İçeriğe geç

CANAVARLAR AKADEMİSİ: KAYIP VARİS

Bölüm 6 · 4 dk okuma

CANAVARLAR AKADEMİSİ: KAYIP VARİS

Bölüm 6

5.BÖLÜM

Avuçlarımı yumruk yaptım ve ellerimi masanın altına sakladım. Bu bir tesadüf olmalıydı. Belki de yaşadığım olayların etkisiyle kendimi şartlandırıyordum. İnsan, hiç bilmediği bir dünyaya düşerse her şeyi yanlış yorumlayabilirdi, değil mi? En azından ben buna inanmak istiyordum.

''Asrın?''

Mira'nın sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.

''Efendim?''

''İyi misin? Birkaç dakikadır eline bakıp duruyorsun.''

''Elime bakmıyorum.''

Mira kaşlarını kaldırdı.

''Tabii. Bende masayla konuşuyordum.''

Gözlerimi devirdim ve ayağa kalktım.

''Hadi gidelim. Şu okulun neye benzediğini bir an önce öğrenmek istiyorum.''

Aslında tek istediğim şey, burada neler döndüğünü öğrenmek ve mümkünse en kısa sürede buradan kaçmanın bir yolunu bulmaktı. Ama bunu Mira'ya söyleyecek değildim.

Eğitim alanına vardığımızda karşımızda dev asa bir arena gördüm. Etrafı yüksek taş duvarlarla çevriliydi. Zeminde birbirine geçmiş semboller bulunuyordu. Tribünlerde oturan öğrenciler heyecanla konuşuyor, bazıları aşağıdaki yaratıkları işaret ediyordu. Bir dakika. Yaratıklar mı? Gözlerimi kırpıştırdım. Arenanın ortasında, zincirlerle bağlı olduğunu düşündüğüm devasa bir kurt vardı. Tüyleri gece kadar siyah, gözleri ise parlak sarıydı. Her hareket ettiğinde ayaklarının altındaki taşlar çatırdıyordu. Yanında ki kız, hayvanın yanında bir oyuncak bebek kadar küçük kalıyordu.

''Mira,'' diye fısıldadım.

''Hı?''

''Şu şey neden zincire vurulmuş?''

Mira baktığım yere döndü.

''Zincir değil onlar. Güç mühürleri.''

''Aradaki fark ne?''

''Zincirler bir şeyi tutar. Güç mühürleri ise onun ne yapabileceğini sınırlar.''

Birkaç saniye ona baktım.

''Bu açıklamanın beni rahatlattığını mı düşünüyorsun?''

Güldü.

''Birazdan daha fazlasını göreceksin.''

Tam o sırada arenanın ortasına yaşlı bir adam çıktı. Uzun gümüş rengi saçları omuzlarına dökülüyordu. Siyah cüppesinin yakasında, iç içe geçmiş üç sembol vardı. Adam elini kaldırınca bütün arena sessizliğe gömüldü.

''Canavarlar Akademisi'nin yeni öğrencileri, hoş geldiniz.''

Sesi, mikrofon olmamasına rağmen en arka sıraya kadar ulaşıyordu.

''Bugün burada yalnızca bir okula başlamıyorsunuz. Bugün, kim olduğunuzu ve kim olabileceğinizi keşfetmek için ilk adımınızı atıyorsunuz.''

Yanımdaki öğrenci heyecanla arkadaşına döndü.

''Bu yıl kaç kişi eşleşecek acaba?''

''Eşleşme mi?'' diye fısıldadım.

Mira başını bana çevirdi.

''Her öğrencinin bir yaratıkla bağ kurması beklenir. Bu bağ, gücümüzün ortaya çıkmasına yardımcı olur.''

''Yani herkesin bir canavarı mı oluyor?''

''Canavar demeyi pek sevmiyoruz. Onlar bizim yol arkadaşlarımız.''

Arenadaki kurda baktım.

''Tabii. Çok sevimli yol arkadaşları.''

Mira gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Bu sırada yaşlı adam konuşmaya devam etti.

''Ancak unutmayın. Her bağ kurulamaz. Her güç uyandırılamaz. Ve bazı kapılar açılmaları için doğru kişiyi bekler.''

Bu cümleyle beraber arenanın zeminindeki semboller ışıldadı. Bir anlığına kalbimin ritmi değişti. Sanki bir şey beni çağırıyordu. Sesini duyamıyordum ama hissedebiliyordum. Çok uzaktan gelen fısıltı gibiydi.

Buradasın.

Başımı hızla sağ sola çevirdim. Kimse bana bakmıyordu.

Sonunda.

Nefesim boğazıma düğümlendi.

''Hayır.'' diye fısıldadım.

Mira koluma dokundu.

''Ne oldu?''

''Bir şey duydun mu?''

''Neyi?''

Tam cevap verecektim ki yaşlı adam elini arenaya doğru uzattı.

''İlk denemeye başlayalım.''

Öğrenciler sırasıyla arenanın ortasına çağrılıyordu. İlk olarak sarı saçlı bir çocuk çıktı. Elini uzattığında zeminde mavi bir sembol belirdi. Ardından küçük, kanatlı bir yaratık havadan süzülerek önüne indi. Tribünlerden alkış yükseldi. Sonraki öğrencinin ellerinden su yükseldi. Bir başkası parmaklarını şıklatınca etrafında küçük taşlar dönmeye başladı. Her yeni denemede biraz daha geriliyordum. Bunların hepsi gerçekti. Kimse numara yapmıyordu.

Ve sıra bana yaklaşıyordu.

''Ben yapamayacağım.''

Mira şaşkınlıkla bana baktı.

''Neyi?''

''Şunu!'' Arenayı işaret ettim. ''Benim hiçbir gücüm yok. Hiçbir yaratıkla bağ kurmadım. Hatta buraya nasıl geldiğimi bile bilmiyorum!''

Mira'nın yüzündeki ifade değişti.

''Asrın, buraya herkes kendi isteğiyle gelmez.''

''Ne demek istiyorsun?''

cevap vermek üzereydi ki ismim yankılandı.

''Asrın!''

Bütün başlar bana döndü. Harika. Tam da ihtiyacım olan şey buydu. Yüzlerce kişinin önünde rezil olmak.

Derin bir nefes alıp merdivenlerden aşağıya indim. Her basamakta içimdeki huzursuzluk biraz daha büyüyordu. Arenanın ortasına ulaştığımda yaşlı adam beni dikkatle süzdü.

''Asrın, değil mi?''

Başımı salladım.

''Elini şu sembolün üzerine koy.''

Yerdeki dairenin ortasında, diğerlerinden farklı bir işaret vardı. İç içe geçmiş çizgiler, sanki bir şeyin etrafında dönüyordu.

İçimden bir ses elimi koymamamı söylüyordu. Ama yüzlerce göz üzerimdeydi. Elimi uzattım. Parmaklarım sembole dokunduğu anda arena karardı. Çığlıklar yükseldi.

Yerden siyah dumanlar yükselirken taşların arasından ince çatlaklar yayıldı. Ardından kulakları sağır edecek kadar güçlü bir ses duyuldu. Bir şey kükremişti. Elimi geri çekmek istedim ama hareket edemiyordum. Sanki sembol avucuma yapışmıştı. Göğsümün içinden bir şey kıpırdadı. Sonra sıcaklık...

Önce parmaklarımda, ardından kollarımda hissettim. Alevler ellerimin etrafında dönmeye başladı. Gözlerimi kocaman açtım.

''Hayır! Hayır, bunu ben yapmıyorum!''

Alevler bir anda büyüdü.

İnsanlar geri çekildi. Yaşlı adam ilk kez şaşkın görünüyordu. Mira'nın yüzü bembeyaz kesilmişti. Ve Ateş...

Ateş ayağa kalkmıştı. Bana bakıyordu. Sanki olacağını biliyormuş gibi.

Tam o sırada arenanın öbür ucundaki kapı titremeye başladı.

Bir kez.

İki kez.

Üçüncüde kapıların arkasından gelen darbe bütün zemini sarstı. Herkes sustu.

Yaşlı adam yavaşça bana döndü.

''Bu imkânsız,'' diye fısıldadı.

Alevler ellerimden çekilip göğsümün ortasında toplandı. Dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm. Başımı kaldırdığımda kapıların arasından ince bir ışık sızıyordu.

Ardından bir ses duydum. Bu kez herkes duymuştu.

''Varisim...''

Nefes almayı unuttum. Yaşlı adamın elindeki baston yere düştü.

Mira ağzını kapattı.

Ateş ise gözlerini benden ayırmadan tek bir kelime söyledi.

''Buldu.''

''Kim buldu?'' diye fısıldadım.

Bana doğru bir adım attı. Yüzündeki ifade, gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu. Korkuyordu. Ateş gerçekten korkuyordu.

''Onlar,'' dedi kısık bir sesle.

''Kim onlar?''

Ateş cevap vermedi. Çünkü arenanın devasa kapısı açılmaya başlamıştı. Ve kapının ardındaki karanlığın içinden, gözleri alev alev yanan bir yaratık bize bakıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.