Israr ve itiraz sonucu haktan galip çıkmıştı ve bizi eve bırakmıştı. Hepsi arabadan inerken ben de inecektim ki haktanın "nehir..." demesiyle ona döndüm.
"efendim?"
"teklifimi düşünmeyi unutma."
"düşüneceğim." Diyerek araçtam indim ve birlikte apartmana girdik. merdivenleri çıktığımızda hayru hiç evine uğramadan direkt bize gelmişti. Kapıyı açtığımda bi oh çektim.
"özlemişim yaa..."
"ben de..." diyerek bana katıldı ikiside.
birkaç saat sonra gökdeniz odasına gitmişti ve bizde hayruyla başbaşa kalmıştık. Haktanın bana söylediği şeyi şuan söylemem gerekiyordu. Ondan bir şey saklayamazdım ama aynı zamanda da vereceği tepkiden korkuyordum.
derin bir nefes verdim. "Hayru..."
hayru başını telefondan kaldırmadan "hm" dedi.
bir şey diyemedim.
sessizliğimi farkedince telefonu kapatıp bana döndü. "Bir şey mi oldu? Kolun mu ağrıyor? Gidebiliriz hastaneye."
"yok öyle bir şey değil." Dedim stresle. Ellerimle oynamaya başladım.
"ne oldu kızım korkutmasana beni."
"yok yaa... olmadı bişe..."
geldik geleli yaşadığımız şeyler hakkında konuşmuyordu bu yüzden patlamaya hazır bir bomba gibiydi.
"söyle. Söylemezsen küserim valla." Dedi çocuk edasıyla.
derin nefes alıp tek seferde söyledim. "Haktan bana iş teklifi etti."
"ne etti ne etti." Dedi şaşkınlıkla.
"iş... şirkette asistanı olmamı istyor." Dedim yavaş yavaş.
"kabul etmedin değil mi?" Dedi kaşlarını kaldırarak.
"düşüneceğim dedim"
"düşüneceksin öyle mi? Pardon da neyi düşüneceksin tam olarak? Adam sana çarpıyor kolun kırılıyor sonra seni hastaneye götürmeden muayene ettiriyor daha sonra bu adamlar yüzünden kardeşin kaçırılıyor. Sayayım mı daha?" Nefes alıp konuştu. "Sen neyi düşüneceksin tam olarak nehir?"
"hayu evet haklısın ama eğer iş bulamazsam orda çalışmak zorunda kalacağım."
hayru sinirle yüzünü ovaladı. "Hiç bir şeyin zorunda değilsin nehir. İş aramak istiyorsan ara, çalışmak istiyorsan çalış ama eğer iş bulamazsan da oraya gitme. Tehlikeli onlar nehir. Benim maaşımla geçiniriz birlikte hem ne gerek var, kardeşiz biz sonuçta."
"hayru istemiyorum biliyorsun."
"ha benim kazandığım parayı istemiyorsun ama orda gidip çalışırsın öyle mi?"
"hayru tartışmak için söylemedim... sadece..."
"sadece ne nehir?" Derin nefes alıp ellerimi tuttu. "Nehir bak adamın korumaları var hepsinin silahları var. Mafya mı belli değiller. Ya tekrar gökdeniz kaçırılırsa ya da sen, bunu göze alabilecek misin tekrar."
sustum. Hiçbir şey diyemedim.
"bu dediklerime rağmen yine orda çalışacaksan her zaman hem arkanda olurum hem yanında olurum. Hatta gerekirse de seni korumak için önünde olurum. Yalnız bırakmam seni." dediğinde gülümseyerek sarıldım o da bana sarıldı.
sabah olduğunda hayru kliniğe gitmek için erken çıkmıştı. Gökdeniz ve ben de hemen arkasından hazırlanıp çıkmıştık. 10 dakikalık yolu yürüyerek gökdenizi okuluna bıraktığımda güvenlikle gözgöze gelmiştik. ters ters bakarak "görevini yap" diyerek ayrıldım ordan.
herhangi bir caddeye girip iş aramaya başladım. Baya bir yürüdükten sonra 'garson aranıyor' yazısını görünce sonunda diyerek cafeye daldım.
kasaya gidip "bakar mısınız? İş ilanı için gelmiştim, garson aranıyormuş." Dedim.
"evet hanımefendi ama erkek garson aranıyor, maalesef."
"öyle mi? Teşekkür ederim."
"iyi günler hanımefendi."
"size de iyi günler." Diyerek çıktım. "madem erkek garson arıyorsunuz, yazın o zaman kağıda." Diye söylendim.
bu caddeeki dükkanlar bitince bir üst caddeye geçmiştim. Bakınmaya başladım. O esnada telefonum çaldı. Hayru arıyordu.
"balımm!" Dedi neşeyle.
"sende işler iyi sanırım."
"beni boşver sen de nasıl? Bulabildin mi?"
etrafa bakınarak konuştum. "Maalesef bulamadım."
"Sana iş mi yok kızım! bulursun illaki bir yer."
"inşallah hayru, inşallah."
hayrunun olduğu yerden sesler gelmeye başlayınca "hastan var galiba, sonra konuşuruz bir tanem."
"tamam canım, görüşürüz."
"görüşürüz" dediğimde telefonu kapattım ve cebime attım.
olduğum caddede bir şey yoktu. Biraz daha yürümeye karar verdim ve devam ettim.
ayaklarıma kara sular inmişti resmen!
ilerde duran dağhan holdingi görünce yolumun buraya kadar olduğunu anladım. Tam geri dönecektimki birine çarptım.
"Pardon." Dedim gülümseyerek.
"önüne baksana be!" Yakasını düzeltip bana baktı. "Neyse," dedi ve ilerledi.
Neydi bu şimdi!? Manyak adam!
ilerlemeye devam ettim. Birkaç saat sonra gökdenizin okul çıkışına gittim ve ardından eve geçtik.
birkaç saat sonra Hayru da geldiğinde hep birlikte oturup yemek yemeye başlamıştık.
"nasıldı günün?" Diye soru sordum.
"sıradan bir gün işte hastalar geldi, gitti. Asıl sen ne yaptın." Dedi.
"dolaştım ama bulamadım. Yarın tekrar bakmayı düşünüyorum. Alt sokağa bakmadım bugün, yarın da oraya bakarım."
"Anladım..."
birlikte mutfağı topladığımızda salona geçtik. Dizi izleyerek sohbet ettik ve ardından uyuduk.
sabah olduğunda yine aynı rutinleri gerçekleştirdik. Alt caddede yürümeye başladım. Birkaç dakika sonra telefonum çaldı. Kaydedilmeyen numaraydı.
"efendim."
"nehir akan siz misiniz?" Dedi karşıdaki kadın sesi.
"evet buyrun?"
"dağhan holdingin ceosu asistanlık için gelmemizi istiyor."
"iyi de ben öyle bir başvuru veya istekte bulunmadım ki."
holding ve ben öyle mi?
"ben bilgi veremiyorum hanımefendi. Gelince kendisiyle konuşursunuz."
"peki tamam." Dedim ve kapattım.
hemen hayruyu aradım.
"alo hayru. Müsait misin?"
"evet canım."
"hayru, bir kadın aradı beni. Dağhan holdinge asistanlık için çağırıyorlar."
"Şu bizim üst sokağın sonunda olan holding mi?"
"evet evet."
"numaranı nerden bulmuşlar?"
"Bilmiyorum."
"istersen git bi bak ama dikkatli ol. Normal değil çünkü birden böyle aramaları."
"tamamdır." Diyerek telefonu kapattık ve iki üst sokağa çıkıp holdinge doğru yürümeye başladım.