı, üç yıldız, nokta, kral tacı...
"Bunlar ne anlama geliyor? Nasıl bir anlaşma?" Merakına yenik düşerek gözleriyle süzdüğü zara elini uzatmışsa da dokunmasına izin vermemişti.
"Kız arkadaşının canı için anlaşma. O bana ihanet etti. Öldürmemem için bana karşılığında ne verebilirsin?" Hemen arkasında hıçkırarak ağlayan kız arkadaşının kısık sesi pişmanlığını daha da harlandırıyordu. İlk defa birine yardım ettiği için pişmandı.
"Ne istiyorsun?" dedi duyacaklarından korkarak. Filmlerde bu soruya daima kötü cevaplar gelirdi. "Bizi özgür bırakmak için ne istiyorsun?"
Tekrarladığı cümlenin ardından zarı parmaklarının arasında yuvarlamaya başlamıştı. Güneş iyice yükseldiği için kuşlar cıvıldamaya başlamıştı ve yakında sokaktaki tüm evlerdeki insanlar da uyanacaktı. "Benimle gelirsin." Gözleri kısa bir an bedenini baştan aşağı süzdü. Ardından arkasına doğru kaydı, Şule'yi görüyormuş gibi. "Kız arkadaşın da benimle gidecek nasıl olsa ölse de ölmese de. Dediğim gibi borçlarımı ödemek konusunda oldukça titizimdir. Silah ya da anlaşma, çiçek kız. Ne diyorsun?"
Ne demeliydi? Tanımadığı bir adamın sözü karşısında güveneceği bir şey yoktu. Öyleyse buzdan bir zeminde sırf arkadaşının canı için yürümeye razı mı olacaktı?
Olacaktı.
Arkadaşının canı için olacaktı.
"Anlaşma."







