İçeriğe geç

Cehennemin Doğuşu

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Cehennemin Doğuşu

Bölüm 1

Gİriş bölümü şeytan

Giriş bölümü: Devil in disguise "Şeytan Adem’in önünde diz çökmediğinde yeni bir başlangıca vesile olmuştu.Kendisini her şeyden üstün gördüğünde en sevdiği günah olmuştu kibir, sonra şehvet kokan bedenler geldi, haset geldi, oburluk geldi, açgözlülük geldi tembellik geldi en son ise öfke geldi. Şeytan herkesin aklına girip bunları yapmalarını sağladı insanlara. Yani insanoğlunun kendini kandırmasıydı bu nefislerine hâkim olmayıp yapmışlardı bunları. Sonrasında kendilerinin suçlu olmadığına inandırmışlardı. Sonuçta en büyük günahkâr şeytanken neden kendilerini günahkar ilan etsinlerdi ki. Bazıları güç isteği üzerine yapıyordu. Daha fazlasını istiyorlardı. Açgözlülüktü bu. İnsanların her zamanki haliydi peki cehennemde yer kalmış mıydı? Herkes kendisini üstün görürken ne bekliyorlardı? İstekleri neydi?

Şeytan onlara sadece yolu fısıldadı; yürüyen ayaklar kendilerinindi. Her biri seçimlerini kader sanarak yaşadı. Oysa kader, bahane edilen bir örtüden ibaretti. İnsan, suçunu yükleyecek bir isim bulduğunda rahatlıyordu. Ve en kolay isim, asırlardır aynıydı. İyilik, alkış istemediği sürece değerliydi; alkış beklendiğinde ise pazarlık başlardı. İnsanlar iyiliği bile bir üstünlük aracı hâline getirmişti. Kim daha çok verdi, kim daha çok göründü, kim daha çok anlatıldı… Sessiz kalanlar değil, bağıranlar hatırlandı. Şeytan buna güldü. Çünkü o, günahı süslemeyi öğretmemişti. Sadece insanın içinde çoktan var olanı gün yüzüne çıkarmıştı. Bir kıvılcım yeterliydi; yangını çıkaran el zaten titremeye hazırdı. Bazıları “bilmiyordum” dedi. Bilmemek, istememenin kibar bir şekliydi. Gözlerini kapatanlar, karanlıktan şikâyet etti. Kalbini kilitleyenler, yalnızlıktan yakındı. Herkes kaybını anlatıyor, ama vazgeçtiklerini kimse anmıyordu. En çok da masumiyet kirletildi. Masum olmak değil, masum görünmek kıymetliydi artık. Günahlar gizlendiğinde temiz sayıldı. İtiraf edenler değil, saklayanlar güçlüydü. Ve güç, adaletin yerini aldığında, doğru sessizleşti. Şeytan geri çekildi. Çünkü bu artık onun oyunu değildi. İnsan, kendi kurallarını yazmıştı. Vicdanı susturmayı öğrenmiş, suçunu paylaşacak kalabalıklar bulmuştu. Kalabalık olunca kimse kendini sorumlu hissetmiyordu. Ve o an anlaşıldı: Cehennem bir mekân değildi. İnsanın kendine benzeyenlerle kurduğu dünyaydı.

İnsanlar neden böyleler diye düşündü şeytan. Kendi verdiği vesveselerden bile daha beter fikirleri oluyordu ve bu onu korkutuyordu esasında.

Evet şeytan da korkardı.

Mesela şeytan bilemezdi korktuğu, aciz gördüğü insanlar yüzünden kendi başlattığı savaşı kaybedeceğini." Dedi hikayeyi okuyan genç kadın. Sonra derin bir nefes aldı saçları kahverengiydi ve çok masum duruyordu. Elimdeki viskiden bir yudum alıp bacak bacak üstüne attım. Şeytan hakkında dedikleri yarı yarıya doğruydu. Zaten bu metni şeytan hazırlayıp vermemiş miydi onlara? Sadece bilgilendirmek istemişti. Sakince içerideki herkesi incelemeye başladım. Bu onların son gülüşmeleriydi. Son mutlu oldukları andı.

Mutlu olmak ne kadar zordu? Neden bu kadar zorlanıyordu insanoğlu? Derin bir nefes aldım sonrasında gözüm tekrar o kadına takıldı o yaşayacaktı. Yaşatacaktım.

Şeytan bu savaşı bir kadın yüzünden kaybetmişti. Ve bunu bilen tek bendim.

Alkışlar yükseldi. İnsanlar birbirlerini pohpohluyordu. Kibir, en sessiz çürüme biçimiydi. Şeytan bu savaşı bir kadın yüzünden kaybetmişti. Ve bunu bilen tek kişi bendim. Bu… Hoşuma gidiyordu. Kadın ayağa kalktığında, beyaz gömleğimin kollarını ağır ağır sıvadım. Onunla birlikte dört adam da kalktı. Bakışlarındaki niyet, kelimelerden önce kirlenmişti. “Şu kadının güzelliğine bak…” Şehvet. En kolay günah. Bu sefer izin vermeyecektim. Kadını takip ettiler. Ben onları. Dar bir köşede önü kesildiğinde durdum. Siyah keten pantolonumun cebine ellerimi soktum. Islık çaldım. Ses, havayı ikiye böldü. “Beyler,” dedim sakince, “bugün bu yaptıklarınıza izin vereceğimi düşünmeyin.” Güldüler. Alaycıydılar. “Sen mi durduracaksın bizi?” Gülümsemem yüzümde kaldı. Uğursuzdu. Yanlarındaki boşluğa baktım. Onu hâlâ görememeleri… Komikti. Islığı bir kez daha çaldım. Birinin boynunda ince bir çizgi belirdi. Kan akmadı hemen. Önce farkındalık geldi. Bir diğeri kulaklarını kapattı. Ses yoktu ama çığlığı kendineydi. Gözleri boşluğa kilitlendi. Üçüncüsü dizlerinin üzerine çöktü. Dördüncüsü gülmeye başladı. Sonra ağlamaya. Hepsi aynı şeyi görmüştü. Azrail’i. O an anladılar. Ölüm, yaklaşmıyordu. Zaten oradaydı. Deliren adam bana baktı. Gözleri yalvarıyordu. “Sen… kimsin?” Sakince güldüm. “Ben mi?” Bir adım attım. “Ben Aiden.” Duraksadım. Sonra ekledim: “Nam-ı diğer… sizin deyiminizle şeytan.” Tanışmak için çok geçti. Kadını kucağıma aldım. Vücudu hafifti. Masumdu. Henüz kirlenmemişti. “Sonra görüşürüz beyler,” dedim. “Emin olun, sizi de aynı şekilde karşılayacağım.” Arkamızdan yükselen yalvarışlar… Beni eğlendirdi. Binanın çöküş sesi duyulduğunda, kadın kıpırdandı. Bayılmıştı. Gözlerini açtığında korku vardı ama çığlık yoktu. “Sen… kimsin?” diye fısıldadı. Şefkatle gülümsedim. Çünkü şefkat, en iyi maskeydi. “Ben Aiden,” dedim. “Memnun oldum, Lavin.” Yürümeye devam ettim. Şeytan, masum bir kızla anlaşma yapacağını henüz bilmiyordu. Ama kader dediğiniz şey… En güzel masallarını önce masumiyetle başlatır. Belki de savaşı kaybedeceğini anlar yakında şeytan.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.