İyi Okumalar 🦋
_____________
J: "Felix ben sana azıcık azdır dedim git hamile kal demedi-"
Jisung içeri girerek elindeki poşetleri yere bırkatı ve koltukta kucak kucağa oturan ikiliyi gördüğünde duraksadı.
J: "Hyung sen işte değil miydin ya?"
Tatlı bir şekilde gülümseyerek kapıyı kapattı ve elindeki anahtarı pantolonunun cebine tıkıştırarak koltukta oturan ikiliye yaklaştı. Onlar hala Jisung'a anlamaz bir şekilde bakıyorlardı.
Gülümsemesini asla soldurmayan beden karşıdaki koltuğa geçerek rahat bir şekilde oturdu.
H: "Sende evim anahtarı niye var Lee Jisung?"
J: "Hangi anahtar?"
Hyunjin kaşlarını çatarak Jisung'a baktığında küçük olan hala anlamamazlıktan gelmeye çalışıyordu.
Felix ise pembeleşen yanaklarını saklamak adına Hyunjin'in kucağından inerek koltukta yanına oturdu ve yuvarlak gözleriyle bir şey anlamadığını ima etmeye çalışan bedene baktı.
J: "Sen değil miydin ya Felix evde yalnız kalmasın, git yanına diyen. Ben de kendime anahtar yaptırdım işte"
Hyunjin "bu çocuk iflah olmaz" demek ister bir şekilde başını sallayarak yanında uslu uslu oturan yarı zamanlı kediciğine baktı.
H: "Güzelim Jisung ile birkaç saat takılır mısın ben yaralı yavru köpüşe hemen bakıp geleyim."
Felix, hatırladığı yavru köpek için endişelenerek küçük ellerini Hyunjin'in bacağına yasladı ve ona taraf döndü. Yine gözleri dolmuştu.
F: "Bir şey mi oldu? İyileşmedi mi?"
Hyunjin, şefkatli bir şekilde sarı tutamları okşayarak sevgilisinin burnuna küçük bir öpücük bıraktı.
H: "Hayır güzelim. Sadece kontrol edeyim mama ve su kabını doldurup geleyim olur mu?"
Sarışın olan Hyunjin'i onayladığında uzun beden karşıda onları gözlerinden kalpler çıkarır bir şekilde izleyen bedene çevirdi.
H: "Yaramazlık yapmadan uslu uslu takılın! Bak Felix'e dikkat et Jisung!"
Jisung gülümseyerek başını salladı. Şu an Hyunjin'i dinlemiyordu bile. Karşısındaki manzarayı izlemek daha cazipti onun için.
Hyunjin eğilerek kiraz dudaklara minik bir öpücük kondurdu ve kliniğe gitmek için montunu alarak dışarı çıktı.
Felix ise ellerini önünde birleştirmiş başını önüne eğerek birleşik ellerine bakıyordu. Hyunjin gittiği için ağlayası geliyordu.
Tamam geleceğini biliyordu ama yine de onu öperek gitmişti. Artık yanında olmadığı için ona sarılamayacaktı.
Ağlamak üzere olduğu için yanan burnunu çekti.. Şimdiden özlemişti sevgilisini.
J: "Çok güzel şeyler aldım Felix! İnsan doktor eşi olunca parayı nereye harcayacağını bilemiyor ya"
Jisung koltuktan kalkarak zıplaya zıplaya demin kapının önünde bıraktığı poşetlere taraf yaklaştı ve onları alarak koltuğa Felix'in yanına oturup poşetleri yere bıraktı.
J: "Bak sen de zeki ol biraz! Çok zengin Hyunjin parasının içine sıç"
Felix, burnunu çekerek başını kaldırdı ve poşetleri kurcalayan arkadaşına baktı. Jisung sonunda aradığı şeyi bulduğu için gülümseyerek kıyafeti çıkardı ve gökyüzü mavisi zıbını sarışının gözleri önüne tutarak havaya kaldırdı.
J: "Baksana minicik ve çok tatlı. Keşke hemen doğsa"
Sarışın olan çoktan eşinin yokluğunu unutmuş bir şekilde gülümseyerek minik zıbını eline aldı. Gerçekten de küçücüktü. Bebeği bu kadar küçük mü olacaktı.
J: "Kıyafetler için biraz erken ama olsun. Ben boll boll kıyafet alacağım. Cinsiyetini bilmesek de sorun değil. Hem bence renklerin cinsiyeti yoktur istediği rengi giyer"
Jisung durmadan konuşarak poşetteki aldığı her şeyi koltuğun üzerine dökmüştü. Neredeyse gördüğü her yenidoğan bebek için olan kıyafeti almıştı.
Felix de parlayan gözleriyle teker teker kontrol ediyordu kıyafetleri. Hepsi çok şirindi. İçi kıpır kıpır olmuştu. Bir an önce bebeğini görmek ona sarılmak istiyordu.
Bir süre kıyafetleri inceledikten sonra hepsini düzenli bir şekilde katlayarak poşetlere geri koymuşlardı. Felix, Hyunjin geldiğinde hepsini ona göstermek için sabırsızlanıyordu.
Kendisi kıyafetlere bile baktığında bebeğini özlemiş, onunla tanışmak için sabırsızlanmıştı. Hyunjin'in de ne yapacağını merak ediyordu.
J: "Vee bir de bunlar varr"
Jisung şeffaf poşeti eline alıp, havaya kaldırdı mutlu bir şekilde.
J: "Bol bol malzeme aldım hadi pizza yapalım."
...
Hyunjin, kapıyı açmak için anahtarı cebinden çıkardığında aniden açılan kapıyla duraksamıştı.
Kapı açılır açılmaz ne olacağını bildiği için kollarını iki yana açarak bekledi. Saniyeler içinde kollarının arasına giren beden sayesinde gülümseyerek sıkıca sardı kollarını ona.
H: "Kediciğim özlemiş mi beni"
Felix hemen başını Hyunjin'in göğsünden kaldırmadan onaylar anlamda salladı. Birkaç saat geçmesine rağmen deli gibi özlemişti sevgilisini.
J: "O zaman Jisung kaçar"
Jisung sarılan ikiliyi daha fazla rahatsız etmemek için montunu alarak kapının önünde sarılan bedenlerin yanından zor da olsa geçerek gitmişti.
Artık Hyunjin onun bu hallerine çoktan alışmıştı. Asla bir yerde durmuyordu. Her an her yerde Jisung'u görme ihtimalleri vardı. Minho onu nasıl evde tutuyordu hiç bilmiyordu.
Uzun beden ona sıkıca sarılan küçüğünü kollarına alarak kucakladı ve içeri geçerek bacağıyla kapıyı kapatıp salona doğru adımladı.
Koltuğa oturduğunda, kucağına yerleşen kediciğinin saçlarına küçük öpücükler bırakarak sırtını okşadı. Kokusunu bile özlemişti.
F: "İyileşmiş mi yavru köpüş?"
H: "İyileşmiş güzelim. Hem de öyle güzel iyileşmiş ki barınak odasını bile dağıtmış yaramazlıktan"
Felix, gülümseyerek başını kaldırdı ve Hyunjin'in gözlerine baktı. Sevgilisi gerçekten kahramandı.
H: "Sen bir şeyler yedin mi?"
Sarışın olan yüzünü buruşturarak başını geri Hyunjin'in omzuna yasladı ve elini eşinin kaslı göğsünde gezindirerek mırıldandı.
F: "Jisung'la pizza yaptık Hyunjin"
H: "Ne güzel işte seversin sen"
F: "Güzel kokuyordu ben de yedim sonra kustum. Sonra kustum diye kustuğum kadar Jisung bana tekrar yedirdi. Şimdi hatırlayınca tekrar kusasım geliyor"
Hyunjin kahkahalara boğularak daha sıkı sardı kollarını küçük bedene. Tam da Jisung'dan beklenecek bir hareketti.
H: "Kusasın gelmesin güzelim. Ne güzel yemişsiniz bir şeyler"
Felix, bıkkın bir şekilde nefes verdiğinde onun için bunun ne kadar zor olduğunu anlıyordu Hyunjin. Ama kısa süreli bir şeydi. Bir ay sonra tekrar eski haline söneceğini biliyordu.
H: "Unutmadan güzelim bak sana ne aldım"
Hyunjin pantolonunun diğer cebinde duran telefonu eline alarak, başını kaldırmış ona heyecanlı gözlerle bakan bedenin eline tutuşturdu.
H: "Ben işteyken veya dışarıdayken bana istediğin zaman mesaj atman ve araman için"
Felix telefonu eline alarak yanaklarını şişirerek elindeki aleti incelemeye başladı. Televziyon kullanmayı seviyordu ve bu da bir tür küçük televizyondu.
Üstelik istediği zaman Hyunjin'e ulaşabilecek olmasına da mutlu olmuştu. Ama biraz kullanma işinde iyi olmadığından öğrenmesi gereken şeyler vardı.
Elindeki telefonun ekranını açarak, bulunduğu kucakta kıpırdanarak döndü ve Hyunjin'in bacaklarının arasına oturarak sırtını sevgilisinin göğsüne yasladı.
Böyle oturmayı seviyordu. Hyunjin ona arkadan sarıldığında ve tüm kaslı vücudunu sırtında hissettiğinde kalbi huzurla doluyordu.
F: "Nasıl arayacağım seni?"
Uzun beden kucağında uzun kıpraşlar sonucu rahat bir şekilde oturan küçüğünün beline sardı kollarını ve iki elini de karnına yaslayarak biraz daha kendisine doğru çekti.
Öne doğru eğilerek çenesini güzel kokulu kediciğinin omzuna yasladı ve boynuna küçük öpücükler kondurdu.
H: "Bak şimdi uygulamalar kısmına tıkla"
Felix, telefon kullanmayı öğrenmek adına Hyunjin'in dediklerini harfiyen uyguluyordu. Hyunjin ise kollarını sardığı bedenin güzel kokusunu ciğerlerine çekerek. En önemlisi de kediciğinin karnını hafif hafif okşayarak onu dikkatli bir şekilde dinleyen bebeğine anlatım yapıyordu.
Küçük kediciği ve minik zeytiniyle, ailesiyle çok mutluydu..
_______________
Geçiş bölümü.
Köpüşe üzülen bir okurum vardı. Artık üzülmesin diye onu da hikayenin bir parçası yaptık mecbur.
29. Bölümü niye kimse okumamış?







