İyi Okumalar 🦋
_____________
~hyunjin~
Kolumun üzerinde uyuyan bedenin, yüzüne dağılmış sarı tutamlarını parmağımla dikkatli bir şekilde kulağının arkasına sıkıştırdım.
Çok güzeldi, sabah güneşi yüzüne vurunca daha da güzeldi. Felix her durumda güzeldi benim gözümde.
Dün yaptığım yemeklerin hiçbirini yememişti. Aç kaldığı için de gecenin köründe kalkıp sandviç yapıp yemiştik.
Çoğu zaman iştahının olmaması normaldi ama yine de endişelenmeden edemiyordum. Sanki yemek yemezse ikisi de zarar görecekmiş gibi hissediyordum.
Yüzüne dağılan saçları düzelterek yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Gece boyunca yatakta on kere yuvarlanarak uyuyordu.
Bazen uyandığımda üzerimde oluyordu, bazen uyandığımda kafası yastığın altında oluyordu, bazen bir bakıyordum başı yataktan aşağı sarkıyor. Kollarımı sararak kendime çekiyordum.
O kadar hareketli uyuyordu ki, biraz karnı belirdikten sonra nasıl uyuyacaktı merak ediyordum. Yataktan düşmemesi için kocaman beşik falan almam gerekiyordu onun için sanırım.
Kurduğum tatlı hayaller beni gülümsetirken işaret parmağımla üzeri çillerle dolu olan minik buruna dokundum.
F: "Hyunjin"
Hemen burnunda duran elimi iterek ismimi mırıldanmış ve göğsüme sokularak yorganın altından kollarını bana sıkıca sarmıştı.
H: "Efendim güzelim"
F: "Sabah mı oldu?"
Yumuşacık saçlarına öpücük kondurarak kokusunu içime çektim ve sırtına sarılı olan elimle sıcacık vücudunu okşadım.
H: "Evet güzelim. Sabah oldu"
Başını göğsümden uzaklaştırarak gözlerini sonuna kadar açtı ve etrafına bakındı. Sonra ise boncuk gözlerini bana doğru çevirdi.
F: "İşe gitmedin mi?"
O bakışların altında ne yattığı şimdi belli olmuştu. Yanında olduğum için sabah olmadığını zannetmişti. Çünkü hep erkenden kalkıp işe gidiyordum.
F: "Neden gitmedin ki işe"
Küçük vücudunu kendime doğru daha da bastırarak alnımı alnına yasladım ve dudaklarına yumuşak bir öpücük kondurdum.
H: "Bir süre buradaki kediciğimle ilgilenmem gerekiyor ondan"
Dudaklarını birbirine bastırarak sevimli bir şekilde gülümsedi ve aynı benim gibi yaparak dudaklarımdan kaçamak bir öpücük çaldı.
F: "Hiiiç işe gitme diye hep hamile olacağım"
Bacağını, bacağımın üzerine atarak, kollarını boynuma sardı ve üzerime çıkarak sıkıca sarıldı bana.
Beni hep yanında istiyordu, ben de ondan farksızdım ama o, daha masumdu... yanında kalmam için hep hamile olmayı seçmişti. Tanrım bu çocuk beni tatlılıktan öldürecekti.
H: "Biz yine de bir çocukta duralım güzelim"
...
Felix'in isteği üzerine portakal suyunu da masaya bırakarak sandalyeme oturdum. Yatakta geçen öpücük dolu dakikalardan sonra kahvaltıya inmiştik.
Her ne kadar Felix yüzünü buruştursa da bir şeyler yemek zorundaydı. En azından bir lokma bir şey yerse rahatlayacaktım.
Kızarmış ekmeği alarak üzerine bıçak yardımı ile çilek reçeli sürdüm ve hala çatık kaşlarıyla masayı izleyen sarşınıma doğru uzattım.
H: "Aç ağzını güzelim"
Eliyle elimi iterek başını sağa sola salladı. Bir ısırık alsa tadını seveceğine emindim ama azıcık midesi bulanıyor diye hiçbir şey yememekte ısrarcıydı.
F: "Birazdan yiyeceğim"
Sakin bir şekilde başımı sallayarak bahanesini kabul ettim. Ne de olsa gözüm üzerindeydi. Birazdan yemesi için reçelli ekmeği tabağına bırakarak masada duran zeytin tabağından bir tane zeytin aldım ve ağzıma attım.
Belki ben bir şeyler yersem onun da yiyesi gelirdi. Dikkatli bakışlarını önce masada duran zeytin tabağına dikti sonra başını kaldırarak bana baktı.
Zeytinin çekirdeğini ağzımdan çıkararak dolu gözleri ile beni izleyen bedene baktım.
H: "Miden mi bulandı?"
Başını hayır anlamında sallayarak tekrar zeytin tabağına baktı, sonra yaşlarla dolu gözlerini gözlerime dikti.
Midesi bulanmıyorsa sorun neydi? Neden gözleri dolmuştu? Bir yeri mi ağrıyordu? Pişman mıydı? Ben mi üzmüştüm?
H: "Ne oldu güzelim?"
Endişeli bir şekilde sorumu sorduğumda gözünden yaşlar akmaya başladı. Ağlamasını tutmaya çalıştığı için dudakları da büzülmüştü.
Panikleyerek sandalyeden kalktım ve elimi yanağına yaslayarak yüzümü yüzüne yaklaştırdım.
F: "Hyunjin.. zeytin bebeğimize benziyor"
Kısık sesiyle cümlesini söyledikten sonra tekrar akmaya başladı yaşlar gözünden. Başımı masaya çevirerek siyah zeytinlere baktım. Buna mı ağlıyordu?
F: "Sen de onu yedin. Bebeğimizi yedin Hyunjin"
Gülmemek için alt dudağımı ısırarak iki elimi de yumuşak yanaklara yasladım ve burnuna öpücükler kondurdum sarışınımın.
H: "Güzelim o zeytin sadece. Tamam benzeyebilir ama bebeğimiz senin karnında"
F: "Olsun yine de benzediği için yememeliydin"
Dayanamayarak yanaklarına sulu öpücükler bıraktım ve kollarımı beline sararak küçük bedenini kucağıma aldım ve sandalyeme oturarak onu kucağıma çektim.
H: "Güzelim o makinenin mürekkep rengi. Karnındaki bebeğimiz zeytin gibi siyah değil"
Omuzlarını silkerek burnunu çekti ve başını omzuma yaslayarak derin bir nefes aldı.
F; "Olsun yine de zeytinleri yeme"
H: "Tamam küçüğüm nasıl isterse"
Masada duran zeytin tabağını kenara doğru iterek, Felix'in tabağını önüme koydum ve içindeki reçelli ekmeği alarak Felix'in dudaklarına doğru uzattım.
Bu sefer inkar etmeden ekmeği eline alarak küçücük bir ısırık aldı. Başını omzumdan kaldırmadan küçük ısırıklarıyla devam etti yemeğini yemeye.
Demek ki en başından beri kucağıma gelmekmiş derdi. Artık yemeklerimiz o kucağımdayken gerçekleşecekti anlaşılan.
Sessizce ben de yemeğimi yemeye devam ederken. Çaktırmadan birkaç lokma kahvaltılıklardan da Felix'e yediriyordum.
İkimizin de pardon üçümüzün de doyduğuna emin olduktan sonra kollarımı Felix'e sıkıca sararak sandalyeden kalktım ve küçüğümü mutfağa birleşik olan salonun koltuğuna bırakarak portakal suyunu eline tutuşturdum.
H: "Sen bunu iç ben de masayı toplayıp geleyim"
Fazla oyalanmadan masayı toplayıp, kirlileri makineye yerleştirdim. Felix'in isteği üzerine "bebeğimize" benzeyen zeytinleri dolaba koymayı unutmadım. Bu 9 ay böyle devam edecekti sanırım.
Kendim için kahve yaptıktan sonra salona geçtim ve sıcacık bardağı koltuğun önünde duran sehpaya bırakarak Felix'e baktım.
Kollarını kocaman açarak bana bakıyordu. Sarılmayı bekleyen panda yavruları gibiydi. Birazcık ısırırsam bence sorun olmazdı.
Koklarımı açarak küçük pandamı kucağıma aldım ve koltuğa oturduktan sonra yüzünün her noktasına öpücükler bıraktım.
H: "Ne kadar tatlı olduğunun farkındasın dimi?"
Utangaç bir şekilde başını sallayarak yüzünü boyun girintime gömerek sıcak dudaklarını boynuma bastırdı.
Onun tatlı kokusu burnuma dolarken, sıcak vücutlarımız birbirine yapışıkken gözlerimi huzurlu bir şekilde kapattım.
Dünyanın en mutlu insanıydım...
İkimiz de sessizlik ve huzur eşliğinde gözlerimizi kapatırken duyduğum şıngırdama sesi ile gözlerimi endişeli bir şekilde açarak etrafa bakındım.
Düşündüğüm gibi ses kapıdan geliyordu. Felix de sesi duyarak başını boynumdan kaldırdı ve kapıya doğru baktı.
Birisi kapıyı açmaya çalışıyordu. Hatta anahtarın deliğe girme sesi çok netti. Kimsede evimin anahtarı olmadığına emindim.
Aklıma ilk panikle annem gelmişti. Yaptıklarımdan sonra tekrar evime gelir miydi ki? Ya yine tadımızı kaçırmaya çalışırsa. Ama onda evin anahtarı olmadığına emindim.
Koruma içgüdüsüyle endişeli bir şekilde kollarımı sıkıca sardım Felix'in sırtına. Sonunda anahtar çevirme sesi ardından da kapının kolunun açılma sesi gelmişti.
Oturduğum yerde dikleşerek kapıya doğru baktım. Yavaşça açılan kapı beni daha da endişelendiriyordu. Etrafa bakındım telefonumu bulmak için. En hızlı bir şekilde polisi aramam gerekiyordu.
Elimi koltukta duran telefonuma attığımda kapı sonuna kadar açılmış ve kapıyı açan kişi elinde bir ton poşetlerle kendisini evin içine atmıştı.
Gördüğüm yüzle rahat bir nefes alarak sırtımı koltuğa doğru yasladım. Bu çocuk beni hasta edecekti...
J: "Felix ben sana azıcık azdır dedim git hamile kal demedi-"
_______________
Önceki bölümde Felix'in bebişinin ultrason resmine zorbalık etmişsiniz. Felix görürse hepinizi döver haberiniz olsun.
27.28.29. Bölümleri okuduğunuza emin olun lütfen.










