Gözlerimi açtığımda pencereden süzülen güneş ışıkları yüzüme vuruyordu. Birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra dün yaşadıklarım birer birer aklıma geldi.
Yaratıklar. Alevler. Ateş. Ve kendimi Canavarlar Akademisi denilen bir yerde bulmuştum. Yatağa geri uzanıp yorganı başıma çektim.
''Hayır, hayır, hayır... Bunların hepsi kötü bir rüya olmalı.''
Gözlerimi sıkıca kapattım. Beşe kadar sayıp yeniden açtım. Tavan hâlâ aynıydı. Oda hâlâ aynıydı.
''Harika. Gerçekten harika.''
Yataktan kalkıp pencereye doğru yürüdüm. Pencereden baktığımda gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi. Dün hava karanlık olduğu için çevreyi pek inceleyememiştim. Şimdi ise Akademinin ne kadar büyük olduğunu görebiliyordum.
Binalar, yemyeşil bahçeler ve birbirine bağlanan taş yollar... Uzakta, yüksek kuleleriyle diğerlerinden ayrılan devasa bir yapı vardı. Kulelerin üzerinde parlayan semboller dikkatimi çekti. Ne olduğunu anlayamadan sembollerden biri aniden ışıldadı. Gözlerimi kırpıştırdım. Işık kaybolmuştu.
''Uykumu alamadım.'' diye mırıldandım kendi kendime.
Tam arkamı dönecektim ki aşağıdan gelen bir çığlık duydum. Hemen pencereye koştum.
Bahçede, siyah bir yaratık iki öğrencinin etrafında dönüyordu. Öğrencilerden biri elini kaldırdı ve avucunun içinden mavi ışıklar yükseldi. Yaratık bir anda durdu, ardından usulca yere uzandı. Ağzım açık kalmıştı.
''Ben neyin içine düştüm böyle?''
''İnan bana, birkaç güne alışıyorsun.''
Arkamdan gelen sesle çığlık atarak döndüm. Mira, kapının önünde kollarını kavuşturmuş bana bakıyordu.
''Bir gün kapıyı çalmayı öğrenecek misin?'' dedim, elimi göğsüme bastırarak. Gülümsedi.
''Üç kere çaldım. Sen dışarıdaki gösteriyi izlemekle meşguldün.''
Yüzümün kızardığını hissettim.
''Ne istiyorsun?''
''Öncelikle günaydın.''
''Günaydın.''
''İkinci olarak, kahvaltıya geç kalıyoruz. Üçüncü olarak da bugün seni akademiyle tanıştıracağım.''
''Bir dakika.'' elimi kaldırdım. ''Önce hazırlanmama müsaade var mı?'' dedim.
Mira kaşlarını kaldırdı.
''Tabi, hadi hazırlan.''
Dolaba yöneldim. Dün içindeki kıyafetleri gördüğümde şaşkınlığımı gizleyememiştim. Şimdi ise hangisini giyeceğime karar vermeye çalışıyordum. Elime siyah bir pantolon ve beyaz bir gömlek aldım. Üzerime geçirdikten sonra aynaya baktım. Saçlarımı parmaklarımla düzelttim ve kapıya yöneldim. Mira beni baştan aşağı süzdü.
''Fena değil.''
''Senin onayını almak için giyinmemiştim zaten.''
''Tabii ki.''
Gözlerini devirerek kapıdan çıktı.
Peşinden koridora çıktığımda duraksadım. Dün geçtiğimiz koridorun bu kadar kalabalık olduğunu fark etmemiştim. Her tarafta öğrenciler vardı. Bazıları normal görünüyordu. Bazılarının gözleri alışılmadık renkteydi. Birkaçının ise başlarının üzerinde küçük boynuzlar vardı. Bir çocuk yanımızdan geçerken omzunun üzerinden bana baktı. Gözleri bir anlığına tamamen siyaha dönüştü. Olduğum yerde durdum.
''Mira...''
''Hı?''
''Buradaki herkes böyle mi?''
''Neye göre?''
''İnsanlara göre!''
Mira kahkaha attı.
''Burada insan olmak pek yaygın bir özellik değil, Asrın.''
''Ben de fark ettim!''
Yürümeye devam ettik. Merdivenlerden aşağı inerken duvardaki tablolara göz gezdirdim. Bazılarındaki kişiler hareket ediyor, bazılarıysa kendi arasında tartışıyordu. Bir tablodaki yaşlı adam bana bakıp kaşlarını çattı.
''Yeni gelen mi?''
Başımı kaldırdım.
''Evet, benim.''
''Geçmiş olsun.''
Adam bunu söyledikten sonra arkasını dönüp tablodaki diğer insanlarla konuşmaya başladı. Kaşlarımı çatarak Mira'ya baktım.
''Az önce bana geçmiş olsun mu dedi?''
Mira'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
''Onu fazla ciddiye alma.''
''Neden?''
''Çünkü buradaki bazı insanlar, başkalarının bilmediği şeyleri biliyormuş gibi davranmayı sever.''
Cevabı içime sinmemişti. Ama daha fazla soru soramadan yemekhaneye ulaştık. Kapıdan içeri girdiğim anda uğultu kulaklarımı doldurdu. Yemeklere yönelip tabağımızı doldurduk ve bir masaya yöneldik. Tam oturmuştum ki salonun diğer ucunda bir hareketlilik başladı. Öğrenciler konuşmayı keserek kapıya döndüler. Ben de merakla baktım. İçeriye üç kişi girmişti. Ortadaki çocuk, diğerlerinden daha uzun ve yapılıydı. Turuncuya çalan saçları dağınık bir şekilde alnına dökülüyordu. Yanındaki iki öğrenci onunla konuşmaya çalışsa da onları dinlemiyor gibiydi.
Çocuğun bakışları kalabalığın üzerinde dolaştı. Sonra bana ulaştı. Bir anlığına nefesim kesildi. Beni yaratığın saldırısından kurtaran kişiydi. Ateş. Gözlerimi kaçırmak istedim ama o sırada yüzündeki ifade değişti. Beni tanımıştı. Yanındakilere bir şey söyleyip doğrudan bize doğru yürümeye başladı. Mira, önümdeki bardağı masaya bıraktı.
''Başlama yine.'' diye fısıldadı.
Şaşkınlıkla ona döndüm.
''Ne?''
Ama cevap vermedi.
Ateş masamızın önünde durdu. Önce Mira'ya, ardından bana baktı.
''Demek uyandın.''
''Hayır.'' dedim. ''Hâlâ rüya görüyorum. Sen de rüyamdaki sinir bozucu bir detaysın.''
Ateş'in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
''En azından konuşabiliyorsun. Seni biraz daha sessiz hatırlıyorum.''
''Üzerime devasa bir yaratık saldırırken sohbet etmeye fırsatım olmadı, kusura bakma.'2
Mira araya girdi.
''İkinizde daha kahvaltı etmediniz. Birbirinizi öldürmeyi öğlenden sonraya bırakabilir misiniz?''
Ateş, Mira'yı duymazdan gelerek sandalyeyi çekti. Karşıma oturdu.
''Bugün ilk dersine gireceksin, değil mi?''
''Sanırım.''
''Öyleyse sana bir tavsiye vereyim.''
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
''Dinliyorum.''
Ateş öne doğrun eğildi. Yüzündeki gülümseme tamamen kaybolmuştu.
''Bugün senden ne isterlerse istesinler, gücünü göstermeye çalışma.''
Kaşlarımı çattım.
''Ne gücü?''
Ateş birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra bakışları ellerime kaydı.
''Henüz bilmiyorsun değil mi?''
İçimde tuhaf bir huzursuzluk hissettim.
''Neyi bilmiyorum?''
Ateş cevap vermek üzereydi ki yemekhanenin üzerinde yankılanan bir ses hepimizi susturdu.
''Birinci sınıf öğrencileri, lütfen eğitim alanında toplansın.''
Ateş aniden ayağa kalktı. Bana son bir kez baktı.
''Ne olursa olsun, Asrın...''
Bir an duraksadı.
''Ateşi gördüğünde ondan kaçma.''
Ardından arkasını dönüp uzaklaştı. Olduğum yerde kalakaldım. Ateşten mi kaçacaktım? Ne demek istiyordu? O yaratığın etrafını saran alevler gözümün önüne geldi. Sonra kendi ellerime baktım. Avuç içlerimde hafif bir sıcaklık hissettim. Parmaklarımı hızla kapattım. Hayır. Bu mümkün değildi. Benim hiçbir gücüm yoktu. Öyle değil mi?
,