Karacaahmet Mezarlığı, İstanbul – Aralık, Soğuk Bir Öğle SonrasıKasım’ın o tuhaf sabahından sonra bir ay geçmişti. Yağmur dinmiş, yerini İstanbul’un kemiklere işleyen soğuğu almıştı. O gün Karacaahmet’e ikinci gidişimdi. Bu sefer bir e-posta değil, Arda’nın birkaç gün önce attığı kısa mesaj tetiklemişti: “Yarın öğlen Karacaahmet Şakirin Camii. Bir tanıdık değil ama belki tanımadık bir hayata daha tanık oluruz.”Mesajı okuduğumda içimde yine o tarifsiz his belirmişti. Ne hüzün, ne merak... Belki de sadece Arda’yı tekrar görmek isteğiydi. O yanlış cenazede başlayan, tuhaf ama samimi bağın devam etmesi arzusu.Cami avlusuna vardığımda, kasım sabahının kalabalığı yoktu. Birkaç hüzünlü yüz, sessizce bekliyordu. Hava o kadar soğuktu ki, nefesim beyaz bir buğu olarak havada asılı kalıyordu. Arda’yı aradım gözlerimle. Biraz sonra, siyah kabanı ve her zamanki dalgın ifadesiyle belirdi. Yanıma geldiğinde hafifçe tebessüm etti.“Hoş geldin,” dedi, sesi soğuktan biraz titriyordu.“Hoş buldum,” diye yanıtladım. “Bugün hava daha kasvetli.”“Evet,” dedi Arda, etrafına bakarak. “Ama belki de bu sefer doğru cenazedeyizdir.”İkimiz de hafifçe güldük. O ilk karşılaşmanın komikliği hala üzerimizde bir tatlı anı olarak duruyordu.Cenaze namazı sessizce kılındı. Dualar okunurken, ben yine etrafı gözlemledim. Kaybın yüzlerde bıraktığı izleri, vedanın ağırlığını... Her ölüm, bir hayatın sonu ve geride kalanlar için yeni bir başlangıç demekti. Biz de tanımadığımız bu insanın hikayesine sessizce ortak oluyorduk.Namazdan sonra, Arda ile birlikte yine o küçük çay ocağına doğru yürüdük. Plastik tabureler hala oradaydı, buharlı çay bardakları da. Ama hava farklıydı. Kasım’ın o nemli ve puslu havası gitmiş, yerini keskin ve ayaz bir soğuk almıştı.Çaylarımızı yudumlarken, Arda not defterini çıkardı. Sayfaları çevirdi, bir şeyler okudu, sonra duraksadı.“Biliyor musun Zeynep,” dedi, gözlerini bardağa dikerek, “o gün, o kahkaha... Sanki uzun zamandır tuttuğum bir nefesi bırakmamı sağladı.”“Ben de öyle hissettim,” diye yanıtladım. “Hayatın ciddiyetine o kadar odaklanmışız ki, bazen absürt olanı unutuyoruz.”Arda gülümsedi. “Belki de ölüm, hayatın absürtlüğünü en çıplak haliyle gösterdiği anlardan biridir.”Sohbetimiz derinleşti. Yazdıklarından, hayata bakış açılarından, ikimizin de içindeki o tanıdık yabancılık hissinden konuştuk. Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi rahattık. O yanlış cenaze, bizi hiç beklemediğimiz bir yolda bir araya getirmişti.Arda, cebinden buruşuk bir kağıt çıkardı. “Geçen hafta bir şeyler karaladım,” dedi, çekinerek. “Belki okumak istersin.”Kağıdı aldım. El yazısıyla yazılmış birkaç dize vardı:Bir yanlış kapı araladı bizi,Ölümün sessizliğinde bir kahkaha,Tanımadık yüzlerde tanıdık bir hüzün,Belki de hayat, böyle beklenmedik anlarda başlar.Dizeleri okurken içimde sıcak bir his yayıldı. Arda’nın kelimeleri, o tuhaf karşılaşmamızın özünü yakalamıştı.“Çok güzel,” dedim, kağıdı geri verirken. “Gerçekten çok güzel.”Arda mahcup bir şekilde gülümsedi. “Belki de gazetecilikten sonra şiir yazmalıyım.”Bir süre sessizce oturduk. Etraftaki diğer insanlar, kendi hüzünleriyle baş başaydılar. Biz ise, o soğuk öğle sonrasında, tuhaf bir teselli bulmuştuk birbirimizde.Kalkma vakti geldiğinde, Arda yine kartvizitini uzattı. Bu sefer arkasında bir şiir dizesi yazıyordu: “Beklenmedik bir ‘merhaba’ya.”Gülümsedim ve kartı ceketimin cebine koydum. “Bir sonraki beklenmedik ‘merhaba’ya kadar,” dedim.Karacaahmet’in soğuk taşlı yollarında yürürken, içimde garip bir umut filizleniyordu. Belki de hayat gerçekten de beklenmedik anlarda, yanlış kapılarda, tanımadık yüzlerde saklıydı. Ve belki de, Arda ile başlayan bu tuhaf yolculuk, hayatımın doğru giden ilk adımıydı. Soğuk hava ciğerlerimi yaksa da, içimde sıcak bir his vardı. Ölümün gölgesinde yeşeren, beklenmedik bir dostluğun sıcaklığı.
Bölüm 2
Aralık Ayazında Bir Tebessüm: İkinci Karşılaşma
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.