Kapının önünde birkaç saniye daha öylece kaldım. Sonra kükreme sesi tekrar duyuldu. Bu kez daha yakından.
''Tamam.''
Derin bir nefes aldım.
''Buradan çıkıyorum.''
Kapıya yönelip kolu çevirdim. Bu sefer kapı açıldı. Bir an şaşırdım.
''Az önce kilitli değil miydi?''
Koridora çıktım. Koridor tahmin ettiğimden daha uzundu. Beyaz duvarlar, kapılar ve tavandaki ışıklar... Her şey fazlasıyla düzenliydi. Ama hiç hastane gibi değildi. Ne hemşire vardı e doktor. Ne de başka bir hasta. Sessizce ilerlemeye başladım. Duvarın sonunda büyük bir pencere gördüm. Sonunda! Dışarı baktığımda ise olduğum yerde kaldım.
''Ne...''
Karşımda uzanan şey bir hastane bahçesi değildi. Devasa bir avlu vardı. Avlunun ortasında büyük bir taş yapı yükseliyordu. Kuleleri gökyüzüne kadar uzanıyordu. Duvarların üzerinde garip semboller vardı. Ve avluda... İnsanlar vardı. Bir çocuk elini kaldırmış, avucunun içinde küçük bir ateş topu döndürüyordu. Başka biri havaya sıçradığında birkaç saniye boyunca yere düşmeden duruyordu. Bir grup öğrencinin yanında ise... Az önce gördüğüm yaratığa benzeyen küçük bir canlı vardı.
Gözlerimi ovuşturdum. Bir kez daha baktım. Hâlâ oradaydı.
''Ben kesinlikle kafayı yedim.''
Arkamdan bir ses geldi.
''İlk gün herkes böyle diyor.''
Ödüm koptu. Hızla arkamı döndüm. Karşımda benden biraz büyük görünen bir kız duruyordu. Siyah saçlarını tek örgüyle arkadan toplamış. Kollarını göğsünde birleştirmiş, deniz kadar mavi gözleriyle beni inceliyordu.
''Sen kimsin?''
''Kendimi tanıtmadan önce...'' dedi.
Başını pencereden dışarı çevirdi.
''Buradan kaçmaya çalışıyorsan yanlış kapıya geldin.''
Kaşlarımı çattım.
''Ben kaçmaya çalışmıyorum.''
Kız kaşını kaldırdı.
''Tabii.'' dedi alayla.
''Gerçekten.''
''Az önce kilitli odandan çıkıp koridorda gizlice dolaşmıyordun yani?''
''Ben...''
Bir an sustum.
''Tamam belki biraz.''
Kız gülümsedi.
''Ben mira.''
Bana elini uzattı. Bir süre eline baktım. Sonra sıktım.
''Asrın.''
''Onu biliyorum.''
Elimi hemen geri çektim.
''Benim hakkımda herkes neden bir şey biliyor?''
Mira'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
''Çünkü seni bekliyorduk.''
''Siz kimsiniz? Neden beni bekliyordunuz?''
Yüzünde anlamlandıramadığım bir ifade belirdi. Dudaklarını aralayıp tekrar kapattı. İkilemde gibiydi.
''Öncelikle okula alış, sonrasında aklındaki çoğu soru cevaplanmış olacaktır. Acıkmışsındır hadi gel seni yemekhaneye götüreyim. Sonrada odanı gösteririm.''
Bir sürü soru sormak istiyordum ama cevapları Mira'dan öğrenemeyeceğimi anlamıştım. Usulca:
''Olur bende acıkmıştım zaten.'' dedim.
Mira elini hadi dercesine salladı. Bende takip etmeye başladım. Bizi farklı bir koridora soktu. Bu koridorda diğeri gibi uzundu ama burada ağırlık altın sarısı kemerlerden ve taş heykellerden oluşuyordu. Her yer göz kamaştırıcıydı. Biraz daha ilerledikçe insanlar belirmeye başladı. Galiba öğrenciydiler. Ellerinde kitap, üstlerinde cüppe gibi bir şey vardı. Ve aman Tanrım! Birkaç tanesinin yanında minik canavarlar vardı. Burası nasıl bir yerdi böyle! Mira korktuğumu anlamış olacak ki bana döndü.
''Onlardan korkmana gerek yok. Akademide güçlerimiz daha da ilerletmek için canavarlarla bağ kurarız. Onlar bizi, biz onları güçlendiririz.''
''A-ama nasıl... O-onlar canavar.'' Korkudan kekelemiştim yine.
''Nasıl insanların çoğu iyi çoğu kötü oluyorsa. Canavarlarda öyle. Kötüleri bizi öldürmeye çalışır. İyileri güçlenmemize yardımcı olur.''
''Yani evcil hayvan gibi mi?'' diye sordum utançla.
'' Evet öyle düşünebilirsin ama bunu onların yanında söyleme, alınabilirler.''
''Tamam söylemem. Peki senin canavarın var mı?'' dedim merakla.
Aklım almıyor böyle bir şeyi ama ister istemez de merak ediyordum.
''Henüz yok. Bağ kurma seremonisi bu cuma. Belki biri beni seçerse olabilir.'' dedi.
Şaşırmıştım.
''Nasıl yani? Siz seçmiyor musunuz? diye sorduğum esnada yemekhaneye girdik.
İçerisi tıklım tıklımdı. Her yerde uzun beyaz taştan masalar ve öğrenciler vardı. Çeşit çeşit yemeğin olduğu masalar vardı. O anda karnımın guruldadığını fark ettim.
''Hadi gel bir şeyler alalım.'' dedi Mira.
Onu başımla onayladım ve yemeklerin olduğu masaya doğru ilerledik. Yürürken herkesin bana bakıp fısıldaştığını fark ettim. Şu anlık aldırış etmedim. Tabağıma hızlıca bir şeyler alıp Mirayı bekledim. O da tabağını alınca hemen bir boş masaya geçip karnımızı doyurmaya başladık. Yemekler gerçekten lezzetliydi.
''Yemeğimizi bitirelim sana kalacağın odayı gösteririm.''
'' Uyandığım odada kalmayacak mıyım?'' diye sordum.
''Hayır. Orası akademinin revir kısmıydı. Odalar diğer kanatta.'' dedi.
Hafifçe başımı salladım tamam anlamında ve yemeklerimizi yemeye devam ettik.
Yaklaşık 10 dakika sonra ikimizde doymuştuk.
''Hadi gel odana gidelim.''
''Tamam.'' dedim. Ve geldiğimiz koridordan yürümeye başladık. Uzun bir yürüyüşün ardından bir kapının önünde durduk.
''Burası senin odan.''
Kapıyı açtım ve içeri girdim. Odayı inceledim. Büyük bir pencere vardı ve denize bakıyordu. Hemen yanında ise çift kişilik rahat görünen bir yatak, yatağın yanında beyaz bir komodin ve karşıda da beyaz bir çalışma masasıyla, çift kapılı bir dolap vardı. İçeride bir kapı daha vardı. Büyük ihtimalle banyodur diye düşünüp dolaba ilerledim. Kapağını açtım. İçinde çeşit çeşit kıyafet vardı. Şaşırarak Miraya döndüm.
''Akademi tüm ihtiyaçlarımızı karşılıyor.'' dedi gülümseyerek.
'' Sen biraz dinlen yarın tekrardan yanına gelip okulu gezdiririm.'' dedi.
''Teşekkür ederim Mira.'' dedim içtenlikle.
O da içtenlikle gülümsedi.
''İlk gün her zaman zordur. Merak etme alışacaksın. Şimdi dinlenmene bak.'' dedi
''Tamam yarın görüşürüz.'' dedim. El sallayıp odadan çıktı.
Bende yatağa uzandım. Tüm bu yaşadıklarım kabus gibiydi. Canavarlar, güçler , akademi...
Yarın beni neyin beklediğini merak etmeye başlamıştım. Ağır ağır gözlerim kapanmaya başladı. Düşünceler ve bilinmezlik beni çok yormuştu. Bende kendimi uykuya teslim ettim...