İçeriğe geç

ÇEMBER

Bölüm 3 · 9 dk okuma

ÇEMBER

Bölüm 3

2. BÖLÜM "Katil Çemberin İçinde"

Güneşin ilk ışıkları yatağımı aydınlatırken derin bir nefes aldım. Bütün gece uyumamıştım. Dün yaşananlar hakkında düşünmem gerekiyordu ve bu düşünceler bütün gece kâbusum olmuştu. Varlık içinde yaşadığım o güzel hayat, geçmişin tozlu raflarında yerini almıştı. Ailem, sevgilim, geleceğim, bana ait olan her şey; isyancı yoksullar tarafından elimden alınmıştı. Bu bir savaş mıydı yoksa boyun eğmek miydi emin değildim. Çıkmaz sokaklara mıhlanan düşünceler beynimi kemiriyordu. Yönümü asla bulamıyordum. Keşke Emir burada olsaydı. O aşk kokulu nefesinden duyacağım her bir kelime, yolumu aydınlatmaya yetecekti.

Derin en gizemli ormanları saklayan o güzel gözlerini, karanlık sabaha açmıştı. Minik pembe dudakları arasından ismimi fısıldadı. "Armin..."

"Buradayım güzelim, her zaman yanındayım." Ellerimi, griye çalan sarı saçlarında gezdirdim. İpeksi saçlarını okşadıktan sonra alnına buse kondurdum.

"Armin, kâbus olmalı bu yaşananlar. Lütfen kâbus olduğunu söyle bana." Sesi çaresizdi. Ancak o umut çiçeğini kalbinde filizlendirmem imkansızdı. Gerçeğin karanlık nefesi, kendini bir an olsun hatırlatmaktan geri durmuyordu.

"Çok üzgünüm Derin. Yaşadıklarımız keşke kötü bir rüya olsaydı. Ama kendini sakın bırakma çünkü onların istediği tam da bu. Güçlü durmak zorundayız."

Derin güçlükle başını salladı. Konuşmalarımız uykuda olan soyluları uyandırmıştı. Çaresiz bakışları, kaldığımız odayı inceliyordu. Bitkin çıkan sesimi düzelterek konuştum.

"Kızlar, bizler soylu ailelerden gelen bürokrat çocuklarıyız. Öğrendiğimiz en önemli şey; her daim başımızı dik tutmaktır. Yaşamınızın son anlarında dahi asil olmak zorundasınız. Başınızı yere eğmeyin. Çemberin dışındakiler hiçbir zaman biz soyluları ezememiştir. Ancak..." Gözlerimin dolmasına mâni olmak adına kirpiklerimi kırpıştırdım.

"Ancak tüm bu olanlar yenildiğimizin bir göstergesi değil, yeni bir savaşın ayak sesleridir. Ailelerimizi korumak adına katlanacağımız bu esaretin son bulacağına eminim. Ama bu öyle kolay olmayacak. Biz zekasıyla parıldayan o kutlu soylularız, bizi kimse yenemez!" Son cümlemi bastırarak söylemiştim. Kelimeler bir bir dudaklarımdan çıkarken düşündüğüm tek şey, intikam ateşiydi. Ruhumda dolaşan o karanlık his, beni tuzağına çoktan düşürmüştü. Ülkemi, ailemi, arkadaşlarımı ve sevgilimi kurtarmak için önüme ne çıkarsa çıksın ezip geçecektim.

Konuşmam odadaki bütün soyluları etkilemişti. Gözlerinde gördüğüm o çaresizlik, bir anlığına da olsa silinip gitmişti. Sadece bir kişinin bakışları, huzursuzlanmama neden olmuştu. Elçin delici bakışlarını bana yöneltmişti.

"Kızıl Tilki Armin için bunu söylemesi kolay. Hepimizi işkence çektirerek öldürecekler. Ailelerimizi serbest bırakacaklarını mı sanıyorsun? Bu bir oyun, hepimizi öleceğiz. Bu sefil halimizden zevk alıyorlar. Bir zamanlar bizde onların sefil yaşamından zevk alıyorduk. Anla, artık biz o asil soylular değiliz." Bütün kin ve nefretini bana kusuyordu. Elçin'in neden bana saldırdığını bilmiyordum ama söylediklerinde haksız sayılmazdı.

"Elçin, seni anlıyorum..."

Yatağının örtüsünü hışımla olduğum yere fırlatıp ayağa kalktı. Hızlı adımlarla üzerime doğru geldi. Siyah saçlarına vuran güneş ışığı, önüne düşen tutamları kızıllaştırıyordu. Kaşları çatılmıştı. Çehresine dalgalanan karanlık, ürkmeme sebep olsa da geri adım atmadım.

"Sen neyi anlıyorsun söyle bana? Şu halimize bak! Bizler köleyiz artık. Bu yoksul müsveddelerinin önünde diz çökmüş köleleriz. Ayaz öldü, biz de öleceğiz!" Elçin bütün öfkesini benden çıkarıyordu. Sesi odanın her bir yanına dağılırken, Derin kolundan çekiştirdi.

"Kendine gel Elçin! Suçlu Armin değil, öfkeni bizden çıkarma yoksa senin canın yanar." Derin'in gözleri Elçin'i ezip geçiyordu. Uzun süredir tuttuğum nefesimi verdim.

Ortamı yatıştırmak için konuşmaya başlayacaktım ki, Dark içeriye odaya girdi. Kirli sakallarını taramış, saçlarını düzeltmişti. Geçici zaferi ona yaramıştı. Esmer tenine rağmen yüzü kızarmış ve canlılık gelmişti. Bu adamın her zerresinden ölesiye nefret ediyordum.

Kolunun altına sıkıştırdığı elbiseleri yere fırlattı. Zalim bakışlarını Elçin ve benim aramda gezdirirken gülmeye başladı.

"Ah sizi ahmak soylular! Demek şimdiden birbirinizi yemeye başladınız. Hayatınız maddi zevklerden ibaret olduğu için çıkarlarınızın çatışması ne kolay." Bizimle alay ediyordu. Elçin'in gereksiz yükselişi, düşmanımızın eline koz vermişti. Memnuniyetsiz bir tavırla gözlerimi devirdim.

"Bu hizmetçi kıyafetlerini giyinin! Üzerinizdeki o güzel kıyafetlerden arının. Hem duyduğuma göre siz, giydiğiniz bir kıyafeti bir daha giymezmişsiniz. Dün giydiğiniz kıyafetlerden sıkılmış olmalısınız. Hazırlanıp yemek salonuna gelin."

Odadan çıkmak için adım atmaya başlamıştı ki hızlı bir şekilde geri döndü. Dark'ın gözleri Elçin'i bulmuştu. Sevimsiz bir gülüşle konuşmaya başladı.

"Birbirinizi öldürmek isterseniz, buna karışamam. Ancak öldürdüğünüz kişinin cesedini ortada bırakmayın, yoksa size yediririm."

Dark'ın iğrenç sesi midemi bulandırmıştı. Neredeyse kusmak üzereydim. Aklımda canlanan o senaryo ile kafamı salladım. Güçlü durmalıydım, başka çarem yoktu. Omzuma dokunan narin eller düşüncelerimden beni kurtardı. Eslem...

Buğday sarısı saçları beline kadar uzanıyordu. Okyanusu andıran gözleri şefkatle beni kucakladı. Eslem ile hiçbir zaman yakın arkadaş olmamıştık. Ailelerimiz bizden çok daha yakındı. Ülkenin hazinesinden sorumlu babam, Eslem'in annesini yardımcı olarak atamıştı. Aramızdaki yakınlık sadece bundan ibaretti ama bugün gözlerinde bambaşka bir yakınlık görmüştüm. Bana uzanan ellerini, avuçlarımın arasına alıp okşadım. Derin göz devirerek kıskandığını belli etmişti. Bu manzara karşısında gülümsedim.

Paçavra gibi yere bırakılan elbiselerden birini alarak giyinmeye başladım. Yamalı gri bir elbiseydi. Hizmetçilerimize hiçbir zaman böyle kıyafetler giydirmezdik ama sarayın dışında yaşayan yoksulların, bu kıyafetleri giydiğini biliyordum. Tenime değen bu pis kıyafetin içinde olmak ızdırap gibiydi. O soylu görüntümüz bir anda yok olup gitmişti. Gerçekten de sıradan, halktan birilerine benzemiştik.

Derin ellerini koluma sararak beni koridora çekiştirdi. "Armin çok korkuyorum. Şu giydiğimiz şeylere bak. Bundan sonra hayatımız böyle mi olacak?"

"Keşke sana güzel günlerin teminatını verebilseydim ama bir süre bu hayata alışsak iyi yaparız. Söylediklerimi unutma." Hayal kırıklığı yüzüne yansımıştı.

"Sen nasıl bu kadar kolay alışabildin anlamıyorum."

"Derin...alışmadım ama söz konusu ailelerimiz. Yaptığımız her hareket bizi ölüme götürebilir. Dikkatli olmalıyız..." Duraksadım, gözlerimi koridorda gezdirerek fısıldadım.

"Sadece isyancılara karşı değil, herkese karşı dikkatli olmalıyız. Kimseye güvenmemeliyiz."

"Elçin'den mi bahsediyorsun?"

Başımı olumlu anlamda salladım.

"Sadece o değil, kimseye güvenmeyeceğiz."

Konuşmamızı yarıda kesen koridora çıkan soylulardı. Derin'e yürümesini işaret ettim. Merdivenleri teker teker inip yemek salonuna doğru ilerledik. Bizimle beraber Artemis Koleji'nde okuyan birçok soylu yemek salonundaydı. Yüzlerinde gördüğüm karamsar ifade içler acısıydı. Bütün soylu kızlar yamalı kıyafetler giymişti. Erkekler de aynı şekildeydi. Yemek salonunun bir köşesinde yemek verilmeye başlamıştı. Derin ile birlikte sıraya girdik. Sıra hızlı bir şekilde hareket ediyordu. Çok geçmeden bize verilen tek şeyin kırmızı elma olduğunu anladım. Çemberin dışındakiler, soylulara gerçekleri anlatmak istiyordu. Yoksulluk içinde büyüdüğü o hayatlarını, bize yaşatmaktan asla geri durmayacaklardı.

Sabah öğünümüz sadece kırmızı bir elmaydı. Tam da yoksullara layıktı.

Derin öfkeyle ona uzatılan elmayı aldı. Sıra bana geldiğinde fark ettiğim şey, sabah öğünümden daha çok üzülmeme neden oldu. Elmalarımızı dağıtanlar soylu öğrencilerdi. Umutsuz bakışları sadece elmalara odaklanmıştı. Gözlerimi kaçırdım.

Derin, Eslem ve ben ilk gördüğümüz boş zemine oturduk. Masa, sandalye yoktu. Anlaşılan yemeklerimizi artık yerde yiyecektik. Bu da isyancıların bize layık gördüğü cezalardan biriydi. Elimdeki elmaya uzun uzun baktım. Midem bu haldeyken yiyemeyecektim.

"Armin herhangi bir planın var mı?" Eslem'in sesi kadife gibiydi.

"Henüz değil, düşmanımızı tanımıyoruz. Düşünsene kimin aklına gelirdi? Bir gün yüce soyluları, çemberin dışındaki yoksullar alt etmiş. Uydurma hikâye gibi geliyor kulağa." Omuzlarımı silktim.

Derin elmasını kenara koyup bağdaş kurdu.

"Dün bize gösterdiği o şey neydi? O cihaz yani..."

"Telefon." Eslem hızla cevap vermişti.

"Ülkemizde teknolojik gelişmeler yasaktır. Cezası ölüm biliyorsunuz. Bizim bile sahip olmadığımız şeylere sahipler." Derin'in cümlelerine katılıyordum. Ülkemizde teknolojik hiçbir gelişmeye yer yoktu. Diğer ülkelerle asla ilişkilerimiz gelişmemişti. Kendi halinde ülkesine hükmeden soylulardık. Yoksulların bizim için çalışması, belli bir zümreyi beslemeye yeterdi.

"İsyancılar uzun zamandır bu planı kuruyor olmalılar. Diğer ülkelerle bağlantı kurduklarını düşünüyorum ama başa geçtikleri zaman eski düzene devam edeceğimizden eminim. Çünkü onların küçük beyinleri sadece intikam peşinde. Devrim yapacak zekaya sahip değiller."

"Armin haklı ama bizi öldürmemeleri zekamızı kullanacakları anlamına gelmez mi?" Eslem'in kaygılı bakışları üzerimdeydi.

"Haklısın Eslem, bu ihtimali de düşünmeliyiz. Ama şu an susmalıyız. Bu insanların nereye kadar gittiğini bilmiyoruz. Şu an bizi dinliyor bile olabilirler."

Ayaz'ın öldürüldüğü yere gözlerim takılmıştı. Bahtsız bedeni artık orada değildi ama kanı hala duruyordu. Kanın kuruyup siyahlaştığını görmek beni mahvetmişti. Baktığım yöne doğru ilerleyen siyah çizmeler dikkatimi çekti. Uzun boylu, gece siyahı saçları ensesine kadar gelen bir erkek Ayaz'ın öldürüldüğü yerde durmuştu. Gözleri gözlerimle buluştu. Harelerimi delip geçen kömür karası bakışlar dengemi bozdu. Tek kaşını bana bakarak kaldırdı. Endişeyle gözlerimi başka tarafa çevirdim. O tehlikeli bakışların tenimde gezdiğinden emindim. İsyancılardan biri olmalıydı.

Yemek salonunu sessizliğe boğan bir hıçkırık yükseldi. Ayaz'ın öldürüldüğü yerdeki kanı temizlemesi için soylu bir kız getirmişlerdi. Karanlık saçlar yüzünü görmeme engel olsa da, bu soylunun Elçin olduğunu anlamam çok sürmedi. Islak bezle yerdeki kanı temizliyordu. Ne hissettiğini düşünmek istemiyordum. Ayaz bizim sınıf arkadaşımızdı. Ve şimdi onun kanını temizlemek korkutucuydu.

Gözlerim Dark'ı buldu. Keyifle Elçin'i izliyordu. Eğlendiğini görmek nefretimi gün yüzüne çıkardı. Bakışlarım tekrardan tenimi delicesine yakan o bakışlara yöneldi. Elçin'in başında durup, ona kanı temizlemesi için emir veren o kişiye baktım. Bakışlarını üzerimden çekmiyordu. Kimdi bu?

Yemek salonunun kalabalığı artarken nefesim daralmaya başladı. Küçük bir yerde değildik ancak bu kalabalık nefes almama engel oluyordu. Kızlara endişelenmemeleri için yalan uydurup salonun dışına çıktım. Bahçe tarafına doğru yürümeye başladım. Tahmin ettiğim gibi bahçeye uzanan kapıda, güvenliği sağlamaya çalışan isyancılar vardı. Onları göremeyeceğim bir yere geçtim. Pencereden yansıyan sonsuz özgürlüğe baktım.

Artemis Koleji, ormanın içinde bir okuldu. Bahçesinde türlü türlü çiçekler, kolejin duvarlarını saran sarmaşıklar vardı. Burası büyülü bir okuldu. Gülerek koşturduğumuz o bahçe, şimdi cehennemim olmuştu. Ailemi özlemiştim. Ne halde olduklarını bilmek bile istemiyordum. Tek dileğim hayatta olmalarıydı. Ve Emir, güneşin çocuğu Emir. Umarım hayattasındır, dualarım seninle sevgilim.

Arkamda hissettiğim kıpırtı ile hızla döndüm. Kalbim yerinden çıkacaktı. Karşımda dikilmiş, tehlikeli siyah gözlerini gözlerime mıhlamıştı. Ellerimin titrediğini belli etmek istemiyordum. Elbisemin eteklerini sıkıca kavradım.

"Armin Aydoğan...Kızıl Tilki." Etrafımda çember oluşturarak dönüyordu. Avını yakalamış bir avcı gibi beni süzdü.

İleriye doğru adım atıp bu ortamdan kaçmaya çalıştım. Güçlü elleri, bileğimi yakaladı. Bileğimdeki sızı can alıcıydı. Zayıflığıma lanet ettim.

"Ne istiyorsun benden? Kimsin sen?" Kelimelerime karışan korku tohumları beni gafil avlamıştı.

Gözlerinden anlam veremediğim bir pırıltı geçti. Dudakları tebessümle doldu.

"Senin gölgenim soylu kız. Senin nefesinim, senin teninde dolaşan o tehlikeyim." Bileklerimi arkama yerleştirip nefesini boynuma üfledi.

"Senin ölüm meleğin benim. Seni kendi ellerimle öldüreceğim ve kanını Emir'e temizlettireceğim."

Dudakları tenimde dolaştı. Neredeyse bayılmak üzereydim. Söylediği her kelime zehirli ok gibiydi, tenime saplanıyordu. Ani bir hareketle elinden kurtulup tekme attım. Dolgun dudakları şaşkınlıkla aralandı. Çapkın gülümsemesi yüzüne yayıldı.

"Kızıl Tilki düşündüğüm kadar güçsüz değilmiş. Ama..." Zemini parçalayan çizmelerinin sesi bana doğru yöneldi. Aramızda çok az mesafe bırakarak dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdı.

"Göğsün ölmek üzere olan bir kuş misali çırpınıyor. Her bir kalp atışın, nefesinin düzensizliği içindeki fırtınayı açığa vuruyor." Zayıf yönlerimden vuruyordu.

"Kimsin sen sefil yoksul?"

Çeneme yerleşen elleri acı içinde kıvranmama sebep oldu. O kadar kuvvetli sıkıyordu ki, kemiklerimin kırılması an meselesiydi.

"Poyraz Akıncı, seni elleriyle öldürecek o kişi."

Bütün mücadelemi teslimiyete bıraktım. Kendimi teslim edişim, güçlü ellerinin yumuşamasına sebep oldu. Var olan bütün gücümle tekrar bir tekme savurdum. Yıkılmadı ancak elinden kurtuldum. Keskin bakışlarımı karanlık gözlerine dikip gülümsedim. İçinde mutluluk kırıntılarına dair tek bir emare olmayan bu gülüşü ona armağan ettim.

"Bende hazineden sorumlu bürokrat Turan Aydoğan'ın kızı, Armin Aydoğan. Ölümüm yalnızca benim ellerimden olabilir, sefil bir yoksulun ellerinden değil."

Ardımda bıraktığım kin dolu bakışlar gücüme güç katmıştı. Kolay lokma değildim, olmayacaktım. Çemberin dışında kalan birkaç sefil yoksula, ülkemi bırakmayacaktım. Poyraz Akıncı...ilk cinayetim sen olacaksın.

Yemek salonuna dönen koridora doğru yürüdüm. Yakından gelen çığlık sesiyle afalladım. Derin'in sesiydi bu. Sesin geldiği yöne doğru koştum. Derin diz çökmüş, hıçkırarak ağlıyordu. Başında duran Elçin'i görmemle beraber dehşete düştüm.

Sabah bize verilen o hizmetçi kıyafetleri artık o kadar da masum değildi. Elçin'in elbisesi kana bulanmıştı. Elinde tuttuğu bıçaktan damlayan kan, bütün duygularımı yerle bir etmişti. Zemin ayaklarımdan çekilirken Derin'e doğru yaklaştım. Derin aralıksız ağlıyordu. Elçin korkuyla gözlerini bana çevirdi. Yerde hareketsiz yatan bedeni gördüğüm anda, bütün dünya üstüme yıkılmıştı.

Eslem güzel gözlerini karanlığa kapatmıştı. Göğsünden sızan kan, yamalı elbisesini koyu kırmızı renge boyamıştı. Kirpiklerimin arasından süzülen damlalar, Eslem'in kanayan yarasına doğru aktı.

Umarım bu bölümü beğenmişsinizdir. Zamanla bütün kurgu, zihninizde şekillenecek. Desteklerinizi unutmayın, iyi okumalar.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Oooooooffff, tam yerinde bitti. Eline sağlık. Yeni bölümü BÜYÜK bir heyecanla bekliyorum

    1Yanıt