Bölüm şarkısı Kaol- Beyaz ve Güzel
"Şeytan, savaşı kaybettiğini sevdiğini fark ettiği an anlayacaktı." Kollarımdaki kız bana şaşkın ve masumca baktıkça onu koruyasım geliyordu.Bu his, binlerce yıldır bana yabancıydı.“Şey… ben de memnun oldum Aiden,” dedi yavaşça.“Beni indirir misin? İyiyim.” Sesindeki sakinlik, yaşadıklarına uymuyordu.İndirmek istemedim.Ama istememek, her zaman yapabilmek anlamına gelmiyordu.Onu yavaşça yere bıraktım. Ayakları zemine değdiğinde hafifçe sendeledi.Refleksle kolumu beline sardım. “Düşme sakın.” Başını salladı.“Düşmem,” dedi.“Merak etme.”Merak ediyordum.Hem de düşündüğümden çok daha fazla.Gece serindi. Şehir, hiçbir şey olmamış gibi ışıldıyordu.İnsanlar, başlarına gelmeyen felaketlerde her zaman rahattı.“Evin nerede?” diye sordum.“Yürüyerek on dakika,” dedi.Sonra ekledi:“İstersen… ben gidebilirim.”İstersen.Ne garip bir kelimeydi.Sanki seçim hakkım varmış gibi.“Hayır,” dedim.“Seni bırakırım.”İtiraz etmedi.Yan yana yürümeye başladık. Ayak seslerimiz kaldırımda yankılanıyordu.Aramızdaki sessizlik rahatsız edici değildi; aksine, koruyucuydu.Bazı anlar vardır, konuşursan bozulur.“Okuduğun metin,” dedim bir süre sonra.“Neden onu seçtin?” Bir an durdu. Sonra tekrar yürümeye başladı.“Çünkü insanlar şeytanı suçlamayı seviyor,” dedi.“Ama aynaya bakmaktan nefret ediyorlar.”Cevabı fazla olgundu.Bir insan, bu kadar masum görünürken bu kadar net konuşmamalıydı. “Sen aynaya bakıyor musun, Lavin?” diye sordum.Bu sefer bana baktı.Doğrudan.Kaçmadan.“Bakıyorum,” dedi.“O yüzden korkuyorum.”İçimde bir şey çatladı.Sessiz bir çatlak.Ama geri dönüşü olmayan türden.Sokak lambasının altından geçtik. Yüzü aydınlandı.Teninin beyazlığı neredeyse ışığı geri yansıtıyordu.Beyaz ve güzel.Kirlenmemiş bir şey görmek, karanlığı daha da koyulaştırır.Apartmanın önünde durduk.Eskiydi.Ama ayakta duruyordu.“Buradayım,” dedi. Anahtarını çıkardı. Ellerinin titrediğini fark etti.Fark etmemi istemedi.“Lavin,” dedim.Durdu.“Bu gece olanlar,” dedim,“sıradan şeyler değildi.”Gülümsedi. Ama bu gülümseme yorgundu.“Hayatımda hiçbir şey sıradan olmadı,” dedi.“Bugün sadece… daha yüksek sesliydi.”Kapıyı açtı. İçeri girmeden önce döndü.“Bir daha görüşecek miyiz?”Soruyu sorarken cevabını istemediğini hissettim. Sanki kaderle pazarlık ediyordu.Yalan söyleyebilirdim.Ama söylemedim.“Evet,” dedim.“Görüşeceğiz.”Başını salladı.Kapıyı kapattı.Işık yandı.Perdenin arkasında silueti belirdi.Sonra kayboldu. Kapıya bakmaya devam ettim.İlk kez bir insanın kapısından ayrılmak istemedim.Cebimden sigara çıkardım.Yakmadım.Kokusu bile onu kirletebilirdi.Arkamdaki hava değişti.Bunu hissedersin.Soğuk değil; ağırdır.Dört yeni ruh.Henüz şekillenmemişlerdi ama niyetleri belliydi. Aynı açgözlülük. Aynı şehvet. Yavaşça döndüm.“Geç kaldınız,” dedim.Biri güldü.“Bizi nereye götürüyorsun?” “Eve,” dedim.“Benimkine.”Zemin çözüldü.Şehir sustu.Cehennem, çığlıkla başlamaz.Sessizlikle başlar.Ayaklarım siyah taşa bastı.Hava ağırdı.Ama sıcak değildi.Burası insanların anlattığı cehennem değildi.Ateş yoktu.Zincir yoktu.Sadece yüzleşme vardı.Dört adam önümde diz çöktü. Ama bu diz çöküş bir teslimiyet değildi.Ağırlıktı.“Burası cehennem mi?” diye fısıldadı biri.Gülümsedim.“Hayır,” dedim.“Burası hatırlama.”Yaklaştım.“Bir kızı köşeye sıkıştırdınız,” dedim. “Hatırlıyor musunuz?”Bakışlarını kaçırdılar.“Masumdu,” dedim.“Bu sizi rahatsız etti.”“Biz sadece—” diye başladı biri.“Sadece istediniz,” dedim.“Ve istediğiniz şeyin bir bedeli olduğunu unuttunuz.”Duvarlar yoktu.Ama yankılar vardı.Kendi sesleri onlara geri dönüyordu. Ağladılar. Yalvardılar.Azrail gelmedi.Gelmesine gerek yoktu.Bazı cezalar ölümle başlamaz.Bazıları hiç bitmez.Arkamı döndüm.Çığlık duymadım.Duymayacaktım.Cehennem sesle değil, pişmanlıkla beslenir.Yeryüzüne döndüğümde gece hâlâ aynıydı.Ama ben değildim.Gökyüzüne baktım.“Bu bir hata,” dedim.Ama sesim inandırıcı değildi.Lavin’in yüzü gözlerimin önüne geldi.Bakışı.Sessizliği.Beyaz ve güzel.Ve o an anladım.Şeytan savaşı kaybettiğini,tahtı yıkıldığında değil…bir insanı korumayı seçtiğinde anlayacaktı.Ben kaybediyordum.Ve bu…Hoşuma gidiyordu.
Cehennemden döndüğümde gece hâlâ aynıydı. Saat ilerlemişti ama şehir, hiçbir şey olmamış gibi nefes alıyordu. İnsanlar uyurken dünya daha dürüst olurdu. Maskeler yastıkların altına bırakılırdı. Ama ben… Ben dürüst değildim. Yürürken adımlarımın sesi bile bana yabancı geliyordu. Binlerce yıl boyunca yürümüştüm. Kaç savaş, kaç çöküş, kaç yalvarış görmüştüm. Hiçbirinde adımlarım ağırlaşmamıştı. Bu gece ağırdı. “Bu bir hata,” dedim yine. Ama kelimeler havada asılı kaldı. İnanmıyordum. Çünkü hata dediğin şey, pişmanlık getirirdi. Bende pişmanlık yoktu. Sadece… bir sızı vardı. Şeytan acımazdı. Şeytan korumazdı. Şeytan izlerdi. Ben bu gece izlemekle yetinmemiştim. Bir insanı kucağıma almıştım. Kalbinin atışını hissetmiştim. Korkusunu… masumiyetini. Ve en kötüsü neydi biliyor musun? Onu bırakırken içimde bir boşluk oluşmuştu. Bu boşluk cehenneme ait değildi. Cennete de. Bu boşluk… İnsandı. Lavin’in yüzü gözlerimin önüne geldi. Bana baktığı an. Sorularla dolu ama susmayı seçtiği an. Masumiyet, cehalet değildir. Masumiyet, karanlığa rağmen temiz kalmayı seçmektir. Ve bu… Tehlikeliydi. Durup apartmana baktım. Işık hâlâ yanıyordu. Sonra söndü. Uyumuştu. Gitmeliydim. Ama gitmedim. Bir gölge gibi yükseldim. Duvarlar beni durdurmadı. Kilitler bana hiçbir zaman engel olmamıştı. Odası sessizdi. Perdeler yarı aralıktı. Ay ışığı içeri sızıyordu. Yatağında yan dönmüş yatıyordu. Saçları yastığa dağılmıştı. Yüzü… huzurluydu. Beyaz ve güzel. Bu kadar savunmasız bir şeyi izlemek, savaş meydanlarından daha zordu. Yaklaşmadım. Dokunmadım. Sadece izledim. Uykusunda kaşları hafifçe çatıldı. Rüya görüyordu. Belki beni. Belki korkuyu. Belki henüz bilmediği kaderini. “Bilmiyorsun,” diye fısıldadım. “Henüz hiçbir şey bilmiyorsun.” Ama bilecekti. Beşinci bölümde değil… Hayat dediğiniz şeyde. Bir insan şeytanla anlaşma yapmaz. Bir insan, çaresizlikle anlaşma yapar. Ben sadece… karşısına çıkacaktım. Onu kurtardığımı sanıyordu herkes. Oysa ben… Onu yavaşça kaderine yaklaştırıyordum. Ve buna rağmen… Elim istemsizce yumruk oldu. İçimde bir şey haykırdı: Ona dokunma. Onu kirletme. Şeytan, kendine emir vermezdi. Ama o an… Verdim. “Kimse sana dokunmayacak,” dedim sessizce. “Ben izin vermedikçe.” Bu bir yemin değildi. Şeytan yemin etmez. Bu… Bir itiraftı. Geri çekildim. Gölge tekrar duvara karıştı. Odadan çıkarken son kez baktım. Nefes alışını dinledim. İnsanlar uyurken en gerçek hâllerindeydi. Ve Lavin… Gerçekti. Kapıyı ardımda kapattım. Gece beni yuttu. Artık emindim. Şeytan savaşı kaybettiğini, tahtı yıkıldığında değil… bir insanın uykusunu korurken anlayacaktı. Ve ben… Uyanık kalmayı seçmiştim.