İyi okumalar 🦋
__________
Minho'nun şokunu atlatması biraz uzun sürmüştü. Öyle ki bazı hastalarının randevusunu iptal ettirmek zorunda kalmıştı. Minho hayatının travmasını yaşarken Felix sadece Hyunjin'e sıkıca sarılabilmenin tadını çıkarıyordu.
Hyunjin, zor da olsa her şeyi Minho'ya anlatmıştı. İlk günden bugüne kadar olan her şeyi. Ama daha kendisi de olayları tam kavrayamamışken başkasına anlatmak baya zor olmuştu.
Minho travmasını azıcık da olsa atlattıktan sonra Hyunjin Felix'i eve bırakmış ve hemen kliniğe gitmişti. Onu bekleyen birçok tatlı hastası vardı ve şu sıralar onlarla iyi bir şekilde ilgilenemiyordu.
Öğlene doğru vardığı klinikte ne kadar istese de işlerine odaklanamamıştı. Eskiden buradan çıkmak istemezdi ama şimdi aklı Felix'in yanında kalıyordu.
Onu evde yalnız bırakmak hoşuna gitmiyordu. Kendi başının çaresine bakacak durumda değildi ama bir taraftan içinde bir yerlerde de eve gittiğinde onu evde bulamamak korkusu vardı.
Felix iyileştikten sonra bu korkusu daha da artmıştı. Çünkü artık tamamen iyi olduğu için istediği zaman çekip gidebilirdi.
Bu yüzden Hyunjin akşam eve gittiğinde bu konuyu detaylı bir şekilde Felix'le konuşacağını kendisine söz vermişti. Tabi ondan sonra da evin kurallarını yarı zamanlı kedisine öğretmesi gerekiyordu. Yoksa bu gidişle evin altı üstüne gelecekti.
Sonunda saat 7 olduğunda Hyunjin hızlı bir şekilde kliniği temizleyip, eşyaları toplamış ve arabasına atlayarak eve doğru yol almıştı.
Normalde klinik evden pek de uzakta olmadığı için arabasıyla değil yürüyerek giderdi ama artık işi biter bitmez eve çabucak varmak için arabası ile geliyordu.
Çok da uzun sürmeyen yolculuktan sonra arabasını parkermiş ve arka koltukta duran alışveriş poşetlerini alarak arabadan inerek evine doğdu adımladı.
Tek eli ile poşetleri tutmaya çalışırken diğer eli ile de anahtarı cebinden çıkarmış ve kapıyı açmıştı. Havalar da giderek daha da soğuduğu için dışarıda uzun süre durmak insanı kesinlikle hasta ederdi.
Hyunjin eve girdiğinde ışıkların kapalı olmasını beklemiyordu. Felix'e ışıklar açıkken evde dolanmasını da öğretmesi gerekiyordu.
Aslına bakarsan Felix'e öğretilecek şeylerin listesini tutması gerekiyordu...
Elinde zorlukla tuttuğu poşetleri kenara bırakmış ve montunu çıkardıktan sonra ayaklabılarını çıkarmak için yere eğilmişti.
O sırada tatlı, sarışın bir kedi ile burun buruna gelmeyi beklemiyordu tabi.
Hyunjin tatlı bir şekilde gülümsemiş ve kedinin başını okşamıştı. Küçük kedi ise hemen mırıldanarak yere yatmış ve sırt üstü dönerek göbeğini açmıştı daha fazla temas için.
Büyük beden daha fazla sırıtarak yumuşak tüylerle kaplı olan göbeği mıncırmış ve tam o anda aydınlandığı için telaşa kapılarak kalçasının üstüne yere düşmüştü.
Hyunjin az önce sevdiği kedinin aslında kedi değil Felix olduğunu anlamıştı biraz geç olsa da. Hayır buna hazır değildi hala bu olanları kabullenmiş değildi.
Felix ise umursamadan hala sırtı yerde patileri havada duruyordu göbeğinin okşanması için. Ama Hyunjin'in temasları kesilince dönerek arka patilerinin üzerine oturmuş ve başını yana doğru eğerek yerde oturan Hyunjin'e bakmıştı.
Biraz şaşırmış gibi gözüküyordu? Neye şaşırmıştı ki acaba?
Sarı kabarık tüylü kedi bu sefer başını diğer tarafa eğmiş ve daha dikkatli bakmıştı Hyunjin'in yüzüne. Yakışıklı yüz ağzı açık bir şekilde ona bakıyordu.
Felix büyüğünden göz temasını kesmeden sol patisini kaldırmış ve birkaç kez yalayarak yemizlemişti. Küçük patisini sağlam görmeyi özlemiş olmalıydı.
Hyunjin ise gözleri sonuna kadar açık bir şekilde kaşısındaki tatlılığa bakıyordu. Minik kedi patisini yaladıktan sonra başını Hyunjin'in bacağına sürtmüş ve tam o sırada yerde duran poşetleri görmüştü.
Acaba içinde neler vardı ki?
Hemen kısa patileri ile hızlı hızlı poşetlere ilerlemiş ve sırayla tek tek başını poşetlerin içine sokmuştu. Sonunda balık kokusu aldığı poşeti birkaç kez daha koklamış ve bir saniye bile beklemeden atlayarak poşetin içine girmişti.
Vay canına bu poşetin içi fazlasıyla genişmiş...
Felix poşetin içine girdiğinde balık kokusunu unutmuştu çünkü poşetin içinde tüylü bir şey vardı? Tam arkasında duruyordu??
Küçük olan arkasına doğru zıplamıştı küçük tüylü şeyi yakalamak için ama hemen o zıpladığında tüylü şey de kaçmıştı. Kaşlarını çatmış ve tekrar zıplamıştı. Artık arkasında dolanan küçük tüylü şeyi yakalamak için poşetin içinde dönerek koşmaya başladığında bir çift kol sayesinde havaya kaldırılmıştı.
H: "O senin kuyruğun Felix"
Felix kolların sahibinin Hyunjin olduğunu anladığında büyük ellerin içine yerleşmiş ve başını Hyunjin'in koluna sürtmeye başlamıştı.
H: "Tanrım kalpten gideceğim. Böyle vücut değiştirmene asla alışamayacağım"
Sarışın kedi aniden hareketlerini durdurmuş ve kaşlarını çatarak Hyunjin'e bakmıştı. Ne demek alışamayacağım? Felix çoktan alışmıştı bile Hyunjin'e.
Küçük kedi biraz kıpırdanmıştı büyük ellerin arasında sonra da zıplayarak yere atlamıştı. Hyunjin Felix'i yerden almak için eğildiğinde aniden çıplak bedenle karşılaştığı için gözlerini kapatarak geri geri adımlamıştı.
F: "Alışamayacak mısın? İstemiyor musun yani beni?"
Hyunjin eli ile gözlerini kapatmaya çalışırken Felix ayağa kalkmış ve dolu gözleri ile Hyunjin'e doğru adımlamıştı. Büyük beden hemen askılıkta duran uzun montunu almış ve Felix'in etrafına sarmıştı.
Zaten küçücük olduğu için büyük mont tüm vücudunu sarmıştı.
H: "Öyle değil Felix"
Büyük olan derin bir nefes almıştı. Gerçekten birbirlerine alışmak zaman alacaktı.
H: "Sadece her gün normal hayatımda insan ve kedi vücudu arasında geçiş yapabilen birisi ile karşılaşmıyorum. Buna alışamayacağım"
Felix umursamaz bir şekilde omuzlarını kaldırmış ve dudaklarını büzerek bakışlarını Hyunjin'den alıp yere bakmıştı.
F: "Gitmem mi gerekiyor şimdi?"
Küçük olan mırıldanarak bakışlarını yerden kaldırmadan kısık, fazlasıyla kısık bir tonda konuşmuştu.
Tamam buraya ilk geldiğinde tek istediği tedavi olmak ve sonrasında gitmekti. Kesinlikle gitmeyi düşünüyordu.
Ama şimdi Hyunjin'in kollarının arasına bu kadar alışmışken gitmek aklının ucundan bile geçmiyordu. Hem kısa sürede insan olmaya da fazlasıyla alışmıştı. Çok uzun süre kedi olarak yaşamak onu yormuştu ve böyle istediği zaman insan vücuduna geçmek onu daha da rahatlatıyordu.
Ama şimdi Hyunjin ona alışmamışsa eğer onunla kalması doğru muydu ki?
Büyük beden bir anda sarışını kucaklamış elini bacaklarının altından geçirerek mont ile birlikte kucağına almıştı. Felix ise düşmemek için tek kolunu hemen Hyunjin'in omzuna atmıştı.
H: "Önce üzerine bir şeyler giyindirelim. Sonra konuşalım tamam mı bebeğim?"
...
Hyunjin aldığı malzemeleri dolaplara yerleştirirken Felix de tezgahın üzerinde oturarak, ayaklarını sallayarak bir sağ elinde tuttuğu balık kekinden bir de sol elinde tuttuğu balık kekinden ısırık alıyordu.
Büyüğünün mutfakta bir o tarafa bir bu tarafa gidişini de gözleri ile dikkatli bir şekilde takip ediyordu.
Sonunda Hyunjin eti de buzluğa yerleştirdikten sonra tezgahta oturan sarışına doğru dönmüştü. Yine yanakları dolu bir şekilde iki eliyle yiyordu. Sanki birisi her an ondan yemeğini çalacakmış gibi...
Hyunjin gülümseyerek Felix'e yaklaştı ve tam önünde durarak sarı yumuşak saçları okşamıştı. Felix de hemen belini dikleştirerek başını kaldırmış ve biraz daha sürtünmüştü Hyunjin'in eline.
Sevilmeyi, başının okşanmasını çok seviyordu. Özellikle de onu seven kişi Hyunjinse...
H: "Şimdi evdeki bazı kuralları konuşma zamanı gelmiş"
Felix hemen yanaklarında depoladığı kekleri çiğnemeyi durdurmuş ve iri gözleri ile Hyunjin'in gözlerine bakmıştı. Ne gibi kurallar?
H: "Kural bir: birbirimizi bırakıp gitmek yok"
_____________
Kural iki: götten ağzıdan sikmek serbest














