Ruhum acılar içindeydi, ağlamamak ve içimdekileri dökmemek uğruna savaş veriyordum. Aciz görünmek yapabileceğim en son şey bile değildi. Ailemi, ismimi ayaklar altına almak ölümden de beterdi.
Bir zamanlar güldüğümüz, eğlendiğimiz yemek salonunda ellerimiz bağlı bir şekilde diz çöküyorduk. Artemis Koleji öğrencilerinin neredeyse tamamı yemek salonundaydı. Sınıflara bölünmüştük ve çember şeklinde dizilerek yere çökmüştük. Bütün bu olanlar isteyerek olmamıştı tabi, şiddet ve ölümle tehdit edilerek bu hale gelmiştik.
Derin hemen yanımdaydı. Sarı saçlarının arasından dökülen terler, zemini ıslatıyordu. Yüzüne bakmamak için direniyordum. Çünkü bu damlalar gözyaşları mıydı yoksa sadece ter miydi anlayacaktım. Onu bu halde görmek istemiyordum. Ağlamak biz soylulara yakışır şey değildi. Kapalı kapılar ardında kabul edilebilirdi ancak düşmanının önünde ağlamak sadece yenilgiyi kabul etmekti.
Öğretmenimi tek bir kurşunla öldüren o adam, aramızdan birilerini ittirerek çemberin tam ortasına yürüdü. Kendi etrafında dönerek tek tek hepimizi inceledi. Yüzünde anlamsız bir sırıtış belirdi.
"Sizi bu halde görmek...enfes bir et yemeği gibi." İçten bir kahkaha tufanı salonda yankılandı.
Bu benzetmeye şaşırmamıştım...enfes bir et yemeği gibi. Çemberin dışında kalan yoksulların, hülyalarını süsleyen yegâne şey; güzel bir yemekten ibaretti. Varlıklı ailelerde büyüyen biz soylular için ise etli bir yemek, sıradan bir akşam yemeğinden farksızdı. Ama kim bilir bu adam, hayatında kaç kez et yemişti? Bir ya da iki, cevap vermesi zor değildi.
"Şu an çemberin halkaları sizlersiniz soylu soysuzlar. Çemberin içinde olan ise biziz. Unuttuğunuz, yoksulluğa sürüklediğiniz o çemberin dışındakiler tam da şimdi o çemberin içinde. Bütün şöhretiniz, paranız, mal varlıklarınız hepsi bir hiç artık. Hepsi biz yoksullara ait. Sizler artık sadece bizim için çalışacak kölelerden ibaretsiniz." Adamın sözleri yılan zehri gibiydi. Her bir cümlenin sonuna iliştirilen o noktalar, beni ölüme yakınlaştırıyordu. İnanması güçtü. Soylular, çemberin içindekiler nasıl olur da çemberin dışında kalan yoksulların esiri olabilirdi?
"Ailelerimiz bunun bedelini size ödetecek. Ölürken özellikle seni izlemek keyif verici olacak." Ayaz'ın sesi tok ve cüretkardı. Siyah uzun saçları içeriye giren havayla birlikte sağa sola savruluyordu. Gözleri tıpkı bir savaşçı gibi hedefine odaklanmıştı. Ancak bu bakışları hayattan çekip koparan bir ses kulaklarımı acıttı. Adamın belinden çıkarttığı silah, Ayaz'ın şakaklarını hedef almıştı. Daha fazlasına bakamadım. Zemine yayılan kan ve o keskin koku midemi altüst etmişti. İçimdeki fırtınayı dile getirmek ne mümkündü.
"Benim adım Dark. Bana ve çemberin dışında bıraktığınız yoksullara saygısızlık ederseniz, sonunuz ölüm olur. Ama arkadaşınız şanslıydı. Onu sadece öldürdüm. İşkence ederek ölmesini beklemedim. Bir daha bu kadar merhametli olmayacağımdan emin olabilirsiniz."
Dark, silahını belli belirsiz etrafa savurdu. Binlerce kelimeyi yuttum ve suskunluğumu korumayı seçtim. Çemberin dışındakilerin silahlanması yasaktı, cezası bütün ailenin ölümüydü. Şaşıracağım tek nokta bu muydu gerçekten. Soylu bir koleje saldırı düzenlenmişti ve bir soylu genç çoktan öldürülmüştü bile. Daha kaç soylu öldürülmüştü belki de ama bilmiyordum. Peki bürokrat ailelerimiz neredeydi? Bizi kurtarmaları an meselesi olmalıydı. Ters giden bir şeyler vardı.
"Ailelerimiz nerede?" Sesim çatallaşmıştı, Derin'in ürkek bakışlarını üzerimde hissediyordum. Sus, diyordu sanki.
Dark bir iki adım atıp gözlerini üzerime dikti. Terli çehresinden dökülen çirkin bir gülümseme dudaklarına yerleşti.
"Armin Aydoğan...yüce ülkenin en önemli bürokrat kızı. Hazineden sorumlu o yüce bürokratın güzeller güzeli kızı, kızıl saçlı Armin." Kelimeler dudaklarından tükürürmüş gibi çıkıyordu. Midem burkulmuştu, nabzım hızlanmıştı. Belki de az sonra bedenim, Ayaz'ın kanıyla buluşacaktı.
"Kızıl Tilki Armin, gözlerin tıpkı babanınkiler gibi. Senin ismin bundan sonra Kızıl Tilki, tıpkı gözlerin gibi. Soruna gelecek olursak...aileleriniz elimizde. O çok yüce bürokratların her gün toplandığı o mecliste, ölümün eşiğindeler. Ve ailelerinizin kaderi sizin elinizde. Uslu köleler olduğunuz takdirde, aileleriniz zarar görmeyecek."
Dark benden uzaklaştıktan hemen sonra derin bir nefes verdim. Alnıma dökülen boncuk boncuk terlerle birlikte yüzümü buruşturdum. Midem kasılmaya devam ediyordu, biraz sonra kusacaktım ve böyle zayıf gözükmek acizlikti. Özellikle çemberin dışında kalmış bir yoksulun karşısında böyle aciz gözükmek nefret edilesiydi. Düşüncelerimden kopmama sebep olan Dark'ın sesiydi.
"Yalnız bunu Ayaz için söyleyemeyeceğim. Ailesi önemli bürokratlardan ama senin kadar değil Kızıl Tilki. İçinizden herhangi biri öldüğü anda aynı şekilde aile fertlerinizde ölecek." Cebinden çıkardığı aletin siyah ekranı titreşti. Tuşlara basıp, Ayaz'ın ailesini gözler önüne serdi. Ne Ayaz ne de ailesi artık yaşamıyordu. Ve ilk kez o an, ölümün hayatımızın gerçeği olduğunu anladım. Tek bir yanlışım yalnızca benim ölümümü etkilemeyecekti. Bütün ailemin yok olup, silinmesi demekti. O halde tek bildiğim şey, hayatta kalmaktı. Bu aciz bir soylu olmama bile neden olacaksa, yapmak zorunda olacağım tek şeydi. Ailem için ve geleceği olup olmadığını bilmediğim ülkem için mecburdum.
Artemis Koleji, ülkenin en önemli okullarından biriydi. Soylu ailelerin çocuklarının eğitim gördüğü özel bir okuldu. Başka okullarda vardı elbette ama bu okulların sayısı çok fazla değildi. Çünkü Artemis Koleji gibi okullara, yalnızca bürokrat ailelerin çocukları girebilirdi. Çemberin dışındakilerinde okulları vardı ancak onlar bizim gibi eğitim göremezdi. Ülkenin ve bizim ihtiyaçlarımızı karşılamak için eğitilirlerdi. Hiçbir zaman bürokrat olamazlardı ve bu eğitimleri göremezlerdi. Soylu olmak ayrıcalık demekti. Çemberin dışında kalanları ise sefil bir hayat beklerdi. Okullarda aldıkları eğitimle; şehir temizliği, tarım işçileri, ülkenin refahı için her türlü alt kademenin yapacağı işleri ve buna benzer bir sürü işi yaparlardı. Ama ne kadar başarılı ne kadar zeki olsalar da yükselemezlerdi. Kan ve soyun hüküm sürdüğü bu ülkede onlar yalnızca köleydi. Biz soylular ise kölelere hükmeden efendilerdik. Ne garip bu söylediğim her şey bu sabah tam tersine dönmüştü. Biz soylular köleydik, onlarsa efendilerimiz. Bunu kabullenmek zordu.
Artemis Koleji prestijli okullardan biri derken ciddiydim. Kolej'de her şeye sahiptik. Özel odalar, yemek salonları, hobi alanları, spor alanları ve daha nicesi. İşte o özel odaların birinde yatağımı düzenliyordum. Ama o eski özel oda havası artık yoktu. Hepimize düz beyaz çarşaflar verilmişti. Bir hizmetçinin yapacağı işleri bize yaptırıyorlardı. Yataklarınıza çarşaf geçirmek, yastık kılıflarını düzeltmek ve daha bir sürü şey. Hepsini tek yapmak zorundaydınız. Eski lüks hayatım çok geride kalmıştı. Bu düşünce yüzüme tokat gibi çarpıyordu. Dark onlara hizmet edeceğimizi söylerken ciddiydi. Onların yaptığı angarya işleri yapmak zorundaydık. Daha doğrusu onların sefalet içindeki o hayat tarzını, iliklerimize kadar yaşamalıydık. Kimse tek kelime etmiyordu. Ne söyleyeceğimizden emin değildik. Diken üstünde nefes alıyorduk. Derin hemen yanımdaki yatakta yatağını düzeltmiş oturuyordu. Gözleri zeminde bir noktaya takılmıştı ve asla hareket etmiyordu. Çok geçmeden içeriye Dark girdi.
"Odanızdan memnun musunuz? En güzel odayı siz yüce bürokrat veletlerine ayırdım. Eh, diğerleri de fena yerde değil ama siz şanslısınız. Sizin kadar acımasız değilim." Bana çapkınca göz kırpıp konuşmaya devam etti.
"Bundan sonra hayatınızı burada devam ettireceksiniz. Bu lanet Artemis Koleji'nden çıkmak yasak. Ama çok kaçmak istiyorsanız siz bilirsiniz. Aileniz ve siz ölürsünüz. Ülkenin her bir köşesi, çemberin dışındaki yoksullar tarafından fethedildi. Daha yola çıkmadan ailenizin cesedi ve sizin cesediniz bir sokak köşesinde çürümeye yüz tutar." Dark, acımasız bakışlarını üzerimizde gezdirdi.
"Burada eğitileceksiniz. Bu okul bizim için tahmin edersiniz ki özel. Aranızda aptallar kadar zekiler de var ve o zekileri kullanmak istiyoruz. Bunu ayırt etmenin tek yolu eğitim vermek ve sınavlar yapmak. Yine de çok sevinmeyin. O ipek yastıklara koyduğunuz başlarınız ağrıyacak. Bazılarınızı yemek bölümünde, bazılarınızı temizlikte, bazılarınızı yük taşımada kullanacağız. İhtiyaç dahilinde hepiniz her işi yapacaksınız. Ben ne istersem o. Bir sene boyunca göreceğiniz bu eğitim; sizi ölüme de götürebilir, yaşama da." Yatakların arasında volta atarak yürümeye başladı. Belindeki silah ürkmeme sebep olmuştu.
"Şanslısınız sizi temizlik için kullanacağım. Sizin gibilerin yaptığı yemeği yemek zehirden farksız olurdu." Dark odadan çıkmak için yürümeye başlamıştı.
"Diğer kolej öğrencileri ne olacak peki?" Sesim fısıltıdan farksızdı.
Topuklarından dönerek bana doğru yaklaştı. Yatağımı inceleyerek dudaklarını büktü. "Diğer kolej öğrencileri de elbette eğitim görecek. Ama onlar Artemis Koleji gibi değil küçük soylu. Çöp toplayacak, kanalizasyonu temizleyecek, tarımla uğraşacak insanlar lazım. Senin layık olduğun yerde oralardan biri ancak ben seni başka yerlerde kullanacağım." İşaret parmağını dudağına götürerek beni süzdü.
"Yoksa diğer kolejde senin için önemli biri mi var?" Cümleyi bastırarak ve imalı bir şekilde söylemişti. Biliyordu. Kimi sorduğumu çok iyi biliyordu. Bilmemesi imkansızdı. Böyle bir isyanı başlatan birinin, hayatımız hakkında her türlü bilgiye sahip olduğundan emindim. Özellikle canımızı yakacak her türlü bilgiyi aleyhimize kullanacaktı. Zayıf noktalarımıza bir bir ateş edecekti. Sessizliğim Dark'ı keyiflendirmişti. Yeni yaptığım yatağımın üzerine tükürdü ve şarkı mırıldanarak odadan çıktı.
Emir Akay...biricik sevgilim. Umarım hala hayattasındır ve yaşamayı başarırsın. Bize yapılan bu karanlık zulmün son bulması için savaşacağım, sana söz veriyorum. Lütfen sevgilim...hayatta kal. İntikamımız yakındır.
Merhaba sevgili okur, zamanla kurguyu anlayacağınızı umuyorum. Bu evren hepimize bir mesaj niteliğindedir. Umarım okurken keyif alırsınız. Desteklerinizi bekliyorum...
