Gözlerimi açtığımda ilk fark ettiğim şey tavandı.
Beyazdı.
Fazlasıyla beyaz.
Birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Başım zonkluyordu. Vücudumun her yeri sanki saatlerce koşmuşum gibi ağrıyordu.
Sonra olanları hatırladım.
Okul.
Ateş.
Yaratık.
Alev.
Bir anda doğrulmaya çalıştım.
"Ah..."
Başım döndü ve tekrar yatağa yaslandım.
Etrafıma baktım.
Bir hastane odasına benziyordu.
Beyaz duvarlar, yatağın yanında duran küçük bir masa ve üzerindeki ilaçlar...
Ama bir şey garipti.
Pencere yoktu.
Kapıya baktım.
Kilitliydi.
"Harika."
Yataktan kalkıp kapıya yürüdüm. Kolu çevirdim.
Açılmadı.
Bir kez daha denedim.
Sonra bütün gücümle kapıya vurdum.
"Biri var mı?!"
Koridordan ayak sesleri geldi.
Birkaç saniye sonra kapı açıldı.
Karşımda sabah gördüğüm çocuk vardı.
Ateş.
Elinde bir bardak su tutuyordu.
Bana bakıp sakin bir şekilde,
"Uyandın," dedi.
"Sen..."
Ona doğru bir adım attım.
"Sen kimsin?"
Ateş cevap vermedi.
"Beni nereye getirdin?"
Hâlâ sessizdi.
"O şey neydi?"
Bu kez yüzündeki ifade değişti.
"Hangisi?"
"Dalga mı geçiyorsun?"
Sesimi yükselttim.
"Beni öldürmeye çalışan şey! Kocaman, tüylü, ağzından ateş çıkaran şey!"
Ateş birkaç saniye bana baktı.
Sonra kapıyı kapatıp içeri girdi.
"Onun adını burada yüksek sesle söyleme."
"Neden?"
"Çünkü burası sandığın yer değil."
Kaşlarımı çattım.
"Burası neresi?"
Ateş cevap vermeden yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.
"İnanmayacağını biliyorum."
"Neye?"
"Canavarlara."
İçimden bir kahkaha atmak geldi.
"Az önce beni neredeyse öldüren bir şey gördüm. Bana hâlâ canavarların var olduğunu mu anlatacaksın?"
Ateş başını iki yana salladı.
"Hayır."
Bana doğru eğildi.
"Sana, onların neden seni öldürmeye çalıştığını anlatacağım."
Kaşlarımı çattım.
"Dinliyorum."
"Henüz gücünün ne olduğunu bilmiyoruz. Ama onların dikkatini çekmeye başladın. Korunmasız olduğumuzda bizi avlıyorlar. Bu yüzden seni öldürmeye çalıştı asrın. Ama merak etme burada güvendesin. "
Gerçektende anlattılarına inanıyor. Ben nasıl bir yere düştüm böyle.
"Ne kullanıyorsun ateş, bana da mı verdin? Bu yüzden mı halüsinasyon gördüm? Hem burası neresi? " Aklımda bir sürü soru vardı ama ateş ağzını dahi açmıyordu.
"Ateş."
"Bak asrın inanmakta güçlük çekiyorsun anlıyorum ama bunlar gerçek. Sen özel birisin ve seni korumak için buraya getirmem gerekiyordu. "
"Burası neresi? " Bence akıl hastanesine getirdi beni ,her yer neden kilitli olsun yoksa.
"Burası canavarlar akademesi. Burda güçlerimizi öğrenir, kontrolü sağlar ve dünyayı koruruz. Tabi bizden olanları da. Şuan anlamanı beklemiyorum istersen biraz dınlen. Sonra tekrar konuşuruz. " Dedi
Arkasına dönüp ağır adımlarla kapıdan çıktı ve beni kafamdaki sorularla başbaşa bırakıp gitti.
Bir çıkış yolu bulmak için etrafa baktım ama hiçbir şey yoktu. Burası nasıl bir okul olsun ki. Penceresi bile yok!
Beni gerçekten de akıl hastanesine getirmişlerdi.
Ama neden burası bir hastaneye hiç benzemiyordu?
Yatağın üzerinden kalkıp kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı tekrar açmayı denedim.
Kilitliydi.
"Harika..."
Kapıya birkaç kez vurdum.
"Açın şu kapıyı!"
Cevap yoktu.
Tekrar vurdum.
"Beni duyuyor musunuz?"
Koridordan ayak sesleri gelmeye başladı.
Birkaç saniye sonra sesler kesildi.
Kapının diğer tarafında biri vardı.
"Ateş?"
Cevap gelmedi.
"Beni buradan çıkar!"
Yine sessizlik.
Tam geri dönecekken kapının altından bir gölge geçti.
Donup kaldım.
Gölge insan gölgesine benzemiyordu.
Sanki... dört ayaklı bir şey kapının önünden geçmişti.
Birkaç saniye sonra uzaktan bir kükreme sesi duydum.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Hayır..."
Geri geri birkaç adım attım.
Az önce gördüğüm şeyi hatırlamak istemiyordum.
Belki de gerçekten halüsinasyon görüyordum.
Belki de Ateş haklıydı.
Ama bir şeyden emindim.
Eğer burası gerçekten bir akıl hastanesiyse, neden hastalar arasında canavarlar dolaşıyordu?
